<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Elektronik Kafeslere Mahkum Olmak yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2010/03/17/elektronik-kafeslere-mahkum-olmak/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/17/elektronik-kafeslere-mahkum-olmak/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Thu, 09 Sep 2010 14:22:28 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/17/elektronik-kafeslere-mahkum-olmak/#comment-46893</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 17:12:27 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9099#comment-46893</guid>
		<description>mehmet yazıya resim olarak "derin devlet özelime girme" yazan bir resim koymuş:)) doğrusu ne derini, ne derin olmayanı, ne liberali, ne sosyalisti hiçbir iktidarın, insanları böyle bir kafes içine tıkmaya hakkının olmadığını düşünüyorum. o yüzden dinlemelerin(ve gözlemelerin) eninde sonunda "haklandırılması" mümkün bir platforma oturtulabileceğini düşündüğüm için; şunun ya da bunun dinlenmesi \gözlenmesine değil, dinleme ve gözlemenin kendisinedir itirazım; kişi ayrımı gözetmeden...zira bu gidişat bugün "suçludan" başlar, yarın "potansiyel suçluya" evrilir ve en sonunda da "bizim iyiliğimiz için bizi gözetleyen" devasa organizmalara dönüşüverir toplum. mesela STV'nin televizyon yayınlarında bu tür "dinleme\gözetleme" imkanlarına övgüler düzenleyen kimi dizi ve programlar oluyor. müslümanlar ne kadar da çabuk teknoperest oluyorlar böyle! sanırım tefekkür olmadan bilim\teknoloji olursa böyle oluyor müslümanlık! böyle olunca da ne farkımız kalıyor ki "ötekilerden"!!!</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>mehmet yazıya resim olarak &#8220;derin devlet özelime girme&#8221; yazan bir resim koymuş:)) doğrusu ne derini, ne derin olmayanı, ne liberali, ne sosyalisti hiçbir iktidarın, insanları böyle bir kafes içine tıkmaya hakkının olmadığını düşünüyorum. o yüzden dinlemelerin(ve gözlemelerin) eninde sonunda &#8220;haklandırılması&#8221; mümkün bir platforma oturtulabileceğini düşündüğüm için; şunun ya da bunun dinlenmesi \gözlenmesine değil, dinleme ve gözlemenin kendisinedir itirazım; kişi ayrımı gözetmeden&#8230;zira bu gidişat bugün &#8220;suçludan&#8221; başlar, yarın &#8220;potansiyel suçluya&#8221; evrilir ve en sonunda da &#8220;bizim iyiliğimiz için bizi gözetleyen&#8221; devasa organizmalara dönüşüverir toplum. mesela STV&#8217;nin televizyon yayınlarında bu tür &#8220;dinleme\gözetleme&#8221; imkanlarına övgüler düzenleyen kimi dizi ve programlar oluyor. müslümanlar ne kadar da çabuk teknoperest oluyorlar böyle! sanırım tefekkür olmadan bilim\teknoloji olursa böyle oluyor müslümanlık! böyle olunca da ne farkımız kalıyor ki &#8220;ötekilerden&#8221;!!!</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Gürhan tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/17/elektronik-kafeslere-mahkum-olmak/#comment-46884</link>
		<dc:creator>Gürhan</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 16:02:38 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9099#comment-46884</guid>
		<description>O wonder!
How many goodly creatures are there here!
How beauteous mankind is!
O brave new world,
That has such people in't!

1984 denince,aklıma hep Huxley'in Cesur Yeni Dünya'sı gelir.İlk bakışta birbirinden tamamen zıt romanlar gibi gözüküyor olsa da,nihai tahlilde aynı tesbite varırlar.1984'de Orwell,derdini direkt olarak anlatırken,Huxley bir ütopya görünümü altında ironi silahını çok iyi kullanıp aslında tamamıyla distopik bir gelecek tahayyülünü serimliyordu.Ben içinde yaşadığımız kontrol toplumunu Huxley'in tasvir ettiğine daha çok benzetiyorum.Evet 1984'te de Winston,beyinleri uyuşmuş, sonuna kadar itaat eden,yaşadıkları saçmalıkları sorgulamayan topluluk içinde bir şekilde "uyanış" durumu yaşıyordu.Cesur Yeni Dünya'daki insanlar da aşağı yukarı benzer durumda olmalarına karşın,uyuşturucu ve hedonizm batağı içinde neyin ne olduğunun farkına bile varmaya mecalleri olmayacak haldelerdi.Bu anlamda Baudrillard'ın simülakrlarına(yanılıyorsam lütfen düzeltilsin)benzer biçimde televizyonun hızlı tüketilen ses ve görüntü bombardımanı karşısında insanlar, adeta hipnotize olup,kendilerine yönlendirilen "aşırı enformasyonu" hakikat olarak algılamaya hazır paralize edilmiş bir sürü haline geliyorlar.Göklerden sivillerin üzerine yağan tonlarca bombayı,adeta bir havai fişek gösterisi gibi rahat koltuklarından izlerken,birkaç saniye içinde bu bombaların küçücük sabileri paramparça edeceği gerçeğini ketliyorlar.Ulus devletler ,irredantist,militarist sakat ideolojilerini bu algı karartıcı araçlar vasıtasıyla meşrulaştırabiliyorlar.Dolu dolu içerikli ve entellektüel gradosu yüksek yazınızda,post-post-modern(H.Bülent Kahraman)zamanların gözetim toplumu panoramasını yeterli bir biçimde tasvir etmişsiniz.Jeremy Bentham'ın mahkumların eksiksiz gözetlenmesi amacıyla dizayn ettiği ve Foucault'nun üzerine kafa yorduğu panoptikon kavramıyla bitirirken,konuyu çok iyi özetleyaceğine inandığı Bentham'ın sözüyle noktalıyorum:"Bir üst aklın, gücü elde etmesinin yeni bir modeli"

Diye düşünüyorum...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>O wonder!<br />
How many goodly creatures are there here!<br />
How beauteous mankind is!<br />
O brave new world,<br />
That has such people in&#8217;t!</p>
<p>1984 denince,aklıma hep Huxley&#8217;in Cesur Yeni Dünya&#8217;sı gelir.İlk bakışta birbirinden tamamen zıt romanlar gibi gözüküyor olsa da,nihai tahlilde aynı tesbite varırlar.1984&#8242;de Orwell,derdini direkt olarak anlatırken,Huxley bir ütopya görünümü altında ironi silahını çok iyi kullanıp aslında tamamıyla distopik bir gelecek tahayyülünü serimliyordu.Ben içinde yaşadığımız kontrol toplumunu Huxley&#8217;in tasvir ettiğine daha çok benzetiyorum.Evet 1984&#8242;te de Winston,beyinleri uyuşmuş, sonuna kadar itaat eden,yaşadıkları saçmalıkları sorgulamayan topluluk içinde bir şekilde &#8220;uyanış&#8221; durumu yaşıyordu.Cesur Yeni Dünya&#8217;daki insanlar da aşağı yukarı benzer durumda olmalarına karşın,uyuşturucu ve hedonizm batağı içinde neyin ne olduğunun farkına bile varmaya mecalleri olmayacak haldelerdi.Bu anlamda Baudrillard&#8217;ın simülakrlarına(yanılıyorsam lütfen düzeltilsin)benzer biçimde televizyonun hızlı tüketilen ses ve görüntü bombardımanı karşısında insanlar, adeta hipnotize olup,kendilerine yönlendirilen &#8220;aşırı enformasyonu&#8221; hakikat olarak algılamaya hazır paralize edilmiş bir sürü haline geliyorlar.Göklerden sivillerin üzerine yağan tonlarca bombayı,adeta bir havai fişek gösterisi gibi rahat koltuklarından izlerken,birkaç saniye içinde bu bombaların küçücük sabileri paramparça edeceği gerçeğini ketliyorlar.Ulus devletler ,irredantist,militarist sakat ideolojilerini bu algı karartıcı araçlar vasıtasıyla meşrulaştırabiliyorlar.Dolu dolu içerikli ve entellektüel gradosu yüksek yazınızda,post-post-modern(H.Bülent Kahraman)zamanların gözetim toplumu panoramasını yeterli bir biçimde tasvir etmişsiniz.Jeremy Bentham&#8217;ın mahkumların eksiksiz gözetlenmesi amacıyla dizayn ettiği ve Foucault&#8217;nun üzerine kafa yorduğu panoptikon kavramıyla bitirirken,konuyu çok iyi özetleyaceğine inandığı Bentham&#8217;ın sözüyle noktalıyorum:&#8221;Bir üst aklın, gücü elde etmesinin yeni bir modeli&#8221;</p>
<p>Diye düşünüyorum&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
