Niçin Müslümanlardan Büyük İsimler Çıkmıyor?
By Mustafa Akyol on Tem 28, 2010 in Bilim, Tarih, Yobaz Laikler, İslam
[21 Temmuz 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Hürriyet’in İslamofobik yazarı Özdemir İnce, geçenlerde “Neden Müslümanlar çağa uyumsuz?” diye bir yazı yazdı. Ve Müslümanlara hitaben şöyle sordu:
“Aranızdan neden büyük fizikçiler, matematikçiler, kimyacılar, bilim adamları, büyük müzisyenler, ressamlar, heykeltıraşlar, yazarlar, filozoflar çıkmıyor? O kendi tekke ve tarikat hesabınıza göre değil, dünya ölçüsüne göre.”
Bu gerçekten de önemli bir soru. Nitekim 19. yüzyıldan bu yana da pek çok Müslüman aydının zihnini meşgul etti.
Ve yine 19. yüzyıldan bu yana, Özdemir İnce gibi “sorun İslam’da; bırakın kurtulun!” diyenler çıktığı gibi, meseleye daha derinlemesine bakanlar da oldu.
Bu isimlerin fark ettiği bir nokta, Müslüman dünyanın söz konusu tutukluğunun yeni bir şey oluşuydu. Çünkü aslında İslam medeniyeti, ilk bin yılında dünyanın en başarılı, dinamik ve yaratıcı uygarlığı olmuştu. Büyük bilim adamları, sanatçılar ve düşünürler, Ortaçağ’da zaten hemen hep Müslümanlar arasından çıkmıştı.
Amerikalı Yahudi tarihçi Martin Kramer, bu gerçeği teslim eder ve “eğer 1000 yılında Nobel ödülleri veriliyor olsaydı, hepsini Müslümanlar alırdı” der.
İslam’ın böylesine görkemli bir altın çağı olduğuna göre, demek ki bu din “terakkiye mani” değildir. Ve demek ki sorun İslam’da değil, başka bir şeydedir.
Bu “başka bir şey”i araştıran Bryan Turner veya Fernand Braudel gibi Batılı tarihçi ve sosyologlar, bizde de Sabri Ülgener veya Erol Güngör gibi düşünürler, meselenin özünde “ekonomi”nin yattığını keşfettiler. Gördüler ki, İslam’ın ilk yüzyıllarındaki görkeminin altında, Kur’an’ın getirdiği küresel vizyon kadar, dünya ticaret yollarının merkezinde yer alan Ortadoğu’nun dinamizmi yatıyordu.
Ticaret, sadece zenginlik değil aynı zamanda “sosyal hareketlilik” ve “kozmopolitizm” de yaratıyor, Müslümanların farklı kültürleri tanıyıp onlardan yeni fikirler ve teknikler edinmelerini de sağlıyordu.
Laikperest kültürden ne çıkıyor?
13. yüzyıldaki korkunç Moğol istilası bu dinamizme ağır bir darbe indirdi. Asıl darbe ise üç asır sonra geldi: Batı’nın “coğrafi keşifleri” nedeniyle dünya ticaret yolları okyanuslara kaydı. Sonuçta Kuzey Avrupa zenginleşip gelişirken, bütün Ortadoğu ve hatta Akdeniz düşüşe geçti.
Son 4-5 yüzyıldır Müslüman dünyaya egemen olan “zihinsel durgunluğun” sebebi budur. Zaten sadece bu dünya değil, Uzak Asya’dan Hıristiyan Latin Amerika’ya kadar her medeniyet “geri” kalmıştır, Batı’nın “bireysellik” üzerinde yükselen dinamizmi karşısında. (Son günlerde Milli Görüş’te gördüğümüz “ataerkil itaat kültürü” yaşadığı sürece de durum düzelmeyecektir.)
Osmanlı aydınları arasında bu gerçeği kavrayanlar vardı. Bunlardan biri olan Sabahattin Bey, “ilerlememize mani olan şey dinimiz değil, cemiyetimizin yapısıdır” diyor, çözüm olarak da Anglo-Sakson modeli “teşebbüs-ü şahsi”yi savunuyordu.
Fakat ne yazık ki sorunu “dinimiz”de gören aklı evveller, meşhur tabirle, “devleti ele geçirdiler.” 80 yıldır da devlet üzerinden dinle savaşıp duruyorlar.
Bunu yaparken yarattıkları “laikperest kültür”den hiç bir “terakki” çıkmadığını ise fark etmiyorlar.
Çünkü, öyle ya, Özdemir İnce’nin Müslümanlara yönelttiği sorunun bir versiyonu onun gibilere de sorulabilir:
“Aranızdan neden büyük fizikçiler, matematikçiler, kimyacılar, bilim adamları, büyük müzisyenler, ressamlar, heykeltıraşlar, yazarlar, filozoflar çıkmıyor? O ADD ve YARSAV hesabınıza göre değil, dünya ölçüsüne göre.”
Demek ki neymiş; “İslam-sonrası dönem”e geçmekle kimsenin başı göğe ermiyormuş…
2 [?]



14 Yorum
Yazan:tuzeer Tarih: Tem 28, 2010 | Reply
Buna muslumanlari okullara almamak, cumhuriyetten sonra asirlik kutuphaneleri kapatip yerine ozel hazirlanmis bati kitaplarini getirmek ve bunun gibi seyleri de eklemek lazim degil mi? Bizim zavalli tarihinden haberi olmayan Ozdemir Ince Bertrand Russel ‘in dedigi gibi bati taklidi tahsille aptallasmis herhalde
Insanlar cahil dogar ,aptal degil sonra tahsille aptallastirilirlar- Bertrand Russell
Men are born ignorant, not stupid; they are made stupid by education. Bertrand Russell
Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Tem 28, 2010 | Reply
Çok yaygın bir mantık hatasını düzeltelim:
Her olayın bir nedeni vardır (Mantığın 4. ilkesi, Leibniz).
Burası tamam.
Ama “olmayışın” bir nedeni yoktur, “nedensizliği” vardır.
Gökten niye para yağmaz?
Yağması için bir neden yoktur çünkü.
Yeni/yakın çağ müslümanlarından niye “büyük bilimadamı, filozof vb.” çıkmaz.
Çıkması için neden yoktur (ya da yitirilmiştir) çünkü.
Demekki çıkan yerde niye çıktığına bakılacak, çıkmayan yerde niye çıkmadığına değil.
Mustafa Bey de açıklamış : Ekonomik koşullar.
Yeri geldi mi dini/kültürü herşeyi ekonomiye bağlamayı pek iyi beceren bu akl-ı evveller, işlerine gelmeyince dini/kültürü “negatif” bir etken göstermeyi de ne güzel beceriyorlar.
Ve mensup oldukları mezhebin islam içinden türemiş ’sonradan görme’ bir acube olduğunun farkına da hiç varamazlar.
Yazan:Abdullah BİLAL Tarih: Tem 30, 2010 | Reply
Yeni keşfettim sizi.Tesadüfen oldu.Öğretmenim ve kürdüm.Galiba sizi sevmeye başladım.Saygılarımla…
Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Tem 30, 2010 | Reply
Merhaba Abdullah Bey,
Demek siz de “derin düşünceye” yakalandınız.
Hoşgeldiniz.
Saygılar…
Yazan:nedret Tarih: Tem 30, 2010 | Reply
Hemen böyle doğrudur, yanlıştır diye hüküm vermek çok yanlış. ELbette ki Emeviler dönemi İslam yorumunu beyenmeyiz ama bu devirde Bilime büyük katkılar yapmış müslümanlar çıkmıştır. Evet İslam gelişmeye engeldir yanlıştır ama islam yorumumuz gelişmeye engeldir. Yani o zamanki yorum doğru islami yorum bugünkü değil diyemeyiz. Bugünkü de bir yorumdur o günkü de ama temelde sünni yani ortodoks islam yorumu bilimin önüne set çekmiştir bu doğrudur. Bu kadar yüzeysel bir yazıyı Mustafa Akyol Bey’e hiç yakıştıramadım. Ama köşe yazarlarımız günübirlik iş olsun diye yazıyorlar artık.
Yazan:İzzet Kütükoğlu Tarih: Tem 31, 2010 | Reply
Müslüman milletlerden büyük isimlerin çıkmamasının Müslüman olmakla değil, Müslüman olamamakla alakası vardır.
Allah demektedir ki; ” Ne kadar az düşünüyorsunuz, size düşünecek kadar akıl verilmedi mi?”
Hiç bir kitap düşünmeyen bir toplum için yol gösterici olamaz. Müslümanlar Kur’an okur ama manasıyla ilgilenmezler. Bu düşüncesizliğin göstergesidir.
Manası ile ilgilenmediğimiz için, Kur’an dan istifade ettiğimiz düşünülemez.
Bu nedenledir ki, Müslümanın kitabı farklı yaşantısı farklıdır!
Bir toplumun ne kadar düşündüğünü anlamak için, o toplumun ne kadar kitap okuduğuna bakmak yeterlidir’
Düşünmeyen toplumlardan, büyük isimlerin çıkması beklenemez. Çıkmuyorsa şaşırmamak gerekir.
Yazan:Cem Uğur Köymen Tarih: Eyl 13, 2010 | Reply
Ben Mustafa Beyin yorumuna katılmıyorum.İslamiyeti ve Müslümanlığı çok iyi inceleyip,yazı yazmış olmasını beklerdim.Yazı çok yüzeysel ve tek nedene bağlı kalınmış.
Sadece ekonomik nedenlere bağlamak yanlış
Yazan:sedat Tarih: Eyl 14, 2010 | Reply
Selamın Aleyküm, öncelikle şu batıcılıktan yada adı her neyse çok sıkılmaya başladım.bir kere bu makaleyi yazan yazarın halk arasında söylenen tabiri caizse,beyaz türkler’den olduğu kanısındayım.Kendisini bu toplumun değer yargılarından ayrı tutarak sormuş: neden müslümanlar çağa uyumsuz?neden içinizden ünlü fizikçi,matematikçi,ressam vs çıkmıyor?Bu ifadeler bilimsellikten uzak ve alaycı ifadeler.Eğer biraz tarihi araştırsaydı bin yıl önce batı medeniyetinin orta çağın karanlığında yaşıyor olduğunu görürdü.Birkaç örnek verelim.Mesela avrupalılar Müslümanlarla karşılaşmadan önce tuvalet nedir bilmiyorlardı.Sara krizi geçiren hastaları veya delileri içine şeytan girmiş diye canlı canlı yakıyorlardı.Kızıl saçlı kadınları cadı diye yakalayıp öldürüyorlardı.Eğer bir kişi kilisenin görüşlerine aykırı en ufak bir söz söylese engizisyon mahkemesi tarafından sorgusuz sualsiz idam ediliyordu.Din adamları insanlara cennetten arsa satıyorlardı.O dönemlerde kitaplar çok nadir bulunur ve bu kitaplar zincirlerle duvara bağlanır öyle okunurdu.Daha birçok örnek var ama benim ilk aklıma gelen bunlar.İslam dünyası ise bilimde sanatta,kültürde,mimaride,ticarette çığır açmıştır.Büyük bir uygarlık kurmuştur.Hadisler:
İlim öğrenmek kadın, erkek herkese farzdır.
İlim Çin’de bile olsa gidiniz.
Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz.
Her şeyin bir yolu var. Cennetin yolu ilimdir.
Alimin uykusu cahilin -nafile- ibadetinden hayırlıdır.
Mahşer günü alimin mürekkebi, şehidin kanından daha kıymetlidir.
Hikmet (ilim) müslümanın kayıp malıdır. Nerede bulursa alsın.
Ben ilim şehriyim, Ali de bu şehrin kapısı
İnsanların en kötüleri, ilmini kötüye kullanan alimlerdir.
Alimin ölümü alemin ölümü gibidir.
İlmin esirgenmesi helal olmaz.
Bir saat tefekkür (Düşünme, düşünüş), altmış yıllık nafile (Fazladan kılınan namaz veya tutulan oruç) ibadetten hayırlıdır.
Muhakkak ki alimler, peygamberlerin mirasçılarıdır.
Kim bir ilim öğrenmek için bir yola sülûk ederse Allah onu cennete giden yollardan birine dahil etmiş demektir. Melekler, ilim talibinden memnun olarak kanatlarını (üzerlerine) koyarlar.
Semavat ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar, âlim için istiğfar ederler.
Âlimin âbid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir.
Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, ama ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasib elde etmiştir.
Faydasız bilgiden Allah’a sığınırım.
Ya öğreten, ya öğrenen, ya dinleyen ya da ilmi seven ol. Fakat sakın beşincisi olma; (bunların dışında kalırsan) helâk olursun.
İlmi öğrenip de başkalarına dağıtıp nakil etmeyen insan, altınları gömüp onu sarf etmeyen, ondan yedirip içirmeyen kimseye benzer.
Allah’u Teâlâ kıyamet gününde âlimleri toplayarak buyuracak ki: ‘Ben size sırf hayır murad ettim. Bunun için de kalblerinize hikmeti koydum. Haydi girin Cennetime. İşlediğiniz kusurlarınızı mağfiret ettim.
Kim kendisine ilmî bir mes’ele sorulur da onu gizler, söylemez ise Allah, onun ağzına kıyamet günü ateşten gem vurur.
“Âlimlere tabi olun! Çünkü onlar, dünya ve ahiretin ışıklarıdır.”
“Âlimler, kurtuluş yolunu gösteren birer rehber ve kılavuzdur.”
“Âlimler olmasaydı, insanlar helak olurdu.”
“Bilmediklerinizi salih[âlim]lerden sorup öğrenin!”
“ İlmin yarısı, soru sormaktır.”
Ayetler
“ De ki: “ Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Zümer : 9
“ De ki: Rabbim ilmimi arttır!” Tâhâ : 114
“ Yaratan Rabbinin adıyla oku. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir. O ki kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmediğini öğretti.” Alâk : 1,3,4,5
” Hikmeti (ilmi) dilediğine verir. Hikmet verilen kimseye çok hayır verilmiştir. Bunu ancak sağduyu sahipleri düşünüp anlarlar.” Bakara : 269
“ Kulları içinden ancak alimler, Allah’tan gereğince korkar.” Fâtır : 28
“ Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, onların yanından (hiç düşünmeden) yüz çevirerek geçerler.” Yusuf : 105
“ Allah, sana Kitab’ı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti.” Nisa : 113
“ Allah demişti ki: “ Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla, hani seni Ruhu’l Kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i öğrettim.” Maide : 110
“ Evlerinizde okunan Allah ayetlerini ve hikmeti hatırlayın.” Ahzâb : 34
“ Geceyi, gündüzü, güneşi ve ay’ı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da O’nun emriyle (size) boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz bunda aklını kullanan aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.” Nahl : 12
“ Allah bilendir, hikmet sahibidir.” Nur : 58
“ Aklınızı kullanmıyor musunuz?” Bakara : 44
“ Size ayetlerini gösterir ki düşünesiniz.” Bakara : 73
“ Düşünürseniz size ayetleri açıkladık.” Âl-i İmrân :118
“Bilmiyorsanız ilim erbâbına sorunuz. ” Nahl : 43
“ Bu misalleri ancak âlim olanlar anlar.” (Ankebut 43) “muştur.şimdi biraz müslüman alimleri tanıyalım.
Harizmi (780 850)
9. yüzyılda Hârizmide dünyaya geldiği için Hârizmi adıyla anılan ünlü bilim adamı, matematik, astronomi ve coğrafya alanlarında araştırma yapmıştır. Aritmetik ve cebirle ilgili iki yapıtı, matematiğin gelişimini büyük ölçüde etkilemiştir. Hârizminin cebirle ilgili yapıtı, 12. yüzyılda Chesterlı Robert ve Cremonalı Gerard tarafından Latinceye çevrilmiştir. Bu eserlerin en dikkat çeken yönü, açıların trigonometrik fonksiyonlarla ifade edildiğini gösteren birtakım tablolar içermesidir. Bunların dışında, yön bulmada kullanılan usturlabın (yıldızların dünyaya göre yüksekliklerini ölçme aleti) yapımının ve kullanımının anlatıldığı iki eseri daha bulunmaktadır. Hârizmi, Batlamyusun Coğrafya adlı yapıtını, Kitâbu Suretil-Ard (Yerin Biçimi Hakkında) adıyla Arapçaya Arapçaya çevirerek, matematiksel coğrafyaya ilişkin bilgilerin İslam dünyasına girmesinde önemli bir rol üstlenmiştir.
Hârizmi, aynı zamanda Kitabu-Suret-il-Arz adlı enlem ve boylam kitabında, Nil Nehrinin kaynağını açıkladı. Malvanın merkezi olan ve Hindistan’ın Gwalyar eyaletinin Ujjain şehrinden geçen boylam dairesini başlangıç meridyeni olarak kabul etmiş ve Batlamyusun astronomik cetvellerini tashih etmiştir.
Hârizminin hazırladığı astronomi tabloları asırlarca ilim dünyasında kaynak olarak kullanılmıştır. Astronomi için gerekli trigonometri bilgisi ve trigonometri cetvelleri de bulunmaktadır.
Fergani
Dokuzuncu yüzyılda yaşamış, ekliptik eğimi ve Güneşin de kendine göre hareketli olduğunu keşfeden büyük astronomi ve matematik alimidir. Türkistan’ın Fergana bölgesinden olan Fergani, astronomi, matematik, coğrafya ve mekanik alanlarında deneye dayanan araştırmalar yaptı. Ancak astronomiye daha çok ağırlık verdi. Gök cisimlerinin hareketlerini inceledi ve Batlamyusun astronomi biliminde kabul gören iddiaları hakkında yankı uyandıran yorumlar yazdı.
Kainatın ve gezegenlerin hacim ve büyüklükleri ile birbirleri arasındaki mesafeleri araştırdı. Araştırmaları sonucu yaptığı saptamalar, Batı astronomisinde Kopernike kadar değişmez ölçüler olarak kabul edilerek yüzlerce yıl kullanıldı.
Ferganinin araştırmaları sonucu ilk kez Güneşin de bir yörüngesi bulunduğu ve kendi etrafında batıdan doğuya doğru döndüğü ortaya konmuştur. Ayrıca 41 yıl boyunca devam eden astronomi araştırmaları sonucunda enlemler arasındaki mesafeyi de saptamıştır.
Ferganinin en dikkat çeken çalışmalarından biri ise, Güneş tutulmasını önceden belirlemek için keşfettiği yöntemdir. 842 yılında bu yöntemle Güneş tutulmasını önceden saptamıştır.
Astronomi, matematik, coğrafya ve mekanik alanlarındaki çalışmaları bu ilim dallarının gelişmesine ve temellerinin güçlenmesine vesile olmuştur. O devirdeki tüm Türkistanlı alimler ve Avrupalı bilginler üzerinde Ferganinin etkisi görülmektedir. Latinceye tercüme edilen eserleri, asırlarca Avrupa üniversitelerinde okutuldu.
Ferganinin astronomi ile ilgili eserlerinden yalnızca altısı günümüze kadar ulaşabilmiştir. Bu eserlerin en önemlisi Cevamiu ilm-in Nücum vel-Hareket-is-Semaviyyedir. Gök cisimlerinin hareketiyle ilgili bir astronomi kitabı olan bu eserin yazma nüshası Oxford, Paris, Kahire ve Amerika’da Princeton Üniversitesi Kütüphanesinde bulunmaktadır.
Farabi (870- 950)
Matematik, botanik, tıp, musiki, felsefe ve mantık alanında eserler yazmış büyük İslam alimidir. Farabi, ilimlerin sınıflandırılması ve mantık alanında kendine özgü yöntemler kullandı. İlimleri sırasıyla; dil, mantık, matematik, fizik ve metafizik, medeni ilimler şeklinde beş ana başlık altında sınıflandırdı. Farabinin yaptığı bu sınıflandırma, Aristo ile Kindinin yaptığı sınıflandırmalardan önemli farklılıklar göstermektedir.
Fizik alanında da önemli çalışmalar yapan Farabi, sesin fiziki açıklamasını yapan ilk alimdir. Yaptığı deneyler sonucunda titreşimlerin dalga uzunluğuna göre azalıp çoğaldığını tespit etti.
Tıp alanında yaptığı çalışmalarda sağlıklı bir bedene sahip olmak için neler yapılması gerektiğini araştırarak bu doğrultuda tıp ilmi için yedi esası saptadı. Özellikle insan bedenindeki tüm organların tanınması, hastalıkların çeşitlerinin bilinmesi, ilaçlarla ilgili detaylı bilgilere sahip olunması konularına öncelik verdi.
Yazdığı eserler ders kitabı olarak uzun süre okutulan Farabi, yalnızca İslam alimlerini değil, kendisinden sonra gelen birçok Batılı bilim adamını da etkiledi.
İbni Sina (980-1037)
Dünyadaki bütün ilim çevreleri tarafından dünyanın gelmiş geçmiş en değerli alimlerinden biri olarak kabul edilen İbni Sina’nın, henüz 18 yaşındayken çağının bütün ilimlerini öğrendiği bilinmektedir.
Ünlü eseri el-Kânûn fit-Tıb (Tıp Kanunu), beş ciltlik ve yaklaşık bir milyon kelimelik büyük bir tıp ansiklopedisidir. Bu eser gerek içeriği gerekse hazırlanış tarzı bakımından, asırlarca dünya tıp literatürüne yol göstermiştir. On üçüncü yüzyıldan itibaren Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulurken, çağın Fransasının en meşhur tıp fakülteleri olan Montpellier ve Lauvain Üniversitelerinin de temel kitabı olmuştur. Kendisinden sonra, yeni tıbbın doğuşuna kadar Türkçe, Arapça, Farsça ve çeşitli Batı dillerinde yazılmış eserlere kaynaklık etmiştir. El-Kanunda söz edilen tıbbi bilgilerin büyük bir bölümü bugün dahi geçerliliğini korumaktadır.
İbni Sina tıp dünyasında ilk defa tıp ve cerrahiyi iki ayrı disiplin olarak ayırmıştır. Ayrıca cerrahi tedavinin sağlıklı olarak yürütülmesi için anatominin önemini vurgulamış ve hayati tehlikenin çok yüksek olmasından dolayı tercih edilmeyen cerrahi tedavi ile ilgili örnekler vererek ameliyatlarda kullanılmak üzere aletler tavsiye etmiştir.
İbni Sina, felsefe alanında da gerek Doğu gerekse Batı filozoflarını etkilemiştir. Yapıtları 12. yüzyılda Latinceye çevrilmiş ve bunun ardından da tüm dünyaya yayılmıştır.
Biruni (973- 1051)
Onuncu ve on birinci yüzyıllarda İslam dünyasında yetişmiş olan büyük fen ve din alimi Biruninin, eserlerindeki yüksek fen bilgileri kendisinden sekiz asır sonra yaşamış olan fen alimlerini dahi şaşırtmıştır. Astronomi alanındaki çalışmalarına 995 yılında Güneşin ve gezegenlerin eğimini saptayarak başlamıştır.
Yaşadığı asra Biruni asrı denmesine neden olan ve yaşadığı dönemden asırlar sonra dahi eserlerinden yararlanılan Biruni yalnızca İslam aleminde değil, tüm dünyada etki uyandırmıştır. Aslen Türk olan Biruni, Türklerin İslamiyet’i kabul etmeleri neticesinde bu medeniyetin çok geniş sahalara yayılmış olmasından dolayı insanlığın, özellikle ilmi alanda büyük kazançlar elde ettiğini belirtmiştir.
Günümüzde özellikle Batı bilim dünyasında yer çekimi kanununun İngiliz bilim adamı Newton tarafından keşfedildiği kabul edilse de bu konuda ilk defa fikir ortaya atıp incelemelerde bulunan Birunidir. Ayrıca çağımızda henüz sözü edilebilen karaların kuzeye doğru kayma fikrini 9.5 asır önce dile getirmiştir. İçinde bulunduğu çağda Ümit Burnunun varlığından ilk bahseden alim olan Biruni, Kuzey Asya ve Kuzey Avrupa’dan da detaylı bilgiler vermiş, ayrıca Kristof Kolombdan beş asır önce Amerika kıtasından ve Japonya’dan söz etmiştir.
Kitab-üt- Tefhim fi Evaili Sanaat-it-Tencim, Kitab-ül-Cevahir fi Marifet-il-Cevahir adlı eserinde kıymetli taşlar ve madenlerden bahsetmektedir. Biruni, izafi (rölati, nisbi) yoğunlukları, mahruti alet dediği ve en eski piknometre (yoğunluk ölçme aleti) denilebilecek bir alet vasıtasıyla belirlemiştir.
Biruni, cebir, geometri ve coğrafya konularında o konuyla ilgili bir ayet zikretmiş, ayette bahsi geçen konunun yorumlarını yapmış, ilimle dini birleştirmiş, ilim öğrenmekteki amacının Allah’ı tanımak ve hakikati bulmak olduğunu dile getirmiştir. Eserleri halen Batı bilim dünyasında kaynak eser olarak kullanılmaktadır.
Zehravi (936 - 1013)
Endülüsün Zehrâ şehrinde doğan Zehravi, İslam dünyasında ve Batı dünyasında cerrahiyi konu edinen son bölümüyle tanınan el-Tasrif adıyla bir eser hazırlamıştır. Dönemin cerrahi ile ilgili bilgilerini özetlemiş, tecrübe edinmek için canlı hayvanlar üzerinde ameliyatlar yapılması gibi yeni görüş ve yöntemleri tıp dünyasına kazandırmıştır. Bu nedenle el-Tasrifin cerrahi ile ilgili son bölümü, Cremonalı Gerard tarafından Latinceye çevrilmiş ve 1497de Venedik’te, 1541de Baselde ve 1778de ise Oxford’da basılarak çoğaltılmıştır.
Hazini
On ikinci yüzyılda Türkistan’da yetişen Hazini, yerçekimi ve terazilerle ilgili yaptığı çalışmalarla tanınmaktadır. Hazini, Newton’dan 500 yıl önce, her cismi yer kürenin merkezine doğru çeken bir güç olduğunu söylemiştir. Roger Bacondan yüz yıl önce de, dünyanın merkezine doğru yaklaştıkça, suyun yoğunlaştığı fikrini ortaya atmıştır. Ayrıca birçok İslam şehrinde kıblenin nasıl bulunabileceği konusunda çalışmalar yapmıştır.
Hazini, ışığın kırılma prensiplerini de incelemiş ve gökyüzüne temas eden güneş ışınlarının dünyaya doğrudan doğruya dik olarak değil, kırılarak ulaştığını saptamıştır.
Hazini, kimyasal maddelerin yoğunluk ve özgül ağırlıklarını ölçmek amacıyla icat ettiği hassas terazilerle, kimya biliminin gelişmesine de vesile olmuştur. İcat ettiği Mizanül-Hikmet (Hikmet Terazisi) adlı hassas terazi ile yaptığı yoğunluk ve ağırlık ölçümleri, günümüz teknolojisi kullanılarak yapılan ölçümlerle oldukça yakın değerlere sahiptir. Ayrıca astronomi alanında da eserleri vardır.
Ebul İz El-Cezeri
1136-1206 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen Cezeri, İslam medeniyetinin ileri olduğu Doğu Anadolu’da Diyarbakır Artuklu Sarayında 32 yıl başmühendislik yaptı. Burada ilmi çalışmalar yapan Cezeri, aynı zamanda haberleşme, kontrol, denge kurma ve ayarlama ilmi olan sibernetik ilminin ilk kurucusudur. Zamanla gelişerek bilgisayarların ortaya çıkmasına imkan tanıyan bu bilim dalı, insanlarda ve makinelerde bilgi alışverişi, kontrolü ve denge durumunu inceler. İngiliz nöroloji profesörü Dr. Ross Ashby ancak sekiz asır sonra 1951 senesinde üstün denge durumuyla ilgili bir çalışma ortaya koymuştur.
El Cezeri, su saatleri, otomatik kontrol düzenleri, fıskiyeler, kan toplama kapları, şifreli anahtarlar ve robotlar gibi, pratik ve estetik birçok düzeni tasarlayan ve bunların nasıl gerçekleştirileceğini anlatan Kitab-el Hiyal adlı kitabın yazarıdır. Eserde yer alan bütün şekilleri kendisi çizmiş ve renklendirmiştir. 20. asrın başından itibaren batı dünyasında büyük ilgiyle karşılanan bu eser, 1974 senesinde Al Jazaris Book of Knowledge of Ingenious Mechanical Devices adıyla Donald R. Rill tarafından İngilizceye çevrildi. Kitabın tercümesine bir önsöz yazan meşhur bilim tarihçisi Prof. White Jr. ise önsözde, birçok keşfin Leonardo da Vinci ve diğerlerinden çok önce Cezeri tarafından yapıldığını belirtmektedir.
Kadızade-i Rumi (1337-1421)
Matematik, astronomi ve fıkıh alimi olan Kadızade-i Rumi, Semerkandda Timur Hanın oğlu Şahruhtan büyük saygı görerek, Şahruhun büyük oğlu Uluğ Beyin hocalığını yapmıştır. Uluğ Bey de hocası Kadızadeye büyük önem verip, onun için bir medrese ve rasathane yaptırdı. Kadızade-i Rumi, bu rasathanede yaptığı gözlemler neticesinde eski Yunan bilginlerinin elde ettiği birçok bilginin hatalı olduğunu saptadı. Astronomik cetvel ve tabloların tekrar düzenlenmesiyle yakından ilgilendi. Kadızade-i Ruminin en dikkat çekici çalışmalarından biri sinüs 1i hesaplamasıdır.
Ali Kuşçu
Türk-İslam Dünyası astronomi ve matematik alimleri arasında, ortaya koyduğu eserleriyle büyük bir üne sahip Ali Kuşçu, astronominin önde gelen bilginlerinden olarak kabul edilir. Özellikle bu iki alanda çağının sınırlarını aşacak kadar önemli eğitim ve öğretim çalışmalarında bulunmuştur.
Fatih Külliyesinde bir güneş saati yapan Ali Kuşçu, İstanbul un enlem ve boylam derecesini belirlemiştir. Ayın ilk haritasını çıkaran Ali Kuşçunun adı bugün Ayın bir bölgesine verilmiştir.
Ali Kuşçunun astronomi ile ilgili en büyük eserlerinden biri Risale-i fil Heye (Astronomi Risalesi)dir. Matematik alanındaki büyük eseri Risale-i Hisap (Aritmetik Risalesi)dir. Risaletül-Fethiye adlı eseri ise 19. yüzyılda, İstanbul Mühendishanesinde (İstanbul Teknik Üniversitesi) ders kitabı olarak okutulmuştur. Bu eserde, gök cisimlerinin yere olan uzaklığına yer vermiş; ayrıca dünya haritasını da kitabının sonuna eklemiştir. Burada yerkürenin eksenindeki eğikliği 23o3017 olarak belirlemiştir. Bu, günümüz modern astronomi verilerine (23o27) oldukça yakın bir değerdir.
Akşemseddin (1389-1459)
Ünlü Türk bilgini ve hekimi olan Akşemseddin, genç yaşta çeşitli ilimler konusunda başarılar elde etmiş ve iyi bir tıp tahsili yapmıştır. Hastalıkların insanlarda birer birer ortaya çıktığını sanmak yanlıştır. Hastalıklar insandan insana bulaşmak suretiyle geçer diyerek önemli bir konuyu vurgulamıştır.
Sultan II. Murat ve II. Mehmet’e yakınlığıyla tanınan Akşemseddin’in, yaptığı ilaçlarla saray ve çevresinde birçok hastayı iyileştirdiği bilinmektedir. Akşemseddin’in son derece büyük önemi olan iki büyük tıbbi eseri halen tıp literatüründe önemlerini korumaktadır.
Uluğ Bey (1393-1449)
Özellikle astronomi ve matematik ilimlerinde çalışmalar yapan Uluğ Bey, genç yaşına rağmen yaşadığı dönemde ilmi çalışmalara öncelik vermiş ve 1417 yılında astronomi alanında çalışmaları genişletmek için medrese yaptırmıştır. El Kaşi ve Kadızade-i Rumi gibi döneminin en ünlü bilim adamlarını bu medresede toplayan Uluğ Bey, sekiz ondalık kesre kadar doğru olan kesin sinüs ve kosinüs tabloları ve küresel trigonometri formülleri konusunda çalışmalar yapmıştır.
Medresenin ardından 1428 yılında Semerkantta yaptırılan gözlemevinde özellikle Batlamyusun yaptığı çalışmadan beri ilk kapsamlı yıldız cetveli olan Uluğ Beyin Yıldızlar Cetveli önem taşımaktadır. Bu yıldız kataloğu 17. yüzyıla kadar astronomi çalışmalarına kaynaklık etmiştir. Ayrıca bu gözlemevindeki gözlemler, o zamana kadar kesin doğru olarak kabul edilen Batlamyusun hesaplamalarındaki birtakım yanlışları da ortaya çıkarmıştır.
Gözlemevindeki gözlemler sonucu elde edilen veriler, Uluğ Beyin oldukça doğru bir saptamayla bir yılın uzunluğunu 365 gün 5 saat 49 dakika 15 saniye olarak hesaplamasını sağlamıştır. Uluğ Beyin ilim dünyasına diğer katkıları ise Güneşe, Aya ve gezegenlere ilişkin elde ettiği verilerdir.
Yazan:sedat kaya Tarih: Eyl 14, 2010 | Reply
Selamın Aleyküm, öncelikle şu batıcılıktan yada adı her neyse çok sıkılmaya başladım.bir kere bu makaleyi yazan yazarın halk arasında söylenen tabiri caizse,beyaz türkler’den olduğu kanısındayım.Kendisini bu toplumun değer yargılarından ayrı tutarak sormuş: neden müslümanlar çağa uyumsuz?neden içinizden ünlü fizikçi,matematikçi,ressam vs çıkmıyor?Bu ifadeler bilimsellikten uzak ve alaycı ifadeler.Eğer biraz tarihi araştırsaydı bin yıl önce batı medeniyetinin orta çağın karanlığında yaşıyor olduğunu görürdü.Birkaç örnek verelim.Mesela avrupalılar Müslümanlarla karşılaşmadan önce tuvalet nedir bilmiyorlardı.Sara krizi geçiren hastaları veya delileri içine şeytan girmiş diye canlı canlı yakıyorlardı.Kızıl saçlı kadınları cadı diye yakalayıp öldürüyorlardı.Eğer bir kişi kilisenin görüşlerine aykırı en ufak bir söz söylese engizisyon mahkemesi tarafından sorgusuz sualsiz idam ediliyordu.Din adamları insanlara cennetten arsa satıyorlardı.O dönemlerde kitaplar çok nadir bulunur ve bu kitaplar zincirlerle duvara bağlanır öyle okunurdu.Daha birçok örnek var ama benim ilk aklıma gelen bunlar.İslam dünyası ise bilimde sanatta,kültürde,mimaride,ticarette çığır açmıştır.Büyük bir uygarlık kurmuştur.Hadisler:
İlim öğrenmek kadın, erkek herkese farzdır.
İlim Çin’de bile olsa gidiniz.
Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz.
Her şeyin bir yolu var. Cennetin yolu ilimdir.
Alimin uykusu cahilin -nafile- ibadetinden hayırlıdır.
Mahşer günü alimin mürekkebi, şehidin kanından daha kıymetlidir.
Hikmet (ilim) müslümanın kayıp malıdır. Nerede bulursa alsın.
Ben ilim şehriyim, Ali de bu şehrin kapısı
İnsanların en kötüleri, ilmini kötüye kullanan alimlerdir.
Alimin ölümü alemin ölümü gibidir.
İlmin esirgenmesi helal olmaz.
Bir saat tefekkür (Düşünme, düşünüş), altmış yıllık nafile (Fazladan kılınan namaz veya tutulan oruç) ibadetten hayırlıdır.
Muhakkak ki alimler, peygamberlerin mirasçılarıdır.
Kim bir ilim öğrenmek için bir yola sülûk ederse Allah onu cennete giden yollardan birine dahil etmiş demektir. Melekler, ilim talibinden memnun olarak kanatlarını (üzerlerine) koyarlar.
Semavat ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar, âlim için istiğfar ederler.
Âlimin âbid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir.
Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, ama ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasib elde etmiştir.
Faydasız bilgiden Allah’a sığınırım.
Ya öğreten, ya öğrenen, ya dinleyen ya da ilmi seven ol. Fakat sakın beşincisi olma; (bunların dışında kalırsan) helâk olursun.
İlmi öğrenip de başkalarına dağıtıp nakil etmeyen insan, altınları gömüp onu sarf etmeyen, ondan yedirip içirmeyen kimseye benzer.
Allah’u Teâlâ kıyamet gününde âlimleri toplayarak buyuracak ki: ‘Ben size sırf hayır murad ettim. Bunun için de kalblerinize hikmeti koydum. Haydi girin Cennetime. İşlediğiniz kusurlarınızı mağfiret ettim.
Kim kendisine ilmî bir mes’ele sorulur da onu gizler, söylemez ise Allah, onun ağzına kıyamet günü ateşten gem vurur.
“Âlimlere tabi olun! Çünkü onlar, dünya ve ahiretin ışıklarıdır.”
“Âlimler, kurtuluş yolunu gösteren birer rehber ve kılavuzdur.”
“Âlimler olmasaydı, insanlar helak olurdu.”
“Bilmediklerinizi salih[âlim]lerden sorup öğrenin!”
“ İlmin yarısı, soru sormaktır.”
Ayetler
“ De ki: “ Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Zümer : 9
“ De ki: Rabbim ilmimi arttır!” Tâhâ : 114
“ Yaratan Rabbinin adıyla oku. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir. O ki kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmediğini öğretti.” Alâk : 1,3,4,5
” Hikmeti (ilmi) dilediğine verir. Hikmet verilen kimseye çok hayır verilmiştir. Bunu ancak sağduyu sahipleri düşünüp anlarlar.” Bakara : 269
“ Kulları içinden ancak alimler, Allah’tan gereğince korkar.” Fâtır : 28
“ Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, onların yanından (hiç düşünmeden) yüz çevirerek geçerler.” Yusuf : 105
“ Allah, sana Kitab’ı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti.” Nisa : 113
“ Allah demişti ki: “ Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla, hani seni Ruhu’l Kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i öğrettim.” Maide : 110
“ Evlerinizde okunan Allah ayetlerini ve hikmeti hatırlayın.” Ahzâb : 34
“ Geceyi, gündüzü, güneşi ve ay’ı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da O’nun emriyle (size) boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz bunda aklını kullanan aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.” Nahl : 12
“ Allah bilendir, hikmet sahibidir.” Nur : 58
“ Aklınızı kullanmıyor musunuz?” Bakara : 44
“ Size ayetlerini gösterir ki düşünesiniz.” Bakara : 73
“ Düşünürseniz size ayetleri açıkladık.” Âl-i İmrân :118
“Bilmiyorsanız ilim erbâbına sorunuz. ” Nahl : 43
“ Bu misalleri ancak âlim olanlar anlar.” (Ankebut 43) “muştur.
Yazan:sedat kaya Tarih: Eyl 14, 2010 | Reply
şimdi biraz bilimin gelişmesini sağlayan İslam alimlerini tanıyalım; BİRUNİ(973-1051):Galilei ‘den 600 yıl önce dünyanın döndüğünü söylemiştir.(galilei bunu söylediği için kilise afaroz etmiş ve engizisyon mahkemesi tarafından yargılanmıştır.Daha sonra söylediklerini inkar ederek hayatını kurtarmıştır.)EBU’L VEFA(940-988):Yoğunluk aleti piknometre, matametikte kosinüs formülü, sekant, kosekant kavramaları ve üçgenin alan formülleri.EBU BEKR ZEKERİYYA RAZİ(865-925):İlk göz ameliyatı, bağırsağın ameliyat dikişlerinde kullanılması, ameliyat sonrası oluşan iltihapları çıkaran seton (kıl fitili) Petrolün ilk defa damıtılıp naft adı altında kullanılmaya başlanmasıEL CEZERİ(1136-1206):İlk robotlar ve sibernetik ilmi. Ayrıca pistonlu motorlarda kullanılan ve doğrusal hareketi dönme hareketine çeviren krank mekanizması.CABİR BİN HAYYAN(721-815):Çeliklerde paslanmanın önlenmesini sağlama.Maddenin en küçük parçasının cüz-ü la yetecezza (atom) olarak tarifi ve parçalandığında Bağdat’ın altını üstüne getirebilecek enerjiyle yüklü olduğunun tespiti.LAGARİ HASAN ÇELEBİ(1633):Barutla çalışan iki katlı ve yedi kollu bir roketle, 2.5 km yol katederdek uçuş denemesi yapılması.ULUĞ BEY(1393-1449):Dünya’nın Güneş etrafındaki dönüşünün 365 gün 6 saat 9 dakika 6 saniye olduğunun günümüzdeki değerden sadece 58 saniyelik farkla hesaplanması.HAZİNİ(1100-1155):Newton’dan 500 yıl önce yerçekimi ivmesinin bulunması.EBU’L HEYSEM(965-1051):Görme hâdisesi ve anatomisinin açıklanması; karanlık oda, mercek, prizma, aynalar, optik, atmosfer basıncı, atmosfer tabakasının kalınlığı gibi konularda öncü çalışmalar.EBU YUSUF EL KİNDİ(796-872):Einstein’dan 1100 yıl önce rölativite (izafiyet-görecelik) teorisinin ortaya atılması.
Yazan:sedat kaya Tarih: Eyl 14, 2010 | Reply
Yukarda da zikredildiği gibi bütün bu Müslüman bilim adamları bu gün bile bilim ve teknolojide kullanılan temel formül,teknik ve matematiksel değerleri bularak günümüzde hayatımızı kolaylaştıran pek çok icatların temelini atmışlardır.Batı gerçekten bilim,teknoloji ve sanatta ilerlediyse bunu müslümanlara borçludur.Bunları alırkende kanla almışlardır.Haçlı seferlerinde yaptıkları yağma,talan ve vahşeti bir çok insan bilir.vahşet o kadar büyüktürki bugün bile hala izlerini sadece tarihi eser ve metinlerde değil insanların zihinlerinde ve kalplerinde yaşamaktadır.Amerikanın keşfedilmesi ile yeni ve güvenli ticaret yollarını bulan batılılar,keşfettikleri bu yerlerde de boş durmamış,karaya ayak basar basmaz katliama girişerek buralardaki yerli nüfusu sindirerek,onları köleleştirip asimile ederek onların zenginliklerini,emeklerini ve yaşam alanlarını gasp ederek onları yok etmişlerdir.Üstelik bunu sadece amrika kıtasındaki yerli halklara yapmamışlar,afrika ve asyadaki yerli halklara da yapmışlardır.Bu günde bu vahşeti farklı metodlarla sürdürüyorlar.İşte kapitalizmin vahşi yüzü ortada.Dünyadaki kaynakların yüzde seksenini yalnızca yüzde yirmilik bir kesim tüketiyor.Kalan yüzde yirimlik kaynağı ise dünya nüfusunun yüzde sekseni paylaşıyor.Bu bile bize yapılan bu sömürünün ve kölelik düzeninin boyutlarını gözler önüne seriyor.Söz gelimi milyarlarca dolarlık maden rezervi olan bir afrika ülkesinde yüzbinlerce insan kitlesel bir şekilde açlıktan ölüyor.Bütün bunlar ise vahşi kapitalizmin soğuk yüzünü gözler önüne seriyor.Peki ozaman şu soru akla gelebilir.Acaba bizim bu noktaya gelmemizde hatalar olmamışmı?Tabiki birçok hatalar olmuş.Bunları kimse inkar edemez.Bir rehavet olmuş.Ama bizim artık şu aşşağılık kompleksinden kurtulmamız lazım.Bilime,eğitime önem vermemiz lazım.Hala tam anlamıyla sanayileşemedik.Osmanlı döneminde matbaa 100 yıl sonra geldi tamam bazı nedenleri vardı ama bunlar mazeret olamaz.Cumhuriyet döneminde de malesef bu hastalık devam ediyor.Mesela nükleer enerji dünyada elli yıldır kullanılıyor biz daha yeni santral kuracağız o da seneler sürecek.artık üzerimizden şu ölü torağını atmamız gerek.herkes elinden ne geliyorsa karınca kararınca yapmak zorundadır.Bizler batının kültürünü değil ilmini almalıyız.Ordaki gelişmeleri takip edip kendi yararımıza kullanmalıyız.Yoksa işte falan marka şu arabayı çıkartmış hemen alalım,falan şirket şöyle güzel telefon yapmış hemen sıraya girelimle gelişme olmaz.Bizden bişey olmaz,bizbirşey yapamayız,yapsakta bişeye benzemez gibi sözlerle ümitsizlik ve yılgınlığa düşmeyelim.Çocuk bile düşe kalka yürümeye başlıyor.Emeklemeden yürümeyi öğrenemezsin.ben bir gün müslümanların yeniden muhteşem bir uygarlık kuracağına inanıyorum.Allaha emanet olun kardeşlerim.
Yazan:selahattin Tarih: Nis 1, 2011 | Reply
kaliteli bir site tşk
Yazan:Bora Tarih: Nis 3, 2011 | Reply
Müslümanlar neden mutsuz peki? Bırakalım önemli insan çıkarmayı, daha insan yani birey çıkaramıyor islam toplumları. Müslüman ülkelerinde gençler neden hayattan ümidini kesmiş, isyanlarda? Gençliklerini yaşayabiliyorlar mı, yoksa ebeveynlerinin dayattıkları kurallarla, onların kontrolünde mi yaşıyorlar? Neden bu ülkede bir kızın en doğal insani güdüsü olan cinselliği istediği zaman ve yerde yaşamak istemesi bir cinayet sebebidir, ailesi ve hatta sülalesi, aşireti için bir utanç sebebidir, kabullenilemezdir? Doğaya bir dönün bakın, bir de bizim ülkemize. Ne kadar içinde yaşadığımız dünyanın, doğanın zıttına zıttına gidiyoruz? Türkiye’de duymaya aşırı alıştığımız bebek-çocuk ağlamasını Avrupa’da neden hiç duymazsınız, hiç düşündünüz mü? Bir araştırmaya göre ülkemizin %60′ının ciddi psikolojik desteğe ihtiyacı var. Benliği, iradesi, hevesleri, heyecanı, yaşama sevinci ‘nefis, şeytan’ diye adlandırılıp öldürülmüş, sadece dünyadaki acılar gösterilip ağlamakla mükellef kılınmış, melankolikleştirilmiş, kişiliksiz müslüman gençleri hangi iradeyle bilimsel araştırma yapacak da özgün bir eser meydana getirebilecek? Yaşayan ölüler gibiler, hipnotize edilmişler. Ne istediklerini bilmiyorlar. Hep birileri onların yerine onların hayatlarını planlıyor, programlıyor. Hangi yaşta ne yapacağı belli. Annesi artık evlilik yaşının geldiğini söylüyor, evleniyor, artık torun istiyorum diyor torun veriyor. Velhasıl Türkiye’de bir kişi annesi babası kayınpederi, kaynanası ölene ya da bunayana kadar kendi iradesiyle hiçbir karar alamıyor. Ailesi bırakıyor, abileri ablaları, reisleri sürüklüyor bunları bi yerlere. Hep bir yerlere sürüklenerek yaşıyorlar. Kafası çalışan insanlar için tahammül etmesi çok ama çok zor bir ülke Türkiye.
Herşey başarılı bir ekonomi mi? Dubai’deki insanlar mı daha mutlu ve özgür, Newyork’takiler mi? Neden Fethullah Gülen müslüman ülkelerde değil de, yalnızca ABD’de barınabildi? Çünkü islam; toleransı, hoşgörüyü kaldıramayacak hale geldi. İslam toplumlarında önemli, büyük insanlar hep savaş kahramanlarıdır, büyük kumandanlardır. İslam toplumları sadece iyi savaşan, karşısındaki ‘kafir’leri en iyi haklayanları taltif eder. İslam tarihine bakıldığında da hep en önemli, en öndeki kişiler en çok fetih yapmış, en çok adam öldürmüş kişilerdir. Bir taht için kardeşini öldüren, falanca ‘kutsal emanet’i almak için müslüman-gayr-ı müslim ayırtetmeden binlerce kişiyi kılıçtan geçiren kişiler ‘mübarek’ olur. Söz konusu islamın yayılmasıysa gerisi teferruat olur.
Yazan:MY Tarih: Nis 3, 2011 | Reply
Bora Bey Selam,
sanirim yukaridaki sözlerinizin içinde Islam yerine “Hristiyanlik” kelimesini koyarak yazsaydik 8ci asirdan 16ci asira kadar bütün bati avrupa’da geçerli olurdu. Ama ayni dönem islam cografyasina biraz zor uyardi. Yine yukaridakine benzer sözleri bugün hundizm için söyleyebiliriz. Güney Amerika’da katoliklik için söyleyebiliriz. Marx 1800′lerde protestanlik için söylemisti.
Islam’in kendisinin, Hakikat’inin ne oldugu sonsuza kadar tartisilabilir. Herkes “benim Islam anlayisim bu kardesim” diyebilir. Endonezya’nin bazi yerlerinde “karada ALLAH’a siginirim, denizde ise Deniz Tanrisi’na” diyen Müslümanlar(!) var. Bu sebeple Islam’in (bana göre) ne oldugunu tartismakta fayda görmüyorum.
Ama yukarida söylediginiz bir çok sey dogru ve günlük hayatimiza tekabül ediyor.
1)Komutanlarin, savasin, siddetin yüceltilmesi,
2)Cinsellik konusunda abuk-subuk baskilar,
3)Aile içindeki hiyerarsik yapi…
Bütün bunlarin Islam’a dayandirilmasi, din ile temellendirilmesi, tartisilmaz zannedilmesi…
Özetle insanlarin Islam ile kurduklari iliskinin SAPIK oldugu söylenebilir. Bu tezi savunursaniz kendinize bir çok Müslüman müttefik de bulabilirsiniz.
Sorunun dinden degil “gelenekten” kaynaklandigina basit bir örnek: Afrika’da bazi Müslüman ülkelerde eksizyon denen bir operasyon var. Islam öncesinden kalma, sonradan din adina yapilan cerrahi bir operasyon, kadinlarin cinsel haz almasina engel olmak için yapiliyor. Bu yapilirken bir çok kadin ölüyor, sakat kaliyor vs vs.
En az bu is kadar sapik baska bir örnek, bizim gibi laik(!) ülkelerde ölen askerlerin sehit ilan edilmesi hem de genel kurmay baskani tarafindan! Yani Genel Kurmay baskaninin Ahiret’ten haber vermesi!
Uzatmayalim, fasist devletler, baskici babalar, az maas vermek isteyen patronlar… Eziyet etmek isteyen her güç elinde ne varsa kullaniyor. Din de yerine göre müsait bir alet haline geliyor, getiriliyor.
ilginizi çekerse bu konulari ele aldigimiz iki kitabimizi önereyim:
Müslüman’ın Zaman’la imtihanı
Sunuş: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? Müslüman’ın Zaman’la imtihanı adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.
Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”
Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.