RSS Feed for This Post

Zafer Yahut Hiç (Mustafa Kutlu)

Tepeköy, hayattan kaçanların, hayata tutunamayanların… sığınağı ama amaç, kaçmaktan çok, yeni bir başlangıç yapmak. Hayatın köşesinde kırık yaşayanların kırıklarını, kırgınlıklarını tamir etme çabasının ifadesi, kimindeyse bir ümit, parlak bir kariyer… yeni bir başlangıç, varoluş, eskiyi yeniye kalbetme, devşirme mücadelesi…

Bürokrasinin hantallığının gölgesinde kurulan Tepeköy’ün aşk üçgeni: Bulut, Oya, Ferit. Ve realizm, bunu aşk üçgeninden -Oya, Bulut, Bulut’un oğlunun/Kerem’in bu uzun hikâyenin sonunda bir silahlı çatışmada ölmesi ile- ayrılık/yokluk/ölüm tekgenine, bire indirecek kadar acımasız. Geriye hiçbir pembeliğin kalmadığı; sadece avunmanın, yıkıntıların, eksikliğin ve tamamlanamamanın kaldığı gerçek dünya. Rüyaların dahi anlamsızlaştığı, gerçekleşmediği bir gerçeklik, onlardaki umudu dahi alan acımasızlık, belki bir kara mizah.

Sade, akıcı, günlük dil. Darbımesellerle, şarkı sözleriyle, şiirlerle verilen duygusal devinimler. Kimi yerde metinlerarası göndermeler; bir rüyada karşımıza çıkan Giyom Tell masalı ile iki annenin bir bebeği paylaşamadığı anekdot (158-159); hatta bunun ifade edilişi, bildiğinizi biliyorum ey okur, ama rüya bu, ben de şaşkınım’ın kahramanın ağzından verilişi…

Birbirinden ilginç Anadolu insanı: Okumuşundan okumamışına, cahilinden bilgesine, ahlaklısından ahlaksızına, akıllısından delisine, cesurundan korkağına… her renk. Tepeköy, küçük bir Türkiye, hatta daha spesifik ifade edersek, küçük İstanbul. Şehirleşme, şehirleşememe, aksayan hantal bürokrasi, güç savaşı, halk, beklentiler ama beklenemeyenler…

Adım adım örülen bir trajedi. Sohbet eder tarzda verilen cümleler, yer yer sıcacık mizahi betimlemeler. Halk bilgeliğinin öğüt şeklinde satırlar arasından verilişi. Bir nevi hikmet geleneğinin sözlü gelenekle değil ama yazıyla devam ettirilişi. Karşılıklı ve karşılıksız aşklar, merhametle sarılan sevgiler, huzurlu ve huzursuz aileler ve tıpkı hayatın kendisi gibi öykü/hayat biterken hala eskisi gibi duran sorunlar, dertler, eksiklikler, insanlar, hayat… devam eden hayat…

Trajedinin adım adım sızışı öykünün içine; ama aşk için değil, sevdiklerini korumak için. İşte tam da bu noktada, yapıtın arkasında Abdülhak Hamit Tarhan’ın Eşber adlı manzum piyesinin özeti okuru yanıltır. Beklenen trajedi aşktan kaynaklanmalıdır ama tam tersi olur. Hayat kendisi trajedinin kaynağıdır ve sebepler birleşerek sizi aşktan, aşk acısından, kazanma hırsından uzağa atarak, insani taraflarınızın seçtiği yoldan hayatın hiç ummadığınız tarafına savurur. Geriye ne aşk kalır, ne onun mücadelesi, ne de ideallerle inşa edilmeye çalışılan yeni kentin derdi-tasası, yani yeni bir başlangıcın adımları.

İlahi/Tanrısal bakış açısıyla sunulan, bir uzun hikâye. Bir başka Kutlu klâsiği. Bireyin ve toplumun içinde olduğu ama daha çok topluma bakışın sunulduğu bir geleneksel-modern anlatı.

Trackback URL

  1. 3 Yorum

  2. Yazan:ali yardım Tarih: Kas 5, 2010 | Reply

    Suzan hanımın yazıları siteye edebi bir tad bırakıyor.
    edebiyatın; insan olan yanımızı eşelemesi, varoluşumuzun çıplak tarafıyla yüzleşmemizi sağlayan yanı, asıl sihri belki de.
    kelimelerle yaratılmış dünyada aslında hep kendimizi okuyoruz.
    Kutlu daha çok Anadolunun sade bilgeliğiyle dokunuyor bu yanımıza, bu ses “daha bizcedir” biliyoruz.
    fakat bir yandan sartre’de başka bir yanımıza dokunuyor;şahsi olanla, içtimai olan arasındaki insana.
    teşekkürler Suzan hanım yazılarınızın devamını bekliyoruz

  3. Yazan:Rıdvan Işık Tarih: Kas 5, 2010 | Reply

    günlük yaşamımızın dili bilgelikten sıyrıla sıyrıla ”geyikleşti”.İrfansız bir toplum olduk…yazık bize-bizsiz-kendisiz kaldık

  4. Yazan:suzannur Tarih: Kas 5, 2010 | Reply

    Bloğumda Dolls filmine şerh düştüğümde, yani bendeki etkisini somutlaştırdığımda şöyle yazmıştım:
    “bir hayal perdesi hayat. anlatılan ve anlatılmayan öykülerle çevrili. uzunmuş gibi gelen kısacık bir yolculuk.benim öyküm hangi diyarda anlatılacak? yazılanları okuyoruz. daim…bizim için yazılanları… bizi kim yazıyor?”
    Hep başkalarının daha önce söylenmiş kelimelerini okuyoruz ama fark ettim ki her okumada yeniden ve yenidn kendimizi okuyoruz.
    Sayın Ali Yardım, yorumunuz için teşekkür ederim.
    Saygıyla…

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin