RSS Feed for This Post

‘Kürt yazı’ ve Kürtçülerin paradoksu

‘Kürt yazı’ ve Kürtçülerin paradoksu‘Kürt yazı’ ve Kürtçülerin paradoksu[22 Haziran 2011 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

The New York Times gazetesinin geçen cuma günkü sayısında, BDP destekli “bağımsız” vekillerden Sebahat Tuncel imzalı bir yazı vardı: “Arap Baharı, Kürt Yazı”. Tuncel, mensubu olduğu Kürt milliyetçi hareketinin talep ve şikayetlerini sıralıyor, AK Parti hükümetini de şiddetle eleştiriyordu.

Türkiye devletini veya hükümetini yeren bu gibi yazıların dış basında yayınlanmasını “memleketi dışarı şikayet etmek” diye yorumlayan ve “ihanet”ten sayan bir bakış açısı eskiden beridir vardır. Ben kuşkusuz öyle düşünmüyor, çünkü hak ve özgürlük arayışlarını “milli dayanışma”dan üstün tutuyorum. New York Times gibi küresel zeminlere adım atmanın BDP gibi katı ideolojik çevrelerde bir “açılım” yaratabileceğini dahi umuyorum.

Gelgelelim, “Türkiye’yi dışarıya şikayet etmek” yanlış olmasa da, bu şikayeti gerçek dışı argümanlarla yapmak kuşkusuz yanlış olur. Tuncel’in yazdıklarının bir kısmı ise o cinsten.

Kapanımın sebebi

Mesela, Başbakan Erdoğan’ın “Kürt açılımı”yla iyi bir adım attığını fakat sonra durakladığını anlatırken, bunu “Erdoğan’ın samimiyetsizliği”ne bağlamış. Çünkü süreç “Türk kamuoyunun açılıma verdiği desteğe rağmen” durmuşmuş!

Oysa “Türk kamuoyu”nun açılıma pek bir destek vermediğini hepimiz biliyoruz. AK Parti’nin bu işe girerken epey risk aldığını, nitekim “Habur olayı” üzerine büyük bir reaksiyonla karşılaştığını ve oy kaybettiğini de biliyoruz. PKK’ya duyulan haklı öfkenin yarattığı bu “kamuoyu psikolojisi” engeli yokmuş da, ortada sırf “samimiyetsizlik sorunu” varmış gibi göstermek, pek dürüst bir tutum değil.

Tuncel, yazısının devamında, AK Parti’nin açılımı hemen “kapatmak” için “askeri operasyonları artırdığını, öncü Kürt partisini (DTP’yi) kapattığını ve Kürt siyasetçileri tutukladığını” da yazmış.

Yani, Tuncel’e bakarsanız, DTP’yi AK Parti kapatmış!..

Türkiye hakkında bir şey bilmeyen The New York Times okurları belki inanabilir buna. Ama hepimiz DTP’yi kapatanın Anayasa Mahkemesi olduğunu, aynı mahkemenin bir yıl önce de AK Parti’ye “laikliği ihlal cezası” verdiğini biliyoruz. Dahası, AK Parti’nin geçen yıl getirdiği ve parti kapatmayı zorlaştıracak olan anayasa değişikliği önerisinin Sebahat Tuncel ve arkadaşları tarafından baltalandığını da biliyoruz.

Tek parti tutkusu

Aslında Tuncel’in yazısındaki abartılı AK Parti karşıtlığı, BDP çizgisinin son dönemdeki belirgin vasfı haline gelmiş durumda.

Burada ise tuhaf bir paradoks var: AK Parti, beğenin-beğenmeyin, Kürt sorununda Cumhuriyet tarihinin en önemli adımlarını atmış parti. Bir kitle partisi olduğu için bir taraftan Türk milliyetçiliğinin de nabzını tutuyorsa da, Kürt kimliğinin özgürleşmesi yönünde en önemli reformları o gerçekleştirmiş durumda.

Dolayısıyla, derdi “Kürtlerin özgürleşmesi” olan birisinin, AK Parti’ye olumlu bakması, eleştirilerini yapıcı bir tonda yapması beklenir. (Nitekim Irak’taki Kürt liderlerden gelen mesajlar hep AK Parti’ye destek yönünde.)

Oysa BDP açısından tek mesele Kürtlerin özgürleşmesi değil. Kürtlerin liderliğini kimin üstleneceği, istenen “kollektif haklar”ın oluşturacağı “iktidar alanı”dan kimin yararlanacağı sorusu da aynı derecede kritik. Hatta belki daha da kritik.

Bu açıdansa AK Parti, BDP açısından en büyük tehdit durumunda: çünkü Kürtlerin yarısının oyu ısrarla AK Parti’ye gidiyor. PKK hareketinin “Kürtlerin tek partisi” olma iddiası, bu yüzden havada kalıyor.

BDP’lilerin bu paradoksun yarattığı kompleksi aşması ve yapıcı bir dil kullanması lazım ki, haklı oldukları noktalar, haksızlıklarıyla gölgelenmesin. Başarabilecekler mi, göreceğiz.

Trackback URL

  1. 39 Yorum

  2. Yazan:bsm Tarih: Jun 23, 2011 | Reply

    Akyol’un; Bdp’nin Akp’ye karşıtlık çizgisinde somutlaşan bir bakışla yaklaştığı görüşüne katılıyorum.Sanırım baştan beri yani Akp’nin Kürt sorununu merkeze alan demokratik açılımı henüz başlatmadığı dönemde de,Akp ile devleti birbirinine karıştırmak gibi bir hataya düştü Dtp.Bu yanlış okuma aslında bir hatadan öte,süreçle birlikte şekil alan bilinçli bir karşıpropagandaya evrildi.Dtp’nin kapatılmasıyla onun devamı olan Bdp de kaldığı yerden bu karşıtlık politikasında ısrar etti.

    Bu karşıtlık çizgisinin pekişmesinin önemli bir nedeni kanımca Akp’nin Doğu ve Güneydoğudan oy alan/alabilen parti oluşudur.Zira demin de belirttiğim gibi Akp iktidara gelir gelmez devletin klasik resmi ideoloji ve paradigmalarının dışında daha ılımlı bir bakışın sinyalini verdi.Cumhuriyet tarihinde(Özal dönemi hariç)Kürt sorununda geneksel devlet paradiglarının aşılması, dolayısıyla Kürtlerde bir karşılık bularak Akp’ye bir sempati oluştu bölgede.Oysa bu sürpriz gelişme Bdp’nin (ve öncülü Dtp’nin)pek işine gelmedi.Böylece demokratik açılım hamlesi baştan beri sezilen bu gizli rekabeti daha da tetiklemiş oldu ve Akp’nin her ılımlı/olumlu çıkışı bu minvalde siyasi hesaplaşmayı derinleştirmiş oldu.Zira Akp’nin Kürtlerde karşılık bulan değişimciliği,her bir Kürt vatandaşın gönlünü kazanarak aldığı oy Bdp’nin oy stokunun eksilmesi anlamına geliyordu.Bdp bu hesaba odaklanarak maalesef Demokratik Açılım sürecini doğru yönetemedi.Yönetemediği gibi her olumlu adımın Akp’ye puan kazandıracağı endişesiyle her türlü demokratik reformun önünde siyasi bir bariyer misyonu üstlenmiş oldu.Gerek Demokratik Açılım olsun gerekse Anayasa değişikliğine dair gerçekleşen referandumda olsun Bdp parti çıkarını önceleyen bu tutumuyla demokrasiye katkı sunamadı.Bu psikolojiye yol açan nedenlere yukarıda değindim.Sırf Akp’yle girişilen bu siyasi rekabet uğruna hem Kürt halkının kazanımları feda edildi hem de Türkiyenin demokratikleşmesi adına adılan tarihi bir adım heba edilmiş oldu.
    Elbette bu basiretsizlik bile başlı başına bir paradokstur.Ancak Bdp’nin Akp sendromu sadece bu siyasi rekabetle de sınırlı kalmıyor.Başta da belirttiğim gibi Akp’yi sürekli devletle özdeşleştirme,devletin katı inkarcı tutumundan Akp’yi sorumlu tutma gibi bir eğilimde ısrar edildi.Öyle ki kendi muzdarip olduğu yasakçı anlayışın(parti kapatma,rejim için tehdit oluşturduğu hasebiyle kurulan komplo ve senaryolar vs)fazlasıyla Apk üzerinde estirildiğini görmezden geldi Bdp.Ne Akp’yi bitirme planı olan Balyoz Planı’nı,ne türlü muhtıraları ne de yargısı,ordusu,üniversitesi,medyasıyla Ergenekon çatısı altında birleşerek Apk’yi bitirmeye azmetmiş derin güçlerin varlığı ne yazık ki aynı kaderi paylaşan Bdp’nin pek ilgisini çekmedi.Tabi bu siyasi körlüğün(veya bilinçli duruşun)altında da yine Akp’yle girişilen siyasi rekabetin büyük payı var.
    Buraya kadar sayın Akyol’a tamamen katılıyorum.
    Atık çaresizlikten midir,Türkiyenin gittikçe karmaşıklaşan siyaset ilişkilerinden midir,yoksa gelenek haline gelen kirli siyasetin tercih edilmesinden midir bilmiyorum,bariz bir çelişki ve siyaset sığlığına çıkan bu tuhaf gerilim ve çekişme hâlâ da devam ediyor.

    Lakin koşulların yani Türkiyenin siyasi konjönkürünün yarattığı bu karmaşık dinamiklerin sonucu olsa dahi, Akp’nin en az Bdp kadar bir syasi körlüğe battığını ve en az Bdp kadar parti çıkarlarını öncelikli sorunların önüne koyduğunu da belirtelim.

    Hele son seçim öncesi Akp’nin bu tutumu iyiden iyiye açığa çıktı.Dolayısıyla başta risk almasına karşın,milliyetçi ve ulusalcı kesimlerin tepkisiyle bir “U”dönüşü yaşanmıştır Akp’de.Başlattığı açılımı sürdürmek bir yana Mhp’yle bir milliyetçilik yarışına girmiştir.Bunun da iki nedeni var.Birincisi(Akp’nin) tabanının henüz hazır olmadığı düşüncesiyle radikal çıkışlardan sakınarak oy kaybı telaşına düşmüş olmsıdır.İkincisi başı zaten yeterince dertte olduğu ulusalcı klikin tepkisini savuşturmayı daha selametli görmesidir.Bunlara,Bdp’yle olan Güneydoğu seçmeni üzerindeki hasapları da eklendiğinde Akp’nin-doğal olarak-bir savrulma yaşadığını söylemek sanırım çok da yanlış olmaz.

    Sonuç:Bu ülkede Türkiyenin yararına olsa dahi bazı dönüşümlerde kararlı bir şekilde siyasi irade koymanın koşulları henüz olgunlaşmış değil.Pek çok yorumumda siyasi bir hata olsa dahi Akp’nin içine düştüğü bu sıkışmışlık halini basit eleştiri ve karşıtlık psikolojisi dışında anlamaya çalıştım.Evet Akp gerçekten bir şeyleri değiştirmeye çabaladı ve çabalıyor.Ne var ki bu çabaya karşın Bdp’nin yerden yere vurulduğu pek çok hataya Apk’de savruluyor.Her iki partiyi de savunma gerkeçesiyle söylemiyorum bunları.Kabul etsek de etmesek de Türkiyede gelenek halini almış bazı ideolojik kalıplar her partiyi,her yapıyı zora ve hatalara sürükleyecek bir realite olarak karşımızda duruyor.Elbette bizler vatandaş olarak bunları otutup konuşacak ve gerekirse tartışacağız.Ne var ki bu eleştireler tek yanlı yapılmaktadır.Bdp’ye-ki pek çoğu haklı eleştirlerdir-yüklenilirken,yerleşik ilişki ve kanıksanmış siyaset tarzının Akp’yi de benzer siyasi hatalara sürüklendiği ıskalanmaktadır.
    Misal son dönemlerde DD’de olmak üzere Bdp adeta bir şeytanlaştırma kampanyasıyla karşı karşıyadır.Peki Bdp’nin din düşmanlığı,ırkçılığı,”ahmaklığı/serseriliği”vs işlenirken acaba arada hiç mi Akp’nin sorumsuzlukları olmadı?Neden Akp’nin milliyetçiliğe kayışı,yörünge değiştirmesi gündeme gelmiyor?Kürt sorunu bitti diyor sayın Erdoğan,peki ne oldu da sorun bitti?Sorun daha da tehlikeli boyutlara ulaşıyorken- ki,bunu yaşıyor ve görüyoruz-neden çark edildi?Resmi ideolojinin “Tekçi” söylemleriyle milliyetçiliğe oynayan Akp’nin bu ikircikli durumu neden sorgulan(a)mıyor?Varsa yoksa vay efendim Bdp statü istiyor?Peki Kıbrıs Hadisesine ne buyrulur?Yıllardır bir koz olarak elllerinde tutarak Türkiyeye baskı yapan ülkelerin ağız kokusunun çekilmesi nedendir?Statüyü geçtim bağımsız bir devlet statüsü için Erdoğan da dahil Türk siyasetçileri bu kamburla yaşamıyorlar mı?Neredeyse işgalci konuma düşmüşüz ama “milliyetçi hassasiyetler”uğruna bunca bariyere rağmen vatan sakarya edibiyatından geçilmiyor.Ama tabi unutmuştum,Orası Kıbrıs ve Türklerin!Ve tabi Türk patentli olunca yüzbinlerle ifade edilen bir coğrafyada tüm dünyayı karşısına alma pahasına bağımsız devlette ısrar edilebilir!Bir tek Kürtlerin statü mütadü laffını ağızlarına alamazlar!…Sayıları milyonları bulsa da.
    İşte bu tek yanlı,gerektiğinde hemen devlet diline angaje dil ve algı beni kahrediyor.Ve üzülerek söylüyorum bu dil beni demokrasi ve insan hakları konusunda derin bir umutsuzluğa itiyor.

  3. Yazan:MY Tarih: Jun 23, 2011 | Reply

    “Misal son dönemlerde DD’de olmak üzere Bdp adeta bir şeytanlaştırma kampanyasıyla karşı karşıyadır.Peki Bdp’nin din düşmanlığı,ırkçılığı,”ahmaklığı/serseriliği”vs işlenirken acaba arada hiç mi Akp’nin sorumsuzlukları olmadı?Neden Akp’nin milliyetçiliğe kayışı,yörünge değiştirmesi gündeme gelmiyor”

    Selam BSM,

    Simdi ADMIN panelinden baktim

    Devlet Terörü kategorisinde 54 yazi girmisiz,
    Ulus-Devlet ve asimilasyondan bahseden, tektiplestirici devleti elestiren 294 yazi var.

    çogu polis siddetini elestiren, bazisi halki itidale çagiran 10 yazi polis kategorisinde.

    Ezici çogunlugu Türk Milliyetçiligini elestiren, kurda tapanlara “köpege tapiyorsunuz” diyen 294 yazi da milliyetçilik kategorisinde.

    Yine çogunlugu Ërmeni düsmanligini, Kürdofobiyi ve Hristofobiyi elestiren 54 yazi var Irkçılık kategorisinde.

    Uzatmayayim, aralarinda çokça kesisim (bir kaç kategoriye birden giren yazi) olsa da Türk Fasizmi, Militarizm, Türk Silahli Kuvvetleri gibi kategorilerde ayrica baska yazilar var. Hepsi ortak olsa bile 300 veya 400 kez elestirmisiz Türkçüleri.

    BDP ve DTP kategorilerinde ne var? Sirasiyla 27 yazi ve 42 yazi. Hepsi de elestiri degildir tahmin ederim.

    Yani Kürtçülere vurdugumuz her tokat için Türkçülere 6, 7 belki de 8 tokat vurmusuz. Belki DEVLET, ORDU, MHP, KOMPLO TEORILERI, CHP, PKK, vs kategorilere ve tabi KEMALIZM, OZGURLUKLER’e bakilirsa bu rakam 10 kat ya da daha fazla olabilir.

    AKP, ISLAM, ISLAMCILIK, MUHAFAZAKARLIK kategorilerine bir zahmet bakanlar da göreceklerdirki sert elestirileri “bizim takima” da yöneltmisiz.

    Ama siz hâlâ DD’yi “şeytanlaştırma kampanyasıyla” suçlayabiliyorsunuz. Türk oldugum halde PKK yandasi olmakla suçlaniyorum 4 senedir. Yemedigim küfür kalmadi. Ama siz hâlâ hiç utanmadan, yüksünmeden, bizim kalbimizi kirmaktan korkmadan bu satirlari yazabiliyorsunuz.

    Sayin BSM, tras olurken aynaya bakabiliyor musunuz? Kürd Kürdü kiriyor. Ama siz BDP’li olMAyan Kürdlerin degil Kürd, insan dahi sayilmadigi bir partiyi savunuyorsunuz.

    BDP’yi şeytanlaştırma kampanyası yapmiyoruz. BDP’nin yaptiklarindan ve söylediklerinden şeytan haya ediyor.

  4. Yazan:bsm Tarih: Jun 24, 2011 | Reply

    Selam MY,

    Bold geçerek alıntıladığınız DD’ye yönelik eleştiri için kalb kırdığımı yazmışsınız.Sanırım asabanızı bozan kısmı bu.Koca yorumdan başka alıntı yapmadığınıza göre tepkiniz haksız bulduğunuz bu eleştiryedir yanılmıyorsam.Yalnız hatırlatırım şahsıma yaptığınız kişisel saldırı dozu yüksek itirazınız eleştirimi karşılamaktan oldukça uzak.

    Dikkatinizden kaçtıysa tekrar bakalım.Ne yazmışım?Cümle,…son zamanlarda DD’de olmak üzere… diye başlıyor.Yani 4 yıllık genel yazı ve yorum akışından bahsedilmiyor.İkincisi,devlet şiddeti,milliyetçilik,islamcılık vs eleştirilmiyor gibi bir itiraz yok.Çümlenin devamında Bdp’nin din düşmanlığı,ırkçılığı,”ahmaklığı/serseriliği”vs işlenirken acaba arada hiç mi Akp’nin sorumsuzlukları olmadı?denilmiş.arada ve Akp’nin sorumsuzlukları vurgusuna dikkatinizi çekerim.Burada eleştiri konusu olan,DD’nin yayın hayatına başladığı dönemin tamamını kapsamadığıı gibi, DD’nin-genel olarak-yayın anlayışı ve/veya çigisi eleştirilmiyor.Bilakis Bdp’ye yönelik eleştirilerin yoğunluk kazandığı dönem kasdedilmiş ve eksik kaldığı veya eleştiriye dahil edilmediği ima edilen de Akp’dir.

    Bu eleştiriyi doğru bulursunuz yanlış bulursunuz.Hatta haksız bulup kalp kırıcı olarak da görebilirsiniz.Bu sizin fikri tasarrufunuz.Ancak siz şiddetle itiraz etseniz de bu benim gözlemim ve bu görüşümün şimdi de arkasındayım, çünkü beni böyle düşündürmeye iten bazı izlenimlerim var.Aynaya bir de siz bakın demeyeceğim:)sadece özellikle seçime girildiği dömemde hız kazanmaya başlayan(Bdp etiketini kapsayan) yazı peryotlarına bakın.Aramızdaki fikir ayrılığı veya çatışması hakkında hakemlik adına “aynadan” çok bir fikir verebilir belki.Eğer Bdp’ye “giydirdiğiniz” birbirini takip eden yazı,video,korsan mahyacı Kamil formatlı sunumlar,görsel çalışmalar vs içinde bir tane Apk eleştirisine rastlarsanız sizden özür dilemeye hazırım.
    Peki sizce Bozkürtlük’ten din düşmanlığına, Kemalistliğinden sivil serseriliğine,insandan çıkmışlığından hayvanlaştırmaya kadar varan eleştirilerle Bdp’yi topun ağzına sürerken hiç mi Akp’nin eleştirelecek bir hatası olmadı?Acaba bu serseriliğe giden yolda hatalı olabilecekleri,bu siyaset rekabeti içinde yanlış yapmaları mümkün değil midir?

    Her neyse size şık olmayan üslubunuzla cevap vermeyeceğim.Ben utanılacak bir şey yapmadım Allah şahidimdir.Madem elinizde teknik imkanlarınız var ve yazı ve yorumları tarayabiliyorsunuz açın bakın… bakalım gerek bu müstearımla gerekse gerçek ismimle yazdığım yorumların kaçta kaçı Pkk veya Bdp/Ddp her neyse savunan yorumlarıma rastlayacaksınız?İşe bakın ki savunduğumu düşündüğünüz kesimlerden,radikal eleştirilerim nedeniyle ben de en ağır küfür ve hakaretler yedim…Ölümle tehdit edildim,ihanetçi olmakla suçlandım.Bu müstearla yazmamın nedeni de budur ve sizinle de karşı karşıya bulunduğum bu durumu paylaştım.Yine de fikir namusundan ödün vermeyeyi gücüm yettiğince ilke edindim.Ayrıca fanatik Kürt milliyetçileri dışında da görüş ayrılığı içinde olduğum her yorumcuyla yapıcı bir diyalog kurmaya azami itina göstermeye çalıştım.
    Ancak onca yazdıklarıma karşın beni bir çocuk gibi azarlama hakkı buluyorsunuz kendinizde.Elinizi vicdanınıza koyun ve bir daha düşünün utanılacak ne yaptım da bu kadar agresif bir dil kullanıyorsunuz? Eleştiriye o kadar kapalısınız ki, görüşlerinizi teyit etmediğim binde bir yorum için bile beni “ırkçı”olmakla itham ettiğinizde,sizden yaşça çok büyük olmama rağmen “utanmıyor musunuz”gibi kalb kırıcı kelimeler kullanmadım size.Peki benim de bir kalbimin bir izeti nefsimin olabileceğini düşünmeniz gerekmez mi?

    Olsun,bir anlık sinir haliyledir.Kalbiniz benim için çok değerli,siz de öyle.Kesinlikle sizi incitmeyi amaçlamamıştım.Yine de kalbinizi kırdıysam sizden hellalik diliyorum.

  5. Yazan:ali yardım Tarih: Jun 24, 2011 | Reply

    sayın bsm,
    bu sitede Türk milliyetçisi olmak Kürt milliyetçisi olmaktan zor, buna emin olun. mesela benim fikriyatımda olan biri için DD’yi sadece okuyucu olarak izlemek mümkün. çünkü ne köpeğe tapmaklığımız kalıyor ne de başka bir şey.
    AKP zaten oylarının yarısını milliyetçi muhafazakarlardan alıyor. milliyetçilerin de kırmızı çizgileri var. mesela yeni anayasa konusunda alınacak bir tavırla, AKP tek başına iktidar avantajını kaybedebilir.bir çok milliyetçinin MHP ile ilişkisi “yatağına kırgın ırmaklar” dolaylarında seyretse de, AKP’nin gayrı milli davranacağı bir yerde milliyetçilerin hepsinin durağı MHP olur. AKP de hem kendi ideolojik genetiğinden, hem de tabanından dolayı yeni anayasa ve kıbrıs gibi konularda milli duruşunu muhafaza etmek zorundadır

  6. Yazan:MY Tarih: Jun 24, 2011 | Reply

    @BSM,

    Helâl olsun.

  7. Yazan:ufuk tan Tarih: Jun 24, 2011 | Reply

    Aslında bu yazının başlığı ve konusu, her türlü azınlıklardan tüyleri diken diken olan Türkçülerin demokrasi paradoksu olmalıydı.Çünkü dil milliyetçi,devleti kollayan ve öven bir yazı.Diğerleri nasıl Osmanlıya biat etmişse ,Türk devletine de etmek zorundadır anlamı çıkan bir yazı.

  8. Yazan:bsm Tarih: Jun 24, 2011 | Reply

    Sayın Ali Yardım Bey,

    bu sitede Türk milliyetçisi olmak Kürt milliyetçisi olmaktan zor, buna emin olun.

    Aslında işaret ettiğiniz zorluk Kürt milliyetçisi ya da Türk milliyetçisi olmaktan kaynaklanmıyor.Bana göre tartışmayı bir şekilde tıkayan asıl etken fikir ayrılık(lar)ıdır.Yani sitede farklı görüşlerin önünde kısıtlayıcı bir engel ya da sansür olmamakla beraber tartışma şeklinden doğan bir baskı sözkonusu.Açıkçası Kemalisti,Milliyetçisi(Türk veya Kürd),sosyalisti,solcusu-sağcısı,liberali-muhafazakarı…her görüşten insan fikrini açıklayabiliyor.Ne var ki bu anlamda bir serbest kürsü olmasına karşın,farklı fikirlerin devam etmesi,sürükleyicili pek mümkün olmuyor.İşte asıl sıkıntı buradadır.Çünkü fikrini açıklamaktan bin pişman olan bir okur tam da dediğiniz gibi okumakla sınırlıyor kendini ve köşesine çekiliyor.Bu tür bir sessizlikte karar kılan okur grubunun böylesi bir tercihe yönelten en önemli neden ise,çoğunlukla görüşlerinden ötürü”ne dediğinden çok” “kim olduğu üzerinden” bir hesaba çekilmesidir.Bilemiyorum öyle bir noktaya gelinmiş ki peşinen şucu bucu diye etiketlenmemek adına galiba bir yemin metniyle kişinin kendini temize çıkararak samimiyetini kanıtlaması icap ediyor.Akp’yi eleştirdiniz Ergenekoncusunuz,Türk devletini eleştirirsiniz Kürtçüsünüzdür!Ergenekona dikkat çekersiniz işbirlikçi,sorosçu;Kürtçülerin yanlışlarına değinirsiniz Türkçü/faşist vs;başörtüsü özgürlüğünü savunursunuz takunyacı,irticacı…işsizlik/yoksulluk/yolsuzluk mu dediniz en iflah olmaz anarşist,komünist!Ya hu bir fikre itiraz etmek ya da farklı bir görüşte bulunmak için ille de bir ideolojinin güdümünde olunduğu,bir örgütün elemanı olunduğu anlamına mı gelmeli?Fikir fikirdir,katılır veya katılmasınız.Yani fikir ve düşünceler kimseyi şucu bucu yapmamalı.Neticede doğrudur veya yanlıştır hepsi bu kadar.
    Ancak dediğim gibi maalesef bu etiketleme anlayışı henüz aşılmış değil.
    Fakat bir şey daha var.Bu anlattığım genel bir durum.Bir tek site yöneticileri için söylemiyorum.Gerçi benzer sıkıntı site yöneticileriyle okurlar arasında da yaşanmıyor değil ama bu bakış açısında bir dönüşüm yaşanmadığı sürece korkarım yöneticisi de,okuru da aynı baskıyı hissetmeye devam edecek gibi görünüyor.Misal sırf benim baskıcı tavrımdan ötürü bir daha yazmamaya karar veren yorumcular biliyorum.Yaptığımdan bin pişmanım.Keşke kendilerini bıktıracağıma ortak bir paydada buluşmak adına daha yapıcı bir dilde ısrarlı olabilseydim diyorum.Hepimiz sonuçta insanız ve beşeri kusurlarımız var diye kendi kendime teselli olmaya çalışıyorum ama misal zıt görüşlere sahip olduğum sizin gibi yorumcuların eksikliğini de duyumsuyor ve bunu gerçekten bir kayıp sayıyorum.

    Yine de sesinizi duymak güzel.Arada yazın.Bunu içtenlikle söylüyorum.Sonuçta az biraz gönül koymalar olsa da çatışan fikirler olsun,bizler değil.

    Apk’nin milli politikaları konusundaki görüşlerinize gelince;katılıyorum, mevcut dünya konjünktürü ve Türkiyenin iç dinamikleri arasındaki ilişki çerçevesinde-yani realist-bakıldığında,Akp ve Milliyetçi/muhafazakar partilerin “milli duruş”larını “muhafaza etme zorunluluğu” gibi bir reailite belki de kaçınılmaz gibi duruyor.Ben gerçekçi bir insanım.Politik duruşum ve/veya idealim milli hassaiyetlerle,devletçi anlayışla pek örtüşmemekle beraber bu geçekliği az çok anlamaya çalışıyorum.Ancak milli hassasiyetler,ulus devlet varlığı/güvenliği,etnik statüler bu anlamda henüz itibar edilen olmazsa olmaz ise bunun Kürtler tarafından talep edilmesine de şaşmamak gerekir.
    Dolayısıyla kaç zamandır anlatmaya çalıştığım budur.Benim bir birey olarak ne staüye,ne Kürtleri temsilen bir bağımsız devlete gereksinimim yok.İzmir’de yaşıyorum.Neredeyse doğma büyüme buralıyım.Çocuklarım iyi okullarda okuyabiliyor.Ticaretle uğraşıyorum,yaşam standartlarım da çok kötü değil.Amiyane tabirle dümenim iyi.
    Ne var ki benim bir vatandaş olarak yaşama bakışımla yaşam devam etmiyor.Açıkçası dışımızdaki dünya kendi yasasıyla işliyor.Bütün bu kavga anlamsız diyebilirsiniz.Ki ben de aynısını düşünüyorum.Statü,öerklik,federasyon vs karın doyurmaz,ne de adalet tesis edebilir dersiniz,eyvallah.Ve bütün bunlar biz bireylerin dışında belleğimize kazınan şeylerdir,birey ve insanı öncelemeyen,bizim dışımızda,bizi temsil etmeyen,gerçek taleplerimizle örtüşmeyen bir güç ve iktidar savaşıdır derseniz bunu da kabul ederim.Ancak gelgelelim,dediğim gibi biz tek tek bireyler hayata bu pencereden bakıyoruz diye hepimizi bir şekilde etkileyen bu çatışma,bu ayrışma,bu sonu gelmeyen çekişme kendiliğinden bitmiyor ve bitmeyecek.
    Hep söyledim ve söylemeye devam edeceğim,önümüzde iki seçenek var:Ya bu ateşi söndürecek bir formül bulacağız,ya da bir 30 yıl daha çocuklarımızı bu sorunla yaşamanın içine iteceğiz.
    Bakın sabah akşam Bdp’ye “insanlıktan çıkmış hayvan”diye küfretmekle bu sorun çözülmeyecek.İnanın eğer çözümün iksiri bu olsaydı işimin gücümün arasında bir ibadet gibi ben de bazı sözcükleri tekrarlamaya adardım kendimi.Ama olmuyor işte.Her nasıl olduysa bu toplumun arasına bir nifak girmiş.Çözüm nedir derseniz elimde bir çözüm belgem yok.Ama şunu biliyorum ki kırmızı çizgilerimizi ne kadar sorgular ve aşabilirsek işin yarısına gelmiş olacağız.Kısacası burada Akp’yi tartışmaya dahil etmemin nedeni,bu henüz aşamadığımız algılardan ötürüdür.Apk veya diğer partiler milli hassasiyetler adına en ufak bir adımdan dahi çekinirken Kürtleri ulusalcı/nasyonalist tehlikelere karşı uyarmak bana ne adil ne de mantıklı geliyor.Ha,ulus-devlet,nasyonalizm vs bu kadar tehlikeliyse-ki tehlikeli-önce Kürtlerin kendilerini güvende hissedebilecekleri,varsa olumsuz psikolojileri bunu minimize edecek demokratik reformlar yapılmalıdır.Özetle soyut algılar bir hastalık olarak kabul ediliyorsa, hastalığı “bize göre onlara göre” değil,kökten tedavi edecek bir şeyler yapılmalı.Aksi takdirde herkes kendine göre haklı kalacak ve düşmanlık ve çatışma kaçınılmaz olarak devam edecektir.
    Budur söylediğim.Fakat maalesef doğru anlatmasını bilemedim.
    Saygılarımla.

  9. Yazan:Kayhan Kömürcü Tarih: Jun 24, 2011 | Reply

    İyi akşamlar arkadaşlar, Sayın BSM’e bir sorum olacak, şimdiden teşekkür ederim vereceği cevap için. “Statü” derken BDP ne demek istiyor? Nüfus kâğıtlarımızda “islâm” yazdığı gibi bir “statü” satırı mı olacak? Yani nüfus kâğıdımıza bakan bizim Kürt, Türk, Arap vs olduğumuzu anlasın diye mi bu statü? Yoksa nedir?

  10. Yazan:çuvaldız Tarih: Jun 25, 2011 | Reply

    Ha,ulus-devlet,nasyonalizm vs bu kadar tehlikeliyse-ki tehlikeli-önce Kürtlerin kendilerini güvende hissedebilecekleri,varsa olumsuz psikolojileri bunu minimize edecek demokratik reformlar yapılmalıdır.(bsm)

    Yukarıda yazdıklarınıza mukabil bir Kürt çıkıp size aşağıdaki cümleyi yazarsa şayet siz…?

    Bizi güvenmediğimiz Türkler yönettiği sürece bizler Kürt olarak(statü eksikse Kürtlük de tamam olamıyor-muş!) kendi kendimizi yönetmediğimiz sürece güvende değiliz ve olamayız!

  11. Yazan:bsm Tarih: Jun 25, 2011 | Reply

    Sayın Kayhan Kömürcü,

    Üzülerek söylemeleyim ki yazdıklarımdan, sadece “Bdp yanlılığı” gibi bir kanaate varmış olduğunuz anlaşılıyor.Sorunuz gayet mantıklı ve yerinde, ancak soruş şeklinizde, beni, Bdp’yi koşulsuz savunmaya yöneltecek bir tuzak seziyorum.Niyetiniz bu değilse de okuduğunuz yorumlarımdan bir “kafa kağıdı”analizine takılmış olmanız böyle bir intibaya yol açıyor.Oysa dikkatlice okursanız hiçbir yorumumda “statü”ya da da benzerini olmazsa olmaz bir gereklilik olarak değerlendirmiş değilim.Eğer görüşlerimi yeterince ifade edemeişsem yenileyeyim:Birincisi Bdp’li değilim.İkincisi Bdp’nin siyaset biçimini benimsemiyorum.Üçüncüsü devlet,ulus,kimlik,ideoloji gibi insanları soyut kavramların tutsağı yapan kollektif algılar bana oldukça ters.Dördüncüsü devrimler,sistem ve rejimlerin-konumuzla alakalı olarak “staü”ler vb’nin- ne demokrasi ne adalet ne de hakça ve onurluca bir yaşamın temini/tesisi adına yegane kurtuluş reçeteleri olabileceklerine inanmıyorum.
    Bilemiyorum meramımı ideoloji üstü farklı bir kanaldan anlatmak istediğimi daha nasıl açıklayabilirim?Açıkçası Kürt sorununa elden geldiğince gerçekçi bakmaya çalışıyorum.Derdim taraf olmak,nalıncı keseri gibi Kürtlerin tarafından yontmak değil.
    Bu bakımdan ısrarla şunu söylüyorum:Statü,federasyon,bağımsız devlet,nüfus kağıdında etnik kimlik ibaresi ve daha bir yığın şey size,bana pek çoğuna anlamsız gelebilir.Ne var ki bize anlamsız gelen bu tür talepler yüzünden çeyrek asırdan beri sürmekte olan bir toplumsal çatışma var.Hâlâ de devam ediyor.Demek ki bizim anlamsız bulmamızla kendiliğinen durulmuyor.Kürtçe türküler de zannedersem oksijen kadar gerekli bir ihtiyaç değildi Kürtler için.Bugün şu statü kavramı gibi bundan belki 20 yıl öncesinde bu da anlamsız bulunuyordu.Bu “anlamsızlık” veya “gereksizlik” uğruna binlerce insan öldü,ocaklar söndü,düşmanlıklar derinleşti ama bugün serbest.Peki bunu ta o zamandan idrak edebilseydik bunca travmayı yaşar mıydık?

    Dolayısıyla statü’ye de bu açıdan bakmak gerek.Statü ya da Kürt kimliğine vurgu yapan /çağrıştıran bir takım taleplerin tepeden tabanın yönlendirilmesi olarak değerlendirebilirsiniz.Bdp’nin Kürtleri yönlendirmesi diyebilirsiniz,Kürtlerin böyle bir talebi yoktur diyebilirsiniz.Ama unutmayın yönetmeye talip unsurlar ile halk arasında yaşanan etkileşimde bu böyledir.Ermineler Osmanlıya karşı ayaklandığında bütün Ermeni halkının kurulu düzenlerini bir çırpıda gözden çıkarabildiklerini mi düşünüyorsunuz?Ya da ne bileyim ABD, binlerce km.uzaktaki bir devleti işgal ettiğinde bu acaba tüm ABD vatandaşlarının arzusunu mu yansıtır?İsarail ile Filistin halkı arasında yıllardır süren kanlı çatışmalar da salt İsrail halkı ile Filistin halkının yarattığı bir maraza olmasa gerek…Mesele ne yahudi müslüman çatışmasıdır ne de halkların savaşıdır.Bakın işlemekte olan bir dünya yasasından sözettim önceki yorumlarımda.Kısacası sorun kendilerini sorumlu gören elitlerin birbiriyle kavgasıdır.Onlar gaz verir halk da bir şekilde bu kavganın hem parçası hem ortağı olmak durumunda kalır.Budur dünyanın işleyen yasası.Ve bugün Kürtlerle Türkler veya Kürtlerle Devlet arasındaki gerilim de bu gerçekliğin simetriğidir.Siz ne kadar Bdp yanlış yoldadır,halkı menipüle ediyor deseniz de “karşı yaka”da sandığınızdan farklı bir manzara vardır.Kabul etsek de etmesek de işte bu gerilim Kürt halkının yüklü bir kesimini Bdp’ye bağlamış durumdadır.Tabi bu eğilime sıcak bakmayan Kürtler de var ve bu kesim neredeyse Bdp’ye inanmış/taraf olmuş Kürtlerle eşit sayıdadır.Kısacası Kürtler düşünce itibariyle homojen olmamakla birlikte bugün Bdp’yi(veya Pkk’yı)Kürtler adına sözcü kılan bir realite vardır.Gittikleri yol yanlış olsa bile sesleri daha yüksek çıkıyor ve daha etkilidirler.Burada bir parantez açayım,hattızatında bugün tartışmakta olduğumuz hadisenin kaynağında işte bu güç dengesi yatıyor.Yorumlarımda-daha öncekilerde-özellikle bu noktaya işaret ettim.Yani sorunu asıl besleyen etken,Bdp veya Pkk dışında bölgede etkili olabilecek bir alternatif iradenin olmayışıdır.Varsa da cılızdır.Bölük pörçük ve parçalıdır.Sorunun özelinde alternatif duruş sergileyecek STK’lar yeterli değildir.Örneğin,Diyarbakır’da Devlet şiddeti kadar Pkk şiddetini-de- protesto edebilecek görkemli yürüyüşler olmasını hayal ederim hep.Olmamıştır.Neden olamıyor?Çünkü halkı etrafında birleştirecek demokratik örgütlülük yok,özgür düşünce ortamı yok.Sadece Pkk’nın teksesliği ve hakimiyetinden de kaynaklı değildir bu-ki Pkk’nın sindirmesi suskun iklimin oluşmasında küçünsenecek bir faktör değil-Bizatihi karşıtlık üzerine inşa edilen bu gerilimli ortam -doğal olarak-insanları taraf olmaya yöneltiyor.Dikkatinize sunmak istiyorum, bu boşluğun bir türlü kapanmamasından olsa gerek bugün bölgede STK temsilcisi iddiasında olanlar ya Chp’ye geçmişlerdir(Sezgin Tanrıkulu örneğinde olduğu gibi),ya da Akp içinde yeralmaktalar.Tabi bunu abartılı bulmuyorum.Ancak dediğim gibi demokrasiyi,özgür düşünce ortamını,sivil örgütlülüğü vs güçlendirebilecek özgün sivil kuruluşlar henüz yeşermiş değildir.Parantezimizi kapatalım.

    İmdi,silahların gölgesinde bir türlü kendine gelemeyen bölgede ister istemez sağlıklı bir sivil irade gelişemiyor.Gelişemediği için de bizler İzmirlerden,İstanbullardan bu halk adına doğru tercihler belirliyoruz.Oysa gerçek manada bir özgür düşünce iklimi hasıl olsaydı “statü”nün doğru ve yanlışlarını tartışacak olan bölge halkının kendisi olacaktı/böyle olması icap ederdi.Ne var ki Üniter devlete halel gelecek diye “yanlış yoldasınız” nasihatlarından geçilmiyor.

    Başta sorduğunuz soruya geleyim,peki,velev ki kimlik cüzdanında Kürt ibaresinin geçmesinde ısrarlı bir kesim var,n’etçez? elinde silahıyla bu talebi dillendirenlere imha yoluyla karşılık verme yerine acaba bu talepten Onları vazgeçirecek bir formül daha isabetli olmaz mı? Ne bileyim etnik kimlik vurgusu toplum arasında oksijen kadar kıymetli bir kutsala dönüşmüşse, gelin hep beraber bu psikolojiyi normale çevirecek çözümler üretelim.Her şey meclis çatısı altında doğru ve selametli sonuçlara çıkacak şekilde genişçe tartışılsın.Yeni sivil bir anayasa,toplum arasında süregelen bu anlamsız kutuplaşmaya son vermeye vesile olsun,çözüm üretilsin,bu kardeş kanının akması son bulsun.Budur meramım,yoksa kimlik cüzdanımda Arap mıyım,Türk müyüm Kürt müyüm diye etnik kimliğin belgelenmesiyle başım göğe ermeyeceğini,böyle bir uygulamanın topluma bir getirisinin olmayacağını ben de biliyorum.

    Saygılarımla.

  12. Yazan:Mehmet Fatih Tarih: Jun 25, 2011 | Reply

    Selamlar.
    Yazıyı yazan arkadaşında dediği bir çok kez Türk milliyetçilerine aşırı dozda eleştiri enjekte edildi bu sitede.Hatta öyle yazılar vardı ki Türk olduğumuzdan utanır hale gelmiştik:)

    Ancak ne zaman ki seçimler yaklaştı herkes ağız değiştirmeye başladı.Kaldıki seçimden öncede seçime girecek butun partiler kürt açılımını bir yana bırakarak anadolunun iç bölgelerine Türküm doğruyum çalışkanım şeklinde serenadlara başladı.

    Şimdide görüyorum ki Kürtlere özgürlük diyen yazarlar kürtlerin hışmına uğramış.Ne yazık….Yahu hani kardeştiniz güzel güzel özgürlükçülük oynuyordunuz.Ne oldu da böyle tepkiler gelmeye başladı.

    Yok yok yazdıklarımdan alınmayın .Esas dikkat çekmeye çalıştıgım konu şu ki ; devir gelir kürtçü olunur, dil serbestisi denir vs vs.İktidar sürekli değişir bu ülkede ona göre söylemlerde değişir.

    Söylemek istediğim esasen şudur ki şuraya yazı yazan çogu kesimin eşi dostu akrabası yada yakın komşusu devletin kendının de açıkladıgı açlık sınırının altında yaşar.Ha işte bu değişmez.Tarihin hiç bir dönemindede değişmemiştir.Bu yüzden Kürt kardeşlerimde yazı yazan milliyetilerde boşverin birbirinize böyle yazılar yazmayın.Bizi birbirmize kırdırmalarına izin vermeyin.Dün sol kesim bugun sağ kesim keselerini doldururlar.Ama para asla garibanın cebine girmez.Badem bıyıklarına kurban olduklarımda ,Elindeki çekicine oragına hayran olduklarım da şunu asla unutmayın.Sağ parti gelir solu gelir.İnsanlar deli gibi bunların savunuculugunu yaparlar .Bazıları nemalanır ama geneli boşuna savunur.

    Sonuç olarak bu ülkede düzende düzülende değişmez.

    Allaha emanet…

  13. Yazan:bsm Tarih: Jun 25, 2011 | Reply

    Bizi güvenmediğimiz Türkler yönettiği sürece bizler Kürt olarak(statü eksikse Kürtlük de tamam olamıyor-muş!) kendi kendimizi yönetmediğimiz sürece güvende değiliz ve olamayız!

    Yazdıklarıma niye mukabil oluyor bu cümle onu anlayamadım.

    Bakın eğer “bir Kürt” böyle bir cümle yazarsa bir kere muhatabı ben değilim.Yani muhtemelen böyle bir cümle yazılacaksa bana değil katı devletçilere atfen olabilir.Çünkü varsaydığınız “bir Kürt”e bu cümleyi yazdıran ben değil,emdiği sütü burnundan getiren cuntacı Türkiye Devleti olmalıdır(muhtemelen).Bu bakımdan bi zahmet parantez içinde modifiye ederek” bir Kürt” adına kurguladığınız cümlenin ardındaki psikolojinin cevabını başka yerlerde arayınız olur mu?

    Unutmadan,statü eksikse Kürtlük de tamam olamıyor-muş! zannedersem bu belirleme bir Kürde ait değil, sizin Kürtler adına sahiplendiğiniz bakış açısını yansıtıyor olmalı,bilmem yanılıyor muyum?Pekâlâ.Neden olmasın?Kürtlük veya hak sahibi olmanın yolu statü’ye kavuşmaktan geçmez,kabul ediyorum.Ancak statü olsa da olmasa da bu “tamamlık”dediğiniz şeyin tamamlanamadığını size hatırlatan bir yorumcuya cevap vermediniz.Neyse geçelim bu kısmı.Ve şu statü kavramını da kısa bir süreliğine kenara koyarak sorayım:Sizce Kürtler, “tamamlık”anlamını yüklediğiniz haklarına kavuşmuş mudur kavuşmamış mıdır? Bundan konuşalım.Tamamlanmış diyorsanız mesele yok.Tamamlanmamışsa neden Kürtler adına kişilik çözümlemelerine girişerek ortaya bilmece gibi sorular atıp çekiliyorsunuz?
    Ve son olarak sizce Kürtlerin Devlete güvenmemeleri çok mu garip ve anlaşılmaz?Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

  14. Yazan:K. Kömürcü Tarih: Jun 25, 2011 | Reply

    Sayın BSM, ayrıntılı cevabınız için teşekkür ederim. BDP’li olmadığınızı anladım. Barışçı sözlerinize katılıyorum. Kürtlerin haksızlığa uğradığı da tartışılmaz bir gerçek. Yine de anlamadığım bir nokta var. Son paragrafta siz « statü » konusundan ne anladığınızı söylemişsiniz. Ama BDP’nin amacı nedir, bunu söylemiyorsunuz. Yani kesin olarak, somut olarak statü nasıl uygulanacak? Kürtlere ne getirecek?

    Eskiden Kürtlerin TV ya da eğitim konusunda talepleri vardı. Bunlarda haklılardı da. Üstelik herhangi bir zamanda bunu ölçebiliriz. Yani filan şehirde Kürtçe eğitim var mı yok mu? Özel Kürtçe Tv kanalı açılabiliyor mu? Biz Türkler Kürtlere seve seve destek olduk, şahsen yürüyüşlere katıldım, imza topladım Kürtlerin hakları için. Yine olsa yaparım.

    Ama BDP “statü” derken ne istiyor? Anlamıyorum. Bunu deklare etti mi? Vatandaşları fişlemek mi amacı? Statüsü “Türk” olan bir Diyarbakırlı belediyede iş istediğinde ne olacak? Statüsü “Kürt” olan bir kadınla statüsü “Türk” olan bir erkek evlenirse çocukların statüsü ne olacak?

    Son olarak özerk bir eyalet olursa statüsü “Arap” ya da “Laz” olanlar dışarı atılır mı? BDP’nin bu tür ayrımcılığa karşi verdiği bir garanti var mı? Bunları bilmek istiyorum.

  15. Yazan:Kastamonulu Tarih: Jun 25, 2011 | Reply

    BPD galiba kenan evren ve tansu ciller zamaninda yapilan iskencelerin intikamini almak istiyor. turk irkcilarina karsi kurt irkcilari bunlar. al birini vur otekine!

  16. Yazan:tayfun Tarih: Jun 25, 2011 | Reply

    uzun bir süre yazmamıştım burda ama bazı yorumları gördüğümde dayanamadım. ‘seçimden önce bdp yerden yere vurulmuş da akp hiç eleştirilmemiş’. Allah’ın verdiği canı alma hakkını kendinde gören bir zihniyetle, toplum yararına projeler üretmeye çalışırken hatalar yapan, hem kendi coğrafyasında, hem islam ülkelerinde çözümsüz gibi görünen birçok problemin çözmüş, ya da çözülmesi için dev adımlar atmış, türkü, kürdü bir potada eritme mucizesini gerçekleştirmiş bir parti nasıl kıyaslanabilir? Bdp benim gözümde tehditkar, eli silahlı bir ÇIKAR ÇETESİnden öte birşey değildir. Akp, hatalarıyla beraber, türk, kürt, arap ve hatta uzun vadede batı için bile en ideal partidir. Arap kardeşlerimizin akpye muhabbeti, ilgisi ve katılımı her geçen gün artmaktadır. Kürt kardeşlerimizin de bu sinerjinin bir parçası olması, bütün islam aleminin menfaatinedir

  17. Yazan:bsm Tarih: Jun 26, 2011 | Reply

    Walla ne mutlu bana ki Arabı,Türkü,Lazı,Çerkezi…ne kadar Kürtlere antipati duyan tescilli milliyetçiyi varsa tekrar yorum yazmaya heveslendirecek kışkırtıcı yorumlara imza atmışım.Ben neymişim yahu,Şener Şenin “dahimiyim neyim”dediği o filmi hatırladım.Aman Tayfun bey,milliyetçi damarınızın,Kürtlere duyduğunuz derin düşmanlığın kabarmasıyla tekrar aramıza teşrif edeceğinizi bilsem inanın elimi daha çabuk tutardım.Sizin gibi kıraldan daha kralcı zavallılara sadece acıyorum biliyor musunuz?

  18. Yazan:berfin Tarih: Jun 26, 2011 | Reply

    akepe borzanlığı yapan hararetli taraftar takımı acaba son ysk komplosu hakkında ne düşünüyor.bulmuşlar bdp’yi habire günah keçisi gösteriyorlar.atış serbest nasılsa.ne oldu peki?akepeden tıs yok.bi de yangından mal kaçırır gibi atlayıverdiler.daha leb denmeden leblebi deyip bi güzel pişkince sahipleniverdiler vekilliği düşürülen hatip diclenin.ey akp şakşakçıları,akepenin o oylardan bir tanesinde hakkı olmadığ sizi insan olarak zerre kadar rahatsız etmiyor değil mi?oysa aynı kirli çorap akepenin başına örülseydi hukuk çiğneniyor diye ortalığı ayağa kaldırırdınız.hadi ordan derler.binbir hileyle bdp’den bir iki sandalye koparmaya tenezül eden bir partiden ne hayır gelir?ortadoğunun,islam dünyasının parlayan yıdızıymış,peeeeh!bırakın bu mavalları!böyle basit ayak oyunlarından medet umanlar ancak leş kargası olabilirler.

  19. Yazan:durhat Tarih: Jun 26, 2011 | Reply

    @berfin,

    Üzmeyin kendinizi,iktidarın AKP tekeline geçişini sağlayan yüzde %10 luk seçim barajı basit bir teferuatan öte bir anlam taşımıyor AKP yanlıları için.Ellerinden gelse bağımsızları sokmayacaklar meclise,siz antidemokratik uygulamalardan sözediyorsunuz.36 sandalye bile uykularını kaçırmaya yetiyor,baksanıza gemileri batmış gibi derin bir keder sarmış hepsini.Boş verin gitsin,bırakın yaslarını tutmaya devam etsin bu kendine müslümanlar.

  20. Yazan:Mehmet Bahadır Tarih: Jun 26, 2011 | Reply

    Sayın Berfin kardeşim

    oysa aynı kirli çorap akepenin başına örülseydi hukuk çiğneniyor diye ortalığı ayağa kaldırırdınız.

    Oysa YSK, AKP’nin başına çorap ördü. En başta yurtdışındaki vatandaşlarımıza internet aracılığı ile oy kullanma hakkını vermedi. Duyarlı, yurtdışındaki çoğu vatandaşlarımız Türkiyeye gelerek oy kullanmak zorunda kaldı. Bunların içinde 10.000 km yol katedip gelerek oy kullananlar da var. Ama yurtdışından oy kullananlar çok kısıtlı kaldı. (Gümrüklerdeki ve havaalanındaki sandıklardan yaklaşık % 65 civarındaki oyun AKP olduğunu hatırlatırım)

    Bir diğer çorapta YSK ‘nın illerdeki milletvekili sayılarıyla oynamasıydı. Bu sayede AKP’nin 340 civarı olan milletvekili sayısı 327’de kaldı. (% 50’ye rağmen). Oy oranıyla, meclisteki temsil oranı ayrıca tartışılabilir ama bu da bir realite olarak karşımızda duruyor.

    İlhan Cihaner’in adaylık macerası da apayrı bir muamma.

    Hatip Dicle olayına gelince, sanki seçimlerden sonra barış süreci baltalansın diye kurulmuş bubi tuzağı gibi.

    Yargıtay, Dicle hakkındaki kararı 22 Mart’ta, yani 12 Haziran seçimlerinden yaklaşık 3 ay önce kesinleştirdi. YSK ise Dicle’nin milletvekili seçilme yeterliliği taşımadığına, Dicle milletvekili seçildikten 9 gün sonra, 21 Haziran 2011’de karar verdi. Yani yargı, Dicle’nin hakkında seçimlerden üç ay önce kesinleşen mahkûmiyet kararının gereğini, üç ay sonra yaptı.

    Şimdi sormak istiyorum,
    1. Yargıtay’da kesinleşen karar üç ay boyunca nasıl oyalandı? Kim oyaladı? Neden oyaladı?

    2. Hatip Dicle’nin, mevcut yasalara göre aday olamayacağı, seçilse bile milletvekilliğinin düşeceğini avukatları da biliyordu. Onlar neden bu yolu seçti? BDP, neden yedek bir aday göstermedi, Dicle’ye verilen 70 bini aşkın oyun boşa gitmesi neden önlenmedi? Bunu yapmayan BDP’nin şimdi AK Parti’yi suçlaması ne kadar samimi?

    Sonuç : YSK, statükocu ve devletçi yapısıyla ve değişime ayak direyen inatçılığıyla aslında Ak partinin başına çorap ören bir kurum olarak karşımızda duruyor. Ve sanki derin bir yerlerden talim alıyor gibi çalışıyor mazallah… Ortada sanki ergenekonvari bir tezgah var. Dağa çıkın, silaha sarılın der gibi bir tezgah bu…

    Sorularıma makul cevabı olan varsa sevinirim…

  21. Yazan:Mehmet Bahadır Tarih: Jun 26, 2011 | Reply

    Sayın Durhat
    Siz de hak verirsiniz ki, amacım partizanlık, körü körüne birilerini savunmak değil elbette. Son yorumlarınız beni çok şaşırttı. Sanki büyük resmi göremediğiniz kanaatindeyim. Belki de birşeyleri ben göremiyorumdur. Yukarıdaki sorularıma makul bir cevabınız varsa dinlerim.

  22. Yazan:durhat Tarih: Jun 27, 2011 | Reply

    Sayın Mehmet Bahadır,

    Hayır, kesinlikle partizanlığa meylettiğini düşündüğüm grubun içinde görmüyorum sizi.Duruşunuza,ikelerinden taviz vermeyen kişiliğinize gıpta etmişimdir hep.Benim için hâlâ da öylesiniz ve bu tavizsiz duruşunuz benim için çok değerlidir.Bu bakımdan müsterih olun,eleştirilerinize asla kuşkuyla bakamam.

    Ancak takdir edersiniz ki seçim öncesi ve sönrası meseleye gs-fb fanatik taraftarları gibi yaklaşan bir kesimin olmadığı da söylenemez.Her koşulda oy sayıları üzerinden nispet yapar gibi çekişen partizanları çok gördüm.”Benim partim seninkini döver”le bir yere varılmaz.Ama dediğim gibi içi gücü bu çekişmeye teşne olan hararetli partizanlar var.Kasdettiğim kesim budur anlayacağınız.

    Son yorumlarınız beni şaşırtıyor demişsiniz,yerden göğe kadar haklısınız çünkü yorumlarım beni de şaşırtıyor.Ne yapayım böyle körü körüne taraf mantığıyla hareket edenlerden hazzetmiyorum.Hazzetmedikçe de işte sizin gibi değer verdiğim insanları dahi hayalkırıklığına uğratıyorum.

    Ancak tüm içtenliğimle söylüyorum,derdim AKP karşıtlığı üzerinden AKP’ye vurmak değil.Ne de BDP’ye koşulsuz sempati duyduğumdandır.

    Bu bağlamda yorumunuzda yer verdiğiniz kapsamlı açıklamaların tamamı kabulümdür.İnanın AKP’nin başına örülen çorapların ben de farkındayım ve kurulan tezgahları demokrasi ve hukuk adına bir kayıp olarak görüyorum.

    Lakin -bana göre-AKP,iş BDP’ye geldiğinde gerekli duyarlılığı gösteremiyor.Keşke sizin kadar duyarlı olup tavırlarını net ortaya koyabilselerdi.Ne yazık ki Bülent Arınç dışında dişe dokunur bir tavır,bir duruş gelmemiştir. Ayrıca pek çok noktada AKP,BDP’yle benzer kaderi paylaşsa da siyasi rekabet nedeniyle nalıncı keserine oynuyor.Tabi BDP’de aynısını yapıyor.Sanki karşılıkı “oh oldu”der gibi her iki kesimden de pek centilmenlik örneğine rastlanmıyor.Bu da basit ve anlaşılmaz siyasi hesapların öncelendiği anlamına geliyor.Gönül isterdi ki konu adalet olduğunda siyasi çekişmeler dışında dosdoğru tavır konabilse.Maalesef bu siyasi olgunluğun çok uzağındayız henüz.Küçük siyasi hesaplara gelince ne hikmetse işin rengi değişiyor.

    İkinci bir husus,evet,muhtemelen-her kim ve ne amaç adına tezgahlamışşa-ysk’nın bu kararı AKP’nin de başını ağrıtacak.Lakin %10 gibi bir yüksek barajda ısrar eden AKP’dir ve ysk’nın skandal kararlarınında bu uygulamanın payı olduğunu da unutmamak gerekir.Ayrıca Allah Bismillah boşalan sandalyenin mazbatasına el konması da hiç şık olmadı.En azından ilkesel olarak atlamamalıydı AKP…Örneğin boşalan sandalyeler için mini seçim yapılabirdi.Bir zaman sayın Erdoğan için yapılan seçim benzeri bir formül bulunarak hukuk kuralları içinde bir çözüme gidilebilirdi.Özcesi yeri geldiğinde AKP fırsatçılığı kaçırmıyor.Açıkçası sandığınız kadar steril değil AKP.İstemem yan cebime koy,budur.BDP’nin faturayı AKP’ye çıkarması nedeni de sanırım biraz bundandır.Sorumlu AKP değilse de gelişen olaylar evet sorumluları başka yerde aramaya yol açmış olabilir,ancak AKP’de beklenen olgunluğu göstermemiştir.

    Bir de ysk’nın seçim bölgeleriyle oynaması sonucu ve gurbetçi oylarının dağılımının AKP aleyhine işlediğini yazmışsınız.Bir tek bu kısmına katılmıyorum yorumunuzun.Tamam,son seçimlerde oy oranlarının altında/üstünde vekil sayıları çıkmadı değil ama AKP’nin %10 barajından kazandıklarının yanında sanırım bunlar deveden kulak sayılır.
    Bilemiyorum size şaşırtıcı gelen yorumlarımın nereden kaynaklandığını ne kadar paylaşabildim.Beni anladığınızı umudediyorum.
    Saygı ve selamlar.

  23. Yazan:Aylin B. Tarih: Jun 27, 2011 | Reply

    K. Kömürcü’nün sorularına BSM cevap veremiyor. Bu suskunluk cevap olarak yeterli aslında 🙂

    Statü arzusu bedava şiddet için bir bahane mi oluyor? Korkarım Milliyetçi Kürtler ülkücülerden beter. Önce kendi aralarında “temizlik” yaptılar. Bir sürü Kürt siyasetçi sindirildi. Evleri, dükkanları otomobilleri yakıldı. PKK içinde cinayetler oldu. Sanki minik stalinler yönetiyor bunları. MY’nin deyimiyle “boz-Kürt” ekibi Stalin’e çok benziyor. Önce kendi içlerinde bir temizlik, sonra da “ötekilere” bedava şiddet. Evet BSM ben de bir soru sorayım, sivil itaatsizlik mi bütün bu saldırganlık?

    Susacak mısınız yoksa uzun uzun yorumlar yazip lafı dolandıracaksınız belki yine?

  24. Yazan:bsm Tarih: Jun 27, 2011 | Reply

    K. Kömürcü’nün sorularına BSM cevap veremiyor. Bu suskunluk cevap olarak yeterli aslında

    Yeterliyse problem nedir?

    Statü arzusu bedava şiddet için bir bahane mi oluyor?

    Son cümlede rahatsız olduğunuzu dışa vurduğunuz o “uzun yorumlarda” şiddeti onaylayan bir bölüm rica etsem?

    Korkarım Milliyetçi Kürtler ülkücülerden beter.

    “Milliyetçi Kürt”tanımına kimleri dahil ettiğinizi bilmiyorum.Şayet bundan kasıt şiddet ise,evet şiddet sarmalına kendini kaptırmış bir Kürt bana göre de ülkücülerden daha beterdir.

    Önce kendi aralarında “temizlik” yaptılar. Bir sürü Kürt siyasetçi sindirildi. Evleri, dükkanları otomobilleri yakıldı. PKK içinde cinayetler oldu. Sanki minik stalinler yönetiyor bunları. MY’nin deyimiyle “boz-Kürt” ekibi Stalin’e çok benziyor. Önce kendi içlerinde bir temizlik, sonra da “ötekilere” bedava şiddet. Evet BSM ben de bir soru sorayım, sivil itaatsizlik mi bütün bu saldırganlık?

    Bütün bu söylediklerinizi ayrıntılarıyla-bu sitede-yazan ilk Kürt benim.Link vermede deneyimli değilim,sayın site yöneticilerinden ricam bu konuda yardımcı olmaları.Zannedersem “PKK…Ters Giden Nedir?Bundan Sonra Nereye?” başlıklı yazının altına bıraktığım yorumlarda bulmanız mümkün.

    PKK içindeki hesaplaşmalar,Ergenekon ürgütüyla silahlı PKK örgütü arasındaki olası bağlantılar,Kürt siyasetçilerini ya da PKK muhaliflerinin susturulması vb pek çok şey yazdım.Yeri geldiğinde gene yazacağım.

    Ancak susturulduğunu,sindirildiğini iddia ettiğiniz-ki doğrudur-o siyasetçilerden biriysem,sizce BDP’nin “sivil itiaatsizlik” adı altında Kürt gençlerini sokak şiddetine teşvik etmesini onaylamam mümkün mü?

    Sorunuzu ne kadar yanıtlayabildiğimi ya da bu açıklamanın sizi ne kadar tatmin ettiğini bilemiyeceğim.Lakin siz de,Kürt Sorunu kapsamındaki her farklı görüşü PKK yandaşı,şiddet yanlılığı olarak okumaktan vazgeçseniz iyi olur.Korkarım her farklı görüşü bu tarz niyetokumayla değerlendirdiğiniz sürece hatim de indirsem para etmeyecek.

    Özetlemek gerekirse,PKK şiddeti bahanesiyle Kürtlerin sahip olmaları gereken hakları yok sayılamaz-üzerinde tartıştığımız statü kavramı da dahil.BDP ya da PKK’nın,bu talebin arkasına sığınarak derin bir çelişkiye savrulmuş olmaları, statü de dahil hiçbir konunun tartışılmasına engel olmamalıdır.

    Susacak mısınız yoksa uzun uzun yorumlar yazip lafı dolandıracaksınız belki yine?

    E ama siz de bir karar verin:)Hem “uzun uzun”yorumlarımdan- bellik ki- rahatsız olacaksınız,hem de tam da susmuşken tekrar çenemi açmanın yollarını arayacaksınız.Bari nasıl bir yol önerdiğinizi söyleyin ki siparişinize göre yazayım yorumlarımı.Haksızlık etmeyin,bakın elden geldiğince kısa kesmeye çalıştım bu kez:)

  25. Yazan:MY Tarih: Jun 27, 2011 | Reply

    Selam Aylin Hanim,

    BSM hakli, kendisi uzun zamandir yorumcumuz ve BEDAVA SiDDET konusunda sizin gösterdiginiz hassasiyeti göstermistir her zaman.
    Bu sebeple BDP ya da KCK adina yakilan dükkan vs sebebiyle ona kinaye yazmayalim derim.

    Ancak hakli oldugunuz bir yer var, hâlâ “STATÜ” konusu açik degil. BSM dogru seyler söylemis ve kendisini savunmus ama BDP’nin gözünde bunun ne anlama geldigini söylememis.

    Kanaatimce bunda da bir art niyet yok. Keske BDP’nin bir beyannamesi olsa, pratikte bu STATÜ ne getirecek Kürtlere? bu konu açik degil. Simdilik (gözümde) soyut bir zafer. Tanidigim bir çok Kürt dil, egitim, yayin vb haklari savunuyor ki %100 hak veriyorum, aktif olarak destekliyorum yukaridaki bir yorumcunun dedigi gibi. Ama STATÜ nedir? Bunu bilmiyorum simdilik.

  26. Yazan:bsm Tarih: Jun 27, 2011 | Reply

    [..]hâlâ “STATÜ” konusu açik degil. BSM dogru seyler söylemis ve kendisini savunmus ama BDP’nin gözünde bunun ne anlama geldigini söylememis.

    Aslında sorun ya da bazı konularda ortak bir anlaşı zemininin olamayışı tam da burdadır sevgili MY.Yani şimdiye kadar hep BDP’nin gözüyle statü’nün ne olup/olmayacağı üzerinden zihni okumalar yaptık diyebilirim.Menfi veya müspet,kavrama yüklediğimiz anlamlar(veya ne anladığımız)deyim yerindeyse biraz BDP eksenli gelişti.Haklısınız,bu konuda çokça yazmama karşın BDP’nin gözünde “STATÜ”konusunun ne anlama gelebileceğine dair somut argümanlar sunmuş değilim.Bunun da sebebi şu:BDP izlediği politikaların hiç birinde yeterince net ve açık olamadı.İzlediğim kadarıyla APK’yle arasında devam etmekte olan siyasi rekabetle ordan oraya savruluyor BDP.Başka bir deyişle,bu rekabetle kızışan etnik gerginlik, adeta BDP’nin siyaset tarzını/söylemlerini vs şekillendirir hale gelmiş.Bir gün sivil itaatsizlik diyor,bir başka gün insanları meydanlarda topluca namaz kılmaya teşvik ediyor…Şu “sivil itaatsızlık” nedir diye merak ederken baktık ki sokaklar cehenneme dönüştü,cam çerçeve indirildi,iş yerleri tahrip edildi,maytap gösterisi gibi ortalık molotoflarla yangın yerine çevrildi.Bunlar sanırım BDP’nin ne kadar yalpaladığının işaretleri.Dolayısıyla siyasi hedefleri(!) uğruna daldan dala atlayan BDP’nin “statü”ile ne amaçladığını kestirmek zor.Zor,çünkü sivil itaatsizlik söyleminde olduğu gibi statü meselesinde de net ve açık değil.

    Ancak buna karşın madalyonun bir diğer yüzü daha var.BDP’nin şiddete yaslanmasına gerekçe değil ama Devlet veya Hükümetin tutumu da ziyadesiyle sorgulamaya muhtaç.Ve kanımcı ortalığın bu denli karışmasının en büyük nedeni de karşılıklı hataların birbirini beslemiş olmasıdır.Daha önce de belirttim Kürt sorunu “benim sorunumdur” diyebilecek cesareti gösterbilmiş sayın Erdoğan,BDP’nin taşkınlaklarını bahane ederek “Kürt sorunu bitmiştir”diyebiliyor.Peki gerçekten sorun bitti mi?Bitmediyse bu çarkedişi neyle açıklayacağız?
    İşte beni sizin gibi özgürlükler noktasında duyarlı insanları dahi karşı karşıya getiren şey budur.Bir kavramı,konuyu vs ille de AKP/BDP “gözünden”değerlendirme zorunluluğumuz yok.Eğer gelişen süreçle konuya dahil edilmeleri kaçınılmazsa o zaman da hadiseyi bir bütün içinde tartışmak durumundayız.Peki Kürtçülerin paradokslarına bu kadar açık ve net değindim,acaba beni sürekli hesaba çekmeyi görev bilmişlerce benzer bir işaret gelmiş midir?Sorum size değil,ortaya,her yorum yazdığımda beni samimiyet testleriyle imtihan etmeye kalkışanlaradır.Açık konuşacağım Tayfun bey epeydir yazmıyordu,hatta kendine has bir yorumu ve farklı görüşleri nedeniyle ilgiyle okuduğum bir yorumcuydu.Baktım geçen gün yazmış,sevinçle okudum yorumu,ama ne göreyim?Kendisiyle birebir o kadar yorumlaştığımız halde “birileri”şöyle demiş böyle demiş gibilerinden dokundurmuş.Bi güzel de,uzun zamandır yazmamış-mış da yazdıklarım karşısında bir taş da kendisi atmaya dayanamadığını itiraf etmiş.Bu mudur tartışma?Bana bu denli ötekileştirici dil kullanlara neyi nasıl açıklayabilirim?Gerçekten üzülüyorum,bu sitede iyi kötü Kürtlerle okurlar arasında bir diyalog kurulmasını arzularken düştüğüm hale bakın.Aylin hanıma kırıcı olmak istemedim ama inanın uslübu Reha Muhtar’ınkinden pek farklı değil.”Hadi konuşsana,neden susuyorsun,dilini mi yuttun be adam?!!!…Bi”söyle bakalım sen terörist misin değil misin?”demediği kaldı.Ben de şaşırdım,sussan suç,konuşsam yine suç.
    Ne diyeyim Allah hepimizi ıslah etsin.Zor vesselam.

  27. Yazan:çuvaldız Tarih: Jun 27, 2011 | Reply

    Merhaba BSM,
    Yazacaklarımın çuvaldız gibi olmaması için gayret ederken yanıt vermekte geciktiğim için kusuruma bakmayın lütfen.

    Mesele ne yahudi müslüman çatışmasıdır ne de halkların savaşıdır.Bakın işlemekte olan bir dünya yasasından sözettim önceki yorumlarımda.Kısacası sorun kendilerini sorumlu gören elitlerin birbiriyle kavgasıdır. Onlar gaz verir halk da bir şekilde bu kavganın hem parçası hem ortağı olmak durumunda kalır.Budur dünyanın işleyen yasası.Ve bugün Kürtlerle Türkler veya Kürtlerle Devlet arasındaki gerilim de bu gerçekliğin simetriğidir.Siz ne kadar Bdp yanlış yoldadır,halkı menipüle ediyor deseniz de “karşı yaka”da sandığınızdan farklı bir manzara vardır.Kabul etsek de etmesek de işte bu gerilim Kürt halkının yüklü bir kesimini Bdp’ye bağlamış durumdadır.Tabi bu eğilime sıcak bakmayan Kürtler de var ve bu kesim neredeyse Bdp’ye inanmış/taraf olmuş Kürtlerle eşit sayıdadır.Kısacası Kürtler düşünce itibariyle homojen olmamakla birlikte bugün Bdp’yi(veya Pkk’yı)Kürtler adına sözcü kılan bir realite vardır.

    Yazdıklarınızdan varılan sonuç itibariyle “ Kürt sorunu; dünya yasası olarak kabul edilen, kendilerini sorumlu gören elitlerin birbiriyle olan kavgasıdır; Onlar gaz verir halk da bir şekilde bu kavganın hem parçası hem ortağı olmak durumunda kalır. ”
    Bu durumda Kürt elitlerin “kendi kendini yönetmek” adı altında taktim ettikleri, “hak” olarak görüp kavgasını verdikleri “statü” talebinin , Kürt halkının yaşamakta olduğu sorunların çözümünü mümkün kılacak zemini oluşturma gayreti değil de “Kürtleri” yönetmeye talip olanların “yönetme arzusu’dan” kaynaklandığı söylenebilir! Parçası ve ortağı olunan “Kimlik”, halk tarafından doğal olarak sahiplenilen, yaşanan ve yaşatılmak istenen bir amaç. Ve ne yazık ki bu amaç, yönetmeye talip olanların mahalle kavgasında ihtiyaç duydukları araca dönüştürebildikleri, işlemeye elverişli tükenmeyen doğal bir kaynak.

    Bdp’yi(veya Pkk’yı)Kürtler adına sözcü kılan bir realite vardır.

    Realite; Kürt kimliği!

    Kavga=kimlik eşleştirmesi nedeniyle elitlerin statü elde etmek(kaynağın tek sahibi olmak!) uğruna kimlik zemini üzerinde sürdürdükleri kavgayı eleştirmek neredeyse imkansız gibi. Kavgaya ve taraflarına yöneltilen her eleştiri bir kimliği ve analarının ak sütü gibi helal olarak kabul edilip, talep edilen hakları reddetmek/yadsımak/yok saymak olarak algılanıyor.

    Hatırladığınız gibi daha önceki bir yorumlaşmada statü talebinin bir arzu değil “hak” olduğu ifade edilmişti. “Kürtleri Türkler yönetmesin. Kürtler kendi kendilerini yönetsinler. ”

    Realite;

    sorun kendilerini sorumlu gören elitlerin birbiriyle kavgasıdır. Onlar gaz verir halk da bir şekilde bu kavganın hem parçası hem ortağı olmak durumunda kalır…… Kürtlerle Devlet arasındaki gerilim de bu gerçekliğin simetriğidir.

    Bdp’nin gerilim yaratan Hatip Dicle sorunu ile durmayı tercih ettiği kavga pozisyonuna bakılarak sözcü olarak var olmak üzere kendi realitelerini kendisinin ÜRETMEKTE olduğu rahatlıkla gözlenebilir!
    Ve bu da sizin şu tespit cümlenizde kesinlikle haklı oldunuz anlamına geliyor:”… bu gerilim Kürt halkının yüklü bir kesimini Bdp’ye bağlamış durumdadır.”

    Görebildiğim Realite; Kürt halkının tek, etkin ve yetkin temsilcisi/sözcüsü olma iddiasındaki bdp ile devlet arasında her türlü sebep ileri sürülerek sürekli sıcak tutulan gerilimle “karşı yaka” olarak tabir ettiğiniz insanlar Kürt kimliği göbek kordonuyla bdp’ye bağlanmakta.

    Kürt halkının sorunlarını çözmeye talip olmuş bir siyasi parti dün halka sandığı boykot etmesini telkin ediyor bugün ise seçilmiş vekiller olarak kendileri meclisi boykot ediyorlar.

    Doğaldır ki insan güvenmediği birini muhatap olarak kabul etmez. Kürtlerin geçmişte yaşadıklarına bakarak devlete tamamıyle güvenmemesi anlaşılabilir(istisna değiller bu her t.c vatandaşı için geçerli) ancak Bdp’nin izlediği yolu, pkk’nın güven telkin etmeyen eylemlerini dolayısıyla Kürt halkının mahkum edilmeye çalışıldığı kıskacı “insani bir hata” olarak geçiştirmek gerçeğe tek gözü kapatarak bakmaya benziyor; kimlik körlüğü böyle bir şey olsa gerek!

    Yönetmeyi arzu ettiği halka tek sözcü olarak kalabilmek için tehditte bulunup/şantaj yapan/sahte havuç uzatan ve hatta gerekli gördüğünde şiddet bile uygulamaktan çekinmeyen kısaca insanların emdiği sütü burnundan getiren sadece t.c devleti mi gerçekten?

    Uzun lafın kısası görmezden gelinen realite; bdp var olabilmek için her fırsatı ihtiyaç duyduğu gerilimi (çözül(e)meyecek kördüğümü) yaratmak için kullanıyor.

    Yukarıya sizin yazmış olduğunuz bir paragrafı alıntıladım. O paragrafta Kürtlerle devlet arasındaki gerilimden bahsetmiştiniz. Bu gerilimi bertaraf edebilecek güvenilen muhataplar kimler peki? Çözüm yeri olarak kabul ettiğimiz meclisi boykot edenler mi? Ben “Kürt değilim dolayısıyla sorunuzun muhatabı değilim” demişsiniz. Muhatap olduklarını iddia edenler çözüm için kimi muhatap kabul ediyorlar??? Kendi kendilerini mi?

    Bu bakımdan bi zahmet parantez içinde modifiye ederek” bir Kürt” adına kurguladığınız cümlenin ardındaki psikolojinin cevabını başka yerlerde arayınız olur mu?

    Nerede? Yorumlarınızdan birinde tartışmaların kısırlaşmasından ve insanların sessiz okuyuculara dönüşüyor olmasından dem vurmuştunuz şimdi bu “başka yere yönlendirme” de ne demek oluyor?!

    Unutmadan,statü eksikse Kürtlük de tamam olamıyor-muş! zannedersem bu belirleme bir Kürde ait değil, sizin Kürtler adına sahiplendiğiniz bakış açısını yansıtıyor olmalı, bilmem yanılıyor muyum?

    Kürtler adına sahiplenilen bakış açısı ne demek? Kürt olmadığım için insanların sorunlarını anlamamak/teşhis edememek mi?Kürt değilsem susayım mı?

    Pekâlâ.Neden olmasın?Kürtlük veya hak sahibi olmanın yolu statü’ye kavuşmaktan geçmez,kabul ediyorum.

    Hepsi buydu.O zaman neden “statü” talep ediliyo?Dünya yasası!!

    Ve şu statü kavramını da kısa bir süreliğine kenara koyarak sorayım:Sizce Kürtler, “tamamlık” anlamını yüklediğiniz haklarına kavuşmuş mudur kavuşmamış mıdır? Bundan konuşalım. Tamamlanmış diyorsanız mesele yok.

    Yukarıda uzun uzun yazdıklarıma bakarak “tamam” olmayan şeyin Kürtlerin hakları olmadığını anlayacağınızdan şüphem yok. Ama arzu ederseniz neden “tamam” olmayacağına inanıldığını da yeniden uzun uzun yazabilirim. Bu arada bildiğiniz tamam olmuş bir ideoloji var mı?

    Tamamlanmamışsa neden Kürtler adına kişilik çözümlemelerine girişerek ortaya bilmece gibi sorular atıp çekiliyorsunuz?

    İnsanın bilmecelere dönüşmüş sorunlara farklı açılardan bakıp gördükleri üzerine bir kaç kelam etmesi kişilik çözümlemesi anlamına gelmese gere!Dinlemek üzere bir süre geriye yaslanıp sessiz kalmak çekilmek olmasa gerek.

    Ve son olarak sizce Kürtlerin Devlete güvenmemeleri çok mu garip ve anlaşılmaz? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    Güvenmemek demek Kürt lafzının ağza alınmadığı bir dönemden bugüne gelinmiş olmasını(olumlu adımları)reddetmek demek. Bu reddediş, geçmişe takılı kalınıp gelinen mevcut durumu yok saymak halen devam etmekte olan bazı sorunları çözmeye “karşı yaka”nın olumlu anlamda katkısının olmayacağına delalet. Yukarıda açıkladığım gibi bu durum da garip ve anlaşılmaz değil.

  28. Yazan:MY Tarih: Jun 27, 2011 | Reply

    BDP’nin “statü”ile ne amaçladığını kestirmek zor.Zor,çünkü sivil itaatsizlik söyleminde olduğu gibi statü meselesinde de net ve açık değil.(BSM)

    Samimiyetiniz için teşekkür ederim, endişelenmeye başlamıştım. Şehir terörü, toplu namaz show, içi doldurulMAyan “sivil direniş” ve şimdi de “statü”… BDP tıpkı klasik Türk solu gibi. Kendi söylemi, hedefi yok, projesi yok. “AKP gitsin de ne olursa olsun” gibi bir saplantı var sadece.

    “Kürt sorunu bitmiştir”diyebiliyor.Peki gerçekten sorun bitti mi?Bitmediyse bu çarkedişi neyle açıklayacağız?(BSM)

    Aslında RTE iyi bir hamle düşündü ama oynayaMAdı. Nedir? Tarif edilemeyen, etrafı çizilemeyen, başı sonu belli olmayan bir Kürt sorunu var kucağında. Bu kadar dallı budaklı bir şeye basit bir çözüm getiremezdi. “Madem ki Kürt vatandaşlarım var, dertlerini tek tek çözeyim.” Yani hem birey bazında hem de dert bazında TEK TEK. Buydu bence yapmak istediği yoksa yalanlamak, yok saymak değil.

    Açayım:
    -Hakkâri’de yaşayan X’in yakınları kayıp,
    -Dersim’de halk köylerin, kasabaların Kürtçe isimlerini geri istiyor,
    -Diyarbakır’da özel TV açmak istiyorlar ama abuk subuk kanunlar engel oluyor,
    -İstanbul’da filanca semtte yaşayan Kürtler sadece seçmeli ders olarak değil komple Kürtçe eğitim veren okul istiyor,
    -Vs vs.

    Bunlar ayrı ayrı sorunlar olarak görülürse çözülebilir. Yasal engel mi var? Mahalle baskısı? Kayıp deliller? Otopsi raporları uydurma? Polis şiddeti? İnsan hakları derneklerinin çalışması engellenmiş mi? Töreler, aşiretler? Hepsinin muhatabı hükümet değil. Tersine, yargı, YSK, sivil toplum kuruluşları, iş adamları ve sıradan halk, siz ve biz.

    Galiba RTE’nın kafasında böyle bir yelpaze vardı ama şeklen çok hatalı ve toptancı bir sunum yapti. Yanılıyor olabilirim. Ama kendimce yapılması gerekeni yazdım aynı zamanda. Kürt meselesi elbette var. Ama dağ gibi.

    Bunu komple çözmek için ne yapsak hatalı olacaktır. Düğüm olmuş bir yumağı çekiştirmek gibi. “Üniter yapıdan vazgeçilmez” diyenler de “Türkiye bölünsün” veya “Eyalet” vb diyenler de hatalı. 100 yıllık bir DESIGN hatası var T.C.’nin. Zaten T.C. hatalı olmasaydı meselâ tesettür yasağı da olmazdı. Alevîlere zorla din dersi vb saçmalıklar da olmazdı. Biliyorsunuz, çok tartıştık bu mevzuları.

    “Bu mudur tartışma?Bana bu denli ötekileştirici dil kullanlara neyi nasıl açıklayabilirim?Gerçekten üzülüyorum,bu sitede iyi kötü Kürtlerle okurlar arasında bir diyalog kurulmasını arzularken düştüğüm hale bakın.Aylin hanıma kırıcı olmak istemedim ama inanın uslübu Reha Muhtar’ınkinden pek farklı değil.”Hadi konuşsana,neden susuyorsun,dilini mi yuttun be adam?!!!…” (BSM)

    Siteminizi anlıyorum tabi. Ancak bir süredir BDP’yi savunduğunuz hissine kapılmıştım. Galiba bazı okurlar da “hah bir tane bulduk, silkeleyelim” dediler. Tabi AKP içinde bir sürü ırkçı var, bır sürü ulus-devlet gözlüğü takmış adam var. Bir iki sene önce “iyi ki Ermenileri öldürmüşler, yoksa ne olurdu Anadolu’nun hali” gibi bir laf etmişti bir AKP’li. Cemil çiçek, Vecdi Gönül, vs vaziyetleri sakat. Bunları da protesto ettik biliyorsunuz. Ne yapalım? Elimizdeki malzeme bu. AKP’den daha iyisi çıksa pat diye iktidar olur, bunu da 4 senedir söylüyorum. AKP’ye oy kazandıran 3-4 tane konu var. Bunları iyi analiz edip aynı konularda daha iyi olmaya azmetmiş bir siyasî hareket çıksa kolaylıkla %30-%40 alır.

    Evet, sanırım hem fikiriz, BDP’nin temel “suçu” AKP’ye tersinden endeksli olması. RTE’ye hayran bir insan nasıl aklını kullanMIyorsa RTE’den nefret edenler de aynı derecede “suçlu” benim gözümde. Yapılan ve yapılMAyanları konuşmak yerine kişiler ve kimlikler üzerinden siyaset(!) yapıyorlar.

    Sizin de isabetle söylediğiniz gibi bu ancak düşmanlık üretiyor ve kanaatimce çok aptalca.

    Son olarak şiddet konusuna bir açıklık getirmek isterim. Devlet terörü dediğimiz, kınadığımız hatta lanetlediğimiz bir olgu var. Bu yüzden polise karşı şiddete başvuran birisi için hemen “suçlu” diyemem. Zira biliyoruz ki Türkiye olsun, gelişmiş ülkeler olsun, bir çok yerde polisin kendisi şiddeti başlatan taraf olabiliyor.

    Ammaaa… BDP vekilleri dükkân yakan, otobüs yakan serseriler ile aralarına mesafe koymalı. Yoksa filan yerde olay çıkmış, polis insan yaralamış. Bilemeyiz. Polis de haklı olabilir, gösterici de. Durum mahkemelik. Mühim olan insanların bu koşullarda bir araya gelMEmesi. İtiş kakış olur, adam yerden aldığı taşı polise fırlatır o anki öfkeyle. Olabilir.

    Ama ellerinde gaz bidonları, molotof kokteylleri, maskeler ile “sivil itaatsizlik” yapmaya giden serserilerin yanında BDP’nin ne işi var? Eğer BDP bunları destekliyorsa hatta bizzat organize ediyorsa BDP’nin yanında sizin gibi efendi Kürtlerin ne işi var?

    Kedi ve ciğer meselesi bu. Kedi buysa ciğer nerede? Ciğer buysa kedi nerede?

    Devlet terörünü, KCK terörünü, PKK terörünü bir kez daha lanetliyorum. Siyasî partiler terörün her türlüsü ile aralarına mesafe koymalıdır. KoyaMAdıkları zaman halk onlarla arasına mesafe koymalıdır.
    Selam ve sevgi ile

  29. Yazan:Tuğrul Paşa Tarih: Jun 27, 2011 | Reply

    “Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’a selamlarımı iletiyorum. Ahmet Altan’ın yazılarını okuyorum. Özgürlükçü yanının güçlü olduğunu biliyorum. Onların Taraf gazetesiyle önemli bir özgürsel yol açtığını biliyorum. Bunu çok değerli ve önemli buluyorum ”

    http://www.medyahayat.com/haber.php?haber_id=31558

    apo istedi diye Taraf’a düşmanlık yapanlar, yine tek karar verici (!) olan imralı’daki istedi diye Taraf’ı savunmak zorunda kalacaklar mı?!

    Düne kadar Gn.Kurmay’ın apoletli cuntacılarıyla birlikte aynı düşünce paralelinde salık verenlerle imralı’daki apo’nun Taraf’ı okumayı bile “ihanet” sayan bu düşünce, bugün hangi devşirme (yönlendirme) sonucu iltifat’a layık olmuştur?!

    Altan Tan ve Şerafettin Elçi gibi çoşkulu hitabet sanatı olupta yeni yetme apocuların içine düştüğü duruma bakınca, itaat yada körü körüne biat sonucu yaşanan değişik fikir sapmalarının insanı ne kadar ucuzca basite indirgediği, zavallılaştırdığı kolayca görülebilir…

    Düne kadar, Ergenekon, Kemalizm, statüko, vesayet, gibi eleştirel bakış açılarını dillerinden düşürmeyen
    Tan ve Elçi, neredeyse bütün Cumhuriyet döneminin olumsuzlarını sadece Akp’ye yükleyecek kadar çoşup alenen bütün bir milleti tehdit eder hale gelmişlerdir. Kemalizm’i unutarak sadece Akp’yi hedef haline getirmek objektif bir bakış açısımıdır?

    Yada yarın misalen imralı’daki sakin derse; “Akp bize mevcutların içinde en yakın olan parti olup yaptıkları (artık ne varsa) hayırlı gelişmeleri görmezden gelemeyiz ” diye bir açıklama da bulunursa bu yeni yetme fırdöndülerin hali nice olacaktır?

    Yani bugün; imralı sevdalılarının,apo’nun biat erlerinin, Ergenekoncuların bıkmadan ,usanmadan hararetle yaptıkları ve Kemalizm’i aklamayı amaçlayan politikalarının militanı oluverdiler…

    Kolay gelsin de bize de yutturmayın.Olur mu?

  30. Yazan:çuvaldız Tarih: Jun 28, 2011 | Reply

    Sn.Bsm,

    Başta sorduğunuz soruya geleyim,peki, velev ki kimlik cüzdanında Kürt ibaresinin geçmesinde ısrarlı bir kesim var,n’etçez? elinde silahıyla bu talebi dillendirenlere imha yoluyla karşılık verme yerine acaba bu talepten Onları vazgeçirecek bir formül daha isabetli olmaz mı? Ne bileyim etnik kimlik vurgusu toplum arasında oksijen kadar kıymetli bir kutsala dönüşmüşse, gelin hep beraber bu psikolojiyi normale çevirecek çözümler üretelim.

    Bana beni hatırlatan bu psikolojik çözümlemeyi sevdim 😉

    Vazgeçmemekte kararlı olduklarını göstermek için ellerine silah alanları ısrarlarından döndürebilecek çözümü üretmesi beklenen muhatap kim? Güvenilmeyen devlet mi? Yoksa çözüm yeri olarak kabul edilen meclise girmeyi boykot eden seçilmişler mi?

    Kimliğinde Kürt ibaresinin geçmesi için eline silah alan adam imha edilmez ama şiddete başvurduğu için cezalandırılır. Engellenmesi ve çözüm üretilmesi gereken psikolojik sorun bir tür kutsallaştırma ile ŞİDDETin bir çözüm yolu olarak görülmesi. Ne yazık ki Kürt sorununda olup biten de bu. Molotofla, bombayla, yakıp yıkmayla “demokratik haklara” sahip olunmaya çalışılıyor. Sözde aydın geçinen eli kalem tutan bazı sivri zekalar da çıkıp Kürt sorununda bugün gelinen pozitif durumun bu ŞİDDET sayesinde gerçekleştiğini ifade ederek şiddeti takdis ediyorlar. Aydınlara özellikle Kürt aydınlarına bu hususta çok iş düşüyor. Pkk eylemleriyle insanların zihinlerine kazınmış olan Kürt=terörist=şiddet algısını tersine çevirmek için gayret etmek zorundalar.

    Kimliği kutsala dönüştürme psikolojisinden kurtarmak adına çözüm yolları aramak insanları tek tip düşünmeye zorlamak olacaktır. Nüfus cüzdanında etnik kimlik belirtilmemesi buna en bariz örnek zaten. Ve ne yazık ki bu yasal çaba devlet eli ile Kürtlerin asimile edilmesi olarak algılanıyor. İnsanlar sahip oldukları kimliği arzu ettikleri gibi yazdırabilmeliler. Nihayetinde devlet nezninde hepimiz vergi mükellefi onbir haneli bir numarayız zaten.

    Her şey meclis çatısı altında doğru ve selametli sonuçlara çıkacak şekilde genişçe tartışılsın.

    Tartışmaların nihayetinde ikna etmekten ve edilmekten imtina etmeyip hele bir meclis çatısı altında bir araya gelebilseler.Meclis dışında kalmakta ısrar edenler Vatikanın bacasından tütecek beyaz dumanlı işareti dışarıda bekleyen ahaliye benziyorlar!(Kararı siz verin biz biat edelim!)

    Bu arada size hitaben cevap yazanlardan biri olduğum için son yorumunuzda yazdığınız birkaç satıra istinaden ;

    Peki Kürtçülerin paradokslarına bu kadar açık ve net değindim, acaba beni sürekli hesaba çekmeyi görev bilmişlerce benzer bir işaret gelmiş midir? Sorum size değil, ortaya, her yorum yazdığımda beni samimiyet testleriyle imtihan etmeye kalkışanlaradır.

    “Karşı yaka”dan, fikirlerini açık ve olabildiğince net ve samimiyetle paylaşan biri olarak sizin yazdıklarınız ve yazacaklarınız benim için olduğu kadar sanırım diğer okuyucular için de oldukça önemli. Size hitaben yazılan yorumlarda hesaba çekiliyormuş gibi hissetmeniz belki de karşı yakalı olmanızdan dolayıdır!

    …. zannedersem bu belirleme bir Kürde ait değil, sizin Kürtler adına sahiplendiğiniz bakış açısını yansıtıyor olmalı, bilmem yanılıyor muyum?(bsm)

    ”bir Kürt” adına kurguladığınız cümlenin ardındaki psikolojinin cevabını başka yerlerde arayınız olur mu?(bsm)

    Kürde ait ve Kürtler adına!
    Bir araya gelmeyi ve ortak çözüme ulaşmayı engelleyecek kötü bir ayırım; ”ben olmadan benim sorunlarımı/yaşadıklarımı bilemez ve çözüme katkın olamaz!” Siz olmam imkansız. O halde güven nasıl tesis edilebilecek? Bence şikayet ettiğiniz noktadasınız; ÖTEKİLEŞTİRİCİ DİL.

    Açık konuşacağım Tayfun bey epeydir yazmıyordu,hatta kendine has bir yorumu ve farklı görüşleri nedeniyle ilgiyle okuduğum bir yorumcuydu.Baktım geçen gün yazmış,sevinçle okudum yorumu,ama ne göreyim?Kendisiyle birebir o kadar yorumlaştığımız halde “birileri”şöyle demiş böyle demiş gibilerinden dokundurmuş.Bi güzel de,uzun zamandır yazmamış-mış da yazdıklarım karşısında bir taş da kendisi atmaya dayanamadığını itiraf etmiş.Bu mudur tartışma?Bana bu denli ötekileştirici dil kullanlara neyi nasıl açıklayabilirim?Gerçekten üzülüyorum,bu sitede iyi kötü Kürtlerle okurlar arasında bir diyalog kurulmasını arzularken düştüğüm hale bakın. Aylin hanıma kırıcı olmak istemedim ama inanın uslübu Reha Muhtar’ınkinden pek farklı değil.”Hadi konuşsana,neden susuyorsun,dilini mi yuttun be adam?!!!…Bi”söyle bakalım sen terörist misin değil misin?”demediği kaldı. Ben de şaşırdım,sussan suç,konuşsam yine suç.

    Bana hitaben yazdığınız taşı hatırlatayım;

    Ancak statü olsa da olmasa da bu “tamamlık”dediğiniz şeyin tamamlanamadığını size hatırlatan bir yorumcuya cevap vermediniz.

    Ne diyeyim Allah hepimizi ıslah etsin.Zor vesselam.(bsm)
    Amin.

  31. Yazan:bsm Tarih: Jun 28, 2011 | Reply

    Ha,ulus-devlet,nasyonalizm vs bu kadar tehlikeliyse-ki tehlikeli-önce Kürtlerin kendilerini güvende hissedebilecekleri,varsa olumsuz psikolojileri bunu minimize edecek demokratik reformlar yapılmalıdır.(bsm)

    Yukarıda yazdıklarınıza mukabil bir Kürt çıkıp size aşağıdaki cümleyi yazarsa şayet siz…?

    Bizi güvenmediğimiz Türkler yönettiği sürece bizler Kürt olarak(statü eksikse Kürtlük de tamam olamıyor-muş!) kendi kendimizi yönetmediğimiz sürece güvende değiliz ve olamayız!

    Muhterem Çuvaldız hanım,

    Bakınız sizinle aramızda geçen tartışma sadece yukarıda alıntılanan diyalogdan doğdu.Tekrar alıntıladım ki yanlış anlaşılmaya yol açan bir belirsizlik varsa beraber giderelim.

    Öncelikle hatırlatmak isterim ki yazdıklarım- doğru veya yanlış bulursunuz-sadece alıntıladığınız bölümden ibaret değildi.Bir metnin içinden sadece bir pasaj alındığında,ifade edilmek istenen görüş bağlamından kopar.Amacınızın görüşlerimi/asıl anlatmak istediğim fikirlerimi bağlamından koparmak olmadığından kuşku duymuyorum.Ne var ki ard niyet olmasa da bir fikre yapılan karşı eleştirinin(veya fikir alış verişinin)sağlıklı oluşabilmesi için fikre altyapı oluşturan yorum bir bütün içinde değerlendirilmeli.

    Dolayısıyla,alıntıladığınız kısa bölümle bazı noktaların eksik kalmış olabileceğine dikkatinizi çekmeye çalıştım bir sonraki yorumumda.Kimi tepkisel çıkışlarımla sanırım bu itirazımı doğru ifade edemedim.Şayet itirazınız sizi şaşırtan üslubumaysa haklısınız,sözcüklerimi daha itinalı seçebilirdim.Karşıdakini suçlamaya girişmeden de bir şeyleri doğru/anlaşılır şekilde ifade etmenin yolu her zaman vardır.Kabul etmeliyim ki söz konusu ikinci yorumum bu yönüyle oldukça tartışmalı.Dürüst olmak gerekirse yazdıklarızdan sonra tekrar okuduğumda(yorumum) benim de pek içime sinmedi.”Kişilik çözümlemesi” belirlemesi için de ayrıca sizden özür diliyorum.Bu aralar biraz gerginim,haksız ithamlara maruz kalıyorum düşüncesiyle sanırım savunma merkezli bir tepkiselliğe savruluyorum.Tabi mazeret değil bu,ancak haketmediğimi düşündüğüm ithamlar karşısında sağlıklı düşünemiyorum.
    Dolayısıyla sizden böyle kısa,hafiften kinaye sezilen soruyla karşılaştığımda “siz de mi?”deme duygusallığından alıkoyamadım kendimi.

    Şimdi izninizle kısa yorumunuza neden tepki verdiğimi anlatmak istiyorum.Ne kadar düzeltebilirim bilmiyorum ama görüşlerine değer verdiğim sizin gibi bir insana karşı kendimde bir sorumluluk olarak görüyorum bu açıklamayı.

    Bir Kürd’ün yazacağı muhtemel cümle yazdıklarıma değil,yaşadıkları ile zihninde kurduğu düşünceleri arasındaki sıkışmışlığına mukabil oabilir.Yani cümlenizde işaret ettiğiniz nokta bir insanlık halinin sorgulamasını kapsamalı.Benim yazdıklarıma mukabil bir nokta göremedim açıkçası.Benim yazdığım gayet açık,ne demişim?
    Ulus-Devlet,nasyonalizm vs bu kadar tehlikeliyse-ki tehlikeli-önce Kürdlerin kendilerini güvende hissedebilecekleri,varsa olumsuz psikolojileri bunu mimize edecek demokratik reformlar yapılmalıdır.

    İmdi,sizce bu demokratik reformların bir kısmı yapılmıştır,bence yeterli değildir veya eksik kalmıştır.Bu ayrı bir tartışma konusu.
    O halde benim “söylediklerime mukabil değil” de “Ya devlet demokratik reformlar gerçekleştirdiği halde bunu görmezden gelen kesimler varsa,bu algıya ne demeli”deseydiniz çok daha isabetli bir sorgulama olurdu.Zira “devletin/hükümetin kısmi açılımlarına bukabil karşıtlık hissiyatında ısrar edildiğini” ifade etmekle, bunu,neden sonuç ilşkisi olarak-sizin de itiraz etmediğinizi umduğum – gerçekliğe(varolan realite) dikkat çekişim arasında bir bağ kurmaya çalışılması farklı şeylerdir.Ben,her hak arayışını ulus-devlet,ideoloji,aidiyet bağı vs’le ilişkilendirip kutsal afyonlara gark olmuş,sürü psikolojisiyle önünü görmekten aciz insan topluluklarının bu psikolojiye hapsolmalarının doğru bir davranış olduğunu söylemiyorum ki.Bir realitedir diyorum.Algıların yol açtığı realite,insan denen varlığın başına bela olmuş komleksler!Ve tedavi etmenin yollarını bulalım diyorum.Bakın,bu algıyı yani kollektif düşünceleri oluşturan saikler farklı olabilir.Etnik kimlik üzerine inşa edilebilir,”güçlü devlet”in özleminden doğan bir kutsiyete dayanabilir,güvenlik merkezli endişelerden,ideolojik tutuculuktan vs sadır olabilir.Bakın,Tüm dünyayı sarıp sarmalayan ve yer yüzünü bir açık hava tımarhanesine dönüştüren bir kaostan sözediyorum.Defaatle yazdım,toplum içine bir şekilde yerleşen bu kimlik taasubu,kutsal ve putsal devlet yanlılığı,din ve aidiyet merkezli çatışmalar,ideolojik karmaşalar vs sadece “bize” özgün tipik bir hastalık değil.Demokrasinin beşiği olarak bilinen Avrupada bugün alabildiğine bir yabancı düşmanlığı gelişiyor.En ileri demokrasilerde bile,insanlar arasında bir güvensizlik iklimi oluşmuş.Dolayısıyla bu semptomlar doğru teşhisi ve uygun tedaviyi gerektiriyor.
    Kısaca diyorum ki insan topluluklarının bir arada yaşamasının yegane yolu bu aidiyet saplantılarından kurtulmasından geçer.Türkiyede de durum farklı değil.Vatan millet sakarya nutukları aşılmadan,Kürtlere aman bu hastalıklara bulaşmayın demekle bir arada yaşama kültürünün gelişmesi mümkün değildir.Ha,Kürtlerden fazlasıyla bu aidiyet taasubuna kendini kaptıranlar yok mudur?Elbette vardır.Ancak eğer toplum arasında bu anlamda kısa devre yapmaya müsait bu zemin bir şekilde onrılmazsa korkarım bu tansiyon düşmeyecektir. Nitekim de düşmüyor.Özetle büyük resmi kaçırmadan bizleri kuşatmış olan psikolojiyi normale çevirmenin yollarını arayalım diyorum.Siz de aynı şeyleri söylüyorsunuz,beklentilerimiz,umutlarımız aslında farklı değil.Gelgelelim sinsice örülen bölücü duvarlar bazen birbirimizi anlamayı zorlaştırıyor,hepsi bu.
    Saygılarımla.

  32. Yazan:Tuğrul Paşa Tarih: Jun 28, 2011 | Reply

    Bu demokrasi, barış,eşitlik huzur(suzluk) ve hakların dağıtımı hep bu mahallenin küstah şımarık çocuklarına mı işleyecek?
    YSK’yı seversiniz yada sevmezsiniz ama Kanun’da ne yazıyorsa ona göre hükmetmiştir.
    Hukuksal boyutlarının ağırlığı ve vicdani kanaatleri tartışmak ve bu duruma göre bazılarını ” masum” ilan etmek kanımca çokda objektif bir davranış olmasa gerek…

    Madem bu kanun(lar)dan bu kadar şikayetçi idiniz, gelseydiniz Meclis oturumuna katılıp ilgili maddelerin değişmesi talebinde ısrar ederek düzeltseydiniz.Hem oturumdan kaçın, hem de ilgili kanunlardan şikayet edin.Kim(ler) inanır sizin gibi sahtekar ikiyüzlülere…?

    Seçimlerden önce ” Anayasayı bu meclis yapamaz ! ” diye ortalıkta feryad figan edenler , şimdi bazi kanunlar kendilerine dokununca hemen herkesi suçlu ilan edip tehdit ediyorlar.. Be mübarek adama sorarlar, “daha önce aklınız nerdeydi?”
    Onun için elinizden ne geliyorsa yapsanız dahi bu memleket topraklarının ve kıymetli çocuklarının yeni bir sivil ve 0 Anayasa‘ya kavuşmasını hiç bir şekilde engelleyemeyeceksiniz….

    Yok eğer aksi olursa hiç bir şeyin bu ülkede düzgün gittiğini kimse bana anlatmasın.Özellikle Yargı’nın…

    Bozkurt olmaya niyetim yok ama bu küstah şımarıkların yaptığı çirkinlikleri görünce herkesin Bozkurt olmaya hevesi geliyor.Milletin sabrını fazla zorlamasınlar.Bence…

    Bdp ve avanesinin sürekli ağızlarında sakız ettikleri ısrarlı ve büyük yalanlara bakılınca , onların klinik psikopat yahut sosyopat olabilecekleri de anında farkedilecektir. Kürtlerin pkk-bdp’ye oy veren azınlık kesiminin basiretsizliği sebebiyle diğer çoğunluktaki Kürtlerin başlarına ne tür ruh hastalarını geçirdiklerini artık görmeleri gerekmez mi?
    Yok eğer bu ferasete sahip değiller ise,bu oyunun bir planın parçası olduklarını idrak edemezler ise,hem kendilerini hem de bütün Orta Doğu’yu yakacaklar.Korakarım ki, bu sonun da başlangıcı olacaktır.Pkk denen şirret örgüte duyulan haklı tepki ve öfkenin meydana getirdiği bu kamuoyu psikolojisinin yanında yada karşısına pkk’ya özeni yada sempatiyi hiç kimse ikame edemez…

    Bdp ve avanesi şahsen benim gözümde imralı’dakinin başı ağrıdığı vakit, gaz çıkaramayıp yellenemediği bir olguyu bile bahane ederek her önüne geleni tehdit edip , bir elinde silahlı diğer elinde demokrasi zambağı tutan bir rant ve çıkar eşkiyasından başka bir şey değildir.Arkasında terör örgütünün olduğu ve büyük lojistik sağladığını beşikteki bebe’lerin bile artık bildiği bu takım elbiseli kravatlı çetelerin oluşturduğu grüha demokratik mücadele verdiğini söyleyenler var ise gitsinler kendi bebelerini uyutmaya devam etsinler…
    Arkasında, önünde, sağında solunda bilumum terör örgütünün hamiliği altında kimse kalkıp bize demokrasi dersi vermeye kalkmasın.Arkasında terör örgütü ve yapılanmaları olan bil cümle grüha bu ülkede her şey serbest değildir.Olmamalıdır da…

    Son olarak;

    ” Devlet terörünü, KCK terörünü, PKK terörünü bir kez daha lanetliyorum. Siyasî partiler terörün her türlüsü ile aralarına mesafe koymalıdır. KoyaMAdıkları zaman halk onlarla arasına mesafe koymalıdır. (MY )”

    Sonuna kadar bu anlamlı satırların altına can-ı gönülden imzamı atıyor, sayın MY’nin son tahlilde çok net görüşlerini de aynıyle paylaştığımı ifade ediyorum…

    Saygıyla,muhabbetle…

  33. Yazan:çuvaldız Tarih: Jun 28, 2011 | Reply

    Aziz beyefendi BSM,

    Ulus-Devlet,nasyonalizm vs bu kadar tehlikeliyse-ki tehlikeli-önce Kürdlerin kendilerini güvende hissedebilecekleri, varsa olumsuz psikolojileri bunu minimize edecek demokratik reformlar yapılmalıdır.

    Israrla anlamaya ve anlatmaya çalıştığım husus sizin de yazdığınız. Eksik yanlış yapılmış ve yapılmak istenen tüm reformlara rağmen insanlar kendi kendilerini yönetmedikleri sürece güvende olamayacaklarına inanan, tamam olmuş bir Kürt olabilmek için kendilerine ait bir toprak, devlet, bayrak olmasında ısrarlı olan ve bunu gerçekleştirmek için eline silah alan insanlar varsa gerçekleştirilebilecek demokratik adımlar nedir? Ve bu adımlar bu insanlar tarafından yeterli kabul edilebilir ve onları sıkışmışlıklarından çekip çıkarabilir mi? Bence İMKANSIZ! Çünkü her türlü olumlu değişim bu insanlar tarafından, ulaşmak istedikleri hedefe giden yolun üzerine konmuş engeller olarak görülüp imha edilmeye çalışılacaktır. Amaç; Devlet-halk arasında yeşertilmeye çalışılan güven filizlerini kırmak!
    Örnek; Talep üzerine Kürtçe yayın yapan devlet kanalı TRT 6, seçim sürecinde bdp nin propaganda kanalı gibi davranıp yeteri kadar(!) kendilerine yer vermediği için eleştirilebiliyor! Bu yayınlar atılmış olumlu bir adım olarak değil de Kürtçe yapılan devlet propagandası olarak takdim edilip halka devlete güvenmemeleri yönünde telkinler yapılmakta. Tehditler hariç!

    Velev ki Kürtçe anadilde eğitim imkanı tanındı diyelim yukarıdaki küçük örnekten hareketle Kürt ebeveynler tehdit edilme korkusu taşımadan çocuklarının ikinci dil olarak Türkçe öğrenmelerini sağlayabilecekler mi? Hatırlarsınız 80li yıllarda sürekli olarak doğuya giden öğretmenler öldürülür okullar yakılıp yıkılırdı!

    Bugün de eli silaha yapışmış olanlar tarafından, hükümet olan Akp yapıp ettikleriyle o öğretmenler gibi kabul ediliyor.
    Kısacası eli silah tutan ve şiddetten başka bir şey düşünemeyen bu insanlar için benim düşünebildiğim demokratik bir çözüm yolu yok ne yazık ki.

    İnsanlar kimliği, amacı ne olursa olsun şiddetle ve şiddet yanlısı olanlarla arasına mesafe koy(a)madığı sürece haklı/ haksız, doğru/yanlış olanı ayırt edemeyeceklerdir. Güvenilmeyen bir devletin haklarınızı koruyup, kollayacağına inanmadığınız sürece “devlet tarafından, devlet eli ile yapılan” her şeyin tehdit olarak algılanması kaçınılmazdır. Yıkılması gereken asıl duvar da bu. Kimsenin güveni zorla kazanılamaz, ancak zorla boyun eğdirebilir. Siz, bdp’yi sözcü haline getiren realite olarak herkesin şikayet etmekte olduğu sorunları görüyorsunuz. Oysa ki asıl sorun sizin de defalarca tekrar ettiğiniz gibi kökleri geçmişte kalan ve oradan beslenen bu güvensizlik sorunu. Bu açıdan bakıldığında olumlu adımları yok saymanın ehemmiyeti daha net idrak edilebilir sanırım.

    Bdp talepleriyle Kürt halkının taleplerinden ne kadar uzak olduğunu gözler önüne seriyor. %6,5’un taleplerini bir kişiye bağlayıp meclisi boykot etmek halka kulak tıkamak ve sen sıranı bekle demekten farksız.Ha anayasa mahkemesi bir siyasi partiyi kapatıp meclis dışında bırakmış ha bir siyasi parti boykot diyerek meclis dışında durmayı tercih etmiş. Her ikisi de halkın iradesini yok saymak demektir!Bdp yi meclise gönderen %6,5 luk halkın gücü meclis dışında kalmakta ısrar eden bdp yi meclisin içine sokmaya yeter mi? Bu oy sahiplerinin böyle bir iradesi var mı?

    O halde benim “söylediklerime mukabil değil” de “Ya devlet demokratik reformlar gerçekleştirdiği halde bunu görmezden gelen kesimler varsa,bu algıya ne demeli”deseydiniz çok daha isabetli bir sorgulama olurdu.Zira “devletin/hükümetin kısmi açılımlarına bukabil karşıtlık hissiyatında ısrar edildiğini” ifade etmekle, bunu,neden sonuç ilşkisi olarak-sizin de itiraz etmediğinizi umduğum – gerçekliğe(varolan realite) dikkat çekişim arasında bir bağ kurmaya çalışılması farklı şeylerdir.

    Farklı ama asla birbirini etkileyip, tetikleyen bir ilişkinin olmadığı iddia edilemez. Sorunu çözümsüz kılan görmezden gelinen en önemli unsurlardan biri de bu. Kürt sorunu olarak teşhis edilen doğru/haklı talepler için doğru adımların atılabilmesi için Kürt sorununu büyüten çözümsüz kılan yanlış/haksız talepleri de görmek zorundayız. Türkler adına ayak direyerek devletçi bir zihniyetle çözümsüzlükte ısrar edebilmek için Kürtler adına söz söyleme gayretkeşliğimle ilişkisiz bir bağ kurma olarak algıladığınızı tahmin ettiğim durum bana göre olayın bütününe bakmayı tercih etmektir. Çözüm isteyen biri olarak size hitaben yazdıklarım bana göre bu açıdan “söylediklerinize mukabil”dir. Kutsallaşmış Kürt kimliği hassasiyetiyle bile isteye teşhis edilenleri eksik bırakılmış, herkesi ve her kesimi etkileyen bir sorunun eksiksiz tanımı için şarttır da.

    Devletin içinde Kürtleri mağdur eden mevcut durumu sürdürmek isteyenler kadar Kürtlerin içinde de mevcut durumun sürmesini arzu edenler var. Sadece Kürtlerin olduğu tarafa bakıp orada çözüm bekleyen sorunları realite olarak görüp bunun ardından da çözümsüzlükten nemalanan bdp’yi bu sorunların sözcüsü ve çözüm mercii olarak görmek bence sadece kimlik körlüğü ile mümkün olabilir.

    Ben,her hak arayışını ulus-devlet, ideoloji, aidiyet bağı vs’le ilişkilendirip kutsal afyonlara gark olmuş, sürü psikolojisiyle önünü görmekten aciz insan topluluklarının bu psikolojiye hapsolmalarının doğru bir davranış olduğunu söylemiyorum ki. Bir realitedir diyorum. Algıların yol açtığı realite ,insan denen varlığın başına bela olmuş komleksler!

    Bizler o sürünün içinde olup da körleşmediğimizi nasıl iddia edebiliriz ki! İnsanın, sıkış tıkış bir sürü içinde mevcut bakış açısını değiştirebilecek başka bir pozisyona geçebilmesi için diğerlerinin de bir miktar hareket edip pozisyonlarını değiştirmesi gerekir. Sıkış tıkış bir belediye otobüsünde inmek için arka kapıya doğru hareket eden biri yerlerinden bir milim dahi kımıldamak istemeyen bir yığın insanı rahatsız eder. Amacı sadece ineceği arka kapıya ulaşmak olan insan rahatsız olanlar tarafından bastığı yere bakmayıp ayak ezen, büyük bir kabalıkla saç çeken, ceket sürükleyen bencil biri olmakla itham edilir.
    İzninizle, ”ben de” inebilir miyim? 🙂

    Kısaca diyorum ki insan topluluklarının bir arada yaşamasının yegane yolu bu aidiyet saplantılarından kurtulmasından geçer. Türkiyede de durum farklı değil.Vatan millet sakarya nutukları aşılmadan,Kürtlere aman bu hastalıklara bulaşmayın demekle bir arada yaşama kültürünün gelişmesi mümkün değildir. Ha,Kürtlerden fazlasıyla bu aidiyet taasubuna kendini kaptıranlar yok mudur?Elbette vardır.Ancak eğer toplum arasında bu anlamda kısa devre yapmaya müsait bu zemin bir şekilde onrılmazsa korkarım bu tansiyon düşmeyecektir. Nitekim de düşmüyor.Özetle büyük resmi kaçırmadan bizleri kuşatmış olan psikolojiyi normale çevirmenin yollarını arayalım diyorum.Siz de aynı şeyleri söylüyorsunuz, beklentilerimiz, umutlarımız aslında farklı değil. Gelgelelim sinsice örülen bölücü duvarlar bazen birbirimizi anlamayı zorlaştırıyor, hepsi bu.

    Size ve görüşlerinize değer veren biri olarak zaman ayırarak yaptığınız detaylı açıklama için çok teşekkür ediyorum. Haksız ithamlarla karşılaştığınızı düşünerek gergin olmanıza ise üzüldüm. Görünüşe göre çoğumuz zaman zaman bazı hassasiyetlerimizle sınanıyoruz. İnş. hassasiyetlerimizin bizleri esir alıp sağlıksız düşüncelere savurmasından sizin gibi değerli insanların sohbetlerinde bulabildiklerimize tutunarak kurtulabiliriz. Zihnimde sizi değerli bir insan olarak etiketledim inş sakıncası yoktur 😉

    Bu tür bir sessizlikte karar kılan okur grubunun böylesi bir tercihe yönelten en önemli neden ise,çoğunlukla görüşlerinden ötürü”ne dediğinden çok” “kim olduğu üzerinden” bir hesaba çekilmesidir. Bilemiyorum öyle bir noktaya gelinmiş ki peşinen şucu bucu diye etiketlenmemek adına galiba bir yemin metniyle kişinin kendini temize çıkararak samimiyetini kanıtlaması icap ediyor.Akp’yi eleştirdiniz Ergenekoncusunuz,Türk devletini eleştirirsiniz Kürtçüsünüzdür!Ergenekona dikkat çekersiniz işbirlikçi,sorosçu;Kürtçülerin yanlışlarına değinirsiniz Türkçü/faşist vs;başörtüsü özgürlüğünü savunursunuz takunyacı,irticacı…işsizlik/yoksulluk/yolsuzluk mu dediniz en iflah olmaz anarşist,komünist!Ya hu bir fikre itiraz etmek ya da farklı bir görüşte bulunmak için ille de bir ideolojinin güdümünde olunduğu,bir örgütün elemanı olunduğu anlamına mı gelmeli?Fikir fikirdir,katılır veya katılmasınız.Yani fikir ve düşünceler kimseyi şucu bucu yapmamalı. Neticede doğrudur veya yanlıştır hepsi bu kadar.
    Ancak dediğim gibi maalesef bu etiketleme anlayışı henüz aşılmış değil.

    Kesinlikle haklısınız demek dışında yazacak bir şey bulamadım 🙁
    Mukabil saygıyla 🙂

  34. Yazan:tayfun Tarih: Jun 29, 2011 | Reply

    @ bsm,

    Beni nasıl tasvir ettiğiniz artık zerre kadar umrumda değil. Umrumda olan tek şey kürtçü söylemin ve eylemlerin sertleşmesinin zamanlaması. Güneydoğuda uygulanan güvenlik politikalarında ve uygulamalarında 90lı yıllarla kıyaslanamayacak bir ilerleme varken, anayasal değişikliklerle kürtlere çeşitli haklar ve hatta halkın büyük kesiminde ciddi infial yaratan imtiyazlar tanınırken, bu eylem ve söylemlerin sertleşmesi nasıl başladı? Bunun cevabı one minute olayı ve mavi marmara baskınları sonrası israilin yürüttüğü türkiyenin iç meselelerini kaşıma dış meselelere vakit ve enerji harcayamayacak hale getirmesinde saklıdır. İsrailli devlet yetkililerinin ve abddeki israil lobisinin o dönemki köşeye sıkışmışlıklarından kaynaklı türkiyeye karşı yaptıkları kürt meselesini kaşıma politikaları sonuç vermiştir. Tsknın en önemli silah sağlayıcılarından biri olan israile karşı olan bu bağımlılık da türkiyenin elini kolunu bağlamaktadır. Tsknın güneydoğuda yaptıklarını ve statükocu devletin kürtleri 2. Sınıf vatandaş statüsüne soktuğu gerçeğini kabul etmekle beraber, pkk ve bdpnin bu hak mücadelesi konusunda samimiyetsiz olduğunu, amaçlarının şahsi ve örgütsel çıkarları olduğunu düşünüyorum. Yani benim umrumda olan tek şey kürtçülük eylem ve söylemlerinin uluslararası alanda yaşanan önemli gelişmeler arasındaki kronolojik sırası. Bunun ötesinde yaşananlar, medyadan takip ettiğimiz gündem senaryo gibi

  35. Yazan:bsm Tarih: Jul 1, 2011 | Reply

    @tayfun,

    Doğrusunu isterseniz ben de insanları “tasvir etmekten”haz almıyorum.Buraya aman birilerine sataşayım diye de gelmiyorum.İşe yarar mı bilmiyorum yaşadığımız süreçle ilgili görüşlerimi aktarıyorum,başka da bir amacım yok.Tabi görüşlerime mutlak katılmalı demiyorum,elbette yanıldığım noktalar olabilir ve görüşlerim eleştirlebilir.Açıkçası sıkıntım fikirlerimin eleştirilmesi değil.
    Dolayısıyla fkirlerime atıf yapılırken “birileri”diye başlayan dolaylı serzenişlerden hazetmiyorum.Ne söylencekse açık açık ortaya konmalı.İkincisi çoktandır yazmıyordum ama birilerinin bana aykırı gelen fikirlerine karşı dayanamadım demek kusura bakmayın şık bir üslup değil.Kaçak güreşmekten vaz geçin.Siz bu tavrınızı sürdürdükçe o birileri de size yanlışınızı hatırlatır.Neyse asıl mevzuya dönelim,sizin asıl umurumuzda olması gereken konulara geçelim.
    Türkiyede son zamanlarda tırmanan gerginlikler,yaşanan krizler hepiniz kadar beni de kaygılandırıyor.Bdp’nin “şahinleşmeye”doğru giden sertleşen söylem ve eylemleri,bunun zamanlaması tabi ki üzerinde tartışılmaya muhtaç elzem bir konu.Seçimlerin akabinde toplum olarak yeni sivil bir anayasa beklentisi içine girmişken yapay bir krizle meclisin işlevsiz hale getirilmeye çalışılması bu beklenti adına büyük bir kayıp.Zira Türkiyenin kaostan kurtulması ve tüm sorunların çözülebileceği tek merci meclis çatısıdır.Eğer toplum rahat bir nefes alacaksa ancak parlamento çatısı altında yapılacak çalışmalarla mümkün olacaktır.Dolayısıyla meclis çalışmalarının şu veya bu şekilde sabote edilmesi favkalede hatalı bir tutumdur.Ayrıca seçimden bir hayli önce “sivil itaatsizlik”söyleminin ardından sokak şiddetinin artması da Bdp’nin sorumsuzluğunun kanıtı.Bunları her platformda dilim döndüğünce anlatmaya çalışırım.Açıkçası garip bir döngü yaşanıyor,devlet(veya hükümet)ne zaman hadiseye ılımlı bakacak bir hamle başlatsa daha sert bir karşılık buluyor.Zira Bdp’nin sertleşen tavrı başbakanın demokratik açılım söylemiyle ivme kazandı.Şiddetin şehir merkezlerine taşıma dönemi dikkat edilirse açılımın hemen ardında baş gösterdi ve gittikçe de tırmandı.
    İşte tam da bu noktada bazı soru işaretleri beliriyor.Bir,Bdp bu tutumuyla sanki sorunun AKP tarafından çözülmesinden tedirgindir…Dolayısıyla da Kürt halkının taleplerini savunmaktan çok, politik etikat ve siyasi imaj derdine düşmüş bir siyasi psikoloji saplantısı intibası yaratıyor.Kısaca benim etiketimle,benim ismimle bir şeyler olsun’nun kaygısı var.İnatlaşması ve ayak diremesinin ardındaki neden bana göre meseleyi siyasi bir kariyer düzlemine çekmiş olmasıdır.Statü lafzı da bu siyaset bencilliğinin bir göstergesi olsa gerek.
    İki,Bdp bu tutumuyla hükümeti ve aynı zamanda Türkiye kamuyoyunun bir kısmını da savrulduğu bu psikolojinin içine çekiyor.Zira kendi etiketinde ısrar ettikçe bu yöndeki kaygılar ziyadesiyle kırmızı çizgi babında bir karşı tutuma yol açıyor.Statü,kimlik vs dedikçe dikkat ederseniz aynı şekilde milliyetçi söylemler keskinleşiyor.
    Üç,halkı daha çok ayrışmaya iten bu halat yarışının,halatın her daim ucundan çekiştirecekler olsun diye adeta gizli bir el bu yönde malzeme sunuyor.Kck tutuklanmalarında yaşananlar,seçim öncesi ortalığı geren aday vetosu ve en nihayetinde Hatip Diclenin vekilliğinin düşmesi kararı.Tabi bunlar elbette Bdp’nin şiddete meyletmesine,söylemlerinde sertleşmesine vs haklı gerekçeler olamaz.Lakin her kim tertipliyorsa varolan bu gerilim iklimini “iyi okuyorlar”sanırım.Yangına körükle giderek kaos yaratmada da başarılı oluyorlar.Gerçek şu ki,ysk pekala seçim öncesinden Hatip Diclenin üyeliğini retedebilirdi.Ve gerçek şu ki seçim bittikten sonra bu kararın soğuk duş etkisi yaratacağını değil ysk yetkilileri 10 yaşındaki çocuk bile tahmin edebilirdi.
    Şu anda sitede hadisenin hukuk boyutu tartışılıyor bir başka başlık altında.Ysk gerçekten bilinçli mi yaptı bilmiyorum ama olayların bu noktaya gelmesinde sorumluluğu/sorumsuzluğu olduğu kesin.Diğer yandan Bdp de belki farkındaydı ve bu olayı taktiksel olarak kullanmış olabilir.Özcesi Hatip Dicle’ye hukusuzluk mu yapıldı,üye olma vasfıları haiz midir değil midir bilmiyorum…Bütün bunlar bir plan dahilinde mi gerçekleşti bunu da bilmiyorum.Sadece olumlu gelişmelerin,tarihi fırsatların böylesi sansasyonel kararlarla telef edilmesine hayıflanıyor ve Türkiyenin demokratik bir hukuk devleti olma yönündeki beklentilerimizin boşa çıktığına üzülüyorum.
    Zamanlama meselesine gelince,yukarda da değindim, zamanı karışıklık ve kaos çıkacak şekilde kurgulandığı bir gerçek.Belki tamamen tesadüfi olabilir ama bu zamanlama kurgusu Türkiye’ye,barış ve uzlaşı ortamının kurulmasına fevkalede zarar veriyor.
    Ancak bu tür karışıklıkları doğru okumak gerekir.Siyasi rekabete dayalı ilginç zamanlamalar olmakla beraber ben meseleyi İsrail,ABD,dış güçlere bağlayamıyorum.Ysk kararlarını İsrail mi tertipledi,ABD’nin telkiniyle mi BDP’liler meclisi boykot ediyor?Yine ABD mi CHP,MHP ve BDP’yi anayasa değişikliğinde hayır deyin diye teşvik etti?Yani kendi içimizde en ufak bir hışırtıdan fırtınalar çıkarırken “kökü dışarda”demekle olmuyor.Tamam elbette bir ABD,Kafkaslara,Balkanlara,Ortadoğu ve müslüman ülkelerle istikrarlı ilşkiler içinde olan,dünyaya açılmış,bölgede önemli bir aktör olmuş bir Türkiye yerineiher daim kendi koltuk değneğine muhtaç bir Türkiye arzuluyor.Bütün devletlerin dış politikası böylesi güç dengeleri üerine kurulu.ABD de kendi hegemon politikası doğrultusunda muhtemelen eski Türkiyenin özlemini duyuyor bu tartışılır elbet.Ama kendi içimizde yaşanan her olayı da dışarda aramayalım.
    Ha,şunu diyebiliriz belki,Ecevit hükümeti döneminde hatırlarsanız bir siyasetçinin hapşırmasıyla borsa allak bullak oluyor,ekonmik krizler,döviz dalgalanmaları olurdu.Bugün çok şükür o günleri geride bıraktık…Türkiye ekonomik istikrar açısından önemli bir noktaya gelmiş.
    Bugün ise dikkat ederseniz aynı şeyi siyaseten yaşıyoruz.Emine Ayna ileri geri konuşunca tüm olumlu hesaplar birden karışıveriyor.Tuğluk statü dedi eyvah!Ysk teknik bir hataya yol açtı tüm ülke karışıyor.
    Oysa iskambil kulesi gibi hiçbir şey küçük bir esintiyle yıkılmamalı.Ekonomide nasıl istikrara kavuşulmuşsa inanıyorum ki gerçek bir hukuk devleti olma yolunda kararlı olunduğunda pekala siysette de istikrar yakalanabilir.
    Yani Türkiyenin kaderi artık görevini layıkıyla yapmayan kurumların,sorumsuz bürokratların,söylemi sivri basiretsiz siyasetçilerin elelerine bırakılmamalı.Ve her şeyden önce kendine güvenen bir toplum olmak durumundayız.Bu ülkeyi bütün sorunlarından düzlüğe çıkarabilecek dinamizme sahibiz,yeter ki bunda kararlı olalım.

  36. Yazan:MY Tarih: Jul 1, 2011 | Reply

    BDP ve genel olarak Kürtçü siyaset yapanlar Türk müttefiklerini kaybetmekte. Esas kafa yormalari gereken nokta budur. KCK ortaligi yakmadan ve boykot vb aptalliklardan önce dinci, solcu vs farkli kesimlerden bir çok Türk ya destek veriyor ya da en azindan olup biteni anlamaya çalisiyordu. BDP simdi “Türklere ragmen” siyaset yapma yolunda. Bu yol, yol degildir. Bu yol çikmaz sokaktir.

    Meselâ kadin haklarini savunmak için erkek düsmani olmak gibi bir is yapiyorlar BDP’liler. “Normal” siyaset yapmak, TBMM’de konusmak isteyen Kürtleri AKP’ye mecbur ediyorlar ayrica. Bu da ayri bir saçmalik. Bir iki hafta sonra çikip bir de bundan sikayet ederler: “AKP kendi bünyesi disinda siyaset yaptirmiyor Kürtlere” filan diyecekler.

    ALLAH akil fikir versin.

  37. Yazan:Tuğrul Paşa Tarih: Jul 1, 2011 | Reply

    Gelinen şu noktanın tek suçlusu AKP’dir. (!)

    El-insaf…
    Kemalist rejimin Dindarlara,Alevilere,Azınlıklara ve Kürtlere yaptığı bilumum zulumleri es geçin tek suçlu Akp’yi ilan edin!
    Suçludur Akp…!
    Kokuşmuş kirli ilişkilerin yumağına dokundurup, bunca yıldır kimsenin etliye sütlüye karışmayıp zulme ortak olmak istemediği için bir şeyler yapıp karınca kararınca elini taşın altına sokup risk aldığı için suçludur Akp!

    Başbakan’ın bile “Yeter ki bu terör bitsin “deyip partiler üstü mesele olduğunu hatırlatıp iktidarı devretmeye hazır olduğunu ifade edecek kadar samimi bir Genel başkana sahip olduğu için suçludur Akp!

    Silah ve Kan’dan beslenen Vampirlerin üstüne gidip Kaos ve savaş ortamı meydana getirmek isteyenlerin pis tezgahlarını dağıttığı için suçludur Akp!

    Tek suçlu Akp değildi elbet!
    Öte yandan bir başka suçlu millet’te Müslüman masum Kürt’lerdir!
    Türkleri büyük abi görüp aynı zamanda Türklerin kölesi ve hizmetçisi olamadığı için suçludurlar!
    Sevr antlaşması için Kürt aşiret liderlerinin işgal güçe çektiği protesto’dan dolayı suçludurlar!
    Kendilerine bağımsızlık veren antlaşmaya karşı savaştıkları için suçludurlar!
    1920-1930 arası Kuzey Irakta İngilizlere karşı ayaklanan ve TBMM’ye” Biz Türkiye’ye katılmak istiyoruz” dedikleri için suçludurlar!

    Peki suçlu olmayan kimler?!
    Doğu illerinde eğitimi Tevhid-i Tedrisat kanunu bitirenler suçlu değildir!
    1930’lardan önce Bitlis, Diyarbakır, Siirt Türkiyede en çok okul (medrese) olan yerlerden biri olupta bir kanunla bu okulların hepsini yasaklayanlar suçlu değil!
    Tüm Türkiyede köy enstitüleri yeşerirken Güney Doğu’da tek bir okul ve köy evi açmayanlarda suçlu değil!
    1950’lere kadar o zamanın tek partisi olan CHP Doğu illerinde temsilcilik bile açmadığı içinde suçlu değil!
    Yıllardır,Doğu için yapılması gereken işleri yapmayanlarda suçlu değil!

    Ve en büyük suçsuz da (!);Kemalist rejiminin ayrımcı politikalarına sonuna kadar istismar edip bu ayrımcılıktan her türlü beslenen Chp,Mhp ile Bdp’nin aynı yolun yolcusu olduğunu göremeyenlerdir!
    Bütün Milliyetçiler,Ulusalcılar vb Irkçı hezeyan içinde olanlar suçsuz!
    Bunun karşılığında da en büyük suçlu da (!) ;bu politikaların yanlış olduğunu itiraf edip kemalist rejimin masallarına inanmayan benim gibilerdir…

    Av hikayelerini Aslan’dan dinlemek lazım.Avcılar yalan yada yanlış bir şeyler karalamışlar yada öyle olmasını istemişler ama şimdiki zamandaki Genç aslanlar babalarına hiç benzemiyorlar.Otorite’ye başkalıdırıp her şeyi sorguluyorlar.Genç Aslanları da zaptetmeleri biraz güç…

    Şiddetle karşı çıktığınız yada dile getirilmesinde hoşlanmadığınız demokratik açılım süreci durdurulur veya bu süreç tersine işletilirse bilin ki, Bdp/pkk tabanını 3 milyondan 10 milyon ve hatta üzerine çıkmasına neden olur. Bu ise bölünmenin tescil edilmesinden başka bir anlam ifade etmez.O zaman da demokratik özerklik gibi çözümleri mumla ararız…

    Demokratik özerklik talebi içeren taslağı kabul etmiyorum.Akıllı ve hayırlı bir gelişme olarak görmüyorum.Onun için iki tarafın da “akıllı” olmasında sonsuz faydalar vardır.Yoksa bu ayrılık ateşi sadece bir tarafı yakmakla kalmaz, iki tarafı da bertaraf eder…

    Entellüektel olmak gibi bir gayretimiz yok
    Hakkaniyetli bir kul olabilirsek şayet, o şeref bu fakire yeterde artar…
    Doğruları “testere ” gibi okurcasına konuşmaya niyetimiz var.Kürtler ile İslamcıların (bu arada ben İslamcı’yımda sahi sen bunun dışındamı olmaktasın ) Devlet’i dağıtmak gibi bir niyetimizde yok.Ben büyümekten bahsediyorum sen küçültmekten nasıl bahsedersin?!
    Bu topraklar bize değil,bizim çocuklarımıza miras kaldı…

    Demokratik açılımın devam etmesine taraftarım ama “özerklik” maddelerine en azından bu haliyle şu ortamda hayatiyete geçmesine karşıyım.Demokrasi anlayışına uygun,yerinden yönetime ait bazı hakların geri verilmesi ve merkezi idarenin,dış ilişkiler, ekonomi ve güvenlik alanları haricinde diğer “halka hizmet” alanlarını yerel yönetime burakılması en doğrusu kanaatimce…

    Amma velakin bu “özerklik” laflarının satır aralarında;bdp ve türevleri çatışma alanını genişletmek,dozunu yükseltmek, kendi verdiği rakamlarla 20 milyon Kürt üzerindeki fiili alanını genişletmek istiyor!
    Oy oranlarına bakarsanız temsil hakkının daha yüksek olduğu AK parti’yi görmezden gelip sanki 20 milyon (!) Kürd’ün tek temsilcisiymiş gibi,bir de isteklerini dil,bayrak,özerk gibi kelimelere indirgeyip Milleti kışkırtma monoloğu yapıyorlar.
    Bu tür aksiyonları seçime kadar daha çok yapacaklarını tahmin etmek zor değil.Mevcut Hükümetin çıkardığı yasalar ve bekleyen tasarılar bu istekleri karşılamaya yeterlidir, değilse ilave yapılabilir.
    Ama asıl amaç; seçime kadar Ak partiyi yıpratmak olunca CHP,MHP,BDP’nin bile hiç sesi çıkmıyor…

    Akil ve sağduyulu Kürtlerden özellikle şunu istirham ediyorum;kendinizi karşınızdaki hassasiyetleri makul sebepler ile yoğunlaşan insanların yerine koyunuz. Bireysel isteklerimizde bile karşıdaki insan böyle ikna edilmez. Asla kabul edilmeyecek, hiç bir üniter ülkenin kolay kolay kabul etmeyeceği hayaller peşinde koşmayalım…

    Kürtçülük ile Türkçülük yapanların süreci baltaladığını faydadan çok zararları olduğunu düşünüyorum. Kürt sorunun çözümü Bdp ve ruh ikizlerinin işine gelmiyor. Uzattıkça uzatıyor, olmayacak şeyleri yapıyorlar. Heleki pkk, çözümden öyle bir korkuyor ki, zaten desteklerde kesiliyor. İmralı’daki başrolde olmamaktan endişeleniyor…

    Bdp,İmralı ve diğer uzantıları “konuyu resmi dil” seviyesine taşıdılar ve makul bir ortamda kamuoyunun anlayabileceği kültürel özlük hakları anlaşılamaz hale getirdiler.Başta hükümet olmak üzere ve diğerleri bile “TSK çizgisindeyiz (!)” demeye başladılar. Gördük ki; bu işin “masumu ve makul anlayışı” olmuyor…
    Sonuç olarak: Kürt kökenli insanlarımıza en büyük kötülük maalesef her zaman, “Biz onları temsil ediyoruz” diyenlerden geldi-geliyor ve bu kafa hakim olduğu sürece “kamuoyunun yumuşaması-tansiyonun düşmesi” mümkün değil…

    Not;Özel Link vermek sanırım site kurallarına göre yasak olduğu için yayımlanmıyor.Onun için 21 Aralık 2010 tarihli bu yazımı (Sn BSM başta olmak üzere) link vermeden yollayıp konuyla alakalı olduğundan fikirsel katkı babında şahsi görüş olarak yayınlanmasını istirham ediyorum.Anlayışınız için teşekkür ederim.
    Saygılarımla…

  38. Yazan:bsm Tarih: Jul 2, 2011 | Reply

    Sayın Tuğrul Paşa,

    Az önce sitedeki diğer bir yazı altına-bana cevaben-yazdığınız yorumu okudum.Benim için her fikrin bir değeri vardır,benimkilerle aynı paralelde olmasa bile.
    Ancak eğer yanlış anlamadıysam nazikçe” bir daha görüşmeyelim”demeye getirmişsiniz.Hay hay saygı duyarım.İstenmediğimi hissettiğim anda çekilmesini bilirim.Dolayısıyla koymak istediğiniz mesafeye uydum ve tartışmayı noktalamanın daha makul olacağına kanaat getirdim.
    ***************
    Ancak sitede gezinirken bu yorumunuza denk geldim.Sanırım daha önce kaleme aldığınız bir yazınız.İçeriğine dair bir yorumda bulunmayacağım.

    Merak ettiğim husus şu:Kendinize göre haklı nedenlerden ötürü fikir paylaşımını gereksiz bulduğunuza göre bu çağrınızın anlamı nedir acaba?

    Bakın Sayın Tuğrul bey,siz gayet açık ve net konuştunuz.Açık sözlülüğü severim.Ben de size karşı açık ve net konuşacağım,bundan böyle sizinle tartışma taraftarı değilim.nokta.

  39. Yazan:Tuğrul Paşa Tarih: Jul 2, 2011 | Reply

    Sn bsm,

    Çok şükür nezaket kurallarından haberim var.Herhangi biriyle yada sizinle görüşmeyecek yada fikir alışverişinde bulunmak istemiyor olsam bunu nazikçe değil direkt olarak açık ve net olarak ” sizinle artık tartışmak yada görüşmek istemiyorum ” derim.Kaldıki size bu şekilde ima’da bulunmadığım gibi sanırım haddinden fazla gereksiz alınganlık içindesiniz son bir kaç gündür.Genelde yazı/yorum yazarken “sizler” diye hitap ederken amacım sesimizi genele duyurmaktır.Siz, o “sizler” deme hitaplarında fazlaca kendinize kişisel yorumlar yüklemeyiniz lütfen…

    Sizinle fikir paylaşımını gereksiz bulmadığım gibi kendi adıma derdinizle hemhal olma ve istifade edebilme gayretinden başka bir amacımda yoktur bilesiniz.olur da, size yada başkalarına söyleyecek bir iki kelamım kalmazsa yahut fikirlerimde bir kıtlık çekecek olursam, inanın ben açıkca “bana müsade” size “kolay gelsin” derim.Ama bunu ima ederek değil, açık ve net olarak ifade ederim…

    Sizinle bir kaç konuda farklı düşünüyor olsak dahi karşılıklı fikir alışverişinde bulunmak benim için kazanç olduğu gibi sıkıntı olacak bir davranış ta değildir.En son buraya taşıdığım daha önce kaleme aldığım yazının amacı münazara’da kendimi haklı çıkarmak değil bilakis karşılıklı yazıştığınız Tuğrul beyin fikri donanımları hakkında acizane size ufak bir ipucu vermektir…

    İlave olarak; Şahsen devamlı aktif olarak yazı/yorumlarımı paylaştığım bir fikir forumu var.Özel link vermenin DD adlı şu anda yazıştığımız site’ye haksızlık olacağı için link vermedim.Şayet sn editör bey kurallara aykırı bulmayıp izin verdiği takdirde yazdığım linkleri de verebilirim…

    Hulasa olarak; Tekrar edecek olursam benim çağrım kardeşlik çağrısıdır.Kardeşlik hukukuna riayet eden, masumu olduğuna inandığım bil cümle herkesin fikri/zikri başımın üstünde bir değerdir.Fikri ayrılıklarımızın kendimize has bir zenginlik olduğunun bilincindeyim.Dolayısıyla eğer yanlış anladıysanız yada ben kendimi yanlış anlatmış isem bu da düzeltme mesajım olsun…

    Necil Fazıl’ın bir cümlesini değiştirerek (ki o kelimeyi değiştirmesem daha da yanlış anlaşılacak mevzu) izninizle burada manidar olarak paylaşmak istiyorum;

    “Ey Muhalif kardeşim! sen benim ifadem ve hızımsın. Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın! “

    Takdir ve karar sizin…

    Muhabbetle…

  40. Yazan:bsm Tarih: Jul 2, 2011 | Reply

    Anlayışınız ve gösterdiğiniz olgunluk için teşekkür ederim Tuğrul bey.Mesajınız yerine ulaşmıştır,sizi şimdi daha iyi anlayabiliyorum.Sanırım ben de biraz fazla alınganlık gösterdim.Zor günler geçiriyoruz,haliyle de çabuk etkileniyoruz.En azından kendi adıma bunu söyleyebilirim.Nefsi davranıp tavır koymamalıydım.Her zamankinden yapıcı bir diyaloga ihtiyacımız var.Bunu başarmış olmamızdan da ayrıca mennuniyet duyuyorum.Bizleri barış ve kardeşliğe götürecek daha verimli paylaşımlarda buluşma dileğiyle esen kalınız.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin