RSS Feed for This Post

Allah’ın Enstrümanı Olmak

 [9 Haziran 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Mavi Marmara’nın kahraman yolcularından biri, gazeteci dostum Hakan Albayrak idi. Ve Albayrak, İsrail saldırısına uğramadan 12 saat önce Akdeniz açıklarında yazdığı Yeni Şafak yazısında şöyle diyordu:

“Yarın ve sonraki günlerde başımıza nelerin geleceğini bilmiyorum. Ama yeni bir dünyanın şekillenmekte olduğunu ve ‘Gazze’ye Özgürlük Filosu’nun bu sürece önemli bir katkı teşkil ettiğini, Cenâb-ı Hakk’ın bizi büyük bir devrimde enstrüman olarak kullandığını iliklerime kadar hissediyorum.”

Bir başka gazeteci dostum Eyüp Can ise saldırının ertesi günü kaleme aldığı yazısında bu “enstrüman olma” hissiyatını eleştirdi. Hürriyet’teki köşesinde şöyle dedi:

“His bu, elbette herkes istediği gibi hisseder… Ama inanç-ülke-ideoloji ya da ‘büyük bir devrim’ adına insanları enstrümanlaştıran anlayışların geçmişte ne büyük felaketlere yol açtığını gördük. Hiçbir kutsal dava ya da devrim insandan daha kutsal değil.”

Fakat bence bu eleştiride iki farklı şey birbirine karışmıştı: Bir insanın kendi özgür iradesiyle kendini “enstrüman” haline getirmesiyle, bunun ona bir inanç, ülke ya da ideoloji tarafından zorla yaptırılması.

Bunlardan ikincisinin çok kötü bir şey olduğu konusunda Eyüp Can’la hemfikirim. Gerçekten de insanları kendi kollektif hedefleri açısından kullanılabilir ve hatta harcanabilir “araçlar” haline getiren her türlü doktrin ve sistem, korkunçtur.

Bu hedef ister “büyük proleterya devrimi”, ister “ilelebet payidar kalacak bilmemne cumhuriyeti” isterse de “ümmetin şanlı kıyamı” olsun, fark etmez. Her durumda da birileri, “arkadaş, biz seni bu önemli iş için enstrümanlaştıracağız, tepe tepe kullanacağız” diyerek özgürlüğünüze saldırmış olur.

Sizi “yaşken eğmek” için “zorunlu eğitim sistemleri” ve benzeri toplu endoktrinasyon mekanizmaları kurduklarında da durum aynıdır. Sonuçta bir takım adamlar kendi kafalarına göre bir “dava” belirlemiş ve sizi buna zorla eklemlemeye karar vermiştir.

Ama bunlar ayrı, bir insanın kendi hür iradesiyle bir “kutsal dava” benimsemesi ve onun için kendini tehlikenin önüne atması ayrıdır.

İlki özgürlüğe karşı bir saldırı iken, ikincisi özgürlüğün kullanımıdır.

Yanlış yorumlanmış bir “liberalizm” adına bu ikincisine karşı çıkanlar ise, sadece liberalizmin temel değeri olan özgürlüğü daraltmış olmazlar.

Aynı zamanda insanoğlunun “yüce bir dava için kendini feda etme” erdemini küçümsemiş olurlar.

Oysa tarihteki nice destan bu erdem sayesinde yazılmıştır. İlk Müslümanlar, kendilerine kızgın taşlarla işkence eden putperestlere karşı bu ruhla “Allah bir” diye haykırmıştır. İlk Hıristiyanlar kendilerini aslanların önüne atan Romalı barbarlara karşı aynı ruhla direnmiştir.

Eğer bu “yüce bir dava için kendini feda etme” ruhu olmasaydı, herkes “hiç bir şey benim canımdan daha kutsal değildir” deseydi, bu dünyada ne Mahatma Gandhi olurdu, ne Martin Luther King, ne de Rachel Corrie.

Ne de “Gazze’yi kurtarmak” için ölümün önüne atlayan dokuz şehid ve onlarca gazi.

Bakın, Başkan Obama dahi gece uyumadan önce şöyle dua ediyormuş:

“İsa adına günahlarımın bağışlanmasını, ailemin korunmasını ve Tanrı’nın dileğinin bir enstrümanı olabilmeyi diliyorum.” (Beliefnet, “Barack Obama: Praying to Be An Instrument of God’s Will”)

Bu “Allah’ın enstrümanı olma” duygusu, şiddet ve zulümle değil de barış ve iyilikle ifade bulduktan sonra, sadece meşru değil aynı zamanda saygıdeğerdir.

Gazzeli mazlumların yardımına koşanlara da analarının ak sütü gibi helaldir.

…Bu makale ilginizi çektiyse…

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…

Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.

Buradan indirebilirsiniz.

 

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın” çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda. “Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitapta liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

Share on Facebook

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 3 Yorum

  2. Yazan:MY Tarih: Haz 13, 2010 | Reply

    Liberal “özgürlük” ile Islâmî özgürlük arasindaki kopma noktasina isaret etmesi bakimindan kayda deger bir yazi olmus. idrak edene…

  3. Yazan:çuvaldız Tarih: Haz 15, 2010 | Reply

    Evet, Gazze yardım gemileri ilk Rüzgâr’ın peşinden sürüklenerek yola çıktı. Ardından vuku bulan fırtınamsı bir Rüzgâr’ın etkisi ile zıvanadan çıkanlar da oldu elbet! Hiçbir kovuk, delik, esen Rüzgâr’a kayıtsız kalamaz! Çıkardığı sesle de niteliğini, hacmini belli eder.

    Dinle! Uzaktan esip gelen rüzgârın sürüklenen sesini duyuyor musun? Dağlardaki ormanların ağaçları hışırdamaya, kıpırdanmaya ve sallanmaya başlıyor ve yüz arşın yüksekliğindeki devâsa ağaçların bütün kovuk ve deliklerinden farklı sesler çıkıyor.
    Burun gibi ağız gibi kulak gibi olan delikler var; bir kısmı da sütûn başlığı gibi dörtköşe, kimisi fincan gibi yuvarlak, kimisi de direk gibi. Bâzıları derin göletler gibi bir bölümü de sığ havuzlar gibi.
    Bundan ötürü bunların çıkardıkları sesler de farklıdır. Bir kısmı kayalara çarpan seller gibidir, bâzıları uçan oklar gibidir. Kimi hırlar, kimi solur, kimi haykırır, kimi de inler. Bâzı sesler derin ve örtülüdür, bâzı sesler ise hüzünlü ve acıklıdır.

    İlk rüzgâr tannân bir sesi peşinden sürükleyerek uzaklaşırken bunun ardından derin ve gürleyen bir ses gelir. Fırtınamsı bir rüzgâra bunlar yüksek sesle cevap verirler.
    Bununla beraber bu şiddetli bora geçer geçmez bütün bu kovuklar ve delikler de boş ve sessiz kalırlar.
    ……….

    Aynı bir Rüzgâr onbin nesne üzerinden farklı biçimlerde esmekte ve kovukların kendilerine özgü seslerini üreterek bunların her birinin bu özel sesin bizzât kendi sesi olduğunu vehmetmesine yol açmaktadır. Ama gerçekte kovukların çeşitli seslerini üreten kimdir?

    Zıvana!

    Ağaçların “kovukların” ile “delikleri” bağımsız olarak var olduklarını ve kendilerinin sesler çıkarmakta olduklarını vehmetmektedirler.

    Kendi kendini çalabilen enstrüman!

    Bunlar bu seslerin sadece Rüzgâr’ın kendileri üzerindeki fiili etkisiyle çıktığının farkında değildirler.

    Söz’e dönüşen soluk!

    Gerçekten de “kovuklar”ın çın çın ötmelerini sağlayan Rüzgâr’dır.
    Bu,”kovuklar”ın var olmamalarından ötürü değildir. Hiç kuşkusuz onlar ağaçların üzerinde bulunmaktadırlar. Ama bunlar ancak Rüzgârın olumlu etkisiyle kendilerinin var olduklarını izhâr edebilmektedirler.

    Not:İtalik kısımlar bu kitaptan alıntı.(sf.122-123)Paragraf sıralamasını biraz değiştirdim ama inş. yazarlarına haksızlık edecek şekilde anlamda aktarırken hata yapmamışımdır!

    M.Y:Kitap ile tanıştırdığınız için teşekkürler.

  4. Yazan:MY Tarih: Haz 15, 2010 | Reply

    Furkan’in HAKK’a yürüyüsü ismindeki anlamin tezahürü oldu adeta! Annesi, babasi ne kadar isabetle seçmisler bu ismi…

    “Kanatlanip uçarken” Furkan bize tezat yoluyla hayatî ve ölümsel bir seyi isaret etti: Kur’an’da tarif edilen o ZIVANA taifesini, çukurlarin dibinde hayvanlar gibi gezmeyi SEçEN, haliyle “hayvandan daha asagi olan” (bazi) Türk gazeteciler daha bir seçilir oldu. Ay isiginda hirsizliga çikan acemi hirsizlar gibi suç üstü yakalandi hepsi.

    peki bu hayvan-alti zümrenin gazetelerini okumaya devam edenlerin gafleti? Görenler görmeyen din kardesleri için ALLAH’a dua etsin.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin