Cinayet, İşkence ve Diğer ‘Teamül’lerimiz
By Mustafa Akyol on Ağu 13, 2010 in 12 Eylül, 27 Mayıs, Anayasa Değişikliği, CHP, Ergenekon Nedir?, darbe
[9 Ağustos 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Geçen haftaki YAŞ tartışmaları sırasında şu “teamül” lafını bir kez daha ezberledik. Aralarında CHP liderinin (hani şu “anayasa değişikliği Malatya’nın kayısı sorununu çözmüyor” ya da “27 Nisan muhtırası Akepe’ye destek için verildi” gibi dahiyane çıkışlarıyla siyasetimizin zeka düzeyini göklere çıkaran Bay Kılıçdaroğlu’nun) da bulunduğu bir dizi zevat, hükümete köpürdü. “Ordumuzun ne güzel teamülleri var, ne karışıyorsunuz be kardeşim” dediler, özetle.
Sözünü ettikleri ve “aman bozulmasın” diye üstüne titredikleri “teamül” ise, ordunun kendi kendi yönetmesi ve milletin seçilmiş temsilcilerini sadece “noter makamı” olarak kullanmasından ibaretti. Yani demokrasilerde yeri olmayan, ancak “yarı-askeri” bir rejimde görülecek bir garabetti.
Belki aslında “bu teamüle de şükür” demeli, elimizdeki “ehven-i şer”e sevinmeliydik. Çünkü ordumuz yakın vakte kadar sadece kendi kendini yönetmekle kalmamış, biz sivilleri de yönetmiş, çizgiden çıktığımızda ise ağzımıza bolca biber sürmüştü. “Yanlış” hükümetleri seçtiğimizde onları devirmişti mesela. Türkiye tarihinin en yüksek oy alan başbakanını önce işkenceden geçirmiş sonra da asmıştı. Bu alçakça cinayeti de “milli bayram” ilan etmişti.
Ordumuz, böyle sert işler yapmadığı zamanlarda bile ülkenin idaresini elden bırakmaz, Kürd’e Kürt denmemesi yahut dindarların rahat nefes almaması gibi “milli güvenliği ilgilendiren” ehemmiyetli konularda hükümetleri hizada tutardı.
Ne “teamüller” gelişmişti bu orduda, neler. 12 Eylül devrinde, mesela, tutuklanan hemen herkese türlü işkenceler yapılırdı. İnsanlar, üç aylık “gözaltı süresi” boyunca Filistin askılarına asılır, elektrik yer, hatta bazen copla tecavüze uğrardı.
90′larda ise bir başka “teamül” gelişmişti ki, Emekli Koramiral Atilla Kıyat geçen hafta deşifre etti bunu. Faili meçhullerin o dönemde bir “devlet politikası” olduğunu, bunun bölgede devletten nefret eden bir nesil yetiştirdiğini anlattı. (”Taş atan çocuklar” işte bu nefretin ürünü olarak ortaya çıktı, gökten zembille inmedi.)
Sivil hükümetler, ordumuz kadar “teamüllü” olmadıkları için bazen bu işlerdeki yanlışlığı görebiliyor, mesela Tansu Çiller’in 1993′te yaptığı gibi “Bask modeli” gibi kansız çözümleri ağızlarına alabiliyorlardı. Ama ordumuz hemen kendilerini hizaya getiriyor ve “teamülleri” ayakta tutuyordu.
Tüm bu traji-komik realitenin özeti şudur: TSK’nın kurmuş olduğu otonomi ve vesayet, bırakın “yıpratılması”, tümden ortadan kaldırılması gereken birer vehamettir. Hasan Cemal’in “Türkiye’nin Asker Sorunu” adlı kitabında ustaca ortaya koyduğu gibi, askerin siyasetten elini çekmesi, demokrasi için şarttır.
Dahası, siyasi iktidarın asker üzerinde otorite kurması da şarttır. Baksanıza, ABD Başkanı Obama, sırf bir gazeteye iki çift eleştirel söz etti diye Afganistan’daki generalini görevden aldı. Bunun “Amerikan demokrasisinin temel ilkeleriyle” ilgili olduğunu hatırlattı.
Bizde ise bırakın eleştirel sözleri, hükümete karşı “kara propaganda” siteleri açtığı bilinen bir generalden ve “darbe şüphelisi” diğer subaylardan söz ediyoruz. Bunların yükselmesine “dur” demekle hem Cumhurbaşkanı hem de hükümet doğru bir iş yaptı.
Buna karşı “teamül” sakızı çiğnemek, boş laftır. Çünkü bir şeyin yapılageliyor olması, doğru olduğu anlamına gelmez.
Bunu dahi anlayamayan yeni CHP liderinin demokrasiden ne anladığını ise ben henüz anlayabilmiş değilim.
… Bu makale ilginizi çektiyse…
Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Normal bir ordu kaynaklarını emrinde olduğu milletten sağlar… Efendisi olan bu milletin gönüllü katkısıyla silah alır, asker toplar, YABANCI DÜŞMANLA savaşır.
Normal ordular efendilerini yani milleti, o milletin vatanını korurlar ya da ganimet getirebilecekleri ülkeleri işgal ederler. Yine efendilerinin emri ve izniyle yaparlar bunu.
Anormal ordular ise üniformalı eşkıyalardır. Disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. Üniformalı eşkiyalar ülkenin zenginliklerini tüketirler, geleceğini mahvederler.
Kendisini ülkenin sahibi zanneden üniformalı eşkıyaların hakim olduğu ülkeler yabancı orduların işgali altında gibidir. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek KORKU PROPAGANDASI yaparlar.
Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler.
Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.
1 [?]



1 Yorum
Yazan:sevim Tarih: Ağu 14, 2010 | Reply
gene mi kılıçdaroğlu!bence ciddiye almamak gerekir.bu adamdan bir cacık olmaz.nerede dik durmuş,nerede bir kez olsun resmi ideolojiye karşı ciddi bir duruş göstermiş ki ordu hakkında konuşabilsin.düzen yalakalığını içine sindiren bu psırık adamdan ne bekliyorsunuz?adını duyduğumda bile kimyam bozuluyor.hani yüzsüz,yalancı,sahtekar bir sürü siyasetçi gördüm ama bunun kadar pişkinine rastlamadım.