RSS Feed for This Post

Biz Amerikanca konuşmuyoruz!

M. Zübeyir Koçulu
Gerçek Hayat Dergisi
Dış Haberler Editörü

Güzel bir eylül sabahında, kentin lambalarının gün ağardığı için anlamını yitirmeye başladığı sırada ulaştı İstanbul’a. Bu on iki eylül sabahında nereden çıktıysa, radyoda Renato Carosone’nin, ‘we no speak americano’ adıyla yeniden düzenlenen parçası, ‘tu vuo fa l americano’ çalıyordu. “Biz Amerikanca konuşmuyoruz” cümlesinin, kentin bütün sokaklarında aynı anda söylendiğini sandı bir an. Derin düşüncelere daldı sonra. Kent adı verilen geniş meydanlarda görünmez kafesler içine hapsedilen tutsaklar geldi aklına. Cisneros’un ‘Mango Caddesi’ndeki Ev’ kitabında anlattığı, oğlu tarafından Amerika’ya gitmek zorunda bırakılan, yerleştirildiği evden bir daha hiç dışarı çıkmayan ve tek kelime de olsa, İngilizce konuşmayı reddeden Meksikalı Esperenza’yı bile düşündü. “İnsanın kendisi gibi konuşamaması ne acı” diye mırıldandı.
Bu on iki eylül gününde, tamamen bir yolcunun gittiği yol ile hesaplaşmasının bir sonucu olarak, kendisi gibi konuşmaya karar verdi. Bu günün, önceki günlerden; mesela son otuz yıldır tanık olduğu eylüllerden farklı olması gerektiğini hissediyordu. Tanklar, resmigeçitler, apoletler, sağda solda açılmış ve kentin tutsakları için hazırlanmış ölüm kuyuları geçti gözünün önünden. Paletlerle ve dipçik diliyle konuşanlara karşı büyük bir öfke belirdi içinde. Alnındaki damarlar sertleşirken, “Biz Amerikanca konuşmuyoruz” diye fısıldadı. Aslına bakarsan onlar bu dili hiçbir zaman konuşmamışlardı. Ancak bu on iki eylül gününde, otuz yıldır “Amerikanca” konuşan apoletli adamların konuşmasına izin vermemeliydi.
Kentin diğer yakasına vardığında, akşam Amerika’yla oynanacak basketbol maçını nerede izleyeceğini düşündü. Turnuvada hiç maç kaybetmeyen ‘rüya takım’a karşı oynanacak final maçında, iyi mücadele etmenin ve akıllıca oynamanın işe yarayacağına inanmak istiyordu. Alt tarafı bir maçtı ama önemsiz oyunlardan büyük umutlar devşirmeyi önemli buluyordu. Ve en önemlisi, spiker “topu drayv ederken rakibin savunmasını nasıl penetre etmemiz gerektiğini, zon savunmasının hangi yollarla aşılacağını” anlatırken bile, “bu turnuvada Amerika’yı yenecek tek takım bizdik” diyen oyuncunun Amerikanca konuşmadığını çok iyi biliyordu. Bu güzel on iki eylül gününde, kendi dilini keşfedip, o dilin havzasına kelimeler toplayan bütün ‘as oyuncuları’ selamlarken, eylüle, marta, şubata ve nisana tanklar, resmigeçitler, apoletler takanlara Carosone’den söylüyordu: “Biz Amerikanca konuşmuyoruz!”

Trackback URL

  1. 1 Yorum

  2. Yazan:hassan Tarih: Eyl 14, 2010 | Reply

    evet apoletli adamlar amerikanca konuşmuyor artık gerek kalmadı,hocaefendice konuşamak yetiyor dolaylı amerikanca konuşulmuş oluyor hem de,resmi dil.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin