RSS Feed for This Post

Kafka, Taşrada Düğün Hazırlıkları

Taşra’da Düğün Hazırlıkları[1], Kafka’nın en eski yazılarının bulunduğu bu eser üç manüskri[2] ve fragmanlardan[3] oluşmaktadır. Max Brod tarafından 1907-1908(?) tarihine kadar uzanan bir geçmişleri olduğu belirtilen bu manüskriler, 1923(?) tarihine kadar uzanmaktadır. Bu el yazmaları,  Brod tarafından tek bir eserde birleştirilip düzenlenerek edebiyat dünyasına kazandırılmıştır.

Eserin içinde şu bölümler yer almaktadır: Taşrada Düğün Hazırlıkları; Günah, Istırap, Umut ve Doğru Yol Üstüne Özdeyişler; Sekiz Oktav Defteri; Defterlere ve Tek Kağıtlara Yazılmış Fragmanlar; Ek; Yiddiş Dili Üzerine Bir Konuşma; Richard ve Samuel İçin Taslak; Bir Daireye Verilen Dilekçe; Ölmeden Ölme; Notlar.

Bu eserdeki öykülerin bir kısmı yayımlanmış olsa da bir kısmı ilk defa bu eserle ortaya çıkmış, ayrıca fragman ve özdeyişler de öykülerden bağımsız olarak defterlerde yer almıştır.

İlk iki manüskri Eduard Raban’ın nişanlısı Betty’yi ziyaretini anlatan bir durum hikâyesidir ve ikinci manüskri birinciden bağımsız olarak kimi değişikliklerle aynı olayı farklı bakış açısıyla işler. İki farklı ama kahramanı aynı öykü ile karşılaşmış oluruz. Kısa boylu, sarışın Raban’ın önemi kendi sıradan önemsiz hayatını aktarımındaki gözlem, ayrıntıları yakalama gücü, bolca gözlem ve betimleme yaparak gözlemlerini aktarımı, küçük ayrıntıları bile kaçırmayışı, yaşadığı hiçlik duygusu, korku hissinin üzerindeki sınırlayıcı etkisi ve hepsinden önemlisi, bu hiçlik ve korkunun yol açtığı “Yatakta yatarken sanırım koca bir böceğe dönüşeceğim.” diyerek Kafka’nın 1915′te Böcek adıyla yayımlanan Dönüşüm/Değişim adlı Gregor samsa’sının öncülü olmuş olmasıdır. Çünkü Taşrada Düğün Hazırlıkları Brod’un tespitiyle Kafka’nın 1907 yılında yazıp 1908′de temize çektiği defterlerin içindedir.

Günah, Istırap, Umut ve Doğru Yol Üstüne Özdeyişler adlı bölümde yazarın birçok farklı konuda fikirlerini dile getirdiği özdeyişler bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır:

“13) Bilgeliğin başladığının ilk belirtisi, ölme isteğidir. Bu yaşam katlanılamaz, bir başkası erişilmez görünür. Ölmek istendiği için utanılmaz artık: nefretle bakılan bir eski hücreden alınıp bir nefretle bakılacak bir yeni hücreye konulmak için yalvarıp yakarılır. Hani bir inanç kalıntısı da rol oynar bunda: Sözde bir hücreden ötekisine taşınılırken, Tanrı bakarsın tutukevinin koridorunda insanın karşısına çıkacak ve onu şöyle bir süzdükten sonra diyecektir ki: «Hiçbir yere kapamayın artık; o bana gelecek!»

14) Bir yerde yürüsen ve ilerlemek için iyi niyet sahibi olmana karşın adımların geri geri gitse, o zaman seni umutsuzluğa sürükleyecek bir neden olabilirdi bu. Ama sarp, senin de aşağıdan gördüğün gibi sarp bir yamacı tırmandığını düşünürsen, adımlarının geri geri gitmesi, salt arazinin durumundan kaynaklanabilir. Bu yüzden, umutsuzluğa kapılman doğru sayılmaz.

16) Kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı.


28) Bir kez Kötü’ye kapılar açılmaya görsün, kendisine inanılmasını gereksinmez artık.

29) …Hayvan kırbacı çekip alıyor efendisinin elinden ve kendisi efendi olmak için kendi kendisini kırbaçlamaya koyuluyor; bilmiyor ki bu, efendisinin kırbacına atılmış yeni düğümün yol açtığı bir hayalden başka şey değildir.

59) Bir merdivenin üzerine basılmaktan iyice çukurlaşmamış basamağı, basamağın kendi açısından kuru ve yavan çatılmış bir tahta parçasıdır yalnız.

60) Dünyadan el çeken, bütün insanları sevmeden yapamaz; çünkü onların dünyasından da el çekmektedir; dolayısıyla, gerçek insan varlığının iç yüzünü sezmeye başlar; bu varlık da sevilmez ne yapılır. Ancak, bu sevmenin bir ön koşulu vardır: Sevilenin dengi olmak.

69) Kuramsal bakımdan tam bir mutluluk olanağı vardır: İçte bir yokedilmez’in varlığına inanmak, ama ona ulaşacağım diye çaba harcamamak.

79) Şehevî sevgi, insanı yanıltıp ilâhi sevgiden uzak tutuyor; hani tek başına becereceği bir şey değil bu; ama ilâhi sevgi öğesini bilmeyerek içinde taşıdığından, üstesinden gelebiliyor bunun.

82) Niçin ilk Günah’tan* ötürü yakınıp dururuz? ilk Günah yüzünden değil, yaşam ağacından ötürü, bu ağacın meyvesinden yemeyelim diye cennetten kovulduk.

83) Yalnız bilme ağacının meyvesinden yediğimiz için değil, aynı zamanda yaşam ağacının meyvesinden henüz yemediğimiz için günahkâr duruma düştük. Günahkârlığımız, içinde bulunduğumuz durumdan kaynaklanıyor, İlk Günah’tan değil.

84) Cennette yaşamak için yaradılmıştık, cennet hizmetimize verilmişti. Sonra yazgımız değiştirildi; cennetin yazgısında da değişikliğe gidildi mi, orası belli değil.

86) İlk günah’tan bu yana İyi ve Kötü’yü ayırt etme yeteneğimiz birbirimizinkine denk durumdadır; yine de önemli üstünlüğümüzü özellikle burada ararız hep. Ama ancak İyi ve Kötü’nün ötesinde insanlar arasında gerçek farklılık başlar. Bunun karşıtı görünüm, şu nedenden kaynaklanıyor: Kimse tek başına bilmekle yetinemez, aynı zamanda bilgisine uygun davranmak zorundadır. Gelgeldim, bunun için gereken güç, yaradılıştan ona verilmiş değildir; dolayısıyla, kendisini yoketmek zorundadır, söz konusu gücü ele geçiremeyeceği tehlikesine karşın kendini uzak tutamaz bundan, bu son girişimden başka yapacağı şey de kalmamıştır. (Bilme ağacının meyvesinden yeme yasağının çiğnenmesine karşı ölümle tehditte saklı yatan anlam işte budur; belki eceliyle ölümün başlangıçtaki anlamı da bundan başkası değildi.) Ne var ki, kendini yoketme girişiminden de insanoğlu korkmakta, böyle bir şeye kalkışmaktansa, İyi ve Kötü’yü ayırt etme yeteneğinden başlangıçtaki gibi yoksun kalmayı yeğlemektedir. (İlk Günah deyimi de, ilgili korkuya dayanıyor); ama olmuş bir şey olmamış duruma getirilemez, yalnız bir belirsizlik içerisine itilebilir. Bu amaç için birtakım nedenler uydurulup öne sürülür. Tüm dünya böylesi nedenlerle doludur, hatta gözle görülen bütün bu dünya, belki bir an için dinlenmek isteyen insanın başvurduğu nedenden başka bir şey değildir. Bilme olgusunu bozma, bilmeyi amaca dönüştürme yolunda bir girişim.

90) İki olanak: Kendini sonsuz küçültmek ya da sonsuz küçük olmak, ikincisi mükemmellik, yani eylemsizliktir; birincisi başlangıç, yani eylemdir.

91) Sözcüklerin yol açtığı bir yanılgıdan kurtuluş: Eylem yoluyla yok edilebilecek şeyin, daha önce elde sımsıkı tutulmuş olması gerekir: Ufalanıp dökülen şey ufalanıp dökülür, ama yok edilemez.

92) Puta ilk tapınmanın nedeni, kuşkusuz nesnelere karşı duyulan korku, dolayısıyla nesnelerin gerekliliğinden korku, dolayısıyla nesnelere karşı sorumluluktan korkuydu. Öylesine muazzam bir sorumluluktu ki, onu insan dışında bir tek varlığın omzuna yüklemek göze alınamadı; çünkü insan dışında bir tek varlığın aracılığı bile insanın sorumluluğunda yeterince hafiflik sağlamayacak, yalnız tek bir varlıkla ilişkisi, gereğinden fazla sorumluluğu insanın bir yük gibi sırtında taşımasına yol açacaktı. Dolayısıyla, her nesne kendinden sorumlu kılındı, hatta daha da ileri gidilerek nesneler insanlardan az çok sorumlu tutuldu.

94) Yaşamanın başlangıcında iki ödev: Çevreyi gittikçe daraltmak ve kendini bu çevre dışında bir yerde saklı tutup tutmadığını aralıksız denetlemek.

102) Çevremizdeki acıları bizim de çekmemiz gerekmektedir. Hepimizin ortak bir vücudu yoktur, ama ortak bir büyümesi vardır; bu ise, şu ya da bu biçimde acılar içinden çekip götürür bizi. Nasıl ki çocuk belli bir gelişim sonucu yaşamın tüm evrelerinden geçer (her evre de, istek ve korku bakımından bir önceki için erişilmez görünür aslında), yaşlanır ve sonunda ölürse, biz de bunun gibi (insanlıkla aramızdaki bağ, kendimizle aramızdaki bağdan güçsüz değildir) yaşadığımız dünyanın tüm acılarından geçerek gelişiriz. Bu konuda adalete yer yoktur, acılardan ürkmeye ya da acıları üstünlük diye yorumlamaya yer yoktur.

* Evden çıkıp gitmen gereksiz. Masa başında otur. Kulak kabart, kulak kabartmasan da olur, bekle yalnız. Hatta onu da yapmayıp hiç ses etme, yalnızlık içinde kal. Maskesini düşüresin diye dünya kendini sunacaktır sana; çünkü başka türlüsü elinden gelmeyecek, cezbeye kapılmış bir halde önünde kıvranıp duracaktır.”[4]

Sekiz Oktav Defteri adlı bölümde birçok fragman ve bitmiş sayılabilecek öykü bulunmaktadır. Bu defterlerin tarihi 1917 olarak Brod tarafından ifade edilmektedir. İçinde felsefe, din, edebiyat, çeşitli kavramlar üzerine özdeyişler bulunmaktadır.  Bu kısımlardaki en ilginç kısımlardan bazıları şunlardır.

Üçüncü Oktav Defteri’nden:

Don Kişot’u mutsuz kılan onun hayal gücü değil, Sancho Panza’dır. (s:65)

 Don Kişot’un giriştiği en önemli işlerden biri, hatta yel değirmenleriyle savaşmasından da etkileyicisi, kendi canına kıymasıdır. Ölü Don Kişot, ölü Don Kişot’u öldürmek ister, ama bunun için ölü Don Kişot’ta yaşayan bir yerin varlığı gerekmektedir; işte bu yeri Don Kişot boşuna olduğu kadar sürekli arayıp durur. Böyle bir uğraş ardında iki ölü Don Kişot, bir daha birbirinden ayrılmayacak biçimde iç içe girerek, alabildiğine diri bir hacıyatmaz gibi zaman içinde yuvarlanıp gider.(s:70)

 İnanmak, kendi içindeki yokedilmezi özgürlüğe kavuşturmak, daha doğrusu kendini özgür kılmak, daha doğrusu yokedilmez olmak, daha doğrusu olmaktır… (s:79)

Sanat, bir pervane gibi Gerçek’in çevresinde dolanıp durur, ama hiçbir tarafını yakmamayı kesinlikle kafasına koymuştur. Karanlık boşlukta ışık kaynağından gelen ışınları gereği gibi yakalayabilecek bir yer bulmak, ışık kaynağını önceden tanımaksızın bunu yapabilmek gibi bir yetenekle donatılmıştır… (s:89)

Dördüncü oktav defteri adlı bölümde fragmanlar, o günün tarihine ait notlar, iç dökümler bulunmaktadır. Burada dikkati çeken şeyse yazarın aidiyetsizliğini dile getirdiği cümleleridir:

Aile içinde yaşam, dostluk, izdivaç, meslek, edebiyat gibi ne varsa hepsinde başarısız kalışımın, hatta işi bu noktaya bile vardıramayışımın nedeni, miskinlik, kötü niyet ya da becerisizlik değil (gerçi bunların hepsi de rol oynamıyor değil durumda, çünkü ‘haşere hiçlikten doğup çıkar’, topraktan, havadan, buyruktan yoksunluğumdandır.  Ve bunları yaratmak, işte beni bekleyen ödev; elden kaçırdıklarımı sonradan ele geçirebileceğim için değil, elden kaçırdığım bir şey olmadığından; çünkü herhangi bir ödev gibi bir ödev benimkisi de. .. Bildiğim kadarıyla, yaşamın gerektirdiği koşullardan hiçbirini doğarken getirmedim yanımda; getirdiğim tek şey, bütün insanlara özgü genel bir güçsüzlük… Ne Kierkegaard gibi Hıristiyanlığın artık enikonu iki yanına düşmüş eli tarafından tutulup yaşam içine salınmış, ne de Siyonistler gibi artık elden çıkıp giden Yahudi cübbesinin eteğinin ucundan yapışabilmiş biriyim. Bir başlangıç ya da sonum ben. (s:103)

Beşinci, Altıncı Yedinci ve Sekizinci Oktav Defterlerinde öyküler, günlük notlar, makaleler…  yer almaktadır.      

Defterlere ve Tek Kağıtlara Yazılmış Fragmanlar adlı bölümde, diğer defterlerde olduğu gibi öyküler, fragmanlar… yer almakta. Bu kısımda dikkati çeken en önemli şeylerden biri, Milena’ya yazdığı mektuplardaki kimi kısımların bu defterde yer alıyor olması (1920); diğeri ise Kafka’nın Yahudiliğe bakışının bir öykünün ardından veriliyor olması. Bu fragmandan çıkan sonuçsa(s:216-217), bir şekilde içine doğduğu şeyden mutlu olmadığı ama onu da değiştiremediği’dir.

Ek adlı bölümde kısa fragmanlar yer almaktadır. Yiddiş Dili Üzerine Bir Konuşma ise 18 Şubat 1912 yılına ait bir konuşmanın Elsa Brod tarafından hazırlanan eksiksiz kopyasıdır. Şölende Bir Konuşma, iş yerindeki bölüm şeflerinin müdürlüğe yükselişi dolayısıyla yapılan kutlamada Kafka’nın yaptığı bir konuşmadır. Richard ve Samuel İçin Taslak adlı bölüm, bir hikâyeye ait parçadır. Bir Daireye Verilen Dilekçe, Prag Vergi Dairesine Kafka’nın yazdığı cevap metnidir. Ölmeden Ölme, bu özdeyişin tarihi tam olarak Brod tarafından saptanamamıştır. Özgün metnin Gestapo tarafından alınıp götürüldüğü özdeyişi elinde bulunduran J. Halle tarafından ifade edilmektedir.

Taşrada Düğün Hazırlıkları, Kafka’nın hikâyelerinden, özel notlarına, fikirlerinden, hayata bakışına, mektuplarından, şiirlerine; felsefeye, dine, edebiyata, sanata… ait birçok kavramdan makalelere Kafka’nın iç ve dış dünyasına girebileceğiniz bir eser. Fragmanlar şeklinde olması ve bu fragmanların birbirinden bağımsız olması, eserin okunuşunu güçleştirse de, Taşrada Düğün Hazırlıkları; Babaya Mektup ve Milena’ya Mektuplar’la paralel okunduğunda Kafkaesk romanın soğuk ve realist yazarından sizi Franz Kafka’ya ulaştırıyor ve sizi onun insan yönüne yakınlaştırıyor. Yalnız, güçsüz, kendini tamamlayamamış, olduğu şeyden mutlu olmayan, hastalığıyla gün geçtikçe güçsüzleşen, ikilemleriyle kendisini yazıya vermiş… bir insanla karşılaşıyorsunuz. Bu insanı daha iyi tanıyabilmek için de bu üç eser mutlaka okunmalı.

Dediğim gibi, yazar Kafka için değil, Franz Kafka’yı tanımak için…

 


[1] Franz Kafka, Taşrada Düğün Hazırlıkları, çev:Kâmuran Şipal, Cem Yayınevi, İstanbul, 2005.

[2] Bir kitabın yayımlanmadan önce kağıda dökülmüş hâli/el yazması

[3] Her bir bölüme verilen isim.

[4] http://yitikmavi.blogspot.com/search/label/Aforizmalar

Trackback URL

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin