<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Bakmak,görmek,anlamak: Sanat’ta ayrıntı (1) yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 02:32:42 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Kitap tanıtan kitap(1) : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/#comment-59060</link>
		<dc:creator>Kitap tanıtan kitap(1) : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Nov 2010 16:39:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8722#comment-59060</guid>
		<description>[...] tut! Akşama kadar daha on bin kişi BAKACAK&#8230; Sıradakiiiii! Uyuma!&#8221;&#8230;&#8221; [  Sanat'ta ayrıntı (1)  [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] tut! Akşama kadar daha on bin kişi BAKACAK&#8230; Sıradakiiiii! Uyuma!&#8221;&#8230;&#8221; [  Sanat'ta ayrıntı (1)  [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Kâinat bir su damlasına sığınca: Sanat’ta Ayrıntı(6) : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/#comment-47775</link>
		<dc:creator>Kâinat bir su damlasına sığınca: Sanat’ta Ayrıntı(6) : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Apr 2010 19:47:10 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8722#comment-47775</guid>
		<description>[...] (Gilles Deleuze&#8217;ün yorumuyla), Bergson ve Maslow&#8217;un eserlerinden istifade ettiğimiz Birinci bölüm&#8216;de Turist insan, modern körlük ve faydacı körlük&#8217;ten bahsetmiştik. Sanat [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] (Gilles Deleuze&#8217;ün yorumuyla), Bergson ve Maslow&#8217;un eserlerinden istifade ettiğimiz Birinci bölüm&#8216;de Turist insan, modern körlük ve faydacı körlük&#8217;ten bahsetmiştik. Sanat [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Sen Yaratan’ın resmini yapabilir misin William?: Sanat’ta ayrıntı (5) : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/#comment-47553</link>
		<dc:creator>Sen Yaratan’ın resmini yapabilir misin William?: Sanat’ta ayrıntı (5) : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 10:24:39 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8722#comment-47553</guid>
		<description>[...] Bakmak,görmek,anlamak: Sanat’ta ayrıntı (1) [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Bakmak,görmek,anlamak: Sanat’ta ayrıntı (1) [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Sanat’ta Ayrıntı (3): Tenzîh ve Teşbîh : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/#comment-46821</link>
		<dc:creator>Sanat’ta Ayrıntı (3): Tenzîh ve Teşbîh : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 10:23:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8722#comment-46821</guid>
		<description>[...] Bakmak,görmek,anlamak: Sanat’ta ayrıntı (1) [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Bakmak,görmek,anlamak: Sanat’ta ayrıntı (1) [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>YAKINDA: Sanat’ta Ayrıntı (3): Tenzîh ve Teşbîh : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/#comment-46730</link>
		<dc:creator>YAKINDA: Sanat’ta Ayrıntı (3): Tenzîh ve Teşbîh : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 21:54:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8722#comment-46730</guid>
		<description>[...] Bakmak,görmek,anlamak: Sanat&#8217;ta ayrıntı (1) [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Bakmak,görmek,anlamak: Sanat&#8217;ta ayrıntı (1) [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Derin Göz: Sanat&#8217;ta Ayrıntı (2) : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/#comment-46563</link>
		<dc:creator>Derin Göz: Sanat&#8217;ta Ayrıntı (2) : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 10:46:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8722#comment-46563</guid>
		<description>[...] Geçen bölümde eleştirdiğimiz  &#8220;Bütün = Parça + Parça&#8230;&#8221; ilkesinden  gözlerimizi kurtarmak üzereyiz şimdi. Okyanus kitabının dalgaları bize ne öğretiyor? Zıtlıklar sayesinde algıladığımız dünyanın Hakikî olmadığını! Yani sıcak-soğuk, ilk-son, sert-yumuşak zıtlıkları ile düşünmeye alışık analitik zekâmız. Oysa sıcaklarımız ve soğuklarımız ESAS değil. Tıpkı okyanus dalgalarını gördüğümüz gibi görüyoruz Kâinat&#8217;ı. Et-Göz&#8217;ün getirdiği parçaları zihnimizde birleştirerek, kavramlar inşa ederek: Faydalı, diğer insanlarla paylaşılabilir yani objektif hatta ölçülebilir şeyleri teknik sınırlarımız içinde, dil hapishanesinde görüyoruz. Parmaklıkların ardından&#8230; [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Geçen bölümde eleştirdiğimiz  &#8220;Bütün = Parça + Parça&#8230;&#8221; ilkesinden  gözlerimizi kurtarmak üzereyiz şimdi. Okyanus kitabının dalgaları bize ne öğretiyor? Zıtlıklar sayesinde algıladığımız dünyanın Hakikî olmadığını! Yani sıcak-soğuk, ilk-son, sert-yumuşak zıtlıkları ile düşünmeye alışık analitik zekâmız. Oysa sıcaklarımız ve soğuklarımız ESAS değil. Tıpkı okyanus dalgalarını gördüğümüz gibi görüyoruz Kâinat&#8217;ı. Et-Göz&#8217;ün getirdiği parçaları zihnimizde birleştirerek, kavramlar inşa ederek: Faydalı, diğer insanlarla paylaşılabilir yani objektif hatta ölçülebilir şeyleri teknik sınırlarımız içinde, dil hapishanesinde görüyoruz. Parmaklıkların ardından&#8230; [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Derin Göz: Sanat&#8217;ta Ayrıntı (2) : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/#comment-46527</link>
		<dc:creator>Derin Göz: Sanat&#8217;ta Ayrıntı (2) : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 16:37:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8722#comment-46527</guid>
		<description>[...] hazırlık: Geçen bölümü okumak gerek ilk olarak. Sonra Bu sayfadaki okyanus fotoğraflarına bakarak zihninizi boşaltın. [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] hazırlık: Geçen bölümü okumak gerek ilk olarak. Sonra Bu sayfadaki okyanus fotoğraflarına bakarak zihninizi boşaltın. [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>sq tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/#comment-45696</link>
		<dc:creator>sq</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 12:25:23 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8722#comment-45696</guid>
		<description>MY,
video paylaşımı için teşekkürler,  mekanın Gothik  olması da etkiyi katmerlemiş:)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>MY,<br />
video paylaşımı için teşekkürler,  mekanın Gothik  olması da etkiyi katmerlemiş:)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>sq tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/#comment-45694</link>
		<dc:creator>sq</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 12:13:41 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8722#comment-45694</guid>
		<description>Eg,

Bazı tespitlerinize katılıyorum, kadın bedeninin sahneleşinde yalınlık, doğallık değil teşhir, seyirlik bir nesne konumuna getirme vardı bence de.
Ama kızamadım yönetmene çünkü ele aldığı konu kadın doğasının diplerine, dehlizlerine inmiş, hatırlarsanız her tarafta kapılar vardı ve bu kapılar kollektif bilinçaltının ortak miraslarına çıkıyordu.  kadınların en büyük çelişkisinin ve en büyük sancısının (ataerkilliği içselleştirenlerden bahsetmiyorum tabi) yolu aydınlatıcak bir yazılı tarihe sahip olmayışı olduğunu düşünmüşümdür hep. (Tarih vardır elbette ama gizlidir, örtülüdür).  Sonra neden tarihte kadın sanatçı, filozof, vb.yok ya da bir elin parmağı kadar az diye sorarız. Biraz kendini ortaya koyan kadın filmdeki koridorda açık kapılarda  gözüken sahnelerde olduğu gibi ya cadı diye yakılmış, ya aile bireyleri tarafından öldürülmüş ya tımarhaneyi boylamış ya da Sylvia Plath gibi havagazı ocağının içine kafasını sokmuştur.İşin kötüsü bu mirası derinlerinizde bir yerde her zaman hissederseniz, bu yüzden hem ilerlemek ister hem de yolunuzu tıkayacak şeylere yönelirsiniz, bu sizin enerjinizi kastre edecek, yeteneklerinizi köreltecek bir erkeğe tutulmak da olabilir, kendinden korkup kendini tamamen kapamak ya da başka bağımlılıklara yönelmek de olabilir.  Ana'nın hikayesi bu anlamda  hayal ürünü bir kurgu değildir, kollektif bir yazgıdır. 

Dağınıklık yorumuna katılmakla beraber, sona gelince, Arapça cümleler sarfettiği için terorist, kadim dillerde cümleler sarfettiği için cadı diye  ağzı burnu dağılan Ana'nın şu lafı beni çok etkiledi "you can never defeat me because i'm the mother of good men". Ataerkilliğin işgalcilerine, tecavüzcülerine, ayrımcılığına karşı iyi adamlar. Ben Ana'nın da öldüğünü sanmıştım ama kafasına vurulan lambanın ayağını göstererek giderayak olanca sakinliğiyle "bu sütun Dorik ve ben -aynı zamanda-Yunanım" demesi karşısında muhtemelen kendini İspanyol, Arap,Kızılderili,Yunan vb. olarak tanımlayan bu "iyi adamlarının annesi"nin  meczubun teki olduğunu düşünerek bıraktılar. Oysa orada Kurtlarla Koşan Kadınlar'ın yazarı Clarissa Estes'in tabiriyle "karanlık adamlar"la, bilinçdışı dehlizlerinin canavarlarıyla  yüzleşilir ve açıkça bir zafer kazanılır yani başka bir ifadeyle "sağ sağlam geçer kendini".</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Eg,</p>
<p>Bazı tespitlerinize katılıyorum, kadın bedeninin sahneleşinde yalınlık, doğallık değil teşhir, seyirlik bir nesne konumuna getirme vardı bence de.<br />
Ama kızamadım yönetmene çünkü ele aldığı konu kadın doğasının diplerine, dehlizlerine inmiş, hatırlarsanız her tarafta kapılar vardı ve bu kapılar kollektif bilinçaltının ortak miraslarına çıkıyordu.  kadınların en büyük çelişkisinin ve en büyük sancısının (ataerkilliği içselleştirenlerden bahsetmiyorum tabi) yolu aydınlatıcak bir yazılı tarihe sahip olmayışı olduğunu düşünmüşümdür hep. (Tarih vardır elbette ama gizlidir, örtülüdür).  Sonra neden tarihte kadın sanatçı, filozof, vb.yok ya da bir elin parmağı kadar az diye sorarız. Biraz kendini ortaya koyan kadın filmdeki koridorda açık kapılarda  gözüken sahnelerde olduğu gibi ya cadı diye yakılmış, ya aile bireyleri tarafından öldürülmüş ya tımarhaneyi boylamış ya da Sylvia Plath gibi havagazı ocağının içine kafasını sokmuştur.İşin kötüsü bu mirası derinlerinizde bir yerde her zaman hissederseniz, bu yüzden hem ilerlemek ister hem de yolunuzu tıkayacak şeylere yönelirsiniz, bu sizin enerjinizi kastre edecek, yeteneklerinizi köreltecek bir erkeğe tutulmak da olabilir, kendinden korkup kendini tamamen kapamak ya da başka bağımlılıklara yönelmek de olabilir.  Ana&#8217;nın hikayesi bu anlamda  hayal ürünü bir kurgu değildir, kollektif bir yazgıdır. </p>
<p>Dağınıklık yorumuna katılmakla beraber, sona gelince, Arapça cümleler sarfettiği için terorist, kadim dillerde cümleler sarfettiği için cadı diye  ağzı burnu dağılan Ana&#8217;nın şu lafı beni çok etkiledi &#8220;you can never defeat me because i&#8217;m the mother of good men&#8221;. Ataerkilliğin işgalcilerine, tecavüzcülerine, ayrımcılığına karşı iyi adamlar. Ben Ana&#8217;nın da öldüğünü sanmıştım ama kafasına vurulan lambanın ayağını göstererek giderayak olanca sakinliğiyle &#8220;bu sütun Dorik ve ben -aynı zamanda-Yunanım&#8221; demesi karşısında muhtemelen kendini İspanyol, Arap,Kızılderili,Yunan vb. olarak tanımlayan bu &#8220;iyi adamlarının annesi&#8221;nin  meczubun teki olduğunu düşünerek bıraktılar. Oysa orada Kurtlarla Koşan Kadınlar&#8217;ın yazarı Clarissa Estes&#8217;in tabiriyle &#8220;karanlık adamlar&#8221;la, bilinçdışı dehlizlerinin canavarlarıyla  yüzleşilir ve açıkça bir zafer kazanılır yani başka bir ifadeyle &#8220;sağ sağlam geçer kendini&#8221;.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/#comment-45678</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 00:15:21 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8722#comment-45678</guid>
		<description>&lt;strong&gt;"Mantegna’ya bir “baba” figürü olarak hiç bakmamıştım, muhtemelen kırk yıl da düşünsem aklıma gelmezdi.:)" (SQ)&lt;/strong&gt;

:)

Aslinda çok güzel yakalamissiniz, Oxford yayinlarindan bir kitap okudum geçen yaz, Bilinç üzerine, yazari Susan Blackmore.
&lt;strong&gt;"Yarasanin ne oldugunu anlamak biz insanlar için imkansiz"&lt;/strong&gt; diyor yazar. Uçan, kendi sesinin yansimasini kulaklariyla hissedip karanlikta önünü "&lt;strong&gt;gören&lt;/strong&gt;" bu hayvani ANLADIGIMIZI nasil iddia edebiliriz? (Argüman ilk defa 50'li yillarda ortaya atilmis ama 1974'te Amerikali filozof Thomas Nagel'in kaleminde ün kazanmis)

Tabi o kadar uzaga gitmeye gerek yok, mesela karima her hangi bir konuda "seni anliyorum" diyebilir miyim? Kadin ve anne olmadigim müddetçe mükün degil bu :) 

Söz Hristiyanliktan ve Annelik'ten açilmisken... çok etkilendigim müziklerden biri de Giovanni Battista Pergolesi'nin eseri Stabat Mater (18ci yy).

Besteci Hz Meryem'in izdirabi üzerine teffekür eden bir metinden çikmis yola, (metin 13cü yüzyildan). çarpici bir nokta ise Pergolesi 26 yasinda veremden ölmüs. Bu beste de ölmeden bir kaç ay önce bitirdigi son eser. Hayatinin baharinda ölecegini biliyordu genç besteci büyük ihtimal, belki kendi ölümü ile ilgili olarak duydugu korku ve üzüntü de yansidi eserine. Bakin yine bir sübjektivite yakaladik... 

Neyse. Eseri dinlerken gerçekten bir annenin evlâdini o halde görmekten duydugu izdirabi hissediyorsunuz. Bende bir kaç degisik kayit var ayni metinden yola çikarak bestelenmis. Vivaldi'nin ki de çok güzel. 

Sanat'in açtigi bu &lt;strong&gt;sübjektivite &lt;/strong&gt;kapisindan bakabilecek miyiz bir gün PKK'li teröristlere, onlarin annelerine, escinsellere, Kemalistlere, Kürtlere, Alevîlere, Basörtülü kadinlara, Ermenilere? Cevap "evet" ise bunun ahlâkî ve siyasî sonuçlari ne olacak?... 

Ahmet Erhan'in misralari dudaklarimda &lt;strong&gt;"bana yarinlardan, bana dogacak güneslerden söz ederler.. ben bugünleri yakistiramazken kendime"&lt;/strong&gt;

Buraya koyayim Pergolesi'nin Stabat Mater'inden bir parça ve biz de tefekküre dalalim baris içinde bir ülke düsleyerek :) Hz Meryem'in izdirap aynasinda kendimizi görebilecek miyiz acep?

&lt;code&gt;&lt;object width="480" height="290"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/xnjg4"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.dailymotion.com/swf/xnjg4" width="480" height="290" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/xnjg4_pergolesi-stabat-mater-dolorosa_music" rel="nofollow"&gt;Pergolesi - Stabat Mater - Dolorosa - &lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;envoy&#233; par &lt;a href="http://www.dailymotion.com/Quarouble" rel="nofollow"&gt;Quarouble&lt;/a&gt;. - &lt;a href="http://www.dailymotion.com/fr/channel/music" rel="nofollow"&gt;Clip, interview et concert.&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/code&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Mantegna’ya bir “baba” figürü olarak hiç bakmamıştım, muhtemelen kırk yıl da düşünsem aklıma gelmezdi.:)&#8221; (SQ)</strong></p>
<p> <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Aslinda çok güzel yakalamissiniz, Oxford yayinlarindan bir kitap okudum geçen yaz, Bilinç üzerine, yazari Susan Blackmore.<br />
<strong>&#8220;Yarasanin ne oldugunu anlamak biz insanlar için imkansiz&#8221;</strong> diyor yazar. Uçan, kendi sesinin yansimasini kulaklariyla hissedip karanlikta önünü &#8220;<strong>gören</strong>&#8221; bu hayvani ANLADIGIMIZI nasil iddia edebiliriz? (Argüman ilk defa 50&#8242;li yillarda ortaya atilmis ama 1974&#8242;te Amerikali filozof Thomas Nagel&#8217;in kaleminde ün kazanmis)</p>
<p>Tabi o kadar uzaga gitmeye gerek yok, mesela karima her hangi bir konuda &#8220;seni anliyorum&#8221; diyebilir miyim? Kadin ve anne olmadigim müddetçe mükün degil bu <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Söz Hristiyanliktan ve Annelik&#8217;ten açilmisken&#8230; çok etkilendigim müziklerden biri de Giovanni Battista Pergolesi&#8217;nin eseri Stabat Mater (18ci yy).</p>
<p>Besteci Hz Meryem&#8217;in izdirabi üzerine teffekür eden bir metinden çikmis yola, (metin 13cü yüzyildan). çarpici bir nokta ise Pergolesi 26 yasinda veremden ölmüs. Bu beste de ölmeden bir kaç ay önce bitirdigi son eser. Hayatinin baharinda ölecegini biliyordu genç besteci büyük ihtimal, belki kendi ölümü ile ilgili olarak duydugu korku ve üzüntü de yansidi eserine. Bakin yine bir sübjektivite yakaladik&#8230; </p>
<p>Neyse. Eseri dinlerken gerçekten bir annenin evlâdini o halde görmekten duydugu izdirabi hissediyorsunuz. Bende bir kaç degisik kayit var ayni metinden yola çikarak bestelenmis. Vivaldi&#8217;nin ki de çok güzel. </p>
<p>Sanat&#8217;in açtigi bu <strong>sübjektivite </strong>kapisindan bakabilecek miyiz bir gün PKK&#8217;li teröristlere, onlarin annelerine, escinsellere, Kemalistlere, Kürtlere, Alevîlere, Basörtülü kadinlara, Ermenilere? Cevap &#8220;evet&#8221; ise bunun ahlâkî ve siyasî sonuçlari ne olacak?&#8230; </p>
<p>Ahmet Erhan&#8217;in misralari dudaklarimda <strong>&#8220;bana yarinlardan, bana dogacak güneslerden söz ederler.. ben bugünleri yakistiramazken kendime&#8221;</strong></p>
<p>Buraya koyayim Pergolesi&#8217;nin Stabat Mater&#8217;inden bir parça ve biz de tefekküre dalalim baris içinde bir ülke düsleyerek <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> Hz Meryem&#8217;in izdirap aynasinda kendimizi görebilecek miyiz acep?</p>
<p><code><object width="480" height="290"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/xnjg4"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowScriptAccess" value="always"></param><embed src="http://www.dailymotion.com/swf/xnjg4" width="480" height="290" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object><br /><b><a href="http://www.dailymotion.com/video/xnjg4_pergolesi-stabat-mater-dolorosa_music" rel="nofollow">Pergolesi - Stabat Mater - Dolorosa - </a></b><br /><i>envoy&eacute; par <a href="http://www.dailymotion.com/Quarouble" rel="nofollow">Quarouble</a>. - <a href="http://www.dailymotion.com/fr/channel/music" rel="nofollow">Clip, interview et concert.</a></i></code></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/#comment-45677</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 00:12:13 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8722#comment-45677</guid>
		<description>sq,
julio medem benim, hakkında hep ikircikli olduğum bir yönetmen. kaotik ana'yı seyrettim. çok detayıyla hatırlamasam da önceki hayatlarını ve ölümlerini gören hipnozdaki Ana'yı hatırlıyorum. çok güzel bir genç kız olduğunu:) ama tüm medem filmleri gibi bu filmde de çıplaklık rahatsız edici düzeyde. ve kaotik ana'nın okültizmden(önceki hayatlarında erkekler tarafından acı çektirilmiş ana'da temsil edilen kadın figürü fazlasıyla feminist bir figür gibi gelmişti bana.),politik konulara (ırak savaşı filmin içinde önemliydi hatırladığım kadarıyla)ve resim sanatına (filmdeki tablolar medem'in ölen kızkardeşine aitmiş. filmi de ona adıyordu galiba filmin sonunda) herşeye gireyim derken ipin ucunu fazla kaçıran ve dağılan bir film olduğunu düşünmüştüm izlediğimde. sonunu hatırlıyor musun diye sorarsan vallahi hatırlayamadım şimdi. zira hipnoz seansları ve aşırı çıplaklık belirli bir süreden beni filmden tümüyle koparmıştı. hatta festivalde izlerken filmi, nasıl çıksam diye düşündüğümü de hatırlıyorum. ama oturduğum koltuk ortalarda bir yerde olduğu için çıkamayıp sonuna kadar izlemiştim:)) bütün düğümün çözüldüğü son hipnozda şok edici bir son olduğu aklımda hayal meyal kalmış...ama ben şok olmamış, iyice sıkılmıştım diye hatırlıyorum:)) yani çok uğraştım ne olduğunu hatırlamak için ama hatırlayamadım:))

medem'in "kutup çizgisi aşıkları" filmi ile "red squirrel" filmi benim sevdiğim filmleridir. ama tüm filmlerinde özellikle rüya ortamı ve lineer olmayan yapısıyla çok yetenekli bir yönetmen olduğunu da düşünüyorum medem'in. keşke biraz daha az gösteriş yapsa ve biraz daha sade olabilse. bir de filmlerinin "aslında" erotik filmler olduğunu düşündürebilecek özelliklerini kırpsa ve bu yüzden erotizmin gölgesinde kalan bölümleri daha ön plana çıkarsa daha iyi olacak. zira tüm filmlerini izledim. sinema ve sanata aşk derecesinden meraklı birisi olmasam rahatlıkla pornografik film diyebilirdim bu filmlere...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sq,<br />
julio medem benim, hakkında hep ikircikli olduğum bir yönetmen. kaotik ana&#8217;yı seyrettim. çok detayıyla hatırlamasam da önceki hayatlarını ve ölümlerini gören hipnozdaki Ana&#8217;yı hatırlıyorum. çok güzel bir genç kız olduğunu:) ama tüm medem filmleri gibi bu filmde de çıplaklık rahatsız edici düzeyde. ve kaotik ana&#8217;nın okültizmden(önceki hayatlarında erkekler tarafından acı çektirilmiş ana&#8217;da temsil edilen kadın figürü fazlasıyla feminist bir figür gibi gelmişti bana.),politik konulara (ırak savaşı filmin içinde önemliydi hatırladığım kadarıyla)ve resim sanatına (filmdeki tablolar medem&#8217;in ölen kızkardeşine aitmiş. filmi de ona adıyordu galiba filmin sonunda) herşeye gireyim derken ipin ucunu fazla kaçıran ve dağılan bir film olduğunu düşünmüştüm izlediğimde. sonunu hatırlıyor musun diye sorarsan vallahi hatırlayamadım şimdi. zira hipnoz seansları ve aşırı çıplaklık belirli bir süreden beni filmden tümüyle koparmıştı. hatta festivalde izlerken filmi, nasıl çıksam diye düşündüğümü de hatırlıyorum. ama oturduğum koltuk ortalarda bir yerde olduğu için çıkamayıp sonuna kadar izlemiştim:)) bütün düğümün çözüldüğü son hipnozda şok edici bir son olduğu aklımda hayal meyal kalmış&#8230;ama ben şok olmamış, iyice sıkılmıştım diye hatırlıyorum:)) yani çok uğraştım ne olduğunu hatırlamak için ama hatırlayamadım:))</p>
<p>medem&#8217;in &#8220;kutup çizgisi aşıkları&#8221; filmi ile &#8220;red squirrel&#8221; filmi benim sevdiğim filmleridir. ama tüm filmlerinde özellikle rüya ortamı ve lineer olmayan yapısıyla çok yetenekli bir yönetmen olduğunu da düşünüyorum medem&#8217;in. keşke biraz daha az gösteriş yapsa ve biraz daha sade olabilse. bir de filmlerinin &#8220;aslında&#8221; erotik filmler olduğunu düşündürebilecek özelliklerini kırpsa ve bu yüzden erotizmin gölgesinde kalan bölümleri daha ön plana çıkarsa daha iyi olacak. zira tüm filmlerini izledim. sinema ve sanata aşk derecesinden meraklı birisi olmasam rahatlıkla pornografik film diyebilirdim bu filmlere&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>sq tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/#comment-45671</link>
		<dc:creator>sq</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 22:51:43 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8722#comment-45671</guid>
		<description>Bu arada Enver Bey,
bugün ispanyol yönetmen Julio Medem'in "Chaotica Ana" isminde bir filmini izledim ve çok etkilendim, spoiler gibi olmasın ama sonu beni dağıttı.
Eğer izlediyseniz bir yorumunuz var mı merak ettim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu arada Enver Bey,<br />
bugün ispanyol yönetmen Julio Medem&#8217;in &#8220;Chaotica Ana&#8221; isminde bir filmini izledim ve çok etkilendim, spoiler gibi olmasın ama sonu beni dağıttı.<br />
Eğer izlediyseniz bir yorumunuz var mı merak ettim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>sq tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/#comment-45669</link>
		<dc:creator>sq</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 22:20:43 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8722#comment-45669</guid>
		<description>Altta bulunan Mantegna'nın İsa'sı beni de her zaman etkilemiştir.  Buradaki önemli noktalardan biri sanırım kompozisyonun açısı. Teknik açıdan bakarsak, İsa'nın resmedilme biçimi, en zor açı olan rakursiden çizilmiş, yani tam karşıdan olduğu için deforme olmuş bir açıdır bu. Resimdeki gerçeklik algısı bundan da kaynaklanıyor olabilir çünkü kendinizi tam da orada, aynı odada, yatağın hemen karşısında hissediyorsunuz aradaki mesafe kaldırılmış gibi, dolasıyla aynı düzlemde hissetmek daha kolay ifade edilebilir belki. 

Aslında çoğu zaman İsa'nın çarmıha gerilme ya da çarmıhtan indirilişi sahnelerini resmeden ressamların hissiyatını düşünmüşümdür. acaba bir süre sonra yabancılaşıp, anatomi, ışık gölge gibi değerler ve onlarca taslak arasında herhangi bir insan figürü çizimine mi dönüşüyordu? Okuldayken Mantegna gibi sanatçıların yaptığı çizimlerin kopyalarını yapıyorduk bazen. Bana da bir renkli fotokopi kağıdından bakarak bembeyaz kesmiş yüzüyle yaralarından kanlar akan İsa'nın başını tutarak ağlayan Meryem'in motomot kopyasını yapmak düşmüştü. isa'nın yarı kapalı gözkapaklarının kavislerini ve altta azıcık da olsa gözüken gözlerini hatırlıyorum Sanırım böyle durumlarda detayla fazla meşgul olmaktan bütüne yabancılaşmak kolaylaşıyor. Dolayısıyla bir sanat "nesne"sine, izleyicinin değil de eseri üretenin hangi duyguyla yaklaştığı bir noktada kafa karıştırıcı ve bir bilinemezlik taşıyor. Bu durumda bireysel bazda izleyicinin yaşam deneyimleri ile beraber ne algıladığı elimizdeki tek şeye dönüşüyor. Mesela Mantegna'ya bir "baba" figürü olarak hiç bakmamıştım, muhtemelen kırk yıl da düşünsem  aklıma gelmezdi.:)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Altta bulunan Mantegna&#8217;nın İsa&#8217;sı beni de her zaman etkilemiştir.  Buradaki önemli noktalardan biri sanırım kompozisyonun açısı. Teknik açıdan bakarsak, İsa&#8217;nın resmedilme biçimi, en zor açı olan rakursiden çizilmiş, yani tam karşıdan olduğu için deforme olmuş bir açıdır bu. Resimdeki gerçeklik algısı bundan da kaynaklanıyor olabilir çünkü kendinizi tam da orada, aynı odada, yatağın hemen karşısında hissediyorsunuz aradaki mesafe kaldırılmış gibi, dolasıyla aynı düzlemde hissetmek daha kolay ifade edilebilir belki. </p>
<p>Aslında çoğu zaman İsa&#8217;nın çarmıha gerilme ya da çarmıhtan indirilişi sahnelerini resmeden ressamların hissiyatını düşünmüşümdür. acaba bir süre sonra yabancılaşıp, anatomi, ışık gölge gibi değerler ve onlarca taslak arasında herhangi bir insan figürü çizimine mi dönüşüyordu? Okuldayken Mantegna gibi sanatçıların yaptığı çizimlerin kopyalarını yapıyorduk bazen. Bana da bir renkli fotokopi kağıdından bakarak bembeyaz kesmiş yüzüyle yaralarından kanlar akan İsa&#8217;nın başını tutarak ağlayan Meryem&#8217;in motomot kopyasını yapmak düşmüştü. isa&#8217;nın yarı kapalı gözkapaklarının kavislerini ve altta azıcık da olsa gözüken gözlerini hatırlıyorum Sanırım böyle durumlarda detayla fazla meşgul olmaktan bütüne yabancılaşmak kolaylaşıyor. Dolayısıyla bir sanat &#8220;nesne&#8221;sine, izleyicinin değil de eseri üretenin hangi duyguyla yaklaştığı bir noktada kafa karıştırıcı ve bir bilinemezlik taşıyor. Bu durumda bireysel bazda izleyicinin yaşam deneyimleri ile beraber ne algıladığı elimizdeki tek şeye dönüşüyor. Mesela Mantegna&#8217;ya bir &#8220;baba&#8221; figürü olarak hiç bakmamıştım, muhtemelen kırk yıl da düşünsem  aklıma gelmezdi.:)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/#comment-45653</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 19:08:19 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8722#comment-45653</guid>
		<description>Eyv. Yazma istegi geliyor insana:))

ALLAH nasib ederse Füsus'taki bazi temel kavramlardan bahsetmek istiyorum gelecek bölümde, Fransa'da bazi filozoflar Deleuze'ün Leibniz yorumlarindan yola çikarak yeni(?) ufuklara yelken açmaya çalisiyorlar. Akimin ismi &lt;strong&gt;Transandantal Ampirizm!&lt;/strong&gt;

Aslinda birlesmezi birlestirmek gibi görünse de ilginç bir çikis noktasi. Zira Bergson da zamaninda &lt;strong&gt;"Metafizik tecrübenin bütünüdür (integrité)"&lt;/strong&gt; mealinde birseyler söylüyordu.

Eh, aklin yolu bir, adi ne olursa olsun, Hakikat'e giden yollar hedefe yaklastikça birbirine yakinlasiyor sanki :)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Eyv. Yazma istegi geliyor insana:))</p>
<p>ALLAH nasib ederse Füsus&#8217;taki bazi temel kavramlardan bahsetmek istiyorum gelecek bölümde, Fransa&#8217;da bazi filozoflar Deleuze&#8217;ün Leibniz yorumlarindan yola çikarak yeni(?) ufuklara yelken açmaya çalisiyorlar. Akimin ismi <strong>Transandantal Ampirizm!</strong></p>
<p>Aslinda birlesmezi birlestirmek gibi görünse de ilginç bir çikis noktasi. Zira Bergson da zamaninda <strong>&#8220;Metafizik tecrübenin bütünüdür (integrité)&#8221;</strong> mealinde birseyler söylüyordu.</p>
<p>Eh, aklin yolu bir, adi ne olursa olsun, Hakikat&#8217;e giden yollar hedefe yaklastikça birbirine yakinlasiyor sanki <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/#comment-45631</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 08:09:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8722#comment-45631</guid>
		<description>Muhteşem olmuş. Çok etkilendim. Louvre'daki halimi düşündüm, çok güldüm. Hakikaten kainattaki turistliğimiz de aynı gaflet üzere. Parça-bütün ilişkisi; sanattaki anlam, tecelli... Eline, dimağına sağlık.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Muhteşem olmuş. Çok etkilendim. Louvre&#8217;daki halimi düşündüm, çok güldüm. Hakikaten kainattaki turistliğimiz de aynı gaflet üzere. Parça-bütün ilişkisi; sanattaki anlam, tecelli&#8230; Eline, dimağına sağlık.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/#comment-45621</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 23:23:31 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8722#comment-45621</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;"Albert Camus de Düşüş adlı romanın (bana göre) çekirdeği sayılabilecek bir paragrafta bu “faydacı” körlüğe işaret ediyor: Adam gece yarısı bir kız arkadaşının yanından çıkmış yürüyordur. Zihni hâlâ tensel hazlarla(b) meşgul iken köprünün üzerinden suyu seyreden bir genç kadın görür. Kadının hoş bir ensesi vardır ve vücudunun çıplak olan bu bölgesi siyah kıyafetlerin arasından dikkat çekiyordur. “Yağmurla ıslanmış ve taze” tene kayıtsız kalamaz adam. [Belki gözleriyle biraz haz alabilmek için] kısa bir duraklamanın ardından yürümeye devam eder. 50 metre kadar uzaklaşmıştır ki bir gecenin sessizliğinde bir vücudun suya çarpan sesini duyar. Ardından çığlıklar. Kim bilir hangi sıkıntılardan bunalan genç kadın kendini nehrinin soğuk sularına atmıştır…"&lt;/blockquote&gt;

düşüş'ü okumuştum ama aradan yıllar geçti ve çoğu ayrıntısı aklımdan çıkmıştı. yukarıda alıntıladığın kısmı okuyunca ilk hissettiğim şey tüylerimin diken diken olması ve gözlerimden uzulca kontrolsüzce boşalan birkaç damla yaş oldu...aklıma bresson'un mouchette filmi geldi senin bu yazdıklarından ve tüm yazından sonra.

mouchette filminin finali aynen düşüş'teki gibi faydacı bakışın, ya da "ilgisiz" bakışlarımızın kirlettiği hayat ile ilgilidir. filmin final sahnesinde, annesinin öldüğü gün hayatla kalan son bağını da koparmaya niyetlenen genç kızın son bir umudunun, nasıl bir vurdumduymazlıkla suya düştüğünü görürüz. Mouchette intihar etmek için bir göl kenarına gider. Amacı suya atlayıp kendisini orada boğmaktır. İlk denemesi başarısızlıkla sonuçlanır. İkincisini denemeden önce ilerideki yoldan bir traktör geçiyordur. Kız, hayata tutunma isteğinin küçücük de olsa bir karşılığını bulmak istiyordur, insanlarda küçücük de olsa bir merhamet kırıntısına şahit olmak! Traktör şoförüne elini kaldırarak selam verir. İster ki bir küçük karşılık görsün ve hayata tutunacak bir sebebi olsun; ama traktör şoförü Mouchette’in el selamını görür ama kafasını çevirip yoluna devam eder. İntiharla biter film.ve bu bitiş de bende senin camus'dan alıntıladığın bölüm gibi çarpmıştı. 

yazın defalarca okunacak kadar güzel bir yazı mehmet. devamını merakla bekleyeceğim..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>&#8220;Albert Camus de Düşüş adlı romanın (bana göre) çekirdeği sayılabilecek bir paragrafta bu “faydacı” körlüğe işaret ediyor: Adam gece yarısı bir kız arkadaşının yanından çıkmış yürüyordur. Zihni hâlâ tensel hazlarla(b) meşgul iken köprünün üzerinden suyu seyreden bir genç kadın görür. Kadının hoş bir ensesi vardır ve vücudunun çıplak olan bu bölgesi siyah kıyafetlerin arasından dikkat çekiyordur. “Yağmurla ıslanmış ve taze” tene kayıtsız kalamaz adam. [Belki gözleriyle biraz haz alabilmek için] kısa bir duraklamanın ardından yürümeye devam eder. 50 metre kadar uzaklaşmıştır ki bir gecenin sessizliğinde bir vücudun suya çarpan sesini duyar. Ardından çığlıklar. Kim bilir hangi sıkıntılardan bunalan genç kadın kendini nehrinin soğuk sularına atmıştır…&#8221;</p></blockquote>
<p>düşüş&#8217;ü okumuştum ama aradan yıllar geçti ve çoğu ayrıntısı aklımdan çıkmıştı. yukarıda alıntıladığın kısmı okuyunca ilk hissettiğim şey tüylerimin diken diken olması ve gözlerimden uzulca kontrolsüzce boşalan birkaç damla yaş oldu&#8230;aklıma bresson&#8217;un mouchette filmi geldi senin bu yazdıklarından ve tüm yazından sonra.</p>
<p>mouchette filminin finali aynen düşüş&#8217;teki gibi faydacı bakışın, ya da &#8220;ilgisiz&#8221; bakışlarımızın kirlettiği hayat ile ilgilidir. filmin final sahnesinde, annesinin öldüğü gün hayatla kalan son bağını da koparmaya niyetlenen genç kızın son bir umudunun, nasıl bir vurdumduymazlıkla suya düştüğünü görürüz. Mouchette intihar etmek için bir göl kenarına gider. Amacı suya atlayıp kendisini orada boğmaktır. İlk denemesi başarısızlıkla sonuçlanır. İkincisini denemeden önce ilerideki yoldan bir traktör geçiyordur. Kız, hayata tutunma isteğinin küçücük de olsa bir karşılığını bulmak istiyordur, insanlarda küçücük de olsa bir merhamet kırıntısına şahit olmak! Traktör şoförüne elini kaldırarak selam verir. İster ki bir küçük karşılık görsün ve hayata tutunacak bir sebebi olsun; ama traktör şoförü Mouchette’in el selamını görür ama kafasını çevirip yoluna devam eder. İntiharla biter film.ve bu bitiş de bende senin camus&#8217;dan alıntıladığın bölüm gibi çarpmıştı. </p>
<p>yazın defalarca okunacak kadar güzel bir yazı mehmet. devamını merakla bekleyeceğim..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

