Kemalizm Artık Silah Bırakmalı
By Mustafa Akyol on Oca 29, 2010 in CHP, Ergenekon Nedir?, Kemalizm, darbe, şiddet
[25 Ocak 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Taraf’ın afişe ettiği “Balyoz” planı, güzel memleketimizin kaç bucak olduğunu bize bir kez daha gösterdi. Bir defa daha gördük ki, şanlı ordumuz, bizi kendi ellerimizle seçip iktidara getirdiğimiz hükümetlerden kurtarmak için her türlü fedakarlığa hazır. Bir iki jet-düşse, biraz eğitim zayiatı verilse, üç-beş vatandaş havaya uçsa, yüz binlercesi tutuklansa bile…
Hep dedikleri gibi, eğer mevzu bahis olan vatan ise, gerisi teferruat.
Ancak vatanın burada hangi tehditten korunduğunu iyi anlamak gerek. Bu, yabancı bir ordunun saldırısı ve işgali değil. Hayır, şanlı ordumuzun ülkeyi kendisinden koruduğu şey, Kemalist olmayan siyasi partiler ve toplumsal hareketler. Zaten bugüne dek hep Kemalist olmayan partileri (DP’yi, iki kez AP’yi, sonra RP’yi) iktidardan indirdi. 2002′den bu yana da AK Parti’yle uğraşıyor. Nasıl uğraştığını da Taraf sayesinde artık epey öğrenmiş durumdayız.
80 yıllık silahlı mücadele
Dikkat ederseniz buradaki temel sorun, ordunun ideolojisi olan Kemalizm ile, Türkiye halkının çoğunluğunun eğilimleri arasındaki fark. Eğer böyle bir fark olmasaydı o zaman ortada bir sorun olmayacak, şanlı ordumuz da darbelerle, andıçlarla, “balyoz”larla uğraşmayacaktı. Mesela 2002 ve 2007 seçimlerini Kemalist CHP kazanmış olsaydı, hiç kafamız ağrımayacaktı.
Ama işte zaten Cumhuriyet’in temel paradoksu da burada: Bu rejimin resmi ideolojisi olan Kemalizm, halk arasında bir azınlık ideolojisi. Bu yüzden bugüne dek hiç seçim kazanamadı. Dolayısıyla da “demokrasi” denen riskli oyuna hiç ısınamadı. Aksine, hep belindeki silaha (ve elindeki “yüksek yargı”ya) güvendi.
İş, ilk baştan beri böyleydi. Cumhuriyet’in ilanının hemen ardından iki siyasi parti kurulmuş, Kemalizm CHP’de, liberal/muhafazakar sentez de Terakkiperver Fırka’da ifade bulmuştu. Fakat Kemalist CHP, siyasi rakibiyle demokratik bir yarışa girmekten korktu ve çareyi onu kapatıp liderlerini tasfiye etmekte buldu. 1930′da kendi talimatı ile kurulan Serbest Fırka’dan bile korktu ve onu da hemen kapatıverdi.
1946′da ise, mecburen, istemeye istemeye, çok partili hayatı kabul etti. Ama ne zaman baktı ki ipin ucu kaçıyor, hemen silaha sarıldı. Başbakan öldürdü, işkence yaptı, fail-i meçhul cinayetler işledi. İsmet İnönü veya Deniz Baykal gibi Kemalist siyasetçiler de hep arkalarındaki bu silahlı güce güvendiler. Birincisi Menderes’e “sizi ben bile kurtaramam” demişti. İkincisi Erdoğan’a “idam sehpası” imasında bulundu.
Düz ovada siyaset zamanı
Ama artık bugün geldiğimiz noktada ne dünyanın ne de Türkiye’nin şartları bu “silahlı ideoloji”yi kaldırıyor. Dolayısıyla da Kemalizm’in (bir başka silahlı ideoloji için son dönemde sıkça önerildiği gibi) artık silahı bırakıp “düz ovada siyaset” yapması gerekiyor.
Bunun anlamı, Kemalizm’in, ordunun (ve “yüksek yargı”nın) değil, sadece CHP gibi siyasi partilerin ve sivil aktörlerin ideolojisi olması gerektiği. Bu, elbette kolay bir dönüşüm değil. Hiç değil. Ama başka çıkar yol da yok.
Eğer bu dönüşüm gerçekleşirse, sonuç sadece Türkiye değil Kemalizm için de iyi olur aslında. Arkasındaki silahlı güce yaslanmaktan vazgeçen, bunun yerine oy kazanmaya yönelen bir “neo-Kemalizm”, kaçınılmaz olarak yumuşar. Kemalist partiler de, “laiklik dini”yle kafayı bozmuş dar bir kitlenin temsilcisi olmaktansa, “Türkiye partisi” olmaya çalışır, mesela “çarşaf açılımı” gibi saman alevlerini kalıcı hale getirirler.
Ama Kemalizm “silahlı mücadele”de direttiği sürece daha çok “balyoz” iner tepemize. Hem de kendi vergilerimizle finanse ettiğimiz, “göz bebeğimiz” diye safça taltif edip durduğumuz kurumların eliyle…
… Bu makale ilginizi çektiyse…
Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Normal bir ordu kaynaklarını emrinde olduğu milletten sağlar… Efendisi olan bu milletin gönüllü katkısıyla silah alır, asker toplar, YABANCI DÜŞMANLA savaşır.
Normal ordular efendilerini yani milleti, o milletin vatanını korurlar ya da ganimet getirebilecekleri ülkeleri işgal ederler. Yine efendilerinin emri ve izniyle yaparlar bunu.
Anormal ordular ise üniformalı eşkıyalardır. Disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler. Üniformalı eşkiyalar ülkenin zenginliklerini tüketirler, geleceğini mahvederler.
Kendisini ülkenin sahibi zanneden üniformalı eşkıyaların hakim olduğu ülkeler yabancı orduların işgali altında gibidir. İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek KORKU PROPAGANDASI yaparlar.
Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler.
Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.
3 [?]



7 Yorum
Yazan:eg Tarih: Oca 30, 2010 | Reply
çok doğru ama sorun zaten chp’nin bir siyasi aktör değil de ordunun siyaset alanındaki taşeronu olmasındadır bence. ayrıca kemalizmin ordu olmadan, siyaset alanında sağlam bir fikir altyapısı kurabileceği konusunda çok şüpheliyim(hatta şüpheli bile değilim!)
Yazan:Ne mutlu türküm diyene ;) Tarih: Oca 31, 2010 | Reply
Türkler bir ırk ve bir millet olarak yeryüzünün en şerefli insanlarıdır.
La Martine
Savaşın zevkini almak isteyen herkes Türklerle savaşmalıdır.
Towsend (İngiliz Komutan)
Yazan:Alex de Souza Tarih: Oca 31, 2010 | Reply
Turkiye Cumhuriyeti’nin son asirini en iyi sekilde anlayabilmek icin George Orwell’in 1984 romanini okumak gerekiyor. “Big brother is watching you”
Yazan:ÖZLEM.T. Tarih: Oca 31, 2010 | Reply
”SAVAŞIN ZEVKİ Mİ?”
YANLIŞLIKLA ALINTILAMIŞ OLMALISINIZ..İNSAN ÖLDÜRMENİN ZEVKİNE DÜŞKÜN OLMAK NASIL BİR ZİHİN BULANIKLIĞIDIR HAFSALAM ALMIYOR..”ŞEREFLİ TÜRKLER” YİNE ŞERFLİ TÜRKLERİ ÖLDÜRME PLANLARINI SEMİNER HALİNDE ÖĞRETİYORLAR DEĞL Mİ? YERYÜZÜNÜN EN ŞEREFLİ MAHLUKU YALNIZ ”İNSAN” DIR..
Yazan:Harabî Tarih: Oca 31, 2010 | Reply
bence memleket değişiyor ben kendi adıma ümitvarım güzel şeyler oluyor… özellikle 2000 yılından sonra insanlarımızda demokrasiye olan inancın arttığına inanıyorum.
yapılan demokratik hamlelere bakınca bunlara hem ordunun hem muhalefetin hem medyanın -bir de yargıyı sayarsak- karşı çıktığını göreceğiz. buradan da anlaşılıyor ki kendi sivil diktasını biryerlerde kurmuş bulunan kesimlerin bütün çabaları ve engellemelerine rağmen süreç işliyor ve ülkemiz yavaş da olsa değişiyor…
umarım ki bu değişim daha az sancılı ve kısa sürsün…
Yazan:Ekrem Senai Tarih: Şub 1, 2010 | Reply
O yüzden ordumuz da iç düşmanlar icad edip darbe yapmaya hevesleniyor desenize. Zevk işi azizim.
La Martine dediyse şerefliyizdir. Bize şerrefsiz diyenleri bu sözle ikna etmeliyiz. Bak şerefsiz değilmişiz. Tabi Lamartine bu sözü söyledikten sonra kendisini “vay şerefsiz, elin Türk’üne en şerefli diyor, vatan haini” diyen olmaması da ilginç. Demek ki bütün Fransızlar Lamartine’le hemfikir.
Hem “Ne Mutlu Türküm diyene” sözünü İngilizceye çevirip cümle aleme söylüyoruz, hiçbir kişiden itiraz gelmiyor. Demek ki tüm dünya bize gıptayla bakıyor. Ulen bir Türk olamadık anasını satiim, hep bu anamla babamın suçu diye kendi kendilerini yiyip bitiriyorlar. Özellikle Amerikalılarda bu sendromu görmek mümkün. Haritada Türkiyenin yerini gösterememe filan hikaye onlara inanmayın, adamlar her gün rüyalarında kendilerini Türk olarak görüyorlar. Bir Türk görünce imrenerek bakıyorlar, göz kaş hareketleriyle birbirlerine Türkleri gösteriyorlar.
Biz böyle bir ülkeyiz işte.
Yazan:Olcayto Tan Haskol Tarih: Şub 1, 2010 | Reply
Şerefli olduğunuzu duymaya bu kadar mı muhtaçsınız?