Peygamber ocağı değil tımarhane(5)
By Aisha Benghazi on Kas 20, 2010 in Akıl, Basın günlüğü, Ulus-Devlet, zorunlu askerlik
Zamanla, arkadaşlarla aradaki sıcaklık kaybolmaya başlıyor. Bir soğukluk, bir mesafe oluyor. Soğukluk derken yani kimse bir şey anlatmak istemiyor. Kimse, içindeki korkuyu canlandırmak istemiyor. Yoksa kadından kızdan mevzu açılınca gayet güzel konuşuyorduk. Akşam pusuda korku basıyordu. Korku da mide ağrısı yapıyor. Çekilmez bir ağrı hem de. Bu ağrı askerden sonra bende bir sene devam etti. Hava kararınca midem ağrımaya başlardı. Pusuda korkuyu yenmek için saçma sapan şeyler yapıyorsun, şarkılar söylüyorsun. Playboy, Penthouse gibi dergiler alırdık, hava kararmadan okurduk. Bir dergiyi on sefer okuduğumu biliyorum. Hiçbir şey düşünmek istemiyordum, uyumak hiç istemiyordum. Uyurken ölüyorsun. Adam getiriyor çömezi, “sen bekle, biz yatalım” diyor. Çömez de kulağında volkman şarkı dinliyor. Geleni duyamıyor tabii. Önce onun kafasını kesmişler. Sabah oldu, kimse inmiyor. Gittik baktık, dört şehidimiz var. Boğazları kesilmiş. Onların yerinde olmadığım için sevindim. Önce onu düşünürsün, normal değil de, o zaman normal geliyor. “Şehit verdik” diye bize tepki gösterdiler. Suçluluk duygusu yaşatılmak isteniyordu ama hiç kafama takmıyordum. Arkadaşın yanında düşünce insana bir hırs geliyor. O an önüne gelse, insanmış hayvanmış, bir saniye düşünemezsin, işini bitirirsin. Bir iki saat böyle düşünüyorsun, sonra normale dönmek zorundasın, dönemezsen çok beter… Bir arkadaşım öldü. Tek el ateş ona isabet etti. Sigara içerken battaniyeyi kafamıza çekerdik. Uzanırken mevziin altında kalmış, sigarasını çekerken ağzından giriyor mermi. Çok keskin nişancıları var. Günlerce mevzie giremedim, mevzii değiştirdim. Badimdi, yediğin içtiğin ayrı gitmeyen bir insan varsa, odur. O beni çok etkilemişti. “Pusuya çıkmak istemiyorum” diyerek üç gün izin istemiştim. KAYNAK
1 [?]


