RSS Feed for This Post

Türkiye’nin Asker Sorunu (Hasan Cemal)

Erden ÖZKANT

Türkiye geçmişten beri hep birtakım sorunlarla yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, din ve laiklik sorunu, Alevi sorunu, başörtüsü- türban sorunu,  Ermeni meselesi, yargı sorunu, medya sorunu ve asker sorunu… Yaşadığımız sorunların sayısı elbette daha da artırılabilir. Ancak ilginçtir ki bu sorunlarımıza ilişkin tanımları ülkemizde hep asker yaptı, kırmızı çizgileri hep asker belirledi şimdiye kadar. Dolayısı ile askerin belirledikleri de Cumhuriyet kurulduğundan beri devletin resmi ezberi oldu. Bu ezberlerin, kırmızı çizgilerin ihlal edildiğini görünce de müdahaleler ve darbeler geldi askerden: 27 Mayıs 1960 darbesi, 12 Mart 1971 muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat 1997 postmodern darbesi ile 27 Nisan 2007 e- muhtırası gibi. Tabi bir de Org. Işık Koşaner ile birlikte uzun süredir sessiz olan Genelkurmay’ın 17 Aralık Cuma günü tam da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ” Vatandaşlarımızın konuştuğu diller bizim dillerimizdir” demesinden, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın ” Bildiğim tek Kürtçe cümle var” deyip ” Allah razı olsun” sözünün Kürtçesini söylemesinden ve TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’in Güneydoğu’da Kürtçe söylediği ” Barış için, kardeşlik için, eşitlik için hepinize merhaba, Diyarbakır bizim de evimizdir” sözlerinden hemen sonra siyasi bir konu olan “iki dil tartışması” üzerine yaptığı ” Son günlerde ‘dilimiz’ üzerinde kamuoyunun gündeminde yer alan birtakım tartışmaların, cumhuriyetimizin temel kuruluş felsefesini kökten değiştirecek bir noktaya doğru hızla götürülmeye çalışıldığı endişeyle izlenmektedir” açıklaması…  

Demokrasiye ve hukuk devletine yakışmayan 1982 Anayasası’yla yargı ve üniversitelerin düzeni; hak ve özgürlükler askerin tekeline kaldı. Kürt sorununda, din eğitimiyle ilgili meselelerde, din ve laiklik sorununda son sözü hep asker söyledi bu ülkede. Çünkü asker sivillere güvenmiyordu ve bu yüzden 87 yıl önce kurduğu devleti “halkın seçimle iş başına getirdiklerine” bırakmadı ve bırakmak da istemiyor. Daha fazla özgürlüğün, demokrasinin ve hukukun bölücülük getireceğine, irticayı güçlendireceğine inanıyor asker ve bu yüzden Avrupa Birliği yolundan da hazzetmiyor.

Yunanistan ve İspanya gibi ülkeler darbecilerinden hesap sorarken, darbecilerini cezalandırırken Türkiye’de 27 Mayıs darbesini yapan cuntanın lideri cumhurbaşkanı seçildi. 12 Mart’ı yapanlara dokunulmadı. 12 Eylül’ü gerçekleştirenlere de şimdiye kadar dokunulamadı ve hatta 12 Eylül darbecilerinin anayasası 28 yıl bu ülkede ‘demoklesin kılıcı’ gibi sallanıp durdu halkın üzerinde. Türkiye’yi 30 yıl sonra yine bir 12 Eylül’de 12 Eylül ‘darbe anayasasından’ büyük ölçüde kurtaran yeni anayasa paketi halk oylamasına sunuldu ve %58 ile kabul edildi. Yaş kararlarına yargı yolu açıldı, memurlara yeni haklar getirildi, memurlara toplu sözleşme hakkı tanındı, gazilere, engellilere, kadınlara pozitif ayrımcılık getirildi, darbecilere yargı yolu, komutanlara ise yüce divan yolu açıldı, HSYK’nın yapısı değiştirilerek yargı ve yargıç güvenliği oluşturuldu, Anayasa Mahkemesi geniş tabanlı hale getirildi yeni anayasa paketi ile ve böylece demokratikleşme yolunda büyük bir adım atılmış oldu.

Özellikle 2007′de İstanbul Ümraniye’de bulunan el bombalarıyla başlayan Ergenekon süreci ve daha sonra yaşanan gelişmeler, yeni bir medyanın ortaya çıkması ve halkı birçok konuda bilinçlendirmesi Türkiye’de “vesayet sisteminin” yavaş yavaş çözüldüğünün, Türkiye’nin daha çok demokrasiye ve hukuka yanaştığının sinyallerini verdi. İşte bu sinyalleri yazının da başlığını oluşturan Milliyet gazetesi yazarı, 41 yıllık gazeteci Hasan Cemal’in Doğan Kitap’tan Mayıs ayında piyasaya çıkan, yaklaşık 600 sayfa olan ancak diğer 7 kitabı gibi kolay okunabilen “Türkiye’nin Asker Sorunu: Ey asker siyasete karışma!” adlı kitap çok güzel bir şekilde anlatıyor. “Bilgisayarın başına ilk oturduğum zaman adını şöyle koymuştum kitabın: “Türkiye siyasetinin kayıp yılları… Asker sorunu, sivil sorunu!” Çok kısa bir süre sonra sevgili Hrant Dink öldürüldü 2007′nin ocak ayında ve acısı gitgide derinleşti. Balyoz, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven isimli darbe tertipleri sürecinden geçerken Ergenekon sahneye çıktı. 2007′nin “Çankaya Savaşları”, Cumhuriyet Mitingleri derken bir gece 27 Nisan Muhtırası geldi askerden. Bitmedi bu sefer de, 2007′nin yazında yüzde 47 oyla seçimleri kazanmış Ak Parti’yi kapatma davası, bir başka deyişle “rejim içi darbe” ya da “yargısal darbe” girişimi kapımızı çaldı 2008′in mart ayında. Askerin toplumu şekillendirmeye ve Ak Parti’yi etkisizleştirmeye yönelik Lahika isimli çalışma çıktı Genelkurmay’dan. 2009 yılı da farklı değildi. Mart ayında Deniz Kuvvetleri içindeki cuntalaşmayı ve gayrimüslimler üzerinden Türkiye’de darbe ortamı oluşturmayı hedefleyen, daha vahimi Hrant Dink ve Rahip Santoro cinayetleri ile Malatya’daki misyoner katliamından “operasyonlar” diye söz edebilen Kafes Eylem Planı sahne alacaktı. 2009′un nisan ayında ise Ak Parti ile Gülen Cemaati’ni bitirmeyi öngören ve Genelkurmay karargâhında hazırlanan Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek’in “ıslak imzalı” “İrticayla Mücadele Eylem Planı” ortalığı karıştıracaktı. 2010 da sürprizleriyle geldi. Türkiye’deki “askeri vesayet sistemi” ya da Tayip Erdoğan’ın deyişiyle ” bürokratik oligarşi” belki de en ölümcül darbesini 2010 yılı 22 Şubat günü Balyoz Operasyonu’yla birlikte patlayan büyük gözaltı dalgasıyla yiyecekti. Bir gün içinde, aralarında iki kuvvet komutanının, iki ordu komutanının da bulunduğu 17 emekli general, 4 muvazzaf amiral, 27 subay gözaltına alınacaktı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez kuvvet komutanları, ordu komutanları sivil savcılar tarafından sorgulanacak, tutuklanacaklardı. Ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez Ergenekon Davası’yla birlikte bir darbe girişimi yargı sahnesine çıkacaktı. Türkiye’de 28 Şubat postmodern darbesinin ardından, Ak Parti’nin 2002 yılı kasım ayında seçimleri yüzde 35′le tek başına kazanmasıyla birlikte askerin içinden tetiklenen bütün bu darbe tertipleri ve komplolar dizisi, bir zincirin halkaları halinde gözlerimizin önüne çırılçıplak serilmeye başladı. Ve bu süreçte bir gazete, bir gazeteci olarak burada kayda geçmem bir borçtur, Ahmet Altan yönetimindeki Taraf gazetesi ya da “Taraf gazeteciliği”, bu ülkedeki “askeri vesayet sistemi”nin çözülüşüne açılan demokrasi yolunda büyük bir görev yapacaktı. Bu açıdan, aynı zamanda Alper Görmüş ile Nokta dergisinin isimlerini burada belirtmek de bir başka borçtur. Çünkü Özden Örnek’in “darbe günlükleri”nin öğrenilmesi ve darbeciliğin bu ülkede ilk kez yargı sahnesine çıkışı onlar sayesinde oldu. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, özgürlükler gibi yıllardır sahip çıkmaya, savunmaya çalıştığım değerlerin, en nihayet, darbeci anlayış karşısında galip gelebileceğine dair bir umut dalgasının yükselişine tanık olurken, kitabımın adını da değiştirip yeniden yazmaya koyuldum. 2007 sonrasında, hele 2010 yılı başında kitabımı yazarken aynı zamanda yaşamaya başladım. Yazdıklarımı sanki bir kez daha yaşıyordum. Yaşarken de, tarihi yakalıyormuşum gibi bir duyguya kapıldım bazen. Türkiye’nin birçok sorunu var. Kürt sorunu, din ve laiklik sorunu, Alevi sorunu, başörtüsü- türban sorunu, Ermeni meselesi, tarihle yüzleşme sorunu, “yalanda yaşamak” meselesi, kadın- erkek eşitliği sorunu, sosyal adalet meselesi, Kıbrıs, yargı ve hukuk devleti sorunu… Liste uzatılabilir. Bunların tümü bir gerçeğin, Türkiye’deki genel “demokrasi sorunu”nun değişik yüzleridir, hepsinin birbirleriyle ilintileri vardır. Ama ben konuyu yalınlaştırmak istedim ve kitabımın adını koyarken bunlardan birini üst başlığa çektim: Türkiye’nin asker sorunu! Kapak için de bir manşet attım, gazetecilik mutfağından gelen alışkanlıkla: Ey asker siyasete karışma!” cümlelerinin yer aldığı kitabın önsözünden de anlaşılacağı üzere “kitabın omurgasını” Türkiye’de yaşanan asker sorunu oluşturuyor. Bir de kitabın sonunda Cemal’in bir Ankara hayali var 3 sayfalık. Bu sayfalarda da Cemal ” Askerin kendini hukuk- üstü görmediği, askerin kendi özel hukuku olmadığı, askerin elinin silahlı bir siyasal parti gibi davranmadığı ve ‘devlet içinde devlet’ olmadığı, askerin siyasete karışmayacağı, askerin hükümetlere muhtıra veremeyeceği, kökleri, dinleri, inançları, renkleri ne olursa olsun, herkesin barış ve özgürlük içinde mutlu yaşayabildiği bir Türkiye’nin temellerinin atıldığı bir Ankara” gibi hepimizin yürekten katıldığı Ankara hayallerinden bahsediyor. Ama ben bu hayallerin bir gün muhakkak gerçekleşeceğine inanıyorum ülkemizde. Baksanıza, Türkiye tarihinde ilk kez aralarında Darbe Günlükleri’nin sahibi Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek’in, Hava Kuvvetleri eski Komutanı Halil İbrahim Fırtına’nın, AKP ve Gülen’i Bitirme Planı davasının tutuklu sanığı Albay Dursun Çiçek’in, Balyoz Darbe Planı davasının 1 numaralı sanığı 1. Ordu eski Komutanı Çetin Doğan’ın da bulunduğu 195 subay sanık sandalyesine oturdu 16 Aralık Perşembe günü Balyoz Darbe Planı Davasının İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan ilk duruşmasında. Ama yine de daha yapılacak çok iş var demokrasimizde…

Share on Facebook

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 12 Yorum

  2. Yazan:hüseyin bulut Tarih: Ara 24, 2010 | Reply

    Türkiye’nin asker sorununu bilmeyen yok ama seslendirmek ayrı bir güzellik.Başta Hasan Cemal olmak üzere size teşekkür ederim. İnşaallah bu sorun da biter ülkemiz mutlu bir geleceği merhaba der. Teşekkürler Erden Bey.

  3. Yazan:bsm Tarih: Ara 24, 2010 | Reply

    Aslında Türkiye’nin bir ZİHNİYET sorunu var her şeyden önce.Sorunla anılan aşılamamış tüm pürüzler işte tam da bu arızalı zihniyetin ürünüdür.Kısacası sakat zihniyet bozuk sistemleri; bozuk sistemler de sorunları üretirler.

    Dikkatle bakın!”Sorun”la anılmaktan kurtulmuş tek bir alan,tek bir kurum,tek bir kavram bulmak neredeyse imkansız!

    Kurumlardan ideolojilere,sistemlerden inançlara,tercihlerden cinsiyetlere kavramlara kadar, her şey sorunla anılıyor.Sorunla kalkıyor sorunla yatıyoruz.

    Tanımlarken,teşhisini koyarken ya da meramımızı anlatmak isterken “…sorunu”ibaresi eklemeden,bu sihirli sözcüğe vurgu yapmadan yapamıyoruz!

    Laiklik,demokrasi,özgürlük,eşitlik,adalet…
    Altını oyup,içini boşaltma marifetiyle(!)çok affedersiniz içine ettiğimizden, bu tanımların sonuna mutlaka “sorunu”ibaresi ekleme gereği duyuyoruz.

    Ya hu bu nemenem bir sorun enflasyonudur böyle.

    Yani demokrasi sorun olsun,sorun yaratsın diye mi icat edildi?Anlamı bu mudur?Çok merak ediyorum,demokrasisi gelişmiş bir ülkede acaba “demokrasi sorunu”diye bir tanım kullanılıyor mudur?

    Laiklik,sorun üretsin diye mi vardır acaba?Laiklikle yönetilen başka ülke,başka devlet mi yok?Bilemiyorum,onlarda da “laiklik sorunu”gibi tuhaf tanımlar var mıdır acaba?

    Adalet,eşitlik,özgürlük gibi değerleri tanımlayan kavramlar neden “sorun”la anılır?

    Başka memleketlerde,başka topluluklarda da hiç kuşkusuz demokrasi de vardır,laiklik de.Hem de bizdekine göre daha sahici ve daha hakiki olanından.Peki neden onlarda sorun olmuyor da bir bizde oluyor?
    Bir tek biz mi sorun diye başımıza sarıyoruz yoksa?
    Diğer topluluklar tadını çıkarırken bir bizde mi çatışma aracına dönüşüyor bütün bunlar.

    Bu “sorun sendromu”kavramlarlar/sistemlerle bitse iyi.Ya kurumlar?

    Yargı?SORUN
    Ordu?SORUN
    Diyanet?SORUN
    Eğitim ve sağlık kurumları? SORUN
    Medya? SORUN.
    Hangi kuruma/işleyişe bakarsanız hep SORUN.

    Bitmedi,
    Diller SORUN,
    Dinler SORUN,
    Başörtüsü SORUN,
    Alevi olmak SORUN,
    Kürt olmak SORUN,
    Müslüman olmak SORUN,
    Solcu olmak SORUN,sağcı olmak SORUN,
    “evet” dedin SORUN,”hayır” dedin SORUN.
    Protesto ettin SORUN,Protastoyu eleştirdin SORUN.

    Bir şarkı sözü vardı yanlış hatırlamıyorsam,”sağım yalan,solum yalaaan”diye mırıldanıyordu melodi.O hesap,sağımız da solumuz da “sorun” doldu galiba.

    Ne demeli bilmem ki?Bunca sorun kalabalığı içinde delirmeden yaşayabildiğimize şükretmeli.

    Ya da belki de toplumca delirdik de farkında değiliz.

    Uzun lafın kısası ülkeyi bir baştan diğer başa açık hava tımarhanesine çevirmek de bir şeydir.Galiba toplumca elbirliğiyle başardık bunu:)

  4. Yazan:aida Tarih: Ara 25, 2010 | Reply

    ülkesinin insanlarına bu kadar güvenmeyen ikinci bir ordu dünyada yoktur. Herkes potansiyel suçlu . Sadece onlar dürüst ve vatanperver. Hükümet irade gösterip bu işin ucunu bırakmamalı. Aksi halde onlar toparlanırsa ilk yedikleri onları bırakan hükümet olur. Aman başbakan kanma onlara. Hasan cemalin ve erden özkantın kanaatlerini lütfen oku.Bunlar herkesin doğru olarak gördüğü doğrular.ümitvarız gelecekten.

  5. Yazan:ali duman Tarih: Ara 25, 2010 | Reply

    sn. bsm

    çok güzel bir konuya değinmişsiniz, bir ülkenin tüm kurumları/kuruluşları niye SORUNLU?

    bunun tek bir cevabı var;

    Devlet aygıtının İDEOLOJİK olmasıdır.

    Devlet ideolojik olunca, baştan aşağı her kurum ve kuruluşuna İDEOLOJİK olmaktan, İDEOLOJİK davranmaktan başka bir yol kalmıyor.

    Siyasetle hiç ilgisi olmaması gereken ordu ve asker iliklerine kadar ideolojik olan devletin, ideolojisinin bekçiliğini yapıyor, malum ideolojinin açıkca taragirliğini yapıyor.

    Yasalarımıza göre askerin siyaset yapması yasak, ancak sanki bu yasalarda bir parantez açılmış ordunun en tepesindekiler hariç denilmiş gibi, ordunun en tepesindekiler sürekli siyasi parti lideri gibi siyaseti yapabiliyorlar. (TSK Partisi)

    misal; önceki genelkurmay başkanı diyarbakır ziyaretinde “af çıkmayacak”, kıbrısa gidiyor “barış olsada türkiye askerini çekmeyecek” demeçleri vererek, siyasi oteritenin yetkisine, milli iradenin tecelli etmesine engel oluyor.

    İDEOLOJİK devlet aygıtı, bir kanun ile askere siyaseti yasaklarken, başka bir kanunla tam tersine ona ülkeyi “koruma ve kollama” görevini veriyor. (oysa ülkeyi koruma ve kollama görevi tartışmasız TBMM’dir, ordu’da onun emrinde bir kurumdur, verilen bu yetki suistimal edildiğinde TSK, TBMM’nin üstünde yer alabilmektedir, bakınız; sayısız darbe ve muhtıralar geleneği)

    zaman zaman mevcut İDEOLOJİ ile HUKUK arasında sıkışan gırtlağına kadar malum ideolojiye batmış olan yargıda bu sıkışıklığını HUKUK UYDURURAK gidermeye çalışıyor, ortaya demokratik bir ülke görünümünden çok, saddamlı ırak, humeynici iran benzeri anti-demokratik bir ülke görünümü çıkıyor. AİHM’ne yapılan başvurularda ideolojiye bulanmış malum yargı %90 oranlarında sınıfta kalıyor, AB standartlarındaki hukuku uygulamaktansa, ideolojik hukukunda ayak diretiyor. Mevcut çelişkiden çıkardığı ders ise; AB düşmanlığı oluyor tabiyatıyla.

    ülke bir çelişkiler yumağı haline getirilmişte ne olmuş yani, İDEOLOJİK devletin umrunda mı? bu İDEOLOJİNİN sahipleri memnun ya, gerisinin ne önemi var, ha halk mı? onlara göre o zaten zurnanın son deliği. Partilerindeki “HALKÇI” lık kavramları kimseyi yanıltmasın, zira nazi partisinin ismi de nasyonel “sosyalist” parti idi.

  6. Yazan:cade Tarih: Ara 25, 2010 | Reply

    Türkiye SORUNLAR üzerine Kurulmuş bilerek ve tasarlıyarak ve sürekli hep Sistem Düşman üretmiş ki BARIŞ -HUZUR gelemesin diye..
    TSK bunca yıl milletin kanını kuruttuda ne hayrı oldu bu millete ? olmasaydı daha hayırlı ve ekonomik de olurdu ve ZENGİN de olurdu bu millet,

  7. Yazan:Muhammet YETER Tarih: Ara 25, 2010 | Reply

    Bugün bitirdim. Askerlerin işinin gücünün darbe tertipleri olduğunu bir kere daha anladım.Okunmaya değer bir kitap.

  8. Yazan:ali duman Tarih: Ara 26, 2010 | Reply

    sn. bsm,

    çok iyi bir noktaya değinmişsiniz.

    evet, herşey sorun, ancak herşeyin sorun olması süpriz değil.

    neden süpriz değil?

    çünkü İDEOLOJİK DEVLET olmak başlı başına sorunların ta kendisidir.

    İDEOLOJİK DEVLETİ, DEMOKRATİK DEVLETE dönüştürebilirsek bu sorunların neredeyse tamamı sabun köpüğü gibi ortadan kalkacaktır.

    21 nci yüzyıla, bilgi çağına girdiğimiz bugün birtakım zihniyettekilere “İDEOLOJİK DEVLETİN olamayacağını, DEMOKRATİK DEVLETİN kaçınılmazlığını” anlatamıyoruz, nato mermer nato kafa misali, her türlü haklı gerekçeye 20nci yüzyıldan kalma, soğuk savaş yıllarından kalma, barışçı ve akıllcı olmayan bir dille muhatap olmaktayız.

    İDEOLOJİK DEVLET olmak IRAN gibi, ÇİN gibi olmaktan farklı bir şey değildir, orda doğma hümeyni ise Mao ise burda başka birşeydir, tek fark isimlerin farklı oluşudur, farkeden nedir?

  9. Yazan:recep yıldırım Tarih: Ara 27, 2010 | Reply

    Sorun olmasa bu kadar asker fazla denir. fazla denmemesi için SORUNLAR olmalı. Bu millet artık Uyandı.Gerçekleri görüyor. Yazınız ve eser harika herkes okumalı.

  10. Yazan:aida Tarih: Oca 5, 2011 | Reply

    bu günlerde bir itirafçı cumhurbaşkanlığı referandumu öncesi ortalığı karıştırmak için harekete geçtik. bize 3 gün önceden operasyon haberi gelirdi diyor ve Erden beyin işaret ettği noktalara parmak basıyor. asker sorunumuz acilen çözülmeli. vecdi gönül de artık yapamadığını görüp istifa etmeli yapamıyorsa azledilmeli.

  11. Yazan:ismailş Tarih: Oca 6, 2011 | Reply

    Bir ülkenin donanımlı gençleri artık bunları tarşışmamalı başka şeyler konuşulabilmeli okadar çok hayati noktalarda sıkıntıları varki bu ülkenin…
    Suç hala askerin herşeye burnunu sokmaya devam etmesi mi bunu eleştirmek mi… Elbette gençlerin ülke insanının suçu değil bu ve bu hala temel sıkıntılara ayıracak zaman ve zihin bırakmak istemeyen bu Kemalist zihniyet beni deli ediyor…
    Sanayi çağını yüzyıllık farkla ıskalamış bu toprağın insanı bilgi çağının gerisinde kalmamalı. Bilgi çağını yakalarsak Avrupa ve Amerika ile aramızdaki farkları ve ekonomik sıkıntılarımızı ve ekonomik geri kalmışlıktan kaynaklanan bir dünya artık haketmediğimiz daha iyisini hakettiğimiz yaşam standartlarımız hızla yükselir, galiba statükocular bunun farkındalar ve bu treni de kaçırmamız için bizi enerjimizi oyalayıp duruyorlar…
    Bütün bu saçmalıkların üstüne asker seviciler, postal yalayıcılar ve kutsayıcılarının olması dayanılır gibi değil…
    Benden sizden hepimizden aldığı vergilerle topladığı paralarla silah ve bomba alıp ülkenin doğusunu güneydoğusunu bataklığa hatta cehenneme çeviren askere ne oluyor oraya attığın bombaya verdiğin paranın yarısıyla bu sorun ve başka birçok sorunumuz çözülebilecekken neden benim bu ülkenin insanını öldürmeye ülkesine yeminli düşman etmeye çalışıyorsunuz demek vatan hainliği hala …
    Yazık ama çok yazık

  12. Yazan:hakan Tarih: Oca 9, 2011 | Reply

    Türkiye’nin asker sorunu vardır ve bu sorun bitmeden ülkemiz düzelmez. Ülkemizin düzelmesi ancak askerin düzelmesine bağlıdır.

  13. Yazan:hüseyin bulut Tarih: Eki 27, 2011 | Reply

    PKK’nın “efsane kampı Kavaklı” Hakkari’ye sadece 30 kilometre mesafede. Bu kamp ve daha nice, yıllardır yanına bile uğranmayan silah, cephane, erzak ve uyuşturucu dolu kamplar yerle bir ediliyor; etkisizleştiren katil sayısı 120’yi aşıyor.

    Ve ben soruyorum, neden bu daha önce yapılmadı? Örneğin İlker Başbuğ, Yaşar Büyükanıt Genelkurmay Başkanı iken bu kamplar ölüm tacirlerine barınak oluşturuyor ve biz bunu izliyor muyduk boş gözlerle! Hayır. Herkes biliyordu, hepsinin haberi vardı!

    Alın size Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel. “Aman efendim zayiat veririz Kazan Vadisi’ne girersek “ diyenlere “PKK’nın kökü kazınmadan bir yere gitmem! Kazan’a da girilecek, her mağaraya, her kovuğa da!” diyor ve askerin başında harekâtı yönetiyor! Helal olsun!

    Geçmişin genelkurmay başkanlarının kafaları ve gönülleri Silivri’ye odaklanmıştı. İrtica Eylem Planları, andıçlar, seçilmişlere yönelik türlü çeşitli tezgahlardı tümünün kafasını meşgul eden. Onlarca öldürülen vatan evladının ardından ağlamanın ve de “kanları yerde kalmayacak” gibisinden bayat laflar etmenin dışında hiçbir şey yapılmadı. Ergenekon’un palavra olduğuna halkı inandırmak için harcandı bütün çabalar.Şimdi eski genel kurmay başkanlarından hesap sorma zamanıdır. Niçin oralara girmedin? Sınır ötesi diyerek milleti kandırdın? Ülkenin binlerce $ ‘nı çöpe attın? Boş dağları bombalayıp geldin de sınır içerisindeki kamplara girmedin? Bunların hesabının sorulduğu gün ülkemiz gerçek demokrasiye kavuşacak ve TÜRKİYE’NİN ASKER SORUNU kalmayacaktır.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin