İslam ve Özgürlük: Var mı Bir sorun?
By Mustafa Akyol on May 10, 2010 in Demokrasi, Özgürlükler, İslam
[10 Mayıs 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Önceki hafta, AK Parti gençlik kollarının düzenlediği “İslam ve özgürlük” konulu bir sohbetteydim. Ondan bir süre önce Liberal Düşünce Topluluğu’nun bir toplantısında aynı mevzu ele almıştı. Mesele, köşe yazısı ve makaleler yoluyla basında da gündeme geliyor.
Böyle olması da iyi. Ancak bence bu konudaki tartışmalar bir dizi kafa karışıklığı içinde yürüyor ki, bir kaçını ele alayım.
İlk kafa karışıklığı, laikçilerde. “Özgür birey her şeyi sorgular, Allah’ı da, dini de sorgular” gibi laflar okuyoruz bazen yazılarında. Buradan da, “demek ki neymiş, Müslümandan özgür birey olamazmış” gibi kestirme sonuçlara varıyorlar.
Ama tabii fena halde yanılıyorlar. Çünkü özgür birey, “her şeyi sorgulayan adam” değil, neyi sorgulayacağına kendi karar veren adamdır. Mutlak kuşkucular hariç, zaten hepimiz bir şeyleri sorgulamaksızın kabul ederiz. (Mesela bizim algılarımız dışında “maddesel bir evren” olduğu varsayımı, insanların yüzde 99.9′u tarafından sorgulanmayan bir “önkabul”dür.) Bir dindar da kendi dininin esaslarını pekâlâ önkabul edinip özgür bir birey olabilir.
Kaldı ki bir insanın “sorgulamaksızın” Müslüman olduğunu ve öyle kaldığını nereden nereden bileceğiz? Aksine, ya sorgulaya sorgulaya güçlendiyse inancı? Zaten İslam’da imanın öylesi (yani “tahkiki” olanı) övülür.
Diğer bazı kafa karışıklıkları ise İslamcı kanatta ortaya çıkıyor. Bunlardan tipik bir tanesini, başta sözünü ettiğim her iki toplatıda da duydum. Konu özgürlükten açılınca şöyle diyenler oldu:
“Özgürlüğün en âlâsını İslam getirmiştir dünyaya. Çünkü insanı kula kul olmaktan kurtarmıştır!”
Bu, kuşkusuz yanlış bir yorum değil. Sufiler de aynı şeyi söylemişlerdi. İbn-i Arabi, “hürriyet, insanın sadece Allah’a kul olması ve O’ndan başka her şeyden hür olması demektir” diye yazmıştı.
Ama dikkat ederseniz buradaki özgürlük, “içsel” bir özgürlüktür. Elde edilmesi de ancak bir dindarın gönüllü çabasıyla mümkündür. Dayatmayla olmaz.
Benzer bir “içsel özgürlüğe,” belki bütün tutkularını öldürmek için aç-sefil yaşayan bir Budist rahip veya çivili yatakta uyuyan bir Hint fakiri de kavuşabilir. Ama aynı “yaşam biçimleri” bize dayatılırsa, bizim için özgürlük değil, zulüm olmuş olur.
Öte yandan “sadece Allah’a kul olarak” içsel özgürlüğe kavuşmuş olan bir insanın, müstebit bir iktidarın zindanlarında çürüyor olması da mümkündür. Bu durumda onun siyasi ve toplumsal açıdan, yani “dışsal” anlamda özgür olduğunu söyleyemeyiz.
İşte bu yüzden bireysel bir mesele olan “içsel özgürlük” ile, siyasi ve sosyal bir mesele olan “dışsal özgürlük”ü birbirinden ayrı düşünmek lazım.
Bunlardan ilkinin bir Müslüman için “İslam’ın içinde” bulunacağına kuşku yok. Ama diğeri, yani dışsal özgürlük, İslam’ın içinde olmaktan ziyade, İslam için gerekli bir “harici şart”. Öyle ya, önce ortada siyasi ve toplumsal özgürlük olmalı ki, insanlar diledikleri gibi Müslüman olabilsin. Önce “din özgürlüğü” olmalı ki, din yaşanabilsin.
Ancak burada kritik bir nokta var: Müslümanlar, özgürlükten istifade ederken, Müslüman olmayanların (yahut Müslüman olup da dindar olmayanların) da aynı özgürlükten istifade etmelerine razı mı? Mesela “İslam’dan çıkma” veya “İslam’ın günah saydığı fiilleri işleme” hürriyeti var mı insanların?
Geleneğe bakarsak, bu sorulara “hayır” dedirtecek bazı unsurlarla karşılaşmak mümkün. Peki ama bunlar dinin özünden mi, yoksa içinde yorumlandığı tarihsel şartlardan mı kaynaklanıyor?
İşte “İslam, özgürlük” deyince tartışılması gereken kritik sorular bunlar.
2 [?]



12 Yorum
Yazan:özlem Tarih: May 11, 2010 | Reply
Yahu nedense özellikle zeki insanlar bir meseleyi tartışacağı zaman demogoji yapma hastalığından kurtulamıyor. Bu zekaya has bir kolaycı mat etme çabası mıdır tam bilemiyorum ama çok ilgimi çekiyor. kızdığım için de söylemiyorum aslında çok da şirin buluyorum:)
burada bahsedilen allah’a kul olarak özgürleşme çabasının anlamı bu mudur allah aşkına. bir insan la ilahe dediği andan itibaren hem içsel olarak özgür olmak için hem de dışsal olarak özgür olmak için sağlam bir tutamak bulmuyş demektir. eğer bir tek allah’a inanıyor ve yegane mabudunuzu o olarak görüyorsanız insanı ve gücü kutsamayı red etmek çok kolaydır. Hayatın geçici ve insanın tüm mağruriyetine rağmen kul olduğunu bilirsiniz. dolayısı ile firavun a da , tek önder kültüne de, Lat menat7a da onlar adına hükmeden rahiplere de kanaat önderlerine de vs. vs. tapınmak daha zordur. Kabem Çankaya ilahım atam cart curt şiirleri okurken biraz haya edersiniz mesela.
Bunun içsel olarak özgür ama hapse düşmüş adam olmakla ne ilgisi var. Burada kastedilen özgürlük iddiasına sahip olup olmadığınız ya da her türlü otoriteden seni azade kılabilecek felsefesinde bu iddiayı taşıyan bir inança sahip olup olmadığınız bahsi. Ha bu pratikte ne olmuştur nasıl olmuştur ayrı bir şey.
Yazan:cb Tarih: May 11, 2010 | Reply
@özlem,
bunun zeka olduğundan emin misin?ideoloik yandaşlıktan kaynaklı görE(me)me ve yahut örtme isteği olmasın :))
Yazan:Mehmet Emin Yıldırım Tarih: May 11, 2010 | Reply
Merhabalar,
Burada tartışılan özgürlük kavramının yetersiz olduğunu düşünüyorum.
Çünkü dışsal bir insani betimleme sırasında özgürlük kavramı değil, adalet kavramı altında; keyfiyet kavramının tartışılması gerekir.
Sistemsel olarak; islam ve sisteminin iç disiplin için önemli bir uygulama genişliği getirdiği söz konusudur. İç disiplinde özgürlük kavramı tahakkuk noktasında ortaya çıkar.
Lakin insanın dış etkenlerden, bulunduğu ortamlardan ve iş yaşamından keyfiyetsiz olarak sınırlandırılması gerekmektedir. Dış ortam söz konusu olduğunda sınırlandırılmış bir keyfiyet ve toplumsal disiplin sağlanmalıdır.
Muhammed Mustafa da dahil olmak üzere İslam sisteminde, dışarda siyasi tezahürün getirdiği arınmış keyfiyet kurallarına göre yaşanırken; yani bulunulan toplumsal kurallarla muhattab iken iç disiplin olarak ise; yalnızca Allah özel ismine aidiyetlik söz konusudur.
Şeri kurallar toplumsal olarak şekillendirilebilir. Ayrıca dışta şekillenen zaruri keyfiyet iç özgürlük için muhteşem bir anahtardır. Dışardan sıradan gözüken bir insan hali; iç dinamikler olarak muhteşem bir ahenk sunarlar. İsevi ve musevilerden, muhammedilerin ayrılma hali de buradan gelir. Sınırlanmış keyfiyet ve dünya hali, sonucunda iç özgürlük. Ya da tam tersi…
Yazan:MY Tarih: May 11, 2010 | Reply
Zeki olmak meselesi degil de Mustafa’nin yazdiklarinda biri siyah digeri beyaz iki nokta var:
Hakli oldugu yer Islam’in Müslüman ve/veya dindar olmayanlara ne söyledigi. Ben biraz daha tuz basayim
Müslümanlarin bu konuda ciddi tembellik ettigini düsünüyorum. Ulus-devlet ve Fasizm devri geldi, Osmanli’nin üstünden silindir gibi geçti. Müslüman aydinlar alternatif siyasi projeler üreteMEdiler. Osmanli’nin son zamanlarinda ortaya çikan pan-Islamizm belki zekice bir siyasi hamle idi ama ulus-devlet’e karsi onun mekâninda, onun silahlariyla savasma girisimiydi. Bunun basariya ulasmasi için Osmanlinin da endüstri devrimi yapmis olmasi gerekirdi.
Gelelim Mustafa’nin yanildigi yere:
Bence burasi hatali. Bu hepimizin degisik siddetlerde de olsa muzdarip oldugumuz pozitivist bakisin bir etkisi. “Din insanin içindedir, toplum hayatina karismaz/karisMAmali…”
Bu bakis bizi ahlâki görecelige (ahlâkî relativizme) götürür. David Hume okumus olanlar hatirlayacaklardir, A Treatise of Human Nature: Being an Attempt to introduce the experimental Method of Reasoning into Moral Subjects adli kitabinda olacak, “moral sentiments” diye bir lâf kullaniyor. Hani biraz abartacak olursam “zevkler ve renkler tartisilmaz, iyi, kötü, ahlâk da kisiden kisiye degisen seylerdir” demeye getiriyor. Adam zaten dogustan septik.
Bu tabi liberalizmin de dogmatik temeli. Ve bu temel aslinda o dönemde bir çok batiliya hakim olan bir durusun kökü, asli. Mesela ünlü Wealth of Nations‘un yazari Adam Smith’in Theory of Moral Sentiments adli bir kitabi var. Bütün ahlâkî kaygilari EKONOMiK ve SOSYAL fayda üzerine insa ediyor.
Bu elbette Islam’a aykiri bir zemin. Ama Müslüman aydinlar ne yapti buna karsi? Fikir olarak ne ürettiler endüstri devriminden bu yana? Asr-i saadeti özlemek ve batidan gelen seylere “istemezüüük!” diyebagirmaktan baska?
Bu sorulari sorDURmasi açisindan faydali bir yazi
Yazan:Gürhan Tarih: May 12, 2010 | Reply
“Özgürlüğün en âlâsını İslam getirmiştir dünyaya. Çünkü insanı kula kul olmaktan kurtarmıştır!”
Bu, kuşkusuz yanlış bir yorum değil. Sufiler de aynı şeyi söylemişlerdi. İbn-i Arabi, “hürriyet, insanın sadece Allah’a kul olması ve O’ndan başka her şeyden hür olması demektir” diye yazmıştı.”
Bu ve buna benzer çıkarsamaların çok daha derin bir analizi için Birikim Dergisi’nin “Sol ve İlahiyat” başlıklı 252. sayısını, özellikle de kendisini ekolojik-anarşist olarak tanımlayan Dilaver Demirağ’ın yazısını şiddetle tavsiye ederim.Ben Demirağ’ın görüşlerine yüzde yüz katılmasam da,bu yazıdan muazzam istifade ettiğimi belirtmek isterim.
Şu kadarını söylemek gerekirse,Demirağ anarşist altyapısı hasebiyle devlet mefhumunu Hobbes’un Leviathan’ı seviyesinde demonize ediyor ve onu bir “put” mertebesine yerleştiriyor;dolayısıyla da devlete ve kurumlarına biatı,şirkle,putperestlikle eşdeğer tutuyor.İlk bakışta,özellikle de anarşizan bir duruşa sahip olmayanlar için bir parça abartılı bir koşutlandırma gibi gözükse dahi, katı-pozitivist modernist aklın zehirli bir meyvesi olan devlet kavramı için bu benzetmelerin az bile olduğu kanaatine ulaşmak çok da zor olmasa gerek.
Öte yandan birçok müslümanın,belki de farkında dahi olmadan,milliyetçi ideolojinin ve ağırlıklı olarak da retro-Osmanlı bir yaklaşımla devlet kutsamasının etkisinde olduğu da bir vakıa.
Okuduğum kadarıyla herhangi bir kabilenin,cemaatin(o zamanlar “millet” kavramının esamisi okunmuyordu haliyle)diğerlerinden üstün görülmesi konusundaki kesin yasaklayıcı sınırlar için “Tevbe” suresine de bakmakta yarar var.
Saygılar.
Yazan:sedat erbap Tarih: May 12, 2010 | Reply
o halde katkı olması bakımından ben bir kitap tavsiye edeyim.. ozgurluk, din, kulun kula bağımlılıgı ve hatta koleligi vs gibi konuları ıceren cok etkilendigim bir kitap.. yazar mahmud muhammed taha, kitap ismi: islamın ikinci mesajı..
Yazan:Umit Erdal Tarih: May 13, 2010 | Reply
MY:
Burada tam olarak neyi kastettiğinizi biraz açabilir misiniz, Mehmet Bey?
Akyol’un dışsal ve içsel özgürlük ayrımı bana çok makul geldi. Akyol’un dediklerini ben şöyle anlıyorum:
İçsel özgürlük, bir insanın düşünce ve inançlarını kendi iradesiyle şekillendirmesi, bir başkasının baskısından vicdanını koruyabilmesidir. Dışsal özgürlük ise, bir insanın fiziksel eylemlerinde özgür olmasıdır.
Bu ikisinin birbirinden ayrı kavramlar olarak ele alınmasını neden hata olarak gördünüz?
Yazan:cb Tarih: May 13, 2010 | Reply
ümit bey,
sanırım daha önce sizinle mustafa beyin bir yazısı üzerine konuşmuştuk…
bence mustafa beyin sorunu liberalizm gibi çok rahat bir kavramı (her ucu açık) kutsarken bu rahatlığı aynı kıvamda islami kavramlar içinde kullanmasıdır.o özgürlük dediğimiz mesele iki soruyla ya da içsel özgürlük ve dışsal özgürlük diye iki ayrıma tabi tutularak 2*2=? şeklinde yorumlanmaz,bu biraz kabataslak ya da tembelci kurtulma yöntemidir gibi geliyor bana. bana neden öyle geliyor biliyor musunuz?çünkü o içsel ve dışsal özgürlük kavramları birbirinden bağımsız değildir,çünkü içsel özgürlük sorumluluğu getirir,çünkü sorumluluk dayatmacılık değildir,çünkü onları takdir etsek dahi liberal dostlarımızın hafife alınmış islam yorumlarına katılamayız,çünkü biz islamı hafife alamayız…hani cılızda olsa bir görüş der ya sufizm pasifize bir islam anlayışıdır diye hatta hatta hz.mevlana’nın dahi bir moğol planı olarak anadoluya bilinçli gönderildiği söylenir ben pek katılmam ancak işte bu ‘ liberalizm islam ile tümden uyumludur, ver özgürlüğü kenara çekil,kurtul’ anlayışı bana çokça pasifize,tembel işi geliyor ve bu sorumsuz davranışlar beni ürkütüyor.
müslümanların laikler,seküler zihinler ile sorunu kalmamıştır çünkü artık çok çok daha büyük sorunları vardır,bu sorun; modernize olmuş,bundan bir rahatsızlık duymayan,sorumluluktan kendini muaf tutan,liberalleşen müslümanlardan kaynaklı çok daha büyük bir sorundur.bir müslüman gelenekçi ve dayatmacı değildir ancak aynı müslüman geniş,sorumsuz ve ne halin varsa gör diyen de değildir.
Yazan:Mehmet Tarih: May 14, 2010 | Reply
İslamın özgürlüğü kısıtlayıp kısıtlamadığı, yanlış bir tartışma konusu. Burada daha çok üstünde durulması gereken “Dindar düşünce şeklinin gerçekten de özgür olup olamayacağı olmalı”. Ön kabulleri çok fazla olan kişi ne karar özgür olabilir.
Yazan:Ekrem Senai Tarih: May 14, 2010 | Reply
Mehmet bey,
Ön kabulü olmamak nasıl bir şeydir, böyle bir şey mümkün müdür isterseniz tartışmaya buradan başlayalım.
Anlaşılır olması açısından da örnek vermekte fayda var. Mesela bahsettiğiniz “ön kabulsüz özgür insan” a tarihten bir örnek verebilir misiniz?
Yazan:Mehmet Tarih: May 14, 2010 | Reply
Merhaba Ekrem,
Dünyada birsürü bilim adamı gelip geçti. Bunlar sürekli “Neden?” sorusunu sorarak birşeyler keşfettiler, ön kabul olabilecek inançları yıkarak. Özel bir isim vermeme gerek yok zannedersem.
Ön kabul dediğim de şu ki: İnançlarını dahi sarsabilecek “Neden?” sorusunu sorabilmek.
mesela:)
İnsan neden fareden geliyor olmasın?
Niyetin kösteklemek olmadıktan sonra, neden din kendi dilinde icra edilmesin?
Yazan:Umit Erdal Tarih: May 14, 2010 | Reply
Merhaba Cemile Hanım,
Evet, daha önce de, Akyol’un Mardin Konferansıyla ilgili yazısı üzerine yazışmıştık.
Yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla, sizin eleştiriniz Mustafa Akyol’un yazısının sonunda bulunan iki soruyla ve iki kavram ayrımıyla, İslam’ın özgürlük konusuna yaklaşımını sınırlandırmış olması.
Akyol yazısını, “İşte “İslam, özgürlük” deyince tartışılması gereken kritik sorular bunlar.” cümlesiyle bitiriyor. Bu cümle ile meseleyi kapatıyor, diye eleştiriyorsunuz zannediyorum.
Akyol’un yazısındaki iki soruyu ve iki kavram ayrımını, ben, sınırlandırma olarak değil de, bu yönden de meseleye bakılsın diye meseleyi genişletme amacıyla konulmuş gibi anlamıştım. Elbette, özgürlük konusu sadece iki soru ve iki kavrama sığmaz.
Konuyu Akyol’un yazısındaki sorularla ve kavramlarla sınırlandırmamak konusunda hemfikiriz.
Peki içsel ve dışsal özgürlük kavramı ayrımının kendisini de mi hatalı buluyorsunuz?