RSS Feed for This Post

‘Tek Parti Rejimine Gidiyoruz’ Zırvası

[11 Ocak 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Hatırlarsınız, bir ara hep birlikte “İran” oluyorduk. Sonra bir süre Malezya’yla oyalandık, ama onu da çabuk tükettik. Bu esnada “bölünmeye”, “satılmaya” ve “küresel sermayeye peşkeş çekilmeye” ise hep devam ettik.

Son günlerde ise yeni bir şey oluyoruz.

Daha doğrusu, yarı-totaliter rejimimizin gönüllü bekçileri, yeni bir korkuluk çıkardılar önümüze. Neymiş efendim, ülke hızla bir “tek parti rejimine” sürükleniyormuş. Tayyip Erdoğan “tek adam düzeni” kuracakmış.

İyi de AK Parti’nin ve Erdoğan’ın yaptığı ne ki?

Yaptıkları temelde şu: 2002′den bu yana girdikleri “çok partili serbest seçimleri” istikrarlı olarak kazanıyorlar. Elde ettikleri meşru siyasi gücü de, partilerinin program ve ideolojisine göre kullanıyorlar. Her meselede “Devlet”le ve onun siyasi kolu olan CHP’yle “uzlaşmak” yerine, çoğu kez bildikleri gibi yapıyorlar.

Peki “tek parti rejimi” böyle mi olur?

Hayır. Öyle olmaz, böyle olur:

- Önce sizinkinden başka tüm siyasi partileri kapatır, liderlerini de emriniz altındaki “İstiklal Mahkemeleri”nde yargılatıp tasfiye edersiniz.

- Siyasi partileri kapatmak yetmez, sivil toplumu da yok edersiniz. Tüm fikri derneklerin kapısına kilit vurur, size diklenen bazı muhalifleri de öldürtür veya hapse attırırsınız.

- Böylece sizin partiniz memleketteki tek siyasi organizasyon, onun ideolojisi de savunulabilir yegane fikir olur. Partiniz ile “devlet” özdeş hale gelir. Meclis de, tüm koltuklarını sizin tayin ettiğiniz bir “parti grubu”ndan ibaret olur.
Vesayete omuz vermek

Bugün Türkiye’de olan şey ise, yeni bir “tek parti rejimi” kurulması değil, üstte saydığım işleri yaparak 1930′larda kurulmuş olan gerçek Tek Parti Rejimi’nin kalıntılarının çözülmesi.

Bu çözülmeyi sadece AK Parti’nin yahut Gülen Cemaati gibi toplumsal aktörlerin marifeti saymak ise, Kemalist zihinlerin “sosyoloji yoksunluğu”nun bir sonucu. Çözülmenin asıl sebebinin, şehirleşme, dışa açılma, ve iktisadi gelişme gibi dinamikler sayesinde toplumda ortaya çıkan çoğullaşma olduğunu anlamıyorlar. Bu gelinen noktada artık hiç kimsenin yeni bir otoriter rejim kuramayacağını da göremiyorlar.

Ha, AK Parti’nin içinde de otoriter zihniyet, eleştiriye karşı tahammülsüzlük veya Türk siyasetinin klasik sorunu olan “parti içi demokrasi yoksunluğu” yok mu? Elbette var. Herkesin de sabahtan akşama kadar bunları eleştirmeye hakkı var. Ama bunlardan yola çıkarak “tek parti rejimi” yaygaraları koparmak ve böylece gerçek Tek Parti Rejimi’nin “vesayet” yoluyla sürmesine omuz vermek, iş değil.

Bu “iş”e soyunanların önemli bir kısmının söz konusu “vesayet”in “aparatçik”leri veya “imtiyazlı ortak”ları olduğu ortada. Ancak son dönemde koroya yeni bir iki sima daha katıldı. Bunlardan biri o kadar tuttu ki, popüler bir yorumcunun “önümüzdeki dönemde yükselecek yazarlar” listesinin tepesine “vicdan” kontenjanından oturuverdi. Ben ise daha ziyade müzmin bir “merkez sağ düşmanlığı” ve “iktisadi liberalizm nefreti” seziyorum, son tahlilde bir “komünist” olan sayın yazarın tutumunun altında.

Elbette tüm bu farklı ideolojilerin, Kemalizm dahil, demokrasi içinde var olma ve yarışma hakkı var. Kemalistlerin temel sorunu ise, 85 yıldır, yarışmak yerine tahakküm etmeyi seçmeleri. Arkalarında subaylar, yargıçlar ve “kozmik oda”lar olmadan eşit şartlar altında siyasi rekabet yürütmeye hiç alışık değiller.

Zaten o yüzden “siyaset” yerine sürekli “korku” üretiyorlar ya…

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 39 Yorum

  2. Yazan:Cengiz Tarih: Oca 11, 2010 | Reply

    Kemalistlerin temel sorunu ise, 85 yıldır, yarışmak yerine tahakküm etmeyi seçmeleri.

    Bizler yarışmayı iyi yapar ve özendirirsek, kemalist vb. tüm -istler, muhtemelen özeleştiri yapmaya başlarlar.

    Tahakküm bir zaaftır.

    İkna edemeyen -ahlaktan yoksun ise- icbar etmeye kalkar.

    Oysa ikna edemeyebilirsin.

    İnsanlar seni sevmeyebilir.

    Sevmek zorunda da değiller.

    Zorla da olmaz nitekim.

    “Kılınç zoruyla müslüman olduk” deyip kılınç zoruyla -ist yapmak da neyin nesi?

    Sana ne yahu kimin kimi sevip sevmeyeceğinden.

    Ama iş öyle değil.

    Korku ile sevgi arasında ince bir çizgi var.

    Bkz. Stockholm Sendromu

  3. Yazan:toruk Tarih: Oca 12, 2010 | Reply

    sosyolojik düşünme yoksunluğundan dem vuran yeni çoğullaşma döneminin parlak çocukları da 2010 yılında kompüterlerinin başında oturup tarihten yanlış ayıklama kolaycılığına, hakikatin tek yönü varmış da onu da kendi bilirmiş gibi ahkâm kesmelere, ellerinin kontrolünü kaybedip iğnelerle çuvaldızları sağa sola saplamaya başlar.
    başlatana da başlayana da bizi hakikatteki ölçümüze daha çok yaklaştırdığı için teşekkür edelim. zulüm bahasına da olsa.

  4. Yazan:Cengiz Tarih: Oca 12, 2010 | Reply

    Sayın Toruk,

    sosyolojik düşünme yoksunluğundan dem vuran yeni çoğullaşma döneminin parlak çocukları da 2010 yılında kompüterlerinin başında oturup tarihten yanlış ayıklama kolaycılığına, hakikatin tek yönü varmış da onu da kendi bilirmiş gibi ahkâm kesmelere, ellerinin kontrolünü kaybedip iğnelerle çuvaldızları sağa sola saplamaya başlar.

    Bu saydıklarınızı kompüterinin başındaki siz de yapmış olabilir misiniz?

    Zaman zaman bu tür yorumlar okuyoruz.

    Ortak özellikleri yazılanlar ile değil de yazanların psikolojik, sosyolojik ve daha bilmem ne -jik analizleriyle ilgilenmeleri.

    Yazıdan yazar hakkında analojik yoldan tahminlerde bulunmak mümkün ama bunun ne işe yarayacağı pek belli değil.

    Bloglarda yazılar/görüşler var yazarlar değil.

    Yorumlar yazılara/görüşlere yapılıyor yazarlara değil.

    Fikirlerin çarpışmasından gerçekler çıkabilir ama kişilerin çarpışmasından bence hiçbir şey çıkmaz.

  5. Yazan:toruk Tarih: Oca 15, 2010 | Reply

    Kıymetli Cengiz Bey,

    Sizin gördüğünüz gibi (yazarın şahsına) değil; fikrin, düşüncenin arayüzü olan dilin ve uslubun kullanımınadır eleştirim.

    DD’yi yakın zamanda takip etmeye başladım. Aynı tartışma çok önceleri muhtemelen yapılmıştır. Ancak, sitedeki bir çok yazar hikmetten, ulvi bilgiden, insancıllıktan bahsederken deyim yerindeyse ‘mangalda kül bırakmazken’, kimi konularda bu erdemleri köşeye itiveriyor.

    Öfke kontrolsüzlüğü,tahammülsüzlüğü gösteriyor. Ben bu platformda çok fazla öfke yansıması görüyorum. Çok fazla benzer hassasiyet taşıdığım insanların bu şekilde patlamasına, gazete popülizmi düzeyinde dil kullanmasına, sığ düşünceyi eleştireyim derken sığlaşabilmesine gönlüm razı olmuyor.

    Üzümü aşılamak, tat verecek hale getirmek değil, bahçeyi talan etmek; bağcının da canını çıkarmak gibi görünüyor amaç.

    Memlekette can yakmış geçmiş tecrübelerimiz var ama biz de can yakarak karşılık veriyoruz hissine kapılıyorum.

    Bir işe yarar mı bilemiyorum.

  6. Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Oca 15, 2010 | Reply

    Sayın Toruk,

    Son derece iyi niyet sezdiğim eleştiriniz bence önemli.

    Yalnız bir önceki yorumunuz biraz ‘tepeden’ gibi duruyordu.

    Üslup konusunda dikkatli olunmalı.

    Haklısınz.

  7. Yazan:ali duman Tarih: Oca 15, 2010 | Reply

    hep birden avaz avaz bağırıyorlar, düğmelerine basılmış gibi, topluca, aynı anda, büyük muhalefetiyle, küçük muhalefetiyle, 12 eylül faşizmini alkışlayan medyacı takımıyla, bağırıyorlar avaz avaz, “tek parti rejimi”, “sivil faşizm” geliyor diye…

    ne hikmetse genelkurmayın 100′e yakın dava açtırdığı TARAF ‘ı hiç görmeden bağırıyorlar, ağlaşıyorlar….

    Taraf’a açılan davalara bir bakın bakalım ne varmış “askeri vesayet mi”, “sivil vesayet mi”?

    27 mayısı, 12 martı, 12 eylülü, 28 şubatı nasıl da alkışlamıştınız…

    faşizm günlerinden tanıyoruz sizi, ağlaşıp bağırmalarınızın bir kıymeti harbiyesi yok, zira sizin “allah bir”inize bile inanan kalmadı.

    tabi bağırıp ağlaşacaksınız, zira ufukta ilk kez ÖZGÜR, DEMOKRAT bir sivil ANAYASA yapma ihtimali belirdi. Ufukta demokrasi var, açılımlar var… darbelerin izlerinden, pisliklerinden ve faşizminden arınmak var. Faşizminden arınmak elbetteki faşistlere zor gelecektir.

    pek tabiki ağlaşıp, bağıracaksınız avaz avaz, çünkü millet sizi sırtından atmaya bu kez çok kararlı, sizi gidi sülükler sizi, sizi gidi halk düşmanları sizi, sizi gidi demokrasi düşmanları sizi….

  8. Yazan:toruk Tarih: Oca 15, 2010 | Reply

    Uyarınız için teşekkür ederim.

    Kendime iltimas etmemem konusunda haklısınız. Ancak bu resmi ideoloji eleştirisi meselesi DerinDüşünce’nin yumuşak karnı ve bu konuda emek verilmiş bütün düşüncelerin, gizleneni söyleme çabalarının üsluba kurban gittiği düşüncesindeyim.

    Başlıkta kullanılan “Tek Parti Rejimine Gidiyoruz Zırvası” ifadesi bende “Evrim Aldatmacası” ifadesinin kurgulanışını çağrıştırdı. Birinci itirazım budur.

    İtirazımı buradan genele taşımamın ve biraz daha keskinleştirmemin sebebi de yüzeysel üsluptan beslenen saldırı-eleştiri tavrının tat vermemesidir. (ilk yorumumdan size gelen ekşi tat da dahil)

    Benim ilgimi çeken kısmı ‘duruş’larımız. Sadece duruşlarımızın uzun vadeli olabileceğini düşünüyorum.

    Türkiye’de resmi ideolojinin duruşunun yakın tarih boyunca sağlıklı kurgulanmadığı bir gerçek. Gördüğümüz gibi çatırdama sesleri aşikar.

    Peki ya bunun karşısındaki duruşun düzeyi? Kurgulanışı?

    DerinDüşünce’nin resmi ideolojiyi eleştirme biçimi fazlaca yüzeysel olabiliyor. Onunla kurduğu arayüzünü kavgacı ve çocuksu buluyorum. Sokak ağzına kaçmaya meylini de hiç sindiremiyorum.

    İslam membaından akan sulara fazla klor katıp içilmesini zorlaştırıyoruz.

  9. Yazan:toruk Tarih: Oca 15, 2010 | Reply

    Ali Bey’e de değerli naziresi için teşekkür ediyorum.

  10. Yazan:toruk Tarih: Oca 28, 2010 | Reply

    Bizden olmayan (beyninin yıkanma ihtimali az olan) biri, Türkiye üstüne çalışan tarihçi Erik J. Zürcher linkteki yazısında cumhuriyet projesine ‘jakoben’, rejime ‘kemalist diktatörlük uzantısı’, AKP’ye de ‘tiranlık yapıyor’ diyerek zırvalamış (!):

    http://turanyay.org/modules.php?name=News&file=article&sid=15

    bazı kısımlar:

    1- (Cumhuriyet projesi)Bir çok yönüyle jakobendi ve beraberinde problemler getiriyordu, çünkü 1923′ten önce varolan Müslüman kimlik yok olmamıştı. 1942′deki Varlık Vergisi ve 6-7 Eylül 1955 olaylarına baktığınızda bunu görebilirsiniz. Müslüman kimlik Cümhuriyet projesinin içinde hálá halkı harekete geçirebilen bir güce sahipti. Çünkü I. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele’de, son derece şiddetli geçen 10 yılda bu halkın dayandığı tek şey dinleriydi. İlerleyen yıllarda da elbet bunun kalıntıları sürecekti.

    2- Elbette. 1880′lerde doğan Atatürk jenerasyonu Batılı düşüncelerle büyüdü. Sekülerizm, pozitivizm, materyalizm onlar için çok önemliydi. Bilime de bir din gibi inanırlardı. Hayal ettikleri pozitivist dünyaya sadece laiklikle ulaşılabileceğini düşünüyorlardı. Yani çok ciddi bir fikri temeli vardı kuruluş aşamasındaki Cümhuriyet’in.

    3- Süleyman Demirel ve Turgut Özal’ın iktidara gelmesi gibi AKP’ninki de modernleşme projesinin işlediğinin kanıtı. Yalnız AKP dönemini Menderes dönemine çok benzetiyorum. Menderes, Kemalist kuruma karşı büyük bir zafer kazanmıştı. Ülkede bir özgürleşme havası, yeni bir dönem başladı hissi vardı. Ekonomik büyümeyi de ekleyince Türkiye altın çağını yaşıyordu. O yüzden 1954′te Menderes müthiş bir oyla ödüllendirilmişti. Bu da onu şımartmış, Demokrat Parti tiranlık yapmaya başlamıştı. Ekonomi kötüye gidince özgürlükleri baskıladılar ve dini kullandılar. Benzerlikler gayet net. Şu anda AKP de aynı Menderes gibi ezici politik güçle ne yapacağını bilemiyor. Gücünü küstah bir şekilde kullanıyor. Muhalefete, tabanı dışında kalan kişilerin fikirlerine önem vermiyor ve Menderes’in düştüğü tuzağa düşüyor. Bu da AKP’nin modernleşme sürecinde ileri adım atmasını engelliyor.

  11. Yazan:Ahmet Selçuk Tarih: Oca 28, 2010 | Reply

    Sayın Toruk,

    Iletiniz için teşekkürler. Yukarıda yazdıklarınızı da beğeniyle okuduğumu belirtmek isterim.

    Zürcher’i ilk kez bu sayfalarda Atatürk’ün faşist (!) ve diktatör(!) bir demokrasi düşmanı olduğuna bir kanıt olarak duymuştum. Bir bilimcinin Atatürk karşıtı olabileceğine inanamadım. Kitabını google’da bulup okudum.

    Zürcher, Kemalist dönemin tam anlamıyla demokratik olamadığını, ama Türkiye’nin o Kemalist dönem sayesinde Çağdaş demokrasiye girdiği görüşünü savunuyor. Ama 1930′ların mentalitesiyle de günümüzün demokratik toplumuna cevap verilemeyeceğini de belirtiyor. Kemalizm’in özgürlükçü ve devrimci/yenilikçi özelliklerinin aktifleşmesi gerektiğini ileri sürüyor.

    Ben de naçizane bu görüşlerine katılıyorum. Bence, önemli bir akademisyen. Türkiye’de Modernleşme üzerine kitabını aşağıdaki linkden okuyabilirsiniz:

    http://books.google.co.uk/books?hl=en&lr=&id=XUCC4whASl4C&oi=fnd&pg=PR7&dq=Erik-Jan+Z%C3%BCrcher&ots=Gr1kl4O9GN&sig=7ze97hZjVtN0cHoT86F2xoApdZM#v=onepage&q=&f=false

    Bu, gerçekten kapsamlı bir çalışma. Zürcher, sorunu en başından alıyor. Kitap, ilk Batılılaşma hareketleri ve 3. Selim ile 18. Yüzyılda başlıyor. Ve o tarihten itibaren modernistlerle, gelenekçiler arasındaki savaş devam ediyor. Kitapta ilginç ayrıntılar var; mesela semboller sürekli değişiyor. Ama savaş hep aynı.

    Söyleşiyi de linkini vererek paylaştığınız için teşekkürler.

    *************************
    TEK PARTİ DİKTASI ÜZERİNE
    *************************

    Kitabında da Menderes (ve Erdoğan’ın)tek parti dikta özlemini irdeliyordu.(benim okuduğum 2004-2005 baskısıydı) Ama söyleşisinde AKP konusunda duruşunu da netleştirmiş:

    “2000′lerin başında AKP modernleşme açısından umut verici bir değişimi simgeliyordu. Eski elit meşruluğunu ve gücünü kaybetmişti. AKP sistemin tükenmiş enerjisini yenilemişti. Fakat şu anda görüyorum ki AKP Türkiye’yi daha da modern bir ülkeye dönüştürmeye kabil değil. Bunun İslami kökenli bir parti olmasıyla hiç ilgisi yok. Kuruluşundaki hiyerarşik yapıdan ve ataerkilliğinden kaynaklanıyor.

    Türkiye eğer azınlık, kadın, eşcinsel vb. haklarına önem veren daha modern bir ülke olmak istiyorsa bu AKP’yle zor. Çünkü onlarda buna yetecek ne ideoloji var ne zihniyet ne de kadro. Modernleşme için liberalizm gerekir. Liberalizm serbest pazardan ibaret değildir.”

    Ben de Zürcher ile aynı fikirdeyim. Zaten bu paralelde görüşlerimi bu forumda da belirtmiştim.

    Özellikle son cümlelerinde Türkiye’nin durumunu çok güzel özetlemiş:

    ” CHP şu anda demokrasi için çalışan bir parti değil, AKP ülkeyi modernleştirecek donanımdan yoksun. Nereye döneceksiniz bilmiyorum. Çok ama çok büyük bir boşluk var şu anda siyasi sistemde. Sırtını orduya ya da dine yaslamayan liberal, şehirli, seküler bir siyasi akıma acilen ihtiyaç var.”

    Zürcher, Türkiye’den her zaman umutlu; ben de öyleyim. Türkiye ya militer dikta ya da dinsel dikta ikileminde kalamaz. Bu demokratik akım er ya da geç çıkacaktır :)

    Saygılar,

  12. Yazan:eg Tarih: Oca 28, 2010 | Reply

    ahmet selçuk bey kardeşim,
    1. googlebooks’ta kitabın tümü yok. hatta kemalist rejimle ilgili analizlerin çoğu mevcut değil. 160 sayfa konmuş googlebooka..ama kitap 429 sayfa ve altta oradan bazı alıntılar veriyorum…

    2. kemalist rejimle ilgili - olumlu ya da olumsuz-referans olarak 430 sayfalık bir kitabın (zira kitap gördüğüm kadarıyla hakikaten hap ve özet bilgiler içeriyor)tezlerini referans alacak değilim. ama bazı konulardaki saptırmalarınıza şaşırmaktan öte kızmaya başlıyorum artık. bu şahıs(ki hiç tanımam etmem. tanımak etmek gibi bir niyetim de yoktu siz kitabı örnek verinceye kadar. ama siz yine bir tür saptırmaya girince ben de açtım elektronik kütüphanemi ve buldum kitabı)bakın kemalist tek parti rejimi ile ilgili neler söylemiş. acaba diktatörlük demiş mi dememiş mi okuyucu karar versin. akp (jdp ingilizce) ile ilgili neler söylemiş kitabın en sonundaki kısacık bölümde…buyrun alıntılar:

    ***********
    The authoritarian nationalist phases of both
    the Unionist and the Kemalist eras also witnessed the brutal suppression
    of minority communities: the Armenians in the first case, the
    Kurds in the second. This seems to suggest that in both these phases of the Young Turk movement, when the choice was between a democratic
    system with a slower pace of reform and an authoritarian one with more
    opportunities for radical measures, the second alternative won out..
    (s.173)

    The political system of Kemalist Turkey: party and state
    From the promulgation of the Law on the Maintenance of Order in
    March 1925, Turkey’s government was an authoritarian one-party
    regime and, not to put too fine a point on it, a dictatorship. We have
    seen how the law and the tribunals established under it were used in
    1925–26 to silence all opposition and how, in his great speech of 1927,
    Mustafa Kemal Pasha vindicated this repression. The Law on the
    Maintenance of Order remained in force until 1929, when the government
    felt secure enough to allow it to lapse. To all intents and purposes,
    the Republican People’s Party had established a power monopoly and,
    at the party congress of 1931, Turkey’s political system was officially
    declared to be that of a one-party state…There
    were almost continuous small uprisings in the mountains of the southeast
    and one major insurrection in Dersim (Tunceli) in 1937–38. This
    was again suppressed with the utmost severity and again tens of
    thousands of Kurds were forcibly resettled in the west of the country.(s.176)

    Four-yearly parliamentary elections were held throughout the oneparty
    period, but they served only a ceremonial function(s.177)

    The monolithic political system established after 1925 left very little
    room for the ventilation of competing ideas within the leadership, and
    none at all for the expression of social discontent from without. At the
    same time, the authoritarian behaviour of the RPP and of its regionaland local representatives, the attendant favouritism and corruption, the
    lack of civil liberties, and also the reform policies of the government,
    created widespread resentment.

    All newspapers and periodicals leaning towards the liberal or socialist
    opposition had been closed down in 1925.From then on only
    government-controlled newspapers appeared(s.180)

    The new government of the Justice and Development Party has a
    relatively strong mandate. Its level of support in the country and
    majority in parliament resemble those with which Turgut Öza1 undertook
    the restructuring of Turkey in the early to mid-1980s. Unlike the
    weak coalition cabinets of the last decade, with their continuous
    infighting, the new government is potentially in a strong position to
    begin to impose political control over the state machinery (including
    the army). This could be the beginning of the transformation of Turkey
    into a true civil society, with proper regard for the individual and subordination
    of the raison d’état to the rights of the citizens. In other words,
    it could belatedly turn the Turks from subjects into citizens. In addition,
    the fact that the JDP has managed to capture the vote of the underprivileged
    masses with a moderate programme, which accepts the
    secular order and Turkey’s Western orientation, could prove important
    in a global context. At a time of growing religiously inspired radicalism
    and of increasing ‘Islamophobia’ in the West it may prove that democratic
    pluralism is possible in an Islamic society. How far this example
    could be followed by other Islamic or Middle Eastern countries is,
    however, an open question, for the structure of Turkish society is quite
    different from those of, say, the Arab countries or Central Asia(334)

  13. Yazan:toruk Tarih: Oca 28, 2010 | Reply

    Enver Abi,

    Rejim için ‘diktatörlük’ demiş.

    Kitabın AKP ile ilgili kısmı sonradan eklenmiş olmalı yargısına varacağımız ‘new edition’ halinin yayınlanması 2004 yılı. Yukarda linki olan röportaj Ekim 2008 tarihli. Dolayısıyla AKP hakkındaki fikirlerine yenisini eklemiş görünüyor bu şahıs.

    Ayrıca internetten görebildiğim kadarıyla dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül aracılığıyla Türkiye’nin AB müzakerelerine olan desteğinden ötürü madalya takdim edilmiş kendisine.

    Bir de resmi söyleme ters tespitlerinden ötürü bolca propaganda malzemesi olarak kullanılıyor internette görüldüğü kadarıyla.

    Tabii ki kendi iç meselelerimizi elin adamından öğrenecek değiliz ama hem nalına hem mıhına vurabilecek hürlükte olmasını takdir ediyor insan.

  14. Yazan:toruk Tarih: Oca 28, 2010 | Reply

    Sayın Ahmet Selçuk,

    Görüşleriniz için teşekkür ederim. Evrim tartışmalarındaki duruşunuz için (o ana yazıdaki eleştirilerin çoğunu savunan biri olarak) saygılarımı iletiyorum.

    Zürcher’in fikirlerinden kuruluş yıllarında Atatürk’ün konumuyla ve takip eden süreçle ilgili olanları dünya görüşünüz doğrultusunda sevimlileştirmişsiniz diye itiraz etmek istiyorum affınıza sığınarak.

    Benim eleştirim de tam burada. Dünya görüşümüze göre uygun gördüklerimizi almak uygun olmayanları görmezlikten gelmek. Siyasa alanında İslam münevverleri de aynı dertten 2 derece daha muzdarip geçmiş travmaların etkisiyle. İzan feda ediliyor diye düşünüyorum.

  15. Yazan:eg Tarih: Oca 28, 2010 | Reply

    sevgili toruk,
    konu akp’nin ya da kemalizmin övülmesi yerilmesi konusu değil. konu bir kaynak gösterilerek (üstelik o kaynağın az bir kısmına ulaşabilen birisi tarafından) yapılan saptırmalardır söz konusu olan. yoksa kitabı yazan kişinin ne yazdığına bakarak ne kemalist rejimle ilgili ne de akp ile ilgili tavrımızı belirleyecek değiliz. ama bir kitabı örnek gösteriyorsanız en azından o kitabın kemalist rejim hakkında neler yazdığını da söyleme namusuna sahip olmalı insan…

    2008′deki röportajda ya da kitapta akp hakkında ne söylediği de benim umurumda değil. sonuçta ben zaten fiilen bu ülkede bu sorunlarla yaşıyorum. dolayısıyla akp veya kemalizmle ilgili sözü edilen kişiden çok daha doğru fikir yürütebilirim. ama dediğim gibi sorun bilginin çarpıtılması ve bu çarpıtmanın üstelik “tarafsız ve mutlak doğru” bilim aracılığyıla yapılmasıdır. açıkçası bende ahmet beyin bu tavrı kabak tadı vermeye başladı…

  16. Yazan:toruk Tarih: Oca 29, 2010 | Reply

    Enver Abi,

    Ahmet Bey’le fazla iletişim kuruyorsunuz muhtemelen hassas (ve bence haklı) bir damarınıza bastığı için ancak ’söyleme namusu’ konusunda yaptığı, taraf olmak durumunda olan karşıt görüştekilerin birbirini eleştirmede mübah haline getirdiği bir norm-gelenek (!) olduğu için o kadar da ağır eleştiremiyorum.

    Ben kendi adıma Ahmet Bey’in kabak tadını 10 tane nefis yemek tadına tercih ederim. Samimiyetle kendi açısından doğru gördüklerini yazıyor. Bilgimizi arttırıyor. Ben teşekkür ediyorum.

    Her türlü muhalefet hakikatin sabır taşını daha da güçlendirir. Çatlamak ne kelime…

  17. Yazan:eg Tarih: Oca 29, 2010 | Reply

    toruk kardeşim o zaman size kabağınızla iyi yemekler dilerim:))ben daha fazla bu tada tahammül edemeyeceğim üzgünüm…

  18. Yazan:toruk Tarih: Oca 29, 2010 | Reply

    ‘Size afiyet olsun o zaman’ demenizi bekliyordum Enver Abi; yakın bir cevap geldi :))

    Senin tahammül etmemen ve vaktini, enerjini güzel yazılarına ayırman bizim daha çok işimize gelir. Bu vesileyle teşekkür ederim buraya kattığın derya yazılar için.

    Ancak benim zorum şudur ki zulme uğramış olmak zalime zulmetmeyi haklı çıkarmaz. Burda belli başlı birkaç -izm hakir görülüyor, yeri gelirse azarlanıyor, küçük düşürülüyor. Zulme karşı mücahede etmekle zalimin üzerine çullanmak, paçavraya dönüştürmek arasında fark var.

    Belki çok genelliyorum, büyütüyorum; burası da bir sohbet meclisi ve arada sesler yükselir ama uzun vadede sorumlu olması gereken de bir meclis. Biz sıradan okuyucularız, bugün varız yarın yokuz ama burada yazanlar kanaat önderliği ediyor. Çok fazla kişi burayı takip ediyor. Bilgileniyor, doluyor. Ben de önderlerden bizi dolduruşa getirmemelerini rica ediyorum.

    Af buyurunuz.

  19. Yazan:Ahmet Selçuk Tarih: Oca 29, 2010 | Reply

    TARAFSIZ VE TUTARLI OLABİLMEK
    ——————————————————-

    Sayın Toruk,

    Iletiniz ve yazdıklarınız için teşekkürler. Demokratik bir söyleminiz var, bu diğer yazan arkadaşlara da bir rol-model olabilir.

    Bir noktayı burada belirtmek istiyorum:
    Yazdıklarım, dünya görüşüm doğrultusunda yazdığım şeyler değildir. GERÇEK’leri verip üzerine belki %5 fikrimi ya söylüyorum, ya söylemiyorum. Fikrim olduğunu da mutlaka belirtiyorum.

    Evrim Teorisi konusunda yazdıklarım da dünyanın Kabul ettiği GERÇEK’lerdir. Orada fikir bile beyan etmedim. Açıkçası, Mayr gibi Darwin ödülü kazanmış ve Darwin hayranı bir bilimcinin yazdıklarının “bilerek ya da bilmeyerek” çarpıtılarak, bazı komik sayılabilecek kanıtlarla beraber Evrim karşıtlığında kullanılması bana hiç adil gelmedi. Ben de bunu yazdım.

    Sonra, mahkeme kararı ve AB deklarasyonlarının linkini vererek, Evrim Teorisinin AB ve ABD’de Biyoloji ve Coğrafya vb. derslerde okutulduğunu ve okullara sokulmaya çalışılan “Akıllı Tasarım” ın kesin olarak okullardan atıldığını yazdım.

    Bunlar benim fikirlerim mi? Değil. Bunlar GERÇEK. Mahkeme kararlarıyla ve yasal bildirilerle. O tartışmada hepsini verdim.

    Ama dünyada durum böyleyken, “Darwin yılında Darwin Teorisi çöküyor” türünden bir yazı çıktığında, gerçekleri açıkladım diye çarpıtan ben olarak görülüyorsam, “insaf” derim artık.
    (Aslında bu kısım sayın EG’ye oldu, size değil, kendisine ayrıca bir cevap yazacağım :)

    Sonuçta benim burada gerçekleri yazmam bir şeyi değiştirmiyor ki, gerçek gene orda. Belki 5 sene sonra görülecek, belki 15; belki bir sonraki kuşak görecek bunları. Geçen sadece zamana olacak.

    Fikirler bilgiler ve gerçekler üzerine inşa edilmelidir, yalanlar ve efsaneler üzerine değil. Benim bu sitede savunduğum ve kabak tadı verdiği söylenen fikir de budur.

    *****************************

    Şİmdi sevgili kardeşim, naçizane bir ufak düzeltme yapmak isterim. Şöyle demişsiniz:

    “Rejim için ‘diktatörlük’ demiş.”

    İşte sorunda burda, “dictatorship” kelimesinin orda geçmiş olması rejimin bir diktatörlük olduğu anlamına gelmez. Yazar öyle de görebilir ama Zürcher’in dediği başka.

    O cümleyi aynen çeviriyorum:

    “Türkiye hükümeti otoriter bir tek parti rejimiydi ve –pek o kadar olmasa da- bir diktatörlükdü .”

    Otoriter rejimin olduğu kesin. Zürcher bunun diktatörlük bile sayılabileceğini savunuyor. Zürcher kitabında o dönem dünyanın Faşizm, Komünizm ve diktatörlükler arasında sıkıştığını da söylüyor zaten. Bunu kitabı okumadan anlamak çok zor.

    Ve sonuca da bağlıyor: Eğer o Kemalist dönem olmasa, Türkiye’nin modernleşmesi gerçekleşemezdi. Ama yazarın birinci sonucunu alıp ikincisini vermezseniz çarpıtmış olursunuz. (zaten röportajında bunu vurguluyor, olmadı e-mail yazılır sorulur.)

    Konu neydi: AKP’nin tek parti diktasına gitmesi. Zürcher, AKP’yi 7 sene izledikten sonra AKP’nin Türkiye Demokrasisine bir şey katamayacağını savunuyor. Tüm bilim dünyası bunu savunuyor zaten.

    Sözlerimi AKP üzerine çalışan bir bilimci Prof. Hakan Yavuz ile bitireyim:

    “AKP nedir? Hangisi AKP’dir? Washington’da yansıtılan mı? Konya’daki mi? İstanbul’daki mi? AKP diye bir parti de yok. Bir lider var sadece. AKP Kendi ideolojisini üretmiş bir parti değildir.”

    Bu sitede yazan arkadaşlar Bilimi, Ortodoks Pozitivizm ile karıştırıyorlar. Oysa Bilim, TARAFSIZ ve TUTARLI olarak varsayımlarınızı geliştirmeniz ve ispat etmenizdir. O yüzden bilimciler tüm dünyada üç aşağı beş yukarı aynı noktalarda buluşurlar. Yavuz veya Zürcher hemen hemen aynı noktalarda buluşuyorlar. Ansiklopedideki bilgiler de aynı paralelde.

    Oysa insanlarda dini ve milli kimlikler ön plana çıktı mı, hiç bitmeyecek savaşlar, zulumler, katliamlar başlar. Daha geçen hafta Afrika’da Müslümanlarla Hristiyanlar birbirine girmiş, yüzlerce insan ölmüş. Ne adına? Allah adına. Çünki iki taraf da Tanrı’nın kendilerinin yanında olduğunu iddia ediyor. Halbuki kendilerini önce insan olarak görüp, farklılıklara saygı duymayı öğrenseler, ne savaş olur ne zulum.

    Parayla imanın kimde olduğu hiç belli olmaz demiş atalarımız. Çok da güzel demişler.

    Ben sadece bir bilimci perspektifiyle gerçekler üzerine TARAFSIZ ve TUTARLI olarak yazmaya çalışıyorum. Burada bir fikir tartışması olayına giremiyoruz bile, çünki ansiklopedik temel gerçeklerin kabul edilmesinde bir sorun var.

    Burada bazılarına kabak tadı veriyormuşuz, ne yapalım :)

    Herkesin görüşüne saygı duyacağız, yeter ki düzeyli biçimde ifade edilebilmesi becerilsin.

    Başarı dileklerimle,

  20. Yazan:Ahmet Selçuk Tarih: Oca 30, 2010 | Reply

    O KADAR ELEŞTİRİ/REDDETME YANINDA BİR DE ARGÜMAN OLSA
    —————————————————————————————————–

    Sayın E.G.,

    Öncelikle iletinizi hayretlerle okuduğumu söylemeliyim. Son derece talihsiz bir yazı olmuş.

    Bakın, dünyada sizin doğrularınızdan ve inançlarınızdan farklı binlerce inanç ve doğru vardır. Bunlara saygı duymayı ve beraber yaşamayı öğrenmelisiniz. Kabak tadı veriyorsa, başka tadlar arayınız mesela :)

    Size bir şey yazılmamışken, şöyle yazmışsınız:

    “ama bazı konulardaki saptırmalarınıza şaşırmaktan öte kızmaya başlıyorum artık.”

    Bakın şu işe. Fırın mı olmaya niyetlendiniz Enver bey? Ne bu hiddet, bu celal !. :)

    Sorun ne? Bir arkadaş, yukarda Zürcher’in bir röportajını link olarak vermiş, ben de teşekkür ederek ona jest olarak Zürcher’in bir kitap linkini gönderiyorum.

    *Amaaa Enver bey kızmaya başlıyorrr, neden efendim? Kitabın hepsi orda görülemiyormuş.

    *O link sizin şahsınıza mı gönderildi Enver bey? Hayır.

    *Ben kitabın googlebooks’da olduğunu söylemişmiyim? Söylemişim.

    *Googlebooks’daki kitapların hepsini telif haklarından dolayı okuyamadığınız bilinen bir gerçekmidir ? evet.

    * Isteyen hemen yandaki linke basarak kitabı hangi kütüphanede okuyabileceğini de görebilir mi? Evet.

    *Peki kitapda olmayan bir şey oluyor gibi gösterilmiş mi? Hayır.

    *Çarpıtılmış bir bilgi var mı mesela Darwin ödülü almış Mayr’a Darwin karşıtlığı yaptırmak gibi? Yoooo.

    *Tartışılan konu ne? AKP’nin tek parti diktasına gitmesi. Zürcher’in bu konuda benim alıntıladığım görüşleri, kitapdan mı röportajdan mı? Röportajdan.

    *E Sorun ne peki?? Ben kitabın googlebooks linkini vermişim. Bu kitabı satın aldım (okumaya gerek yok tabii :) desem sorun olmayacak.

    Ben buradan, bir link verdiğim zaman ansiklopedi olarak herkesin ulaşabileceği bir (USA today tarafından dünyanın en iyi ansiklopedisi kabul edilen) wikipedia’yı veriyorum ya da googlebooks’u; bu başka kitaplara veya kaynaklara sahip olmadığımdan değil, “benim elimde şunlar şunlar var, acayip bir arşive sahibim” demenin bir tür görgüsüzlük olduğunu düşündüğüm içindir.

    Elinizde 7-8 metre kadar kitap da olabilir; ya da abone olduğunuz veri tabanları. Zaten okuyorsanız, buradan bir şekilde onlar da yansır, siz söylemeseniz de anlaşılır.

    Evrim konusunda yazdıklarımı yukarda Toruk kardeşime yazdığım iletide yineledim. Benim duruşum aynı duruş, TARAFSIZ ve TUTARLI. Eğer verdiğim bir yalan-yanlış bilgi varsa. Hodri meydan. Buyrun, ispat edin.

    Kabak tadını size gerçekler veriyorsa, o kadar veri tabanı ve kitap sizde ciddi mide bulantıları yaratıyordur. Allah yardımcınız olsun.

    ***********************

    Kemalizm tartışması, Evrim tartışması veya Bilim tartışması (Bilimi 19. Yüzyıldaki Ortodoks Pozitivizm sanıyorsunuz) konularında ben hep gerçekleri yazdım ve burada gerçeklikden kopukluk gördüm.

    Aksini iddia ediyorsanız. Yazdıklarım burda. Bir tane bulun çıkarın. Yok, başkasına jest olarak verdiğim kitap linkine saldırıp, esas siz beni kızdırmayın.

    ********************

    Gerçekliği reddetme ve sürekli bir bulanıklık /muhalefet yaratmak. Bu tehlikelidir. Çünkü bir argüman geliştiremezsiniz, ki yok.

    Dünyaya, olgulara karşı bir duruşunuz yok.
    Hakan Yavuz bu konular üzerinde çalışan bir insan ve şöyle diyor:

    “Türkiye’de İslami hareket Tanzimat’tan bu yana muhalif olmuştur. Batılılaşmaya reformlara karşı olmuştur. İslami hareketin böyle bir yapısı var. AKP o muhalefet dilinin üzerine oturuyor. Hem devlete muhalif hem de Kemalizme muhalif. Kendi dilini üretemedi. Borç aldığı söylemle yaşıyor. Kendi ideolojisini üretmiş bir parti değildir.”

    O argümanı bekledi insanlar ve bekliyor. Eğer bir argüman çıkarsa, tartışılabilir, ortak zemin bulunabilir, ki bulunmalı.

    Bakın, Benim Amerika’da çok sevdiğim ve her hafta kahvaltımı beraber yaptığım Amish insanlar vardı. Bu cemaat hiçbir teknolojiyi kullanmıyor (elektrik dahil), 400 yıl önceki Ortaçağdaki gibi yaşıyorlar, mesela cennetin bulutların üstünde, cehennemin yerin altında olduğuna inanıyorlar. Eğer aksini iddia ederseniz, şeytan öyle göstertiyor diyorlar. Ama demokrasiye ve diğer inançlara inanılmaz saygılılar.onlara benzer bir çok cemaat, inanış var ve hepsi bir arada yaşayabiliyor. Ben bu bilimsel düşünme tarzımla, bu insanlarla çok güzel dost olabiliyorum.

    ****************************

    Demek istediğim şu: İnançlar, fikirler, hep farklı olacak. Tek çare; ötekine saygı göstermek ve ortak zemin aramak.

    Ben bu siteye ilk yazdığımda bu amaçtaydım. Bu süreçte kendime göre saptamalarım oldu ama en önemli saptamam: BIR ARGUMANINIZIN OLMAMASI. Sürekli eleştirmek ve reddetmek bir argüman kabul edilmiyor ki.

    Halbuki gerçekleri kabul etseniz, bir duruşunuz olacak, arguman geliştirmek zorunda kalacaksınız. Sadece size örnek olarak yazıyorum:

    1. “Evrim Teorisi gelişmiş ülkelerin hepsinde okutuluyor, ama ben karşıyım” İran, Suudi Arabistan, Mozambik, Botswana, Angola, Nijerya vb. gibi ülkeler de karşı onlarla beraber bir Eğitim Birliği kurulacak.

    2. Kemalizm, Çağdaş demokrasinin kurulmasına bir ön adım oldu. O zaman bunu yıkıp yerine ne kuralım?

    3. Bilim sadece, Ortodox Pozitivist değildir. Hastanelerimizden, Devlet dairelerine kadar daha bilimsel, insana saygılı bir sistem getirmeye çalışalım.

    Yani bunlar sadece örnekler, gerçeği kabul ettiğinizde geliştirebileceğiniz. Bu gerçekleri kabul etmeseniz de, argümanınızı geliştirirken kabul etmek zorunda kalacaksınız belki.

    SON SÖZ: Onu bunu kötülemeyi/reddetmeyi bırakıp, bir argüman, çözüm geliştirebilirseniz işte o zaman gerçekten demokrat olursunuz.

    Gerçekler yadsınıp, tartışılacak bir arguman da olmadığı zaman da, böyle bir kör döğüşü çıkıyor ki, hakikaten çok canımı sıktınız.

    Saygılar,

  21. Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Oca 30, 2010 | Reply

    Ahmet Bey,

    O kadar sıkmayın canınızı.

    Zaman zaman hepimiz duygusal olabiliriz.

    Birbirimizi hoş görelim derim.

    Bu siteye gelip de yazmayı sürdüren hiçkimsenin “kötü niyetli” olmadığına inanırım.

    Sizin de buna inandığınızı sanıyorum.

    Bilgi yok, argüman yok, alternatif yok…

    O kadar da değil ama.

    Böyle toptan olumsuzlama dokunaklı bir şey.

    “Evrim Teorisi gelişmiş ülkelerin hepsinde okutuluyor, ama ben karşıyım”

    Ben karşı değilim.

    Karşı olduğum şey, evrim teorisi adı altında başka şeylerin anlatılması.

    Başka şeylerin anlatılmasına da karşı değilim.

    Yalnızca bunların herhangi bir “teori” kisvesiyle anlatılmasına karşıyım.

    Yani, sahtekarlığa karşıyım.

    Bu yapılıyor mu?

    Evet, hem de nasıl.

    Gelişmişlikle ilgili değil bu, ahlaksızlıkla ilgili.

    Gelişmişsinizdir ama sahtekarsınızdır.

    (buradaki -sizler asla size yönelik değil)

    Bir teoriyi, siyasi amaçlarla kullanırsınız.

    Başarılı olsanız ne yazar?

    Yalancı yaşayıp, yalancı ölürsünüz.

    Uygar, çağdaş, saygılı, bilmem ne, ama yalancı.

    Dünya bunlarla dolup taşıyor.

    Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamaz, haklısınız.

    Ama işin ilginci, fikir sahibi olmadan da bilgi sahibi olunamıyor.

    Şöyle ki:

    Saf veri/data şeklinde değil bilgimiz çoğu zaman.

    Bunlara ilişkin olumlu ya da olumsuz bir tutumumuz var.

    Sıkça söz ettiğiniz “tarafsızlık” aslında bir mit.

    Tanrısal bir özellik bu.

    Bir gazetenin dediği gibi “düşünmek, taraf olmaktır”.

    Buradaki tartışmalarda çoğu kez gördüğüm şey, tutumlar.

    “Ben tarafsızım” demek bence doğru değil.

    Kendimizi/bakışımızı inançlar/kabuller üstü ya da bunlardan bağımsız yapamayız.

    Olmayacak bir şey bu.

    Okudukça bakış açımız genişler, evet.

    Ama açısız/tarafsız olmayız.

    ‘Gelişmiş ülkeler’deki bakış açıları bizi sınırlayan bir şey değil.

    Bu ülkelerde bulunan, okuyan, çalışanlarımız var.

    Batı’da evrensel doğrular da var, kültürel/siyasi kabuller de var.

    Ansiklopedilerde her ikisi bulunuyor.

    Ancak ikincileri birincilere referansta bulunarak haklılama çabası, yaygın bir hastalık.

    Belki de siyasi bir zorunluluk olarak görülüyor bu.

    Yine de bu rüzgara kapılmamak mümkün.

    Tüm dünya kapılsa da, direnmek mümkün.

  22. Yazan:eg Tarih: Oca 30, 2010 | Reply

    ahmet selçuk bey,

    “Bakın, dünyada sizin doğrularınızdan ve inançlarınızdan farklı binlerce inanç ve doğru vardır. Bunlara saygı duymayı ve beraber yaşamayı öğrenmelisiniz. Kabak tadı veriyorsa, başka tadlar arayınız mesela :)”

    demişsiniz.

    evet benim inancımdan farklı binlerce farklı inanç vardır ve şükür ki bunların çoğuna da saygılı olduğumu, hatta bu düşünce ve inançların çoğunu hayatımda ve yazılarımda zenginleştirici referanslar olarak kullandığımı bile söyleyebilirim. kabak tadı veren şey başka fikirler, yaşam biçimleri değil. kabak tadı veren şey bilmediğini bilmeyen, üstelik bunu öğrenmek için düzgün bir muhakeme kabiliyeti emaresi de vermeyen birisinin saptırmalarını bilim diye (bilimin hiçbir dalından zerre kadar anlamadığınıza da kalıbımı basarım)insanlara yutturmaya çalışmanız ve herkesi salak kendinizi alim zannediyor olmanızdır(söyledikleriniz kendi fikriniz olarak söyleseydiniz en azından kemalist birisi işte hiç ciddiye almak gerekmez! der saygı duyar ya da duymaz ama mutlaka geçerdim. ama her yazdığına ‘bakın ansiklopediler böyle’ deyip birçok ansiklopediden hiç adetim olmadığı halde karşıt örnekler verdiğim halde hala aynı tavrı uygulayınca; bir kitabı dahi anlamaktan aciz bir şekilde saptırıp ‘bir bilimci nasıl olmuş da kemalist devlete diktatörlük demiş şaşırmıştım ama öyle dememiş’ deyip de saptrmanın alasını yapınca insan elbette bir müdahale etme ihtiyacı duyuyor. zira ansiklopediperest bir adamın, ansiklopedilerden de pek bir haberi olmadığını görmek insanda kabak tadı veriyor) . evet bu kabak tadı verdi cidden de!

    ikincisi sizinle neden tartışmaya girdim bilemiyorum. normalde sizinle hiç bir şekilde tartışmaya girmemem gerekiyordu. imam gazali söylemişti galiba..cahille tartışma seni de bozar diye… ben cehaleti “bilmediğini bilmemek” olarak tanımlarım. ve sırf bu yüzden de sizinle tartışmamam gerekiyordu aslında. ama neyse bundan sonra uyguluyor olayım!!!

  23. Yazan:eg Tarih: Oca 30, 2010 | Reply

    wikipedia, ekşi sözlük gibi mecraların çıkmasıyla hugo’nun Notre Dame’ın Kamburu adlı romanında bir tartışma arasında bağ kurmuşumdur oldum olası. şimdi tam metni hatırlamıyorum aradan uzun yıllar geçti; ama anlam olarak şöyleydi. matbaanın yaygınlaşmasına notre dam kilisesi rahiplerinden birisi pek sıcak bakmıyordu. diyordu ki:”kitabı yaygınlaştırırsanız,onun değerini kaybettirirsiniz. kitaplar değerini anlamayacak insanların eline geçer!” şimdi bu söz bir taraftan bilgi tekelini elinde tutmak isteyen bir sınıfın iktidarının dile getirilişi ve sürdürülmesi olarak anlaşılabilir ve olumsuzlanabilir. ama öte taraftan da bir gerçekliği dile getirmesi açısından üzerine düşünülmesi gereken bir sözdür bence.

    şimdi bu sözün wikipedia ve ekşi sözlük gibi mecralarla ilgisi nedir? wikipedia ve ekşi sözlük bilginin yaygınlaşmasına hizmet ederken, aynı zamanda bilginin “sapkınlaştırılmasının” da hizmetkarı oldu. özellikle internet ortamlarında tartışma yapan kimi insanlarda böyle bir “neo-bilgelik tafraları” modası görünür oldu. ne demektir bu neo-bilgelik tafrası? şimdi diyelim ki bir kişiyi tartışıyorsunuz. kim olsun; hadi nietzsche olsun. internet siteleerinde tartışmalar çoğunlukla (istisna çok az ve derindüşüncede o istisnalar daha çoğunlukta lduğu için değer verdiğim bir yer derindüşünce)bir tür “yenme” ve “alt etme” hedefli yapılıyor. yenme amacı taşındığı için de bilginin özümsenmiş, üzerine yorum yapabilecek kadar üzerinde derinleşilmiş ve çok farklı kaynakların, hatta çok karşıt kaynakların tartışılan şey üzerinde yazdıkları okunmuş ve buralardan hareketle kendi duruşunu belirlemiş insanlar yerine, hazır bilgiye, hap bilgiye çabuk ulaşmayı ve bu hap bilgi aracılığıyla karşıdakini yenmeye niyetli bir insan tipi görünür oldu. yani tartışmalar artık wikipedia’dan ya da ekşi sözlükten alıntılarla oluyor. çok forumda denk geldim şimdiye kadar..adam wikipedia’dan birebir kopyalamış ve size o konuda ne derece bilgi sahibi olduğunu ispatlamak istiyor. halbuki hap bilgi bu. hap bilgi ve üstelik tüm hap bilgiler gibi doğru olsa bile ham bilgi…ham bilgi insanın kendi bilincinde, aklında, ruhunda, kalbinde işlenmemiş ve anlamlandırılmamış bilgi demektir ve pek bir anlamı yoktur. ve wikipedia gibi mecraları size mutlak bilgi ve doğruluk olarak sunan bu “sevimli” kardeşlerim çoğunlukla wikipedia bilgisinin hamlığı üzerine düşünmemiş oluyorlar. size argüman olarak oralarda yazanlar bilgilerini hamlıktan kurtarıp bir sonuca varmış olanlardır derler. bu bir dereceye kadar doğru olabilir. ama bilgiyi hamlıktan kurtarmış olanların ilk bilmesi gereken şey, hamlıktan kurtulmuş bilginin mutlak olamayacağı bilgisi olmalıdır. dolayısıyla wikipedia’dan bir alıntı yaptığınızda alıntıladığınız şey “doğru” bile olsa (ki wikipedia gibi yerlerde diğer ansiklopedilerden çok daha fazladır yanlış bilgi ihtimali)artık bilgi sizin elinizde ikinci el olmuştur ve yeni bir ham bilgidir artık. o yüzden sizin üzerine düşünmeniz derinleşmeniz gereken şeydir bu bilgi. otomatik olarak da bu ham bilgi sizi bu bilgiyi üretenin okuduklarına, dünyaya bakışına, inançlarına yönlendirir. çoğunlukla da ham bilgiyi yoğuranın okuduklarına, dünya görüşüne, inançlarına yöneldiğinde insan, artık o bilgiyi ortaya sürenle aynı fikirde olmadığını görür. mesela nietzsche üzerine benim 15 yılı geçen okumalarımda vardığım sonuç budur. niçe yorumlarından hiçbirisini mutlak bilmemek gerektiği, aynen diğer bilgiler ve yorumlar gibi…

    ama wikipedia alıntılamalarına meraklı insanların böyle bir ham bilgi telaşı yok. ham bilgiyi mutlak bilgi sanıyor ve bu yüzden de o “mutlak bilgiyi”, bilim sopası altına kafanıza vurmaya çalışıyorlar. bilgi ile bilgelik arasında uçurum gün geçtikçe daha da açılıyor böylece…evet bu yüzden wikipedia gibi yerler “neo-bilgelik tafralarının” kaynağı olarak insan bilgi ilişkisine en büyük zararları veren yerler. wikipedia’yı kuranların tüm iyi niyetine rağmen sonuç böyle birşey bence…

  24. Yazan:Ahmet Selçuk Tarih: Oca 30, 2010 | Reply

    Enver bey,

    Bu bana yazdığınız ilk düşmanca ve aşağılayıcı mektup değil. Daha önce de yazmıştınız ama, ben şöyle düşünmüştüm: “Ben bu arkadaşımın belki istemeden kalbini kırdım, o yüzden bana böyle davranmıştır.” Ve sizden özür diledim ve dost olmak istediğimi söyledim.

    Herhalde “öteki” olunca, size göre dost olma şansımız yok. Aslında sinirlenmemem gerekirdi fakat, o kadar bel altı vuruyorsunuz ki.

    Neyse, ben gene sizi kırdıysam özür diler, bundan sonraki bilimsel çalışmalarınızda başarılar dilerim.

    Saygılar,

  25. Yazan:eg Tarih: Oca 30, 2010 | Reply

    sevgili kardeşim. ben hayatımda kimseyi “düşman” diye görmedim. hatta sözlüğümde böyle bir sözcük de yok. sizi de düşman görmüyorum. ama dost olmak çok daha başka birşeydir ve çok daha farklı kriterler gerekir. sizinle anlaşmamız pek mümkün görünmüyor. zira birisi bir yazı yazarken “bana göre böyle. ben böyle düşünüyorum” diye yazarken; öteki, “ben böyle yazıyorum çünkü bilim böyle söylüyor, o yüzden benim söylediklerimin arkasında koskoca bilim var! dolayısıyla mutlak doğruyu ifade ediyorum” diyorsa orada ne diyalog ne dostluk olur. neyse benden bu kadar…hayırla kalın…Allah hepimize akıl, fikir ve vicdan ihsan etsin inşallah.

  26. Yazan:Ahmet Selçuk Tarih: Şub 1, 2010 | Reply

    NEDEN HERKES WIKIPEDIA OKUMALI !
    —————————————-

    Enver bey,

    Sizin şahsıma yönelttiğiniz olumsuz sözlere bir cevap verme gereğini hissetmiyorum, sizi tanımıyorum siz da beni tanımıyorsunuz. Kimsenin kalbini kıramam, inançlarıma aykırı. Kişisel bir tartışmaya da girmem.

    Ama bilim farklıdır. Gerçekleri söylemekten asla çekinmem, kimsenin de bunu kişisel olarak almasını istemem.

    wikipedia konusunda yazdığınız olumsuz sözlere şiddetle karşı çıkıyorum. Son on yılın en büyük projelerinden birinin karalanmasına izin veremem. O yüzden wiki hakkında gerçekleri yazmak istiyorum. Keşke, siz de yazdıklarınızı elinizdeki o binlerce kaynaktan ve kitapdan alıntılarla destekleseniz. İnanın böylesi çok daha bilimsel ve düzeyli olur.

    Wikipedia’nın 2 büyük sorunu vardır: Vandalizm (Bazen kötü niyetliler sayfada tahribat yaratabilirler ki bu çoğunlukla okuyucular anlamadan düzeltilir) ve kapsamlı bilgi eksikliği (Encyclopedia Britannica veya Encarta’da bazı maddelerde daha geniş bilgi bulmanız mümkün olabilir).

    Ama doğruluk konusunda paralı ansiklopedilerle pek bir fark bulunmamıştır. Güncel bilgi konusunda ise Wikipedia bariz olarak üstündür.

    Bundan sonrası tüm yorumcu arkadaşlara:
    *****************************************
    NEDEN WIKIPEDIA’DAN YARARLANMALIYIZ:
    *****************************************
    1. Amerika’nın en büyük gazetelerinden USA Today, wiki’yi dünyanın en iyi ansiklopedisi ilan etmiştir.

    http://www.usatoday.com/tech/columnist/andrewkantor/2004-11-05-fifthofnovember_x.htm

    2. Araştırmalar Bilimsel olarak wikipedia’nın Encyclopedia Britannica kadar doğru olduğunu ortaya koymuştur.

    http://news.bbc.co.uk/2/hi/technology/4530930.stm

    3. Veeee en önemlisi: Dünyanın en büyük online bilimsel yayın koleksiyoncusu Science –Direct’e göre bilimsel yayınlarda wikipedia’nın referans olarak gösterilmesi gittikçe artmaktadır.

    Yıllara göre bilimsel yayınlarda Wikipedia’dan referans gösterilmesi:
    2004’de 9; 2005de 28; 2006’da 129; 2007’de 358; 2008’de (Ağustos’a kadar) 490.

    (www.sciencedirect.com ScienceDirect Indexed Papers )
    [Üyelik ile girilebilen bir sitedir ]

    Bunun gibi bir çok örnek verilebilir. Ama her şeyden önemlisi (demokrasiye çok inanıyoruz ya) halk ne diyor ona bakalım:

    Wikipedia, dünyada en çok ziyaret edilen 6. Sitesidir.
    http://www.alexa.com/topsites

    Amerika’da ve Finlandiya’da da 6. Sıradadır. İsveç’de 7. Sıradadır; Japonya’da ve İngiltere (&Birleşik Krallık)’de 9. Sıradadır.

    İran’da 10. Sıradadır Sudan’da 17. Sıradadır; Suudi Arabistan’da 21. Sıradadır.

    Türkiye’de ise en çok ziyaret edilen 18. Sitedir.
    http://www.alexa.com/topsites/countries/TR

    İnsanlar bilgi için wikipedia’yı tercih etmektedirler.

    **************************************

    Uluslararası yayınlarda dramatik bir hızla referans gösterme sayısı artan, doğruluğu diğer ansiklopedilerle eşdeğer bulunan, dünyada en çok ziyaret edilen siteler arasında ilk 10’da olan –tabii ki ufak tefek eksiklikleri de olan- bir ansiklopediyi kötülemeyelim.

    Benim üzüldüğüm şey, beni haksız çıkartmak uğruna, wikipedia gibi 21. Yüzyılın en büyük projelerinde biri karalanıyor.

    Fikirlerimizi bilimsel referanslarla destekleyelim. Gelişmiş ülkelerle, gelişmemiş ülkeler arasındaki en önemli fark: BILIMIN HAYATA GIRMESIDIR.

    Şehir planlamasından, insan ilişkilerine, hastanelerden, okullara, sosyal faaliyetlerden, insan kalitesine kadar BILIM HAYATA girmiştir.

    AB, ABD, Japonya, Kore, Avustralya vb. ‘de BILIM HAYATA GIRMISTIR. Keşke Türkiye’de de böyle olsa.

    Bilim’in de burada anlatılan ortodoks pozitivizm ile uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. Çözümlerin, hipotezlerin TARAFSIZ ve TUTARLI olarak geliştirilmesidir.

    Ben hayatımda wikipedia’yı sürekli kullanıyorum ve kullanacağım. Ama burada artık wikipedia’nın adını bile anmayacağım!

    Umarım artık kimse wikipedia’ya saldırmaz.

    Ansiklopediler bize dünyanın edindiği yüzyıllık bilgi birikimlerini veriyor. Bunları almadan fikir geliştirirsek, 15. Yüzyıl ortaçağından bir farkımız kalmaz ki.

    Okuyalım, yazalım, medenize tartışalım..

    Çağdaş Demokrasi zaten kapıdan içeri girer o zaman :)

  27. Yazan:toruk Tarih: Şub 1, 2010 | Reply

    Ahmet Bey,

    1-
    Yunus diyor ki(kaynak olarak kabul eder misiniz bilemiyorum):

    İlim ilim bilmektir
    İlim kendin bilmektir
    Sen kendin bilmez isen
    Bu nice okumaktır

    Diyor ki: İçiçe geçmiş iki bilgi türü var; ilmin kendisi ve insanın kendini bilme ilmi. İlmi iyi bilin ama kendinizi daha iyi bilin.İnsanı tanıyın. İnsanın kendine ve içine yönelik bilgisi olmazsa çok okusa da bir yere kadar.

    İkinci kaynak Hz. Peygamber’den. Yunus’a temel oluştururcasına: ‘Nefsini bilen Rabbini bilir’. (ansiklopedilerde/hakemli dergilerde bulamıyoruz)

    Ne güzel ki bilimciler ilk türden bilgiyi geliştiriyorlar. Ama ikincisine yönelik argümanları kısıtlı ve kısıtlayıcı. Olan argümanlar sistemini de kabul etmiyorlar denenemiyor diye. İnsanın olduğu her yere el atıyorlar ama insanı bilmiyorlar. Bağımsız değişkenleri ve bağımlı değişkenleri kontrol etmekten acizken ya da şartlara göre bunları seçerken, deneye devam ediyorlar. Cahil cesaretiyle hayatın her alanına giriyorlar. Ama insan büyük muammasıyla ‘o kadar da basit mi yahu’ diyor.

    ————————–
    2-
    O kadar savunuyorsunuz ki insanın kafasında soru işareti oluşuyor. Siz ‘hayır bilimsellik bunu gerektirir’ diyeceksiniz belki ama fanatizm hissiyatı oluşuyor. Bir söz vardır: ‘Bilge iyi ile kötü arasında kötüyü seçer’. Eleştirilere lütfen öncelik tanıyın. Savunmamanız birşeyi eksiltmez bilim yerli yerinde duruyor.

    Şehir planlamasından, insan ilişkilerine, hastanelerden, okullara, sosyal faaliyetlerden, insan kalitesine kadar BILIM HAYATA girmiştir.

    Keşke girmeseydi. Enver Bey’in dediği gibi ‘HAP BİLGİ’lerle hayatımıza girmeseydi. Herşeyi çözmeye kalkışmasaydı keşke. Benim bir fikrimi sorsaydı labaratuardan çıkıp. Benimle bir çay içseydi.

  28. Yazan:eg Tarih: Şub 1, 2010 | Reply

    ahmet selçuk bey bir de size wikipedia pazarlamacısı deyince kızıyorsunuz. eğer ben bir bilginin doğru ya da eğri olduğuna time’a bakıp karar verseydim belki haklı bulurdum sizi. ama daha o kadar düşmedim çok şükür!

  29. Yazan:eg Tarih: Şub 1, 2010 | Reply

    bakın size bir tavsiyede bulnayım ahmet selçuk bey…
    hayatı “bilim-teknoloji” alanında çalışmakla, bu alanlarda birşeyler üretmekle geçmiş insanlar genellikle belirli bir noktada sonra, bilimin, teknolojinin insanın kendine sorduğu sorularda ne derece aciz olduğunu fark eder(mesela bir ara mehmet’e “bilimden neden bu derece uzaksınız” diye sormuştunuz da, o da “bilimle teknolojiyle kucak kucağayız” diye cevap vermişti. mesela ben de bilimle teknolojiyle kucak kucağa oldum hep. üstelik bilim ve teknolojinin en hızlı ilerleyen en başdöndürücü görünen alanlarında çalıştım)şimdi bilim ve teknolojiyle hep kucak kucağa olmuş insanlar, belirli bir süre sonra eğer bilim ve teknolojinin felsefsine, metafiziğine, sosyolojisine hatta ve hatta teolojisine yöneldiklerinde bilginin mahiyeti üzerine şimdiye kadar “akademi”nin(ve ansiklopedilerin!) onlara öğrettiklerinden çok daha farklı şeylerle karşılaşırlar. ve sorgulamaya başlarlar bilgi ile hayat ilişkisini. sorgulamaya başlarlar şimdiye kadar onlara kesin bilgi diye verilen şeylerin mahiyetini. doğrusu dünyada has düşünür olan hiçkimse yktur ki bu sorgulamanın sonunda bilim ve teknolojiye eleştirel bakmaya başlamasın. bilginin farklı türlerini, hatta bilim ve teknolojinin hiyerarşik olarak çok daha üstünde lan türlerinin peşine düşmesin. ama inanın bana bunlar ansiklopedilerde yazmaz. mesela burada sanat, din, felsefe ilişkisi üzerine yazıp duruyoruz. bunlar bizim hayatta bulunduğumuz noktada geldiğimiz eleştirel noktanın sonuçlarıdır. yoksa ben de bilirim, kuantum teorisi üzerine 20 sayfalık hiçkimsenin anlamayacağı bir makaleyi burada yazıp da “kesin bilginin sahibiymiş gibi” görünmeyi…ama benim için kalp ve ruh filtresinden geçmemiş, insanın kendisini anlamlandırması için bir araç olmamış hiçbir şey değerli değildir. ya da en fazla -aynen modern bilimin olduğu gibi- araçsal değer kazanırlar, fazlası değil.

    sizin durumunuzu bilemiyorum. bu sorgulama için vaktiniz var mıdır, yoksa hayatınız pozitivist olarak geçmiş de bir daha geri dönüş fırsatı yok mudur bilemiyorum. ama yaşınız biraz genç ise muhtemelen siz de aynı dönemleri yaşayacaksınız. ama bu sorgulama bilimin iktidarla ilişkisini çözümlemekten geçer. eğer bu çözümlemeyi yapamaz ve bilim (ve bilim adamlarının) tarafsızlığı üzerine saçma ve doğruluğu kendinden menkul tezlere bel bağlarsanız “ben pozitivist değil bilim yanlısıyım” deyip pozitivizmin dibine vurmanız işten değildir. bu sözlerim size söyleyeceğim son sözlerimdir. zira ben size gereğinden fazla zaman ayırdığımı düşünüyorum. ama bir kişi dahi olsa dönüşüm yaşamasına katkım olabilir mi diye düşündüğüm için sizin bilimci-pozitivist yönelimlrinizi eleştiriye tabi tutmak istedim. ama artık bundan böyle sizin bileceğiniz iş. zira dediğim gibi fazla zaman harcadım size…

  30. Yazan:Ahmet Selçuk Tarih: Şub 2, 2010 | Reply

    MAALESEF ÇARPITILMIŞ GERÇEKDEN DÜZGÜN FİKİR ÇIKMAZ
    ————————————————————————————————–

    Sevgili Toruk,

    Iletiniz ve düzeyli üslubunuz için çok teşekkürler. Ama maalesef aynı efsaneler sizde de var.

    Yunus Emre, benim en çok sevdiğim ozanlardan birisidir. Hayat felsefeme yön katmış insanlardan birisidir. Şimdi siz bana, Yunus Emre Pozitivistdir. 1910 sonrası Çağdaş Türk Şiirini etkilemiştir derseniz, ben de size bunu nerden öğrendiniz diye sorarım ?

    Siz de bana şu linki verirsiniz (dünyanın en iyi ansiklopedilerinden Ansikilopedia Britannica :) İşte:

    http://www.britannica.com/EBchecked/topic/655023/Yunus-Emre

    Orada Çağdaş Türk Şiirini etkilediği yazar. Pozitivist olduğu ise YALAN’dır. Hiçbir kaynakda yer almaz.

    Anlatabiliyor muyum? Gerçeklerin kabul görür bir kaynakda yer alması lazım.

    Bu sitede savunulan “Bilim Pozitivisttir” savı da gerçek dışıdır. Bu ön kabulun üzerine geliştiren fikirler de ne olur bilmiyorum artık???

    BENIM ITIRAZIM BURAYA: GERÇEK DIŞI ŞEYLERIN ÜZERİNE FİKİR İNŞA EDİLEMEZ. Edilirse, ütopya olur !..

    Bilim= Pozitivizm değildir. Bunu bilmiyorum kaç defa yazmak zorundayım.

    BILIM POZITIVIZM DEMEK DEGILDIR. İnsanı, ruhunu da (Davranış Bilimleri) inceler, daha iyi ve güzel bir insan için saptama ve öneriler yapar.Bir sürü örneği var

    http://www.britannica.com/bps/search?query=behavioral science&blacklist=58677

    *************************************

    Hz. Muhammed’den bir alıntı vermişsiniz. Ne kadar güzel. Daha yüzlerce güzel sözü söylenebilir. Yunus’un da. Hz. İsa’nın da. Daha bir çok peygamberin de.

    Peki bunları nasıl uygulayacaksınız? Çıkış noktanız bir peygamber sözü olabilir. İşte orada bilim işin içine giriyor. Sizin TARAFSIZ ve TUTARLI biçimde bu kafanızdaki fikri geliştirmenize yardımcı olur.

    Teoriler, insan beynindeki hayali yapılardır. Bilimsel teorilerin Empirik Yasalardan çok daha geniş kapsamı vardır. Bir çok yasayı açıklarlar ve keşfedilmemiş olanları da tahmin ederler.
    http://www.britannica.com/EBchecked/topic/528971/scientific-theory#ref243336

    Eğer kafanızdaki sistem TARAFLI ve TUTARSIZ ise, kabul görmez bu fikirleriniz. Bilimsel olarak bunu ispat etmeniz ya da ispat eden birini örnek göstermeniz gerekir. O kadar çok yöntem var ki kullanacağınız:

    http://www.britannica.com/EBchecked/topic/528929/scientific-method

    Tamam, çıkış noktanız Hz. Muhammed’in ve Yunus Emre’nin sözleri olabilir. Ama bunları nasıl uygulayacaksınız? Hz. Muhammedi’n sözlerinden feyz alıp diktatörlük ve zulum yapanlar da var. Terör yapanlar da var. Onlardan nasıl farklı olacaksınız ? Humeyni’nin yaptıklarına bir göz atmanız bile yeterli:

    http://www.britannica.com/bps/search?query=Ruhollah Khomeini&blacklist=316812

    *****************

    Bakın size, TARAFSIZLIK ve TUTARLILIK konusunda tam yeri gelmişken bir örnek vereyim. Bu sitede Atatürk’ün sevilmediğini biliyorum ve bu hissiyatınıza saygı duyuyorum. Beni üzen, yalan-yanlış bilgilerdir.

    Atatürk’ün hataları da olmuştur ama dünyanın en iyi ansiklopedisi kabul edilen Enycylopedia Britannica’nın Atatürk maddesindeki sonuç paragrafı dünyanın ve tarihin onu nasıl gördüğünü çok iyi anlatır:

    “Atatürk, Türkiye’de her yerdedir.Portreleri, duvarlara yazılı sözleri, heykelleri.. Türk politikacıları, hangi partiden olursa olsun, Atatürk’ü sürdürdüklerini iddia ederler; ama hiç biri onun vizyonunun genişliğinin, adanmışlığının ve özverisinin yanına yaklaşamaz.”

    http://www.britannica.com/EBchecked/topic/40411/Kemal-Ataturk

    Maalesef büyük olaslıkla ansiklopedia Britannika’ daki bu sayfayı okuyamayacak bir çok arkadaş. Orijinal sonuç paragrafını buraya da yazayım:

    “Atatürk is omnipresent in Turkey. His portrait is in every home and place of business and on the postage and bank notes. His words are chiseled on important buildings. Statues of him abound. Turkish politicians, regardless of party affiliation, claim to be the inheritors of Atatürk’s mantle, but none has matched his breadth of vision, dedication, and selflessness.”

    Atatürk hakkında bir şey yazılacaksa once Tarih onun hakkında ne yazıyor o yazılmalıdır; üzerine fikrinizi istediğiniz şekilde ifade edin. Benim itirazım gerçeklerin çarpıtılmasınadır.

    ****************

    Gerçek dedik de aklıma geldi, gene önemli bir bilgi.

    Peki Hz. Muhammed’den sözleri TÜRKÇE OLARAK alıntılıyarak siz 1930’ların Türkiye’sinde kafir olarak ilan edileceğinizi biliyormuydunuz?

    Evet, Atatürk’ün tek amacı halkın Kuran’ı Türkçe okuyabilmesiydi. 1932 senesinde ilk kez Kuran Türk halkına Türkçe olarak okunmuştur.
    (Cleveland, William L (2004). A History of the Modern Middle East. Boulder, Colorado: Westview Press/ Sayfa 181)

    Atatürk’ün emriyle Elmalılı Hamdi Yazır Kuran’ı Türkçe’ye çevirmiştir: “Hak dini Kuran dini”. Türkçe Kuran dindar kesimlerin , çok sert bir tepkisini çekmiştir. Kuran’ın Türkçe’ye çevirmenin en büyük günah olduğunu savunan bu insanların tepkisi nedeniyle Kuran ancak 1935 yılında basılarak halka dağıtılabilmiştir. Kuran’ı ilk kez Türkçe’ye çevirenin Elmalılı olduğuna dair değişik tartışmalar vardır, ancak genel kanı halkın anlayabileceği Türkçe ilk Kuran’ın bu olduğudur.

    (Michael Radu, (2003), “Dangerous Neighborhood: Contemporary Issues in Turkey’s Foreign Relations”, Sayfa 125)
    (Elmalılı Hamdi Yazır, (1935), “Hak dini Kur’an dili: Yeni mealli Turkce tefsir”)
    (Fatani, Afnan (2006), “Translation and the Qur’an”, in Leaman, Oliver, The Qur’an: an encyclopedia, Great Britain: Routeledge, Sf. 657–669)

    Şimdi Türkçe Kuran’a kimse karşı çıkmıyor ve ne güzel okuyup, alıntı da verebiliyorsunuz. Şu anda dinsel olarak karşı çıktığınız bir çok şey de 70 sene sonra kabul görür olabilir.

    *************************

    Sevgili kardeşim, farklı ve karşıt düşünceler hepimiz için iyidir; hatta gereklidir.

    “Bilim, benle çay içmez, muhabbet etmez” diyorsunuz. İşletme, Davranış Bilimleri, Etik Bilimler buna cevap bulmaya çalışır. İnsana insan gibi davranılması için yollar geliştirir.

    Bu hafta, bir işim dolayısıyla hem Çapa hem Cerrahpaşa hastanelerini ziyaret ettim. Hiç memnun kalmadım: insana saygı yok !.. Burada çok ayrıntı yazabilirim. Ama özü bu. Üç ay önce ABD’de de bir hastaneye gitmiştim. Arada ne fark mı var: Bilim farkı. Organizasyon farkı. Empati farkı. İnsana saygı farkı. Hoşgörü farkı !.. (Bkz. Yunus) Ama Uygulayan kim? “ahlaksız” (!) Batı :)

    Kendini adamış, ahlak sahibi bir başhekim adam eder orayı. Çok açık. Bilimle, organizasyonla, insan sevgisiyle..

    Benim de anlayamadığım bu. Bu rehavet, bu boşlayış, Hz. Muhammed’in sözlerini söyleyip, orada kalmak… Hatta biçimcilikde tıkanıp kalmak, ve toplumu da tıkamak..

    Üzerine TUTARLI ve TARAFSIZ şekilde bir şey inşa edememek ve Atatürk’e, bilime, Batı’ya saldırmak.. SAldırınca işler düzelmiyor ki, alternatif geliştirmek lazım..

    “Komşusu aç yatarken, tok yatan bizden değildir”. “Kalp kıran bizden değildir”
    Din iyi bir çıkış noktası olabilir. Ama sonra??? Sonrası Allah kerim mi :)

    Ben size bir İngiliz atasözü söyleyim. “Tanrı kendine yardım edenlere yardım eder”

    Bir argüman geliştirilmesi lazım. Bir de böyle düşünün. Bu argümanın da ayaklarının yere basması lazım. Ben sadece bunu görebilmenizi sağlamaya çalışıyorum.

    Saygılar,

  31. Yazan:toruk Tarih: Şub 2, 2010 | Reply

    Muhterem Ahmet Selçuk Abi,

    Ben de hassas üslubunuz için teşekkür ediyorum.
    Konunun ana ekseninden sapması ve tekrar bilim-din-felsefe arasındaki gerilimlere odaklanması başlığın dışında seyrediyor. Varsın olsun.

    Buradaki genele meselelere ilişkin argüman yoksunluğu tespitinize katılıyorum. Özellikle resmi ideoloji eleştirisindeki vur, kır, parçala yaklaşımından rahatsızlığımı yukarda da yazdım. Tam da belirttiğiniz gibi ‘iyi yönlerini hiç görme, yanlışın üstüne çullan’ anlayışından rahatsızlığımı belirttim. Benim düşünceme göre o dönemki devrimler büyük nimetlerle, yer yer zulüme de dönüşen büyük zorlukları birlikte sunmuştur. Bir tarafını görmemek olmaz.

    Bilimsel yöntemi tartışacak bir gaflette bulunmuyoruz burada. Pozitivizmle göbek bağını ne kadar kesebildiği ne yazık ki çok mutlak değil. Biz de bunda diretelim izninizle.

    Eleştiriler daha çok’insanı konu edinmiş olan alanların çözümlemeleri çakışınca ne yapmalı’ ya yönelik.

    Bilimin problem çözdüğü konularla, felsefe sorularına girdiği zamanki savları önemli hale geliyor.

    Ben daha dünkü çocuk olan bilimin insanı ve evreni anlamada bilge adamlar olan kadim gelenekler karşısındaki cüretini takdir etmekle birlikte, bir şeyleri ortaya koyarken onları ‘bunamış yaşlı adamlar’ olarak görmedeki züppeliğini, bir izleyici olarak yadırgarım. ‘Dur hele bir, toy delikanlı!’ derim.

    Mesele evreni ve insanı ele alış biçimleri.

    Bilimin mahallesinde tartışmıyoruz burada. ‘Bizim mahallenin kuralları acayip kabul gördü,işler de iyi gidiyor. demek ki doğru! Ona göre oynayacaksınız’ şartını kabul edemiyoruz.

    Sizin mahallenin insanının saygın bir yönü var. İşleri yoluna iyi koydular. Takdir ediyoruz ama karşı mahallede de öyle evler var ki sizin mahalleye bedel.

    Efsane değil inanın.

    Karşılıklı taşınmalar ve ziyaretler olmalı ama önce büyüklere saygı küçüklere sevgi.

    Kaynaklar için teşekkür ederim.
    Argümansızlık için kusura bakmayın. Bu da oyunun bir kuralı :)

  32. Yazan:toruk Tarih: Şub 3, 2010 | Reply

    Bilim etiği
    İslam’ın bilimi ele alışı
    İlim Ahlâkı açısından Pozitif Bilimler - Metafizik İlişkisi

    sırasıyla giden linkteki makale okunabilir:

    http://www.ozemre.com/index.php?option=com_content&task=view&id=94&Itemid=57

    ————
    Ayrıca farklı konularda düşünceler:
    http://ozemre.com/index.php?option=com_content&task=category&sectionid=11&id=76&Itemid=57

  33. Yazan:toruk Tarih: Şub 3, 2010 | Reply

    Sizin mahallenin insanının saygın bir yönü var. İşleri yoluna iyi koydular. Takdir ediyoruz ama karşı mahallede de öyle evler var ki sizin mahalleye bedel.

    Kastını aşmış olduğunu düşünüp yukarıdaki ifademi geri çekiyorum.

  34. Yazan:Ahmet Selçuk Tarih: Şub 3, 2010 | Reply

    Sevgili Toruk,

    İletiniz için teşekkürler. Çok keyifle okudum. Tüm yazdıklarınıza katılıyorum.

    Farklı fikirler, karşıt fikirler bize değişik perspektifler sunarlar. Yararlı ve hatta gereklidirler.

    Tabii, bunu düzgün bir uslupla yazmak ayrı bir erdemdir.

    Ne demiş Hayyam:

    “Bana kötü deyip, kötü yapacaksan, ne farkın kalır benden”

    O yüzden sonuna kadar barış, sonuna kadar uzlaşı.

    Ama ortak platform olması lazım. Tarafsız bir merci. Gelişmiş ülkelerde BILIM oraya oturuyor. Türkiye’de nasıl olacak tartışılmalı.

    Yazılarınızı ilgiyle takip edeceğim.

    Saygılar,

  35. Yazan:eg Tarih: Şub 3, 2010 | Reply

    “Sizin mahallenin insanının saygın bir yönü var. İşleri yoluna iyi koydular. Takdir ediyoruz ama karşı mahallede de öyle evler var ki sizin mahalleye bedel.”

    işleri yoluna koydular mı biraz daha düşünmek lazım! mesela amazonların binlerce yılda yok edilememiş bitki örtüsünün çeyreğini “endüstrileşmiş” 200 yılda, kalanın yarısını da son 20 yılda yok etmiş bir bilim ve teknoloji!…
    insanlığı çevresel bir felaketin ve kıyametin eşiğine getirmiş bir bilim ve teknoloji…
    üstelik insanın, bu felaketleri anlamasının zihinsel eşiğini de geçirdiği için(nesneleştirilen insanın pozitivist kafası sağolsun)geri dönüş için pek fazla bir yol bırakmayan bilim ve teknoloji!
    dünyayı birkaç defa yok edecek silahları üretmiş bilim ve teknoloji!
    25 yılda iki dünya savaşında dünyanın yarısını mahvetmiş bilim ve teknoloji!
    doğrusu bunlara bakıp bilim ve teknolojinin işleri yoluna koyduğunu düşünemiyorum:) tam tersi sanki herşeyi berbat etmiş gibi…

  36. Yazan:Ahmet Selçuk Tarih: Şub 3, 2010 | Reply

    Sevgili Toruk,

    Linkler için teşekkürler. Bunlar gönül sohbetleri, söylenceler, tatlı ve hoş hikayeler..

    Eski Üsküdar’ı öykülemiş. Ne de güzel öykülemiş..

    Sobanın yanına oturup dedemden dinlediğim eski Istanbul hikayelerine benziyor. Hoştur, güzeldir, gereklidir…

    Bunları yapalım, olsun. İtirazım yok ki.

    Ama bunlar “Alp Er Tunga” gibi şeyler. 3 aylıkken eline kılıcı aldı, 2 yaşında ejderhayı yendi türünden şeyler…

    Manevi dünya için gerekli. Bu ayrı..

    Bu ütopyaların, Bilim yerine geçmesi ayrı. İkisi bir arada yaşar mı? Yaşar. Yaşıyor.

    Bunlar bilimin ikamesi olamaz. Bilimle bir arada yaşar. Sorun olmaz.

    Amerika’daki, Japonya’daki dinlerin, tarikatların vs. haddi hesabı yoktur. Ama hiçbiri toplumun işleyişine karışmaz.

    Prof. Hakan Yavuz’un bu konuda çok güzel tespitleri var, ki kendisi cemaatlere yakınlığı nedeniyle Türkiye’de biraz ayrımcılığa uğramıştır ve ABD’ye gitmiştir:

    ” Ama Amerika’da bir dini grup polis teşkilatını ele geçirmeye çalışmak istemiyor. Askeri okulları ele geçirmek istemiyorlar. Devletin üniversitelerini “Kırıkkale Nakşilerin, Sütçü İmam bilmem hangi grubundur” diye parsellemiyor.”

    Sorun da biraz bu işte. Din, kişisel bir olgu olarak kutsaldır, güzeldir; ama politik olarak inanılmaz bir zulum aracı olabilir.

    ************************

    Öyle ki İran’ın YÜZLERCE YILLIK TARİHİNDE İLK KEZ Humeyni’nin İslam devriminden sonra çoğu eğitimli insanlardan oluşan nüfusun %10′u yurtdışına kaçmıştır. İran’da idam edilen diğer 10,000 leri de katarsak zulmun boyutu ortadadır.

    ( Ebadi, Shirin, Iran Awakening : A Memoir of Revolution and Hope by Shirin Ebadi with Azadeh Moaveni, Random House, 2006, Sf.78-79 )

    Zulum ve şiddet Şah dönemini fersah fersah aşmıştır. Tarih böyle yazıyor:

    http://www.britannica.com/EBchecked/topic/909256/Iranian-Revolution-of-1978-79

    Ben yukardaki tartışmada demek istediklerimi tam anlamıyla yansıtamadım sanırım.

    ***********

    Musaadenizle, toparlayıcı bir ileti yazarım zaman bulduğum ilk fırsatta.

    Saygılar,

  37. Yazan:toruk Tarih: Şub 4, 2010 | Reply

    Sayın Selçuk,

    Efsane, söylence ve hikayelerle ilgili bir 250 sene sonra tekrar buluşalım Allah ömür verirse.

    Siz de sizi eleştirenler de ‘aydınlanma çağı’nı geçmiş kimseler olduğu için gelin burada sonlandıralım. Zira tekrara ve bilindik şeyleri söylemeye doğru gitmeye başlayacağız yoksa.

    Herkesin birbirinin ne demek istediğini çok iyi anladığını düşünüyorum. Kanaatler ve çıkış noktaları farklı açılımlara yönleniyor.

    Bu dünya bir pazar yeri ve herkes kendi seçimlerinden sorumlu. Sizin tereniz size bizimki bize olsun.

    Sizden ricam şu 3 günlük dünya hayatında kendinizi bu kadar katı kural ve itikad esaslarına hapsetmemeniz; taassuba düşmemeniz ve alemin zengin bilgisine açık olmanızdır.

    Hürmetler.

  38. Yazan:Ahmet Selçuk Tarih: Şub 7, 2010 | Reply

    CAHİLLİK NEREYE KADAR ????

    Sayın e.g.

    Aslında size cevap yazmaya gerek görmüyordum ama yazdıklarınız tüm bu tartışılan konular için öyle bir malzeme yarattı ki değerlendirmemek olmazdı, ancak zaman bulabildim. Ben öyle çalakalem de yazamıyorum.

    Biz cahilmişiz, bize fazla bile zaman ayırmışsınız, siz artık zaten bilim, teknoloji aşmışsınız da biz ancak gerçekleri saptırıyormuşuz :) Ruhbilime göre, karşılık geliştiremeyenlerin tipik söylemleridir bu tür saldırılar. Biraz psikoloji okumak aslında bu “düzeysizliğin” sebebini anlamak için yeterlidir. Okuyunuz, tavsiye ederim, gelişirsiniz:

    http://www.britannica.com/bps/search?query=defense mechanism&blacklist=155704

    Ne demiş Hayyam: “Bana kötü deyip, kötü edeceksen ne farkın kalır benden”. O yüzden ben düzeysizliğe karşı düzeyi, saldırıya karşı barışı, cahilliğe karşı bilimi, diktaya karşı demokrasiyi savunuyorum.

    Ben niye saçmalıyormuşum efendim? Enver bey bana niye bulaşmış? Linkini verdiğim “google books”da telif hakları nedeniyle kitabın tümü o linkde yokmuş. 15 yaşında biraz kitap okuyan çocukların bildiği bir gerçekden bahsediyoruz. Ve bu komik gerekçeyle de saçmaladığımı iddia etmeye başladınız, ki bu konuda denesem bile sizin maharetinize ulaşamayacağımı açıkça ifade edeyim.

    Burada dünyanın en iyi ansiklopedisi sayılan Encyclopedia Britannica’dan alıntılar veren biri neyi çarpıtabilir sorarım?

    Ansiklopedideki bilgilerden bu kadar korkmanın ve görmezden gelmenin gerekçesi nedir?

    Ben “mutlak bilgi” dayatması yapmışım. YOK BÖYLE BİR ŞEY. Yazdıklarımı görmezden geliyorsunuz, tecahül ediyorsunuz.

    BEN SADECE DÜNYANIN KABUL ETTİĞİ GERÇEKLER BUNLARDIR DİYORUM! Atatürk konusunda da, Evrim konusunda da, Bilim konusunda da size gelişmiş ülkelerin kabul ettiği gerçekleri söylüyorum. Bunlar sizin gerçekliğinizden bütünüyle farklı. Bunu vurguluyorum!

    Siz gerçekleri görmezden geliyorsunuz diyorum. Görmezden gelmek ne demek? Şimdiki bilgisayar gençliği “ignore” etmek diyorlar, İngilizce bir kelime kullanarak. Arapçada “tecahül” derler buna, bizim Türkçe’de kullandığımız CAHİL kelimesinin fiilidir.

    Yani CAHİLLİK, GERÇEKLERİ GÖRMEZDEN GELME DURUMUDUR. Sanırım (sizin vasıtanızla) böyle mükemmel bir örnek de zor bulunur.

    Bu gerçekleri “ignore” ederek, hadi Arapça’dan gelen Türkçesini söyleyim CAHİLLİK yaparak, beni cahillikle suçluyorsunuz. Cahil cesareti de bu olsa gerek!

    Benim bilimle uzaktan yakından ilgim olmadığına kalıbınızı da basmışsınız. Ben o uslupla konuşamam ama şöyle diyim: asıl ben sizin bilimle uzaktan yakından ilginiz olmadığı kanısındayım.

    En son teknolojiyi de kullanmış olabilirsiniz, mümkündür. Sizin bilim konusundaki bilginizi başka ne anlatabilir ki: siz Bilimi Pozitivizm sanıyorsunuz ! Yani bu lafın üzerine ne diyebilirim :)))

    Bilmek zorunda da değilsiniz, tabii. Hatta başka bir gerçekliğe inanıp, onu da yaşayabilirsiniz. Cahilliğinize yani görmezden gelmenize de bir şey diyemem.
    Tüm çağdaş bilimi görmezden gelirsiniz, çağdaş dünyaya gözlerinizi sımsıkı kaparsınız, tecahül edersiniz. Buna da itiraz edemem. Saygı duyarım.

    Ben ÇARPITMAYA karşıyım, küstahlığa karşıyım. Saygısızlığa karşıyım.

    *************************

    CEVAPLANAMAYAN SORULAR:

    1. Atatürk doğrularıyla ve yanlışlarıyla yaşadı. Ve tarihin dünyanın en iyi ansiklopedisinde yayınlanan Atatürk konusundaki yargısı, o paragraftır. Nokta. Son cümle bir daha:
    “Türk politikacıları, hangi partiden olursa olsun, Atatürk’ü kullanırlar; ama hiç biri onun vizyonunun genişliğinin, adanmışlığının ve özverisinin yanına yaklaşamaz.”

    http://www.britannica.com/EBchecked/topic/609790/Turkey/214560/History#toc214560

    Bu sitede Atatürk hakkında yazılanlar, dünyada gerçek olarak kabul edilmiyor. Siz de şöyle diyebilirsiniz:

    “Dünya, Atatürk’ü faşist, diktatör, Turancı, halkına zulum etmiş biri olarak görmüyor. Ama bizce böyledir”. Amenna. Başımın üstünde yeri var.

    Ama KENDİ KAFANIZDAKİ HAYALLERİ, ya da birinin dikte ettiği şeyleri tekrarlıyorsunuz sürekli !.. Dünyanın kabul ettiği gerçekleri yazan bana da saldırıyorsunuz. Ben fikrimi yazmıyorum ki, en iyi ansiklopedideki gerçeklerdir bunlar.

    Yani dünyanın en iyi aksiklopedilerinden Encyclopedia Britannica’nın full-time çalışan 100 editörü, 4000 uzmanı gerçekleri kaçırmış, dünyadan binlerce kişinin gönüllü katkıda bulunduğu wikipedia gerçekleri kaçırmış. Gerçeği bir tek siz yakalamışsınız. Siz neymişsiniz yahu :)))

    **************************

    2. Evrim Teorisinde farklı bir şey mi var? Tüm gelişmiş ülke (AB, ABD, Japonya vb.) okullarında Evrim Teorisi okutulur. “Akıllı Tasarım” mahkeme kararlarıyla, tebliğlerle (Evrim tartışmasında Kaynaklar verildi) yasaklanmıştır. Türkiye 1980 cuntası ve AKP iktidarıyla bu gelişmiş ülkelerden Eğitim olarak kopmuştur. Doğru mu yanlış mı tartışılır. Ama GERÇEK budur. Alın okuyun dünyanın en iyi ansiklopedilerinden:

    http://www.britannica.com/EBchecked/topic/197367/evolution

    Peki, sizlerin bu sitede yazdıkları ne? Evrim çöküyor, çöktü, dünyada herkes karşı, komik örneklerle evrim çürütmeler…

    “Dünya okullarda bunu okutuyor, ama biz karşıyız” deyin. Fikrinize saygı duyarım. Dürüst olun. Ama siz öyle yapmıyorsunuz, gerçekleri çarpıtarak yazıyorsunuz. Neymiş, Darwin yılında Darwin çöküyormuş :))

    Ben de gerçeği ansiklopedilerden alıntıladığımda, saldırıyorsunuz. Sahi sorayım, Evrim konusunda bu gerçeklere ne diyeceksiniz?

    *****************************

    3. Çok samimi söylüyorum, Bilim=Pozitivizm komikliğini (önerme diyemiyorum artık) ilk kez bu sitede duydum. Hadi Wikipedia’yı bırakdık, Britannica’ya bakalım:

    “Felsefi bir ideoloji ve hareket olarak, Pozitivizm Comte (1798-1857) ile başlar.
    Pozitivizm aşağıdaki şekilde evrilmiştir: Empiriokritisizm, Mantıksal Pozitivizm ve Mantıksal Empirisizm. 20. Yüzyılın ortalarında ise, Analitik ve Linguistik Felsefeye dönüştü. ( Gödel, Carnap, Reichenbach)”

    http://www.britannica.com/bps/search?query=Positivism&blacklist=471865

    Bakınız: Pozitivizm Britannica’da yazdığı üzere sadece bir akımdır; üstelik evrilmiştir. Siz benle Gödel, Carnap üzerinden tartışsanız, hadi neyse. Siz 21. Yüzyılda 19. Yüzyılı konuşuyorsunuz.

    Eee, “Bilim Pozitivizm” safsatasında hala diretiyor musunuz? Ve bir de bilimi yalayıp yuttuğunuzu hala iddia ediyormusunuz ?? :))))

    ******************************

    KOMİK OLAN: Bu GERÇEĞİ yazıyorum diye, gerçekleri çarpıtan ben oluyorum. :) Defalarca sordum gene soruyorum:

    4. BEN HANGİ GERÇEĞİ ÇARPITMIŞIM? SİZ HANGİ KAYNAĞI/ ANSİKLOPEDİYİ KABUL EDİYORSUNUZ? SİZ KAYNAK KABUL EDİYOR MUSUNUZ?
    Çarpıttığım tek bir şey söyleyin özür dilerim !.. Ama nerdeeeee…

    Dünyanın en iyi ansiklopedilerinde, dünyadan binlerce uzmanın yazdığı bilgileri görmüyor musunuz? Tecahül mü ediyorsunuz? Cahillik edin canım, mahsuru yok benim için.

    Benim cahilliğe de saygım var. Ama başkasına çamur atmak? Orada durun bakalım.

    Şöyle dediniz:

    “. imam gazali söylemişti galiba..cahille tartışma seni de bozar diye… ben cehaleti “bilmediğini bilmemek” olarak tanımlarım. ve sırf bu yüzden de sizinle tartışmamam gerekiyordu aslında. ama neyse bundan sonra uyguluyor olayım!”

    Keşke uygulasanız da beni muhattap etmeseniz. ama uygulamıyorsunuz. Gene devam :

    “ama bir kişi dahi olsa dönüşüm yaşamasına katkım olabilir mi diye düşündüğüm için sizin bilimci-pozitivist yönelimlrinizi eleştiriye tabi tutmak istedim. ama artık bundan böyle sizin bileceğiniz iş. zira dediğim gibi fazla zaman harcadım size…”

    Siz bana zaman harcadınız ???? :)))) Neye dönüştüreceksiniz beni ? ???????

    Cevap bile vermeye gerek görmüyorum.Bakın ben bu siteyi önemsiyorum ve hatta olumluyorum. Her şeye rağmen “demokratik söylemlerin” kullanılmaya çalışıldığı bir site bu, üstelik bu güne kadar demokrasiye ve Moderniteye karşı çıkan bir gelenekden geliniyor.

    Argümanların daha gelişmediğini gözlemliyorum ama önümüzdeki onyıllarda demokratik bir sentez çıkabileceğini bile umuyorum.Ame demokrasi saldırmakla, düzeysizleşmekle olmaz, cehaletle hiç olmaz. Kemalizm’e saldırdınız diye demokrat olamazsınız ki, hangi kitap bunu yazıyor????

    Ama evrilme var. Düşünün şu anda demokrat olduğunu iddia eden Başbakan 12-13 sene once “Hakimmiiyyett kayısız şartsız Allahındır” diyordu. Bu mentalite ortaçağ Avrupasının hakim düşüncesiydi. Şimdi ansiklopediden link vereceğim köpüreceksiniz ama –son defa olmak kaydıyla- vereyim:

    http://www.britannica.com/EBchecked/topic/380873/Middle-Ages

    Ben burada yazmasam da bilgiler Encyclopedia Britannica’da, wikipedia’da ve dünya üniversitelerinde..

    En sonunda yüzleşmek zorunda kalacaksınız.
    Yüzleşmek dedim de, yukarıdaki sorulara bir cevap verebilecek misiniz? Neyse sıkmayım canınızı.Şimdi tüm yandaşlar saldırıya geçer :)

    5. DEMOKRASİ SADECE YANDAŞA DEĞİL, TÜM İNSANLARA AYNI SAYGI VE DEĞERİ VERMEKDİR.

    İşte o yüzden Fetullah Gülen, ABD’den sığınma hakkı almak için muazzam bir hukuk mücadelesi vermiştir. Orada onu istemeyen ortaçağ düşüncesine sahip insanlar da vardır, dinci insanlar istemiyor mesela. Onu orada savunan bizim gibi evrensel değerlere inanan “insana insan olduğu için saygı gösteren” laik ve liberal zihniyettir.

    O zihniyet ise bilimden, bilgi birikiminden beslenir. Yani sizin reddettiğiniz, kızdığınız kaynaklar. Bu çelişki değil mi?

    Çok açık söyleyim: Siz, Fetullah Gülen, sokakdaki çocuk veya en samimi arkadaşım benim için aynı insani değerlere sahipsiniz. Eleştiririm, olumlarım ama hiçbirinden vazgeçemem. Demokrasi ve insan sevgisi böyle bir şeydir.

    Soruyorum: Nimetini yemeyi sevdiğiniz demokrasiye ve demokratlara bu düşmanlık neden?

    Ben, insana insan olduğu için saygı gösteriyorum. Çağdaş demokrasiye inanıyorum. Ortak zemin arıyorum.

    Bunun da “dünya gerçekliğinden kopmadan” olması gerektiğini vurgulayıp, konu hakkındaki GERÇEKLERİ yansıtıyorum.

    Bunun bedelini de bazılarının “düzeysiz” saldırılarına maruz kalarak ödüyorum.

    Bu gerçeklikden kaçış, görmezden gelme nereye kadar?

    Sahi, Cahillik nereye kadar?

  39. Yazan:eg Tarih: Şub 7, 2010 | Reply

    ahmet selçuk bey engiiiin bilgeliğiniz karşısında pes ettim:))…sizin hiçbir yazdığınıza karşılık verecek bilgi ve zeka yok bende. ne yapalım vermeyince mabud ne yapsın mahmut!

    durup durup wikipedia yumurtluyordunuz, bakıyorum britannica’ya terfi etmişsiniz:) ha gayret biraz daha:))

    Allah iyiliğinizi versin çok güldürdünüz beni, Allah da sizi güldürsün:))

  40. Yazan:Ahmet Selçuk Tarih: Şub 8, 2010 | Reply

    Enver bey,

    Sağolunuz. Beklediğim cevabı aldım :)

    Hayatınızda ve yolunuzda başarılar,

    Saygılar,

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin