<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Tekel işçileri, Solculuk, Liberallik, Vicdansızlık, Fırsatçılık yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Sun, 12 Feb 2012 13:04:35 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>beytullah emrah tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-46234</link>
		<dc:creator>beytullah emrah</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Feb 2010 21:11:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-46234</guid>
		<description>o haberi paylaşmamın birkaç nedeni var:

1) eylemci işçilerin geneliyle eylemcileri örgütleyenler arasında aslında bir kimlik/inanç farklılığı var; haber bir açıdan buna bir işaret olarak da okunabilirdi. yani ben eylemcinin ölümünün (Allah rahmet etsin tekrar) sabah namazına giderken gerçekleşmiş olmasını dikkate değer buldum. 

2) başbakan işçileri sürekli olarak marjinalize ediyor, yabancılaştırıyor, ötekileştiriyor hatta zaman zaman düşmanlaştırıyor ama oradaki insanlar sıradan insanlar. sen, ben, mehmet ağa... bugüne kadar işine, evine, çocuğuna bakmış sıradan insanlar. ve çoğu da ak parti tabanından insanlar... hükümet'i devirmek gibi bir amaçları da yok ve muhtemelen bu kadar sert bir duvarla karşılacaklarını da sanmıyorlardı ankara'ya gelirken... hükümet işçilerle, eylemleri örgütleyenleri aynı kefeye koyarak toptan mahkum etmekten vazgeçmeli. 

3) başbakan bazı şeyleri inat meselesine indirgiyor ama bence böylesine kritik bir süreçte o insanları bu kadar itmesi doğru bir siyasal tutum değildi... süreçte çok itici beyanları oldu, bakanlarının da... siyaset'te kitle iletişimi hafifsenmemeli.

son olarak ben işçileri ak parti karşıtlığı olsun diye savunmuyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>o haberi paylaşmamın birkaç nedeni var:</p>
<p>1) eylemci işçilerin geneliyle eylemcileri örgütleyenler arasında aslında bir kimlik/inanç farklılığı var; haber bir açıdan buna bir işaret olarak da okunabilirdi. yani ben eylemcinin ölümünün (Allah rahmet etsin tekrar) sabah namazına giderken gerçekleşmiş olmasını dikkate değer buldum. </p>
<p>2) başbakan işçileri sürekli olarak marjinalize ediyor, yabancılaştırıyor, ötekileştiriyor hatta zaman zaman düşmanlaştırıyor ama oradaki insanlar sıradan insanlar. sen, ben, mehmet ağa&#8230; bugüne kadar işine, evine, çocuğuna bakmış sıradan insanlar. ve çoğu da ak parti tabanından insanlar&#8230; hükümet&#8217;i devirmek gibi bir amaçları da yok ve muhtemelen bu kadar sert bir duvarla karşılacaklarını da sanmıyorlardı ankara&#8217;ya gelirken&#8230; hükümet işçilerle, eylemleri örgütleyenleri aynı kefeye koyarak toptan mahkum etmekten vazgeçmeli. </p>
<p>3) başbakan bazı şeyleri inat meselesine indirgiyor ama bence böylesine kritik bir süreçte o insanları bu kadar itmesi doğru bir siyasal tutum değildi&#8230; süreçte çok itici beyanları oldu, bakanlarının da&#8230; siyaset&#8217;te kitle iletişimi hafifsenmemeli.</p>
<p>son olarak ben işçileri ak parti karşıtlığı olsun diye savunmuyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>cb tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-46023</link>
		<dc:creator>cb</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 12:36:48 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-46023</guid>
		<description>sabri bey,

sizin gibi düşünen insanlar ' ortak bir yaşamı ' hiçbir zaman beceremeyeceği için komünist olamaz,ancak kominist olarak kalırsınız.

bu arada karışan kafanız yani birlikte yaşamı savunan ama aynı zamanda birlikte yaşayamayacağını yorumları ile ortaya koyan kişiler elbet yazıyı anlayamayacak,'&lt;strong&gt;Ayrıca eğer kendi mağduriyetinizden yakınıyorsanız, bir zahmet kendi direnişinizi kendiniz yapacaksınız; sizin adınıza eziyete katlanacak bir kurtarıcı beklemeyeceksiniz.&lt;/strong&gt;' gibi uydurma çıkarımlar ile kendilerini bir nimet zannedeceklerdir,sizin kendinize bir hayrınız yokken bir başkası için 'kurtarıcı' olmak ne haddinize</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sabri bey,</p>
<p>sizin gibi düşünen insanlar &#8216; ortak bir yaşamı &#8216; hiçbir zaman beceremeyeceği için komünist olamaz,ancak kominist olarak kalırsınız.</p>
<p>bu arada karışan kafanız yani birlikte yaşamı savunan ama aynı zamanda birlikte yaşayamayacağını yorumları ile ortaya koyan kişiler elbet yazıyı anlayamayacak,&#8217;<strong>Ayrıca eğer kendi mağduriyetinizden yakınıyorsanız, bir zahmet kendi direnişinizi kendiniz yapacaksınız; sizin adınıza eziyete katlanacak bir kurtarıcı beklemeyeceksiniz.</strong>&#8216; gibi uydurma çıkarımlar ile kendilerini bir nimet zannedeceklerdir,sizin kendinize bir hayrınız yokken bir başkası için &#8216;kurtarıcı&#8217; olmak ne haddinize</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>sabri tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-46020</link>
		<dc:creator>sabri</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 11:00:49 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-46020</guid>
		<description>bu yazı gerçekten bir kafa karışması örneği.
Hiç unutmamak gerek: &lt;strong&gt;bir adaletsizlik, başka bir adeletsizliği mazur gösteremez.&lt;/strong&gt; 
Ayrıca eğer kendi mağduriyetinizden yakınıyorsanız, bir zahmet kendi direnişinizi kendiniz yapacaksınız; sizin adınıza eziyete katlanacak bir kurtarıcı beklemeyeceksiniz. 
bir de bence konuya hangi meşrepten yaklaştığınızın kanıtı bir hata: &lt;strong&gt;kominist&lt;/strong&gt; değil, &lt;strong&gt;komünist&lt;/strong&gt; olmalı. Belki bu sözcüğün, ortaklaşmacı yaşam anlamında komün kelimesinden geldiğini aklınızda tutarsanız, bir daha Kenan Evren'le aynı diyalekte düşmezsiniz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bu yazı gerçekten bir kafa karışması örneği.<br />
Hiç unutmamak gerek: <strong>bir adaletsizlik, başka bir adeletsizliği mazur gösteremez.</strong><br />
Ayrıca eğer kendi mağduriyetinizden yakınıyorsanız, bir zahmet kendi direnişinizi kendiniz yapacaksınız; sizin adınıza eziyete katlanacak bir kurtarıcı beklemeyeceksiniz.<br />
bir de bence konuya hangi meşrepten yaklaştığınızın kanıtı bir hata: <strong>kominist</strong> değil, <strong>komünist</strong> olmalı. Belki bu sözcüğün, ortaklaşmacı yaşam anlamında komün kelimesinden geldiğini aklınızda tutarsanız, bir daha Kenan Evren&#8217;le aynı diyalekte düşmezsiniz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>cb tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-46002</link>
		<dc:creator>cb</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 00:20:17 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-46002</guid>
		<description>enver bey,

burnunun dibindeki insan kıyımı başörtüsü yasağından bihaber yaşamak ayıbından sonra franfurt okuluna kadar gidebilmek,solculuktan dem vurup &lt;strong&gt;özel üniversitede okumak &lt;/strong&gt;gibi hasletler beni oldum olası dehşete düşürmüştür.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>enver bey,</p>
<p>burnunun dibindeki insan kıyımı başörtüsü yasağından bihaber yaşamak ayıbından sonra franfurt okuluna kadar gidebilmek,solculuktan dem vurup <strong>özel üniversitede okumak </strong>gibi hasletler beni oldum olası dehşete düşürmüştür.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-45993</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 21:38:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-45993</guid>
		<description>bahadır bey aslında tartışmaya girme niyetinde değilim ama kısaca birşey söyleyip çıkacağım..

&lt;blockquote&gt;"Örneğin Frankfurt okulundan Althusser, Horkheimer, Marcuse, örneğin Gramschi, örneğin çağdaşlardan Zizek gibi.. Bu yazarları okumadan, ezbere sloganlarla iş yapan kimileri için kullanılabilir belki “ideolojik kalıpların etkisiyle kör” kalma durumu. Ancak bugünün Türkiye’sinin sosyalistleri böyle ezberci bireylerden oluşmamaktadır. En azından büyük çoğunluğu."&lt;/blockquote&gt;

demişsiniz ya. birincisi sosyalistlerle o kadar çok tartıştım(bir zamanlar kendim de öyle olduğum için onlara hep sıcak baktım) ama demişsiniz ya şimdinin sosyalistleri eskisi gibi dğeil frankfurt okulu, zizek falan bilirler diye...doğrusu gramsci'yi okumuşlardır zira sosyalist eylemciliğe uygun bir düşünürdür gramsci! yani gramsci'yi zizek'i bilemem ama henüz frankfurt okulunu doğru düzgün bilen çok az sosyaliste denk geldim ben. hatta çoğu sosyalist için frankfurt okulu küfür vesilesidir. horkheimer, adorno, marcuse okumuş, onların modernliğe, aydınlanma ideolojisine getirdikleri - çoğuna katıldığım çok sağlam eleştirilerdir bunlar üstelik - eleştirileri bilen ve buralardan hareketle sol içindeki pozitivist aydınlanmacı eğilimleri sorgulayan benim tanıdığım solcu sayısı bir elin parmaklarını geçmez (inanın bana çok solcu tanıyorum. çoğu da kendisini allame-i cihan zanneden solculardır üstelik)

bir not daha ekleyeyim (sanırım bir dil sürçmeniz oldu)...althusser frankfurt okulunun fikirleriyle diyalektik ilişkiye geçmiş ve tatışmış olsa da frankfurt okulu düşünürlerinden değildir...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bahadır bey aslında tartışmaya girme niyetinde değilim ama kısaca birşey söyleyip çıkacağım..</p>
<blockquote><p>&#8220;Örneğin Frankfurt okulundan Althusser, Horkheimer, Marcuse, örneğin Gramschi, örneğin çağdaşlardan Zizek gibi.. Bu yazarları okumadan, ezbere sloganlarla iş yapan kimileri için kullanılabilir belki “ideolojik kalıpların etkisiyle kör” kalma durumu. Ancak bugünün Türkiye’sinin sosyalistleri böyle ezberci bireylerden oluşmamaktadır. En azından büyük çoğunluğu.&#8221;</p></blockquote>
<p>demişsiniz ya. birincisi sosyalistlerle o kadar çok tartıştım(bir zamanlar kendim de öyle olduğum için onlara hep sıcak baktım) ama demişsiniz ya şimdinin sosyalistleri eskisi gibi dğeil frankfurt okulu, zizek falan bilirler diye&#8230;doğrusu gramsci&#8217;yi okumuşlardır zira sosyalist eylemciliğe uygun bir düşünürdür gramsci! yani gramsci&#8217;yi zizek&#8217;i bilemem ama henüz frankfurt okulunu doğru düzgün bilen çok az sosyaliste denk geldim ben. hatta çoğu sosyalist için frankfurt okulu küfür vesilesidir. horkheimer, adorno, marcuse okumuş, onların modernliğe, aydınlanma ideolojisine getirdikleri - çoğuna katıldığım çok sağlam eleştirilerdir bunlar üstelik - eleştirileri bilen ve buralardan hareketle sol içindeki pozitivist aydınlanmacı eğilimleri sorgulayan benim tanıdığım solcu sayısı bir elin parmaklarını geçmez (inanın bana çok solcu tanıyorum. çoğu da kendisini allame-i cihan zanneden solculardır üstelik)</p>
<p>bir not daha ekleyeyim (sanırım bir dil sürçmeniz oldu)&#8230;althusser frankfurt okulunun fikirleriyle diyalektik ilişkiye geçmiş ve tatışmış olsa da frankfurt okulu düşünürlerinden değildir&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-45991</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 21:27:23 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-45991</guid>
		<description>Beytullah Bey,

Yazdiginiz yorumdan hiç bir sey anlamadim. AKP'ye karsi bir kizginliginiz var ve bu düsünmenize engel oluyor galiba?

Yöntem ile hak savunmayi karistirma tehlikesi var burada. Yarin Basörtüsü yasaklarini savunurken biri ölse bu neyi ispat eder? Ergenekon yandasi gösteriler oldu, oluyor. Kürt düsmani gösteriler oluyor. Bu sirada bir kisi ölse ne diyecegiz? Kürtçe yasaklarini savunmaya mi baslayacagiz?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Beytullah Bey,</p>
<p>Yazdiginiz yorumdan hiç bir sey anlamadim. AKP&#8217;ye karsi bir kizginliginiz var ve bu düsünmenize engel oluyor galiba?</p>
<p>Yöntem ile hak savunmayi karistirma tehlikesi var burada. Yarin Basörtüsü yasaklarini savunurken biri ölse bu neyi ispat eder? Ergenekon yandasi gösteriler oldu, oluyor. Kürt düsmani gösteriler oluyor. Bu sirada bir kisi ölse ne diyecegiz? Kürtçe yasaklarini savunmaya mi baslayacagiz?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>beytullah emrah tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-45990</link>
		<dc:creator>beytullah emrah</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 21:13:49 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-45990</guid>
		<description>TEKEL işçileri için kimseyi mağdur etmeyecek adil bir çözüm üretilebilirdi... Ama o büyük kavganın içindeki insanların hikayeleri önemsenmedi hiç. Kuru bir ekonomi kavgası içinde boğuldu işçiler. Hakları için mücadele eden TEKEL işçilerinin yerine mesele gereksiz bir klasik sol eleştirisine indirgenip durdu, Hükümet de buradan ajite etti, muhafazakar medyada...

oysa şu haberi en çok başbakan, sonra da işçileri bir kenara bırakan herkes okusun:

&lt;strong&gt;"Ankara Kızılay'daki kazada, eylemci TEKEL işçisi Hamdullah Uysal bir aracın çarpması sonucu yaşamını yitirdi. İşçi Hamdullah Uysal, sabah namazı için Kocatepe Camii’ne gidiyordu."&lt;/strong&gt;

25 Şubat 2010, Perşembe

Allah rahmet etsin.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>TEKEL işçileri için kimseyi mağdur etmeyecek adil bir çözüm üretilebilirdi&#8230; Ama o büyük kavganın içindeki insanların hikayeleri önemsenmedi hiç. Kuru bir ekonomi kavgası içinde boğuldu işçiler. Hakları için mücadele eden TEKEL işçilerinin yerine mesele gereksiz bir klasik sol eleştirisine indirgenip durdu, Hükümet de buradan ajite etti, muhafazakar medyada&#8230;</p>
<p>oysa şu haberi en çok başbakan, sonra da işçileri bir kenara bırakan herkes okusun:</p>
<p><strong>&#8220;Ankara Kızılay&#8217;daki kazada, eylemci TEKEL işçisi Hamdullah Uysal bir aracın çarpması sonucu yaşamını yitirdi. İşçi Hamdullah Uysal, sabah namazı için Kocatepe Camii’ne gidiyordu.&#8221;</strong></p>
<p>25 Şubat 2010, Perşembe</p>
<p>Allah rahmet etsin.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>cb tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-45988</link>
		<dc:creator>cb</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 20:57:54 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-45988</guid>
		<description>son yorumumda ilk paragraf eksik gelmiş,tamamlayıp kaçayım :)

küyerel wep sitesini duydunuz mu bilmiyorum?sol menşeili bir sitedir,orada da yazıyorum,geçen gün orada bir tartışma yaşadım,balyoz darbe planıyla ilgili bir yazıya,bir solcu ‘ bırakın onların gündemi’ demişti,tepki gösterdim,çünkü sizlerin anladığı bu ' insanlar, ülkemin insanları adına iyilik,eşitlik,adalet' sözleri ile ortaya çıkıyor sonra konuyu sadece kendi gündeminize bağlıyorsunuz,tekel işçilerinin durumu da bundan farklı değil,bazı solcuların durumu da öyle mesela 'mütevazılık' diyor üst perdeden konuşmaya çalışıyorsunuz, anlayamamanın faturasını karşı tarafa yüklüyorsunuz, sonuç olarak yine teşekkkür ederim ki ' tekel işçileri,solculuk,fırsatçılık' başlığımı onuyor ve somut örnek oluyorsunuz :))</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>son yorumumda ilk paragraf eksik gelmiş,tamamlayıp kaçayım <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>küyerel wep sitesini duydunuz mu bilmiyorum?sol menşeili bir sitedir,orada da yazıyorum,geçen gün orada bir tartışma yaşadım,balyoz darbe planıyla ilgili bir yazıya,bir solcu ‘ bırakın onların gündemi’ demişti,tepki gösterdim,çünkü sizlerin anladığı bu &#8216; insanlar, ülkemin insanları adına iyilik,eşitlik,adalet&#8217; sözleri ile ortaya çıkıyor sonra konuyu sadece kendi gündeminize bağlıyorsunuz,tekel işçilerinin durumu da bundan farklı değil,bazı solcuların durumu da öyle mesela &#8216;mütevazılık&#8217; diyor üst perdeden konuşmaya çalışıyorsunuz, anlayamamanın faturasını karşı tarafa yüklüyorsunuz, sonuç olarak yine teşekkkür ederim ki &#8216; tekel işçileri,solculuk,fırsatçılık&#8217; başlığımı onuyor ve somut örnek oluyorsunuz :))</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>cb tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-45987</link>
		<dc:creator>cb</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 20:51:07 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-45987</guid>
		<description>küyerel wep sitesini duydunuz mu bilmiyorum?sol menşeili bir sitedir,orada da yazıyorum,geçen gün orada bir tartışma yaşadım,balyoz darbe planıyla ilgili bir yazıya,bir solcu ' bırakın onların gündemi' demişti,tepki gösterdim,o

son olarak, yazının sonuna doğru açıkça belirttiğim ve sonra yorumumda düştüğüm özetle ' bir insanlık dramı yaşıyoruz ve bu bir kitleyi değil hepimizi vuruyor,sadece bir kitleyi değil herkesi kurtaralım zira bu herkesi vuruyor bunun içinde kapitalizmin nemalandığı bankalar,onların hortumcu patronları hepimize yapılan darbeler ' var düşüncemi malum anlattığınız kadarıyla bildiğimiz yüksek potansiyelinize rağmen anlayamamış olmanız sizin sorununuz,buna anlamamak değil anlamak istememek denir buradan yakaladığım art niyet ve hala tekel işçileri konusunda başörtüsü konusu açıyormuşum gibi çirkin iddialarınız beni daha fazla yazma isteğinden mahrum bırakıyor

bu arada sosyalizm,marksizim,kapitalizm vs. daha geniş konularda keyifle tartışmayı dilerdim lakin mütevazı olmayan üslubunuza,mütevazılık yakıştırmasında bulunmanızda yakaladığım dürüst olmayan bir tutum ve tartışmaktan ziyade niyet okuyuculuğuna giden ifadeleriniz nedeniyle kısa kesmeye ve detay konulara girmemeyi daha uygun buldum

vakit ayırdığınız için vakit ayırdım bu bir teşekkürdür lakin anlamamış olmanız endişhesiyle kendinize eziyet vermesine rağmen okuduğunuz için teşekkür ederim

selametle</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>küyerel wep sitesini duydunuz mu bilmiyorum?sol menşeili bir sitedir,orada da yazıyorum,geçen gün orada bir tartışma yaşadım,balyoz darbe planıyla ilgili bir yazıya,bir solcu &#8216; bırakın onların gündemi&#8217; demişti,tepki gösterdim,o</p>
<p>son olarak, yazının sonuna doğru açıkça belirttiğim ve sonra yorumumda düştüğüm özetle &#8216; bir insanlık dramı yaşıyoruz ve bu bir kitleyi değil hepimizi vuruyor,sadece bir kitleyi değil herkesi kurtaralım zira bu herkesi vuruyor bunun içinde kapitalizmin nemalandığı bankalar,onların hortumcu patronları hepimize yapılan darbeler &#8216; var düşüncemi malum anlattığınız kadarıyla bildiğimiz yüksek potansiyelinize rağmen anlayamamış olmanız sizin sorununuz,buna anlamamak değil anlamak istememek denir buradan yakaladığım art niyet ve hala tekel işçileri konusunda başörtüsü konusu açıyormuşum gibi çirkin iddialarınız beni daha fazla yazma isteğinden mahrum bırakıyor</p>
<p>bu arada sosyalizm,marksizim,kapitalizm vs. daha geniş konularda keyifle tartışmayı dilerdim lakin mütevazı olmayan üslubunuza,mütevazılık yakıştırmasında bulunmanızda yakaladığım dürüst olmayan bir tutum ve tartışmaktan ziyade niyet okuyuculuğuna giden ifadeleriniz nedeniyle kısa kesmeye ve detay konulara girmemeyi daha uygun buldum</p>
<p>vakit ayırdığınız için vakit ayırdım bu bir teşekkürdür lakin anlamamış olmanız endişhesiyle kendinize eziyet vermesine rağmen okuduğunuz için teşekkür ederim</p>
<p>selametle</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>cb tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-45984</link>
		<dc:creator>cb</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 20:26:22 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-45984</guid>
		<description>bahadır bey yeniden selamlar,

gelin bir anlaşma daha yapalım,' kızıyorum ' demişsiniz,kızmayın,kızacak birşey yok,farklı fikirlere açık olun,kabul edin ya da etmeyin bu ayrı bir mesele ama farklı görüşlerin varlığını kabul etmek zorundasınız bundan hoşlanmıyor olmanız size ' ısıran' yorumlar bırakma talihsizliği yaşatmasın hem ben ' çook eğleneceli ' cümleler kurabilen biriyim 

beni herkes okuyabilir, herkes eleştirebilir ama kim anlar kim anlamaz o kısmı ben bilemeyeceğim bu noktada bir kesim hesaplayarak çıta belirleyecek değilim, avatar çok basit ve çok sevdiğim bir yazıydı, anlaşılması kolay lakin bazı ifadeleri derin.yazmak ve okumak tek kişiyi bağlayan eylemler değil, yazar ve okurun tasarrufunda eşit dağıtılmış bir sorumluluk dolayısı ile bana sorumluluklarımı hatırlatırken okur olarak paylaşmanız gereken sorumluluktan kaçıyor olmanız bence doğru değil,okurun da kendi sorumluluğu dahilinde yaklaşması gerekir, ki ne ben ne de siz birer otorite değilsiniz.özetle herkese hitap etme zorunluluğum( fikri paylaşımlar konuya göre bir kitleye söylenir karşısında olan görüş elbet kabul etmeyecektir ) olmadığı gibi herkesin anlayamamasının sorumluluğu da benim omuzlarımda değil herkes kapasitesi kadarını anlar.kurallarım ve tekniğim yok,olması gerektiğini de düşünmüyorum, ' benim yazma karşılığım hiç akçe ya da kendim gibi yazabiliyor olmanın verdiği haz ' bu kadar basit

klasik solcu edebiyatınız benim devrik cümlelerimden çok daha kıyıcı zira ' ülkemin insanları helak edildi ' gibi cümleleri yüksek perdeden yorumculuk yapabilen birinden,yüksek sol muhalefet yapabilen birinden beklemezdim, ezber cümle,slogan,copy paste girizgahlar çözüm olmuyor olmadığı gibi sürekli tekrardan olsa gerek muhatap otomatiğe bağlıyor ve duymuyor... yine derin düşünce sitesinde yayımlanan  yazımı okumanızı,serbest piyasaya getirdiğim eleştirileri okumanızı dilerim  http://www.derindusunce.org/2009/08/04/liberalizm-islam-ile-flort-edebilir-mi/ ama siz yine de okumayın anlayamayacağınız ve muhtemelen benim hatam! olacak yazıya vakit ayırmaya gerek yok

işsizliğime dokunmuşsunuz,saydığınız tespitlerden uzağım,çalışıyorum hem de ortalama bir işçiden ve memurdan daha fazla çalışıyorum karşılığında bir ücret talep etmeden üstüne kendim cebimden ödeyerek yaptığım işin teması ' insan için olan herşey' dolayısı ile serbest piyasaya bulaşmadan,eşitliği sağlamaya kendi yaşamımda bireysel ve yoğun olarak devam ediyorum, özetle solcu değilim ama özel işletme sahipliği yapıp konuşmaya gelince mangalda kül bırakmayan solculardan çok daha fazla idealist çok daha solcuyum (?)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bahadır bey yeniden selamlar,</p>
<p>gelin bir anlaşma daha yapalım,&#8217; kızıyorum &#8216; demişsiniz,kızmayın,kızacak birşey yok,farklı fikirlere açık olun,kabul edin ya da etmeyin bu ayrı bir mesele ama farklı görüşlerin varlığını kabul etmek zorundasınız bundan hoşlanmıyor olmanız size &#8216; ısıran&#8217; yorumlar bırakma talihsizliği yaşatmasın hem ben &#8216; çook eğleneceli &#8216; cümleler kurabilen biriyim </p>
<p>beni herkes okuyabilir, herkes eleştirebilir ama kim anlar kim anlamaz o kısmı ben bilemeyeceğim bu noktada bir kesim hesaplayarak çıta belirleyecek değilim, avatar çok basit ve çok sevdiğim bir yazıydı, anlaşılması kolay lakin bazı ifadeleri derin.yazmak ve okumak tek kişiyi bağlayan eylemler değil, yazar ve okurun tasarrufunda eşit dağıtılmış bir sorumluluk dolayısı ile bana sorumluluklarımı hatırlatırken okur olarak paylaşmanız gereken sorumluluktan kaçıyor olmanız bence doğru değil,okurun da kendi sorumluluğu dahilinde yaklaşması gerekir, ki ne ben ne de siz birer otorite değilsiniz.özetle herkese hitap etme zorunluluğum( fikri paylaşımlar konuya göre bir kitleye söylenir karşısında olan görüş elbet kabul etmeyecektir ) olmadığı gibi herkesin anlayamamasının sorumluluğu da benim omuzlarımda değil herkes kapasitesi kadarını anlar.kurallarım ve tekniğim yok,olması gerektiğini de düşünmüyorum, &#8216; benim yazma karşılığım hiç akçe ya da kendim gibi yazabiliyor olmanın verdiği haz &#8216; bu kadar basit</p>
<p>klasik solcu edebiyatınız benim devrik cümlelerimden çok daha kıyıcı zira &#8216; ülkemin insanları helak edildi &#8216; gibi cümleleri yüksek perdeden yorumculuk yapabilen birinden,yüksek sol muhalefet yapabilen birinden beklemezdim, ezber cümle,slogan,copy paste girizgahlar çözüm olmuyor olmadığı gibi sürekli tekrardan olsa gerek muhatap otomatiğe bağlıyor ve duymuyor&#8230; yine derin düşünce sitesinde yayımlanan  yazımı okumanızı,serbest piyasaya getirdiğim eleştirileri okumanızı dilerim  <a href="http://www.derindusunce.org/2009/08/04/liberalizm-islam-ile-flort-edebilir-mi/" rel="nofollow">http://www.derindusunce.org/2009/08/04/liberalizm-islam-ile-flort-edebilir-mi/</a> ama siz yine de okumayın anlayamayacağınız ve muhtemelen benim hatam! olacak yazıya vakit ayırmaya gerek yok</p>
<p>işsizliğime dokunmuşsunuz,saydığınız tespitlerden uzağım,çalışıyorum hem de ortalama bir işçiden ve memurdan daha fazla çalışıyorum karşılığında bir ücret talep etmeden üstüne kendim cebimden ödeyerek yaptığım işin teması &#8216; insan için olan herşey&#8217; dolayısı ile serbest piyasaya bulaşmadan,eşitliği sağlamaya kendi yaşamımda bireysel ve yoğun olarak devam ediyorum, özetle solcu değilim ama özel işletme sahipliği yapıp konuşmaya gelince mangalda kül bırakmayan solculardan çok daha fazla idealist çok daha solcuyum (?)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Bahadır tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-45943</link>
		<dc:creator>Bahadır</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 01:48:41 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-45943</guid>
		<description>Selamlar tekrar,

Yazanın sorumluluğu vardır. Önce yazısına ama en çok da yazılarındaki fikirlere ve nihayetinde onları okuyacaklara karşı. Kendisinden başka tek bir kişinin bile okuyabileceği bir metni hazırlıyorsa kişi, kaleminden, klavyesinden çıkanların okunur, anlaşılır olması gibi bir derde sahip çıkmalıdır. Böyle böyle gelişir yazan da, yazılanlar da. En azından okullarda hocalarımız böyle öğrettiler. Uzun cümleler en çok edebiyat eserlerine yakışıyor. O da ancak dilde usta bir yazarın elinden çıkmakla. 

Dolayısı ile imla, yazım kuralları meselesini önemsiyorum, önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum. 

Yazıyı tekrarlı okumak zorunda kalışımın nedeni budur. Bu yazıyı okuyup yorumladıktan sonra Avatar ile ilgili yazıya da bir göz attım. Yazının hakkını vererek okuyabilmek bir yana, kimi ifadeleri hiç anlayamayacağım için yarım bıraktım ki "okuyan" olarak en çok yine ben rahatsız oldum. Anlaşılır olmak, fikirlerini karşısındakinin de anlayabileceği şekilde ifade etmek neden ilginizi çekmiyor anlayamadım gerçekten.

Yermek, sıkıştırmak adına almayın lütfen ama, biraz okuma alışkanlığına sahip herhangi biri (belki birazcık da ukalalık yaparak) uzun, karmaşık, ucu-başı belli olmayan cümlelerin, cümle sahibinin konu üzerinde tam bilgiye, gerekli alt yapıya sahip olmadığını gösterdiğini rahatça ileri sürebilir ki gayet de yerinde olur bu söylem.  

Köşe yazdığınız için köşe yazarlarından bir mesel vermemi mazur görün; 
"bizim gazeteye köşe yaz" demişler eskilerden bir yazara da, "kısa olursa bir altın, uzun isterseniz bir gümüş akçe isterim" diye yanıtlamış. Kısa yazmak, kurallara uygun yazmak, dili anlaşılır ve anlamlı kullanmak biraz meşakkatli bir iştir, kabul. Ama dedik ya yazanın sorumluluğu vardır. 

Çok başlığı aynı yazıda konu etme meselesine de işte tam buradan bakıyorum. Zaten ilk yorumumda yazdıklarım sanırım (ya da umarım diyelim) gözünüzden kaçmış olacak, "takdir edersiniz ki bu 'alt-başlıkların' herbiri ayrı birer yazıyı hakediyor" demişim. Görülüyor ki, anlaşılamama meselesinden ben de muzdarip olmuşum. Açalım tekrar: 

"Malum sorunların birbiriyle ilintili olması" iddianıza katılıyorum ancak aradaki ilişkinin sizin tanımladığınız şekilde olmadığını da iyi biliyorum. "Çoklu gölgeler" ve "Teker teker işleyerek anlam bütünlüğü kuramama" ifadeleriniz yeterince geçerli ama o yorumda ifade edilmeye çalışılan (ve görünüşe göre anlaşılmamış olan) fikir, verili konuların herbirinin çok geniş birer alt-yapıya, arka-plana sahip olması idi. Örneğin verili meselelerin (4\c yasası, özelleştirmeler, asgari ücret ve dahi iş güvencesinin olmayışı, 2\d dönemi olarak kodladığınız ne varsa, vs..) tarihsel boyutundan bahsetmeden, sosyal, ekonomik alandaki konumlarını göz ardı ederek, yalnızca kişisel fikriyatınıza (ya da tercihe göre hissiyatınıza) etkileriyle yazarak kısaca geçiştirmek, o meselelerin gerçek ciddiyetine, gerçekliklerinin ta kendisine bilerek ya da bilmeden gölge düşürmek demektir. 

Netekim, "geniş işleme" çabanız en azından söz konusu yazı için bir "tıkıştırma" olarak kalmıştır. 

Yorumunuzun "ideoloji" ile ilgili paragrafı ise derli toplu bir yazıyı hak ediyor. Çünkü aynı paragrafta, siyasal bilgiler fakültesinde verilen 3 koca dersin konusunu bulunduruyor! 

Öncelikle ideolojinin anlamının ne olduğunu bir önceki yorumumda yazmıştım. Tekrar göz atmanızı rica edeceğim. Bu kelimeden rahatsız olmanın, bu kelime "temelsiz, ezberden konuşan kişilerin davranışlarını açıklayan anahtardır" gibi davranmanın lüzumu da yoktur. 

Hani kelime yabancı bir kelime olduğu için rahatsız ediyorsa, kelimenin türkçe karşılığı için TDK "ideler bilimi", ben ise "düşün-yapısı" diyorum. Bir insanın düşünüş yapısını koşullayan herşeyi barındırıyor çünkü terim. 

Sol ve liberal ideolojiler diye bir açıklama yaptığınız için teşekkürler. Ancak, vurgunuzu anlamamış değildim. Söz konusu yazınızdaki kullanımlarında muğlak yanlar bulduğum için hangi tarafı nitelediğine bakmaksızın aldım ideoloji terimini. (Yani ideoloji derken "sol"una, "sağ"ına bakmaksızın.) Objektif bir gözle bakıldığında kelimede rahatsız edecek bir anlam bulunmadığını açıklamaya çalıştım, ki anlaşılacağını umuyorum. Eh, yorumda da tekrar etmişsiniz, bir iki kelam da "sol ve liberal ideolojiler" için edelim;

Önce liberal ideoloji olsun. Soldan daha eski olduğu için. 

Liberal ideoloji denen şey Adam Smith isimli aslında ahlak felsefesi üzerinde çalışan bir amcamızın ortaya attığı ekonomik tezlerin, sanayi devrimi, sanayi devrimi sonrası, modern ve nihayetinde post-modern siyasal yaşamda bulduğu yankıların tümüdür. Liberalin kelime anlamı özgürlükçüdür ki bu da aynı amcamızın "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" sözüyle özetlenir. 
Liberal ideolojinin şekilsel sloganı "fırsat eşitliğidir". "Gerekli koşulları yerine getiren her birey, piyasa rekabeti içerisinde yerini alabilir, başarı sağlayabilir olmalıdır" demek için kullanmaktadırlar bu sloganı. Tarihçesi bu, bir de mevcut haline bakalım.

Liberaller için getirilebilecek en basit tanım her devrin adamı olduklarıdır. İktidarın dizi dibinde olmayı pek iyi becerirler. (Bu arada siyasal bilgiler alanında "iktidarın" üretim araçlarının mülkiyetine sahip zümre, sınıf olduğunu da not düşelim). Bizim memleketimizdeki muadillerinin önce CHP, sonra AP, DP, 80lerde ANAP, 90larda DYP sonrasında ise AKP çizgileri üzerinde bu kadar rahat gidip gelmelerinin nedeni bu özellikleridir.

Yanisi Cemile Hanım, liberal ideolojinin, "ideolojik kalıpların etkisiyle bir körlük yaşaması" eleştiriniz geçersizdir. Zira ne kalıpları ne omurgaları bulunmamaktadır hazretlerin! Adamların yegane kıblesi para, çıkar, kalıplara takılarak nasıl çıkar sağlayabileceklerini düşünüyorsunuz? 

Gelelim Sol ideolojiye. Sol ideoloji terimi de yalnış kullanılıyor. Kastınızın Sosyalist, Komünist ideoloji olduğunu, ancak bu memlekette, hem egemenlerin, hem de (maalesef) sosyalist olduğunu iddia eden kimi akılsızların  onlarca yıldır gerçekleştirdikleri sonucunda ortaya çıkan kısıtlar nedeniyle, istemsizce de olsa, bu iki sıfatı kullanmaktan kaçındığınızı var sayıyorum. Merak etmeyiniz, ne sosyalist ne komünist olarak çağrılmaktan gocunmuyoruz biz sosyalistler.

Yazınızı okurken "solcuları" yalnızca belirli bir bakış açısıyla tanıdığınızı düşünmüştüm. Şimdi yorumunuzu görünce bu fikrim pekişti. Sanırım sizin "solcu" olarak niteledikleriniz Lenin'in Nisan Tezleri'ni ve belki Marx'tan Engels'ten birkaç kitabı daha (mesela kutsal aile, mesela fransız üçlemesi) es-kaza okumuş, 6 kasımlarda polis barikatına saldırmakla, kimi olaylarda sağa sola taş atmakla mükellef, ezbere bildiği sınıf, artı değer sömürü, eşitlik şart falan gibi sloganların papağanı kişiler. 

Birincisi sosyalist ideoloji yalnız Marx, yalnız Engels yalnız Lenin değildir. Tamam üçüde sosyalizmin en temel kuramcılarındandır ve yine tamam üçünün yan yana profilden resmedildiği resim de çok popüler bir marksist görüntüdür; Ancak başka yüzlerce bilim, düşün insanı var sosyalist ideolojinin bütünleyicisi olan. Örneğin Frankfurt okulundan Althusser, Horkheimer, Marcuse, örneğin Gramschi, örneğin çağdaşlardan Zizek gibi.. Bu yazarları okumadan, ezbere sloganlarla iş yapan kimileri için kullanılabilir belki "ideolojik kalıpların etkisiyle kör" kalma durumu. Ancak bugünün Türkiye'sinin sosyalistleri böyle ezberci bireylerden oluşmamaktadır. En azından büyük çoğunluğu. 

Bir ikincisi, sosyalistlik salt "zulme muhalif olma" hali değildir. Zulme muhalif olmak &lt;em&gt;insanım &lt;/em&gt; diyen herkesin tartışmasız görevi, sorumluluğudur. Sosyalistler diğer sorumlulukları yanında bu sorumluluğu da taşımakla mükelleftir. Sosyalistlik basitçe bilinçle yapılan bir tercihdir. İnsanların daha insanca, daha iyi, daha güzel yaşamaları için ortaya konulan sistemli, bütünlüklü bir çözüm yoludur sosyalizm; dolayısı ile sosyalistlik bu çözüm yolunun üzerinde yürümek, yolun ve o yolda birlikte yürünenlerin sorumluklarını üstlenmektir. Örneğin dün TÜPRAŞ'ın, SEKA'nın, bugün ise TEKEL'in özelleştirilmelerine karşı nitelikli, ezber yapmaktan kaçınan, örgütlü bir duruş sergilemektir. 

Bizim ülkemizin bilinçli sosyalistleri bunu gerçekleştirebilmektedir. Sosyalist ideolojiyi, mücadeleyi, yalnızca zulme muhalif olmakla sınırlamak, o kızdığınız ideolojik kalıplar nedeniyle kör kalma durumundan başka birşey değildir ve yüksek bir ihtimalle bilgi eksikliğinden ileri gelmektedir.  

Yorumunuzdaki "Sol ideolojik cümleler kuruyorsunuz" kısmına bayıldım, acayip eğlenceli ama hem bu ifade sakat, hem de cümlenin devamında tartışılacak çooook şeyler var. 

"Yakın zamanda alternatif olma ihtimali olmayan" cümleler, "artık çok geç kalınmış" cümleler... Pardon ama o cümleleri hangi yazıda gördünüz? Yaptığım yorumu tekrar okuyorum ancak bu önermeye yenik düşecek bir iddia göremiyorum. Muhtemelen "çözüm ideolojik olmalıdır" cümlesinden hareketle böylesi bir yanılgıya düştünüz. Tamam benim kafamda işsizlik, açlık, eğitim gibi sorunların çözümüne dair somut fikirler, projeler var ancak daha ben onları  &lt;strong&gt;anlatmadan&lt;/strong&gt; , onların neler olduğuna, o çözümler, projeler için ne kadar geç kalındığına dair nasıl fikir yürütebiliyorsunuz Vallahi anlamadım. İçinize doğmuş diyeceğim ama örneğin hangi düşünürleri okuduğumu, nasıl romanlardan hoşlandığımı filan bilmeden ön yargı bile oluşamaz ki insanın aklında!

Gelin bir anlaşma yapalım ve hiç birimiz, diğerinin &lt;strong&gt;açıklamadığı &lt;/strong&gt; bir fikir, &lt;strong&gt;kurmadığı &lt;/strong&gt; bir cümle hakkında yorum &lt;strong&gt;yapmayalım&lt;/strong&gt;. Sakil duruyor öte türlüsü. 

Aynı paragrafın devamında da birkaç arıza mevcut. Liberalizme (aslında bunun yerine gelecek olan kavram 'Serbest Piyasa Ekonomisi') yenik düşmemiş yek metre kare toprak parçası soruyorsunuz. (Hani aklıma örnekler gelmediğinden değil, zira bugün, hemen şu anda dahi yenik düşmeyen kimi yerler var, onları da incelemek, daha çok okumak gerek!)

Bu soruyu kendi ülkemiz için alalım...

Evet yenildi ülkemin onurlu emekçileri serbest piyasaya. Evet inim inim inliyor insanlar ki bırakın direnmeyi, yaşamaya mecali kalmamış hiçbirinin. Ama madem ki biz düşünen insanlar daha iyi, daha onurlu, daha insanca bir yaşamın olabileceğini biliyoruz. Madem ki farkındayız zulmün ve sömürünün; başka hiçbir şey için değilse bile, bildiğimiz için sorumluyuz demektir. Kimimiz inancı gereği karşı durur zulme, kimimiz bildiklerinin getirdiği sorumluluk gereği. Ben kendi adıma bu ülkenin üniversitelerinden birinde okudum. Okuduğum kitaplar gerçekten insanların ödediği vergilerle alındı. O kitaplardan öğrendim daha iyi bir yaşam nasıl kurulur, nasıl daha çok insan olabilir insan? Bugün düşünmek ve mücadele etmek boynumun borcudur ve bizim ülkemizin kültüründe daha edilmemiş bir kavgadan kaçmak da yoktur. 

Diyorsunuz ki serbest piyasa yendi insanlığı ben de diyorum ki kendimden önce edilmiş bir kavganın ne kadar kaybedildiği ne kadar kazanıldığı ilgilendirmiyor beni. O ki şimdi varım, bilmek ve mücadele etmek hakkı da sorumluluğu da benimdir.

Bu nedenle kurtarabildiğimiz kadarını kurtaralım önermesi geçersizdir. Ölümü gösterip, sıtmaya razı etmeye yarar!

Maaşlar kısmıyla ilgili el-insaf yâ hu! İlk yorumumda bahsettiğim kısım konunun çok yüzeyinde bir meseleydi. Örneğin, devletin açtığı bir ihale sonucunda, devletin kasasına ödeme yapmak için yine devletin iki bankasından (dolayısı ile kasasından) verilen 750 milyon dolarlık kredi duruken bir yanda, insanların aldığı maaşlardan bahsetmek, art niyetlilik değilse, kelimenin tam anlamıyla insafsızlıktır! 

Maaş işinin bir boyutu daha var ancak. Daha önceki yorumculardan biri, doğrudan TEKEL faaliyet raporundan alıntılayarak vermiş verileri, tekrar etmeyeceğim. Ama insaf istediğim husus o değil. Son yorumunuzdaki cümleniz. Diyorsunuz ki "asgari ücret 300 lira iken 1000 lira maaş alanlar vardı". Ben de diyorum ki: asgari ücret 300 lira iken bu ülkede "açıklanan" açlık sınırı ne kadardı? 

"Çalışanın EMEĞİNİ (sanırım buradaki vurgu emeğinin karşılığını oluyor) alın teri kurumadan veriniz" diye bir hadis yok muydu inancınızda? Yoksa çalışan işçilerin, asgari ücret adıyla, yoksulluk sınırını bırakın, açlık sınırının bile altında bir ücret almalarını hakkanî mi görüyorsunuz? Hak, eşitlik, insancıllık hususlarında gerçekten samimi iseniz, insaf denilen duygu bu söylediğinizin neresinde? 

Bunca kızmamın nedeni ilgili yazıda kendinizin de işsiz olduğunuzu vurgulamanız. Yukarıdaki yorumunuzla, işsiz olmanız birbiriyle açıkça çelişiyor çünkü. Çünkü, ya gerçekten işsiz kalmamışsınız, ya asgari ücretle kendi geçiminizi sağlamak zorunda hiç kalmamışsınız, ya da çalışanların emeklerinin karşılığı aldığı maaşı tartışma konusu haline getirip okuyucunuzu manipüle etmeye çalışıyorsunuz!  


Sakinleşerek devam edelim. Bir sonraki paragrafınızda "başörtüsü sorununa tekel işçileri mi neden oldu’ gibi çok uzaktan ve tepeden bir bakış açısıyla ifade eden" diyorsunuz ki, yaptığınız alıntı benim kurduğum bir cümleden değil. Tekrarlara, ezberlere düşmekten gerçekten hazetmiyorum ama gerçekte bana &lt;strong&gt;ait &lt;/strong&gt; olan cümleyi tekrar edelim:  
"Sizce türban sorununa işçi sınıfı mı neden oldu? Ki TEKEL işçileriyle ilgili bir yazıya konu ettiniz?" 

Bu cümledeki vurguyu yanlış yerden aldığınızı görüyorum. Asıl soru Türban Sorununa kimin neden olduğu değildi. Türban sorununu, TEKEL direnişini işleyen bir yazıya konu etmenizdi. 

Hele bir de devamında "siz kişisel çözümleriniz için çalışıyorsunuz ben genel çözümler için" demeniz var ki. Bu kadar uzuuun bir yorum yazmamın nedenini oluşturur kendileri. 

Hadi memlekete, memleketin işçi sınıfına ne kadar faydam, bu yolda ne kadar emeğim olduğu sorularını bir kenara bırakıyorum. Zira, benimle ilgili düşünceleriniz için değil, sol, liberalizm, TEKEL özelleştirmesi ve direnişi vs konularındaki fikirleriniz için yorumladım yazınızı. 

Ancak ey köşe sahibi, memleket meseleleri ile ilgili, eli kalem, klavye tutan, türkçe konuşan hanım, yazdıklarımın neresinden çıkardınız "kişisel çözümlerim" için çalıştığımı? Hangi çıkar grubundan, lobi merkezinden, sendika ağalarının yanından tanıdınız da şıpadanak anlayı-verdiniz halis niyetimi? Yazık.. 

2\d ile ilgili çözümlemenizi halen yorumlayamıyorum zira o çözümlemenin ne olduğunu bilmiyorum. 28 Şubata, deprem zamanına, hortumlanan bankalara ve ayrıca o yılları kapsayan dönemde Türkiye'nin günlük yaşantısına etki eden daha birçok olaya dair fikirlerim var, ancak önyargınıza sunup heba etmek istemiyorum.  

Söylemlerinizde haklılık payları bulan solcu arkadaşlarınızı bu yorumda geçen isimleri ve sizin bu yukarıdaki yazınızı okumaya davet ediyorum. Ola ki fikirlerini, ezberlerini değiştirirler.  

Bu yazıdakileri anlamadınız imasını ise hakettim sanırım. Yersiz tevazunun cezası olsa gerek.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Selamlar tekrar,</p>
<p>Yazanın sorumluluğu vardır. Önce yazısına ama en çok da yazılarındaki fikirlere ve nihayetinde onları okuyacaklara karşı. Kendisinden başka tek bir kişinin bile okuyabileceği bir metni hazırlıyorsa kişi, kaleminden, klavyesinden çıkanların okunur, anlaşılır olması gibi bir derde sahip çıkmalıdır. Böyle böyle gelişir yazan da, yazılanlar da. En azından okullarda hocalarımız böyle öğrettiler. Uzun cümleler en çok edebiyat eserlerine yakışıyor. O da ancak dilde usta bir yazarın elinden çıkmakla. </p>
<p>Dolayısı ile imla, yazım kuralları meselesini önemsiyorum, önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum. </p>
<p>Yazıyı tekrarlı okumak zorunda kalışımın nedeni budur. Bu yazıyı okuyup yorumladıktan sonra Avatar ile ilgili yazıya da bir göz attım. Yazının hakkını vererek okuyabilmek bir yana, kimi ifadeleri hiç anlayamayacağım için yarım bıraktım ki &#8220;okuyan&#8221; olarak en çok yine ben rahatsız oldum. Anlaşılır olmak, fikirlerini karşısındakinin de anlayabileceği şekilde ifade etmek neden ilginizi çekmiyor anlayamadım gerçekten.</p>
<p>Yermek, sıkıştırmak adına almayın lütfen ama, biraz okuma alışkanlığına sahip herhangi biri (belki birazcık da ukalalık yaparak) uzun, karmaşık, ucu-başı belli olmayan cümlelerin, cümle sahibinin konu üzerinde tam bilgiye, gerekli alt yapıya sahip olmadığını gösterdiğini rahatça ileri sürebilir ki gayet de yerinde olur bu söylem.  </p>
<p>Köşe yazdığınız için köşe yazarlarından bir mesel vermemi mazur görün;<br />
&#8220;bizim gazeteye köşe yaz&#8221; demişler eskilerden bir yazara da, &#8220;kısa olursa bir altın, uzun isterseniz bir gümüş akçe isterim&#8221; diye yanıtlamış. Kısa yazmak, kurallara uygun yazmak, dili anlaşılır ve anlamlı kullanmak biraz meşakkatli bir iştir, kabul. Ama dedik ya yazanın sorumluluğu vardır. </p>
<p>Çok başlığı aynı yazıda konu etme meselesine de işte tam buradan bakıyorum. Zaten ilk yorumumda yazdıklarım sanırım (ya da umarım diyelim) gözünüzden kaçmış olacak, &#8220;takdir edersiniz ki bu &#8216;alt-başlıkların&#8217; herbiri ayrı birer yazıyı hakediyor&#8221; demişim. Görülüyor ki, anlaşılamama meselesinden ben de muzdarip olmuşum. Açalım tekrar: </p>
<p>&#8220;Malum sorunların birbiriyle ilintili olması&#8221; iddianıza katılıyorum ancak aradaki ilişkinin sizin tanımladığınız şekilde olmadığını da iyi biliyorum. &#8220;Çoklu gölgeler&#8221; ve &#8220;Teker teker işleyerek anlam bütünlüğü kuramama&#8221; ifadeleriniz yeterince geçerli ama o yorumda ifade edilmeye çalışılan (ve görünüşe göre anlaşılmamış olan) fikir, verili konuların herbirinin çok geniş birer alt-yapıya, arka-plana sahip olması idi. Örneğin verili meselelerin (4\c yasası, özelleştirmeler, asgari ücret ve dahi iş güvencesinin olmayışı, 2\d dönemi olarak kodladığınız ne varsa, vs..) tarihsel boyutundan bahsetmeden, sosyal, ekonomik alandaki konumlarını göz ardı ederek, yalnızca kişisel fikriyatınıza (ya da tercihe göre hissiyatınıza) etkileriyle yazarak kısaca geçiştirmek, o meselelerin gerçek ciddiyetine, gerçekliklerinin ta kendisine bilerek ya da bilmeden gölge düşürmek demektir. </p>
<p>Netekim, &#8220;geniş işleme&#8221; çabanız en azından söz konusu yazı için bir &#8220;tıkıştırma&#8221; olarak kalmıştır. </p>
<p>Yorumunuzun &#8220;ideoloji&#8221; ile ilgili paragrafı ise derli toplu bir yazıyı hak ediyor. Çünkü aynı paragrafta, siyasal bilgiler fakültesinde verilen 3 koca dersin konusunu bulunduruyor! </p>
<p>Öncelikle ideolojinin anlamının ne olduğunu bir önceki yorumumda yazmıştım. Tekrar göz atmanızı rica edeceğim. Bu kelimeden rahatsız olmanın, bu kelime &#8220;temelsiz, ezberden konuşan kişilerin davranışlarını açıklayan anahtardır&#8221; gibi davranmanın lüzumu da yoktur. </p>
<p>Hani kelime yabancı bir kelime olduğu için rahatsız ediyorsa, kelimenin türkçe karşılığı için TDK &#8220;ideler bilimi&#8221;, ben ise &#8220;düşün-yapısı&#8221; diyorum. Bir insanın düşünüş yapısını koşullayan herşeyi barındırıyor çünkü terim. </p>
<p>Sol ve liberal ideolojiler diye bir açıklama yaptığınız için teşekkürler. Ancak, vurgunuzu anlamamış değildim. Söz konusu yazınızdaki kullanımlarında muğlak yanlar bulduğum için hangi tarafı nitelediğine bakmaksızın aldım ideoloji terimini. (Yani ideoloji derken &#8220;sol&#8221;una, &#8220;sağ&#8221;ına bakmaksızın.) Objektif bir gözle bakıldığında kelimede rahatsız edecek bir anlam bulunmadığını açıklamaya çalıştım, ki anlaşılacağını umuyorum. Eh, yorumda da tekrar etmişsiniz, bir iki kelam da &#8220;sol ve liberal ideolojiler&#8221; için edelim;</p>
<p>Önce liberal ideoloji olsun. Soldan daha eski olduğu için. </p>
<p>Liberal ideoloji denen şey Adam Smith isimli aslında ahlak felsefesi üzerinde çalışan bir amcamızın ortaya attığı ekonomik tezlerin, sanayi devrimi, sanayi devrimi sonrası, modern ve nihayetinde post-modern siyasal yaşamda bulduğu yankıların tümüdür. Liberalin kelime anlamı özgürlükçüdür ki bu da aynı amcamızın &#8220;Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler&#8221; sözüyle özetlenir.<br />
Liberal ideolojinin şekilsel sloganı &#8220;fırsat eşitliğidir&#8221;. &#8220;Gerekli koşulları yerine getiren her birey, piyasa rekabeti içerisinde yerini alabilir, başarı sağlayabilir olmalıdır&#8221; demek için kullanmaktadırlar bu sloganı. Tarihçesi bu, bir de mevcut haline bakalım.</p>
<p>Liberaller için getirilebilecek en basit tanım her devrin adamı olduklarıdır. İktidarın dizi dibinde olmayı pek iyi becerirler. (Bu arada siyasal bilgiler alanında &#8220;iktidarın&#8221; üretim araçlarının mülkiyetine sahip zümre, sınıf olduğunu da not düşelim). Bizim memleketimizdeki muadillerinin önce CHP, sonra AP, DP, 80lerde ANAP, 90larda DYP sonrasında ise AKP çizgileri üzerinde bu kadar rahat gidip gelmelerinin nedeni bu özellikleridir.</p>
<p>Yanisi Cemile Hanım, liberal ideolojinin, &#8220;ideolojik kalıpların etkisiyle bir körlük yaşaması&#8221; eleştiriniz geçersizdir. Zira ne kalıpları ne omurgaları bulunmamaktadır hazretlerin! Adamların yegane kıblesi para, çıkar, kalıplara takılarak nasıl çıkar sağlayabileceklerini düşünüyorsunuz? </p>
<p>Gelelim Sol ideolojiye. Sol ideoloji terimi de yalnış kullanılıyor. Kastınızın Sosyalist, Komünist ideoloji olduğunu, ancak bu memlekette, hem egemenlerin, hem de (maalesef) sosyalist olduğunu iddia eden kimi akılsızların  onlarca yıldır gerçekleştirdikleri sonucunda ortaya çıkan kısıtlar nedeniyle, istemsizce de olsa, bu iki sıfatı kullanmaktan kaçındığınızı var sayıyorum. Merak etmeyiniz, ne sosyalist ne komünist olarak çağrılmaktan gocunmuyoruz biz sosyalistler.</p>
<p>Yazınızı okurken &#8220;solcuları&#8221; yalnızca belirli bir bakış açısıyla tanıdığınızı düşünmüştüm. Şimdi yorumunuzu görünce bu fikrim pekişti. Sanırım sizin &#8220;solcu&#8221; olarak niteledikleriniz Lenin&#8217;in Nisan Tezleri&#8217;ni ve belki Marx&#8217;tan Engels&#8217;ten birkaç kitabı daha (mesela kutsal aile, mesela fransız üçlemesi) es-kaza okumuş, 6 kasımlarda polis barikatına saldırmakla, kimi olaylarda sağa sola taş atmakla mükellef, ezbere bildiği sınıf, artı değer sömürü, eşitlik şart falan gibi sloganların papağanı kişiler. </p>
<p>Birincisi sosyalist ideoloji yalnız Marx, yalnız Engels yalnız Lenin değildir. Tamam üçüde sosyalizmin en temel kuramcılarındandır ve yine tamam üçünün yan yana profilden resmedildiği resim de çok popüler bir marksist görüntüdür; Ancak başka yüzlerce bilim, düşün insanı var sosyalist ideolojinin bütünleyicisi olan. Örneğin Frankfurt okulundan Althusser, Horkheimer, Marcuse, örneğin Gramschi, örneğin çağdaşlardan Zizek gibi.. Bu yazarları okumadan, ezbere sloganlarla iş yapan kimileri için kullanılabilir belki &#8220;ideolojik kalıpların etkisiyle kör&#8221; kalma durumu. Ancak bugünün Türkiye&#8217;sinin sosyalistleri böyle ezberci bireylerden oluşmamaktadır. En azından büyük çoğunluğu. </p>
<p>Bir ikincisi, sosyalistlik salt &#8220;zulme muhalif olma&#8221; hali değildir. Zulme muhalif olmak <em>insanım </em> diyen herkesin tartışmasız görevi, sorumluluğudur. Sosyalistler diğer sorumlulukları yanında bu sorumluluğu da taşımakla mükelleftir. Sosyalistlik basitçe bilinçle yapılan bir tercihdir. İnsanların daha insanca, daha iyi, daha güzel yaşamaları için ortaya konulan sistemli, bütünlüklü bir çözüm yoludur sosyalizm; dolayısı ile sosyalistlik bu çözüm yolunun üzerinde yürümek, yolun ve o yolda birlikte yürünenlerin sorumluklarını üstlenmektir. Örneğin dün TÜPRAŞ&#8217;ın, SEKA&#8217;nın, bugün ise TEKEL&#8217;in özelleştirilmelerine karşı nitelikli, ezber yapmaktan kaçınan, örgütlü bir duruş sergilemektir. </p>
<p>Bizim ülkemizin bilinçli sosyalistleri bunu gerçekleştirebilmektedir. Sosyalist ideolojiyi, mücadeleyi, yalnızca zulme muhalif olmakla sınırlamak, o kızdığınız ideolojik kalıplar nedeniyle kör kalma durumundan başka birşey değildir ve yüksek bir ihtimalle bilgi eksikliğinden ileri gelmektedir.  </p>
<p>Yorumunuzdaki &#8220;Sol ideolojik cümleler kuruyorsunuz&#8221; kısmına bayıldım, acayip eğlenceli ama hem bu ifade sakat, hem de cümlenin devamında tartışılacak çooook şeyler var. </p>
<p>&#8220;Yakın zamanda alternatif olma ihtimali olmayan&#8221; cümleler, &#8220;artık çok geç kalınmış&#8221; cümleler&#8230; Pardon ama o cümleleri hangi yazıda gördünüz? Yaptığım yorumu tekrar okuyorum ancak bu önermeye yenik düşecek bir iddia göremiyorum. Muhtemelen &#8220;çözüm ideolojik olmalıdır&#8221; cümlesinden hareketle böylesi bir yanılgıya düştünüz. Tamam benim kafamda işsizlik, açlık, eğitim gibi sorunların çözümüne dair somut fikirler, projeler var ancak daha ben onları  <strong>anlatmadan</strong> , onların neler olduğuna, o çözümler, projeler için ne kadar geç kalındığına dair nasıl fikir yürütebiliyorsunuz Vallahi anlamadım. İçinize doğmuş diyeceğim ama örneğin hangi düşünürleri okuduğumu, nasıl romanlardan hoşlandığımı filan bilmeden ön yargı bile oluşamaz ki insanın aklında!</p>
<p>Gelin bir anlaşma yapalım ve hiç birimiz, diğerinin <strong>açıklamadığı </strong> bir fikir, <strong>kurmadığı </strong> bir cümle hakkında yorum <strong>yapmayalım</strong>. Sakil duruyor öte türlüsü. </p>
<p>Aynı paragrafın devamında da birkaç arıza mevcut. Liberalizme (aslında bunun yerine gelecek olan kavram &#8216;Serbest Piyasa Ekonomisi&#8217;) yenik düşmemiş yek metre kare toprak parçası soruyorsunuz. (Hani aklıma örnekler gelmediğinden değil, zira bugün, hemen şu anda dahi yenik düşmeyen kimi yerler var, onları da incelemek, daha çok okumak gerek!)</p>
<p>Bu soruyu kendi ülkemiz için alalım&#8230;</p>
<p>Evet yenildi ülkemin onurlu emekçileri serbest piyasaya. Evet inim inim inliyor insanlar ki bırakın direnmeyi, yaşamaya mecali kalmamış hiçbirinin. Ama madem ki biz düşünen insanlar daha iyi, daha onurlu, daha insanca bir yaşamın olabileceğini biliyoruz. Madem ki farkındayız zulmün ve sömürünün; başka hiçbir şey için değilse bile, bildiğimiz için sorumluyuz demektir. Kimimiz inancı gereği karşı durur zulme, kimimiz bildiklerinin getirdiği sorumluluk gereği. Ben kendi adıma bu ülkenin üniversitelerinden birinde okudum. Okuduğum kitaplar gerçekten insanların ödediği vergilerle alındı. O kitaplardan öğrendim daha iyi bir yaşam nasıl kurulur, nasıl daha çok insan olabilir insan? Bugün düşünmek ve mücadele etmek boynumun borcudur ve bizim ülkemizin kültüründe daha edilmemiş bir kavgadan kaçmak da yoktur. </p>
<p>Diyorsunuz ki serbest piyasa yendi insanlığı ben de diyorum ki kendimden önce edilmiş bir kavganın ne kadar kaybedildiği ne kadar kazanıldığı ilgilendirmiyor beni. O ki şimdi varım, bilmek ve mücadele etmek hakkı da sorumluluğu da benimdir.</p>
<p>Bu nedenle kurtarabildiğimiz kadarını kurtaralım önermesi geçersizdir. Ölümü gösterip, sıtmaya razı etmeye yarar!</p>
<p>Maaşlar kısmıyla ilgili el-insaf yâ hu! İlk yorumumda bahsettiğim kısım konunun çok yüzeyinde bir meseleydi. Örneğin, devletin açtığı bir ihale sonucunda, devletin kasasına ödeme yapmak için yine devletin iki bankasından (dolayısı ile kasasından) verilen 750 milyon dolarlık kredi duruken bir yanda, insanların aldığı maaşlardan bahsetmek, art niyetlilik değilse, kelimenin tam anlamıyla insafsızlıktır! </p>
<p>Maaş işinin bir boyutu daha var ancak. Daha önceki yorumculardan biri, doğrudan TEKEL faaliyet raporundan alıntılayarak vermiş verileri, tekrar etmeyeceğim. Ama insaf istediğim husus o değil. Son yorumunuzdaki cümleniz. Diyorsunuz ki &#8220;asgari ücret 300 lira iken 1000 lira maaş alanlar vardı&#8221;. Ben de diyorum ki: asgari ücret 300 lira iken bu ülkede &#8220;açıklanan&#8221; açlık sınırı ne kadardı? </p>
<p>&#8220;Çalışanın EMEĞİNİ (sanırım buradaki vurgu emeğinin karşılığını oluyor) alın teri kurumadan veriniz&#8221; diye bir hadis yok muydu inancınızda? Yoksa çalışan işçilerin, asgari ücret adıyla, yoksulluk sınırını bırakın, açlık sınırının bile altında bir ücret almalarını hakkanî mi görüyorsunuz? Hak, eşitlik, insancıllık hususlarında gerçekten samimi iseniz, insaf denilen duygu bu söylediğinizin neresinde? </p>
<p>Bunca kızmamın nedeni ilgili yazıda kendinizin de işsiz olduğunuzu vurgulamanız. Yukarıdaki yorumunuzla, işsiz olmanız birbiriyle açıkça çelişiyor çünkü. Çünkü, ya gerçekten işsiz kalmamışsınız, ya asgari ücretle kendi geçiminizi sağlamak zorunda hiç kalmamışsınız, ya da çalışanların emeklerinin karşılığı aldığı maaşı tartışma konusu haline getirip okuyucunuzu manipüle etmeye çalışıyorsunuz!  </p>
<p>Sakinleşerek devam edelim. Bir sonraki paragrafınızda &#8220;başörtüsü sorununa tekel işçileri mi neden oldu’ gibi çok uzaktan ve tepeden bir bakış açısıyla ifade eden&#8221; diyorsunuz ki, yaptığınız alıntı benim kurduğum bir cümleden değil. Tekrarlara, ezberlere düşmekten gerçekten hazetmiyorum ama gerçekte bana <strong>ait </strong> olan cümleyi tekrar edelim:<br />
&#8220;Sizce türban sorununa işçi sınıfı mı neden oldu? Ki TEKEL işçileriyle ilgili bir yazıya konu ettiniz?&#8221; </p>
<p>Bu cümledeki vurguyu yanlış yerden aldığınızı görüyorum. Asıl soru Türban Sorununa kimin neden olduğu değildi. Türban sorununu, TEKEL direnişini işleyen bir yazıya konu etmenizdi. </p>
<p>Hele bir de devamında &#8220;siz kişisel çözümleriniz için çalışıyorsunuz ben genel çözümler için&#8221; demeniz var ki. Bu kadar uzuuun bir yorum yazmamın nedenini oluşturur kendileri. </p>
<p>Hadi memlekete, memleketin işçi sınıfına ne kadar faydam, bu yolda ne kadar emeğim olduğu sorularını bir kenara bırakıyorum. Zira, benimle ilgili düşünceleriniz için değil, sol, liberalizm, TEKEL özelleştirmesi ve direnişi vs konularındaki fikirleriniz için yorumladım yazınızı. </p>
<p>Ancak ey köşe sahibi, memleket meseleleri ile ilgili, eli kalem, klavye tutan, türkçe konuşan hanım, yazdıklarımın neresinden çıkardınız &#8220;kişisel çözümlerim&#8221; için çalıştığımı? Hangi çıkar grubundan, lobi merkezinden, sendika ağalarının yanından tanıdınız da şıpadanak anlayı-verdiniz halis niyetimi? Yazık.. </p>
<p>2\d ile ilgili çözümlemenizi halen yorumlayamıyorum zira o çözümlemenin ne olduğunu bilmiyorum. 28 Şubata, deprem zamanına, hortumlanan bankalara ve ayrıca o yılları kapsayan dönemde Türkiye&#8217;nin günlük yaşantısına etki eden daha birçok olaya dair fikirlerim var, ancak önyargınıza sunup heba etmek istemiyorum.  </p>
<p>Söylemlerinizde haklılık payları bulan solcu arkadaşlarınızı bu yorumda geçen isimleri ve sizin bu yukarıdaki yazınızı okumaya davet ediyorum. Ola ki fikirlerini, ezberlerini değiştirirler.  </p>
<p>Bu yazıdakileri anlamadınız imasını ise hakettim sanırım. Yersiz tevazunun cezası olsa gerek.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>cb tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-45936</link>
		<dc:creator>cb</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2010 21:56:32 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-45936</guid>
		<description>devamla ...

bir yazıda 6 başlık olmasının nedeni başlık ile paralel ilerler, yazının başlığına bakarsanız bir sorun üzerinde çoklu gölgeler olduğunu görürsünüz ve malum sorunlarımızın hepsi birbiri ile bağlantılı olduğu için tek tek paylaşıldığında ben kendi zihnimde bir anlam bütünlüğü kuramıyorum dolayısı ile bir yazıya çok başlık girmiş oluyor.Bu bir tıkıştırma değil,konuyu geniş işleme çabasıdır.

ideoloji demişsiniz,yineleyeyim başlığım ile yazım paralel ilerler buradaki ideolojiden kasıt ise solculuk ve liberalliktir ki bu iki ideolojiye eleştirim kendi ana varlıklarından ya da ilkelerinden değil konulara eğilirken ideolojik kalıpların etkisiyle bir körlük yaşamaları nedeniyledir,somut örnekleyecek olursam, solculuk zulme muhalif olmak ise solcuların her mazlumu görmesi, emek- işçi gibi sihirli kelimelerin etkisiyle sadece o iki başlığa saplanıp kalma(ma)ları gerekir,daha geniş yorumlamaları gerekir.dahası genel muhatabım solcular olduğu için ve solculuk bir anlamıyla vicdani olan olduğu için elbet buradan giriş yapacağım.

sizin haklı olduğunuz eleştiriler var,mevcut sistemi eleştiriyorsunuz,ben de eleştiriyorum ancak siz yakın zamanda bir alternatif olacağı ihtimali olmayan sol ideolojik cümleler kuruyorsunuz,elbet kuracaksınız ama siz de biliyorsunuz ki bu cümleler için artık çok geç,dünya üzerinde liberalliğe teslim olmamış bir metrekare alan kaldı mı?şimdi bu durumda çözüm olmayacağını bile bile aynı şeyleri tekrarlamak mı daha akıllıca yoksa başımıza liberal ekonomi gibi bir bela musallat oldu,yakın tarihte karşısında durmamız mümkün değil öyle ise en az zararla atlatalım demek mi?ben gerçekçi bakıyorum,ideolojik kalıpların dışındayım ve olması gerektiği gibi düşünüyorum, en az zararla atlatmayı düşünmek bunun formülü de siz solculuların boynunun borcudur.

maaşlar kısmında da el insaf lütfen, asgari ücret 300 lira civarında iken 1000 lira aylık alan işçilerin durumunu hatırlatırım.

çözüm arayışının bütünlüklü olmasından bahsetmişsiniz,bütünlüklü bir çözüm düşünmeyen bunu ' başörtüsü sorununa tekel işçileri mi neden oldu' gibi çok uzaktan ve tepeden bir bakış açısıyla ifade eden siz mi söylüyorsunuz bunu :)siz kişisel çözümleriniz için çaba harcıyorsunuz ben ise genel çözümler için konuşuyorum,o nedenle 4/C hayırlıdır deyip susmuyorum,4/C'ye 2/D formülü sunuyorum,2/D dediğim şey zaten sadece 28 şubat darbesini değil depremin etkisindeki yıllarda o hortumlanan bankaların, onlara fırsat verenlerin eleştirildiği bir başlıktır.

tuhaftır birçok solcu arkadaşımdan da eleştirilerimde haklılık paylarının olduğu yorumunu aldım.

şimdi sorduğunuz bazı şeylere cevaplar yazıda var bakın diyeceğim ama normalden bir kez daha fazla okumanıza gerek duyuşunuzdan sonra bunu talep edemiyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>devamla &#8230;</p>
<p>bir yazıda 6 başlık olmasının nedeni başlık ile paralel ilerler, yazının başlığına bakarsanız bir sorun üzerinde çoklu gölgeler olduğunu görürsünüz ve malum sorunlarımızın hepsi birbiri ile bağlantılı olduğu için tek tek paylaşıldığında ben kendi zihnimde bir anlam bütünlüğü kuramıyorum dolayısı ile bir yazıya çok başlık girmiş oluyor.Bu bir tıkıştırma değil,konuyu geniş işleme çabasıdır.</p>
<p>ideoloji demişsiniz,yineleyeyim başlığım ile yazım paralel ilerler buradaki ideolojiden kasıt ise solculuk ve liberalliktir ki bu iki ideolojiye eleştirim kendi ana varlıklarından ya da ilkelerinden değil konulara eğilirken ideolojik kalıpların etkisiyle bir körlük yaşamaları nedeniyledir,somut örnekleyecek olursam, solculuk zulme muhalif olmak ise solcuların her mazlumu görmesi, emek- işçi gibi sihirli kelimelerin etkisiyle sadece o iki başlığa saplanıp kalma(ma)ları gerekir,daha geniş yorumlamaları gerekir.dahası genel muhatabım solcular olduğu için ve solculuk bir anlamıyla vicdani olan olduğu için elbet buradan giriş yapacağım.</p>
<p>sizin haklı olduğunuz eleştiriler var,mevcut sistemi eleştiriyorsunuz,ben de eleştiriyorum ancak siz yakın zamanda bir alternatif olacağı ihtimali olmayan sol ideolojik cümleler kuruyorsunuz,elbet kuracaksınız ama siz de biliyorsunuz ki bu cümleler için artık çok geç,dünya üzerinde liberalliğe teslim olmamış bir metrekare alan kaldı mı?şimdi bu durumda çözüm olmayacağını bile bile aynı şeyleri tekrarlamak mı daha akıllıca yoksa başımıza liberal ekonomi gibi bir bela musallat oldu,yakın tarihte karşısında durmamız mümkün değil öyle ise en az zararla atlatalım demek mi?ben gerçekçi bakıyorum,ideolojik kalıpların dışındayım ve olması gerektiği gibi düşünüyorum, en az zararla atlatmayı düşünmek bunun formülü de siz solculuların boynunun borcudur.</p>
<p>maaşlar kısmında da el insaf lütfen, asgari ücret 300 lira civarında iken 1000 lira aylık alan işçilerin durumunu hatırlatırım.</p>
<p>çözüm arayışının bütünlüklü olmasından bahsetmişsiniz,bütünlüklü bir çözüm düşünmeyen bunu &#8216; başörtüsü sorununa tekel işçileri mi neden oldu&#8217; gibi çok uzaktan ve tepeden bir bakış açısıyla ifade eden siz mi söylüyorsunuz bunu :)siz kişisel çözümleriniz için çaba harcıyorsunuz ben ise genel çözümler için konuşuyorum,o nedenle 4/C hayırlıdır deyip susmuyorum,4/C&#8217;ye 2/D formülü sunuyorum,2/D dediğim şey zaten sadece 28 şubat darbesini değil depremin etkisindeki yıllarda o hortumlanan bankaların, onlara fırsat verenlerin eleştirildiği bir başlıktır.</p>
<p>tuhaftır birçok solcu arkadaşımdan da eleştirilerimde haklılık paylarının olduğu yorumunu aldım.</p>
<p>şimdi sorduğunuz bazı şeylere cevaplar yazıda var bakın diyeceğim ama normalden bir kez daha fazla okumanıza gerek duyuşunuzdan sonra bunu talep edemiyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>cb tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-45931</link>
		<dc:creator>cb</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2010 19:11:45 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-45931</guid>
		<description>bahadır bey selamlar,

son aldığım bir karar ile rahatsızlık hissi veren yorumlara cevap yazmayacağım ancak sizin bu yorumunuz bu kararımdan muaf.

Derinliğine incelemeden sonra yaptığınız yorumu keyifle okudum,teşekkür ederim.

Vakit sıkıntısı yaşayan biri olarak önce ilk yorumunuza yorum düşeyim,sonraki sorularınızı ilk fırsatta cevaplama sözü vereyim.

Noktalama işaretleri konusunda haklısınız pek dikkat etmiyorum lakin uzun ve devrik cümleler benim için bir problem değil,yani bu bilinçli tercih etmediğim ancak değiştiremediğim, aslında bir kusur olarak görmediğim bir şekil yani üslubum bu,ifade ediş biçimim bu,umarım bu oradan okununca 'yazar ukalalığı olarak durmuyordur'.

sonrasında devam edeceğim...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bahadır bey selamlar,</p>
<p>son aldığım bir karar ile rahatsızlık hissi veren yorumlara cevap yazmayacağım ancak sizin bu yorumunuz bu kararımdan muaf.</p>
<p>Derinliğine incelemeden sonra yaptığınız yorumu keyifle okudum,teşekkür ederim.</p>
<p>Vakit sıkıntısı yaşayan biri olarak önce ilk yorumunuza yorum düşeyim,sonraki sorularınızı ilk fırsatta cevaplama sözü vereyim.</p>
<p>Noktalama işaretleri konusunda haklısınız pek dikkat etmiyorum lakin uzun ve devrik cümleler benim için bir problem değil,yani bu bilinçli tercih etmediğim ancak değiştiremediğim, aslında bir kusur olarak görmediğim bir şekil yani üslubum bu,ifade ediş biçimim bu,umarım bu oradan okununca &#8216;yazar ukalalığı olarak durmuyordur&#8217;.</p>
<p>sonrasında devam edeceğim&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Bahadır tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-45924</link>
		<dc:creator>Bahadır</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2010 16:54:31 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-45924</guid>
		<description>Devamla,

Öncelikle, daha girişte, insan olmanın getirisi sunuluyor gözlerimizin önüne; içinde azıcık sağduyusu olan herhangi biri, meselenin inciğini - cinciğini bilmese bile hak arama mücadelesinin haklılığını ve kutsallığını sezebiliyor. Kulak tıkayanları da vicdansızlıkla niteleyebiliyor üstelik. 

Ancak buradan sonra, "meselenin gözünüze insanlık dramı olarak sunulması" bahanenizi ortaya koyuyor, böylelikle yanıltılmış  olduğunuzu -en azından olayın farklı boyutlarının sizden saklandığını-ima ediyorsunuz. Ya da yazarın bilinçaltı kendini eleveriyor. 

Birincisi, gözleminizde haklısınız. TEKEL işçilerinin mevcut direnişi medya tarafından -kısa bir süre için- insanlık dramı olarak sergilenmiş, olayın arka planı yok varsayılarak yalnızca insani duygulara seslenir bir haber olarak -insanların acıma duygularına- sunulmuştu. Tabi meselenin sınıfsal yapısını göz ardı eden, göz ardı edilmesini isteyen medya için bu oldukça normal. Ancak benim kişisel fikrim bugün halen Ankara'da direnen TEKEL işçilerine acımanın değil ancak saygı duymanın, onlarla yardımlaşmanın gerektiğidir. 
TEKEL işçilerinin yiğit direnişi, açık ki, bir hak arama meselesidir ve en azından bizim kültürümüzde hakkını almak için mücadeleye girişen "yiğitlere" acınılmaz ancak saygı duyulur. 

Meselenin içeriğine geçtiğinizde ise (bu konuda -muhtemelen direniş karşıtı- birileriyle sohbet ederek mi ulaştınız o verilere bilmiyorum ama) TEKEL işçilerine ödenen maaşı sorgulama ihtiyacı hissetmişsiniz, ki benim de aklıma takılıyor ister istemez; devletin ticaret yapanlara verdiği teşvikleri; eximbank, vakıflar bankası ve halk bankası üzerinden verilen neredeyse karşılıksız geri ödemesiz kredileri; mevcut ihale yasası üzerinden gerçekleştirilen oyunlarla iç edilen milyarları (yeni lira cinsinden hem de!) sorgulamak dururken ömür boyu emeğini satarak hayatını idame ettirmiş insanlar için, devletin kasasından, yalnızca özelleştirme sürecinden sonra olmak ve yine devletin kendi uygulamaları yüzünden çalışma hakkı gasp edilmiş olduğundan çok kısa bir süredir çalışmadan ödenen maaşları sorgular bir insan?? Cümle biraz meşakkatli oldu, sadeleştiriyorum: TEKEL işçilerine ödenen maaşlara gelene kadar sorgulanması gereken kos koca bir ülke var! Bu maaş işiyle ilgili olarak uydurma - komik haberler yapan bir sitede (zaytung.com) harika bir espri vardı, buradan yakınız http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=1330  

"Şimdi küçük bir hesaplama ile bir gurubu mağdur etmemek için kaç kişinin mağdur olabileceğini hesaplayabilidiniz mi?" demişsiniz ki yakışık almamış. 

Vicdan diyorsunuz, ben de soruyorum, bu işçilerin kendi keyifleri uyarınca mı çalışmadığını düşünüyorsunuz ki alınan maaş size hakkaniyetsiz geliyor? Bir ara da 4-5 bin lira maaş aldığı söyleniyordu işçilerin, adamlar, kadınlar ceplerinde maaş bordroları ile gezmek zorunda kaldılar! Biraz vicdan.

4\c kanunun tarihçesini hatırlatmışsınız ki doğrudur. Ama bu noktada söylenmesi gereken "eskiden sessizdi işçiler şimdi başlarına gelince anladılar hanyayı konyayı" asla değildir. 4\c yasasının ilk çıktığı dönemlerde sözleşmeli çalışmak köleliktir sloganlarıyla meydanlarda olan, birçok yerde insanlara bunu anlatmaya çalışmış biri olarak şunun söylenmesi gerektiğini düşünüyorum: Bugün TEKEL işçilerinin direnişi, işçi sınıfının diğer öğelerinin de hareketlemesine, yada biz solcuların deyimiyle, sınıfa bilinç taşınmasına olanak tanımıştır. Yani işin özü, bir avuç yiğit insan baskılara, korkutmalara boyun eğmeyerek biz çok bilmişlerin yıllarca başarmaya uğraştığı şeyi birkaç ayda gerçekleştirmiştir. Bu kıymetlidir. 

  "Özel işyerlerinde iş devamlılığı garantisi olmayanların aldığı asgari ücretler var mesela o insanlara ne olacak?Onlar mağdur değil mi,bu bakış açısıyla?" 

Bu soruya cevap vermek için bir defa bütünlüklü bakmak lazım. Örneğin TEKEL işçilerinin bugün yaşadıkları TEKEL özelleştirmesine has bir durum değildir. Tüm özelleştirmeler için aynısı geçerlidir. Ancak bugün emeğini satmak karşılığı aldığı maaşla geçinen insanların maruz kaldığı yegane tehlike özelleştirmeler de değildir. Özel sektör çalışanlarının koşulları ortada işte, sonra mevcut sağlık hizmetleri sorunları, sonra eğitim, sonra medya, sonra şiddet kültürüne maruz bırakılmak... Daha da gider ki bu liste, sayfanız şikayet panosuna dönmesin için kesiyorum. 

İşte bugün TEKEL işçilerinin direndiği şey, tüm bu dertleri insanların başına musallat eden bu sistem, bu düzen, bu kültürdür. 

Bir de demişsiniz ki bunları söylemek TEKEL işçisi üzerinden komünist devrim yapmakmış. E, o zamanda soruyoruz; bu dertleri bitirmeye yönelik başka bir çözüm ortaya konuluyor mu? çözüm önerisi olan varsa, buyursun. Biz garip solcuların aklına gelen çözüm planlı ekonomi, üretim araçlarının üzerindeki mülkiyetin kaldırılması vs. (Bu da uzun uzun açıklanabilir, hatta belki de açıklanması gerekir! ancak vakit ve yer derdimiz var)

Yine biz gariban solcular bu dediklerini bilime dayandırıyor yalnız. Ekonomistlerin incelemelerine filan. Diğer önerilerin de aynı niteliği taşıması gerektiğine inanıyorum. 

"komünist devrim yapmaya çalışmak suç değil mi" demişsiniz bir de. Fiilin tanımı üzerinde uyuşamadığımızdan (hakikaten anlayamadım o cümleyi bir türlü), "değildir" diyerek kısa kesiyorum.


Ez cümle,

Yazınızın temel söylemini ancak yazı sonunda anlayabildim, diyorsunuz ki TEKEL işçilerinin hak arama mücadelesine gönlün meyletmesi insani bir durumsa da meselenin derinine inildiğinde hesap kitap, hak, adalet karışıyor, hele bir de solcular bu direnişten komünist devrim çıkarımsamaları yapıyorlar ki hepten evlerden uzak... Kullandığınız terim ise ayrıca enteresan: "ideolojik fırsatçılığa düşmeden hak aramak".

Pardon ama bu işçilerin karşısında direndiği 4\c yasası ideolojik değil mi sanıyorsunuz? Sizce özelleştirmeler mi ideolojik değil, ya da bugün özel sektördeki en yaygın maaş diliminin, açlık sınırının bile altındaki asgari ücret olmasında belirli bir ideolojinin hiç mi suçu yok?

Şimdi bir defa ideoloji teriminin anlamı üzerinde uzlaşalım. Bir arkadaşımın yaptığı harika benzetmeyi ödünç alacağım: 

İnsanoğlu karşılaştığı, kendisine sunulan her bilgiyi kendi mantık süzgecinden geçirerek içselleştirir. İdeoloji işte o süzgecin kendisinden başka birşey değildir!

Bütünlüklü olmak, bütünlüklü bakmak lazım. Örneğin TEKEL işçilerinin direnişine bakarken, asgari ücretle çalışan özel sektör işçilerini unutmamak, eğitimin içinde bulunduğu açmazları gözetmek, yaratılan şiddet, korku kültürüne isyan etmek gerek. Bütünlüklü olmak bunu gerektirir çünkü; çünkü ideoloji, önceki üç cümlede yer alan "bütün"lerden başka birşey değildir.  

Şiddet kültürü, işsizlik, asgari ücret sorunu, fırsat eşitsizliği, eğitim yetersizliği, sağlık hizmetlerine ulaşamamak vs.. İnsan ister istemez "Vicdan" kelimesiyle bu kadar içli dışlı olan bir köşe sahibinin bu sorunlara bakıyor, üzülüyor, çözüm arıyor olmasını bekliyor. Çözüm önerileri bütünlüklü olmalıdır. Dolayısı ile çözüm ideolojik olmalıdır. Çünkü bu ülkenin insanlarının karşı karşıya oldukları şey ideolojik bir saldırıdır. TEKEL işçilerinin 71 gündür gördükleri budur.

Notlar:

1: Artı değer teorisini öyle bir indirgemede sunmak, tek bir yaprağa bakarak koca ağacın tüm fiziki durumunu, şeceresini, kimsayal karakteristiğini filan anlamaya benzer. Onu da ancak botanik lisansı üzerine genetik yüksek lisansı yapmış biri, yeterli teknik donanımlarla gerçekleştirebilir. Doktrinel açıklamalarda dikkat gerek.

2: 2\d dönemi diye adlandırdığınız ve kendinizi de mağduru ilan ettiğiniz dönemle ilgili yorum yapamıyorum ama bir küçük sorum var; Sizce türban sorununa işçi sınıfı mı neden oldu? Ki TEKEL işçileriyle ilgili bir yazıya konu ettiniz?

3: O liberallerin doğru söyleme mevhumu yoktur, eli purolu, ağzı viskili adamlara kanmayınız..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Devamla,</p>
<p>Öncelikle, daha girişte, insan olmanın getirisi sunuluyor gözlerimizin önüne; içinde azıcık sağduyusu olan herhangi biri, meselenin inciğini - cinciğini bilmese bile hak arama mücadelesinin haklılığını ve kutsallığını sezebiliyor. Kulak tıkayanları da vicdansızlıkla niteleyebiliyor üstelik. </p>
<p>Ancak buradan sonra, &#8220;meselenin gözünüze insanlık dramı olarak sunulması&#8221; bahanenizi ortaya koyuyor, böylelikle yanıltılmış  olduğunuzu -en azından olayın farklı boyutlarının sizden saklandığını-ima ediyorsunuz. Ya da yazarın bilinçaltı kendini eleveriyor. </p>
<p>Birincisi, gözleminizde haklısınız. TEKEL işçilerinin mevcut direnişi medya tarafından -kısa bir süre için- insanlık dramı olarak sergilenmiş, olayın arka planı yok varsayılarak yalnızca insani duygulara seslenir bir haber olarak -insanların acıma duygularına- sunulmuştu. Tabi meselenin sınıfsal yapısını göz ardı eden, göz ardı edilmesini isteyen medya için bu oldukça normal. Ancak benim kişisel fikrim bugün halen Ankara&#8217;da direnen TEKEL işçilerine acımanın değil ancak saygı duymanın, onlarla yardımlaşmanın gerektiğidir.<br />
TEKEL işçilerinin yiğit direnişi, açık ki, bir hak arama meselesidir ve en azından bizim kültürümüzde hakkını almak için mücadeleye girişen &#8220;yiğitlere&#8221; acınılmaz ancak saygı duyulur. </p>
<p>Meselenin içeriğine geçtiğinizde ise (bu konuda -muhtemelen direniş karşıtı- birileriyle sohbet ederek mi ulaştınız o verilere bilmiyorum ama) TEKEL işçilerine ödenen maaşı sorgulama ihtiyacı hissetmişsiniz, ki benim de aklıma takılıyor ister istemez; devletin ticaret yapanlara verdiği teşvikleri; eximbank, vakıflar bankası ve halk bankası üzerinden verilen neredeyse karşılıksız geri ödemesiz kredileri; mevcut ihale yasası üzerinden gerçekleştirilen oyunlarla iç edilen milyarları (yeni lira cinsinden hem de!) sorgulamak dururken ömür boyu emeğini satarak hayatını idame ettirmiş insanlar için, devletin kasasından, yalnızca özelleştirme sürecinden sonra olmak ve yine devletin kendi uygulamaları yüzünden çalışma hakkı gasp edilmiş olduğundan çok kısa bir süredir çalışmadan ödenen maaşları sorgular bir insan?? Cümle biraz meşakkatli oldu, sadeleştiriyorum: TEKEL işçilerine ödenen maaşlara gelene kadar sorgulanması gereken kos koca bir ülke var! Bu maaş işiyle ilgili olarak uydurma - komik haberler yapan bir sitede (zaytung.com) harika bir espri vardı, buradan yakınız <a href="http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=1330" rel="nofollow">http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=1330</a>  </p>
<p>&#8220;Şimdi küçük bir hesaplama ile bir gurubu mağdur etmemek için kaç kişinin mağdur olabileceğini hesaplayabilidiniz mi?&#8221; demişsiniz ki yakışık almamış. </p>
<p>Vicdan diyorsunuz, ben de soruyorum, bu işçilerin kendi keyifleri uyarınca mı çalışmadığını düşünüyorsunuz ki alınan maaş size hakkaniyetsiz geliyor? Bir ara da 4-5 bin lira maaş aldığı söyleniyordu işçilerin, adamlar, kadınlar ceplerinde maaş bordroları ile gezmek zorunda kaldılar! Biraz vicdan.</p>
<p>4\c kanunun tarihçesini hatırlatmışsınız ki doğrudur. Ama bu noktada söylenmesi gereken &#8220;eskiden sessizdi işçiler şimdi başlarına gelince anladılar hanyayı konyayı&#8221; asla değildir. 4\c yasasının ilk çıktığı dönemlerde sözleşmeli çalışmak köleliktir sloganlarıyla meydanlarda olan, birçok yerde insanlara bunu anlatmaya çalışmış biri olarak şunun söylenmesi gerektiğini düşünüyorum: Bugün TEKEL işçilerinin direnişi, işçi sınıfının diğer öğelerinin de hareketlemesine, yada biz solcuların deyimiyle, sınıfa bilinç taşınmasına olanak tanımıştır. Yani işin özü, bir avuç yiğit insan baskılara, korkutmalara boyun eğmeyerek biz çok bilmişlerin yıllarca başarmaya uğraştığı şeyi birkaç ayda gerçekleştirmiştir. Bu kıymetlidir. </p>
<p>  &#8220;Özel işyerlerinde iş devamlılığı garantisi olmayanların aldığı asgari ücretler var mesela o insanlara ne olacak?Onlar mağdur değil mi,bu bakış açısıyla?&#8221; </p>
<p>Bu soruya cevap vermek için bir defa bütünlüklü bakmak lazım. Örneğin TEKEL işçilerinin bugün yaşadıkları TEKEL özelleştirmesine has bir durum değildir. Tüm özelleştirmeler için aynısı geçerlidir. Ancak bugün emeğini satmak karşılığı aldığı maaşla geçinen insanların maruz kaldığı yegane tehlike özelleştirmeler de değildir. Özel sektör çalışanlarının koşulları ortada işte, sonra mevcut sağlık hizmetleri sorunları, sonra eğitim, sonra medya, sonra şiddet kültürüne maruz bırakılmak&#8230; Daha da gider ki bu liste, sayfanız şikayet panosuna dönmesin için kesiyorum. </p>
<p>İşte bugün TEKEL işçilerinin direndiği şey, tüm bu dertleri insanların başına musallat eden bu sistem, bu düzen, bu kültürdür. </p>
<p>Bir de demişsiniz ki bunları söylemek TEKEL işçisi üzerinden komünist devrim yapmakmış. E, o zamanda soruyoruz; bu dertleri bitirmeye yönelik başka bir çözüm ortaya konuluyor mu? çözüm önerisi olan varsa, buyursun. Biz garip solcuların aklına gelen çözüm planlı ekonomi, üretim araçlarının üzerindeki mülkiyetin kaldırılması vs. (Bu da uzun uzun açıklanabilir, hatta belki de açıklanması gerekir! ancak vakit ve yer derdimiz var)</p>
<p>Yine biz gariban solcular bu dediklerini bilime dayandırıyor yalnız. Ekonomistlerin incelemelerine filan. Diğer önerilerin de aynı niteliği taşıması gerektiğine inanıyorum. </p>
<p>&#8220;komünist devrim yapmaya çalışmak suç değil mi&#8221; demişsiniz bir de. Fiilin tanımı üzerinde uyuşamadığımızdan (hakikaten anlayamadım o cümleyi bir türlü), &#8220;değildir&#8221; diyerek kısa kesiyorum.</p>
<p>Ez cümle,</p>
<p>Yazınızın temel söylemini ancak yazı sonunda anlayabildim, diyorsunuz ki TEKEL işçilerinin hak arama mücadelesine gönlün meyletmesi insani bir durumsa da meselenin derinine inildiğinde hesap kitap, hak, adalet karışıyor, hele bir de solcular bu direnişten komünist devrim çıkarımsamaları yapıyorlar ki hepten evlerden uzak&#8230; Kullandığınız terim ise ayrıca enteresan: &#8220;ideolojik fırsatçılığa düşmeden hak aramak&#8221;.</p>
<p>Pardon ama bu işçilerin karşısında direndiği 4\c yasası ideolojik değil mi sanıyorsunuz? Sizce özelleştirmeler mi ideolojik değil, ya da bugün özel sektördeki en yaygın maaş diliminin, açlık sınırının bile altındaki asgari ücret olmasında belirli bir ideolojinin hiç mi suçu yok?</p>
<p>Şimdi bir defa ideoloji teriminin anlamı üzerinde uzlaşalım. Bir arkadaşımın yaptığı harika benzetmeyi ödünç alacağım: </p>
<p>İnsanoğlu karşılaştığı, kendisine sunulan her bilgiyi kendi mantık süzgecinden geçirerek içselleştirir. İdeoloji işte o süzgecin kendisinden başka birşey değildir!</p>
<p>Bütünlüklü olmak, bütünlüklü bakmak lazım. Örneğin TEKEL işçilerinin direnişine bakarken, asgari ücretle çalışan özel sektör işçilerini unutmamak, eğitimin içinde bulunduğu açmazları gözetmek, yaratılan şiddet, korku kültürüne isyan etmek gerek. Bütünlüklü olmak bunu gerektirir çünkü; çünkü ideoloji, önceki üç cümlede yer alan &#8220;bütün&#8221;lerden başka birşey değildir.  </p>
<p>Şiddet kültürü, işsizlik, asgari ücret sorunu, fırsat eşitsizliği, eğitim yetersizliği, sağlık hizmetlerine ulaşamamak vs.. İnsan ister istemez &#8220;Vicdan&#8221; kelimesiyle bu kadar içli dışlı olan bir köşe sahibinin bu sorunlara bakıyor, üzülüyor, çözüm arıyor olmasını bekliyor. Çözüm önerileri bütünlüklü olmalıdır. Dolayısı ile çözüm ideolojik olmalıdır. Çünkü bu ülkenin insanlarının karşı karşıya oldukları şey ideolojik bir saldırıdır. TEKEL işçilerinin 71 gündür gördükleri budur.</p>
<p>Notlar:</p>
<p>1: Artı değer teorisini öyle bir indirgemede sunmak, tek bir yaprağa bakarak koca ağacın tüm fiziki durumunu, şeceresini, kimsayal karakteristiğini filan anlamaya benzer. Onu da ancak botanik lisansı üzerine genetik yüksek lisansı yapmış biri, yeterli teknik donanımlarla gerçekleştirebilir. Doktrinel açıklamalarda dikkat gerek.</p>
<p>2: 2\d dönemi diye adlandırdığınız ve kendinizi de mağduru ilan ettiğiniz dönemle ilgili yorum yapamıyorum ama bir küçük sorum var; Sizce türban sorununa işçi sınıfı mı neden oldu? Ki TEKEL işçileriyle ilgili bir yazıya konu ettiniz?</p>
<p>3: O liberallerin doğru söyleme mevhumu yoktur, eli purolu, ağzı viskili adamlara kanmayınız..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Bahadır tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-45921</link>
		<dc:creator>Bahadır</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2010 15:36:39 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-45921</guid>
		<description>Merhabalar Cemile Hanım,

Çok uzun bir zamandır ilk kez bir yazıyı tekrar okuma ihtiyacı hissettim. İlk okuyuşumdan sonra bir sigara eşliğinde tekrar okumam gerekti. Daha önce herhangi bir yazınızı okumamış biri olarak ilk intibamı yazma gereği de hâsıl oldu. 

Yazınızla ilgili iki yorum yazacağım; bunların ilki -haddimi biraz zorlayarak- biçimle ilgili olacak. İkincisi ise -gayet haddim olarak- içerikle ilgili..

Buyrunuz ilki;

Mesleğim icabı -tercümanım- genelde dille (lisan) özelde ise metinlerle haşır neşir oluyorum. Bu nedenle yazınızı okurken gözüme çarpan birkaç nokta oldu, paylaşayım isterim.

Yazınızın herhangi bir düzeltiden geçmeden yayınlandığını düşünüyorum.(Tabi gözden kaçmış olma ihtimali de var). Bunun okuyucu açısından önemli olduğunu söylemek isterim; cümle düşüklükleri, noktalama işaretlerinin gerekli yerlerde bulunmaması gibi nedenler ben gibi ortalama okuyucuların hem anlatılanı anlayamamasına hem de okuduğundan aldığı keyfin düşmesine neden oluyor. Tabi ufak tefek yazım yanlışları da var. 

Diğer bir husus yazının konusunun -kanaatimce- biraz geniş olması. Yalnızca okuyucu olan birinin fikirlerine kıymet verirseniz, yazınızı okurken 6 yazılık konuya sahip olduğunu düşündüm. Verili 6 rakamı gelişi güzel söylenmemiştir;

1. Giriş kısmında vicdanlılık, 

2. Üçüncü paragrafta -kısaca değinilmiş olsa da- tartışma kültürü

3. Hemen sonraki paragraflarda Sol İdeoloji - İslami İdeoloji değerlendirmeleri ve bunlarla "muhalefet etme hali"nin birlikte değerlendirilmesi

4. Yazının gövdesinde (anladığım kadarıyla ana konusu)TEKEL işçilerinin grevi ve mevcut kriz.

5. 2/d yılları olarak kodlanan dönem ve bu dönemin muhasebesi,

6. Yine yazının gövdesinde yer alan ve TEKEL grevinin muhasebesini yapan ekonomik analiz. 

Bu alt başlıkların kimisi hakkında daha çok kimisi hakkında daha az bilsem de, siz de takdir edersiniz ki bunların herbiri ayrı birer yazıyı hak ediyor. Aynı yazıda yer almaları ise kimilerinin altının yeterince dolu olmadığı izleniminin oluşmasına neden oluyor. Sonuçta ben gariban okurun da kafası -yazının kimi yerlerinde- karışıyor. 

İçerikle ilgili söylenmesi gerekenler var, ayrıca yazacağım.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhabalar Cemile Hanım,</p>
<p>Çok uzun bir zamandır ilk kez bir yazıyı tekrar okuma ihtiyacı hissettim. İlk okuyuşumdan sonra bir sigara eşliğinde tekrar okumam gerekti. Daha önce herhangi bir yazınızı okumamış biri olarak ilk intibamı yazma gereği de hâsıl oldu. </p>
<p>Yazınızla ilgili iki yorum yazacağım; bunların ilki -haddimi biraz zorlayarak- biçimle ilgili olacak. İkincisi ise -gayet haddim olarak- içerikle ilgili..</p>
<p>Buyrunuz ilki;</p>
<p>Mesleğim icabı -tercümanım- genelde dille (lisan) özelde ise metinlerle haşır neşir oluyorum. Bu nedenle yazınızı okurken gözüme çarpan birkaç nokta oldu, paylaşayım isterim.</p>
<p>Yazınızın herhangi bir düzeltiden geçmeden yayınlandığını düşünüyorum.(Tabi gözden kaçmış olma ihtimali de var). Bunun okuyucu açısından önemli olduğunu söylemek isterim; cümle düşüklükleri, noktalama işaretlerinin gerekli yerlerde bulunmaması gibi nedenler ben gibi ortalama okuyucuların hem anlatılanı anlayamamasına hem de okuduğundan aldığı keyfin düşmesine neden oluyor. Tabi ufak tefek yazım yanlışları da var. </p>
<p>Diğer bir husus yazının konusunun -kanaatimce- biraz geniş olması. Yalnızca okuyucu olan birinin fikirlerine kıymet verirseniz, yazınızı okurken 6 yazılık konuya sahip olduğunu düşündüm. Verili 6 rakamı gelişi güzel söylenmemiştir;</p>
<p>1. Giriş kısmında vicdanlılık, </p>
<p>2. Üçüncü paragrafta -kısaca değinilmiş olsa da- tartışma kültürü</p>
<p>3. Hemen sonraki paragraflarda Sol İdeoloji - İslami İdeoloji değerlendirmeleri ve bunlarla &#8220;muhalefet etme hali&#8221;nin birlikte değerlendirilmesi</p>
<p>4. Yazının gövdesinde (anladığım kadarıyla ana konusu)TEKEL işçilerinin grevi ve mevcut kriz.</p>
<p>5. 2/d yılları olarak kodlanan dönem ve bu dönemin muhasebesi,</p>
<p>6. Yine yazının gövdesinde yer alan ve TEKEL grevinin muhasebesini yapan ekonomik analiz. </p>
<p>Bu alt başlıkların kimisi hakkında daha çok kimisi hakkında daha az bilsem de, siz de takdir edersiniz ki bunların herbiri ayrı birer yazıyı hak ediyor. Aynı yazıda yer almaları ise kimilerinin altının yeterince dolu olmadığı izleniminin oluşmasına neden oluyor. Sonuçta ben gariban okurun da kafası -yazının kimi yerlerinde- karışıyor. </p>
<p>İçerikle ilgili söylenmesi gerekenler var, ayrıca yazacağım.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Son 30 günde en çok okunanlar : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-45650</link>
		<dc:creator>Son 30 günde en çok okunanlar : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 17:26:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-45650</guid>
		<description>[...] Tekel işçileri, Solculuk, Liberallik, Vicdansızlık, Fırsatçılık [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Tekel işçileri, Solculuk, Liberallik, Vicdansızlık, Fırsatçılık [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Tayfun_Korkut tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-45460</link>
		<dc:creator>Tayfun_Korkut</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Feb 2010 18:32:13 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-45460</guid>
		<description>Bir insanoglunun bir gunde verimli calisabilecegi saat sayisi 8'dir. Bunun ustu koleliktir. Bilhassa ozel sektorde gerek patronunun gozune girmek icin, gerek baska bir vardiya icin baska bir calisan alinip kendisine rakip olmasin diye gonullu olarak gunde yasal olan 8 saatin uzerinde calisan bir suru insan var. Hatta ben ozel sektorde gunde 8 saat calisan birini bilmiyorum. Burada suc, ne devletin, ne sirketin, ne patronun. Calisanlardaki asiri para ve kariyer hirsi gozlerini koreltiyor. Ailevi, dini, sanatsal vs. butun faaliyetlerini bir kenara birakip gonullu kolelik yapiyorlar. Bunun toplumu iskolik psikopatlara cevirmesinden ote issizlik oranina da bir negatif yansimasi var. Eger, atiyorum bir kebap dukkani sabahtan geceye kadar calisiyor buyuk sehir merkezlerinde. Bu kebapci calisanlari da sabahtan aksama kadar ordalar. Halbuki 8'den 16'ya kadar bir kisi, 16'dan 24'e kadar da baska biri calissa 2 kisi is bulmus, calismis olur. Ama isveren de maliyetlerini dusunerek 2. isciyi almiyor ve boylece 1 kisi issiz kaliyor, calisan da kolelestiriliyor. Ustelik gunde sorgusuz sualsiz 16 saat calisan adamin haliyle piyasadaki diger is imkanlarindan da haberi olmuyor. Onun butun dunyasi o kebapci dukkani oluyor. Patronu de onun "yari babasi" gibi bir sey oluyor. Yani kendini ezen adama bir de "karnini doyurdugu icin" saygi duyuyor. Bu sadece kucuk esnafta degil, koskoca kurumsal sirketlerin beyaz yakali kadrolarinda bile boyle. 
Eger bizim ideolojik solcularin haklarini savunacagi birileri varsa o da ilk once ozel sektorde gunder 10 saatin uzerinde kole gibi calistirilan insanlardir. TEKEL iscileri magdurlar siralamasinda 8574689053769035906039586903480638069348. sirada olabilirler. 
Butun bu isyan, gurultu samimiyetsiz, ikiyuzluce ve herseyden onemlisi I D E O L O J I K !!!</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bir insanoglunun bir gunde verimli calisabilecegi saat sayisi 8&#8242;dir. Bunun ustu koleliktir. Bilhassa ozel sektorde gerek patronunun gozune girmek icin, gerek baska bir vardiya icin baska bir calisan alinip kendisine rakip olmasin diye gonullu olarak gunde yasal olan 8 saatin uzerinde calisan bir suru insan var. Hatta ben ozel sektorde gunde 8 saat calisan birini bilmiyorum. Burada suc, ne devletin, ne sirketin, ne patronun. Calisanlardaki asiri para ve kariyer hirsi gozlerini koreltiyor. Ailevi, dini, sanatsal vs. butun faaliyetlerini bir kenara birakip gonullu kolelik yapiyorlar. Bunun toplumu iskolik psikopatlara cevirmesinden ote issizlik oranina da bir negatif yansimasi var. Eger, atiyorum bir kebap dukkani sabahtan geceye kadar calisiyor buyuk sehir merkezlerinde. Bu kebapci calisanlari da sabahtan aksama kadar ordalar. Halbuki 8&#8242;den 16&#8242;ya kadar bir kisi, 16&#8242;dan 24&#8242;e kadar da baska biri calissa 2 kisi is bulmus, calismis olur. Ama isveren de maliyetlerini dusunerek 2. isciyi almiyor ve boylece 1 kisi issiz kaliyor, calisan da kolelestiriliyor. Ustelik gunde sorgusuz sualsiz 16 saat calisan adamin haliyle piyasadaki diger is imkanlarindan da haberi olmuyor. Onun butun dunyasi o kebapci dukkani oluyor. Patronu de onun &#8220;yari babasi&#8221; gibi bir sey oluyor. Yani kendini ezen adama bir de &#8220;karnini doyurdugu icin&#8221; saygi duyuyor. Bu sadece kucuk esnafta degil, koskoca kurumsal sirketlerin beyaz yakali kadrolarinda bile boyle.<br />
Eger bizim ideolojik solcularin haklarini savunacagi birileri varsa o da ilk once ozel sektorde gunder 10 saatin uzerinde kole gibi calistirilan insanlardir. TEKEL iscileri magdurlar siralamasinda 8574689053769035906039586903480638069348. sirada olabilirler.<br />
Butun bu isyan, gurultu samimiyetsiz, ikiyuzluce ve herseyden onemlisi I D E O L O J I K !!!</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>satuk buğra tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-45415</link>
		<dc:creator>satuk buğra</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2010 14:35:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-45415</guid>
		<description>Taraftaki yazıyı okudum, günlerdir kafamda cevabını aradığım sorunun nihayet cevabını buldum. Teşekkürler bora bey. Meğer 4/C statüsünde olanlar sendikaya üye olamıyorlarmış. Yaa büyük amerikan düşünürü bruce wills'in dediği gibi; "sebep her zaman paradır." Aşağı yukarı 10 bin işçinin üyeliğinden aidatından vesairesinden mahrum kalmak hiç de kolay değil tabii ki.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Taraftaki yazıyı okudum, günlerdir kafamda cevabını aradığım sorunun nihayet cevabını buldum. Teşekkürler bora bey. Meğer 4/C statüsünde olanlar sendikaya üye olamıyorlarmış. Yaa büyük amerikan düşünürü bruce wills&#8217;in dediği gibi; &#8220;sebep her zaman paradır.&#8221; Aşağı yukarı 10 bin işçinin üyeliğinden aidatından vesairesinden mahrum kalmak hiç de kolay değil tabii ki.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>satuk buğra tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-45408</link>
		<dc:creator>satuk buğra</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2010 13:00:35 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-45408</guid>
		<description>Tekel işçilerinin tekel kapatılırken hiç gıkları bile çıkmadı. Ne zaman ki maaşları memur seviyesine indirildi birden işçi, solcu, ip'çi vs olduklarını hatırladılar. Hiç samimi bulmuyorum açıkçası.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tekel işçilerinin tekel kapatılırken hiç gıkları bile çıkmadı. Ne zaman ki maaşları memur seviyesine indirildi birden işçi, solcu, ip&#8217;çi vs olduklarını hatırladılar. Hiç samimi bulmuyorum açıkçası.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Uğur tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/02/07/tekel-iscileri-solculuk-liberallik-vicdansizlik-firsatcilik/#comment-45256</link>
		<dc:creator>Uğur</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 07:34:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8574#comment-45256</guid>
		<description>sayın cb;

kendinizce haklı olduğunuzu düşündüğünüz bir eylem gerçekleştirmişsiniz. bu eyleme benim yazdığım yorum ne kadar etki etmiştir bilemem ancak, yazı altlarına yorum yapmaya yeni başlamış biri olarak, etik anlamda daha çok yol almam gerektiğini gösterdiğiniz için teşekkürler.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sayın cb;</p>
<p>kendinizce haklı olduğunuzu düşündüğünüz bir eylem gerçekleştirmişsiniz. bu eyleme benim yazdığım yorum ne kadar etki etmiştir bilemem ancak, yazı altlarına yorum yapmaya yeni başlamış biri olarak, etik anlamda daha çok yol almam gerektiğini gösterdiğiniz için teşekkürler.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

