Devlet 80 Yıl Boyunca Aldattı Bizi
By Mustafa Akyol on Ağu 6, 2010 in Milliyetçilik, PKK, Terör
[2 Ağustos 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Türkiye’nin en büyük problemi olan “Kürt sorunu”nda işler iyice sarpa sarıyor.
Şiddet eskiden sadece güneydoğuyu kasıp-kavururken artık Batı’daki kentlerde de boy gösteriyor. Kürt milliyetçilerinin giderek daha yüksek sesle çıkan talepleri ise, ülke çoğunluğunu sadece daha fazla çileden çıkarıyor. Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in Türk bayrağının yanında bölgesel bir “Kürdistan bayrağı” istemesi, tam da böyle bir şey.
Öte yandan başta “MHP-CHP koalisyon muhalefeti” olmak üzere tüm “açılım karşıtları” hep bir ağızdan hükümeti suçluyor. “Eskiden böyle bir dert yoktu, Akepe çıkardı” diyorlar.
Böyle yapmakla da, bu sorunu yoktan yaratan ve kangrenleştiren eski “devlet politikalarını” ve dahası “devlet yalanlarını” desteklemeye devam ediyorlar.
Evet, açık konuşalım, bizim devlet bu Kürt meselesinde 80 yıl boyunca yalan söyledi bize. Kürtler diye bir toplum olmadığı; varsa da hepsinin “Ne mutlu Türküm diyene” çatısı altında seve seve birleştiği; bütün direniş ve isyanların da “dış güçler”den çıktığı mavalını okudu.
Oysa devletin kendisi işin böyle olmadığını en baştan beri biliyordu. Ama “bir yalanı yeterince uzun süre söylersen herkes inanır” hesabına güvendi.
Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın başında boşuna “Türkler’den, Kürtler’den ve bütün anasır-ı İslamiye”den, yani Osmanlı’nın farklı kimliklerden oluşan renkli bir “Müslüman milleti”nden söz etmiyordu. Bir süre sonra “Türkiye halkı”ndan bahsetmeye başladı ki, o da kurtarırdı. Ama Lozan’dan sonra aniden “Türk milleti”ne geçti. Hatta hızını alamayıp 30′lu yıllarda “Türk soyu”na ve “Türk ırkı”na kadar açıldı. Bazı CHP seçkinleri işi fiili “kafatasçılığa” kadar götürdü.
Bu kadar inkarcı ve dayatmacı bir “ulus inşası”nın Kürtleri kazanabileceğine nasıl inandılar, hayret. Terakkiperver Fırka’nın liberal/muhafazakar isimlerine kulak verseler, örneğin Kazım Karabekir’in Kürt raporuna dikkat etseler belki biraz “akıl ve izan” bulabilirlerdi. Ama kendilerinden başka kimseyi dinlemeye niyetleri yoktu.
Açılım devam etmeli
Bu “kafa” Cumhuriyet tarihi boyunca “devlet”e egemen oldu. “Restorasyon” ihtiyacı hissettiğinde darbe yaptı. Bunların en ağırı olan 12 Eylül, bazı sol-Kemalistlerin sandığı gibi nevzuhur bir “Amerikan icadı” değildi; tek parti ideolojisinin biraz “anti-komünizm” katılmış bir devamıydı. 12 Eylülcülerin Kürtçe diline getirdikleri yasak yeni bir şey değildi; 30′lu yıllarda da Diyarbakır meydanına jandarma dikilip “vatandaş Türkçe konuş” dayatması yapılmıştı.
Kabul; bütün bunlar “yıkılmış bir imparatorluktan yeni bir millet çıkarabilmek için”, yani “iyi niyet”le ve “vatansever” hislerle yapıldı. Ama niyetin iyi olması, yapılanları doğru kılmadı. “İyi niyet”in yanında bir de epey koyu bir “biz biliriz” ekâbirliğinin olması da işi iyice çıkmaza soktu.
Velhasıl, bugün geldiğimiz nokta, önemli ölçüde “Cumhuriyet’in kurucu ideolojisi”ndeki bir sorunun sonucudur. Problemin diğer yanında kuşkusuz fanatik bir Kürt milliyetçiliği ve PKK’yla cisimleşen bir şiddet ve terör dalgası da vardır. Ama kurucu ideolojideki “hesap hatası” olmasa, Kürt tarafındaki fanatizm ve militanlık da bu kadar şiddetli olmayabilirdi.
Durum bu olduğuna göre de, Einstein’ın ünlü lafını hatırlamakta fayda var:
“Bir problemi, onu yaratmış olan bilincin aynıyla çözemezsiniz; dünyayı farklı bir biçimde görmeye başlamanız şarttır.”
Kürt Sorunu’nun çözümü de ancak “dünyayı farklı bir biçimde görmeye başlarsak” mümkün olacaktır.
Açılım, bu yönde atılmış doğru bir adımdı; sadece eksik kaldı ve tökezledi.
Ama mutlaka devam etmelidir, çünkü başka yol gerçekten yoktur.
… Bu makale ilginizi çektiyse…
Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?
İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin.
“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız. “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin” demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*) İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.
Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu
Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor. Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.
1 [?]




4 Yorum
Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Ağu 6, 2010 | Reply
“Yeni bir millet” ve “iyi niyet”?
Ve buna eşlik eden “vatansever” hisler?
Bu sitede buna inanabilen bir kimse var mı, kuşkuluyum doğrusu.
Böyle bakarsak “iyi niyetli” olmayan hiçbir şey bulamayız.
Herkesin kendine göre bir gerekçesi var nitekim.
“Kötü niyetli” ve “ihanet” sonucuna varmak için nelerin yapılması gerekir diye sorayım ben o zaman.
Yazan:Blogcular Tarih: Ağu 7, 2010 | Reply
eee ? istemesin mi yani?
Ayrıca birileri kendi bayrağını istiyor diye “Milliyetçi” sıfatını haketmiyor.
Yazan:ali duman Tarih: Ağu 8, 2010 | Reply
ezilmiş bir millet kürt milleti, elbette özgür ve bağımsız bir devlet isteme hakkına da sahipler, özerklikte, federasyonda, ancak ne varki ortada bir garepetle durum var.
“türkiye türklerindir” mahlaslı ırkçı gazetenin müstafi genel yayın yönetmeni ETÖzkök “türkler kürtlerle birlikte yaşamak zorunda mı” konusunu ortaya atıyor, bununla birlikte sanki bir merkezden emir alınmış gibi, kürt aktörler de federasyondan, demokratik özerklikten, kürt bayrağından dem vuruyor.
devrimci marksist leninist olma iddiasıyla yola çıkmış olan pkk 26 yıldır asker ve masum vatandaş katlediyor, sscb nin yıkılmasıyla birlikte 1990′larda marksist-leninistlikten, ırkçı ve milliyetçiliğe geçiş yapıyor, ve bu kez 20 yıldır ırkçı ve milliyetçi kimliği ile katliamlar yapıyor, ne adına yaptığı belli değil, ne bir bağımsızlık vurgusu var, ne de ayrı bir devlet kurma ideolojisi var.
tamda bu garabetli durum demokrat aydınlarca dile getirildiği noktada bu kez demokratik özerklik, federasyon, ayrı bayrak tezleri ortaya atılmaya başlanıyor, peki 20 yıldır amaçsız bir şekilde dağda silahla savaşmanın bir açıklaması var mı?
açık ve gizli iktidar gücünü yitirmekte olan türkiyenin faşist oligarşisi -şayet buna gücü yeterse- yaratmış olduğu “sahte” ve “şikeli” ordu-pkk çatışmasını, hakiki bir halk çatışmasına dönüştürme çabası içine girmiştir, düne kadar bahsedilmeyen “türkler kürtlerle yaşamak zorunda mı” vurgusu da, “kürt bayrağı” vurgusu da bu maksatla yapılmaktadır, bundan sonrası her iki halkında çok dikkatli davranması, bu oyunlara gelmemesini zorunlu kılmaktadır, ben her iki halkın sağduyusuna inanıyorum, oligarşik faşizmin her türlü komplo teorilerini, çirkin senaryo ve oyunlarını boşa çıkaracaktır, her iki halkta sanıldığı gibi aptal ve göbeğini kaşıyan ayı sıfatını hakedenlerden değildir, aptal, gerçek gerici ve göbeğini kaşıyan ayı kimdir hep birlikte izleyeceğiz.
Yazan:Blogcular Tarih: Ağu 8, 2010 | Reply
@ ali duman
bu konunun PKK-Derin Devlet ilişkileriyle ne ilgisi var bana açıklar mısınız?
Bu sitede ilgili ilgisiz her konuda PKK-Derin Devlet ilişkilerinden dem vuranlar var. Bir tür fetişizm haline getirmişler PKK-Derin Devlet ilişkilerini. Zırt pırt bundan bahsediyorlar. Konuyla ilgili şeyler yazın da yorumlayalım.