RSS Feed for This Post

Allah’ın Kürtlere Verdiği Haklar

[20 Aralık 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin lideri Mesut Barzani, geçen hafta enteresan bir açıklama yaptı. “Kürtler’i yaratan Allah, ulusal haklarını da onlara vermiştir” dedi ve ekledi: “Ulusal hak Allah tarafından tüm uluslara verilmiştir. Fakat bazı çevreler veya devletler bu hakları gasp etmiştir… Burada önemli olan bu hakkı ne şekilde kullanacağımızdır.” Kürt taleplerini “doğal haklar” doktrinine dayandıran, onu da Allah’ın lüftuna bağlayan bu yorumu önemsedim. Ancak üzerinde biraz tartışmak gerektiğini de hissettim.

Öncelikle, “böyle dinsel argümanların modern dünyada yeri yoktur” diye kestirip atması muhtemel olanlar için söyleyeyim: Öyle derlerse yanılmış olurlar. “Allah tarafından bahşedilmiş haklar” fikri, Amerikan demokrasisinin temelini oluşturur. ABD’nin neredeyse Anayasa kadar önemli olan Bağımsızlık Bildirgesi, “Yaratıcı’nın her insana… hayat, özgürlük ve mutluğu arama gibi çiğnenemez haklar verdiğini” vaz’eder.

Öte yandan İslam geleneğinde de Allah tarafından her insana verilmiş haklar fikri vardır: Şeriatın koruduğu değerlerin başında, “kul hakkı” gelir.

Peki ama “kulların” (yani bireylerin) haklarından başka, insan topluluklarının “kolektif” hakları var mı? Bunların “Allah tarafından verildiği” söylenebilir mi?

Mesele “Allah’ın verdiği haklar” olduğuna göre, evvela Kur’an-ı Kerim’e bakmak lazım. Orada ise, benim görebildiğim, konuya doğrudan bakan iki ayet var.

İlki, “Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık” ayeti. (49/13)

Diğeri ise “Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O’nun ayetlerindendir” hükmü. (30/22)

İlk ayetten, insan toplulukları arasındaki kimlik farklılıklarının Allah tarafından murad edildiği, ancak bunların (kamplaşma veya çatışma değil) “tanışma” sebebi olması gerektiği çıkarılabilir.

İkinci ayetten ise, farklı ırk ve dillerin (ve tabii bu arada Kürtçe’nin), Allah’ın bir işareti olduğu, dolayısıyla bunlara saygı gösterilmesi gerektiğini anlayabiliriz.

Dolayısıyla, Kürtlerin bir halk olarak kendi kimliklerini muhafaza etmeye, Kürtçe’yi özgürce kullanma ve geliştirmeye hakları olduğunu, bunun onlara “Allah tarafından verildiğini” pekâlâ söyleyebiliriz.

Ancak bir de “her halkın ayrı bir devlet kurması gerektiği” fikri var ki, bunun ne Kur’an’da, ne İslam geleneğinde, ne de modern İnsan Hakları doktrininde yeri yoktur. Çünkü bu fikrin kökeni, “Allah’ın verdiği haklar” değildir; modern bir ideoloji olan etnik milliyetçiliktir.

İşte bu yüzden, “Allah’ın verdiği haklar”a inanan biri olarak, Kürtlerin tüm kültürel özgürlüklerini kendi adıma destekliyorum. Kürtçe’yi hayatın her alanında serbestçe kullanmalarına, tabelalara, restoran menülerine yazmalarına taraftarım. BDP’nin bu yöndeki “iki dillilik” çağrılarına bir itirazım yok. Meclis’te de “resmi dil Türkçe”yle çelişmeyecek sembolik bir Kürtçe kullanıma sıcak bakıyorum.

Fakat Kürt kimliğinin ayrı bir “ulus” ve ayrı bir “siyasi entite” yaratmak için kullanmasına karşıyım. BDP cephesinden gelen “tek taraflı özerklik” çağrılarına da bu açıdan karşı çıkıyorum.

Çünkü burada söz konusu olan egemenlik isteği, bir “hak” değildir; etnik milliyetçilik kaynaklı bir siyasi taleptir.

Ve bence hiç hayırlı olmayacak bir taleptir; çünkü hem Kürtleri hem de “bölge”deki diğer vatandaşları, totaliter PKK’nın kıt insafına bırakmak anlamına gelecektir.

Share on Facebook

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 18 Yorum

  2. Yazan:bsm Tarih: Ara 23, 2010 | Reply

    Mustafa Akyol’un-okuduklarım arasında-bana en ilginç gelen yazısı.Gerçi din,devlet,ulus,etnisite vb temalar işlendiğinde Akyol’un bu yazısında farklı bir tarza yöneldiği söylenemez.Her zamanki gibi Kur’an ayetlerine mürcaat etmiş.Saygı duyuyorum,inançlı birinin hak-hukuk,adalet,eşitlik gibi evrensel değerler noktasında Kur’an’ı referans almasının garipsenecek bir yanı bulunmuyor.
    Ne var ki,-”değiştirilmesi dahi teklif edilemez”babında-Kur’an’nın değil insanların koyduğu bir takım kural ve sistemlerin Kur’an’a dayandırılarak “doğruluğunun”ispata çalışılması yukarda ifade ettiğim “inançlı duruşu” tartışılır kılıyor.
    Zira,ayrı ve/veya bağımsız devlet fikrini sakıncalı bulan Kur’an değil insanlardır.Bir başka ifadeyle,Ulus devletlerin resmi politikaları gereği koyduğu bir şerhtir.Ve toplum veya insanlar bu bağlamda yeni bağımsız bir devlet fikrinin ne getirip ne götüreceği üzerine elbette düşünebilir ve taraf olabilirler.
    Akyol da pek tabii ki bu yöndeki kaygılarını gözlemlerine dayanarak ifade etmiştir.Çift dilliliğe evet,Kürtlerin kimliklerini korumalarına evet…Ama ayrı bir devlet kurmaları “yeni bir ulus yaratmak,etnisite üzerinden ayrışma yaratacak”diye hayır diyor.Daha da ileri giderek ayrıca Kürtler’in kendilerini idare edecek yetkinliğe sahip olmadığını,dolayısıyla hem kendilerine hem de diğer etnik unsurlara zarar verebileceğini ima etmiş.Yani Kürtler adına kendileri için en selametli yolu önermiş.Hepsine amenna.Bugün bağımsız bir Kürt devletinin kurulması bölgeye istikrar yerine kaos getirebilir ve bu sonucun zararları yararından fazla olabilir.Bunu tartışırız,tartışıyoruz.Kısacası bu bir görüştür,tartışılmasında da bir sakınca görmüyorum.Ancak bu görüş kişiye/insana mahsustur.Kur’an’da mesela “farklı kavimlerden olabilirsiniz ama ayrı devlet kuramazsınız” diye bir ayete rastlamadım.Belki sayın Akyol yardımcı olabilir bilmemiyorum.
    İkinci bir husus,dünyada sayısız devlet var Türkiye de dahil.Peki Kürtler’in ayrı bir devlet kurmasının meşruluğu neden Kur’an da aranıyor?Madem devletler inşa olurken Kur’an rehber alınacak,peki bunca devlet bu kuralı çiğnedi de Kürtler’e gelince mi Kur’an’a müracaat etme gereği duyuluyor?Yoksa devlet kurma “kaptı kaçtı” gibi bir şey midir,kapanın elinde mi kalıyor,ya da bazı topluluklara “sınırlı sorumlu”tarzında hakları mahfuz bir ayrıcalık bahşetmiştir de Kürtler “treni kaçırmış”mı oluyor.
    Genelde sayın Akyol okur yorumlarını pek cevaplamaz.Rica etsem bir defaya mahsusu bu prensibini bozup sorularımı yanıtlar mı acaba?

  3. Yazan:logic Tarih: Ara 23, 2010 | Reply

    bsm’nin dediği gibi,

    yazı neresinden tutsan elinde kalır. herkesin ulus devlet hakkı var, Kürtlerin yok. bak sen. Kuran’da böyle bir hak yokmuş; Kuran’da Türkler ulus devlet kurabilir diye de bir hak yok ama kurmuşlar işte naparsın.

    Şu basit soruyu sormaktan aciz insanlar:

    Türklerin sahip olabildiği şeylere Kürtler neden sahip olamasın ?

  4. Yazan:ali yardım Tarih: Ara 23, 2010 | Reply

    Türklerin sahip olduğu herşeye Kürt kökenliler Türkiye Cumhuriyeti içinde sahip olabilir. Kürtleri düşünmek, onları stalinist-otoriter PKK’nın eline bırakmak anlamına gelmiyor. Kürtlerle beraber olduğumuz demokratik Türkiye, hepimiz için daha hayırlı bir gelecek vadediyor. ben Diyarbakır’a vizeyle girmek istemem, dış tehdit sıralamasında bir numaradaki “Kürt devleti” ile dış politikanın uğraşmasını istemem, Davutoğlunun Kürtlerle
    “sınır müzakeresi” yürütmesini de istemem. yukarıdaki mevhum senaryo zaten gerçek olmayacaktır. bizi tek millet duyuşuna götüren ciddi vesileler var, ortak bir tarihimiz, yaygınlaşmış bir Türkçe ve İslam inancı var. dış politikada geniş çaplı bir siyasi ve ekonomik entegrasyon projesinin üzerindeyiz. bu koşullar altında Kürt ulus devletini fısıldamak, bana etnikçilik gibi geliyor. bu taleplerin leit-motiv’inde Kürt ulusalcılığı var ve tam da Baasçılık, kemalizm gibi laisist ideolojilerin, sömürgeden kurtulmuş halk karakterini taşıyan, kompleksli nasyonalist teorilerini andırıyor.
    Barzani aklı sıra kendi emellerini müslümanlar arası bir meşruiyete kavuşturma derdinde. samimi değil, bu kişilerin din algısı baasçılığa daha yakın, saddam nasıl gerektiğinde bayrağın üzerine dini ifadeler yazdıysa, barzaniden dini referanslar kullanarak kendini meşru göstermeye çalışıyor. bu akılları kendisine smokin giydiren coni abilerinden mi alıyor bilinmez, ama bu adam pkk’nın hamisidir ve hak iddia ettiği bölge misak-ı milli sınırları içerisindedir. Türk devleti de bunu uygun davranacaktır davranmak zorundadır, devlete kurşun sıkanların eli sıkılmamalıdır, meşru tanınmamalıdır.

  5. Yazan:logic Tarih: Ara 23, 2010 | Reply

    Türklerin sahip olduğu herşeye Kürt kökenliler Türkiye Cumhuriyeti içinde sahip olabilir.

    doğru olabilir, olabilirdi. ama olamadı. hala da olabilmiş değil. zaten tüm sorun da buradan çıkıyor. Türkler, bu ülkenin kendileri olduğu kadar Kürtlerin de olduğunu kabul etselerdi bugün bunları konuşuyor olmazdık. Gelinen noktada Türkler, Kürtlerin de kendi devletlerini kurma hakkını teslim etmelidirler. Ancak ondan sonra oturup konuşulabilir, beraber yaşamanın yolları üzerine kafa yorulunabilinir.

  6. Yazan:ali yardım Tarih: Ara 23, 2010 | Reply

    sayın logic,
    önerinizin ne kadar absürt olduğunun farkında değilsiniz galiba. hem “ayrı devlet” hem “birlikte yaşamak”. nasıl olacak bu iş. hem bugün insanlar sadece “Kürt” oldukları için yarım vatandaş mı oluyorlar? elbet devletin hataları oldu, ama sizin gibi milliyetçiliğe karşı olan birinin, etnik milliyetçi refleks göstermesi anlaşılabilir değil. yoksa “ezilen halkın” etnikçiliği meşrudur masalından hareketle, Kürt ulusalcılığını kabul mu ediyorsunuz? Türkiye dış politik paradigmasını değişime uğratıp Ortadoğuda Araplarla siyasi ve ekonomik entegrasyon projeleri geliştirirken, ve buna uygun olarak kemalist ulusalcılığın kamburunu üzerinde atıp demokratik bir konsepte geçerken, bölücü talepler ancak “ceberrut devlet” reflekslerini uyandırır. BDP açıklamalarına en çok sevinen ulusalcılardır herhal. Türkiyenin yeniden deli gömleğini üzerine giymesi, ancak olağanüstü hallerde mümkün olur ve bölücü talepler kamuoyunda bu ulusalcı algının uyanmasına neden oluyor.
    Kürtlerle akraba olmasak dahi hısımız, etnik algıların üzerinde bir ortak millet anlayışımız var. bölücü talepler etnik fay hatları üzerinden hasımlık üretir, bu da kabul edilebilir değil.

  7. Yazan:logic Tarih: Ara 23, 2010 | Reply

    @ali yardım

    önerinizin ne kadar absürt olduğunun farkında değilsiniz galiba. hem “ayrı devlet” hem “birlikte yaşamak”. nasıl olacak bu iş

    ayrı devlet kursunlar demedim, ayrı devlet hakları kabul edilsin dedim. çünkü ancak o zaman Türklerle Kürtler gerçekten eşit olacaklar. ancak o zaman Kürtler eşit vatandaş olurlar.

    hem bugün insanlar sadece “Kürt” oldukları için yarım vatandaş mı oluyorlar?

    Kürt oldukları için değil tabi, Türklerin sahip oldukları bazı haklara sahip olmadıkları için. Ana dilde eğitim gibi mesela. Bunları zaten defalarca yazdım burada, tekrarlamayalım şimdi.

    elbet devletin hataları oldu, ama sizin gibi milliyetçiliğe karşı olan birinin, etnik milliyetçi refleks göstermesi anlaşılabilir değil. yoksa “ezilen halkın” etnikçiliği meşrudur masalından hareketle, Kürt ulusalcılığını kabul mu ediyorsunuz?

    Etnik Milliyetçi refleks değil benimkisi. Tabi Milliyetçiler dünyayı bu Milliyetçilik filtresinden gördükleri için her şeyi Milliyetçiliğe yoruyorsunuz. TV’lerde Ümit Özat falan da böyle şeyler söylüyor. Milliyetçilik, kendi karşıtını besler. Türk Milliyetçiliği olmasa Kürt Milliyetçiliği bu hale gelir miydi ? Türkler Milliyetçilik yapınca, Kürtler de Savunma refleksi olarak Kürt Milliyetçiliği yapıyorlar. Tabi hepsi değil. BDP’de ben hakim bir Kürt Milliyetçiliği görmüyorum yine de. Daha geçen gün Demirtaş, Milliyetçiliği lanetliyordu TV’de. Ama şu konuda haklısınız. Kürt Milliyetçiliğine daha hoşgörülü bakıyorum zira bir tür savunma refleksi olduğunu görüyorum. Kürtler bu ülkenin eşit vatandaşı olduğu gün, Türkler Milliyetçilik yapmayı bıraktıkları gün Kürt Milliyetçiliği de minimize olacaktır. O güne kadar iki Milliyetçilik birbirlerini beslemeye devam eder, gider. Milliyetçilikler böyle salakça bir şey işte, varolabilmek için karşıtlarına muhtaçlar.

    Kürtlerle akraba olmasak dahi hısımız, etnik algıların üzerinde bir ortak millet anlayışımız var. bölücü talepler etnik fay hatları üzerinden hasımlık üretir, bu da kabul edilebilir değil.

    Valla öyle bir otak millet anlayışınız yok . Doğru konuşalım şimdi. Sizin Türk kimliği üzerine bir millet anlayışınız var. Kürtlere de zorla bunu kabul ettrimeye çalışarak ortak millet anlayışı yaratamazsınız, nitekim yaratamadınız. Sen önce Kürtleri ez, asimile etmeye çalış, adamlar yeter artık deyip, özerklik isteyince bölücü diye etiketle. napsalardı Kürtler ? Türk abilerimiz bizi asimile etmeye çalışıyor ama olsun yeter ki bölünmeyelim, varsın olsun onlar bizi dövsünler, işkence yapsınlar, katletsinler. bölünmektense birleşmek daha iyi tabi, iri olmak iyidir her zaman ama birileri birini ezince olmuyor işte. hele bir de yüzsüzce “hem döverim hem de o kaçınca gel buraya bölücü” derim hiç olmuyor.

  8. Yazan:logic Tarih: Ara 24, 2010 | Reply

    bu arada Ümit Özdağ’ı, Ümit Özat yapmışım. düzeltiyorum :)

  9. Yazan:Beşir Eymen Tarih: Ara 24, 2010 | Reply

    Enteresan bir yazın. Bahsettiği özlük hakkı (ulus kurma hakkı diyelim basitçe) TÜRK olana hak da türk OLMAYANA HAK değil mi? Kürtler kendi bayrak ve özerkliğini isteyince; bu hadiste sünnette, kuranda açıkça yazmayınca ( ki burda da okuma problemi olduğunu düşünüyorum akyol beyefendinin) suç yada diğer tabirle bölücülük mü oluyor. Süregelen tarihi olayları izleyince sürecin sonucunun bu olacağı ta yıllar öncesinden okunabiliyordu halbuki. Sistematik şekilde sindirilern bir kavim. Yıllarca bunun mücadelesi verilmiş. Yok olmamış ötekileşmemiş..Sonunda sistem, bir nevi kabullenmek zorunda kalmış KÜRTleri ve artık kürt diye bir kavmin olduğunu pek sindirmese de söyleyivermiş. Doğutürkistan geldi aklıma.. Kosova.. Ve ulusçuluk akımı (illeti) başladıktan sonra kendini kendinden olanın yönetmesini isteyen kavimler..
    Mustafa beyi pek tanımıyorum ama bu yazısını bazı menfi ve hoş gelen duyguların etkisinde kalarak yazdığını sanıyorum..Ve olayı direk kuranda olup-olmaması hadisesine bağlayacak kadar da sığ düşünmesi ve delillendirip açıklamaması da latiftir..
    Sonuna doğru çark eden bir yazı.
    Çelişkili bir mantık örgüsü var.

  10. Yazan:rıza altunışık Tarih: Ara 25, 2010 | Reply

    Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne karşı PKK’nın ortaya çıkartılarak kullanılması Emperyalistlerin tarihi misyonudur.
    Kurtuluş savaşı sonrası Musul ve Hatay’ın misaki milli sınırlarına dahil edilmesi aşamasında emperyalistlerin kışkırtması ve desteklemesi ile çıkan isyanın amaç bakımından bugünkü PKK başkaldırısından hiçbir farkı yoktur.
    Yüzyıllarca toprak ve mezhep kavgası ile birbirini boğazlayan Batı ırk ve mezhep ayrımını geride bırakıp milletleşmenin de ötesinde küresel güç olmak için kıtalaşma yolunda hızla ilerliyor.
    Aynı batı, Başta Türkiye olmak üzere islam ülkelerine ise bin yıl önceki Selçuklu önceki soy ve mezhebi ayrışmayı dayatıyor.
    Emperyalizmin silahlı maşası PKK’nın Ayrıştırma ve bölme nifaklarına inat: Lazı, Çerkezi, Türkmeni, Kürdü, Alevi ve Sunnisi ile bin yıllık kardeşliği yaşatacağız.

  11. Yazan:rıza altunışık Tarih: Ara 25, 2010 | Reply

    Seni benden kim ayırabilir ki?

    Diyarbakır Sümer Kültür Merkezinde 18 Aralık 2010 Cumartesi günü Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk başkanlığında yapılan Demokratik Toplum Kongresi’nde Demokratik özerklik talebi alenileştirildi.

    Toplantıya, KCK, PKK ve meclisteki uzantıları BDP ‘nin yanı sıra, Mehmet Altan, Nuray Mert , Ali Bayramoğlu ve Oral Çalışlar gibi bölücülerin hamileride katıldı.

    Bu toplantıda Devleti ve milleti ile bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Üniter yapısının parçalanmasını amaçlayan bidiriler tartışılıp 8 madde üzerinde mutabık kalınarak kamuoyuna deklerasyon yayınlandı.

    Ahmet Türk yaptığı konuşmada, “Türkiye’nin en önemli sorunu olan Kürt sorununun çözümüne demokratik özerklik modelini öneriyoruz. Hedef demokratik özerk Kürdistan’ın inşası taslağıdır” dedi.

    Taslağa göre özerkliğin inşası için 8 alanda örgütlenmeye gidilmesi planlanıyor.
    Siyasal, hukuki, öz savunma, sosyal, ekonomik, kültürel, ekolojik ve diplomasi alanlarında örgütlenilecek.

    Taslaktaki en dikkat çeken bölüm ise “Demokratik Özerk Kürdistan Toplum Kongresi, Meclis’e kendi temsilcilerini göndererek ortak vatan politikalarına dahil olur. Ve kendisini temsil eden özgün bayrak ve sembollere sahiptir” ifadeleri…

    Taslakta, daha önce de tartışılan öz savunma gücü için ise “vazgeçilmez” deniliyor ve toplumsal direnişi ifade ettiği açıklanıyor.
    Hedefler arasında Kürtçe’nin kamusal alanda kullanılması eğitim dili haline getirilmesi, Demokratik Özerklik Hukuku’nun yeni anayasa da ve AB hukukunca tanınarak yasallığının sağlanması bulunuyor..

    Taslakta bu modelin Türkiye’den başlayarak İran, Suriye ve Irak başta olmak üzere kürtlerin devletlerle ilişkisinde yeni bir dönem başlatacağı savunuluyor
    Ahmet Türk’ün ” Merkeziyetçi bürokratik yönetim şekli, ortak vatanımızda, Kürdistan da da, Anadolu da da hiç bir zaman kabul görmemiş bir rejimdir. Kürtler Artık Demokratik Cumhuriyet ve Demokratik özerklik taleplerinin gerçekleşmesini istiyorlar” cümlesi, size PKK’nın elebaşı bebek katilinin 1979 yılında söylediği “Güneydoğu bizim, Türkiye hepimizin sözünü hatırlattı mı?

    Başbakan Erdoğan’ın bölücülüğü ve terörü ‘Kürt meselesi’ olarak görüp, 2005 yılında Diyarbakır’da yaptığı konuşma demokratik özerklik talebinin fitilini ateşlemiştir.
    Yaptığı katliamlar ve sabotajlarla hedefine ulaşamayan PKK’nın kuruluş amacının bir anda devletin en yetkili ve sorumlu kişisi olan başbakanın ağzından hedef olarak açıklandığı o gün bölücülüğünde resmi miladıdır.
    Erdoğan, 2005 yılında şunları söylemişti: ‘Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunudur. Benim de sorunumdur. Sorunların parça parça adresi olmaz. Bütün sorunlar Türk olsun, Kürt olsun, Çerkez olsun, Abaza olsun, Laz olsun bütün sorunlar benim meselemdir”.

    ABD ve bazı batı başkentlerinde dillendirilip Terör örgütüne ihale edilen bölücülük; 2000 yılından itibaren bazı yazarlara, 2002 yılında AKP iktidarı ile birlikte ise Amerika’nın kanlı planı olan BOP çerçevesinde Erdoğan’a havale edilmiştir.

    Başbakan Erdoğan’da bu görevi aldığını yani BOP eşbaşkanı olduğunu defalarca belirtmiş olmasına rağmen bazı vatandaşlarımızın aymazlaığını anlamak mümkün değil.
    PKK Açılımının acı meyveleri Habur rezaleti ile ortaya çıkmasına rağmen iktidarın bölücülere sağladığı kolaylıklar yandaş ve liboşlarca örtbas edilerek ileri demokrasi adı ile referandum gündeme getirildi.

    İleri demokrasi diye adlandırılan yargıyı ele geçirme ve bölücülüğü meşrulaştırmanın da acı meyvesi demokratik özerkliktir.

    Bir köşe yazarının yada muhalefetin en ufak bir eleştirisine dahi tahammül edemeyen Erdoğan Diyarbakır Belediye başkanı Baydemir’in 2009 yılındaki “kürdistandan defolun, meşenin dalları…” ifadelerini içine sindirdiği gibi bölücülerin demokratik özerkliğinide onaylarcasına sessiz kalıyor.
    Türkiye’nin etnisite ve mezhebi ayrılıklara sürüklenerek çatışma ve bölünmeyi hedefleyenlere milletimizin cevabı “seni benden kim ayırabilir ki?” olmalıdır.
    Rıza Altunışık

  12. Yazan:rıza altunışık Tarih: Ara 26, 2010 | Reply

    DERİN DÜŞÜNCE SİTENİZE 25/09/2009 Tarihinde “Türk ırkçılarının inandığı yalanlar”

    yazısının altına şunları yazmıştım:

    Tarih boyunca birbirlerini mazhep ve toprak için boğazlayan batı toplumları geçtiğimiz yüzyılın ortalarında aralarında bir anlaşmaya vardlıar.

    Devletleri, milletleri ve mezhepleri ayrı olan bu topluluklar artık kendi aralarında birleşmenin förmüllerini aramaya koyuldular. Nihayetinde avrupa ekonomik topluluğu’nu (AET) oluşturarak diri olmanın bir olmaktan geçtiğini kendi milletlerine anlatmaya başladılar.

    Zamanla ekonomik topluluk kültürel ve siyasi birliğe doğru yol alırken bu birliğe rakip olabilecek milletleride ihmal etmediler.

    18. yüzyılde gerçekleşen ve gideren büyüyerek ekonomik, siyasi, kültürel ve emperyal bir merkezi haline gelen amerikanın bir başka versiyunu avrupa kıtasında zuhur ediyor.

    300 yıl önce 72 ayrı milletten oluşan toplulukların Amerikayı oluşturarak dünya devi olmalarından ilham alan avrupa aynı yolu biraz farklıda olsa katetmenin eşiğine geldi.

    Bütün farklılıklara aralarındaki husumete karşın batı birleşmenin adımlarını çok hızlı atıyor. Peki batı yani hristiyan dünyası birleşmenin adımlarını atarken bin yılı aşkın birlikte yaşamış, kız alıp kız vermiş, ortak kültürel değerlerde harnman olmuş Türk milleti ne halde acaba?

    Kendi aralarına birliği dirliği sağlamış AB-D, niçin Türk milletinin etnisitesini kaşımaya çalışyor?
    Acaba hristıyan batı, Türk milletini oluşturan müslüman boyları bizden dahamı çok seviyor?
    600 milyonluk bir AB ve 350 milyonluk ABD, niçin 72 milyonluk Türkiye’nin birliğinden rahatsız?
    BOP senaryoları ile ülkemizinde içinde bulunduğu islam milletlerini kargaşa ve kana boğmanın ilk adımlarını Filistin, Afganistan ve Irak’ta atmadılarmı?

    Afganistan’ı hangi gerekçe ile işgal edip yere serdiler. Irak’taki işgalin amacı nükleer silahlar değilmiydi?

    Nerede kaldı Afganistan işgalinin taliban gerekçesi? hani ırakta nükleer silah?

    Şimdi sıra Türkiye’yi karıştırmaya geldi; Ey lazı, çerkezi, kürdü, türkmeni, boşnakı alevisi ve sunnisi ile Türk milletini oluşturan kardeşlerim; ırka, aşirete ve mezhebe dayalı küçük, küçük beyliklerin dönemini bizler bin yıl önce yaşadık.

    Demokrasiye tabiki evet ancak bölücülüğe asla. Açılım diye bizim aramıza nifak sokarak etnik kimliğimizi milli kimliğimizin önüne geçirmek isteyen hertürlü senaryoya hayır demeliyiz.

    13 ay önce yazdıklarımız bugün maalesef bir bir gerçekleşiyor.
    Yani ayrı dilde eğitim, ayrı bayrak, ayrı ordu, ayrı güvenlik birimleri dile dile getirilip demokratik özerkilik adı ile fedarasyon isteniyorsa bunu sebebi iktidarın PKK’ya açtığı yoldur, bölücülüğe sağladığı imkanlardır.

  13. Yazan:Tayfun Korkut Tarih: Ara 26, 2010 | Reply

    @ logic & Ali,

    Türklerin sahip olabildiği şeylere Kürtler neden sahip olamasın ?

    sömürgeden kurtulmuş halk karakterini taşıyan, kompleksli nasyonalist teorilerini andırıyor.

    Ali Bey’in cümlesi bu saçma sapan soruya yanıt olmuş yeterince. Türklere karşı duyulan aşağılık kompleksini üzerinden atması gerekiyor öncelikle bazılarının. Türkler -çok afedersiniz- dışkı yese ”bizim ne eksiğimiz var, biz de yeriz” diyecek kadar komplekse girmenin bir anlamı yok. Türklerin yaptığı hatalardan ders alıp o hataları yapmamak varken, bu toprakları perişan eden, fukara bırakan 1930 model Türk ırkçı zihniyetine imrenmek nasıl bir manyaklıktır. Halk arasında bu tür durumlarda kullanılan bir laf vardır: ”Biz sizin gittiğiniz yollardan geri dönüyoruz”

    Dünya gider Mersin’e, logic gibiler gider tersine.

    ayrı devlet kursunlar demedim, ayrı devlet hakları kabul edilsin dedim. çünkü ancak o zaman Türklerle Kürtler gerçekten eşit olacaklar. ancak o zaman Kürtler eşit vatandaş olurlar.

    Ayık kafayla mı yazıyorsunuz bunları?

  14. Yazan:Tayfun Korkut Tarih: Ara 26, 2010 | Reply

    Dünyanın gittiği noktayı iyi takip etmek lazım. Sınırlar açılıyor, bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye de değişik medeniyetlerle iletişimini artırıyor, geliştiriyor, sınırların olmadığı liberal bir dünyanın tüm insanlık için en hayırlısı olduğu gün gibi aşikarken hala yeni sınırlar koymaya hevesli olanların aklı 1930 yılında kalmış. Geçti efendim o asimilasyon, tek tipleştirme dönemleri. Birçok üniversitemizin cafelerinde belli saatlerde İngilizce pratiği yapılabilmesi için Türkçe konuşmak yasaklanmış. Kürtlerin bazı ütopik taleplerini görünce ancak şöyle diyebiliyorum:
    ”Geçti borun pazarı, sür eşeğini ileri”
    Etnik devletçilik mi kaldı? Doğu Avrupa’nın en fanatik ırkçı devletleri bile AB kapısında yatıyorlar, bizi aranıza alın diye el ovuşturuyorlar karşılarında. Doğunun en büyük problemi cehalet, dünyayı takip edememek, islamiyette asla yeri olmayan, Bizans kalıntısı aşiretçi, töreci yapıya sıkı sıkı sarılmaları, birey olmadan önce ”aşiret, kavim, falancagillerden bilmem ne” olmak, 21. yy’da hala ağaların, aşiret reislerinin peşinden koşmak… Urfa’da mesela… Belediye başkanı adayı gelir, ben gelirsem falanca ihaleyi sana vercem der, aşiret reisi de bütün aşiretine o adaya oy vermesini söyler. O aşiretin hepsi de koyun gibi o adaya oy verir. Bu kafayla ”bağımsız devlet” olsan ne, olmasan ne? Kuzey Irak Talabani ve Barzani’nin malı ve oradakiler de bu adamcıkların kulları. Öyle değil mi? Eğer AB’ne girmemizin şartı Güneydoğuyu Kürtlere terketmekse bölünme vaka-yı hayriye bile olur. Türkiye çok büyük bir kamburdan kurtulur. Bugün bu söylediklerime burun kıvıranlar, bu son kaçınılmaz gibi görünüyor. Zorunlu askerliği, Türk ırkçılığının ateşini harlayan yegane bahane de böylelikle ortadan kalkmış olur. Diyarbakır’a da gitmeyiveririm. Aşiret reisleri, ağalar yayıla yayıla yaşasınlar, biz rahatsız etmeyelim. Yatırım yapacaksam, yatırım yapmanın güvenli olduğu yere, batıya, Avrupa’ya, ABD’ne giderim. Kürtler artık karar vermeli. Daha fazla kan akmamalı. Türk statükocusu TSK lağvedilmeli, Kürt statükocusu aşiretler de ne yapacaklarına artık karar vermeli; Türkiye’yle beraber mi, ayrı mı?

  15. Yazan:logic Tarih: Ara 27, 2010 | Reply

    Ali Bey’in cümlesi bu saçma sapan soruya yanıt olmuş yeterince. Türklere karşı duyulan aşağılık kompleksini üzerinden atması gerekiyor öncelikle bazılarının. Türkler -çok afedersiniz- dışkı yese ”bizim ne eksiğimiz var, biz de yeriz” diyecek kadar komplekse girmenin bir anlamı yok. Türklerin yaptığı hatalardan ders alıp o hataları yapmamak varken, bu toprakları perişan eden, fukara bırakan 1930 model Türk ırkçı zihniyetine imrenmek nasıl bir manyaklıktır. Halk arasında bu tür durumlarda kullanılan bir laf vardır: ”Biz sizin gittiğiniz yollardan geri dönüyoruz”

    Dünya gider Mersin’e, logic gibiler gider tersine.

    ayrı devlet kursunlar demedim, ayrı devlet hakları kabul edilsin dedim. çünkü ancak o zaman Türklerle Kürtler gerçekten eşit olacaklar. ancak o zaman Kürtler eşit vatandaş olurlar.

    Ayık kafayla mı yazıyorsunuz bunları?

    saçma sapan bulduğunuz o cümleler zihin dünyanızdaki hastalığı işaret ediyor aslında. algılamakta bu kadar zorlandığınız şey nedir meak ettim doğrusu. Kürtlerin ayrı bir devlet kurma hakkı sizi neden bu kadar rahatsız ediyor, bence bir düşünün. Kürtlerin aşağılık kompleksi içinde olduğunu da nerden çıkardınız. Ama Türklerin büyüklük (Tanrı) kompleksi içinde olduğu o kadar açık ki. Kürtler için neyin iyi olduğuna karar verme hakkını kendilerinde 80 yıldır bulabilmişler. Asimile etmeye kalkmak, dilini yasaklamak… Şimdi giderek eşit olmak zorunda kalmak zorunuza gidiyor di mi ?

  16. Yazan:logic Tarih: Ara 27, 2010 | Reply

    Eğer AB’ne girmemizin şartı Güneydoğuyu Kürtlere terketmekse bölünme vaka-yı hayriye bile olur. Türkiye çok büyük bir kamburdan kurtulur.

    Bir zamanlar “Vatan bölünmez” diye bağıranların bugün geldiği noktaya acıyarak bakıyorum. Zorla güzellik olmayacağını görünce nasıl da kıvırıyorlar.

    Sınırlar açılıyor, bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye de değişik medeniyetlerle iletişimini artırıyor, geliştiriyor, sınırların olmadığı liberal bir dünyanın tüm insanlık için en hayırlısı olduğu gün gibi aşikarken hala yeni sınırlar koymaya hevesli olanların aklı 1930 yılında kalmış.

    Tabi tabi. Ama Kürtlere ana dilde eğitim deyince başlıyorsunuz yine masallar anlatmaya. Hadi Tayfun kardeşim çık ve “Kürtler ana dilde eğitim almaldır” de. Diyebiliyor musun ?

    Yok. Ama burada liberalleşmeden bahsedebiliyorsun. Anlamadığın nokta şu. Hala ulus dvlet zihniyetinde yaşıyoruz. Kürtler bugüne kadar ne hayrını gördü ki şimdi görsün. Adamlara yaptığımızı bırakmadık, şimdi niye özerklik istiyorlar diyorsunuz. Sen ulus devlet zihniyetini yıktın mı ki Kürtleri eleştiriyorsun ? Kürtlerin de ayrı devlet istedikleri falan yok ayrıca. Kimliklerini rahatça yaşayabilecekelri bir alan istiyorlar kendilerine. Ha şu son çıkan özerklik içinde bir sürü yalan yanlış talep var. Bırak da tartışıp, doğrusunu bulsunlar. Sen önce kendi devletinden hesap sor, ondan sonra Kürtlere hesap sormaya kalk.

  17. Yazan:Tayfun Korkut Tarih: Ara 27, 2010 | Reply

    @ logic,

    Şimdi giderek eşit olmak zorunda kalmak zorunuza gidiyor di mi ?

    Neden zoruma gitsin? Memnun dahi olurum.

    Kürtler için neyin iyi olduğuna karar verme hakkını kendilerinde 80 yıldır bulabilmişler.

    T.C. devletinde karar alma mekanizmalarında Kürtler de yok mu? AKP’de 70′ten fazla Kürt milletvekili yok mu? Nereden çıktı bu ”Kürtlerle ilgili kararları Türkler alıyor” zırvası? Siz hala ayrımcı ve bölücü bir gözlükle bakıyorsunuz olaya. Önce insansın, ondan sonra Kürtsün, ben de önce insanım, ondan sonra Türk-Arap meleziyim. Açıkçası hiç de önemli değil hangi etnisiteden olduğum ya da sizin etnisiteniz. Ancak sizin için oldukça önemli gibi görünüyor. Eğer Kürtlerin çoğu sizin gibi görüşlere ve reaksiyonlara sahipse Kürdistan devletini kurup, benden ve diğer T.C. vatandaşlarından uzak durmaları hayırlı olacaktır. Ama yok eğer beraber yaşarız, etnisitemiz, ırkımız önemli değil, maksat insan haklarına saygılı, demokratik bir ülkede yaşamak diyorsa Kürtlerin çoğunluğu, o zaman Kürtlerle beraber yaşamaktan bilakis memnun olurum.

    T.C.’nin anayasasından, hukuk sisteminden ben de memnun değilim ve Türkiye’de azınlık bir ayrıcalıklı kesimi ihya edip, çoğunluğu ezen bir anayasa olduğuna inanıyorum. Sadece Kürtleri ezen bir sistem değil yani. Tayyip Erdoğan Kürt müydü? Neden hapis yattı, yıllarca siyasi yasaklara maruz kaldı? Sistemin özellikle Kürtlere bir garezi yok. Hatta bu sistem, bu sistem için çalışan birçok Kürt’ü de ihya ediyor. Örneğin, derin devlet için çalışan, zamanında Atatürk’ün, İsmet İnönü’nün kurdurduğu ve siyasi emellerine ulaşmak için desteklediği Kürt aşiretleri…

    Hala ulus dvlet zihniyetinde yaşıyoruz.

    Malesef böyle, bu zihniyete de karşıyım. Emin ol ben bu sitede Türk ırkçılığı yapan, ulus devlet anlayışını savunan birçok kişiyle ateşli tartışmalara girdim, düşüncelerini tasvip etmediğimi söyledim. Ancak bir tane sağduyulu Kürt de çıkıp siz ve sizin gibi birkaç kişinin burada Kürt ırkçılığı yapmanıza ses çıkarmıyor. Ondan sonra mesele ”Türkler Kürtlerin kaderini çizmeye çalışıyor, Kürtler için neyin daha doğru olduğunu karar vermeye çalışıyorlar”a geliyor. Doğru şeyi kim söylerse söylesin, hangi etnisiteden olursa olsun, dinlerim, ciddiye alırım. Türkiye’de polise taş atmanın yanlış olduğunu, terörle, şiddetle hiçbir sorunun çözülemeyeceğini söyleyen uzaydan gelmiş bir Marslı da olsa hak veririm. Aksini iddia eden babamın oğlu olsa karşısında dururum.

  18. Yazan:logic Tarih: Ara 28, 2010 | Reply

    T.C. devletinde karar alma mekanizmalarında Kürtler de yok mu? AKP’de 70′ten fazla Kürt milletvekili yok mu? Nereden çıktı bu ”Kürtlerle ilgili kararları Türkler alıyor” zırvası?

    Ben çok daa geniş bir tarih perpektifinden bahsediyorum burada. Bugüne kadar bu ülkede Kemalistler almadı mı Kürtlerle ilgili kararları ? Onlar karar vermedi mi Kürtçe yerine Türkçe eğitim alacaklarını, onlar yasaklamadı mı dillerini ? AKP’nin içinde Kürt milletvekilleri olması, Kürt politikasını onların belirlemesi anlamına gelmiyor bu arada. Mehmet Şimşek gibi Kürtler çıkıp, “ben bugüne kadar Kürt olduğum için hiç ayrımcılık göremedim, bakın bakan bile oldum” diyebiliyorsa ben ne anladım o işten.

    Siz hala ayrımcı ve bölücü bir gözlükle bakıyorsunuz olaya. Önce insansın, ondan sonra Kürtsün, ben de önce insanım, ondan sonra Türk-Arap meleziyim. Açıkçası hiç de önemli değil hangi etnisiteden olduğum ya da sizin etnisiteniz. Ancak sizin için oldukça önemli gibi görünüyor.

    yok artık. etnisite benim için de hiç önemli değil. bugüne kadar DD’de bunu sizden çok daha fazla gösterdim aslında. ben Kürtçe ana dilde eğitim isteyebiliyorum bir Türk olduğum halde. ya siz ? kim acaba etnisiteyle kafasını bozmayan aramızda ? Kürtler de Türklerle eşit olsun diye ben çabalarken siz napıyorsunuz ? Bölücü etiketi yapıştırmak dışında ?

    Eğer Kürtlerin çoğu sizin gibi görüşlere ve reaksiyonlara sahipse Kürdistan devletini kurup, benden ve diğer T.C. vatandaşlarından uzak durmaları hayırlı olacaktır.

    Kürtlerin Kürdistan istediği falan yok. Onlar kendi kültürlerini, kimliklerini özgürce yaşamak ve yaşatmak istiyorlar. Sizin gibiler bunu kabullense sorun falan kalmayacak ortada.

    T.C.’nin anayasasından, hukuk sisteminden ben de memnun değilim ve Türkiye’de azınlık bir ayrıcalıklı kesimi ihya edip, çoğunluğu ezen bir anayasa olduğuna inanıyorum. Sadece Kürtleri ezen bir sistem değil yani. Tayyip Erdoğan Kürt müydü? Neden hapis yattı, yıllarca siyasi yasaklara maruz kaldı? Sistemin özellikle Kürtlere bir garezi yok. Hatta bu sistem, bu sistem için çalışan birçok Kürt’ü de ihya ediyor. Örneğin, derin devlet için çalışan, zamanında Atatürk’ün, İsmet İnönü’nün kurdurduğu ve siyasi emellerine ulaşmak için desteklediği Kürt aşiretleri…

    sistem diğerlerini eziyor diye Kürtler ses çıkarmasın mı ? kabule din ki sistem bu ülkede en büyük eziyeti Kürtlere yaptı. diğerleriyle kıyaslanamayacak bir eziyeti hem de. Erdoğan’ın bir iki aylık hapsiyle kıyaslamak bile abes Kürtlere yapılanları. sadece Kürtler değil ezilen herkes sesini çıkarmalı ve ezilmeyenler de onlara destek olmalı. tıpkı benim yaptığım gibi.

    Şiddet konusundaki eleştirilerinize bir şey diyeceğim yok. Savunacak değilim ama yapanı da anlarım. yumruk yerken, öbür yanağını da çevirmesini beklemem kimseden.

  19. Yazan:By_GölgeAdam Tarih: Şub 17, 2011 | Reply

    Tarihi karıştırmaya veya geriye dönük gitmeye gerek yok. ateşleme; bir otobüse atılan Molotof ve 1 vatandaşın ölümü, Ahmet Türk’e atılan yumruk ve 2010 _1 mayıs. Her üçünde de kürt halkı asimile ve dışlanma politikası uygulanmakta. eğer bir şeye inanıyorsanız ki bu bağımsız bir düşünce olmalıdır. yani şimdiki hükümet ne olursa olsun. gerek sosyal-gerek ekonomik gerek idari. gerekse Kemalist ve devrimcileri, Kürtleri uçlarda bir körleştirme politikası olsun. gerekse kutuplar bir maşayla sivriltilip bir çatışmaya itilsin.kişinin düşüncesi açık ve netliğini korumalıdır.fotoğrafın kareleri insanları yanılttıracak kadar güçlü değil de.insanın yaşanmış tecrübeleri ve mantığı daha güçlü olmalıdır.çünkü sistem içerisinde kokuşmuş kalemşorları ve satılmış medyayı ve psikolojik savaş olarak yayın organlarını kullanıldıklarını biliyoruz.örn;Ergenekon öncesi askerin kahraman olduğu,polisin o kadar şanslı olmadığı,yeni nesil gencin gelip Ahmet kaya,yılmaz güney ve ısrarla Polat alemdarın kartpostalını istemesi gibi.(ör;-Polat alemdar niye alı yon.cvp.;-o tüm kötülüklerin karşısında mafyaya savaş açıyor ülkeyi pislikten temizliyor)sonuç;medyanın,yayın organlarının etkisi.

    Kemalistlerin yanında yer alan CHP ve diğer gruplar Ahmet Türk’e yumruk atılınca bayram havasına girmişlerdi. ileri uç solcu değil de devrimciler bu durum karşısında elbetdeki hrank dink cinayetindeki gibi bu duruma karşı tavırlarını ortaya koymuşlardır. yapılan olay kürt halkını hiçe sayma,susturma,yıpratmadır.aynı olay bir devrimci gencin başınada gelebilir.bunu devrimci hareket asla Kemalistler gibi desteklemez.çünkü Kemalistlere göre Ahmet türk suçlu.törörün başı,p.k.k lı…siyasi bir parti perlementoda siyasal hakkını savunması,kendini ifade etmesi en doğal haktır.bunu chp nin çarşaf olayıyla parelel tutmasınlar.çünkü orada oy için bir sığınma söz konusudur.oy için bir eğilim söz konusudur.tarih açık ve nettir.devrimciler sisteme karşıdır.düzen içerisinde partileri desteklemezler.ama savuna bilirler.görüşlerini benimseye bilirler.ahmet türk e atılan yumruktan sonra sanal alemde Kemalistler ahkam kesildiler.geç kaldı filan diye.bugüne kadar kendileri nerdeydi.devrimciler bu durum karşısında elbette Kemalistlere durum böyle olunca gönderme ve tavır alacaktır.kürtlerde Kemalistlere karşı almaları normaldir,artık bu saatten sonra.bir kız çocuğunun ölümüyle sonuçlanan Molotof olayı ise.yapı içerisinde olabilecek bir olaydır.ama orda bile bile adam öldürme olayı yoktur.hesaplar yanlış acemi yapılmıştır belki.ama asıl bazı gerçekler vardır.doğu ve güneydoğuda ki olaylar ölümler ve devletin jitemi.gerek askeri,gerek halkı katletmiştir.bunda bir sorun çıkmıyor.bir yandan yapılan bir olay ki tüm olayları aynı kişi yapıyorcasına.ama yaşanan her an bir katliam neden görünmek algılanmak istenmiyor.bu haksızlık değimli.evet burada işte kirli medya ve kalemşörler satın alınmış yayın organları devreye giriyor.halkı empoze ediyorlar ki kapitalist ülkelerde çark böyle dönmektedir.

    Kemalistler devrimci görünüp,deniz gezmişin resmiyle yola çıkmasınlar.şimdi deniz gezmiş yaşasaydı Kürt halkını haklı görürdü ve siz onu bölücü iş birlikçi olarak nitelendirirdiniz.tabi o günün şartlarında ve daha 94 yıllarında CHP DEP le aynı safta ilerlemeyi yeğliyordu.seçim çalışmalarında faşist saldırılarda(mersin,Antalya)birbirlerini kolluyorlardı.çünkü karşıda bir refah ve MHP yükselişi vardı.gerek emniyet,yurt,okul ve resmi kurumlarda bu çok açıktı.özellikle gençlerde ve çek/senetçilerde ülkücü maskotu vardı.işimiz polise düşerse bırakırlar diye.Türkiye cumhuriyetinde solcu,CHP li,demokrat,devrimci,Kürt diye dövülüp,sövülüp ve en ağır işkencelere maruz kalanlar bu ülkenin neyi.aynı şartlarda ülkücü maskot takıp elini kolunu sallayanlar bu vatanın öz evlatlarımı.o zaman Kemalistler şunu bilsin gerçek Kemalistler ülkücülerdir ve gemisini yürütenlerdir.çünkü Kemalizm savunup,kendisi darbelere maruz kalıyorsa ki açık ve nettir.o zaman Kemalizm bu ülkede bitmiştir.ülke soyup soğana çevrilirken,her gün onlarca insan intihar ederken.okullarda küçük kızlara cinsel istismar yapılırken bu olay kapatılsın denilirken.Türkiye %65 Osmanlılaşırken.geleceksizleşmek,asalak ve köle olmak.acaba bu ülke başka bir ülkemi.olur ya belki de derin bir uyku rüyasındayız.bu durum kim kimin gölgesinde ve kim kaypak.evet farklılıklar var bugün bir Tunceli ve Urfa kürdü arasında veya Malatya kürdü arasında farklılıklar vardır.örn;dini inaç.ama unutulmayan bir şey vardır.tüm Kürt halkı ezilen ve asimile edilen bir halk hepsinin ortak noktası çok…ama bir Kemalist iki grup noktasında.devrim şehitleriyle (deniz gezmiş)ilerlemek ve Kürt halkı;Kürtlere hak ve özgürlük derken.diğerleri silahlı mücadele olarak adresi Abdullah Öcalan a çevirmektedir.devrimcilerde iki şekilde olarak Kürtlerin ve Kürtlerin haklarının yanında yer almak.(denizler de Kürt halkı ve Filistin halkını savunmuşlardır.)sosyalizm ve kominizim bir bilim dalıdır.kişiye veya bir ülkeye ait değildir.diğer yandan ise Kürtlere yapılan saldırılara sessiz kalma.Kürtlere yapılan oyunda onları yalnız bırakma.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin