RSS Feed for This Post

Açılımda Yanlış Giden neydi?

[23 Haziran 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Tek bir PKK saldırısında tam 11 can verdik. Son bir ayda ise 40. Hepsine Allah’tan rahmet, acılı ailelerine de sabır diliyorum. Bu terör dalgasını lanetlemekte sonuna kadar haklıyız. Ancak öfkeyle bir yere varamayacağımız da kesin. Aksine, biraz serinkanlı düşünmek, “onca açılım gayretinden sonra niye dönüp dolaşıp yeniden bu noktaya geldik” diye adam akıllı sorgulamak gerek.

İlk yapmamız gereken ise, Türkiye’nin 1984′ten beri ısrarla çiğnediği bir takım eski sakızların yeni versiyonlarını üretmekten vazgeçmek. Son haftalarda epey popüler olan “bu işin arkasında İsrail var” söylemi, işte böylesine bir yanlış.

Evet yanlış, çünkü böyle büyük iddialar kanıtlanmadığı sürece ciddiye alınamaz. “Şu aralar İsrail bize kızgın, PKK da bizi vuruyor, demek ki bunu İsrail yaptırıyor” gibi mantık yürütmeler de ciddiye alınamaz.

Anlamamız gerek ki, PKK, her ne kadar bir dizi “dış mihrak”tan hakikaten konjonktürel destekler bulmuş olsa da, kendine göre hedefleri, amaçları ve “eylem takvimi” bulunan bir örgüt. Nitekim son aylarda PKK cephesinden gelen sinyallere bakanlar, örgütün kendi gerekçeleri uyarınca şiddeti tırmandırmaya karar verdiğini açıkça görebilirlerdi.

PKK’yı İsrail’e veya bir başka dış güce bağlayıp durmanın tek zararı ise, uluslararası kamuoyu karşısında irrasyonel duruma düşmemiz değil. Asıl zarar, bizzat Türkiye içinde irrasyonel bir ortam yaratmamız. Çünkü bu bitip bilmeyen “dış mihraklar” edebiyatı, PKK’nın kitlesel tabanı olan bir örgüt olduğu gerçeğiyle yüzleşmemizi engelliyor. Bu yüzden de o “dış mihraklar”a hadlerini bildirir, içerideki “üç-beş çapulcu”yu da tepelersek, sorunu çözmüş olacağız sanıyoruz.

Aslında AK Parti hükümeti, bu klasik “Ankara körlüğü” ile çıkmamıştı yola. Aksine, cumhuriyet tarihi boyunca başka hiç bir hükümetin göstermediği bir vizyon ve cesaretle “açılım”ı başlatmıştı. Bu kritik sürecin iki ayrı boyutu vardı:

Bir, dil ve kültür alanında reformlar yoluyla Kürt vatandaşların hak ve özgürlüklerini genişletmek.

İki, PKK’yı şiddeti durdurmaya ve silah bırakmaya ikna etmek.

İlk boyutta yapılanların ve yapılması hedeflenenlerin hepsi doğruydu. Ancak ikinci boyutta açılım tıkandı. Bir taraftan PKK’nın uçuk taleplerinin kabul edilemezliğiyle bir taraftan da “Habur olayı”nın yarattığı tepkiyle karşılaşan hükümet, açılımı “PKK’ya rağmen”, hatta onun gücünü kırarak yürütme yoluna girdi. Ardından KCK operasyonları ve “kelepçeli belediye başkanları” geldi.

Bu işin arkasında da daha ziyade emniyet güçlerinin ve o ekolden gelen bazı uzmanların perspektifi yatıyordu. Bunlar, “KCK’ya iyi bir darbe indirirsek açılıma devam etmek için önümüz açılır” gibi bir hesap yaptılar.
Geldiğimiz nokta ise sanırım bu hesabın tutmadığını gösteriyor.

Bir başka deyişle, “askeri yaklaşım”dan zaten hiç hayır gelmiyordu ama, buna alternatif olarak ortaya çıkan “polisiye yaklaşım” da meseleyi çözmeye yeterli olmayabilir.

İhtiyacımız olan şey ise, hep eksik kalan “siyasi ve sosyal yaklaşım”. Yani, PKK’nın sadece “örgüt kadroları”ndan değil, aynı zamanda geniş bir “kitle”den güç aldığını görecek, bu kitlenin siyasi, sosyal ve hatta psikolojik yapısını anlayacak bir yaklaşım.

Bunu bir anlayalım ve ima ettiklerini çekinmeden tartışabilelim ki, bu sorun hakikaten nasıl çözülür, kan nasıl durur, oturup konuşabilelim.

Yoksa, inanın, bu gidiş hiç iyi değil.

Share on Facebook

1 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 6 Yorum

  2. Yazan:Blogcular Tarih: Haz 28, 2010 | Reply

    PKK’nın uçuk talepleri

    Öcalan’ın yol haritasında uçuk talepler olduğu yönünde haberler medyaya yansımıştı. peki nedir bu uçuk talepler? bilen yok. bilsek de tartışabilsek.

  3. Yazan:ali duman Tarih: Haz 28, 2010 | Reply

    Açılımın başarısının en büyük ölçütü, kürt halkının ne istediği, bu taleplere karşılık neler verilebildiği ile ilişkilidir.

    Açılımın başarısını, -hiç bir zaman hükümeti muhatap görmeyecekleri için- pkk ya da bdp nazarında ölçme şansımız maalesef mevcut değildir.

    öcalan yakalanmamışken yaptığı açıklamalarda genelkurmayı muhatap gördüğünü açıklamaktaydı.
    bu önemli bir ayrıntıdır, çünkü esasında öcalan bu yaklaşımını bugün dahi sürdürmektedir.

    pkk ve bdp, bugün dahi kürt sorununun çözümü için VESAYETÇİ sistemi muhatap almaktadır. Açılımın etkisizleştirilmesinde yatan en büyük hakikat budur.

    Açılım, vesayetçi statüko tarafından engellenirken, diğer taraftan da sorunun çözümü için vesayetçiliği muhatap kabul gören bdp ve pkk anlayışı nedeniyle engellenmektedir.

    Evet, bazılarının iddia ettiği gibi, hükümet açılımı alt yapı hazırlığı yapmadan başlatmıştır, eksiklik varsa giderilmelidir, zira açılımda devam edilmesi, ısrar edilmesi bdp, pkk’da olmasa bile mutlak suretle kürt halkı nezninde karşılığını bulacaktır, zira kürt halkının çaresizliğinden nemalanmak bir siyaset tarzı olmamalıdır, kürt halkı sırtından geçinenleri yeri geldiğinde sırtından atmasını da bilir.

    habur olayına gelince, habur olayı ulusalcı faşistlerin bir korku tabusu haline getirdikleri gibi bir olay değildir, tam tersine habur olayı kürt halkının barışa olan özlemini en bariz şekilde gösteren muhteşem bir olaydır, kürt halkı hem türk ırkçılarını hem de kürt milliyetçilerini şaşkına çeviren bir eylemi gerçekleştirmiş, barışa olan özlemini yüzbinleri habura dökerek göstermiştir, habur olayını bir korku haline getirenleri ifşa etmek gerekir, haburdan korkanlar aslında barıştan ve demokrasiden korkmaktadırlar, kürt halkının barışa olan özlemini hiç utanmadan, sıkılmadan korkulacak bir tabu olarak sunmuşlardır. bu meşrebten başka ne beklenebilirdi ki.

    ancak ne varki işin garip tarafı habur olayının barışa olan bir çoşku seli oluşuna bdp’de sahip çıkmamış, doğru olanı göstermek yerine, statükocuların yapmış olduğu propagandaya boyun eğmiştir, muhtemeldir ki, bdp de kürt halkının barışa göstermiş olduğu teveccühten korkmuş olmalı, zira başka bir açıklaması yok bunun.

    habur çoşkusuna sahip çık(a)mayan, ergenekona, jiteme, faili meçhullere karşı bir duruş sergile(ye)meyen bdp, belli ki çözüm için muhatap olarak vesayetçi sistemi kabul görmektedir, zira yürütmüş olduğu tüm siyaset bunu desteklemektedir.

    chp ve mhp gibi anayasa oylamasına katılmaması dahi attığı her adımda aleni veya örtülü bir şekilde milliyetçi, ırkçı ve vesayetin temsilcisi partilerle aynı paralelliktedir.

    bu durum açılım dahil hiç bir çözümde akp ile işbirliği içinde olmayacağının en bariz göstergesidir.

    nerde kalmıştık, açılımın alt yapısı eksik diyorduk,

    önemli bir eksiği tamamlamak için işe, öcalanın mahkumiyet şeklinin değiştirilmesiyle başlanabilinir, öcalanı öncelikle vesayetin mahkumu olmaktan kurtarmak gerekir. Bu bile başlı başına böylesi önemli bir sorunda çözümü için rüştünü ispat edebilme, yetkiyi ele alabilme göstergesine bir işarettir. (aksi takdirde hükümet olur, iktidar olamazsınız)

    aksi takdirde vesayet mahkumu öcalan, vesayetin kontrolünde örgütünü yönetmeye, milli irade ise sorunun çözümünde vesayetin gerisinde kalmaya devam edecektir.

    yazımın en başında da ifade etmiş olduğum üzre bir başka yol daha var ki o biraz zaman alıcıdır, zira ne pkk ne bdp, her ikisi de en nihayet vekildir, vekiller bir yana işin aslına rücu etmek gereklidir, zira -kürt halkının hiç bir sorununa bir çözüm üretmeyen- vekiller zaten bu kafayla azledileceklerdir, yeterki açılımda ve çözümde ısrarcı bir iktidar iradesi her daim olabilsin.

    son söz; “kiminle savaşırsan onunla barışırsın”
    işin birinci kısmı; pkk ve öcalan vesayetle savaşıyor, o yüzden en önemli muhatabı genelkurmaydır, işin can alıcı ikinci kısmı ise; bu bir danışıklı dövüştür, bu bir sahte savaştır, her iki tarafta bu savaştan nemalanmaktadır, biri vesayetçiliğini devam ettirmekte, iktidar borusunu öttürmekte, diğeri de kürt halkı üzerinde iktidar olmaktadır, her iki türlü de pis ve şikeli iktidar kavgasıdır.

    işin can alıcı diğer yanı ise, birinci husus alenidir, ikinci husus örtülüdür. ne varki örtülü kısmın örtüsünün kalkması da an meselesidir, biraz mit’in, birazda ergenekon savcılarının cesaretine bakmaktadır.

  4. Yazan:denis Tarih: Haz 28, 2010 | Reply

    Bol laf, sıfır icraat. Bolca açılımdan bahsedildi ama dişe dokunur bir açılımda bulunulmadı. Asıl önemlisi açılımla ne hedeflendiğine karar verilmesi lazım. DTP’nin tabanını daraltıp marjinal bir parti haline getirmek mi, yoksa kürtlerin temel hak ve özgürlüklerini koşulsuz iade etmek mi? DTP’yi, PKK’yi, Öcalan’ı tasfiye etmek isteyen bir açılımın başarı şansı yoktur. Değil müzakere etmek, Kürt halkının meşru temsilcilerine operasyon yapan bir iktidarın açılım şansı yoktur. Kulağımızı tersten göstermeyelim.

  5. Yazan:ali duman Tarih: Haz 28, 2010 | Reply

    bu işi uzmanından daha iyi bilecek değiliz ya;

    polis akademisi öğretim üyesi prof.dr. idris bal;

    neşe düzel’e verdiği roportajda ergenekon ile pkk nın derin ilişkilerini vurgularken, ergenekonun devlet içerisindeki (ordu, yargı, emniyetteki) uzantılarının tasfiyesi mümkün olmadıkça açılımın, barışın ve dahi demokrasi mücadelesinin başarılı olma şansının olmadığını ifade etmektedir.

    burdan da anlaşılmaktadır ki, pkk derin devlet ürünüdür, pkk’nın ipi derin devletin elindedir, derin devlet ile pkk’nın çıkarlarının örtüşüyor olması da, eylemliliklerinin örtüşüyor olması da tesadüf değildir. her iki çağdışı kalmış yapılanmanın en son eylem ortaklığı, hükümeti yıkma ve hükümeti yıpratma üzerine kurulu, ancak ne var ki, 20nci yüzyıldan kalma bu soğuk savaş dönemi taktiklerinin bugün uygulanma şansı kalmamıştır.

    iflas eden paradigmanın çaresizliği 20 nci yüzyıla çakılı bırakıyor, kendi kendini.

    prof. dr. idris bal’ın okunmasını tavsiye ediyorum, bu konuyla da çok ilişkili, zira doğru söze ne denir ki?

    not:son derece etkili ve vurucu silahlarla donatılmış ordunun, 200kg.lık duçka roketatarını ancak 4 katırla taşıyabilen, bu “katır”lı örgüte karşı niye başarılı olamadığını da bir türlü anlamlandıramıyorduk, bugün anlıyoruz ki, bu bir sahte oyunmuş, bu bir sahte savaşmış. general diyor ki, “onları çoban sandık, hayvan sandık” bu lafın elle tutulur bir tarafı var mı? karakola baskın yapılıyor, beklenen yardım 30saat geçiyor yine gelmiyor, o zaman o helikopterler, o uçaklar niye var? heronlarla herşey ayna gibi izlendiği halde, istihbarat alındığı halde gereken yapılmıyor, göz göre ölümlere meydan veriliyor, bunun ahı çıkar elbet, kalmaz kimsede, bu halka ihanet eden enver ve troykası nasıl ki belasını bulduysa, bugünün hainleri de belalarını bulacaktır mutlaka, bu ülke halkını bu denli ahmak yerine koyup kandırmaya kimin hakkı var? 30 yıldır yalan söyleniyor, 30 yıldır sahte bir savaş sürdürülüyor, bu sahte savaşlar için ise neler feda ediliyor neler. elbette günün birinde hepsi birer birer meydana çıkacak. 20 yıldır profosyonel ordudan söz ediliyor, bir arpa yol alınmadı, kuyruk sıkışınca günü kurtarma adına bu laflar ortaya atılıyor, sonra balık hafızalı halk nasıl olsa unutup gidiyor, ellerinin altında zihin bulandırmaya yarayan hortumcu bir medya grubu da var, kendin çal kendin oyna durumu, ancak ne varki deniz bitti, buraya kadarmış, bu pisliklere tanıklık yapmışlar var, emekli olmuşlar var, susuyorlar, nereye kadar susacaklar, konuşsunlar artık, itiraflarda bulunsunlar artık, bulunsunlar ki, bu pislik çıksın ortaya, bu ölümler dursun artık, konuşmayanlar, korkup susanlar bilsinler ki konuşmamak vatana, millete, insanlığa yapılmış en büyük ihanettir.

  6. Yazan:denis Tarih: Haz 28, 2010 | Reply

    Ben size çatışmalara son verecek formülü söyleyeyim.

    Kürt kimliğine anayasal güvence. Demokratik özerklik çerçevesinde siyasal ve kültürel özgürlüklerin koşulsuz verilmesi. Anadilde eğitim. Genel Af..

    Kısaca sorun şudur: tc devleti, Almanya’daki türkler için talep ettiği şeyleri kendi vatandaşı kürtlere veriyor mu, vermiyor mu? Ülkeye AB standartlarında demokrasi gelecek mi gelmeyecek mi? Artık anlaşılması gerek ki 21nci yüzyılda Kürtleri 2′nci sınıf vatandaşlığa mahkum edemezsiniz. Asıl mesele budur. Gerisi fasa fiso. Kürtlerin özgür, eşit yurttaşlık hakları tanındığında bu savaş anında biter. Milyonlarca kürdün tek istediği türklerle aynı haklara sahip olmaktır, fazlasını isteyen yok. Zaten artık tc akıntıya kürek çekiyor ama savaşı umutsuzca sürdürme politikaları yüzünden bir hiç uğruna gençlerin ölmesine neden oluyor.

  7. Yazan:MY Tarih: Haz 29, 2010 | Reply

    Sayin Denis,
    haklisiniz, almanya’da polis Türkçe ögreniyormus simdi:
    http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=1000465&title=alman-polisler-turkce-ogreniyor

    mesela bir Kürt Almanya’da veya Fransa’da mahkemelik olsa Kürtçe tercüman alir. Türkiye’de uzun yillar bir tabuydu bu. Türkiye’ye 1 haftaligina gelmis bir avrupaliya tanidigimiz tercüman hakkini kendi vatandasimiz olan Kürtlere tanimadik. Hala da konunun çözüldügünden emin degilim. Bundan bir kaç sene önce okumustum, bir arsa satisi için notere giden bir Kürt kadincagiz Türkçe bilmedigi için bir sürü is açilmis basina.

    3-5 kelime Türkçe konusabildiklerini görünce sorun yok saniyoruz ama bir çok Kürt hâlâ Türkçeyi bizim orta okulda ögrendigimiz ingilizce gibi biliyor. Duygu ve düsüncelerini rahat ifade edemiyorlar Kürtçe disinda ki normal, adamlar Kürt. Ama kimse bunu anlamak istemiyor. insanlari kendi ülkelerinde gurbetçi gibi yasatiyoruz. Bunlarin elbette çözülmesi lazim.

    siddet yoluyla siyaset(!) yapanlarin elinden bu tür kozlar alinmali öncelikle. Yoksa “PKK silah biraksin, sonra görüselim” seklindeki yaklasim ile daha çok insan ölecek korkarim.

    Saygilar

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin