RSS Feed for This Post

Kemalperestlikten Baykalperestliğe

[12 Mayıs 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Deniz Baykal’ın meşhur skandalını ilk duyduğumda bu konuda hiç yazmak istemedim. Yazılanların çoğuna da katılmadım.

İlk katılmadığım, “nasıl olur da bu görüntüleri yayınlarsınız” diye “Habervaktim”cilere köpüren yazarlar oldu. Evet, insanların mahremiyetine gizlice girip onu ifşa etmek çok çirkindir. Ama siyasi liderler sadece fikirleri ve icraatları değil, hayatlarıyla da topluma örnek olma iddiasındaki insanlardır. Buna aykırı işler yaptıklarında da, dünyanın her yerinde hem “skandal” hem de “haber” olurlar. ABD başkanı Bill Clinton’un Monica Lewinsky ile yaşadığı “evlilik dışı ilişki”de olduğu gibi.

Kaldı ki “Baykal olayı”nda sadece “evlilik dışı ilişki” değil aynı zamanda “bu ilişki sayesinde siyasi kariyer” gibi çirkin bir unsur da var. “Olay”ın ortaya çıkışının bir “komplo” olması, “olay”ın kendisindeki bu “gayrı ahlakiliği” örtmeye yetmiyor.

Medyada yer alıp da benim katılmadığım ikinci tip yorumlar ise, varlığı bariz fakat faili meçhul olan bu komployu kestirmeden birilerine yıkma girişimleriydi. Herkes kimi sevmiyorsa onu suçlu ilan eden bir teori üretiverdi. Zaten biz Türkler “bilgi boşluklarını kanaatlerle doldurma” konusunda nedense fazlasıyla başarılıyız.

Deniz Baykal’ın istifa edeceğini duyduğumda ise, ben de pek çok kişi gibi, “iyi, aferin, doğru olanı yapacak demek ki” dedim.

Gelgelelim Deniz bey istifasını açıklarken bırakın en ufak bir “mahcubiyet” ve “pişmanlık” ifade etmeyi, olayı bir “siyasi kazanım” haline getirmeye kalktı. “En iyi savunma saldırıdır” mantığıyla hükümete çamur atıp partisini bilemeye çalıştı. Ve dolayısıyla, bırakın “onurluca kenara çekilme”yi, daha güçlü şekilde geri dönmenin zeminini yokladı.

Nitekim daha 24 saat bile geçmeden “halk isterse dönebilirim” demeye başladı!

Bana bu tabloda en öğretici, eğitici ve “ibretlik” gelen ise ne oldu biliyor musunuz?

CHP’lilerin tavrı.

Hepsi bir ağızdan genel başkanlarına sahip çıktı. İstifa kararını duyunca şoke oldular, “ne olur bizi bırakma” diye göz yaşlarına boğuldular. Aralarından bir tanesinin çıkıp da, “yahu, arkadaşlar bu ciddi bir skandaldır, genel başkan sahiden çekilmeli, biz de yeni bir liderle yolumuza devam etmeliyiz” dediğini duymadım.

Bir başka deyişle CHP, muhafazakar partileri eleştirirken dilinden düşürmediği “biat kültürü”nün dik âlâsını sergilemiş oldu. (Aslında “biat” onların anladığı manaya da gelmiyor ya, neyse.)

Türkiye’nin köklü problemlerinden biri de budur zaten: Kendilerini çok “çağdaş” ve “Batılı” sananların çoğu, Batı’nın “eleştirel akıl”, “bireysellik”, “bağımsız düşünce” gibi niteliklerden yoksundur. “Fes”in yerine “şapka” giymekle modernleştiklerini sanmalarında görüldüğü gibi, Batı’nın sadece “yaşam biçimi”ni benimsemiş, ama “zihniyet”ine hiç nüfuz edememişlerdir.

Bu sebeple de (İslam’ın özünde değilse de) Doğu kültüründe yaygın olan “ataerkil” zihniyete, onun doğurduğu “güçlü lider - itaatkâr kitle” modeline sonuna kadar bağlıdırlar.

Atatürk’ü sorgulanamaz ve eleştirilemez bir “ulu önder” haline getirmeleri de bundandır. “Biat kültürü”nü ortadan kaldırmamış, sadece “biat makamı”nı değiştirmişlerdir.

Sanatçı Lale Mansur, dün Yeni Asya’da yayınlanan söyleşisinde bu zihniyetin sahiplerine “Kemalperestler” diyordu. Hoşuma gitti.

Ancak anlaşılan Kemalperestlerin bir kısmı aynı zamanda “Baykalperest” de olmuş durumdalar. Deniz beye “kayıtsız-şartsız itaat ve bağlılık” halindeler.

Galiba o da bunu tepe tepe kullanıyor ve “muhteşem” dönüşünün yollarını döşüyor şu ara.

Share on Facebook

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 16 Yorum

  2. Yazan:özlem Tarih: May 14, 2010 | Reply

    http://www.birgun.net/actuels_index.php?news_code=1273562273&year=2010&month=05&day=11
    yorumsuz

  3. Yazan:sedat erbap Tarih: May 15, 2010 | Reply

    mustafa bey, her geçen gün gözümden düşüyorsunuz, radarımdan çıkyorsunuz.. benim bu tür konularda referansım dindir. ve inandıüım dini mahremi tecessüs etmeyi yasaklamıştır.. üstelik sıradan bir vatandaşla, siyasi bir figür arasında ayırım yapmadan bunu tembihlemiştir. birisi günah mı işliyor, zina mı yapıyor, günahı kendisine. biz neden bu günahı ortaya çıkarmak için çabalayalım, neden buna alet olalım. esas çirkin olan bence bu. üstelik buradan hareketle siyasi sonuçlara ulaşmayı dilemek daha da büyük bir terbiyesizlik bana göre.. hep diyorum, yine diyeceğim.. müslüman olmak başka şey müslümanca düşünebilmek bambaşka şey. günümüz muhafazakar müslümanlar maalesef her olumluyu kendi her olumsuzu rakibin hanesine yazdırmaya özen gösterdikleri için bu olayı da diledikleri gibi manipüle etme peşinde.. öylesine romantikler ki göremiyorlar, ayrıştıramıyorlar.. hele bir de şu yok mu, “onlar da yaptı yıllarca, elbette biz de bu yöntemle mukabele edeceğiz, hedefe varmak istiyoruz (neyse bu hedef 2002′den beri varılamadı) dolayısıyla mecburuz” tavırları.. ilkeler nerede, kırmızı çizgiler, sınırlar.. nerede peygamberin bedir savaşı öncesi manifestosu? herhalde ahirette allah’a karşı vakit gazetesi yukarıdaki argümanlarla savunacak kendisini.. babanız vakite aydınlık gazetesinin bir versiyonu dedi ya.. tam isabet.. siz ise son günlerde inanılmaz bir çuvallama girdabına girdiniz, pek yakında çıkmanızı umarak bitiriyorum..

  4. Yazan:durhat Tarih: May 15, 2010 | Reply

    haber konusu olur olmaz ayrı konu da,Baykal geri gelsin diye açlık grevine başlayanlara ne demeli?tutun ki başka nedenden ötürü istifa etti.ya da başka bir siyasi partinin genel başkanı görevinden istifa etme kararı vermiş olsun.nedir bu vıcık vıcık duygusallık,salya sümük ağlaşmalar,saç baş yolmalar!yani pes doğrusu,akıl tutulması diye her halde buna denir.dünyanın sonu gelmedi ya!tamam liderlerine vefa borçları olabilir,bu partide iyi kötü hizmeti olmuştur,emeği geçmiştir,amenna.yalnız hiç mi düşünmezler,acaba bir liderden boşalan koltuğu dolduracak hiç mi insan yok.

    küçümseyici bir dil kullanmak istemiyorum ama “Baykal geri dön”diye kendini pralayan insanları gördükçe kendilerini bu kadar çaresiz ve zavllı hissettikleri için acıyorum.demek ki bu camiadan kendini adam yerine koyan yokmuş.çok hazin bir durum,perişanlığın bu kadarı da görülmüş değil.Freud’un totemlerle ilgili bir kitabı vardı.bir kaç gündür medyada rastlanan manzaraları gördükçe aklıma o kitap geldi.gerçi kabile topluluklarında rastlanan ritüelleri konu ediyordu kitap ama sanırım Baykal sendromu da bu karmaşık kişilik çözümlemelerine konu olacak cinsten.oldu olacak bir de Baykal için dergah falan da kurulmalı ki müridlerinin ibadetinde(!)bir eksiklik kalmasın.

    ancak bence boşuna bu kadar harab ediyorlar kendilerini.zaten gitmek gibi bir niyeti yoktu.medyatik bir şovdan başka bir şey değil.daha önce de istifa edip dönmüşlüğü var.yeni bir şey değil yani.
    ve bence konusunu bile etmeye değmez,tepe tepe tapınmaya devam etsinler.tencere kapak misali böyle topluluğa böyle lider yaraşır.

  5. Yazan:789 Tarih: May 15, 2010 | Reply

    Bütün partilerde güç dengeleri bu şekilde oluşuyor. Hepsinde lider ayrıldığında bu çeşit sahnelere rastlanıyor. Türkiyedeki partilerin niye böyle olduğunu sorgulamak yerine cımbızla Baykal’ı çekmek, kişisel düşmanlıkları ifade etmekten öteye gitmiyor.

  6. Yazan:ersel Tarih: May 15, 2010 | Reply

    En azından peygamber gözü ile bakmıyorlar.

  7. Yazan:Blogcular Tarih: May 15, 2010 | Reply

    siyasi liderler sadece fikirleri ve icraatları değil, hayatlarıyla da topluma örnek olma iddiasındaki insanlardır

    siyasetçilerin böyle bir iddiaları olduğunu nereden çıkardınız ki? bu ülkede nedense herkes toplum önündeki insanların örnek insan olması gerektiğine inanıyor. yok böyle bir şey, neden anlamamakta direniyorsunuz?

  8. Yazan:ali duman Tarih: May 15, 2010 | Reply

    bu ülkede gerçekleri ve olacakları görebilmek için münecim olmaya gerek yok.

    zira, BU SİTEDE “yerel seçimleri nasıl sonuçlanacağına” dair bir yazı altında yapmış olduğum yorumda “seçim sonrasında ve çok kısa bir zaman içerisinde ahmet kaya’nın linç edilmesinin elebaşlığını yapan ETÖzkök (ertugrul özkök)ünde, deniz baykal’ın da tasfiye edileceklerini yazmıştım.

    bunu nereden mi biliyordum, bunları kullanlar elbette ki söyledikleri yalanlardan dolayı yıpranmışlıklarını hesaba katacak ve taze kana ihtiyaç duyacaklardı, zaten tüm olanlarda yıpranmışlık “taze kana” olan ihtiyaçtandır. Zira kullanılmışlık, yıpranılmışlığı da husule getiren bir etkendir.

    burada acı olan, siyasi hayatı HİZİP olmaktan ibaret bir şahsiyetin başkanlığı da ancak bu kadar olabiliyormuş, zira hazretleri istifa etmeyi bile adam gibi becermekten uzak, devirdiği halt yetmiyormuş gibi, mağdura oynaması ise arabeskin en katmerlisi cinsinden, zira muhatabı hanım, bir milletvekili olmasa bu olay kimseyi pek ilgilendirmeye bilirdi de, ancak ne varki acaba bu ülke; milletvekili seçilebilme kıstasları konusunda bu olanlara mustehak mıdır? böyle bir seviyesizliği bu ülkeye yakıştırabilenlerin, kamu alanında kalmaya devam etmeleri onların haddine düşmüş bir keyfiyet olabilr mi?

    kamu görevini bu denli ucuzlatmaya, seviyesizleştirmeye hiç kimsenin hakkı yoktur? kimin kimle ne yaşayacağı beni ilgilendirmez, ancak kamu onların uçkurlarının keyfiyetini kaldıracak bir alan değildir, kamu alanı diye başı kapalı olanlara dünyayı dar ederken, böylesine bir pervarsızlığı yapma hakkını nereden alıyorsunuz? böyle bir hakkı size kim veriyor? birilerine dar ettiğiniz kamusal alan sizin her haltı karıştırabileceğiniz babanızın çiftliği midir?

    istifa ediyor, ancak gözü çöplükte, kafasında 40 tilki dolaşıyor, “acaba nasıl geri dönebilirim?” veyahut “geri dönemeyeceksem tüm kontrolları elimde nasıl tutabilirim?”

    komplonun parti içi muhalefetin gerçekleştirdiği o denli açık ki, şimdi gizliden gizliye pazarlık sürüyor, muflis lider ile muflis partinin muhalif kanadı arasında. Muhtemel münfesih lider diyor ki “beni devirdiniz ama tüm delegeler benim emrimde sizi seçtirmem”, liderlerini gönderip arkasından timsah gözyaşı döken muhalif kanat ise kendini açığa çıkaramadığı için, yani delege üzerinde söz sahibi olamadığı için gizliden gizliye hesaplaşma sürüyor, zira her iki tarafında ortak paydası “iktidara koz vermemek” üzerine kurulu, hayat buldukları vesayetçi sistem bel vermiş, gitti gidecek, o nedenle durum vahim ve hesaplaşma gizliden gizliye, el altından yapılmak durumunda, şayet böyle bir vahim bir tablo olmasaydı, şimdi parti toz duman içinde, her gün yeni bir aday çıkardı, böyle vehamet içerisinde özgür iradesiyle çıkacak bir aday, “erken öten horozun kellesi kesilir” misali kelleden olacak, zira dersim fatihi gandi kemal’in adımlarını dikkatli atması, aday olamaması da bundan dolayıdır. (buyrun sahne burda, denemesi bedava bay gandiciler)

    komplo teorisini hükümet üzerine atmak ise klasik bir ittihatçı geleneğidir, ittihatçılık geleneği, işlediği cinayetin suçunu rakip üzerine atmak, hatta cenazeye dahi katılıp, mağdurun yakınlarına baş sağlığı dilemeyi gerektirir, kemalperest vahut baykalperestlik geleneği de ittihatçı geleneği üzerine kuruludur. danıştay baskınında da bu gelenek devam etmiştir, tüm diğerlerin de olduğu gibi.

    sözün kısası, baykal oldum olası yenik bir liderdir, chp de oldum olası yenik bir partidir, iki yenikten bir galip çıkarmaya çalışmak abesle iştigaldir, türkiyenin oligarşik faşizmi hiç bu dendli çaresizlik içinde olmamıştı, iki yanlıştan bir doğru çıkarmak için enerji harcayanların vay haline, ancak ne var ki, belin kemiği kırılmadan -kendinden öncekiler gibi- önlerinde diz çökmeyen iktidar partisi akp’yi gelecek dönem iktidardan etmek gerekir, yoksa bel gitti gider. (benden söylemesi, zira dost acı söyler)

    ya vesayetçiliğin beli kırılacak, ya da ergenekon faşizmi iktidara gelecek, önümüzdeki seçimler için türkiye halklarının -neredeyse hiç bitmeyen- ateşle imtihanı budur.

  9. Yazan:durhat Tarih: May 16, 2010 | Reply

    mustafa bey, her geçen gün gözümden düşüyorsunuz, radarımdan çıkyorsunuz.. benim bu tür konularda referansım dindir. ve inandıüım dini mahremi tecessüs etmeyi yasaklamıştır.. üstelik sıradan bir vatandaşla, siyasi bir figür arasında ayırım yapmadan bunu tembihlemiştir. birisi günah mı işliyor, zina mı yapıyor, günahı kendisine. biz neden bu günahı ortaya çıkarmak için çabalayalım, neden buna alet olalım.

    sanırım insanlar fikirlerini belirtirken başkalarının radarına kilitlenmek zorunda değil.radardan çıkıldığı için gözden düşülüyorsa en azından bunun bazı nedenlere dayandırılması lazım.

    “referansım dindir”diyerek karşı tarafı suçlamışsınız.güya itirazınızı,inadığınız dinin insanların mahremiyeti ifşa etmek gibi bir “ahlak dışı”lığa izin vermediği üzerine temellendirmişsiniz.ki bana göre de islam dini mahremiyet ifşası gibi bir çirkinliğe karşıdır.bunu rededer.hele ki bu ifşaatçı mantık siyasi entrikalarda bir şantaj aracına dönüştürülür ise.

    iyi de sedat bey yazıda bu kişilik hakkının çiğnenmesini onaylayıcı bir imaya rastlamadım(dikkatimden kaçmışsa lütfen yardımcı olunuz)yazar,yazının girişinde özellikle bunu belirtmiş.yazıyı ben de okudum.ağırlıklı olarak baykal ve chp’nin bu olay karşısında takındığı tutuma,bunu siyasi bir kazanıma dönüştürme durumuna dikkat çekmiş ve bu kısmına eleştiri getirmiştir.katılır veya katılmayız o ayrı konu.

    ancak,yazar tam da bu dedikoduları malzeme yapmış,siyasi çıkarlara alet olmuş gibi bir anlam çıkarmışsınız(tabii basında buna ziyadesiyle tenezül edenler olmuştur).fakat bu olayın basında büyük bir iştahla magazinleştiriliyor olması bu konuda her görüş beyan edenin bu tür emeller peşinde olduğu anlamına gelmemeli.bu tarz bir yaklaşımı doğru bulmuyorum.zira kestirmeden insanları suçlamak önyargıdır,peşin hükümdür.

    dolayısıyla bu anlamda peşin hükümlü davrandığınızı ve itirazınızın dini esaslardan çok siyasi tarafgirliğe tekabül ettiği düşüncesindeyim.islam dinini referans göstermenizi de kısmen bu psikolojiden kaynaklı olduğu kanatindeyim.

    ne demişsiniz?
    (dinin,insanların mahremine girilmesini yasakladığından hareketl)…üstelik sıradan bir vatandaşla,siyasi bir figür arasında ayrım yapmadan bunu tebihlemiştir.
    burası da doğru.elbette insan hakları ya da kul hakkı kişiye özel değil.fakat burada yazarın “oh olsun,müstahakını buldu”anlamına gelebilecek ve baykal’ı “sıradan vatandaşa”göre mağdur olmasını destekleyecek kişisel bir kanaati bulunmuyor.

    şimdi yazılanları tersyüz ederek farklı çıkarımlarda bulunmakla acaba dini mi referans almış oluyorsunuz,yoksa siyaseti mi?

    kusura bakmayın ama ya dini inanç anlayışınızda bir sorun var ya da dini siyasete alet ediyorsunuz.zira bütün dinlerde iftira ve çarpıtma günahtır ve yasaklanmıştır.

    dolayısıyla burada hak/hukuk,mahremiyet prensibini savunmaktan ziyade siyasi kaygılardan kaynaklı bir tepki var gibi geliyor bana.zira söylenmemiş,ikrar edilmemiş sözlerden insanları sorumlu tutarak suçlamak ya da yersiz çıkarımlarda bulunmak da bir nevi iftiraya girer.islamda buna da yer yoktur,hatırlatmak isterim.

    ha elbette bir siyasi lideri benimseyebilir,bir siyasi partiye gönül vermiş olabilir ve gerektiğinde savunabilirsiniz.bu sizin doğal hakkınız ve kişisel tercihiniz.fakat bence bu siyasi duruşla olmalı ve siyaset diliyle yapılmalıdır;olur olmaz yerde dini referans göstererek ve hatalı atıflar yaparak değil.bu yöntem farkında olmayarak dinin siyasete alet edilmesine yolaçabilir ve bence bundan sakınmak icap eder.

  10. Yazan:Toprak Tarih: May 16, 2010 | Reply

    Bahsi geçen videodaki kişinin Baykal olduğunu ve video üzerinde herhangi bir oynama olmadığını varsayarak iki konuda yorumda bulunacağım.

    Birincisi, insanların yatak odalarına gizli kamera yerleştirmek gibi derin araştırmalara girerseniz, herkesin geçmişinde açığa çıkmasından utanç duyacağı bir ayıbını bulabilirsiniz. Bu gizli dinleme kayıtlarının açığa vurulmasıyla başladı, yatak odası kayıtlarının ortaya serilmesine kadar gitti. Bugün Baykal, yarın bir başkası. Yarın öbür gün ailelerin mahremlerine de girilebilir. Bu olayı, Clinton’un Paula Jones adlı bir kadına taciziyle başlayan süreçte, yargının ve medyanın takibi neticesinde ortaya çıkan, ve Clinton’in yalan beyanları yüzünden büyüyen, Monica Lewinski skandalıyla karıştırmayınız. Habervaktim’in yaptığı böyle bir gazetecilik değil. En başta, haber kaynağı olan video yasadışı. Gazetecilikte araca değil, sonuca bakılır şeklindeki pragmatik yaklaşım, size hiç yakışmamış.

    İkincisi, Baykal’ın siyasi kariyer amaçlı bir ilişki yaşadığını ifade etmişsiniz. Öncelikle, çok muhafazakar habervaktim internet sitesinin yayınladığı videodaki yüzünden başka her yeri açıkça görünen kadının, kamuoyunda ismi geçen milletvekili olduğundan nasıl emin olabildiğinizi anlamadım. Diyelim ki, kadın o. İkisi aralasındaki ilişkinin, gündelik hayatımızda zaman zaman rastladığımız türden bir “yasak aşk” ilişkisi olmadığını nereden bildiğinizi hiç anlamadım.

    Suçlanan politikacı sizin görüsünüzün karşı tarafında olduğundan, nesnelliğinizi kaybetmişsiniz sanki.

  11. Yazan:ali duman Tarih: May 16, 2010 | Reply

    ikiyüzlülük, ittihatçılığın en sık başvurduğu bir utanmazlık stratejisidir.

    bay BAY-KAL’ın düştüğü durumda dahi neredeyse mağdur BAY-KAL yaratma, hatta bundan yıprananın akp ve RTE olmasını sağlamaya yönelik taktiksellik traji-komik olmanın yanısıra, tüm siyasetini komitacılık, darbecilik, siyasi cinayetler üzerine kurmuş ittihatçılık geleneğinin bir başka şekilde tezahürüdür.

    bu siyaset iki yüzlüdür, misal yıllarca kutsamış oldukları NOBEL ödülünü bir gün kemalist olmayan bir yazarımızca kazanmasıyla kutsadıklarını nasılda bayağılaştırdıklarına tanık oluruz.

    iki yüzlüdür, misal yıllarca tabulaştırdıları müzik yarışması olan eurovizyonun AKP iktidarında kazanılmasıyla nasılda sıradanlaştırdıklarına tanık oluruz.

    yine bu ikiyüzlüğün mağazin medyasının, topluma karşı hiç bir siyasi sorumluluğu bulunmayan tamer karadağlı’yı evlilik dışı ilişkisi yüzünden linç edilmişliğine tanık etmişliğimiz var.

    tamer karadağlıya gelince özel hayatın hiç bir masumiyeti ve dokunulmazlığı olmayacak, ancak topluma karşı SİYASİ sorumluluğu olan hatta bu nedenle KAMUSAL ALANI işgal eden aktörlere gelince özel hayatın dokunulmazlığı ön plana çıkartılacak.

    bu iki yüzlü siyaset ittihatçılık ile başlamış ve chp zihniyeti ile devam etmektedir. bu ikiyüzlü siyasetin sahipleri kendilerine hak gördüklerini başkalarına hak görmezler, bir düşünün bu skandala konu olan akp’li biri olsaydı ne olurdu? değil türkiyeyi dünyayı başına yıkarlardı. hangi özel hayatın korunmasından bahsedebilecektiniz?

    bu arada kraldan çok kralcılar var, tıpkı ittihatçı zihniyetin ergenekon avukatlığına soyunuyor olmasında olduğu gibi, neymiş efendim görüntülerin kimlere ait olduğu belli değilmiş, vah vah vah. bak şimdi ne yaptık biz. görüntüleri bile belli olmayan, bir durumdan vaziyet mi çıkardık?

    (hem bizim bir şey çıkardığımız yok, komplo o denli “içeriden” ki, konuyu manşetlere taşıyan da, bay bay-kal’ın istifa etmesini dillendiren de, chp yanllısı medya oldu, işine gelmeyince 3 maymunu oynayanlara duyurulur)

    peki kraldan çok kralçılık yapanlara sormazlar mı? bu kişiler aptal mı? neden çıkıpta “bu görüntüler bize ait değil” demiyorlar?

    işte böyledir, ittihatçı zihniyeti, işte böyledir chp zihniyeti. kısaca hastalıklı bir zihniyettir.

    birde bu hastalıklı zihniyetin bir slogan haline getirdiği “…burası türkiye” deyimi vardır ki, bu deyim bu hastalıklı zihniyeti her daim kurtaran bir deyimdir.

    yani onların yaptığı her halt “burası türkiye” olur böyle vakalar kabilindendir, oysa aynı vakalar da rakiplerine nasıl dünyayı dar ettiklerini ise görmekteyiz, ne kadar tanıdık,ne kadar kanıksanmış ucuz taktiklerdir bunlar, kusmaktayız 100 yıldır bitmez tükenmez bu ucuzluktan, bu banallıktan.

    kamusal alanı, başını kapatanlara dar edenlerin, bu kamusal alanı babalarının çiftliği gibi kullanma özgürlükleri var, hatta milletvekilliği bile neredeyse bir zamanların yeşilçam filmlerinde oynayabilme artistliğindeki kıstaslarını içermeye başlamış, “ele gösterir talkımı kendi yutar salkımı” buraya kadarmış, her kötülüğün en nihayet bir bitimi var.

    işin en ilginç tarafı ise 2 yıl öncesine kadar parti başkanına lanet okuyup, “ona rağmen oy verdim” diye sızlananların, bugün o parti liderine biat ediyor olmalarıdır, bu da hastalıklı zihniyetin bir başka göstergesidir, yoksa başka ne gibi bir anlamı olabilir ki?

    işte bu garabete de parti deniyor, baykal tarikatı denecekken, vah ki vah…

  12. Yazan:durhat Tarih: May 16, 2010 | Reply

    ali kardeşim selamlar,

    bazen ne düşünüyorum biliyor musunuz?eğer şu ergenekon soruşturması olmasaydı samimi söylüyorum bir çok kişiyi saf saf demokrat,özgürlükçü,eşitlikçi bilecektim.meğer ikiyüzlülüklerini gizleyenlerin maskerinin düşmesi için böyle bir şey gerekiyormuş.

    fakat ergenekon çetesinin bizlere kazandırıkları(!)bu kadarla da sınırlı değil.

    insan hakları ve demokrasiden bahsedildiğinde tüyleri diken diken olanlar ne hikmetse bu karanlık perde aralandığında başımıza hararetli birer insan hakkı savunucusu kesiliverdiler.

    ilginçtir,insanlara b..k yedirilirken,insanlar kaybedilirken,faili meçhullerle katledilirken bu özgürlük havarilerinin aklına en temel hak olan yaşam hakkı gelmiyordu bile…sus pustular,sloganlar üzerinden ahkam kesmek kolaydı çünkü.antiemeryalist,antiamerikancı geçiniyorlardı ya gerisi teferuattı,geçinip gidiyorlardı yüzlerindeki maskeleriyle.

    ama artık maskeler bir bir düşüyor.üzeri biraz kazınınca her tarafından sahtelik,yalan ve riya çıkıyor.yaldızlar dökülüyor bir bir.

    şimdi de mahremiyet hakkı akıllarına geldi.ha bire kırık plak gibi tekrarlayıp duruyorlar aynı şeyi.

    ya hu insan biraz sıkılır!biraz akıl,biraz izan!madem bu kadar hassas bir duyarlılık vardı,acaba en temel hak olan yaşam hakkı yerlerde sürünürken neden hak hukuk hatırlanmaz.tmk mağduru çocukların zinladanlarda çürütülmesi demek ki insan hakları alanına girmiyor.hatırlanmıyor.

    hatırlanmaz çünkü onlar sadece sıradan birer çocuk.çocuklar için adalet olmuş olmamış kimin umurunda?

    yazık bu ikiyüzlü anlayışlara tanık oldukça midem kalkıyor,insanlığımdan utanıyorum.

    demokratlık bu kadar ucuz olabilir mi?bu kadar ayağa düşer miydi.düşüyormuş demek ki.

    yarın çocuklarımıza ne diyeceğiz?hangi yüzle bakacağız?

    baykal için kendimizi paralarken zulme karşı sessiz,kayıtsız,kör ve sağır kalışımızı nasıl açıklayacağız?

    anaların ahını,toprağa düşen masum canların vebalini nasıl taşıyacağız?

    kurgulanan bunca yalan,timsah gözyaşı bizi bu vicdan azabından kurtarmaya yetecek mi?
    ———-
    biz bu oyunu daha önce de gördük.bugün gördüğümüz sadece bir tekrar.oyuncular aynı oyuncu,senaryo aynı senaryo,dekor aynı dekor…koca bir insanlık ayıbı.koca bir yalan!

    ama mızrak artık çuvala sığmıyor.karanlık tünelin sonunda aydınlık yakındır.

    aydınlık bir Türkiye artık uzak değil.

    aydın yüzlü ve aydın yürekli insanlara selam olsun.

  13. Yazan:789 Tarih: May 17, 2010 | Reply

    Tamer Karadağlı ya yapılan sıradan bir şantaj olayı idi. Ses getirmesi ünlü bir dizi oyuncusu olmasındandır. Baykala yapılan ise siyasi sonuçları olan bir harekettir. Bir ana muhalefet partisi başkanına yapıldığı için çok daha geniş bir kitleyi, kendisine oy verenleride ilgilendirmektedir. Zamanlaması, şekli doğal olarak gözleri dinleme, servis etme konusunda sabıkalı olanları zan altında bırakacak şekilde olmuştur. CHP li bilişim uzmanının söyledikleri (dinleme ve gözetlemenin kurumsal olacak kadar profesyenel yapıldığı)de bunu destekler yöndedir. İstiyen istediğine inanır.

  14. Yazan:sedat erbap Tarih: May 17, 2010 | Reply

    sn. durhat, sizi rahatlatayım. ben iki genel secimde de ak partiye oy verdim. ama ne yalan söyliyim bu sefer vermeyeceğim. hele de şu son kaset olayından sonra sn başbakanın söylemleri benim bu kararımı pekiştirmiştir. “biz anayasa yaparken deniz bey başka işlerle meşgulmuş” tonundaki bayağılık beni kahretmiş durumda.

    size bir soru. kasetteki görüntülerden hareketle, eger biz şeri hükümlere göre yönetilen bir ülke olsaydık, had uygulanabilir miydi?

    demeye çabaladığım budur. mustafa beyin her yazısında, nedense son dönemlerde özellikle, ya direkt ya da dolaylı bir ak parti sempatisi görüyorum. yani hatayı dahi göremeyen, hakikati bir türlü kabullenemeyen basit bir üslüp bu. geçenlerde liberallerleri oldukça sofisitike bir şekilde eleştiren ali bulaç’a oyle sacma sapan cevaplar vermeye calışmıştı ki o gunden beri daha değişik izlemeye başladım kendisini. nedense oradaki laiklik eleştirisini ingiliz, fransız modeli ayrımı yaparak tuttu sekülerlikle karıştırdı. oysa bunlar bambaşka konulardı. neden mi. cunku bulacın eleştirisi liberallerle beraber aslında liberalleri kendisine yegane kılavuz edinen hukumeteydi de ondan.

    evet ben hakkı konusmak istiyorum, kendimce. duygularıma yeniliyor muyum? bilemiyorum.

    ama benim acımdan durum su. artık ak pariyi de, onu ne pahasına olursa olsun cansiperane savunanlara da rezervim var. muhafazakar muslumanlar olanın bitenin ustune islam gozluguyle degil de liberal pencereden reel politik replikleri serpiştirmeye ve cereyan eden her ne ise bu şekilde anlamlandırmaya devam ettikleri surece ben de duygusal olmayı surdurecegim. i am sorry. biraz hızlı yazdım, cumlelerimde anlam kaymaları olduysa affola. ama meramımı dillendirdim sanıyorum.

  15. Yazan:sedat erbap Tarih: May 17, 2010 | Reply

    bir onceki yorumumdaki şu cümleyi düzeltmek istiyorum.. “nedense oradaki laiklik eleştirisini ingiliz, fransız modeli ayrımı yaparak tuttu sekülerlikle karıştırdı. “. dogrusu şudur. “nedense oradaki liberallik eleştirisini ingiliz, fransız modeli ayrımı yaparak tuttu sekülerlikle karıştırdı.”

  16. Yazan:durhat Tarih: May 18, 2010 | Reply

    Sn.Sedat Erbap,

    rahatlamak değil de sizi anladığımı sanıyorum.

    anladığım kadarıyla Mustafa Akyol’a başlıca iki nedenden ötürü tepkilisiniz.

    bunlardan biri,”her koşulda akp’yi destekliyor olduğu”nu düşünmeniz.

    ikincisi ise,liberalizme dair “tutarsız” bulduğunuz ideolojik duruş…

    “akp yanlılığı”konusuna bir şey demeyeceğim.muhtemeldir ki dünya görüşü ve söylemleri akp’nin çizgisiyle örtüşebilir ve dolayısıyla sizde bu yönde bir izlenim yaratmış olabilir.

    ancak,olaya bu çerçeveden bakılacak olursa,bence statüko karşıtı olan stk’lar da dahil statükoculuğa direnen her kesimi akp’li değerlendirmek mümkün.zira akp pek çok eksiğine karşın farklı çevrelerden destek bulabiliyor.ve bu destek sadece muhafazakar kesimler ve bir kısım müslüman liberallerle sınırlı değil.sosyal demokratlardan solculara,reform yanlılarından insan hakları savunucalırına kadar,akp’yle söylem bazında örtüşen siyasi bir atmosfer var.zira ab politikasından kürt sorununa,alevi sorunundan başörtüsü,kıbrıs,azınlıklar,yeni anayasa,demokratikleşme vb konularda söylemde kalsa bile akp diğer siyasi partilerden bir adım daha ileridedir.

    akp’nin halihazırda “tek alternatif” görünmesinin diğer bir nedeni ise chp’nin varlığıdır.akp,iktidar olmasını evet chp’ye borçludur.

    tabii bütün bunlar akp’nin bu desteği hakettiği anlamına gelmiyor.elbette bir çok eksiği/yanlışı,kötü icraatları var.gelgelelim rakibi chp gibi laiklik söyleminin arkasına sığınan statik partiler olduğu sürece akp daha da güçlenecek ve yükselmeye devam edecektir.dolayısıyla akp’nin söylemleriyle kısmen örtüşen fikirlerinden ötürü insanlar ne kadar”akp’li” olur bilemeyeceğim.

    liberalizm konusuna gelecek olursak;
    bu noktada sizinle hemfikirim.liberal söylemlerle kapitalizmin yüceltmesine ısrarla karşıyım.hele islamla bağdaştırılarak bu görüşün pekiştiriliyor olmasını daha da sakıncalı ve hatalı buluyorum.dolayısıyla Mustafa Akyol’un liberalizm üzerine bu sitede yayımlanan çoğu yazılarını eleştirdim ve eleştirmeye de devam edeceğim.

    ancak,bir kişinin hatalı bulduğumuz veya katılmadığımız bir görüşünden ötürü her görüşünü-doğru olsa bile-tu kaka görmek isabetli bir mantık olmasa gerek.

    bu anlamda bence siz burada,yanlış bulduğunuz başka görüşleri nedeniyle yazarı kestirmeden suçlayarak yüklenmişsiniz.ve bu eleştiri bana göre tarafsız ve hakkaniyetli değil.tabii bu benim tespitim,yanılmış da olabilirim.böyle bir yargıya nereden vardığımı bir önceki yorumumda belirttiğim için tekrarlamak istemiyorum.

    son olarak,”rahatlatma” olarak tanımladığınız serzenişinize deyinmek istiyorum.

    bence her şeyi akp yanlısı/karşıtı çerçevesinde görmemek lazım.benim için önemli olan fikirlerdir.sizin oyunuzu iki dönem akp’ye kullanmanız ya da sonradan fikir değiştirerek başka bir partiyi desteklemeniz görüşlerimi değiştirmez.olabilir.bu sizin demokratik hakkınız ve kişisel tercihiniz.dedim ya önemli olan fikirlerdir;doğru bulduklarıma katılırım,yanlış bulduklarımı eleştiririm.

    dolayısıyla erdoğan’nın baykal hadisesiyle ilgili yaklaşımını doğru bulmamış olabilirsiniz.keşke böyle zamanlarda rakibinin açığından yararlanmak yerine her kesin gıpta edebileceği daha yapıcı davranışlar sergilenebilse.üstelik böyle bir yaklaşım daha çok takdir görüp puan toplayabilir.yalnız mazur görün erdoğan bu noktada çiğlik yaptı da baykal’ın sicili çok mu temiz?hangi konuda baykal olgun davranarak rakiplerini “mahcup” edecek bir olgunluk gösterdi bir söyler misiniz?adam(erdoğan)dini bir sözcük sarfettiğinde bile baykal ve onun zihniyetindekiler tarafından olay olmuştur.düşünün benzer bir olay erdoğan’ın başına gelseydi nasıl bir kıyamet kopacağını.ve inanın bunun çığırtkanlığını yaparak toplumu kışkırtacakların ilk başında baykal gelecekti.yani baykal’ın bu konularda nasıl bir karneye sahip olduğu sır değil ki.bilen biliyor zaten.ayrıca bu olay da öyle dışarıdan tezgahlanmış falan değil tamamen içerden planlanmış.bir gün mutlaka ortaya çıkacak.tıpkı danıştay saldırısı ve cumhuriyet gazetesinin bombalanması gibi açığa çıkacaktır er veya geç.zira tanığı olduğumuz ilk kirli senaryo ve karanlık entrika bu değil.çok gördük benzerlerini çoook!

  17. Yazan:ali duman Tarih: May 18, 2010 | Reply

    durhat kardeşim, selam ve muhabet için çok teşekkür ederim.

    hatırlarsanız bu ülkede 1000 operasyonla, 1000 yargısız infaz yapıldı, gencecik insanlar, evlerinde teslim alınmak yerine katledildiler,

    daha dün gözlerimizin önünde 17.500 faili belli cinayetler işlendi,

    bugün ise 10-15 yaşında çocuklar taş attıkları için yaşlarından daha fazla hapis cezaları alıyorlar, ancak ne varki “sabahın 5′nde göz altı mı olurmuş” diye, içlerinde kanlı katillerin olduğu muhakkak olan ETÖ sanıkları için titizlenirken, bu insanlık dramlarını görmezlikten gelebiliyorlar, elbetteki onlardan bunu görmelerini beklemiyoruz, kalbi karaların işi değil, yürekle bakmak.

    en nihayet çok net bir şekilde öğrendik ki; bu ülkedeki tüm cinayetlerin de, katliamların da, darbelerin de, ayrımcılığı ve ötekileştirmenin de faili aynı.

    bu fail, hırand dink’in de belirttiği gibi türklerin kanında bulunan zehirdir ve bu zehirin adı da “ittihatçı zihniyeti”nin ta kendisidir, kanımızdaki bu ittihatçı zehrini boşaltmadığımız sürece, kardeşliğin ve barışın beşiği olan dünyanın en eski ve en fazla uygarlıklar kurduğu anadolu topraklarına huzur gelmeyecektir.

    işimiz zor, bir yerden başlamak gerekiyordu, en nihayet bir yerlerden başlanır gibi oldu, umarım devamı gelir, ülkemiz adına, insanlık adına bunu dilemekten ve bunun için mücadele etmekten başka şansımız yok.

    güzelim anadoluyu bize zehir eden, ittihatçı zehirini anadoludan temizleneceği güzel aydınlık günler için, 12 mart faşizminin sıkıyönetim mahkemelerinde “kemalizme ve cuntacılığa karşı mücadele ettiğini” haykıran yiğit insan ve yoldaş behice boran’ın -doğumunun 100.yılında- haykırdığı gibi haykıralım, “….selam olsun türkiyenin aydınlık geleceğine”.

    NOT: biryıl önce bu sitede bir yorumumda ertuğrul özkök ile deniz baykal’ın tasfiye edileceklerini yazmıştım. her ikisi de ergenekon tarafından tasfiye edildiler. (kullanılmışlık böyledir, getirenler yıpranılmışlık halinde de götürürler) deniz baykal’ın seçimlere doğru tasfiye edilmesi, chp’nin oylarının arttırılarak, akp’nin oylarının azaltılması için ergenekon tarafından yapıldığı, operasyoun amacı, yıpranan baykalın yerine yıpranmamış taze kanın göreve getirilmesinden ibarettir. hal böyleyken hala bu komployu çözememiş aklıevvellerin olduğunu görmek hiç iç açıcı değil, kafasını yalan yanlış komplolarla dolduran, dünyayı ve türkiyeyi algılamaktan ve yorumlamaktan aciz bir zihniyetin en yalın gerçeği görememesi, akıl tutulmasıdır ki, bunu bu ülkede bolca yaşıyoruz. tüm dünya medyası dahi olayı doğru yorumlarken, ülkedeki kafa karışıklığı, türkiye halklarının zihinlerinin ne denli karıştırıldığına delalettir. bu başarılarından dolayı ustaları olan doğu perinçeki bile geçmiş olmaları nedeniyle, statükonun besleme ulusalcı toplum mühendislerini tebrik etmek gerekir.

    aklı tutulmuşların sürekli saldırı ve başkalarını suçlama eğiliminde olmaları ise zaten zihniyetlerinin meşrebi nedeniyle alıştığımız bir durum, bu durum bana fazlasıyla evine hırsız girdiği için suçlanan nasrettin hocanın;

    “YA HÛ HIRSIZIN HİÇ Mİ SUÇU YOK” fıkrasını hatırlatıyor.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin