Peygamber ocağı değil tımarhane(10)
By Aisha Benghazi on Ara 14, 2010 in Akıl, Basın günlüğü, Ulus-Devlet, zorunlu askerlik
Benim annem bilmiyor mesela karakolun en ıssız köşelerinde ağladığımı. Benim annem bilmiyor mesela beni davul zurnayla uğurlayan davulcuyu ve zurnacıyı tezkeremi aldıktan sonra bulduğum ilk gün her ikisinin enstürmanını da g.tlerine sokacağımı.
Annem bilmiyor aylardır içinde bulunduğum durumun ve kurumun bir parçası olamadığımı. Nöbete sigara götürüp, bir dakika uyumak için benden 7 yaş küçük takım komutanım olacak çocuktan en ağır hakaretleri yediğimi. Annem bilmiyor, en küçük toz lekesinin bir metal zeminden alınıp da yanağıma sürüldüğünde ciğerimin parçalandığını. Annem bilmiyor telefonların dinlendiğini ve benim ona, “nasılsın oğlum?” diye sorduğunda, “iyiyim anne” dememin altına yatan gizli nedenleri.
Bilmiyor hiçbirini, soyut bir fanusun içerisinde olduğumu… Düşünce geçirmez, akıl geçirmez, ruh geçirmez, tel örgülerle çevrili bu fanusun kurşun geçirebildiğini… Amerikan telleri ile sol bacağıma şafaklar attığımı bilmez annem. Ben bile bilmiyorum çünkü. Aylardır yağmur yağıyor ve ben 4 çift çorap, 3 çift eşofman altıyla gidiyorum her yere. Bere ve eldivenle uyuyorum. Uzaya gönderilen ilk astronot gibiyim.
Annem bilmez, kurma kolunu çekip de sol omzuma yerleştirip kendimi vurmak istediğimde silahımın tutukluk yaptığını. Nereden bilsin ki o? En fazla Türk bayrağına sarılı tabutumu görür ben 32 gün daha ölmezsem, öldürmezsem kendimi. Beynimdeki toplu katliam düşüncelerimi çok uzaklara s.ktir edip, yağmur suyu içmezsem. Bir günde 3 defa uyuyup, bir güne üç defa başladığımda zaman denen kavramı çiğneyip yutmazsam. KAYNAK
1 [?]


