<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Yetmez ama &#8220;EVET!&#8221; yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 13:14:42 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Son 90 günde en Çok Okunan ve Tartışılan Yazılar : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-56225</link>
		<dc:creator>Son 90 günde en Çok Okunan ve Tartışılan Yazılar : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Sep 2010 15:30:23 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-56225</guid>
		<description>[...] Yetmez ama &#8220;EVET!&#8221; [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Yetmez ama &#8220;EVET!&#8221; [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ali duman tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55721</link>
		<dc:creator>ali duman</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Sep 2010 14:21:04 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55721</guid>
		<description>ersin,

insan görmek istediğini görür, istemediğini görmez ise aynen sizin düştüğünüz duruma düşer.

ağacı görüp, ormanı görmemek buna denir, cakla cukla iş olmaz, gerçeklere bakmak gerekir, sonuçta akp'li milletvekillerinin de sağduyusu ile teskere geçmedi.

tarihi sizin gibi okuyana da ilk kez rastlıyorum, ben Ecevitin 1978'deki döneminden söz ediyorum, siz hala inatla son döneminden söz ediyorsunuz, sanırım yazdıklarımı okumadan cevap yazıyorsunuz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>ersin,</p>
<p>insan görmek istediğini görür, istemediğini görmez ise aynen sizin düştüğünüz duruma düşer.</p>
<p>ağacı görüp, ormanı görmemek buna denir, cakla cukla iş olmaz, gerçeklere bakmak gerekir, sonuçta akp&#8217;li milletvekillerinin de sağduyusu ile teskere geçmedi.</p>
<p>tarihi sizin gibi okuyana da ilk kez rastlıyorum, ben Ecevitin 1978&#8242;deki döneminden söz ediyorum, siz hala inatla son döneminden söz ediyorsunuz, sanırım yazdıklarımı okumadan cevap yazıyorsunuz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ersin ... tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55718</link>
		<dc:creator>ersin ...</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Sep 2010 09:56:11 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55718</guid>
		<description>"Ecevit’i niye yıktılar Ali Duman. ABD’nın Irak işgalina katılmayacağı için. Tayyib’i getirdiler. Biliyorsun Tayyip Erdoğan, ne kadar hiddetli ve gönülden, ABD’nin oradaki insanları katletmesine ortak olmamız için uğraştı. Ama sonucunda neyseki başarılı olamadı.

Neyse şunun üstüne söz söylemeye gerek yok sanırım."

buna verecek cevabın yok sanırım.

Akp beni katil yapmak istedi ali duman. Iraktaki onca masumun katlimına ortak olmamı istedi.
Düşün; acaba, milletvekilleri iradelerini kullanmayıp, o teskerenin geçmesine izin verseydi Irak'taki katliam haberlerini izlerken ne hissedecektik.

Tekrar söylüyorum, AKP beni katliama ortak etmek istedi. Şükürler olsun ki o teskere geçmedi ve çocuklarımız, torunlarımız 50 yıl sonra bizden nefret etmeyecekler onca insanın katline ortak olduk diye.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Ecevit’i niye yıktılar Ali Duman. ABD’nın Irak işgalina katılmayacağı için. Tayyib’i getirdiler. Biliyorsun Tayyip Erdoğan, ne kadar hiddetli ve gönülden, ABD’nin oradaki insanları katletmesine ortak olmamız için uğraştı. Ama sonucunda neyseki başarılı olamadı.</p>
<p>Neyse şunun üstüne söz söylemeye gerek yok sanırım.&#8221;</p>
<p>buna verecek cevabın yok sanırım.</p>
<p>Akp beni katil yapmak istedi ali duman. Iraktaki onca masumun katlimına ortak olmamı istedi.<br />
Düşün; acaba, milletvekilleri iradelerini kullanmayıp, o teskerenin geçmesine izin verseydi Irak&#8217;taki katliam haberlerini izlerken ne hissedecektik.</p>
<p>Tekrar söylüyorum, AKP beni katliama ortak etmek istedi. Şükürler olsun ki o teskere geçmedi ve çocuklarımız, torunlarımız 50 yıl sonra bizden nefret etmeyecekler onca insanın katline ortak olduk diye.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ali duman tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55707</link>
		<dc:creator>ali duman</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 21:05:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55707</guid>
		<description>@ Ersin,

Ecevit'in yıkıldığı dönem derken 1970'li yıllardan söz ediyorum, gazetelere ilanlar vererek, en temel gıda maddeleri olan sana yağı vs, benzin mutfak tüpü gibi yokluklar yaratılarak Ecevit iktidarı yıkılmış, yerine MC hükümetleri ve akabinde de 12 eylül darbesi gelmiştir. 

Aklını AKP ile bozunca dünü unutmuş olmak gibi bir handikap ortaya çıkıyor, bu AKP ile bozmaya nedense bir türlü akıl erdiremiyorum. AKP sandıktan çıktı, getirmesini bilenler gerektiğinde götürmesini de bilirler, bu düşmanlığı anlayamıyorum. 

Sanki AKP öncesi bu ülke çok mu iyiydi? 16 bankayı kimler soymuştu? 17.500 faili meçhuller de AKP döneminde mi işlenmişti? ülke 3-5 çapulcudan sorulurken (çatlı, çakıcı, peker vb.), ETÖ ile korku imparatorluğu yaratılmışken, faşist tosuncuklar futursuzca cinayetler işlerken  daha mı iyiydi?

AKP'den önce bu ülke ABD yandaşı ve müttefiki değil miydi? NATO'ya da AKP mi katıldı?, AB ile ilgili Ankara Antlaşmasını da AKP'mi imzaladı? yoksa AKP kendisine muhtıra verilince kendinden öncekiler gibi ŞAPKASINI ALIP kaçan mıydı? İMF'nin önünde kendinden öcekiler gibi diz mi çöktü? ya da İMF'yi Türkiye'nin başına AKP'mi musallat etti? ya da dillerden düşürülmeyen milletvekili dokunulmazlığını AKP'mi icat etti? %10 barajını AKP'mi icat etti? bunların kaldırılmasını talep edenlerin akılları AKP'den önce neredeydi?

aklını AKP ile bozanların elle tutulur hiç bir yanını görmemek ne hazin, ülkenin en temel sorunu ülkeyi AKP'ye muhtaç edenlerin acizliği ve pişkinliğe varan koflukları.

oysa bugün ülkenin AKP'den daha iyi bir alternatif sunabilecek bir muhalefete ihtiyacı var, yalan ve dolanla, AKP'ye küfür ve hakaretle yatıp kalkan bir muhalefete ve muhalif olmak adına milli iradeye düşmanlık yapanlara değil.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>@ Ersin,</p>
<p>Ecevit&#8217;in yıkıldığı dönem derken 1970&#8242;li yıllardan söz ediyorum, gazetelere ilanlar vererek, en temel gıda maddeleri olan sana yağı vs, benzin mutfak tüpü gibi yokluklar yaratılarak Ecevit iktidarı yıkılmış, yerine MC hükümetleri ve akabinde de 12 eylül darbesi gelmiştir. </p>
<p>Aklını AKP ile bozunca dünü unutmuş olmak gibi bir handikap ortaya çıkıyor, bu AKP ile bozmaya nedense bir türlü akıl erdiremiyorum. AKP sandıktan çıktı, getirmesini bilenler gerektiğinde götürmesini de bilirler, bu düşmanlığı anlayamıyorum. </p>
<p>Sanki AKP öncesi bu ülke çok mu iyiydi? 16 bankayı kimler soymuştu? 17.500 faili meçhuller de AKP döneminde mi işlenmişti? ülke 3-5 çapulcudan sorulurken (çatlı, çakıcı, peker vb.), ETÖ ile korku imparatorluğu yaratılmışken, faşist tosuncuklar futursuzca cinayetler işlerken  daha mı iyiydi?</p>
<p>AKP&#8217;den önce bu ülke ABD yandaşı ve müttefiki değil miydi? NATO&#8217;ya da AKP mi katıldı?, AB ile ilgili Ankara Antlaşmasını da AKP&#8217;mi imzaladı? yoksa AKP kendisine muhtıra verilince kendinden öncekiler gibi ŞAPKASINI ALIP kaçan mıydı? İMF&#8217;nin önünde kendinden öcekiler gibi diz mi çöktü? ya da İMF&#8217;yi Türkiye&#8217;nin başına AKP&#8217;mi musallat etti? ya da dillerden düşürülmeyen milletvekili dokunulmazlığını AKP&#8217;mi icat etti? %10 barajını AKP&#8217;mi icat etti? bunların kaldırılmasını talep edenlerin akılları AKP&#8217;den önce neredeydi?</p>
<p>aklını AKP ile bozanların elle tutulur hiç bir yanını görmemek ne hazin, ülkenin en temel sorunu ülkeyi AKP&#8217;ye muhtaç edenlerin acizliği ve pişkinliğe varan koflukları.</p>
<p>oysa bugün ülkenin AKP&#8217;den daha iyi bir alternatif sunabilecek bir muhalefete ihtiyacı var, yalan ve dolanla, AKP&#8217;ye küfür ve hakaretle yatıp kalkan bir muhalefete ve muhalif olmak adına milli iradeye düşmanlık yapanlara değil.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ersin ... tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55706</link>
		<dc:creator>ersin ...</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 17:45:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55706</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;sahte yokluklar yaratarak Ecevit hükümetini yıkan TUSİAD, o günden bugüne topluma şirin görünecek şekilde kendini maskeleme ihtiyacında olmuştur.&lt;/blockquote&gt;

Ecevit'i niye yıktılar Ali Duman. ABD'nın Irak işgalina katılmayacağı için. Tayyib'i getirdiler. Biliyorsun Tayyip Erdoğan, ne kadar hiddetli ve gönülden, ABD'nin oradaki insanları katletmesine ortak olmamız için uğraştı. Ama sonucunda &lt;strong&gt;neyseki&lt;/strong&gt; başarılı olamadı.

Neyse şunun üstüne söz söylemeye gerek yok sanırım.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>sahte yokluklar yaratarak Ecevit hükümetini yıkan TUSİAD, o günden bugüne topluma şirin görünecek şekilde kendini maskeleme ihtiyacında olmuştur.</p></blockquote>
<p>Ecevit&#8217;i niye yıktılar Ali Duman. ABD&#8217;nın Irak işgalina katılmayacağı için. Tayyib&#8217;i getirdiler. Biliyorsun Tayyip Erdoğan, ne kadar hiddetli ve gönülden, ABD&#8217;nin oradaki insanları katletmesine ortak olmamız için uğraştı. Ama sonucunda <strong>neyseki</strong> başarılı olamadı.</p>
<p>Neyse şunun üstüne söz söylemeye gerek yok sanırım.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ali duman tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55700</link>
		<dc:creator>ali duman</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 15:30:16 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55700</guid>
		<description>sn. ersin,

ne farkı yok derken sanırım bir samimi bir yaklaşım içerisinde değilsiniz, zira okuduğunuzu anlayabildiğinize dair hiç bir şüphem yok.

hiç farkı olmadığı için mi daha dün koltuk değnekli, tekerlek sandalyeli engelliler ellerinde "EVET" yazılı pankartlarla tünelden taksime yürüdüler.

pozitif ayrımcılıktan dolayı sırf onlar için dahi (sayılarının 8.5milyon olduğu söyleniyor) bu değişiklikler anlamlıdır.

normal demokrasilerde olması gereken haklara vesayetçi-oligarşik diktatörlük yüzünden 85 yıl sonra kavuşuyor olmamız başlı başına bir devrimdir, bu yaşanarak görülecektir, kaldı ki, hayır çıksa dahi, bundan sonra geri dönüş yoktur, mevcut anayasanın miadını doldurduğu, hükmünü yitirdiği artık ayan beyan ortaya çıkmıştır. (bu sayede yeni bir anayasanın gündeme gelmesi bile çok anlamlıdır, aksi takdirde bunu sonsuza kadar beklememiz gerekebilirdi, statükonun da tüm dileği ve arzusu böyledir mutlaka) 

yeni anayasa ihtiyacını deşifre etmesi açısından dahi önemli bir adım atılmış, önemli bir eşik geçilmiştir.  

chp, 110 milletvekili bulamamış olsa (ki bu kadar milletvikili sahibi değil) o meşhur anayasa mahkemesi başvuruların yapamayacaktı, oysa değişiklikle TEK BİR YURTTAŞ DAHİ ANAYASA mahkemesine başvurabilecektir, bu bile başlı başına bir devrimdir. -kemalist diktatörlüğü ve onun 12 eylül faşizmini aşma anlamında- 

vesayetçi sistemin kilit noktası olan HSYK'nundaki kast yapı kırılıyor,  12 eylül faşizminin yarattığı bu oluşum, demokratik bir ülkede nasıl olması gerekiyorsa o şekle getiriliyor, 10 üyesi HAKİM VE SAVCILAR tarafından seçilecek, bunun anlamı  DEMOKRATİK MEŞRUTİYET tartışmasına son vermektir. 

şimdi bunları anlamamak, anlamazlıktan gelmek, bir arpa boyu yol alabilme anlamında bu ülkenin demokratikleşmesi için yüreğini koyanlara, canını koyanlara, hatta bu uğurda yaşamını yitirenlere, işkencelerden geçenlere, işkencelerde sakat kalanlara, haksız yere hapis yatanlara, faili meçhullere kurban gidenlere hakarettir, zira sol'da  sağ'da bu anlamda mağdur olanlar çok anlamlı bir şekilde "EVET" vereceklerini açıklamışlardır. "Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az" yerinde bir sözdür. 

12 eylülü de, onun yarattığı kurumları da savunmak bir fikirdir, bir düşüncedir, en azından bunu açık ortaya koyabilmek bir dürüstlüğünde göstergesidir, zira bu fikirde olup, bunu çeşitli şekillerde maskeleme durumunda olmak, gizliden gizliye savunma adına, açıktan açığa değişikliklere karşı olmak düşünsel dünyamıza bir katkı sağlamayacaktır.

"12 eylülcülere yargı yolu açtığı için değişikliklere karşıyım" diyen ali şen, bence bu fikirde olup bunu gizleyen ve yapılan değişiklikleri karalayanlardan daha saygındır. zira şeffaflık ve açık yürekli olabilmekte önemli bir şeydir, diğerine kıyasla.


not: "evet" çıkması durumunda, chp ve yandaşlarının "hile yapıldı" mızıkçılığına hazırlıklı olalım, benden söylemesi.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sn. ersin,</p>
<p>ne farkı yok derken sanırım bir samimi bir yaklaşım içerisinde değilsiniz, zira okuduğunuzu anlayabildiğinize dair hiç bir şüphem yok.</p>
<p>hiç farkı olmadığı için mi daha dün koltuk değnekli, tekerlek sandalyeli engelliler ellerinde &#8220;EVET&#8221; yazılı pankartlarla tünelden taksime yürüdüler.</p>
<p>pozitif ayrımcılıktan dolayı sırf onlar için dahi (sayılarının 8.5milyon olduğu söyleniyor) bu değişiklikler anlamlıdır.</p>
<p>normal demokrasilerde olması gereken haklara vesayetçi-oligarşik diktatörlük yüzünden 85 yıl sonra kavuşuyor olmamız başlı başına bir devrimdir, bu yaşanarak görülecektir, kaldı ki, hayır çıksa dahi, bundan sonra geri dönüş yoktur, mevcut anayasanın miadını doldurduğu, hükmünü yitirdiği artık ayan beyan ortaya çıkmıştır. (bu sayede yeni bir anayasanın gündeme gelmesi bile çok anlamlıdır, aksi takdirde bunu sonsuza kadar beklememiz gerekebilirdi, statükonun da tüm dileği ve arzusu böyledir mutlaka) </p>
<p>yeni anayasa ihtiyacını deşifre etmesi açısından dahi önemli bir adım atılmış, önemli bir eşik geçilmiştir.  </p>
<p>chp, 110 milletvekili bulamamış olsa (ki bu kadar milletvikili sahibi değil) o meşhur anayasa mahkemesi başvuruların yapamayacaktı, oysa değişiklikle TEK BİR YURTTAŞ DAHİ ANAYASA mahkemesine başvurabilecektir, bu bile başlı başına bir devrimdir. -kemalist diktatörlüğü ve onun 12 eylül faşizmini aşma anlamında- </p>
<p>vesayetçi sistemin kilit noktası olan HSYK&#8217;nundaki kast yapı kırılıyor,  12 eylül faşizminin yarattığı bu oluşum, demokratik bir ülkede nasıl olması gerekiyorsa o şekle getiriliyor, 10 üyesi HAKİM VE SAVCILAR tarafından seçilecek, bunun anlamı  DEMOKRATİK MEŞRUTİYET tartışmasına son vermektir. </p>
<p>şimdi bunları anlamamak, anlamazlıktan gelmek, bir arpa boyu yol alabilme anlamında bu ülkenin demokratikleşmesi için yüreğini koyanlara, canını koyanlara, hatta bu uğurda yaşamını yitirenlere, işkencelerden geçenlere, işkencelerde sakat kalanlara, haksız yere hapis yatanlara, faili meçhullere kurban gidenlere hakarettir, zira sol&#8217;da  sağ&#8217;da bu anlamda mağdur olanlar çok anlamlı bir şekilde &#8220;EVET&#8221; vereceklerini açıklamışlardır. &#8220;Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az&#8221; yerinde bir sözdür. </p>
<p>12 eylülü de, onun yarattığı kurumları da savunmak bir fikirdir, bir düşüncedir, en azından bunu açık ortaya koyabilmek bir dürüstlüğünde göstergesidir, zira bu fikirde olup, bunu çeşitli şekillerde maskeleme durumunda olmak, gizliden gizliye savunma adına, açıktan açığa değişikliklere karşı olmak düşünsel dünyamıza bir katkı sağlamayacaktır.</p>
<p>&#8220;12 eylülcülere yargı yolu açtığı için değişikliklere karşıyım&#8221; diyen ali şen, bence bu fikirde olup bunu gizleyen ve yapılan değişiklikleri karalayanlardan daha saygındır. zira şeffaflık ve açık yürekli olabilmekte önemli bir şeydir, diğerine kıyasla.</p>
<p>not: &#8220;evet&#8221; çıkması durumunda, chp ve yandaşlarının &#8220;hile yapıldı&#8221; mızıkçılığına hazırlıklı olalım, benden söylemesi.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ali duman tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55699</link>
		<dc:creator>ali duman</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 14:45:33 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55699</guid>
		<description>sahte yokluklar yaratarak Ecevit hükümetini yıkan TUSİAD, o günden bugüne topluma şirin görünecek şekilde kendini maskeleme ihtiyacında olmuştur.

esasında hiçte demokrat bir anayasa istemediği halde, anayasa değişikliği ve yeni bir anayasa talebini dillendirip durmuştur, hatta bu uğurda verilen ilanlara da katılmış, işi daha öteye götürerek demokratik bir anayasa taslağı dahi hazırlamıştır, ancak ne varki hazırlattığı demokratik anayasa taslağı için gizli bir gerekçesi vardır, "uygulanmamak kaydıyla" bilgisi, bilmesi gerekenlere verilmiştir, halkımız pek tabiki bu bilgiden azadedir. 

rekabetçi AB düzeni, hakim sınıfın (yani tusiad'ın)  rekabet etmeden devleti hortumlama sistemini yıkacağı için ve bu nedenle AB'ye üyeliği hic istemediği halde, sahtekarca ve takiye yaparak ister görünmekte, elinde tuttuğu medya gücüyle de topluma "AB bizi zaten almayacak" düşüncesini yaymaktadır.  "AB bizi zaten almaz ve almayacak" mantığı doğru ve geçerli değildir, doğru olanı takiyeci ve statükocu hakim sınıfın AB'nin bizi dışlaması için elinden geleni arkasına koymayacak siyaseti -takiye yaparak- yürütüyor olmasıdır. TUSİAD'ın (ve diğer benzerlerinin) AB'nin dahi onayladığı ve çok yerinde bulduğu anayasa değişikliğine karşı duruşları bu ikiyüzlülüğü ve takiyeyi ispatlayan en somut olgudur.

asıl en yakıcı olanı ise TUSİAD her daim topluma şirin gözükme siyasetini yürütürken elini ateşe sokmayıp her daim maşa kullanmıştır. kendi çıkarlarına uyan ekonomi yönetimini imf üzerinden,  siyasi yönetimi ise ordu-asker/yargı/ bürokrasi üzerinden yürüte gelmiştir.

hiç bir emare ve delil olmadığı halde 8 yıllık iktidarı gizli ajandası olmakla suçlayanların, aslında kendilerine ait gizli ajandaları olduğu ortaya çıkmış ve bu gizli ajandanın içeriğinin darbe, faşizm, katliam ve kaoslarla bezeli olduğu gözler önüne serilmiştir. (balyozlar, kafesler, papaz cinayetleri, danıştay baskınları, hirant dink cinayeti, orhan pamuk'un tehdit edilmesi, en son dörtyol ve inegöl pravokasyonları ...) 

bu ülkede gerçek takiyecilik chp ve başta tusiad olmak üzere diğer vesayetçi ve statükocu  yandaşlarca yapılmaktadır.

iktidarın dini kullandığı ileri sürülürken, bu takiyeci cephe din dahil her türlü argümanı (din/şehitlik, milliyetçilik, ırkçılık (türk/kürt), terör(pkk,dev-sol, hizbullah, ibda-c , tkp gibi sahte sol oluşumlar dahil) , darbe, muhtıralar, ordu-asker, yargı, bürokrasi, faili meçhuller, katliamlar, sahte komplo teorileri, sevr paranoyası, bop paranoyası vb) kullanmaktan çekinmemiş ve bu argümanları tepe tepe kullanmış, kullanmaya devam edegelmiştir. 

bin tane günahı olan ve artık miadını doldurduğu için çökmekte olan vesayetçi sistemin artıklarının "dini kullanıyorlar" nidaları atmaları çok garip ve komiktir, hadi diyelim ki iktidar dini kullanıyor, "a be kuzum sen din dahil her şeyi kullanıyorsun oluyorda, iktidara gelince niye olmuyor" diye sormazlar mı insana?  "önce bir aynaya bak" demezler mi insana? (dün gece bir tv kanalında vesayetçi sistemi savunmak için kendini yırtan, her cümleyi getirip iktidara çakan vesayetçiliğin kuyrukçuluğunu üstlenmiş nuray mert isimli akademisyen  katılımcıyı izledim, ama sinirlenmeden, sadece acıyarak ve komik bularak, bu hanımefendiye sormak gerekir arkasında ordu ve/veya silahlı bir milis gücü olmayan iktidardan nasıl oluyorda "sivil dikta" çıkarabiliyor? bunun adı takiye değil, bunun adı düpedüz çarpıtma, hemde bilerek ve isteyerek çarpıtma, ancak  ne adına? kimin adına? ve niye?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sahte yokluklar yaratarak Ecevit hükümetini yıkan TUSİAD, o günden bugüne topluma şirin görünecek şekilde kendini maskeleme ihtiyacında olmuştur.</p>
<p>esasında hiçte demokrat bir anayasa istemediği halde, anayasa değişikliği ve yeni bir anayasa talebini dillendirip durmuştur, hatta bu uğurda verilen ilanlara da katılmış, işi daha öteye götürerek demokratik bir anayasa taslağı dahi hazırlamıştır, ancak ne varki hazırlattığı demokratik anayasa taslağı için gizli bir gerekçesi vardır, &#8220;uygulanmamak kaydıyla&#8221; bilgisi, bilmesi gerekenlere verilmiştir, halkımız pek tabiki bu bilgiden azadedir. </p>
<p>rekabetçi AB düzeni, hakim sınıfın (yani tusiad&#8217;ın)  rekabet etmeden devleti hortumlama sistemini yıkacağı için ve bu nedenle AB&#8217;ye üyeliği hic istemediği halde, sahtekarca ve takiye yaparak ister görünmekte, elinde tuttuğu medya gücüyle de topluma &#8220;AB bizi zaten almayacak&#8221; düşüncesini yaymaktadır.  &#8220;AB bizi zaten almaz ve almayacak&#8221; mantığı doğru ve geçerli değildir, doğru olanı takiyeci ve statükocu hakim sınıfın AB&#8217;nin bizi dışlaması için elinden geleni arkasına koymayacak siyaseti -takiye yaparak- yürütüyor olmasıdır. TUSİAD&#8217;ın (ve diğer benzerlerinin) AB&#8217;nin dahi onayladığı ve çok yerinde bulduğu anayasa değişikliğine karşı duruşları bu ikiyüzlülüğü ve takiyeyi ispatlayan en somut olgudur.</p>
<p>asıl en yakıcı olanı ise TUSİAD her daim topluma şirin gözükme siyasetini yürütürken elini ateşe sokmayıp her daim maşa kullanmıştır. kendi çıkarlarına uyan ekonomi yönetimini imf üzerinden,  siyasi yönetimi ise ordu-asker/yargı/ bürokrasi üzerinden yürüte gelmiştir.</p>
<p>hiç bir emare ve delil olmadığı halde 8 yıllık iktidarı gizli ajandası olmakla suçlayanların, aslında kendilerine ait gizli ajandaları olduğu ortaya çıkmış ve bu gizli ajandanın içeriğinin darbe, faşizm, katliam ve kaoslarla bezeli olduğu gözler önüne serilmiştir. (balyozlar, kafesler, papaz cinayetleri, danıştay baskınları, hirant dink cinayeti, orhan pamuk&#8217;un tehdit edilmesi, en son dörtyol ve inegöl pravokasyonları &#8230;) </p>
<p>bu ülkede gerçek takiyecilik chp ve başta tusiad olmak üzere diğer vesayetçi ve statükocu  yandaşlarca yapılmaktadır.</p>
<p>iktidarın dini kullandığı ileri sürülürken, bu takiyeci cephe din dahil her türlü argümanı (din/şehitlik, milliyetçilik, ırkçılık (türk/kürt), terör(pkk,dev-sol, hizbullah, ibda-c , tkp gibi sahte sol oluşumlar dahil) , darbe, muhtıralar, ordu-asker, yargı, bürokrasi, faili meçhuller, katliamlar, sahte komplo teorileri, sevr paranoyası, bop paranoyası vb) kullanmaktan çekinmemiş ve bu argümanları tepe tepe kullanmış, kullanmaya devam edegelmiştir. </p>
<p>bin tane günahı olan ve artık miadını doldurduğu için çökmekte olan vesayetçi sistemin artıklarının &#8220;dini kullanıyorlar&#8221; nidaları atmaları çok garip ve komiktir, hadi diyelim ki iktidar dini kullanıyor, &#8220;a be kuzum sen din dahil her şeyi kullanıyorsun oluyorda, iktidara gelince niye olmuyor&#8221; diye sormazlar mı insana?  &#8220;önce bir aynaya bak&#8221; demezler mi insana? (dün gece bir tv kanalında vesayetçi sistemi savunmak için kendini yırtan, her cümleyi getirip iktidara çakan vesayetçiliğin kuyrukçuluğunu üstlenmiş nuray mert isimli akademisyen  katılımcıyı izledim, ama sinirlenmeden, sadece acıyarak ve komik bularak, bu hanımefendiye sormak gerekir arkasında ordu ve/veya silahlı bir milis gücü olmayan iktidardan nasıl oluyorda &#8220;sivil dikta&#8221; çıkarabiliyor? bunun adı takiye değil, bunun adı düpedüz çarpıtma, hemde bilerek ve isteyerek çarpıtma, ancak  ne adına? kimin adına? ve niye?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ersin ... tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55696</link>
		<dc:creator>ersin ...</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 14:03:05 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55696</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Görüşlerim çok anlamsız ve garabet bulmuş olmalısınız ki cümlenin sonuna “pes doğrusu”demeyi de ihmal etmemişsiniz.Sorun değil.
Peki,idda ettiğiniz gibi eskisine göre çok da farklı değişiklikler içermiyorsa;sendikalardan işveren örgütlerine,yüksek yargı kurumlarından esnaf ve ticaret odaları gibi sivil kuruluşlara kadar yükselen bu ciddi itirazın sebebi nedir acaba?Madem suya sabuna dokunacak ciddi bir değişiklik yok neden bu denli cansiperane bir şekilde eski yapısında ısrar ediliyor anayasanın.Daha iki gün önce yargıtay başkanı değişikliklerin argı bağımsızlığına müdahale olduğunu açıkladı.Demek ki bir hayli değişiklik olacak ki kendilerini daha çok ilgilendirdiği için birileri bu denli isyan bayrağını açmış bulunuyor.Yoksa ne diye paçaları bu kadar tutuşuyor?Alt tarafı parlamentodan da yüksek yargıya üye seçilecekse bunda ne var bu kadar panikleyecek:)&lt;/blockquote&gt;

önemsiz olduğunu söylemedim, 82 anayasasından geri kalır bir yanı yok dedim. Bir başka deyişle, herhangi bir çözüm sunmuyor yargıdaki kast sistemine. sadece birinin adamları değil başka birinin adamları doluşacak bu sefer.
tekrar yazayım, ne farkı var derken, demokratiklik bilmemne yönüyle ne farkı var diyorum. oyumu vermek için 550 km yol gideceğim, benim için gayet önemli açıkçası.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Görüşlerim çok anlamsız ve garabet bulmuş olmalısınız ki cümlenin sonuna “pes doğrusu”demeyi de ihmal etmemişsiniz.Sorun değil.<br />
Peki,idda ettiğiniz gibi eskisine göre çok da farklı değişiklikler içermiyorsa;sendikalardan işveren örgütlerine,yüksek yargı kurumlarından esnaf ve ticaret odaları gibi sivil kuruluşlara kadar yükselen bu ciddi itirazın sebebi nedir acaba?Madem suya sabuna dokunacak ciddi bir değişiklik yok neden bu denli cansiperane bir şekilde eski yapısında ısrar ediliyor anayasanın.Daha iki gün önce yargıtay başkanı değişikliklerin argı bağımsızlığına müdahale olduğunu açıkladı.Demek ki bir hayli değişiklik olacak ki kendilerini daha çok ilgilendirdiği için birileri bu denli isyan bayrağını açmış bulunuyor.Yoksa ne diye paçaları bu kadar tutuşuyor?Alt tarafı parlamentodan da yüksek yargıya üye seçilecekse bunda ne var bu kadar panikleyecek:)</p></blockquote>
<p>önemsiz olduğunu söylemedim, 82 anayasasından geri kalır bir yanı yok dedim. Bir başka deyişle, herhangi bir çözüm sunmuyor yargıdaki kast sistemine. sadece birinin adamları değil başka birinin adamları doluşacak bu sefer.<br />
tekrar yazayım, ne farkı var derken, demokratiklik bilmemne yönüyle ne farkı var diyorum. oyumu vermek için 550 km yol gideceğim, benim için gayet önemli açıkçası.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>aziz yılmaz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55690</link>
		<dc:creator>aziz yılmaz</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 12:34:21 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55690</guid>
		<description>...parlamentodan da yüksek yargıya üye seçilecekse...yerine
parlamanto da yüksek yargı kurumlarına üye seçebilecekse.olacaktı.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8230;parlamentodan da yüksek yargıya üye seçilecekse&#8230;yerine<br />
parlamanto da yüksek yargı kurumlarına üye seçebilecekse.olacaktı.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>aziz yılmaz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55689</link>
		<dc:creator>aziz yılmaz</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 12:18:12 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55689</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;bu anayasa değişikliğinin ne farkı var anlamıyorum.&lt;/blockquote&gt;

Ersin bey size göre çok temel farklar olmayabilir ve yetersiz bulabilirsiniz anayasa değişikliğini.Ben de yeterli bulmuyorum,demokratik alanlar çok daha geniş tutulabilir,böylelikle ülkede sıkıntısı çekilen sorunlara çözüm kapıları aralanmış olabilirdi.Ne var ki köklü reformlar yerine yer yer iyileştirmeler var.Burada yeni değişiklikleri tek tek aktarmak istemiyorum.Eminim siz de incelemişsinizdir.Ancak buna karşın,yeterli bulmamak-hattı karşı olmak-ayrı bir şey,doğrudan "istemezuk"demek çok daha ayrı bir şey(bu belirleme şahsınıza yönelik bir eleştiri değil,hayır blokunu oluşturan resmi-sivil kurum temsilcilerinedir).

Yukarıya alıntıladığım cümlenizi tamamlayan şu itirazınızdan yola çıkalım:

&lt;blockquote&gt;82 anayasası cumhurbaşkanı seçer demiş yargı elemanlarını, bunlar bir de tbmm koydu yanına, 3 tane de üye getirdiler yökten.
&lt;/blockquote&gt;

demişsiniz.Görüşlerim çok anlamsız ve garabet bulmuş olmalısınız ki cümlenin sonuna "pes doğrusu"demeyi de ihmal etmemişsiniz.Sorun değil.
Peki,idda ettiğiniz gibi eskisine göre çok da farklı değişiklikler içermiyorsa;sendikalardan işveren örgütlerine,yüksek yargı kurumlarından esnaf ve ticaret odaları gibi sivil kuruluşlara kadar yükselen bu ciddi itirazın sebebi nedir acaba?Madem suya sabuna dokunacak ciddi bir değişiklik yok neden bu denli cansiperane bir şekilde eski yapısında ısrar ediliyor anayasanın.Daha iki gün önce yargıtay başkanı değişikliklerin argı bağımsızlığına müdahale olduğunu açıkladı.Demek ki bir hayli değişiklik olacak ki kendilerini daha çok ilgilendirdiği için birileri bu denli isyan bayrağını açmış bulunuyor.Yoksa ne diye paçaları bu kadar tutuşuyor?Alt tarafı parlamentodan da yüksek yargıya üye seçilecekse bunda ne var bu kadar panikleyecek:)

İşte asıl mesele tam da budur.Yani biz vatandaş olarak eksik veya yetersiz görelim;destekleyelim ya da desteklemeyelim yeni değişiklerle asker ve yargı tekelinin kaldırılmaya çalışıldığı gerçeği var.Vesayetçiler de bu imtiyazlarından vazgeçmek istemiyorlar.Bu vesayet rejiminden nemalananlar(medya-ticaret-siyaset üçgeni)elbette sonuna kadar eski yapısında direneceklerdir anayasanın.Kısacası bu panik hali hiç de boşuna değil.Ne var ki olan vatandaşa oluyor.Köşe başlarını tutanlar,her türlü ideolojik kirlilikle kafaları karıştırıyor.Oysa sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasına son verilmesi,suç işleyen askerlerin de sivil mahkemelerde yargılanmasının yolu açılması acaba demokrasi açısından nasıl bir tehlike arzadiyor doğrusu anlamak çok zor.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>bu anayasa değişikliğinin ne farkı var anlamıyorum.</p></blockquote>
<p>Ersin bey size göre çok temel farklar olmayabilir ve yetersiz bulabilirsiniz anayasa değişikliğini.Ben de yeterli bulmuyorum,demokratik alanlar çok daha geniş tutulabilir,böylelikle ülkede sıkıntısı çekilen sorunlara çözüm kapıları aralanmış olabilirdi.Ne var ki köklü reformlar yerine yer yer iyileştirmeler var.Burada yeni değişiklikleri tek tek aktarmak istemiyorum.Eminim siz de incelemişsinizdir.Ancak buna karşın,yeterli bulmamak-hattı karşı olmak-ayrı bir şey,doğrudan &#8220;istemezuk&#8221;demek çok daha ayrı bir şey(bu belirleme şahsınıza yönelik bir eleştiri değil,hayır blokunu oluşturan resmi-sivil kurum temsilcilerinedir).</p>
<p>Yukarıya alıntıladığım cümlenizi tamamlayan şu itirazınızdan yola çıkalım:</p>
<blockquote><p>82 anayasası cumhurbaşkanı seçer demiş yargı elemanlarını, bunlar bir de tbmm koydu yanına, 3 tane de üye getirdiler yökten.
</p></blockquote>
<p>demişsiniz.Görüşlerim çok anlamsız ve garabet bulmuş olmalısınız ki cümlenin sonuna &#8220;pes doğrusu&#8221;demeyi de ihmal etmemişsiniz.Sorun değil.<br />
Peki,idda ettiğiniz gibi eskisine göre çok da farklı değişiklikler içermiyorsa;sendikalardan işveren örgütlerine,yüksek yargı kurumlarından esnaf ve ticaret odaları gibi sivil kuruluşlara kadar yükselen bu ciddi itirazın sebebi nedir acaba?Madem suya sabuna dokunacak ciddi bir değişiklik yok neden bu denli cansiperane bir şekilde eski yapısında ısrar ediliyor anayasanın.Daha iki gün önce yargıtay başkanı değişikliklerin argı bağımsızlığına müdahale olduğunu açıkladı.Demek ki bir hayli değişiklik olacak ki kendilerini daha çok ilgilendirdiği için birileri bu denli isyan bayrağını açmış bulunuyor.Yoksa ne diye paçaları bu kadar tutuşuyor?Alt tarafı parlamentodan da yüksek yargıya üye seçilecekse bunda ne var bu kadar panikleyecek:)</p>
<p>İşte asıl mesele tam da budur.Yani biz vatandaş olarak eksik veya yetersiz görelim;destekleyelim ya da desteklemeyelim yeni değişiklerle asker ve yargı tekelinin kaldırılmaya çalışıldığı gerçeği var.Vesayetçiler de bu imtiyazlarından vazgeçmek istemiyorlar.Bu vesayet rejiminden nemalananlar(medya-ticaret-siyaset üçgeni)elbette sonuna kadar eski yapısında direneceklerdir anayasanın.Kısacası bu panik hali hiç de boşuna değil.Ne var ki olan vatandaşa oluyor.Köşe başlarını tutanlar,her türlü ideolojik kirlilikle kafaları karıştırıyor.Oysa sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasına son verilmesi,suç işleyen askerlerin de sivil mahkemelerde yargılanmasının yolu açılması acaba demokrasi açısından nasıl bir tehlike arzadiyor doğrusu anlamak çok zor.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ersin ... tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55680</link>
		<dc:creator>ersin ...</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 04:49:45 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55680</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;“olumlu”raporlar hazırlayan TÜSİAD birden çarkedip 82 cunta Anayasasına dört kolla sarılır oldu?&lt;/blockquote&gt;

bu anayasa değişikliğinin ne farkı var anlamıyorum. 82 anayasası cumhurbaşkanı seçer demiş yargı elemanlarını, bunlar bir de tbmm koydu yanına, 3 tane de üye getirdiler yökten.
pes doğrusu</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“olumlu”raporlar hazırlayan TÜSİAD birden çarkedip 82 cunta Anayasasına dört kolla sarılır oldu?</p></blockquote>
<p>bu anayasa değişikliğinin ne farkı var anlamıyorum. 82 anayasası cumhurbaşkanı seçer demiş yargı elemanlarını, bunlar bir de tbmm koydu yanına, 3 tane de üye getirdiler yökten.<br />
pes doğrusu</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>aziz yılmaz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55676</link>
		<dc:creator>aziz yılmaz</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 01:24:24 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55676</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;anlıyorum sizi haskol, eğer bir alternatif yoksa eleştirmizin bi anlamı yok, çünkü elimizdeki en iyi sistem bu( ne demekse )&lt;/blockquote&gt;

Bir şeyi sırf &lt;em&gt;eleştirmek için eleştiriyorsanız&lt;/em&gt; bunun hiçbir anlamı yok demektir.

Şimdi de biraz detaylarına girelim.Ekonomiden anlamam.Hele teknik kısmını,kavramları hiç bilmem.Dolayısıyla uzman bir iktisatçının yorumladığı şekilde konuya hakim değilim.Hakim olmadığım konuda da susarım.Dinlemek ve okumakla yetinirim.Ersin beyle Tan bey arasındaki tartışmada da bunu yaptım.Keyifle okudum,kısmen de yararlandım.Ancak bir konuda bilgi sahibi olmak,belirli bir birikime sahip olmak demek,gerçeklerin görmezden gelinerek pratikte gerçekleşmiş bir takım olay ve olguların ıskılanmasına gerekçe teşkil etmez.
Şuraya getireceğim:28 Şubat süreci sırf bir talana ön zemin hazırlasın diye sahnelendi.Bankaların içi boşatıldı ve hortumlandı.Milyar dolarlar iç edildi deyim yerindeyse.Peki bu soygunu şimdi neyle açıklamalı?Bugünkü hükümetin küresel sermayeye endekslenerek ne-liberal politikalara yelken açtığı iddia ediliyor.Dedim ya işin bu derin kısımlarını pek bilimiyorum.Ama bir sorum olacak.Acaba memleketi soyup soğana çeviren 28 Şubat sonrası talan neo-liberal diye tanımlanan şimdiki ekonomik programdan daha çok mu ülkeye yarar getirdi?

İmdi,geçmişte yaşanan her türlü talan ve vurguna eleştiri getirmeksizin bugünkü programı yerden yere vurarak kavramlarla boğmak ne kadar gerçekçi?Bir kere ülkeyi soyan talancıların yarattığı borç batağını vatandaş olarak vergilerimizle ödemeye devam ediyoruz.Bu ülke bir anda fakirleşti ve geriye gitti.Kısacası bir slogana dönüşen neoliberalizmeden çok daha büyük tahribatlar yaşandı.
Dolayısıyla,ülke kaynaklarının bir rgup hortumcu tarafından talan edilmesi bugün yaşamakta olduğumuz sosyal eşitsizliğin birinci nedenidir.Elbette ortada bir gelir adaleti yok ve bu anlamda hükümetin ekonomik icraatları eleştirilebilir.Ancak,onca felaketin görmezden gelinerek meselenin salt kavramlara sıkıştırılması da doğru değildir.Zira,bugünkü ekonomik sıkıntılara zemin hazırlayan sistem sorgulanmaz ve sorumlulardan hesap sorulmazsa haklı eleştirilerin de bir anlamı kalmaz.
İşte bunun için her şeyden önce bir alternatif sunmak gerkiyor.Nedir bu alternatif?
Önclikle "suyun başını tutan"güç odaklarının iktidarına çomak sokmakla başlanabilir.Zira sistemin devamını sağlayan ikdidar ilşkileri vardır.TÜSİAD bu anlamda bir örnektir.Yeni Anayasa'ya mesafeli kalması bir tesadüf değildir.Çünkü muslukların kapanmasını istemezler,çünkü bu memleketin kaynaklarını istedikleri gibi çarçur edecek bir sistem kollayıcılığına ihtiyaç duyuyorlar...İMF'den paralar gelsin,bu paralara el konulsun ve vatandaşın sırtından çıksın.Yoksa ne diye AB'yle ilgili,demokratikleşmeyle ilgili "olumlu"raporlar hazırlayan TÜSİAD birden çarkedip 82 cunta Anayasasına dört kolla sarılır oldu?Neden ekonomik bir kurum olmaktan öte bir siyaset kurumu gibi faaliyet içindedirler?Aynı şekilde TOBB de benzer faaliyetler peşindedir.Amaç,kendi çıkarlarına hizmet edecek sistem ve iktidarı etkin kılmaktır.
Dolayısyla,rant imparatorluğunun sürmesi için ne gerekiyorsa onu yapıyorlar.Ve bunu da asker-yargı işbirliğiyle bir vesayetle sürdürebileceklerini çok iyi biliyorlar.Bu bakımdan,gerçekler bu denli yalın ortadayken bu saaten sonra teknik kavramlar doğrusu bana çok da ikna edici gelmiyor.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>anlıyorum sizi haskol, eğer bir alternatif yoksa eleştirmizin bi anlamı yok, çünkü elimizdeki en iyi sistem bu( ne demekse )</p></blockquote>
<p>Bir şeyi sırf <em>eleştirmek için eleştiriyorsanız</em> bunun hiçbir anlamı yok demektir.</p>
<p>Şimdi de biraz detaylarına girelim.Ekonomiden anlamam.Hele teknik kısmını,kavramları hiç bilmem.Dolayısıyla uzman bir iktisatçının yorumladığı şekilde konuya hakim değilim.Hakim olmadığım konuda da susarım.Dinlemek ve okumakla yetinirim.Ersin beyle Tan bey arasındaki tartışmada da bunu yaptım.Keyifle okudum,kısmen de yararlandım.Ancak bir konuda bilgi sahibi olmak,belirli bir birikime sahip olmak demek,gerçeklerin görmezden gelinerek pratikte gerçekleşmiş bir takım olay ve olguların ıskılanmasına gerekçe teşkil etmez.<br />
Şuraya getireceğim:28 Şubat süreci sırf bir talana ön zemin hazırlasın diye sahnelendi.Bankaların içi boşatıldı ve hortumlandı.Milyar dolarlar iç edildi deyim yerindeyse.Peki bu soygunu şimdi neyle açıklamalı?Bugünkü hükümetin küresel sermayeye endekslenerek ne-liberal politikalara yelken açtığı iddia ediliyor.Dedim ya işin bu derin kısımlarını pek bilimiyorum.Ama bir sorum olacak.Acaba memleketi soyup soğana çeviren 28 Şubat sonrası talan neo-liberal diye tanımlanan şimdiki ekonomik programdan daha çok mu ülkeye yarar getirdi?</p>
<p>İmdi,geçmişte yaşanan her türlü talan ve vurguna eleştiri getirmeksizin bugünkü programı yerden yere vurarak kavramlarla boğmak ne kadar gerçekçi?Bir kere ülkeyi soyan talancıların yarattığı borç batağını vatandaş olarak vergilerimizle ödemeye devam ediyoruz.Bu ülke bir anda fakirleşti ve geriye gitti.Kısacası bir slogana dönüşen neoliberalizmeden çok daha büyük tahribatlar yaşandı.<br />
Dolayısıyla,ülke kaynaklarının bir rgup hortumcu tarafından talan edilmesi bugün yaşamakta olduğumuz sosyal eşitsizliğin birinci nedenidir.Elbette ortada bir gelir adaleti yok ve bu anlamda hükümetin ekonomik icraatları eleştirilebilir.Ancak,onca felaketin görmezden gelinerek meselenin salt kavramlara sıkıştırılması da doğru değildir.Zira,bugünkü ekonomik sıkıntılara zemin hazırlayan sistem sorgulanmaz ve sorumlulardan hesap sorulmazsa haklı eleştirilerin de bir anlamı kalmaz.<br />
İşte bunun için her şeyden önce bir alternatif sunmak gerkiyor.Nedir bu alternatif?<br />
Önclikle &#8220;suyun başını tutan&#8221;güç odaklarının iktidarına çomak sokmakla başlanabilir.Zira sistemin devamını sağlayan ikdidar ilşkileri vardır.TÜSİAD bu anlamda bir örnektir.Yeni Anayasa&#8217;ya mesafeli kalması bir tesadüf değildir.Çünkü muslukların kapanmasını istemezler,çünkü bu memleketin kaynaklarını istedikleri gibi çarçur edecek bir sistem kollayıcılığına ihtiyaç duyuyorlar&#8230;İMF&#8217;den paralar gelsin,bu paralara el konulsun ve vatandaşın sırtından çıksın.Yoksa ne diye AB&#8217;yle ilgili,demokratikleşmeyle ilgili &#8220;olumlu&#8221;raporlar hazırlayan TÜSİAD birden çarkedip 82 cunta Anayasasına dört kolla sarılır oldu?Neden ekonomik bir kurum olmaktan öte bir siyaset kurumu gibi faaliyet içindedirler?Aynı şekilde TOBB de benzer faaliyetler peşindedir.Amaç,kendi çıkarlarına hizmet edecek sistem ve iktidarı etkin kılmaktır.<br />
Dolayısyla,rant imparatorluğunun sürmesi için ne gerekiyorsa onu yapıyorlar.Ve bunu da asker-yargı işbirliğiyle bir vesayetle sürdürebileceklerini çok iyi biliyorlar.Bu bakımdan,gerçekler bu denli yalın ortadayken bu saaten sonra teknik kavramlar doğrusu bana çok da ikna edici gelmiyor.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ersin ... tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55665</link>
		<dc:creator>ersin ...</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 16:46:57 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55665</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Bende bundan bahsediyorum. Neo-liberal reformları eleştiriyorsunuz. Sistemde yapısal sorunlar var diyorsunuz. Eleştirdiğimize göre eleştiriyi alternatif üzerinden yapmamız lazım.
Eğer bir alternatif yoksa o zaman eleştirmenin de anlamı yok elimizdeki en iyi sistem bu demektir.&lt;/blockquote&gt;

anlıyorum sizi haskol, eğer bir alternatif yoksa eleştirmizin bi anlamı yok, çünkü elimizdeki en iyi sistem bu( ne demekse )</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Bende bundan bahsediyorum. Neo-liberal reformları eleştiriyorsunuz. Sistemde yapısal sorunlar var diyorsunuz. Eleştirdiğimize göre eleştiriyi alternatif üzerinden yapmamız lazım.<br />
Eğer bir alternatif yoksa o zaman eleştirmenin de anlamı yok elimizdeki en iyi sistem bu demektir.</p></blockquote>
<p>anlıyorum sizi haskol, eğer bir alternatif yoksa eleştirmizin bi anlamı yok, çünkü elimizdeki en iyi sistem bu( ne demekse )</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Olcayto Tan Haskol tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55655</link>
		<dc:creator>Olcayto Tan Haskol</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 08:29:17 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55655</guid>
		<description>Ersin bey,

Verdiğiniz bilgi &lt;strong&gt;yanlış bir bilgi değil eksik ve yanlış yorumlanan bir bilgi.&lt;/strong&gt;

Sebeplerini de net olarak izah ettim yukarıya. Firmanın hisselerinin değer artışları bilançolarda  faaliyet karına değil finansal kara yazılıyor.

Ama bu firmaların finans faaliyetleriyle kar elde ettiği anlamına gelmiyor. Adam kendi iş kolundaki faaliyetini verimli sürdürüyor olumlu bilançolar açıklıyor şirket hisselerine olan talebi artıyor doğal olarak. Yani bu karlılık reel kesimin ürettiği bir katma değer finans kesiminin değil.

Tekrar soruyorum finans sektörünün toplam katma değerden aldığı pay kabaca %10 fortune 500'e baktıysanız. Dediğiniz gibi finans faaliyeti neticesinde böyle bir katma değer üretiliyor ya da gasp ediliyorsa. Neden finans kurumları dünyanın en büyük kurumları değiller?

Bütün bir finans faaliyeti reel kesim tarafından mı yürütülüyor? Böyle bir şey mümkün mü? Finansın dünyada en yüksek katma değeri ürettiği bir sistemde mantıklı düşününce finans kurumlarının dünyanın en büyük kurumları olması beklenmez mi?

En azından bir kaçının

&lt;strong&gt;Ben, bu sistemin, pratikteki değil, yapısal sorunları yüzünden bu durumlar ile karşılaşığımızı iddia ediyorum, siz benden çözüm bekliyorsunuz.

Yepyeni bir ekonomi modeli hazırlayıp, size sunacağım(!).&lt;/strong&gt;

Bende bundan bahsediyorum. Neo-liberal reformları eleştiriyorsunuz. Sistemde yapısal sorunlar var diyorsunuz. Eleştirdiğimize göre eleştiriyi alternatif üzerinden yapmamız lazım.
Eğer bir alternatif yoksa o zaman eleştirmenin de anlamı yok elimizdeki en iyi sistem bu demektir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ersin bey,</p>
<p>Verdiğiniz bilgi <strong>yanlış bir bilgi değil eksik ve yanlış yorumlanan bir bilgi.</strong></p>
<p>Sebeplerini de net olarak izah ettim yukarıya. Firmanın hisselerinin değer artışları bilançolarda  faaliyet karına değil finansal kara yazılıyor.</p>
<p>Ama bu firmaların finans faaliyetleriyle kar elde ettiği anlamına gelmiyor. Adam kendi iş kolundaki faaliyetini verimli sürdürüyor olumlu bilançolar açıklıyor şirket hisselerine olan talebi artıyor doğal olarak. Yani bu karlılık reel kesimin ürettiği bir katma değer finans kesiminin değil.</p>
<p>Tekrar soruyorum finans sektörünün toplam katma değerden aldığı pay kabaca %10 fortune 500&#8242;e baktıysanız. Dediğiniz gibi finans faaliyeti neticesinde böyle bir katma değer üretiliyor ya da gasp ediliyorsa. Neden finans kurumları dünyanın en büyük kurumları değiller?</p>
<p>Bütün bir finans faaliyeti reel kesim tarafından mı yürütülüyor? Böyle bir şey mümkün mü? Finansın dünyada en yüksek katma değeri ürettiği bir sistemde mantıklı düşününce finans kurumlarının dünyanın en büyük kurumları olması beklenmez mi?</p>
<p>En azından bir kaçının</p>
<p><strong>Ben, bu sistemin, pratikteki değil, yapısal sorunları yüzünden bu durumlar ile karşılaşığımızı iddia ediyorum, siz benden çözüm bekliyorsunuz.</p>
<p>Yepyeni bir ekonomi modeli hazırlayıp, size sunacağım(!).</strong></p>
<p>Bende bundan bahsediyorum. Neo-liberal reformları eleştiriyorsunuz. Sistemde yapısal sorunlar var diyorsunuz. Eleştirdiğimize göre eleştiriyi alternatif üzerinden yapmamız lazım.<br />
Eğer bir alternatif yoksa o zaman eleştirmenin de anlamı yok elimizdeki en iyi sistem bu demektir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ersin ... tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55639</link>
		<dc:creator>ersin ...</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 14:18:29 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55639</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Bu bakımdan verdiğiniz datanın akademik bir geçerliliği yok. Sağduyuyla düşünelim reel sektörün iki katı kar elde eden bir finans kesiminin dünya hasılasından aldığı pay neden reel sektörün iki katı değilde yalnızca yüzde onu?&lt;/blockquote&gt;

http://chartingtheeconomy.com/?p=665

bu data da "Bureau of Economic Analysis" tarafından açıklanmış. Bu veriyi oluşturan kurum, bir hükümet kuruluşu. Tabi ki halen akedemik geçerliliği olmadığını iddia etme hakkına sahipsiniz.

Ayrıca, reel sektörde faaliyet gösteren firmaların, finans sektörüne yönelmeleri de benim iddiamı destekleyen bir sav olarak &lt;strong&gt;halihazırda&lt;/strong&gt; kullanılmkta. Yani bu iddianın ilk sahibi ben değilim.

&lt;blockquote&gt;Haklısınız, ben bununla ilgili bir çözüm geliştirebilmiş değilim. Sizin çözüm önerinizi duymak isterim.&lt;/blockquote&gt;
&lt;blockquote&gt;Ben buna da katılıyorum. Bu konuyla ilgilide çözüm önerinizi bekliyorum.&lt;/blockquote&gt;

Ben, bu sistemin, pratikteki değil, yapısal sorunları yüzünden bu durumlar ile karşılaşığımızı iddia ediyorum, siz benden çözüm bekliyorsunuz.

Yepyeni bir ekonomi modeli hazırlayıp, size sunacağım(!).</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Bu bakımdan verdiğiniz datanın akademik bir geçerliliği yok. Sağduyuyla düşünelim reel sektörün iki katı kar elde eden bir finans kesiminin dünya hasılasından aldığı pay neden reel sektörün iki katı değilde yalnızca yüzde onu?</p></blockquote>
<p><a href="http://chartingtheeconomy.com/?p=665" rel="nofollow">http://chartingtheeconomy.com/?p=665</a></p>
<p>bu data da &#8220;Bureau of Economic Analysis&#8221; tarafından açıklanmış. Bu veriyi oluşturan kurum, bir hükümet kuruluşu. Tabi ki halen akedemik geçerliliği olmadığını iddia etme hakkına sahipsiniz.</p>
<p>Ayrıca, reel sektörde faaliyet gösteren firmaların, finans sektörüne yönelmeleri de benim iddiamı destekleyen bir sav olarak <strong>halihazırda</strong> kullanılmkta. Yani bu iddianın ilk sahibi ben değilim.</p>
<blockquote><p>Haklısınız, ben bununla ilgili bir çözüm geliştirebilmiş değilim. Sizin çözüm önerinizi duymak isterim.</p></blockquote>
<blockquote><p>Ben buna da katılıyorum. Bu konuyla ilgilide çözüm önerinizi bekliyorum.</p></blockquote>
<p>Ben, bu sistemin, pratikteki değil, yapısal sorunları yüzünden bu durumlar ile karşılaşığımızı iddia ediyorum, siz benden çözüm bekliyorsunuz.</p>
<p>Yepyeni bir ekonomi modeli hazırlayıp, size sunacağım(!).</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Olcayto Tan Haskol tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55637</link>
		<dc:creator>Olcayto Tan Haskol</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 12:32:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55637</guid>
		<description>est. Atılım bey ben teşekkür ederim.

Başlığı felç ettik hakikaten. Bir anda gelişti:)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>est. Atılım bey ben teşekkür ederim.</p>
<p>Başlığı felç ettik hakikaten. Bir anda gelişti:)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Olcayto Tan Haskol tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55636</link>
		<dc:creator>Olcayto Tan Haskol</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 12:31:04 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55636</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;http://www.tradersnarrative.com/deja-vu-all-over-again-financial-sector-profit-soars-3949.html

buradaki verilere göre, yukarıdaki iddianız doğru değil. Ordaki figuru incelerseniz göreceksiniz ki, 1995ten sonra reel sektör karlılıkları düşmesine rağmen, finans karlılıkları çok keskin şekilde yükselmiş. Bu yükselişin sebebini (katma değer üretmeden elde edilen karlılık, başka bir deyişle katma değer gaspı) burada görebilirsiniz: http://en.wikipedia.org/wiki/Dot-com_bubble

ve 2000′de bu yapay karlılık ile yaratılan balonun patlaması üzerine çok keskin bir düşüş görülüyor, hatta reel sektörün kalılık oranın altına düşüyor finansın kalılığı. Ve beraberinde reel sektörü de sürüklüyor. Bu krizin aşılmasının ardından trend yeniden eskiye dönüyor ve yeni bir balon şişmeye başlıyor. Orada göremiyorsunuz fakat, o balon da 2007′de patladı, hala sönmekte.&lt;/blockquote&gt;

Ersin bey dediğiniz iddia ve yukarıda verdiğiniz grafiği doğru kabul edersek finans kesiminin karlılığı için 400 milyar doların biraz üzerinde reel kesimin karlılığı içinse 200 milyar doların üzerinde bir rakam gösterilmiş.

Şimdi bu veriye baktığımızda finans kurumlarının tavan yaptığı 2005 senesi için reel kesimin 2 katı kadar bir karlılık beklememiz gerekiyor.Ama bunu net ölçebileceğimiz datalardan biri olan fortune 500'e baktığımızda yani dünyanın en büyük 500 şirketine farklı bir sonuçla karşılaşıyoruz.

Şuradan 2005 arşivini dikkatli bir inceleyin;

&lt;a href="http://money.cnn.com/magazines/fortune/fortune500_archive/full/2005/" rel="nofollow"&gt;http://money.cnn.com/magazines/fortune/fortune500_archive/full/2005/&lt;/a&gt;

İlk beş wal-mart,exxon mobil, general motors, ford motor general electric.

İlk beşte bir tane finans kurumu yok. Devam ediyoruz.

6-chevron texaco
7-conoco phillips
&lt;strong&gt;8-citigroup&lt;/strong&gt;
9-american intl. group
10-intl. business machines.

İlk ondaki tek finans kurumu citigruop yuvarlarsak 110 milyon $ hasılası var. İlk ondaki tüm şirketlerin hasılası 1.4-1.5 milyar dolar civarında. İlk ondan finans kesiminin reel sektöre göre aldığı pay %10 bile değil.

Varsayalımki finans endüstrisinin yapısı farklı olsun ve diğer hi-tech üretimlerde olmadığı gibi irili ufaklı pek çok şirketle bu hasılayı yapıyor diyelim.

Ancak listeyi gözden geçirmeye devam ettiğimizde ilk 100'de 

18. sırada Bank of america
20. sırada j&#38;p morgan
36. sırada morgan stanley
53. sırada merilly lynch
59. sırada goldman sachs
62. sırada emrican express
68. New york life insurance(sigortayıda finansın ve bu sömürünün bir parçası kabul ederek)
94. sırada lehmann brothers'ı görüyoruz

Bunların toplamı yine reel kesimin yüzde onu etmiyor. İlk 500 şirketi bu şekilde göz ucuyla tararsanız sıra zaman zaman değişmekle beraber dağılım buna yaklaşıyor.

Peki sizin verdiğiniz bu data doğruysa neden fortune 500'de yer alan şirketlerin 3'te 2'si finans sektöründen değil? Ya da bunu geçtim birebir bir oran bile bu iddia için kabul edilebilir diyelim. Ancak neden %10'da kalmış?

Ben izah edeyim sizin verdiğiniz datada reel sektörlerin hisse değerlerinin büyümesi sanki finans sektörüne ait bir karmış gibi açıklanıyor.

Halbuki orada büyüyen yine reel sektördük. Hasılalar ortada. Örneğin exxon mobilin yaptığı iyi bir yatırımdan ya da elde ettiği kardan hisse başı karlılığının artması. Ya da kabaca hisse senedinin değerinin artması reel sektör büyümesidir. Finans değil. Bu büyümeyi kullanacak olan yine reel sektörde faaliyet gösteren exxon mobil ve elinde bu firmanın hisse senetlerini tutanlardır.

Bu bakımdan verdiğiniz datanın akademik bir geçerliliği yok. Sağduyuyla düşünelim reel sektörün iki katı kar elde eden bir finans kesiminin dünya hasılasından aldığı pay neden reel sektörün iki katı değilde yalnızca yüzde onu?
&lt;blockquote&gt;
içinde bulunduğumuz sistemde, kapitalin amacı karlılık oranlarını arttıracak yeni uzamlar bulmak veya geçmişte kullandığı uzamları yıkıp yeniden yapmaktır.

Durum böyleyken, iş gücünün serbest dolaşımı kapital karlılığı açısından arzulanamaz. Şöyle düşünün, çindeki insanların amerikaya seyahati serbest olsa, o fiyatlarda iş gücü bulmak mümkün olmazdı çinde. Kapitalin isteği, iş gücünün mobilitesi değil, işe alma ve işten çıkarmanın mobilitesi.&lt;/blockquote&gt;

Haklısınız, ben bununla ilgili bir çözüm geliştirebilmiş değilim. Sizin çözüm önerinizi duymak isterim.

&lt;blockquote&gt;buraya göre kent nüfusunun toplam nüfusa %17den %31′e çıkmış 1970den 1990a kadar. Buna göre, 10 dolarlık işçimiz aslında çiftçiydi.&lt;/blockquote&gt;

Bu yine bir gelişim göstergesi. Büyüyen ekonomilerde tarımdaki iş gücü öncelikle endüstriye ardından hizmete kayar. Kent nüfusunun toplam nüfusa oranının artması da yine bir büyüklük göstergesi. Endüstrisi gelişmiş batı ülkelerinin pek çoğunda bu oran gelişmemiş ülkelere göre daha fazladır.

Örneğin nüfusun daha yüksek oranda kırsalda yaşadığı doğu karadeniz, doğu anadolu gibi bölgeleri düşünün bir de nüfusun büyük oranda kentte yaşadığı marmara gibi bir bölgeyi hangisi daha gelişmiştir?
&lt;blockquote&gt;
Ama yine de buradaki sorun yapılan yatırım değil. Bu yatırımın gerçekleşmesi için, yani bu yatırımı ülke için çekici hale getirmek için, ülkedeki yöneten sınıfın iş gücü fiyatlarını düşürme yönünde politikalara yönelmesi. IMF gibi örgütlerin gelişmekte olan ülkelerden istediklerine bakarsanız, en başta her türlü tarımsal desteğin ortadan kaldırılması vardır. Burada amaç işsiz ordusu yaratıp, işçi maliyetlerini düşürmektir.(Bunu çinde de, türkiyede de görebilirsiniz. Hatta muhterem başbakanımız geçenlerde herkesten 3 çocuk istedi.)&lt;/blockquote&gt;

Ben buna da katılıyorum. Bu konuyla ilgilide çözüm önerinizi bekliyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><a href="http://www.tradersnarrative.com/deja-vu-all-over-again-financial-sector-profit-soars-3949.html" rel="nofollow">http://www.tradersnarrative.com/deja-vu-all-over-again-financial-sector-profit-soars-3949.html</a></p>
<p>buradaki verilere göre, yukarıdaki iddianız doğru değil. Ordaki figuru incelerseniz göreceksiniz ki, 1995ten sonra reel sektör karlılıkları düşmesine rağmen, finans karlılıkları çok keskin şekilde yükselmiş. Bu yükselişin sebebini (katma değer üretmeden elde edilen karlılık, başka bir deyişle katma değer gaspı) burada görebilirsiniz: <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Dot-com_bubble" rel="nofollow">http://en.wikipedia.org/wiki/Dot-com_bubble</a></p>
<p>ve 2000′de bu yapay karlılık ile yaratılan balonun patlaması üzerine çok keskin bir düşüş görülüyor, hatta reel sektörün kalılık oranın altına düşüyor finansın kalılığı. Ve beraberinde reel sektörü de sürüklüyor. Bu krizin aşılmasının ardından trend yeniden eskiye dönüyor ve yeni bir balon şişmeye başlıyor. Orada göremiyorsunuz fakat, o balon da 2007′de patladı, hala sönmekte.</p></blockquote>
<p>Ersin bey dediğiniz iddia ve yukarıda verdiğiniz grafiği doğru kabul edersek finans kesiminin karlılığı için 400 milyar doların biraz üzerinde reel kesimin karlılığı içinse 200 milyar doların üzerinde bir rakam gösterilmiş.</p>
<p>Şimdi bu veriye baktığımızda finans kurumlarının tavan yaptığı 2005 senesi için reel kesimin 2 katı kadar bir karlılık beklememiz gerekiyor.Ama bunu net ölçebileceğimiz datalardan biri olan fortune 500&#8242;e baktığımızda yani dünyanın en büyük 500 şirketine farklı bir sonuçla karşılaşıyoruz.</p>
<p>Şuradan 2005 arşivini dikkatli bir inceleyin;</p>
<p><a href="http://money.cnn.com/magazines/fortune/fortune500_archive/full/2005/" rel="nofollow">http://money.cnn.com/magazines/fortune/fortune500_archive/full/2005/</a></p>
<p>İlk beş wal-mart,exxon mobil, general motors, ford motor general electric.</p>
<p>İlk beşte bir tane finans kurumu yok. Devam ediyoruz.</p>
<p>6-chevron texaco<br />
7-conoco phillips<br />
<strong>8-citigroup</strong><br />
9-american intl. group<br />
10-intl. business machines.</p>
<p>İlk ondaki tek finans kurumu citigruop yuvarlarsak 110 milyon $ hasılası var. İlk ondaki tüm şirketlerin hasılası 1.4-1.5 milyar dolar civarında. İlk ondan finans kesiminin reel sektöre göre aldığı pay %10 bile değil.</p>
<p>Varsayalımki finans endüstrisinin yapısı farklı olsun ve diğer hi-tech üretimlerde olmadığı gibi irili ufaklı pek çok şirketle bu hasılayı yapıyor diyelim.</p>
<p>Ancak listeyi gözden geçirmeye devam ettiğimizde ilk 100&#8242;de </p>
<p>18. sırada Bank of america<br />
20. sırada j&amp;p morgan<br />
36. sırada morgan stanley<br />
53. sırada merilly lynch<br />
59. sırada goldman sachs<br />
62. sırada emrican express<br />
68. New york life insurance(sigortayıda finansın ve bu sömürünün bir parçası kabul ederek)<br />
94. sırada lehmann brothers&#8217;ı görüyoruz</p>
<p>Bunların toplamı yine reel kesimin yüzde onu etmiyor. İlk 500 şirketi bu şekilde göz ucuyla tararsanız sıra zaman zaman değişmekle beraber dağılım buna yaklaşıyor.</p>
<p>Peki sizin verdiğiniz bu data doğruysa neden fortune 500&#8242;de yer alan şirketlerin 3&#8242;te 2&#8217;si finans sektöründen değil? Ya da bunu geçtim birebir bir oran bile bu iddia için kabul edilebilir diyelim. Ancak neden %10&#8242;da kalmış?</p>
<p>Ben izah edeyim sizin verdiğiniz datada reel sektörlerin hisse değerlerinin büyümesi sanki finans sektörüne ait bir karmış gibi açıklanıyor.</p>
<p>Halbuki orada büyüyen yine reel sektördük. Hasılalar ortada. Örneğin exxon mobilin yaptığı iyi bir yatırımdan ya da elde ettiği kardan hisse başı karlılığının artması. Ya da kabaca hisse senedinin değerinin artması reel sektör büyümesidir. Finans değil. Bu büyümeyi kullanacak olan yine reel sektörde faaliyet gösteren exxon mobil ve elinde bu firmanın hisse senetlerini tutanlardır.</p>
<p>Bu bakımdan verdiğiniz datanın akademik bir geçerliliği yok. Sağduyuyla düşünelim reel sektörün iki katı kar elde eden bir finans kesiminin dünya hasılasından aldığı pay neden reel sektörün iki katı değilde yalnızca yüzde onu?</p>
<blockquote><p>
içinde bulunduğumuz sistemde, kapitalin amacı karlılık oranlarını arttıracak yeni uzamlar bulmak veya geçmişte kullandığı uzamları yıkıp yeniden yapmaktır.</p>
<p>Durum böyleyken, iş gücünün serbest dolaşımı kapital karlılığı açısından arzulanamaz. Şöyle düşünün, çindeki insanların amerikaya seyahati serbest olsa, o fiyatlarda iş gücü bulmak mümkün olmazdı çinde. Kapitalin isteği, iş gücünün mobilitesi değil, işe alma ve işten çıkarmanın mobilitesi.</p></blockquote>
<p>Haklısınız, ben bununla ilgili bir çözüm geliştirebilmiş değilim. Sizin çözüm önerinizi duymak isterim.</p>
<blockquote><p>buraya göre kent nüfusunun toplam nüfusa %17den %31′e çıkmış 1970den 1990a kadar. Buna göre, 10 dolarlık işçimiz aslında çiftçiydi.</p></blockquote>
<p>Bu yine bir gelişim göstergesi. Büyüyen ekonomilerde tarımdaki iş gücü öncelikle endüstriye ardından hizmete kayar. Kent nüfusunun toplam nüfusa oranının artması da yine bir büyüklük göstergesi. Endüstrisi gelişmiş batı ülkelerinin pek çoğunda bu oran gelişmemiş ülkelere göre daha fazladır.</p>
<p>Örneğin nüfusun daha yüksek oranda kırsalda yaşadığı doğu karadeniz, doğu anadolu gibi bölgeleri düşünün bir de nüfusun büyük oranda kentte yaşadığı marmara gibi bir bölgeyi hangisi daha gelişmiştir?</p>
<blockquote><p>
Ama yine de buradaki sorun yapılan yatırım değil. Bu yatırımın gerçekleşmesi için, yani bu yatırımı ülke için çekici hale getirmek için, ülkedeki yöneten sınıfın iş gücü fiyatlarını düşürme yönünde politikalara yönelmesi. IMF gibi örgütlerin gelişmekte olan ülkelerden istediklerine bakarsanız, en başta her türlü tarımsal desteğin ortadan kaldırılması vardır. Burada amaç işsiz ordusu yaratıp, işçi maliyetlerini düşürmektir.(Bunu çinde de, türkiyede de görebilirsiniz. Hatta muhterem başbakanımız geçenlerde herkesten 3 çocuk istedi.)</p></blockquote>
<p>Ben buna da katılıyorum. Bu konuyla ilgilide çözüm önerinizi bekliyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ersin ... tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55611</link>
		<dc:creator>ersin ...</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Sep 2010 19:28:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55611</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;

Finans sektörü pay almıyor demedim. Finans sektörünün karlılıktan aldığı her paya karşılık reel sektörde bunun üzerinde bir kar vardır dedim. Yineliyorum aksi durum teorik olarak mümkün değil.&lt;/blockquote&gt;

http://www.tradersnarrative.com/deja-vu-all-over-again-financial-sector-profit-soars-3949.html

buradaki verilere göre, yukarıdaki iddianız doğru değil. Ordaki figuru incelerseniz göreceksiniz ki, 1995ten sonra reel sektör karlılıkları düşmesine rağmen, finans karlılıkları çok keskin şekilde yükselmiş. Bu yükselişin sebebini (katma değer üretmeden elde edilen karlılık, başka bir deyişle katma değer gaspı) burada görebilirsiniz: http://en.wikipedia.org/wiki/Dot-com_bubble

ve 2000'de bu yapay karlılık ile yaratılan balonun patlaması üzerine çok keskin bir düşüş görülüyor, hatta reel sektörün kalılık oranın altına düşüyor finansın kalılığı. Ve beraberinde reel sektörü de sürüklüyor. Bu krizin aşılmasının ardından trend yeniden eskiye dönüyor ve yeni bir balon şişmeye başlıyor. Orada göremiyorsunuz fakat, o balon da 2007'de patladı, hala sönmekte.

&lt;blockquote&gt;Evet elbette. Bunun çözümü ise bir dünya entegrasyonu ile işgücünün serbest dolaşımı. Bakın bu konuda hemfikiriz bu ciddi bir problem. İşgücü serbest dolaşabilse birey çinde 1 dolara üretmek yerine işgücünün pahalı olduğu yerlere göçü tercih edecektir. Neticede batılılar bu sahip olmaları gereken refahı kaybedecekler ve işgücü piyasasındaki bu tip rekabetten ötürü verim yükselecektir. Her açıdan olması gereken olumlu bir gelişme.

Bunun yollarını aramak zorlamak gerek.&lt;/blockquote&gt;

içinde bulunduğumuz sistemde, kapitalin amacı karlılık oranlarını arttıracak yeni uzamlar bulmak veya geçmişte kullandığı uzamları yıkıp yeniden yapmaktır.

Durum böyleyken, iş gücünün serbest dolaşımı kapital karlılığı açısından arzulanamaz. Şöyle düşünün, çindeki insanların amerikaya seyahati serbest olsa, o fiyatlarda iş gücü bulmak mümkün olmazdı çinde. Kapitalin isteği, iş gücünün mobilitesi değil, işe alma ve işten çıkarmanın mobilitesi.

&lt;blockquote&gt;Bir endonezyalı günde 10 dolara Tommy Hilfiger fabrikasında ya da onun fasonunda çalışıyor diyelim. Peki bu yatırımın gerçekleşmesi yanlışsa neo-liberal reformlar ülkeleri fakirleştiriyorsa bu adam daha önce nerede kaç dolara çalışıyordu da yabancı sermayeden günde on dolar almaya başlayınca fakirleşti?&lt;/blockquote&gt;

http://countrystudies.us/indonesia/33.htm

buraya göre kent nüfusunun toplam nüfusa %17den %31'e çıkmış 1970den 1990a kadar. Buna göre, 10 dolarlık işçimiz aslında çiftçiydi.

Ama yine de buradaki sorun yapılan yatırım değil. Bu yatırımın gerçekleşmesi için, yani bu yatırımı ülke için çekici hale getirmek için, ülkedeki yöneten sınıfın iş gücü fiyatlarını düşürme yönünde politikalara yönelmesi. IMF gibi örgütlerin gelişmekte olan ülkelerden istediklerine bakarsanız, en başta her türlü tarımsal desteğin ortadan kaldırılması vardır. Burada amaç işsiz ordusu yaratıp, işçi maliyetlerini düşürmektir.(Bunu çinde de, türkiyede de görebilirsiniz. Hatta muhterem başbakanımız geçenlerde herkesten 3 çocuk istedi.)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p>Finans sektörü pay almıyor demedim. Finans sektörünün karlılıktan aldığı her paya karşılık reel sektörde bunun üzerinde bir kar vardır dedim. Yineliyorum aksi durum teorik olarak mümkün değil.</p></blockquote>
<p><a href="http://www.tradersnarrative.com/deja-vu-all-over-again-financial-sector-profit-soars-3949.html" rel="nofollow">http://www.tradersnarrative.com/deja-vu-all-over-again-financial-sector-profit-soars-3949.html</a></p>
<p>buradaki verilere göre, yukarıdaki iddianız doğru değil. Ordaki figuru incelerseniz göreceksiniz ki, 1995ten sonra reel sektör karlılıkları düşmesine rağmen, finans karlılıkları çok keskin şekilde yükselmiş. Bu yükselişin sebebini (katma değer üretmeden elde edilen karlılık, başka bir deyişle katma değer gaspı) burada görebilirsiniz: <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Dot-com_bubble" rel="nofollow">http://en.wikipedia.org/wiki/Dot-com_bubble</a></p>
<p>ve 2000&#8242;de bu yapay karlılık ile yaratılan balonun patlaması üzerine çok keskin bir düşüş görülüyor, hatta reel sektörün kalılık oranın altına düşüyor finansın kalılığı. Ve beraberinde reel sektörü de sürüklüyor. Bu krizin aşılmasının ardından trend yeniden eskiye dönüyor ve yeni bir balon şişmeye başlıyor. Orada göremiyorsunuz fakat, o balon da 2007&#8242;de patladı, hala sönmekte.</p>
<blockquote><p>Evet elbette. Bunun çözümü ise bir dünya entegrasyonu ile işgücünün serbest dolaşımı. Bakın bu konuda hemfikiriz bu ciddi bir problem. İşgücü serbest dolaşabilse birey çinde 1 dolara üretmek yerine işgücünün pahalı olduğu yerlere göçü tercih edecektir. Neticede batılılar bu sahip olmaları gereken refahı kaybedecekler ve işgücü piyasasındaki bu tip rekabetten ötürü verim yükselecektir. Her açıdan olması gereken olumlu bir gelişme.</p>
<p>Bunun yollarını aramak zorlamak gerek.</p></blockquote>
<p>içinde bulunduğumuz sistemde, kapitalin amacı karlılık oranlarını arttıracak yeni uzamlar bulmak veya geçmişte kullandığı uzamları yıkıp yeniden yapmaktır.</p>
<p>Durum böyleyken, iş gücünün serbest dolaşımı kapital karlılığı açısından arzulanamaz. Şöyle düşünün, çindeki insanların amerikaya seyahati serbest olsa, o fiyatlarda iş gücü bulmak mümkün olmazdı çinde. Kapitalin isteği, iş gücünün mobilitesi değil, işe alma ve işten çıkarmanın mobilitesi.</p>
<blockquote><p>Bir endonezyalı günde 10 dolara Tommy Hilfiger fabrikasında ya da onun fasonunda çalışıyor diyelim. Peki bu yatırımın gerçekleşmesi yanlışsa neo-liberal reformlar ülkeleri fakirleştiriyorsa bu adam daha önce nerede kaç dolara çalışıyordu da yabancı sermayeden günde on dolar almaya başlayınca fakirleşti?</p></blockquote>
<p><a href="http://countrystudies.us/indonesia/33.htm" rel="nofollow">http://countrystudies.us/indonesia/33.htm</a></p>
<p>buraya göre kent nüfusunun toplam nüfusa %17den %31&#8242;e çıkmış 1970den 1990a kadar. Buna göre, 10 dolarlık işçimiz aslında çiftçiydi.</p>
<p>Ama yine de buradaki sorun yapılan yatırım değil. Bu yatırımın gerçekleşmesi için, yani bu yatırımı ülke için çekici hale getirmek için, ülkedeki yöneten sınıfın iş gücü fiyatlarını düşürme yönünde politikalara yönelmesi. IMF gibi örgütlerin gelişmekte olan ülkelerden istediklerine bakarsanız, en başta her türlü tarımsal desteğin ortadan kaldırılması vardır. Burada amaç işsiz ordusu yaratıp, işçi maliyetlerini düşürmektir.(Bunu çinde de, türkiyede de görebilirsiniz. Hatta muhterem başbakanımız geçenlerde herkesten 3 çocuk istedi.)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Atılım Ateş tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55570</link>
		<dc:creator>Atılım Ateş</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 20:42:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55570</guid>
		<description>Ersin Bey, Olcayto Bey,

Fikir alışverişinizden gerçekten çok istifade ettim, ikinize de teşekkürü borç bilirim. Yalnız, bu fikir alışverişini ortak bir yazı haline getirip tez-antitez olarak siteye koysanız da esasen referandumla ilgili olan bir başllığın altına sıkıştırmasanız daha iyi olmaz mıydı?

Selamlar,

Atılım Ateş</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ersin Bey, Olcayto Bey,</p>
<p>Fikir alışverişinizden gerçekten çok istifade ettim, ikinize de teşekkürü borç bilirim. Yalnız, bu fikir alışverişini ortak bir yazı haline getirip tez-antitez olarak siteye koysanız da esasen referandumla ilgili olan bir başllığın altına sıkıştırmasanız daha iyi olmaz mıydı?</p>
<p>Selamlar,</p>
<p>Atılım Ateş</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Olcayto Tan Haskol tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comment-55551</link>
		<dc:creator>Olcayto Tan Haskol</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 18:00:06 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101#comment-55551</guid>
		<description>Ersin bey direk olarak yazdıklarınıza cevap verdim. Tekrar vereyim.
&lt;strong&gt;
benim söylediğimin borçlanma ile ne ilgisi var? Diyorum ki, gelir dağılımı dengesizleşiyor, ya tüketim yapamayan, ya da tüketim yapmak için borçlanmak zorunda olan halk kitlesi yaratılmış durumda. Özel sektör falan, nereden çıkarıyorsunuz. Bu trendin 1970 sonrası, keynesçi ekonomi modelinin, öncelikle ingilizler tarafından, terk edilip, liberal politikalarların benimsenmezi sonucu tüm dünyaya nasıl hakim olmaya başladığını merak ederseniz. Açar bakarsınız, size veri gönderdim, yorum değil.&lt;/strong&gt;

Oradaki özel sektör-özel kesim iktisat tanımı özel sektörle kast edilen salt firmalar değil aynı zamanda hane halkınında borcu.

Bakın tek tek adım adım izah ediyorum.

Eğer hane halkının borcu sizin dediğiniz gibi çevrilemez durumda olsaydı. O zaman daha fazla borçlanamaması gerekirdi değil mi? Çünkü borç verenler, bankalar borç vermek için bir kredibilite ararlar. Eğer 5000 lira maaş alıyorsam atıyorum bana 15000'e kadar kredi açar. Çalışmıyorsam 500 lira kredi açar vs.

Şimdi bu durumda borçlanabilmek için bir gelir sahibi olmak gerekir değil mi?

Bu durumda da yüksek bir borç stoğu tutabiliyorsanız ya yüksek geliriniz vardır. Ya da kredileri bir güzel iç etmişizdir. Eğer kredi veren böyle bir yanlış risk analizi yaptıysa Bundan zarar görecek olacak yine borç verendir.

Bunun ekonomi ilmine göre tartışılacak tarafı yok.

&lt;strong&gt;bunun konumuzla ilgisi ne,ben 3.dünya ülkelerindeki fakirleştirilen halk yığınlarından bahsediyorum siz bana gelişmiş ülkelerin borç stoklarından bahsediyorsunuz. mozambiğin en yüksek dış borca sahip olmasını beklemiyorsunuz umarım.

Sorunuza gelince; yüksek dış borcun bir çok sebebi vardır. mesela 2009 listesinin tepesindeki amerika’nın, bu ölçüde tüketim yapabilmesi üretimi yapan uzakdoğu ülkelerinden dolar borçlanmak zorundadır. İşin komiği, çinin bu üretime devam edebilmesi için (şimdilik) dünyadaki bir numaları tüketim toplum olan abd’nin talebine ihtiyaçı vardır. İşin özü, çinli işçiler sabahtan akşama kadar hiç bir şey için çalışmaktadırlar. Çünkü amerikaya mal verip, amerikanın onlara verdiği kağıt parçalarını alan bir ekonomi içinde çalışmaktadırlar.

Ama o listeye baktığınızda bir trend göreceksiniz, tüketim toplumları listenin üst sıralarında yer almaktalar, ve bu seviyede tüketimlerini sürdürebilmek için borçlanmak zorundalar. Ve göreceksiniz ki, iş gücü sağlayan, üretimi yapan ülkeler ise dış borç stoklarında aşağı sıralarda yer almaktadırlar.
 &lt;/strong&gt;

Bakın fakirleştirilen demişsiniz. İktisatın yine ön koşulu bir ölçümü tüm değişkenler sabitken yapmaktır.

Mesela sizin iddianıza göre neo-liberal reformları uygulayan ülkelerin uygulamadan önceki durumlarına göre daha kötü durumda olması gerekirdi. Ancak bunun tam tersi.

Mesele neo-liberal reformları büyük ölçüde uygulayarak adım adım küresel kapitalist sisteme entegre olan, yabancı sermaye yatırımlarını kabul eden Çin'De 

-Milli gelir son 30 yılda 23 kat arttı

-Son 4 yıl içinde Fransa ve Almanyayı geçti.

-Şu anda dünyanın en büyük 4. ekonomisi

-Sermayenin tabana yayılmadığı iddiasına karşılıkta Çinde 230 milyon A gelir grubu insan olduğunu biliyoruz.

Yine yabancı sermaye yatırımlarını kabul ederek neo-liberal reformları geçiren bir başka ülke endonezya

97 büyük krizine kadar milli gelirini 1150 dolara çıkararak yabancı sermaye yatırımlarıyla bir anda büyüdü ve az gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkeler sınıfına dahil oldu.

97 krizinin ardından resesyon 2 yıl sürdü. daralma yaşandı ancak %10 civarında ardından ekonomi yeniden rayına oturdu büyüme sürüyor.

Çevre ülkeler Hindistan Türkiye hepsi aynı durumda.

Burada size katıldığım noktaları söyliyeyim. Yaratılan katma değerin emek sahibine yeterince geri dönmemesinin en büyük nedeni tüketici tercihleri.
&lt;a href="http://www.derindusunce.org/2009/12/26/kuresellesme-korkusu-3/" rel="nofollow"&gt;
http://www.derindusunce.org/2009/12/26/kuresellesme-korkusu-3/&lt;/a&gt;

Bu yazıda detaylı inceleyip eleştirmiştik. Ama bunun çözümü uluslararası entegrasyonu engellemek ya da neo-liberal reformları red etmek değil tüketici tercihlerini sorgulamak.

Bir endonezyalı günde 10 dolara Tommy Hilfiger fabrikasında ya da onun fasonunda çalışıyor diyelim. Peki bu yatırımın gerçekleşmesi yanlışsa neo-liberal reformlar ülkeleri fakirleştiriyorsa bu adam daha önce nerede kaç dolara çalışıyordu da yabancı sermayeden günde on dolar almaya başlayınca fakirleşti?

Yine dediğiniz üzerinden gidiyorum. Gelişmiş ülkeler elbette üretim yapmazlar. Çünkü üretim yaptıracak teknolojiye know how'a ve diğer araçlara sahiptirler. Doğal olarak endüstrileşmiş ülkelerde bunlara yönelik hizmet sektörü daha fazla gelişmiştir dikkat ederseniz. Üretimi elbette bu adam yapmayacak. Peki üretim yapmak için ya da sizin tabirinizle köleleştirme için gerekli teknolojiyi bu adamdan almak istiyoruz diyelim. onunla beraber üretim yapmaktan başka bir çare var mı? Yok. Askeri teknoloji yetersiz kaba kuvvetle alamıyoruz.

&lt;strong&gt;
Şu anki karlık oranlarının yakalanmaz gelişmiş ülkelerde sıkışmış kapitaller ile mümkün değil idi. Yani, bir amerikanı saati 10 cente çalıştıramayacak olmaları nedeni ile bir çinliyi çalıştırmaktadırlar&lt;/strong&gt;

Evet elbette. Bunun çözümü ise bir dünya entegrasyonu ile işgücünün serbest dolaşımı. Bakın bu konuda hemfikiriz bu ciddi bir problem. İşgücü serbest dolaşabilse birey çinde 1 dolara üretmek yerine işgücünün pahalı olduğu yerlere göçü tercih edecektir. Neticede batılılar bu sahip olmaları gereken refahı kaybedecekler ve işgücü piyasasındaki bu tip rekabetten ötürü verim yükselecektir. Her açıdan olması gereken olumlu bir gelişme.

Bunun yollarını aramak zorlamak gerek.
&lt;strong&gt;
Öncelikle finans sektöründe bir karlılık var ise,bir diğer şekliyle, akbank bir hayır kurumu değil ise, finans sektörü katma değerden pay almaktadır. Söylediğim ise, finansın katma değerden aldığı pay, diğer bileşenleri geride bırakmıştır 30 senede. Bu da neoliberal para politikalarının bir sonucudur.

Neye dayanarak finans katma değer gaspedemez diyorsunuz hala anlayamıyorum. Açıktır ki finans kurumları kar etmekler, bu da bir bakış açısına göre katma değer gaspıdır.

Finans sektörünün katma değer üzerindeki payının şu anki önemini, amerikada geçtiğimiz kriz döneminde wall street(finans), main street(reel sektör)ün hangisinin daha önemli olduğu ve vazgeçilemez olduğu üzerinde yapılmış olan tartışmalar sonucunda, wall streetin korunmuş olmasından anlayabilirsiniz.&lt;/strong&gt;

Finans sektörü pay almıyor demedim. Finans sektörünün karlılıktan aldığı her paya karşılık reel sektörde bunun üzerinde bir kar vardır dedim. Yineliyorum aksi durum teorik olarak mümkün değil.

Sınırlı bir evren düşünün kapalı bir ekonomide sadece 3 kurum olsun.

Bu kurumların büyüklükleri faaliyetleri eşit olsun.

Ekonomide her birim zamanda k gibi bir sabitle büyüyor diğer birim zamanda aynı sabitle küçülüyor olsun. Konjonktürü bu şekilde var sayalım

ve her kurum kendi büyüklüğünce ürettiğini tüketiyor olsun.

Bu üç kurumun 3'üde finans kurumu olsaydı.3'üde ilk döngüde batardı çünkü ekonomideki faaliyetlerini sürdürmeleri için gerekli şeyler yiyecek su elektrik vb gibi üretilmezdi.

Ayrıca çalışanlarına boşuna para ödüyor olurlardı çünkü çalışanlar tüketim yapamaz ölürlerdi.

Bu üç kurumun üçüde reel kesim olsaydı ekonomi k sabiti ile sadece kurumların içinde büyürdü. Kurumların finans faaliyetlerinde hiç bir oynama olmazdı. Bilançolar borç alınıp verilemeyeceği için aşırı riskli olurdu vs. Ancak ekonomi yinede bu sabitle kaçınılmaz olarak büyürdü.

Ancak konjonktür -k'ya geçtiğinde reel kesim organize olamazdı. Çünkü finans faaliyeti yoktur. Bu durumda rassal risk algıları olduğunu varsaydığımız bu kurumlardan yüksek risk taşıyanlar ilk negatif bilançoda batardı.

Bu üç kurumun ikisi reel kesim biri finans kesimi olsaydı ekonomi k sabiti ile büyürdü ancak tümünün reel kesim olduğunu varsaydığımız ekonomiden daha yavaş büyürdü.

Konjonktür -k'ya geçtiğinde
Bu kez reel kesim daha iyi organize olurdu. Finansman faaliyeti rassal risk algılarından yüksek olanları kurtarır ve olumlu konjonktürde geri ödenmek üzere kurumun çıkışını sağlardı.

Bu üç senaryoda finans kesiminin kar edebileceği kurumu yaşatabileceği tek olasılık reel sektörü destekler nitelikteki üçüncü fonksiyonudur. Sayı ne olursa olsun. Reel kesimde katma değer varsa finansta vardır.

Ancak ticari kara sömürü diyorsanız bu bambaşka bir tartışmanın konusu.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ersin bey direk olarak yazdıklarınıza cevap verdim. Tekrar vereyim.<br />
<strong><br />
benim söylediğimin borçlanma ile ne ilgisi var? Diyorum ki, gelir dağılımı dengesizleşiyor, ya tüketim yapamayan, ya da tüketim yapmak için borçlanmak zorunda olan halk kitlesi yaratılmış durumda. Özel sektör falan, nereden çıkarıyorsunuz. Bu trendin 1970 sonrası, keynesçi ekonomi modelinin, öncelikle ingilizler tarafından, terk edilip, liberal politikalarların benimsenmezi sonucu tüm dünyaya nasıl hakim olmaya başladığını merak ederseniz. Açar bakarsınız, size veri gönderdim, yorum değil.</strong></p>
<p>Oradaki özel sektör-özel kesim iktisat tanımı özel sektörle kast edilen salt firmalar değil aynı zamanda hane halkınında borcu.</p>
<p>Bakın tek tek adım adım izah ediyorum.</p>
<p>Eğer hane halkının borcu sizin dediğiniz gibi çevrilemez durumda olsaydı. O zaman daha fazla borçlanamaması gerekirdi değil mi? Çünkü borç verenler, bankalar borç vermek için bir kredibilite ararlar. Eğer 5000 lira maaş alıyorsam atıyorum bana 15000&#8242;e kadar kredi açar. Çalışmıyorsam 500 lira kredi açar vs.</p>
<p>Şimdi bu durumda borçlanabilmek için bir gelir sahibi olmak gerekir değil mi?</p>
<p>Bu durumda da yüksek bir borç stoğu tutabiliyorsanız ya yüksek geliriniz vardır. Ya da kredileri bir güzel iç etmişizdir. Eğer kredi veren böyle bir yanlış risk analizi yaptıysa Bundan zarar görecek olacak yine borç verendir.</p>
<p>Bunun ekonomi ilmine göre tartışılacak tarafı yok.</p>
<p><strong>bunun konumuzla ilgisi ne,ben 3.dünya ülkelerindeki fakirleştirilen halk yığınlarından bahsediyorum siz bana gelişmiş ülkelerin borç stoklarından bahsediyorsunuz. mozambiğin en yüksek dış borca sahip olmasını beklemiyorsunuz umarım.</p>
<p>Sorunuza gelince; yüksek dış borcun bir çok sebebi vardır. mesela 2009 listesinin tepesindeki amerika’nın, bu ölçüde tüketim yapabilmesi üretimi yapan uzakdoğu ülkelerinden dolar borçlanmak zorundadır. İşin komiği, çinin bu üretime devam edebilmesi için (şimdilik) dünyadaki bir numaları tüketim toplum olan abd’nin talebine ihtiyaçı vardır. İşin özü, çinli işçiler sabahtan akşama kadar hiç bir şey için çalışmaktadırlar. Çünkü amerikaya mal verip, amerikanın onlara verdiği kağıt parçalarını alan bir ekonomi içinde çalışmaktadırlar.</p>
<p>Ama o listeye baktığınızda bir trend göreceksiniz, tüketim toplumları listenin üst sıralarında yer almaktalar, ve bu seviyede tüketimlerini sürdürebilmek için borçlanmak zorundalar. Ve göreceksiniz ki, iş gücü sağlayan, üretimi yapan ülkeler ise dış borç stoklarında aşağı sıralarda yer almaktadırlar.<br />
 </strong></p>
<p>Bakın fakirleştirilen demişsiniz. İktisatın yine ön koşulu bir ölçümü tüm değişkenler sabitken yapmaktır.</p>
<p>Mesela sizin iddianıza göre neo-liberal reformları uygulayan ülkelerin uygulamadan önceki durumlarına göre daha kötü durumda olması gerekirdi. Ancak bunun tam tersi.</p>
<p>Mesele neo-liberal reformları büyük ölçüde uygulayarak adım adım küresel kapitalist sisteme entegre olan, yabancı sermaye yatırımlarını kabul eden Çin&#8217;De </p>
<p>-Milli gelir son 30 yılda 23 kat arttı</p>
<p>-Son 4 yıl içinde Fransa ve Almanyayı geçti.</p>
<p>-Şu anda dünyanın en büyük 4. ekonomisi</p>
<p>-Sermayenin tabana yayılmadığı iddiasına karşılıkta Çinde 230 milyon A gelir grubu insan olduğunu biliyoruz.</p>
<p>Yine yabancı sermaye yatırımlarını kabul ederek neo-liberal reformları geçiren bir başka ülke endonezya</p>
<p>97 büyük krizine kadar milli gelirini 1150 dolara çıkararak yabancı sermaye yatırımlarıyla bir anda büyüdü ve az gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkeler sınıfına dahil oldu.</p>
<p>97 krizinin ardından resesyon 2 yıl sürdü. daralma yaşandı ancak %10 civarında ardından ekonomi yeniden rayına oturdu büyüme sürüyor.</p>
<p>Çevre ülkeler Hindistan Türkiye hepsi aynı durumda.</p>
<p>Burada size katıldığım noktaları söyliyeyim. Yaratılan katma değerin emek sahibine yeterince geri dönmemesinin en büyük nedeni tüketici tercihleri.<br />
<a href="http://www.derindusunce.org/2009/12/26/kuresellesme-korkusu-3/" rel="nofollow"><br />
</a><a href="http://www.derindusunce.org/2009/12/26/kuresellesme-korkusu-3/" rel="nofollow">http://www.derindusunce.org/2009/12/26/kuresellesme-korkusu-3/</a></p>
<p>Bu yazıda detaylı inceleyip eleştirmiştik. Ama bunun çözümü uluslararası entegrasyonu engellemek ya da neo-liberal reformları red etmek değil tüketici tercihlerini sorgulamak.</p>
<p>Bir endonezyalı günde 10 dolara Tommy Hilfiger fabrikasında ya da onun fasonunda çalışıyor diyelim. Peki bu yatırımın gerçekleşmesi yanlışsa neo-liberal reformlar ülkeleri fakirleştiriyorsa bu adam daha önce nerede kaç dolara çalışıyordu da yabancı sermayeden günde on dolar almaya başlayınca fakirleşti?</p>
<p>Yine dediğiniz üzerinden gidiyorum. Gelişmiş ülkeler elbette üretim yapmazlar. Çünkü üretim yaptıracak teknolojiye know how&#8217;a ve diğer araçlara sahiptirler. Doğal olarak endüstrileşmiş ülkelerde bunlara yönelik hizmet sektörü daha fazla gelişmiştir dikkat ederseniz. Üretimi elbette bu adam yapmayacak. Peki üretim yapmak için ya da sizin tabirinizle köleleştirme için gerekli teknolojiyi bu adamdan almak istiyoruz diyelim. onunla beraber üretim yapmaktan başka bir çare var mı? Yok. Askeri teknoloji yetersiz kaba kuvvetle alamıyoruz.</p>
<p><strong><br />
Şu anki karlık oranlarının yakalanmaz gelişmiş ülkelerde sıkışmış kapitaller ile mümkün değil idi. Yani, bir amerikanı saati 10 cente çalıştıramayacak olmaları nedeni ile bir çinliyi çalıştırmaktadırlar</strong></p>
<p>Evet elbette. Bunun çözümü ise bir dünya entegrasyonu ile işgücünün serbest dolaşımı. Bakın bu konuda hemfikiriz bu ciddi bir problem. İşgücü serbest dolaşabilse birey çinde 1 dolara üretmek yerine işgücünün pahalı olduğu yerlere göçü tercih edecektir. Neticede batılılar bu sahip olmaları gereken refahı kaybedecekler ve işgücü piyasasındaki bu tip rekabetten ötürü verim yükselecektir. Her açıdan olması gereken olumlu bir gelişme.</p>
<p>Bunun yollarını aramak zorlamak gerek.<br />
<strong><br />
Öncelikle finans sektöründe bir karlılık var ise,bir diğer şekliyle, akbank bir hayır kurumu değil ise, finans sektörü katma değerden pay almaktadır. Söylediğim ise, finansın katma değerden aldığı pay, diğer bileşenleri geride bırakmıştır 30 senede. Bu da neoliberal para politikalarının bir sonucudur.</p>
<p>Neye dayanarak finans katma değer gaspedemez diyorsunuz hala anlayamıyorum. Açıktır ki finans kurumları kar etmekler, bu da bir bakış açısına göre katma değer gaspıdır.</p>
<p>Finans sektörünün katma değer üzerindeki payının şu anki önemini, amerikada geçtiğimiz kriz döneminde wall street(finans), main street(reel sektör)ün hangisinin daha önemli olduğu ve vazgeçilemez olduğu üzerinde yapılmış olan tartışmalar sonucunda, wall streetin korunmuş olmasından anlayabilirsiniz.</strong></p>
<p>Finans sektörü pay almıyor demedim. Finans sektörünün karlılıktan aldığı her paya karşılık reel sektörde bunun üzerinde bir kar vardır dedim. Yineliyorum aksi durum teorik olarak mümkün değil.</p>
<p>Sınırlı bir evren düşünün kapalı bir ekonomide sadece 3 kurum olsun.</p>
<p>Bu kurumların büyüklükleri faaliyetleri eşit olsun.</p>
<p>Ekonomide her birim zamanda k gibi bir sabitle büyüyor diğer birim zamanda aynı sabitle küçülüyor olsun. Konjonktürü bu şekilde var sayalım</p>
<p>ve her kurum kendi büyüklüğünce ürettiğini tüketiyor olsun.</p>
<p>Bu üç kurumun 3&#8242;üde finans kurumu olsaydı.3&#8242;üde ilk döngüde batardı çünkü ekonomideki faaliyetlerini sürdürmeleri için gerekli şeyler yiyecek su elektrik vb gibi üretilmezdi.</p>
<p>Ayrıca çalışanlarına boşuna para ödüyor olurlardı çünkü çalışanlar tüketim yapamaz ölürlerdi.</p>
<p>Bu üç kurumun üçüde reel kesim olsaydı ekonomi k sabiti ile sadece kurumların içinde büyürdü. Kurumların finans faaliyetlerinde hiç bir oynama olmazdı. Bilançolar borç alınıp verilemeyeceği için aşırı riskli olurdu vs. Ancak ekonomi yinede bu sabitle kaçınılmaz olarak büyürdü.</p>
<p>Ancak konjonktür -k&#8217;ya geçtiğinde reel kesim organize olamazdı. Çünkü finans faaliyeti yoktur. Bu durumda rassal risk algıları olduğunu varsaydığımız bu kurumlardan yüksek risk taşıyanlar ilk negatif bilançoda batardı.</p>
<p>Bu üç kurumun ikisi reel kesim biri finans kesimi olsaydı ekonomi k sabiti ile büyürdü ancak tümünün reel kesim olduğunu varsaydığımız ekonomiden daha yavaş büyürdü.</p>
<p>Konjonktür -k&#8217;ya geçtiğinde<br />
Bu kez reel kesim daha iyi organize olurdu. Finansman faaliyeti rassal risk algılarından yüksek olanları kurtarır ve olumlu konjonktürde geri ödenmek üzere kurumun çıkışını sağlardı.</p>
<p>Bu üç senaryoda finans kesiminin kar edebileceği kurumu yaşatabileceği tek olasılık reel sektörü destekler nitelikteki üçüncü fonksiyonudur. Sayı ne olursa olsun. Reel kesimde katma değer varsa finansta vardır.</p>
<p>Ancak ticari kara sömürü diyorsanız bu bambaşka bir tartışmanın konusu.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

