<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Avatar&#8217;ın Gizledikleri yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Sat, 11 Feb 2012 16:28:02 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Muaz Kemerli tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-45006</link>
		<dc:creator>Muaz Kemerli</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 20:42:21 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-45006</guid>
		<description>Sayın sq

Modern anlamda, kapitalizmin de bir sapkınlık olduğuna yürekten katılıyorum.

Postmodernizm ile ilgili olarak söylediklerinize tam olarak mutabığım. Özellikle "kutsalın zarfına değil, kendisine ihtiyacımız olması" deyişini çok beğendim.

Yorumların çok uzadığının farkındayım. Ama şunu ifade etmeden yapamayacağım.

Modern medeniyetin "insan" merkezli bakışına göre, kalp sahibi olmak; her türlü farklılığı ve insana ait olan herşeyi olduğu gibi kabul etmek (Humanism) demektir. Kutsal "insan" ile başlar. Bu anlamda günümüz avrupasında çeşitlilik (diversity), çok kültürlülük (coexistance) gibi değerler geliştirilmiş ve yabancı düşmanlığı (xenophobia) ve ırkçılık (racism) ile bir mücadeleye girişilmiştir. Bu değerler pek tabii ki Avrupa'ya (tabii ki küreselleşme ile birlikte tüm dünyaya) ait değerler haline gelmektedir. Hatta bu değerlerin pek çoğunun post-modern olduğunu da söyleyebiliriz. Burada bu değerlerin eleştirisini yapmak pek mümkün değil ama şu noktanın altını çizmek istedim.

Gelenekte "tek başına kutsal insan" yerine, insan-üstü bir ideal vardır ve insan bu ideale kendisini adamıştır. Veya insan kendisini bu ideale adadığı değerde "İnsan" olur. Yoksa insanın kendisi (nefsi, نفسه) eğer bir vahiy yani bir şeriat tarafından "adam edilmediği" müddetçe (bu anlamda adam olmak-âdem olmak, ادم) heva ve heveslerinin kölesi olur. Bu yüzden geleneğe göre kalbi olan bir insan, insanları olduğu gibi kabul etmez onların gerçek manada "İnsan" olmaları için çaba sarfeder. İslami manada fetihlerin anlamı da bu noktada yatar.

Kalp sahibi olmayı eğer farklılıklara saygı olarak görecek isek, Hz. Lut'u (a.s) nasıl anlayacağız? Peygamberleri nasıl açıklayacağız? Bu işten sadece (toplumdaki adaletsizlikleri gidermek ve mazlumları kurtarmak) diyerek kurtulamayız. Çünkü o halde zinanın İslam toplumunda günah (haram) olması ve bir cezayı gerektirmesi çelişkili bir durum olurdu. Çünkü zina eden iki bekar insan kimseye zarar vermemektedirler.

Bu bağlamda modern söylemin getirdiği çeşitliliğe saygı, uhrevi bir düzlemden değil, dünyevi bir düzlemden konuşmakta. Söylediklerim içinde teknik (fıkıh) olarak çelişkili durumlar var (gayrimüslimlerin farklı hukuklar ile yargılanmaları vs.) ama kavramsal olarak durumu tespit etmek adına böyle bir şey söylüyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın sq</p>
<p>Modern anlamda, kapitalizmin de bir sapkınlık olduğuna yürekten katılıyorum.</p>
<p>Postmodernizm ile ilgili olarak söylediklerinize tam olarak mutabığım. Özellikle &#8220;kutsalın zarfına değil, kendisine ihtiyacımız olması&#8221; deyişini çok beğendim.</p>
<p>Yorumların çok uzadığının farkındayım. Ama şunu ifade etmeden yapamayacağım.</p>
<p>Modern medeniyetin &#8220;insan&#8221; merkezli bakışına göre, kalp sahibi olmak; her türlü farklılığı ve insana ait olan herşeyi olduğu gibi kabul etmek (Humanism) demektir. Kutsal &#8220;insan&#8221; ile başlar. Bu anlamda günümüz avrupasında çeşitlilik (diversity), çok kültürlülük (coexistance) gibi değerler geliştirilmiş ve yabancı düşmanlığı (xenophobia) ve ırkçılık (racism) ile bir mücadeleye girişilmiştir. Bu değerler pek tabii ki Avrupa&#8217;ya (tabii ki küreselleşme ile birlikte tüm dünyaya) ait değerler haline gelmektedir. Hatta bu değerlerin pek çoğunun post-modern olduğunu da söyleyebiliriz. Burada bu değerlerin eleştirisini yapmak pek mümkün değil ama şu noktanın altını çizmek istedim.</p>
<p>Gelenekte &#8220;tek başına kutsal insan&#8221; yerine, insan-üstü bir ideal vardır ve insan bu ideale kendisini adamıştır. Veya insan kendisini bu ideale adadığı değerde &#8220;İnsan&#8221; olur. Yoksa insanın kendisi (nefsi, نفسه) eğer bir vahiy yani bir şeriat tarafından &#8220;adam edilmediği&#8221; müddetçe (bu anlamda adam olmak-âdem olmak, ادم) heva ve heveslerinin kölesi olur. Bu yüzden geleneğe göre kalbi olan bir insan, insanları olduğu gibi kabul etmez onların gerçek manada &#8220;İnsan&#8221; olmaları için çaba sarfeder. İslami manada fetihlerin anlamı da bu noktada yatar.</p>
<p>Kalp sahibi olmayı eğer farklılıklara saygı olarak görecek isek, Hz. Lut&#8217;u (a.s) nasıl anlayacağız? Peygamberleri nasıl açıklayacağız? Bu işten sadece (toplumdaki adaletsizlikleri gidermek ve mazlumları kurtarmak) diyerek kurtulamayız. Çünkü o halde zinanın İslam toplumunda günah (haram) olması ve bir cezayı gerektirmesi çelişkili bir durum olurdu. Çünkü zina eden iki bekar insan kimseye zarar vermemektedirler.</p>
<p>Bu bağlamda modern söylemin getirdiği çeşitliliğe saygı, uhrevi bir düzlemden değil, dünyevi bir düzlemden konuşmakta. Söylediklerim içinde teknik (fıkıh) olarak çelişkili durumlar var (gayrimüslimlerin farklı hukuklar ile yargılanmaları vs.) ama kavramsal olarak durumu tespit etmek adına böyle bir şey söylüyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>sq tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44894</link>
		<dc:creator>sq</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 20:37:11 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44894</guid>
		<description>Modernizmin kadını erkeksileştirmesi, bazı kadınların kendilerini gerçekleştirebilmek uğruna annelikten vazgeçmesi trajiktir. Ama aksini yapanların uğradığı yıkımları da gördük. bkz. Sylvia Plath.
Çünkü kadınların kendi yollarına rehber olacak rol modelleri, kendi kahramanları yoktu. Öğretilmiş "kutsal kadın fıtratı"ile başı dertte olanlar ya tımarhaneyi boyladı ya cadı diye yakıldı ya da Woolf gibi nehrin dibini boyladı.  Annelikten vazgeçmek kimse için kolay olmasa gerek, eminim çok derin iç çelişmeleri yaşanmıştır, bu yüzden bu kadar sert eleştirmeden önce empati yapmayı öneriyorum. 

Modernizm eleştirisi yapmak elbette çok doğru ve doğal ama herşeyin suçunu modernizme atmak "eşcinselliğin modernizm sorunu"olması gibi gerçekliği olmayan yorumlara yol açıyor.Sapkınlık nedir sahi? Bana kalırsa kapitalizm eşcinsellikten daha sapkınca olsa gerek.Bunlar tam hegemonik ataerkillik söylemleri. "kalp sahibi olmak" herkesi oldugu gibi kabul etmekten geçer sanki. 

Modernizmin "kutsal"tanımadığı kısmında "kısmen"size katılabilirim ama iş "postmodernizmin kaçak muhafazakarlığına" gelince orada katılamıyorum. Evet kutsala ihtiyacımız var doğru, ama kutsalın zarfına değil, kendisine.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Modernizmin kadını erkeksileştirmesi, bazı kadınların kendilerini gerçekleştirebilmek uğruna annelikten vazgeçmesi trajiktir. Ama aksini yapanların uğradığı yıkımları da gördük. bkz. Sylvia Plath.<br />
Çünkü kadınların kendi yollarına rehber olacak rol modelleri, kendi kahramanları yoktu. Öğretilmiş &#8220;kutsal kadın fıtratı&#8221;ile başı dertte olanlar ya tımarhaneyi boyladı ya cadı diye yakıldı ya da Woolf gibi nehrin dibini boyladı.  Annelikten vazgeçmek kimse için kolay olmasa gerek, eminim çok derin iç çelişmeleri yaşanmıştır, bu yüzden bu kadar sert eleştirmeden önce empati yapmayı öneriyorum. </p>
<p>Modernizm eleştirisi yapmak elbette çok doğru ve doğal ama herşeyin suçunu modernizme atmak &#8220;eşcinselliğin modernizm sorunu&#8221;olması gibi gerçekliği olmayan yorumlara yol açıyor.Sapkınlık nedir sahi? Bana kalırsa kapitalizm eşcinsellikten daha sapkınca olsa gerek.Bunlar tam hegemonik ataerkillik söylemleri. &#8220;kalp sahibi olmak&#8221; herkesi oldugu gibi kabul etmekten geçer sanki. </p>
<p>Modernizmin &#8220;kutsal&#8221;tanımadığı kısmında &#8220;kısmen&#8221;size katılabilirim ama iş &#8220;postmodernizmin kaçak muhafazakarlığına&#8221; gelince orada katılamıyorum. Evet kutsala ihtiyacımız var doğru, ama kutsalın zarfına değil, kendisine.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Muaz Kemerli tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44890</link>
		<dc:creator>Muaz Kemerli</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 19:44:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44890</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Hem bundan bahsedip hem “kutsal anne” kavramını tartışmaya açmak, enterasan hakikaten! Ataerkilliğin himayesindeki şeyleri temizlemeden neder dört elle sarılalım? (sq)
&lt;/blockquote&gt;


Sayın sq
Tam da bu yüzden dört elle sarılmamız gerekmez mi? Modernizm her şeyi erkeksileştirdiğinden, anneliği hor gördüğünden, kadınlığın (kadının) değerini ayaklar altına altığından bu değerlere sarılmamız gerekmez mi? 

Suçu maalesef modernleşmeye atmadan yapamayacağım. Hem de her konuda, hiç tereddüt etmeden...

Erkeklik rollerini de başka bir yazıda tartışabiliriz tabii ki neden olmasın. Konuyu özel olarak seçmiş değiliz, modern "erkek" modeli de, "modernleşmeden müteesir olmuş erkek" modeli de üzerinde tartışılmaya değer konular...

 &lt;blockquote&gt; Bence ilk yapmamız gereken bu kadar kesin “kadınlık” ve “erkeklik”rolleri çizmemek(eşcinsellik hakkındaki bu kadar homofobik yorumlarla nasıl “kalp sahibi” olunduğunu da anlamadım gerçekten) (sq) &lt;/blockquote&gt;

"Homophobia" ve "Sexism" üzerinde düşünülmesi gereken kavramlar. Kendi kavramlarımızla düşünmekten vazgeçtiğimiz anda, kavramlarını kullandığımız medeniyetin bir parçası oluyoruz. Bence bugün İslam dünyasının en büyük çıkmazı, kendi kavramlarına sahip olmamasıdır. "Modern kelimeler" İslam'ı ve İnsan'ı ne kadar anlayabilir?

Belki de homofobik olmak kalp sahibi olmak demektir kimbilir, insanın yaratılışına tezat olan böyle bir fiili hoş görememek. İğrenç bulmak. İnsan'a yakıştıramamak...

Bir müslüman eşcinselliği nasıl "normal" görebilir? Eşcinsellik ya bir "maraz" ya da bir "sapkınlık" tır. Eğer ki toplumun küçük bir kesiminde görülüyor ise bir "maraz" dır, tedavi edilir. Ama eğer toplum eşcinselliği "normalleştirmiş" ise bu bir sapkınlıktır. Böyle bi şeyi ise ancak modern medeniyetde görebiliyoruz. (bu anlamda modern medeniyet bir sapkınlık (ضلالة ) medeniyetidir, dalâlet yoldan çıkmak, yolunu kaybetmek, sapmak, sapkın olmak demektir, modern medeniyetin bir yolu (şeriati), veya başka kelimeler ile bir ilkesi (kutsalı) yoktur, belki ancak sahte kutsalları vardır)

Modernizmin nasıl "kutsal" tanımadığı sorusu, üzerine onbinlerce sayfa yazılabilecek bir soru. Bu konuyu burada açıklamak cüretinde bulunabilir miyim bilmiyorum. Ama yarım ifadeler ile, meseleyi doğru bir şekilde kavramsallaştırmadan tartışmaktansa; hiç bahsetmemeyi tercih ediyorum. Çünkü bu çok ciddi bir zaman ve emek istiyor. 

Değerli yorumlarınız için teşekkür ederim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Hem bundan bahsedip hem “kutsal anne” kavramını tartışmaya açmak, enterasan hakikaten! Ataerkilliğin himayesindeki şeyleri temizlemeden neder dört elle sarılalım? (sq)
</p></blockquote>
<p>Sayın sq<br />
Tam da bu yüzden dört elle sarılmamız gerekmez mi? Modernizm her şeyi erkeksileştirdiğinden, anneliği hor gördüğünden, kadınlığın (kadının) değerini ayaklar altına altığından bu değerlere sarılmamız gerekmez mi? </p>
<p>Suçu maalesef modernleşmeye atmadan yapamayacağım. Hem de her konuda, hiç tereddüt etmeden&#8230;</p>
<p>Erkeklik rollerini de başka bir yazıda tartışabiliriz tabii ki neden olmasın. Konuyu özel olarak seçmiş değiliz, modern &#8220;erkek&#8221; modeli de, &#8220;modernleşmeden müteesir olmuş erkek&#8221; modeli de üzerinde tartışılmaya değer konular&#8230;</p>
<blockquote><p> Bence ilk yapmamız gereken bu kadar kesin “kadınlık” ve “erkeklik”rolleri çizmemek(eşcinsellik hakkındaki bu kadar homofobik yorumlarla nasıl “kalp sahibi” olunduğunu da anlamadım gerçekten) (sq) </p></blockquote>
<p>&#8220;Homophobia&#8221; ve &#8220;Sexism&#8221; üzerinde düşünülmesi gereken kavramlar. Kendi kavramlarımızla düşünmekten vazgeçtiğimiz anda, kavramlarını kullandığımız medeniyetin bir parçası oluyoruz. Bence bugün İslam dünyasının en büyük çıkmazı, kendi kavramlarına sahip olmamasıdır. &#8220;Modern kelimeler&#8221; İslam&#8217;ı ve İnsan&#8217;ı ne kadar anlayabilir?</p>
<p>Belki de homofobik olmak kalp sahibi olmak demektir kimbilir, insanın yaratılışına tezat olan böyle bir fiili hoş görememek. İğrenç bulmak. İnsan&#8217;a yakıştıramamak&#8230;</p>
<p>Bir müslüman eşcinselliği nasıl &#8220;normal&#8221; görebilir? Eşcinsellik ya bir &#8220;maraz&#8221; ya da bir &#8220;sapkınlık&#8221; tır. Eğer ki toplumun küçük bir kesiminde görülüyor ise bir &#8220;maraz&#8221; dır, tedavi edilir. Ama eğer toplum eşcinselliği &#8220;normalleştirmiş&#8221; ise bu bir sapkınlıktır. Böyle bi şeyi ise ancak modern medeniyetde görebiliyoruz. (bu anlamda modern medeniyet bir sapkınlık (ضلالة ) medeniyetidir, dalâlet yoldan çıkmak, yolunu kaybetmek, sapmak, sapkın olmak demektir, modern medeniyetin bir yolu (şeriati), veya başka kelimeler ile bir ilkesi (kutsalı) yoktur, belki ancak sahte kutsalları vardır)</p>
<p>Modernizmin nasıl &#8220;kutsal&#8221; tanımadığı sorusu, üzerine onbinlerce sayfa yazılabilecek bir soru. Bu konuyu burada açıklamak cüretinde bulunabilir miyim bilmiyorum. Ama yarım ifadeler ile, meseleyi doğru bir şekilde kavramsallaştırmadan tartışmaktansa; hiç bahsetmemeyi tercih ediyorum. Çünkü bu çok ciddi bir zaman ve emek istiyor. </p>
<p>Değerli yorumlarınız için teşekkür ederim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Son 30 günde en çok okunanlar : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44860</link>
		<dc:creator>Son 30 günde en çok okunanlar : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 10:21:06 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44860</guid>
		<description>[...] Avatar&#8217;ın Gizledikleri [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Avatar&#8217;ın Gizledikleri [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>sq tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44820</link>
		<dc:creator>sq</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 01:19:07 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44820</guid>
		<description>-Uzun etek giymek ve annelik vazifesi hiç de öyle küçümsenecek şeyler değil bence ve hatta tam aksine şu yaşadığımız modern çağda insanlığın dört elle sarılması ve kaybetmemesi gereken değerler.-

Hem bundan bahsedip hem "kutsal anne" kavramını tartışmaya açmak, enterasan hakikaten! Ataerkilliğin himayesindeki şeyleri temizlemeden neder dört elle sarılalım? 
Kadın olmak zor iş vessalam, neyin kadınlık olduğu, kadınlık rollerinin ne olması gerektiği, şu kadar konuştuğumuz kadar bir gün "erkeklik rollerini"tartıştık mı acaba, hiç sanmıyorum. "Dört elle sarınılması gereken"annelik rolleri o kadar sakat ki, ortada erginleşememiş bir sürü "oğul"dolaşıyor ve bunun başlıca sebebi o yere göğe sığdıramadığınız "kadın fıtratı". Hiç kendimizi kandırmayalım, ortadoğu kadar sakat erkek üretimi yapan hangi coğrafya var acaba?
Her suçu modernizme atamadan önce bir kendimize bakalım. 

Bence ilk yapmamız gereken bu kadar kesin "kadınlık" ve "erkeklik"rolleri çizmemek(eşcinsellik hakkındaki bu kadar homofobik yorumlarla nasıl "kalp sahibi" olunduğunu da anlamadım gerçekten)
Çoğu ezoterik öğreti de bu hataya düştü. Kadınlığı ve erkekliği belli sembolizmlere hapsettiler. Oysa kadın da erkek de insandır nihayetinde ve insan-ı kamil, dört elementin uyumundan oluşur. Garip seksist çıkarımları  bertaraf ettikten sonra tek çıkış yolumuz bu gibi gözüküyor. 

---Bu filmde de kadın-erkek rolleri modern bir bilinçten türemiştir ve yine bir kutsal tanımamaktadır.---

Kutsal tanımadıklarını nasıl bir parametreye dayanarak söylüyorsunuz?
Hangi "kutsal"ı tanımıyorlar? 
Amerikaların kızılderilileri görünce "baldırı çıplak vahşiler"demeleri kadar "kutsal tanımama"sanırım. :))</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>-Uzun etek giymek ve annelik vazifesi hiç de öyle küçümsenecek şeyler değil bence ve hatta tam aksine şu yaşadığımız modern çağda insanlığın dört elle sarılması ve kaybetmemesi gereken değerler.-</p>
<p>Hem bundan bahsedip hem &#8220;kutsal anne&#8221; kavramını tartışmaya açmak, enterasan hakikaten! Ataerkilliğin himayesindeki şeyleri temizlemeden neder dört elle sarılalım?<br />
Kadın olmak zor iş vessalam, neyin kadınlık olduğu, kadınlık rollerinin ne olması gerektiği, şu kadar konuştuğumuz kadar bir gün &#8220;erkeklik rollerini&#8221;tartıştık mı acaba, hiç sanmıyorum. &#8220;Dört elle sarınılması gereken&#8221;annelik rolleri o kadar sakat ki, ortada erginleşememiş bir sürü &#8220;oğul&#8221;dolaşıyor ve bunun başlıca sebebi o yere göğe sığdıramadığınız &#8220;kadın fıtratı&#8221;. Hiç kendimizi kandırmayalım, ortadoğu kadar sakat erkek üretimi yapan hangi coğrafya var acaba?<br />
Her suçu modernizme atamadan önce bir kendimize bakalım. </p>
<p>Bence ilk yapmamız gereken bu kadar kesin &#8220;kadınlık&#8221; ve &#8220;erkeklik&#8221;rolleri çizmemek(eşcinsellik hakkındaki bu kadar homofobik yorumlarla nasıl &#8220;kalp sahibi&#8221; olunduğunu da anlamadım gerçekten)<br />
Çoğu ezoterik öğreti de bu hataya düştü. Kadınlığı ve erkekliği belli sembolizmlere hapsettiler. Oysa kadın da erkek de insandır nihayetinde ve insan-ı kamil, dört elementin uyumundan oluşur. Garip seksist çıkarımları  bertaraf ettikten sonra tek çıkış yolumuz bu gibi gözüküyor. </p>
<p>&#8212;Bu filmde de kadın-erkek rolleri modern bir bilinçten türemiştir ve yine bir kutsal tanımamaktadır.&#8212;</p>
<p>Kutsal tanımadıklarını nasıl bir parametreye dayanarak söylüyorsunuz?<br />
Hangi &#8220;kutsal&#8221;ı tanımıyorlar?<br />
Amerikaların kızılderilileri görünce &#8220;baldırı çıplak vahşiler&#8221;demeleri kadar &#8220;kutsal tanımama&#8221;sanırım. :))</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44802</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 17:39:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44802</guid>
		<description>muaz kemerli bey ve çuvaldız hanım,
doğrusu tartışmanızı hayranlıkla ve çok faydalanarak okudum. birikim ve kalp sahibi olmak bir arada olunca çok güzel şeyler çıkıyor demek ki. Allah razı olsun ikinizden de...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>muaz kemerli bey ve çuvaldız hanım,<br />
doğrusu tartışmanızı hayranlıkla ve çok faydalanarak okudum. birikim ve kalp sahibi olmak bir arada olunca çok güzel şeyler çıkıyor demek ki. Allah razı olsun ikinizden de&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Muaz Kemerli tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44799</link>
		<dc:creator>Muaz Kemerli</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 15:18:36 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44799</guid>
		<description>Sn. Çuvaldız

&lt;blockquote&gt;Buradaki yorumlardan sonra filmden çıkanlar iç alemlerine yönelten sorgulamalar nedeniyle dalgınlaşıyorlar mı yoksa ayakları yerden kesilmiş hayal alemi yolcuları gibi yarı sarhoş mu hissediyorlar acaba diye de merak ettim! Cevap için bir seans çıkışında kapıda durup seyircileri izlemek gerek :) (çuvaldız)&lt;/blockquote&gt;

Filmler ile ilgili şöyle bir tespitim var. Filmleri ikiye ayırıyorum. Birincisi izleyiciye "soru sorduran" ve "kafasını karıştıran" filmler. İkincisi izleyiciye "hazır cevaplar" veren ve "uyuşturan" filmler. Avatar filmini ikinci kısıma soktum, çünkü film insanın var oluşu ile ilgili size sorular sordurmuyor. Belki hazır cevaplar veriyor olabilir.(Hoş gerçi filme giderken de Hollywood sineamasından böyle bir beklentim yoktu).Film çıkışında ben de kendimi gayet uyuşmuş hissettim, hatta McDonalds'a gidip şöyle en büyüğünden bir menü yiyip, büyük boy Coca Cola içtikten sonra, Starbucks'a gidip bir "regular coffee" içme isteği hasıl oldu.

Kadın-erkek meselesi ile ilgili benim söylediklerimi nazari,kavramsal (teorik) boyutta kabul edebilirsiniz. Yoksa sizin görüşlerinize katılıyorum. İfrat, tefriti doğurur denilir bizde. Aşırı katı dini uygulamalar, elbette bir tepki doğurmakta. (Bu arada "aşırı katı dini uygulama" yanlış bir kelime, din özü itibariyle zaten katı değil hoşgörülüdür) Bu bağlamda aslında en genel anlamda Modernleşme de bir ifrat sonucunda ortaya çıkmıştır diyebiliriz. Modernleşmenin tohumlarını Hristiyanlığın bozulmuş (aşırılaşmış) şeklinde arayabiliriz.(Mesela neden Modernleşme Çin'de veya Ortadoğu'da ortaya çıkmadı diye sorular sorardım eskiden kendime)

"Sonradan öğrenilme" gibi edilgen düşüncelerinin, insanın fıtratını göz ardı ettiğini düşünüyorum. (Mesela eşcinsellerin, cinsiyet rollerinin sonradan öğrenildiğini iddia etmeleri gibi) Halbuki gerçek rolleri biz zaten insanın fıtratından geldiğine inanıyoruz. (Her çocuğun Müslüman olarak doğması gibi)

İfrat ve tefrit ile ilgili, yine bizim duruşumuz "orta yol" üzerinedir. Günde 40 kez "ihdinas-sirât-el-mustaqîm" dememiz de bu yüzden değil mi? Bu yüzden insan fıtratına (Kur'an'a ve sünnete) ayıkırı her türlü düşüncenin ve uygulamanın, bir müslüman olarak karşısında durulması gerekildiğine inanıyorum.

Bu arada güzel bir tartışma oldu, teşekkür ederim, bu filmden bu kadar çok şey çıkabileceğini beklemiyordum :)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn. Çuvaldız</p>
<blockquote><p>Buradaki yorumlardan sonra filmden çıkanlar iç alemlerine yönelten sorgulamalar nedeniyle dalgınlaşıyorlar mı yoksa ayakları yerden kesilmiş hayal alemi yolcuları gibi yarı sarhoş mu hissediyorlar acaba diye de merak ettim! Cevap için bir seans çıkışında kapıda durup seyircileri izlemek gerek <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> (çuvaldız)</p></blockquote>
<p>Filmler ile ilgili şöyle bir tespitim var. Filmleri ikiye ayırıyorum. Birincisi izleyiciye &#8220;soru sorduran&#8221; ve &#8220;kafasını karıştıran&#8221; filmler. İkincisi izleyiciye &#8220;hazır cevaplar&#8221; veren ve &#8220;uyuşturan&#8221; filmler. Avatar filmini ikinci kısıma soktum, çünkü film insanın var oluşu ile ilgili size sorular sordurmuyor. Belki hazır cevaplar veriyor olabilir.(Hoş gerçi filme giderken de Hollywood sineamasından böyle bir beklentim yoktu).Film çıkışında ben de kendimi gayet uyuşmuş hissettim, hatta McDonalds&#8217;a gidip şöyle en büyüğünden bir menü yiyip, büyük boy Coca Cola içtikten sonra, Starbucks&#8217;a gidip bir &#8220;regular coffee&#8221; içme isteği hasıl oldu.</p>
<p>Kadın-erkek meselesi ile ilgili benim söylediklerimi nazari,kavramsal (teorik) boyutta kabul edebilirsiniz. Yoksa sizin görüşlerinize katılıyorum. İfrat, tefriti doğurur denilir bizde. Aşırı katı dini uygulamalar, elbette bir tepki doğurmakta. (Bu arada &#8220;aşırı katı dini uygulama&#8221; yanlış bir kelime, din özü itibariyle zaten katı değil hoşgörülüdür) Bu bağlamda aslında en genel anlamda Modernleşme de bir ifrat sonucunda ortaya çıkmıştır diyebiliriz. Modernleşmenin tohumlarını Hristiyanlığın bozulmuş (aşırılaşmış) şeklinde arayabiliriz.(Mesela neden Modernleşme Çin&#8217;de veya Ortadoğu&#8217;da ortaya çıkmadı diye sorular sorardım eskiden kendime)</p>
<p>&#8220;Sonradan öğrenilme&#8221; gibi edilgen düşüncelerinin, insanın fıtratını göz ardı ettiğini düşünüyorum. (Mesela eşcinsellerin, cinsiyet rollerinin sonradan öğrenildiğini iddia etmeleri gibi) Halbuki gerçek rolleri biz zaten insanın fıtratından geldiğine inanıyoruz. (Her çocuğun Müslüman olarak doğması gibi)</p>
<p>İfrat ve tefrit ile ilgili, yine bizim duruşumuz &#8220;orta yol&#8221; üzerinedir. Günde 40 kez &#8220;ihdinas-sirât-el-mustaqîm&#8221; dememiz de bu yüzden değil mi? Bu yüzden insan fıtratına (Kur&#8217;an&#8217;a ve sünnete) ayıkırı her türlü düşüncenin ve uygulamanın, bir müslüman olarak karşısında durulması gerekildiğine inanıyorum.</p>
<p>Bu arada güzel bir tartışma oldu, teşekkür ederim, bu filmden bu kadar çok şey çıkabileceğini beklemiyordum <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>gürkan tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44768</link>
		<dc:creator>gürkan</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Jan 2010 21:30:42 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44768</guid>
		<description>öncelikle yapımcıya ve filmde emeği geçen bütün insanlara sonsuz teşekkürlerimi iletmek isterim çok güzel bir film olmuş, her şey var içerinde ve her kesime hitap ediyor ben ilk önce filmdeki sömürgecilik ve asıl demek istediklerini düşünmeye çalıştım altında yatan şeyleri aradım düşündüm düşündüm çok şey buldum ama insan görmek istediğini yada düşünmek  istediğini seçer ya bende dedim kendime adamları ayakta alkışlayıp tebrik etmek en iyisi nede olssa bu bir sanattır ne yazıkki ülkemizde sanatta tam anlamıyla ihya edilmiyor bizim de bu tür eserlerden ders alıp biz niye yapmayalım demeliyiz ilk önce almak istediğimizi almalıyız daha sonra istemediklerimize bakarız....</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>öncelikle yapımcıya ve filmde emeği geçen bütün insanlara sonsuz teşekkürlerimi iletmek isterim çok güzel bir film olmuş, her şey var içerinde ve her kesime hitap ediyor ben ilk önce filmdeki sömürgecilik ve asıl demek istediklerini düşünmeye çalıştım altında yatan şeyleri aradım düşündüm düşündüm çok şey buldum ama insan görmek istediğini yada düşünmek  istediğini seçer ya bende dedim kendime adamları ayakta alkışlayıp tebrik etmek en iyisi nede olssa bu bir sanattır ne yazıkki ülkemizde sanatta tam anlamıyla ihya edilmiyor bizim de bu tür eserlerden ders alıp biz niye yapmayalım demeliyiz ilk önce almak istediğimizi almalıyız daha sonra istemediklerimize bakarız&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>çuvaldız tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44718</link>
		<dc:creator>çuvaldız</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 22:48:27 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44718</guid>
		<description>Sn.Muaz Kemerli,
&lt;blockquote&gt;Bazı kavramların insanlara sonradan öğretildiği fikrini, modern buluyorum. (Cinsiyet rollerinin sonradan öğrenilmesi gibi).(M.K)&lt;/blockquote&gt;

Aşağıdaki cümleler sonradan öğretmek anlamına gelmiyor mu? Aynen bu yazının sonuna alıntıladığım öğrenilmiş olanın unutulduğunu ifade ettiğiniz cümlenizdeki gibi; &lt;em&gt;“vahyi unuttuğundan beri kadın ve erkek de aynı şey olmaya başladı.”
&lt;/em&gt;

ve buradaki zorundalık ifadeniz gibi;

&lt;blockquote&gt;Önce şu “özdeşlik” meselesini iyice açmak da fayda var. Sizin de takdir ettiğiniz gibi erkek ve kadın fıtraten farklı yaratılmıştır. &lt;strong&gt;O halde farklı rollere sahip olmak zorundadırlar.&lt;/strong&gt;(M.K)&lt;/blockquote&gt;
 
Bu kısımda Kur’an’da vahiy edilenlerden uzaklaşmadan üzerinde hemfikir olabileceğimiz ortak bir çıkarımda bulunabilir miyiz acaba? Özdeşlerin ayırt edilemezliği? Kadın(x) =erkek(y), bir çifttir.  Erkek doğuramaz ve emziremez. Kadının kutsal doğurganlığı da erkek olmadan vuku bulamaz. Hamilelik vuku bulmadan da emziremez! Emredilen cinsiyet rolü&lt;strong&gt;(zorunluluk)&lt;/strong&gt; budur. Erkek-erkekle, kadın kadınla yani aynı cins birbirleri ile fıtraten çift yaratılmamıştır. Bu nedenle aşağıda yazmış olduğunuz niceliksel eşitlik=özdeşlik çıkarımı amipler gibi bölünerek üreyemediğimiz (her iki cins de kendinden türeyemediğinden) dolayı pek doğru değil.

&lt;blockquote&gt;Bu nokta-i nazarda erkek ve kadın özdeş değildir.(M.K)&lt;/blockquote&gt;

Kadın ve erkek, fıtratları gereği üreme açısından birbirlerine mecburdurlar. Aksi bir durum cinslerin yaratılmış fıtrata müdahaledir.Erkeği doğurtmaya çalışmak, kadını kendi kemik iliğinden sperm üreterek hamileliğini temin etmeye çalışmak, hormon takviyeleri ve cerrahi operasyonlar ile cinsiyet değiştirmek gibi..sizin ifade ettiğiniz gibi; doğayla yaz-boz tahtası gibi oynaması bir ilkesizlikten ileri gelmektedir.Bu açıdan bakıldığında aşağıdaki cümlelerle ifade ettiklerinize kesinlikle katılıyorum.

&lt;blockquote&gt;Eğer ki toplumda kadına ait rolleri erkeğe veya erkeğe ait rolleri kadına verirsek âlemdeki dengeyi bozmaya başlarız. (M.K)&lt;/blockquote&gt;

Hepimiz biliyoruz ki kadın ve erkek cinslerini belirleyen kromozom ve hormonlar “dengeli” bir şekilde her ikisinde de mevcuttur.Fakat erkek ya da kadın olsun her ikisinde de merhamet, şefkat, sevinç, üzüntü, utanç, kızgınlık, öfke, saldırganlık, kıskançlık,suçluluk, pişmanlık,sevgi, nefret vb. gibi duygular eşit oranda mevcuttur. Farklı dozda ve farklı tepkilerle dışa vuruluyor olmaları aksi yönde bir iddiayı (baskın!) mümkün kılmaz. Bu duyguların bilimsel ispatı söz konusu olduğunda bu cümlemi tekrar gözden geçiririm. Bu dışavurumun farklılığı karakter ve öğrenilmişlik ten kaynaklanıyor olabilir. Cinsiyet bu noktada söz konusu olamayacaktır. Bir kadından daha merhametli erkek, bir erkekten daha saldırgan kadın…bunlar bizim öğrendiğimiz bilgiye göre istisna kabul edilirler! 

&lt;strong&gt;Bu fıtrat farklılığı beşeri ilişkilere nasıl yansır?&lt;/strong&gt;
(eşit yaratılmışın takva sahibi olmakta bibirlerine olan üstünlüğü!) 
 
Çocuğun da dahil olduğu aile söz konusu olduğunda fıtrat rolleri belirleyici olmalıdır. Çocuğun anne sütü ile beslenmesi gibi..Bunun ideal bir sorumluluk paylaşımı ve rol dağılımı olduğuna dair hiçbir itirazım yok. İtirazım,bu çiftin üçüncü kişilerle urduğu beşeri ilişkilerde fıtrata bağlı bir zorunluluğun olmadığı noktasında.

&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Bakara 233&lt;/strong&gt; ; -Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için- anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir. Hiçbir kimseye gücünün üstünde bir yük ve sorumluluk teklif edilmez. -Hiçbir anne ve hiçbir baba çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın- (Baba ölmüşse) mirasçı da aynı şeyle sorumludur. Eğer (anne ve baba) kendi aralarında danışıp anlaşarak (iki yıl dolmadan) çocuğu sütten kesmek isterlerse onlara günah yoktur. Eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz örfe uygun olarak vereceğiniz ücreti güzelce ödediğiniz takdirde size bir günah yoktur. Allah'a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir.&lt;/em&gt;
 
Buraya kadar olan kısımda modern akıl mengenesine sıkışmadan dilerim ne demek istediğimi anlatabilmişimdir :) 

Aile içindeki bu eşit paylaşım hayatın her alanına aynı şekilde yansıtılabilir. Bu sırt sırta vermektir. Ama cinslerden birine az önce yukarıda söylediğim insani duygular nedeniyle “fıtraten eşit yaratılmamış” oldukları söylendiğinde otomatikman o sosyal hayat içinde sadece kadına özel, sınırları belirlenmiş alanlar inşa edilmiş olur. Hormonal farklılık, kas yapısı, beyin loplarına bağlanan ilgi alanları vs..

Kadın, başlarda paylaşım gereği olarak çekilmeyi tercih ettiği alanın dışındakileri de haliyle “erkeğe” tahsis etmiş olur. Kadının çekilmesiyle erkeğin müdahil olacağı alanlar da genişlemiş olur.
 
Çekilen kadın, “anne” rolüyle erkek ve kız evladına bunu aktarmaya devam eder. Erkeğin, tahsis edilen alandaki rolünü benimsemesi merhamet, şefkat,sevgi duygularının çok uzağında değildir aslında. Bir erkeğin sevdiği eşi ve çocukları için gayret göstermesi yukarıdaki ayet ışığında fıtratına uygundur öyle değil mi? Kadınlarda baskın olduğu iddia edilerek hemcinslerimizin sahiplendiği bu duygunun erkeklerde baskın olmadığını söyleyebilmek pek mümkün değil. Sevdikleri için ölmeyi düşünen bir erkek bunun gücünü sevgi ve merhametten alıyordur öyle değil mi? 
 
Kadın ve erkeğin tarlada yan yana çalıştıklarını sanayileşmeyle unuttuk !

Zaman içinde paylaşımsız alanlarda varlık gösteren erkek bunun kendisine tanımış bir hak, fıtratından kaynaklanan bir ayrıcalık olduğuna inanmış olabilir; “Kadın 9 ayda 1 çocuk doğurabilirken biz 9 ayda ..şu kadar çocuk sahibi olabiliriz” gibi…. Çocuğu olmayan kadının üzerine kuma getirilebilir veya baba evine gönderilebilir...

Bu süreçte kadının başlarda paylaşım gereği benimsemiş olduğu  “rol”ünün sınırladığı alan, istese de çıkamayacağı, bir şekilde hapsedildiği bir alana dönüşmüştür. Fıtrata bağlı zorunluluk! 

&lt;blockquote&gt;Sizin de takdir ettiğiniz gibi erkek ve kadın fıtraten farklı yaratılmıştır. O halde farklı rollere sahip olmak zorundadırlar.(M.K)&lt;/blockquote&gt;

Erkek alanı olarak kabul edilen bilim alanın verileri kadın ve erkek fıtratının farklı olduğunu söylemiyor mu? Bilimin(modern akıl,erkek egemendir(M.K)) yaratılışları gereği kadınların ilgi alanına girmediği, girseler bile bilim tarihinde erkekler kadar başarılı olamadıkları istatistiki verilerle ortaya konmuyor mu? Şu sağ-sol lop ve bazı hormonlar nedeniyle bazı duyguların kadınlarda daha baskın olduğu söylenmiyor mu? Egemen aklın iddiaları ve aynı doğrultudaki kendi ikrarlarımızla sınırlar inşa edip sonra da erkeği itham etmek haksızlık olmuyor mu sizce?

&lt;blockquote&gt;Çünkü modern akıl, erkek-egemendir. Kadın ise akıldan çok, kalbe daha yakındır.(M.K)&lt;/blockquote&gt;

Bu durumda biz kadınlara da merhamet ve şefkat diyerek kendimizi kapattığımız alandan, uzanamadığımız ciğere mındar diyerek çıkmak kalıyor; erkekleşmek, merhametsizleşmek, şiddete yatkınlık vs.vs… 

&lt;blockquote&gt;Mutâbık olduğumuz nokta, modernleşmenin bu dengeyi bozduğu yönünde. İttifak edemediğimiz nokta ise modernleşmenin bu bozucu etkiyi “nasıl” yaptığı yönünde.(M.K)&lt;/blockquote&gt;

Bir zamanlar fıtratları gereği sırt sırta veren çift artık “sektör” olan hayatın ayrı kulvarlarda aynı hedef için yarışan“rakip” leri gibi. Birbirlerini mecbur olmadıklarını ispat etmek derdindeler. Bozucu etki kadınının kendisine dikte edilen “eksik” olduğu bilimsel nitelikli bilgilere inanması. Eksik etek, eksik akıl, eksik meleke fakat kutsal anne! Onu da ekarte etmek kolay; kariye için anne olmaktan imtina eden, hayatlarını yaşamak için kürtaj tercih eden kadınları düşünün..Kimse onlara silah dayayarak bunları yaptırtmıyor.İnanarak(hangi akla!) isteyerek yapıyorlar.Eksik olmadıkları halde eksik olan taraflarını kendilerine sunulanlarla tam etmeye çalışıyorlar.
&lt;blockquote&gt;
Modern akıl, vahyi unuttuğundan beri kadın ve erkek de aynı şey olmaya başladı. Hakikatte ise, kadın ve erkek aynı olmadığı için, bu dengesizlikten kadın daha çok zarar görmektedir. Çünkü modern akıl, erkek-egemendir. Kadın ise akıldan çok, kalbe daha yakındır.(M.K)&lt;/blockquote&gt;

Modern aklın, erkek egemen olmasının tek sorumlusu erkek değil. Modern aklın kabuğunu kırabilmek için unutulan vahiyleri hatırlarken, fıtrat ve ona bağlı rol ve baskın duygu tanımlarının da tekrar gözden geçirilmesinde fayda olabilir.

Üzerinde bu kadar yazılan farklı konuların açılmasına sebep olan filmi neredeyse görmüş gibiyim.Enver beyin dikkat çektiği husus gerçekten önemli: hakikat olanı sorgulatacak egzotikleştirilmiş bir alem içinden verilen mesajın, dozu ayarlanmış uyuşturucu olmaktan başka bir uyarıcı, farkındalığı arttırıcı bir etkisinin olmaması. 
Buradaki yorumlardan sonra filmden çıkanlar iç alemlerine yönelten sorgulamalar nedeniyle dalgınlaşıyorlar mı yoksa ayakları yerden kesilmiş hayal alemi yolcuları gibi yarı sarhoş mu hissediyorlar acaba diye de merak ettim! Cevap için bir seans çıkışında kapıda durup seyircileri izlemek gerek :)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn.Muaz Kemerli,</p>
<blockquote><p>Bazı kavramların insanlara sonradan öğretildiği fikrini, modern buluyorum. (Cinsiyet rollerinin sonradan öğrenilmesi gibi).(M.K)</p></blockquote>
<p>Aşağıdaki cümleler sonradan öğretmek anlamına gelmiyor mu? Aynen bu yazının sonuna alıntıladığım öğrenilmiş olanın unutulduğunu ifade ettiğiniz cümlenizdeki gibi; <em>“vahyi unuttuğundan beri kadın ve erkek de aynı şey olmaya başladı.”<br />
</em></p>
<p>ve buradaki zorundalık ifadeniz gibi;</p>
<blockquote><p>Önce şu “özdeşlik” meselesini iyice açmak da fayda var. Sizin de takdir ettiğiniz gibi erkek ve kadın fıtraten farklı yaratılmıştır. <strong>O halde farklı rollere sahip olmak zorundadırlar.</strong>(M.K)</p></blockquote>
<p>Bu kısımda Kur’an’da vahiy edilenlerden uzaklaşmadan üzerinde hemfikir olabileceğimiz ortak bir çıkarımda bulunabilir miyiz acaba? Özdeşlerin ayırt edilemezliği? Kadın(x) =erkek(y), bir çifttir.  Erkek doğuramaz ve emziremez. Kadının kutsal doğurganlığı da erkek olmadan vuku bulamaz. Hamilelik vuku bulmadan da emziremez! Emredilen cinsiyet rolü<strong>(zorunluluk)</strong> budur. Erkek-erkekle, kadın kadınla yani aynı cins birbirleri ile fıtraten çift yaratılmamıştır. Bu nedenle aşağıda yazmış olduğunuz niceliksel eşitlik=özdeşlik çıkarımı amipler gibi bölünerek üreyemediğimiz (her iki cins de kendinden türeyemediğinden) dolayı pek doğru değil.</p>
<blockquote><p>Bu nokta-i nazarda erkek ve kadın özdeş değildir.(M.K)</p></blockquote>
<p>Kadın ve erkek, fıtratları gereği üreme açısından birbirlerine mecburdurlar. Aksi bir durum cinslerin yaratılmış fıtrata müdahaledir.Erkeği doğurtmaya çalışmak, kadını kendi kemik iliğinden sperm üreterek hamileliğini temin etmeye çalışmak, hormon takviyeleri ve cerrahi operasyonlar ile cinsiyet değiştirmek gibi..sizin ifade ettiğiniz gibi; doğayla yaz-boz tahtası gibi oynaması bir ilkesizlikten ileri gelmektedir.Bu açıdan bakıldığında aşağıdaki cümlelerle ifade ettiklerinize kesinlikle katılıyorum.</p>
<blockquote><p>Eğer ki toplumda kadına ait rolleri erkeğe veya erkeğe ait rolleri kadına verirsek âlemdeki dengeyi bozmaya başlarız. (M.K)</p></blockquote>
<p>Hepimiz biliyoruz ki kadın ve erkek cinslerini belirleyen kromozom ve hormonlar “dengeli” bir şekilde her ikisinde de mevcuttur.Fakat erkek ya da kadın olsun her ikisinde de merhamet, şefkat, sevinç, üzüntü, utanç, kızgınlık, öfke, saldırganlık, kıskançlık,suçluluk, pişmanlık,sevgi, nefret vb. gibi duygular eşit oranda mevcuttur. Farklı dozda ve farklı tepkilerle dışa vuruluyor olmaları aksi yönde bir iddiayı (baskın!) mümkün kılmaz. Bu duyguların bilimsel ispatı söz konusu olduğunda bu cümlemi tekrar gözden geçiririm. Bu dışavurumun farklılığı karakter ve öğrenilmişlik ten kaynaklanıyor olabilir. Cinsiyet bu noktada söz konusu olamayacaktır. Bir kadından daha merhametli erkek, bir erkekten daha saldırgan kadın…bunlar bizim öğrendiğimiz bilgiye göre istisna kabul edilirler! </p>
<p><strong>Bu fıtrat farklılığı beşeri ilişkilere nasıl yansır?</strong><br />
(eşit yaratılmışın takva sahibi olmakta bibirlerine olan üstünlüğü!) </p>
<p>Çocuğun da dahil olduğu aile söz konusu olduğunda fıtrat rolleri belirleyici olmalıdır. Çocuğun anne sütü ile beslenmesi gibi..Bunun ideal bir sorumluluk paylaşımı ve rol dağılımı olduğuna dair hiçbir itirazım yok. İtirazım,bu çiftin üçüncü kişilerle urduğu beşeri ilişkilerde fıtrata bağlı bir zorunluluğun olmadığı noktasında.</p>
<p><em><strong>Bakara 233</strong> ; -Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için- anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir. Hiçbir kimseye gücünün üstünde bir yük ve sorumluluk teklif edilmez. -Hiçbir anne ve hiçbir baba çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın- (Baba ölmüşse) mirasçı da aynı şeyle sorumludur. Eğer (anne ve baba) kendi aralarında danışıp anlaşarak (iki yıl dolmadan) çocuğu sütten kesmek isterlerse onlara günah yoktur. Eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz örfe uygun olarak vereceğiniz ücreti güzelce ödediğiniz takdirde size bir günah yoktur. Allah&#8217;a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir.</em></p>
<p>Buraya kadar olan kısımda modern akıl mengenesine sıkışmadan dilerim ne demek istediğimi anlatabilmişimdir <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Aile içindeki bu eşit paylaşım hayatın her alanına aynı şekilde yansıtılabilir. Bu sırt sırta vermektir. Ama cinslerden birine az önce yukarıda söylediğim insani duygular nedeniyle “fıtraten eşit yaratılmamış” oldukları söylendiğinde otomatikman o sosyal hayat içinde sadece kadına özel, sınırları belirlenmiş alanlar inşa edilmiş olur. Hormonal farklılık, kas yapısı, beyin loplarına bağlanan ilgi alanları vs..</p>
<p>Kadın, başlarda paylaşım gereği olarak çekilmeyi tercih ettiği alanın dışındakileri de haliyle “erkeğe” tahsis etmiş olur. Kadının çekilmesiyle erkeğin müdahil olacağı alanlar da genişlemiş olur.</p>
<p>Çekilen kadın, “anne” rolüyle erkek ve kız evladına bunu aktarmaya devam eder. Erkeğin, tahsis edilen alandaki rolünü benimsemesi merhamet, şefkat,sevgi duygularının çok uzağında değildir aslında. Bir erkeğin sevdiği eşi ve çocukları için gayret göstermesi yukarıdaki ayet ışığında fıtratına uygundur öyle değil mi? Kadınlarda baskın olduğu iddia edilerek hemcinslerimizin sahiplendiği bu duygunun erkeklerde baskın olmadığını söyleyebilmek pek mümkün değil. Sevdikleri için ölmeyi düşünen bir erkek bunun gücünü sevgi ve merhametten alıyordur öyle değil mi? </p>
<p>Kadın ve erkeğin tarlada yan yana çalıştıklarını sanayileşmeyle unuttuk !</p>
<p>Zaman içinde paylaşımsız alanlarda varlık gösteren erkek bunun kendisine tanımış bir hak, fıtratından kaynaklanan bir ayrıcalık olduğuna inanmış olabilir; “Kadın 9 ayda 1 çocuk doğurabilirken biz 9 ayda ..şu kadar çocuk sahibi olabiliriz” gibi…. Çocuğu olmayan kadının üzerine kuma getirilebilir veya baba evine gönderilebilir&#8230;</p>
<p>Bu süreçte kadının başlarda paylaşım gereği benimsemiş olduğu  “rol”ünün sınırladığı alan, istese de çıkamayacağı, bir şekilde hapsedildiği bir alana dönüşmüştür. Fıtrata bağlı zorunluluk! </p>
<blockquote><p>Sizin de takdir ettiğiniz gibi erkek ve kadın fıtraten farklı yaratılmıştır. O halde farklı rollere sahip olmak zorundadırlar.(M.K)</p></blockquote>
<p>Erkek alanı olarak kabul edilen bilim alanın verileri kadın ve erkek fıtratının farklı olduğunu söylemiyor mu? Bilimin(modern akıl,erkek egemendir(M.K)) yaratılışları gereği kadınların ilgi alanına girmediği, girseler bile bilim tarihinde erkekler kadar başarılı olamadıkları istatistiki verilerle ortaya konmuyor mu? Şu sağ-sol lop ve bazı hormonlar nedeniyle bazı duyguların kadınlarda daha baskın olduğu söylenmiyor mu? Egemen aklın iddiaları ve aynı doğrultudaki kendi ikrarlarımızla sınırlar inşa edip sonra da erkeği itham etmek haksızlık olmuyor mu sizce?</p>
<blockquote><p>Çünkü modern akıl, erkek-egemendir. Kadın ise akıldan çok, kalbe daha yakındır.(M.K)</p></blockquote>
<p>Bu durumda biz kadınlara da merhamet ve şefkat diyerek kendimizi kapattığımız alandan, uzanamadığımız ciğere mındar diyerek çıkmak kalıyor; erkekleşmek, merhametsizleşmek, şiddete yatkınlık vs.vs… </p>
<blockquote><p>Mutâbık olduğumuz nokta, modernleşmenin bu dengeyi bozduğu yönünde. İttifak edemediğimiz nokta ise modernleşmenin bu bozucu etkiyi “nasıl” yaptığı yönünde.(M.K)</p></blockquote>
<p>Bir zamanlar fıtratları gereği sırt sırta veren çift artık “sektör” olan hayatın ayrı kulvarlarda aynı hedef için yarışan“rakip” leri gibi. Birbirlerini mecbur olmadıklarını ispat etmek derdindeler. Bozucu etki kadınının kendisine dikte edilen “eksik” olduğu bilimsel nitelikli bilgilere inanması. Eksik etek, eksik akıl, eksik meleke fakat kutsal anne! Onu da ekarte etmek kolay; kariye için anne olmaktan imtina eden, hayatlarını yaşamak için kürtaj tercih eden kadınları düşünün..Kimse onlara silah dayayarak bunları yaptırtmıyor.İnanarak(hangi akla!) isteyerek yapıyorlar.Eksik olmadıkları halde eksik olan taraflarını kendilerine sunulanlarla tam etmeye çalışıyorlar.</p>
<blockquote><p>
Modern akıl, vahyi unuttuğundan beri kadın ve erkek de aynı şey olmaya başladı. Hakikatte ise, kadın ve erkek aynı olmadığı için, bu dengesizlikten kadın daha çok zarar görmektedir. Çünkü modern akıl, erkek-egemendir. Kadın ise akıldan çok, kalbe daha yakındır.(M.K)</p></blockquote>
<p>Modern aklın, erkek egemen olmasının tek sorumlusu erkek değil. Modern aklın kabuğunu kırabilmek için unutulan vahiyleri hatırlarken, fıtrat ve ona bağlı rol ve baskın duygu tanımlarının da tekrar gözden geçirilmesinde fayda olabilir.</p>
<p>Üzerinde bu kadar yazılan farklı konuların açılmasına sebep olan filmi neredeyse görmüş gibiyim.Enver beyin dikkat çektiği husus gerçekten önemli: hakikat olanı sorgulatacak egzotikleştirilmiş bir alem içinden verilen mesajın, dozu ayarlanmış uyuşturucu olmaktan başka bir uyarıcı, farkındalığı arttırıcı bir etkisinin olmaması.<br />
Buradaki yorumlardan sonra filmden çıkanlar iç alemlerine yönelten sorgulamalar nedeniyle dalgınlaşıyorlar mı yoksa ayakları yerden kesilmiş hayal alemi yolcuları gibi yarı sarhoş mu hissediyorlar acaba diye de merak ettim! Cevap için bir seans çıkışında kapıda durup seyircileri izlemek gerek <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Muaz Kemerli tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44680</link>
		<dc:creator>Muaz Kemerli</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 12:56:38 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44680</guid>
		<description>Sn. çuvaldız

Yine meselenin daha doğru anlaşılması için affınıza sığınarak bir düzeltme daha yapmak istiyorum. "Eşitlik" kelimesini silelim yerine "özdeşlik" kelimesini koyalım. Çünkü söylemeye çalıştığım "niceliksel eşitlik" kavramı ile aslında "özdeşlik" kavramını anlatmaya çalıştım. Bu nokta-i nazarda erkek ve kadın özdeş değildir. Aynı rollere sahip değildirler. Ama bu erkeğin, kadına veya kadının erkeğe üstün olduğu anlamına gelmez. (إن اكرمكم عند الله اتقاكم ,inne ekremekum indallahi etqakum, Allah katında en üstününüz, en takvâlı olanınızdır (49:13))

&lt;blockquote&gt;Bu nedenle bazı duyguların erkekte bazılarının da kadında baskın olduğuna “inanmak” bir tercih meselesidir.Ağlayan erkek çocuğunu “erkek adam ağlamaz” diyerek, kız çocuğunu da “elinin hamuruyla erkek işine bulaşma hanım hanımcık ol” diyerek büyütürsek bazı duyguların gösterilebilir bazılarının da saklanır olmasına neden oluruz sadece (çuvaldız)&lt;/blockquote&gt;

Bazı kavramların insanlara sonradan öğretildiği fikrini, modern buluyorum. (Cinsiyet rollerinin sonradan öğrenilmesi gibi). Bu düşünce bence doğaya karşı bir tahakküm duygusu ve kutsal tanımayan bir karşı koyuştan ileri geliyor. Yani insanın düşüncesi vasıtasıyla, doğayla yaz-boz tahtası gibi oynaması bir ilkesizlikten ileri gelmektedir. Ben doğanın bir dengesi, bu dengeye göre insanın bir fıtratı ve bu fıtrata göre de Allah'ın bir şeriati olduğuna inanıyorum. Bu anlamda modern bilim adamlarının söyledikleri benim için (yine düşünce boyutunda) bir ifsaddır. Yani aslında size katılıyorum, evet hakikat Adem ve Havva ile başlar Descartes ile değil. (Sizin yaptığınız eleştirinin ise modernizmin dayattığı rollere karşı bir tepki olduğunu, yani olması gereken bir tepki olduğunu tespit ettim)


Önce şu "özdeşlik" meselesini iyice açmak da fayda var. Sizin de takdir ettiğiniz gibi erkek ve kadın fıtraten farklı yaratılmıştır. O halde farklı rollere sahip olmak zorundadırlar. Eğer ki toplumda kadına ait rolleri erkeğe veya erkeğe ait rolleri kadına verirsek âlemdeki dengeyi bozmaya başlarız. Mutâbık olduğumuz nokta, modernleşmenin bu dengeyi bozduğu yönünde. İttifak edemediğimiz nokta ise modernleşmenin bu bozucu etkiyi "nasıl" yaptığı yönünde. Ben modernleşmenin "kutsal" ı indirgediğini düşünüyorum. Bu anlamda modern olan her şey, aynı zamanda "indirgenmiş"tir. Bu indirgeme Descartes'ın kartezyen evren tasavvuru ile başlar. Çünkü akıl ancak, tefrik ederek bilir. Modern medeniyet bir akıl medeniyetidir, dolayısıyla herşey tefrik edilmek zorundadır.(Biz ise sadece akıl ile değil "Furkan" ile tefrik ederiz) İşte bu yüzden kadın ve erkek de; homo-economicusa, bireye, birime indirgenecektir. İşte "eşitleme" diyerek anlatmaya çalıştığım şey bu dürtüdür. Modern akıl, vahyi unuttuğundan beri kadın ve erkek de aynı şey olmaya başladı. Hakikatte ise, kadın ve erkek aynı olmadığı için, bu dengesizlikten kadın daha çok zarar görmektedir. Çünkü modern akıl, erkek-egemendir. Kadın ise akıldan çok, kalbe daha yakındır. 

Bütün bu meselenin Avatar filmi ile ne alakası var diye sorulabilir, güzel bir soru olur, şu alakası vardır. Bu filmde de kadın-erkek rolleri modern bir bilinçten türemiştir ve yine bir kutsal tanımamaktadır. Veya modern değerler, mistik bir kılıf ile satılmaktadır.

Bu arada filmin reklamını mı yapıyoruz diye düşünmeden de edemiyorum. Ama ben filmden gayet istifade ettim :)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn. çuvaldız</p>
<p>Yine meselenin daha doğru anlaşılması için affınıza sığınarak bir düzeltme daha yapmak istiyorum. &#8220;Eşitlik&#8221; kelimesini silelim yerine &#8220;özdeşlik&#8221; kelimesini koyalım. Çünkü söylemeye çalıştığım &#8220;niceliksel eşitlik&#8221; kavramı ile aslında &#8220;özdeşlik&#8221; kavramını anlatmaya çalıştım. Bu nokta-i nazarda erkek ve kadın özdeş değildir. Aynı rollere sahip değildirler. Ama bu erkeğin, kadına veya kadının erkeğe üstün olduğu anlamına gelmez. (إن اكرمكم عند الله اتقاكم ,inne ekremekum indallahi etqakum, Allah katında en üstününüz, en takvâlı olanınızdır (49:13))</p>
<blockquote><p>Bu nedenle bazı duyguların erkekte bazılarının da kadında baskın olduğuna “inanmak” bir tercih meselesidir.Ağlayan erkek çocuğunu “erkek adam ağlamaz” diyerek, kız çocuğunu da “elinin hamuruyla erkek işine bulaşma hanım hanımcık ol” diyerek büyütürsek bazı duyguların gösterilebilir bazılarının da saklanır olmasına neden oluruz sadece (çuvaldız)</p></blockquote>
<p>Bazı kavramların insanlara sonradan öğretildiği fikrini, modern buluyorum. (Cinsiyet rollerinin sonradan öğrenilmesi gibi). Bu düşünce bence doğaya karşı bir tahakküm duygusu ve kutsal tanımayan bir karşı koyuştan ileri geliyor. Yani insanın düşüncesi vasıtasıyla, doğayla yaz-boz tahtası gibi oynaması bir ilkesizlikten ileri gelmektedir. Ben doğanın bir dengesi, bu dengeye göre insanın bir fıtratı ve bu fıtrata göre de Allah&#8217;ın bir şeriati olduğuna inanıyorum. Bu anlamda modern bilim adamlarının söyledikleri benim için (yine düşünce boyutunda) bir ifsaddır. Yani aslında size katılıyorum, evet hakikat Adem ve Havva ile başlar Descartes ile değil. (Sizin yaptığınız eleştirinin ise modernizmin dayattığı rollere karşı bir tepki olduğunu, yani olması gereken bir tepki olduğunu tespit ettim)</p>
<p>Önce şu &#8220;özdeşlik&#8221; meselesini iyice açmak da fayda var. Sizin de takdir ettiğiniz gibi erkek ve kadın fıtraten farklı yaratılmıştır. O halde farklı rollere sahip olmak zorundadırlar. Eğer ki toplumda kadına ait rolleri erkeğe veya erkeğe ait rolleri kadına verirsek âlemdeki dengeyi bozmaya başlarız. Mutâbık olduğumuz nokta, modernleşmenin bu dengeyi bozduğu yönünde. İttifak edemediğimiz nokta ise modernleşmenin bu bozucu etkiyi &#8220;nasıl&#8221; yaptığı yönünde. Ben modernleşmenin &#8220;kutsal&#8221; ı indirgediğini düşünüyorum. Bu anlamda modern olan her şey, aynı zamanda &#8220;indirgenmiş&#8221;tir. Bu indirgeme Descartes&#8217;ın kartezyen evren tasavvuru ile başlar. Çünkü akıl ancak, tefrik ederek bilir. Modern medeniyet bir akıl medeniyetidir, dolayısıyla herşey tefrik edilmek zorundadır.(Biz ise sadece akıl ile değil &#8220;Furkan&#8221; ile tefrik ederiz) İşte bu yüzden kadın ve erkek de; homo-economicusa, bireye, birime indirgenecektir. İşte &#8220;eşitleme&#8221; diyerek anlatmaya çalıştığım şey bu dürtüdür. Modern akıl, vahyi unuttuğundan beri kadın ve erkek de aynı şey olmaya başladı. Hakikatte ise, kadın ve erkek aynı olmadığı için, bu dengesizlikten kadın daha çok zarar görmektedir. Çünkü modern akıl, erkek-egemendir. Kadın ise akıldan çok, kalbe daha yakındır. </p>
<p>Bütün bu meselenin Avatar filmi ile ne alakası var diye sorulabilir, güzel bir soru olur, şu alakası vardır. Bu filmde de kadın-erkek rolleri modern bir bilinçten türemiştir ve yine bir kutsal tanımamaktadır. Veya modern değerler, mistik bir kılıf ile satılmaktadır.</p>
<p>Bu arada filmin reklamını mı yapıyoruz diye düşünmeden de edemiyorum. Ama ben filmden gayet istifade ettim <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Son 90 günde en çok okunan ve tartışılanlar : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44663</link>
		<dc:creator>Son 90 günde en çok okunan ve tartışılanlar : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 08:01:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44663</guid>
		<description>[...] Avatar&#8217;ın Gizledikleri [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Avatar&#8217;ın Gizledikleri [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>çuvaldız tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44642</link>
		<dc:creator>çuvaldız</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 19:35:17 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44642</guid>
		<description>Sn.Muaz Kemerli,
&lt;blockquote&gt;Biz bu sıfatların bazılarını erkekte, bazılarını kadında baskın görüyoruz. Bunun aksini de zaten aklı-selim hiçbir insan inkar etmeyecektir. (M.K)&lt;/blockquote&gt;

Bakalım hem aklı selim kalıp hem de itiraz edebilecek miyim? Eğer gürül gürül akan bir nehrin orta yerine enerji elde edeceğiz, musluktan su akıtacağız diye baraj kondurursanız ovada nehrin gürül gürül akmasına alışkın olanlar önce bu duruma şaşırırlar ama bir zaman sonra nehrin eskiden gürül gürül aktığını hatırlayan bile kalmaz.Olur da o baraj bir gün bulunduğu yerden kaldırılırsa artık cılız akan nehre alışkın olanlar başlarına bir felaket geldiğini düşünürler.

Kullanılmayan duyguların çekinik genlere benzediğini ve bir zaman sonra da kaybolup gittiğine inanmıyorum. Bir insana 40 defa deli derseniz kendi bile artık deli olduğuna inanabilir. Bu nedenle bazı duyguların erkekte bazılarının da kadında baskın olduğuna “inanmak” bir tercih meselesidir.Ağlayan erkek çocuğunu “erkek adam ağlamaz” diyerek, kız çocuğunu da “elinin hamuruyla erkek işine bulaşma hanım hanımcık ol” diyerek büyütürsek bazı duyguların gösterilebilir bazılarının da saklanır olmasına neden oluruz sadece.Bu da bazı duyguların bir cinste daha baskın olduğu anlamına gelmez,öyle değil mi? Gazetelerin 3.sayfa haberlerinden, kıskançlık krizine giren bir kadının başvurduğu şiddetin aynı durumdaki erkeğinkinden çok da aşağı kalmadığını biliyoruz. Merhametli erkeği ya da merhametsiz bir kadını istisna görmemize neden olan “standartlaştırmaya” çalıştığımız algılarımızdan.Mesele kadın ve erkeğin eşit paylaşımıyla başlayan hayat dengesinin zaman içinde bir tarafın lehine diğer tarafın da aleyhine olacak şekilde bozulmuş olmasındandır.Bu dengesizliğin sebeplerini inceleyen bazı aklı evvel bilimciler kadın biyolojisinin erkeğinkinden ne kadar “eksik” olduğunu ispatlama yoluna gittiler; kadın beyni erkeğinkinden şu kadar hafif, sağ lobu erkeğinkinden daha küçük, erkekler şu mesleklerde kadınlara oranla daha başarılılar, kadınlar cinsel uzuvları eksik diye kompleksteler vs vs…
 
&lt;blockquote&gt;Burada çok önemli bir mesele var aslında. Modernizmin “eşitlik” tanrısı, her bireyin eşit olduğunu kabul eder. Bu eşitlik niceliksel ve kutsal tanımayan (seküler) bir eşitlemedir. (M.K)&lt;/blockquote&gt;

Asıl mesele fıtraten farklı ama eşit yaratılmış iki ayrı cinsin eşitliğine bilimsel veriler adı altında çomak sokulmasıdır. (niceliksel eşitlik dediğimizde ırkların birbirlerine üstünlüğü ve kutsal olması gibi tehlikeli bir yola savrulur, kaş yapalım derken göz çıkarırız)Birbirlerine yoldaş olarak yaratılan iki cinsin arasına fısıldanan yalanlarla fitne sokulmuştur.Ve bu seküler bir eşitleme değil aksine  eksiklik vurgusuyla inşa edilen bir “eşitsizlik”dir. Ardından gelen sloganlar hepimizin malumu; bu eksikliği gidermek istiyorsan çalış para kazan, çocuk doğurma, kariyer yap, kadınlar duygusaldır bu alanda başarılı şu alanda başarısız olurlar, estetik operasyonlara, kozmatik sanayi vs vs…

Bugün çalışmayıp, evde çocuklarına bakmayı tercih ederek, geleneksel rol dağılımını benimsemiş olan eğitimli bir kadın “eksiklik” duygusu hissediyorsa ya da bir hemcinsi tarafından bu eksiklik kendisine hissettirilebiliyorsa  bunun fıtrattan kaynaklanıyor olduğu söylenebilir mi? Aklından geçen düşüncenin “benim bazı duygularım daha baskın ondan bu eksiklik duygusu” olduğu iddia edilebilir mi acaba? 

Kısaca modernizm, farklılığı eşitsizlik olarak tanımlar, rahatsızlık ve hatta acı verecek kadar  kaşır sonra da bu eşitsizlik yarasının dermanı olacak ilacı pazarlar! Buyurun size hem enerji üretecek hem de gelir getirecek baraj! 

Bundan sonra bir yerlerin erozyona uğraması, baraj suları altında bir takım değerlerin kalması da kaçınılmaz elbette. 
 
&lt;blockquote&gt;İşte bu eşitleme, geleneksel toplumdaki kadın-erkek rollerini erozyona uğratmaktadır. İnsanları kutsal rollerinden, matematiksel birimlere indirgemektedir. Kadını ve erkeği kutsal rollerinden çekivermektedir. (M.K)&lt;/blockquote&gt;
 
Benim bildiğim kutsal rol kadının ana, erkeğin baba sıfatlarını yüklendikleri rol dağılımıdır. Erkek olmadan  kadının “doğurganlığına” tek başına kutsallık atfedilemez! Sperm bankasına başvurarak hamile kalmış bir kadının doğurganlığına kutsallık atfedebileceğimi sanmıyorum. Aynı şekilde para karşılığı doğuran kiralık bir annenin hamileliğini de. Bu, her soruya cevap, her soruna da çözüm üretmekte mahir olduğu iddia edilen doğa dostu bilimcilerin Modernizm’i  kutsalla hemhal etme gayretleri olarak da görülebilir belki ! 

&lt;blockquote&gt;Bunun muhasebesini yapmak için Descartes’tan başlamamız gerekiyor ki bu da çok zamanımızı alacaktır. (M.K)&lt;/blockquote&gt;

Bu yorumda aklı selim olmaktan uzaklaşıp Adem ile Havva’ya kadar gittim sanırım :)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn.Muaz Kemerli,</p>
<blockquote><p>Biz bu sıfatların bazılarını erkekte, bazılarını kadında baskın görüyoruz. Bunun aksini de zaten aklı-selim hiçbir insan inkar etmeyecektir. (M.K)</p></blockquote>
<p>Bakalım hem aklı selim kalıp hem de itiraz edebilecek miyim? Eğer gürül gürül akan bir nehrin orta yerine enerji elde edeceğiz, musluktan su akıtacağız diye baraj kondurursanız ovada nehrin gürül gürül akmasına alışkın olanlar önce bu duruma şaşırırlar ama bir zaman sonra nehrin eskiden gürül gürül aktığını hatırlayan bile kalmaz.Olur da o baraj bir gün bulunduğu yerden kaldırılırsa artık cılız akan nehre alışkın olanlar başlarına bir felaket geldiğini düşünürler.</p>
<p>Kullanılmayan duyguların çekinik genlere benzediğini ve bir zaman sonra da kaybolup gittiğine inanmıyorum. Bir insana 40 defa deli derseniz kendi bile artık deli olduğuna inanabilir. Bu nedenle bazı duyguların erkekte bazılarının da kadında baskın olduğuna “inanmak” bir tercih meselesidir.Ağlayan erkek çocuğunu “erkek adam ağlamaz” diyerek, kız çocuğunu da “elinin hamuruyla erkek işine bulaşma hanım hanımcık ol” diyerek büyütürsek bazı duyguların gösterilebilir bazılarının da saklanır olmasına neden oluruz sadece.Bu da bazı duyguların bir cinste daha baskın olduğu anlamına gelmez,öyle değil mi? Gazetelerin 3.sayfa haberlerinden, kıskançlık krizine giren bir kadının başvurduğu şiddetin aynı durumdaki erkeğinkinden çok da aşağı kalmadığını biliyoruz. Merhametli erkeği ya da merhametsiz bir kadını istisna görmemize neden olan “standartlaştırmaya” çalıştığımız algılarımızdan.Mesele kadın ve erkeğin eşit paylaşımıyla başlayan hayat dengesinin zaman içinde bir tarafın lehine diğer tarafın da aleyhine olacak şekilde bozulmuş olmasındandır.Bu dengesizliğin sebeplerini inceleyen bazı aklı evvel bilimciler kadın biyolojisinin erkeğinkinden ne kadar “eksik” olduğunu ispatlama yoluna gittiler; kadın beyni erkeğinkinden şu kadar hafif, sağ lobu erkeğinkinden daha küçük, erkekler şu mesleklerde kadınlara oranla daha başarılılar, kadınlar cinsel uzuvları eksik diye kompleksteler vs vs…</p>
<blockquote><p>Burada çok önemli bir mesele var aslında. Modernizmin “eşitlik” tanrısı, her bireyin eşit olduğunu kabul eder. Bu eşitlik niceliksel ve kutsal tanımayan (seküler) bir eşitlemedir. (M.K)</p></blockquote>
<p>Asıl mesele fıtraten farklı ama eşit yaratılmış iki ayrı cinsin eşitliğine bilimsel veriler adı altında çomak sokulmasıdır. (niceliksel eşitlik dediğimizde ırkların birbirlerine üstünlüğü ve kutsal olması gibi tehlikeli bir yola savrulur, kaş yapalım derken göz çıkarırız)Birbirlerine yoldaş olarak yaratılan iki cinsin arasına fısıldanan yalanlarla fitne sokulmuştur.Ve bu seküler bir eşitleme değil aksine  eksiklik vurgusuyla inşa edilen bir “eşitsizlik”dir. Ardından gelen sloganlar hepimizin malumu; bu eksikliği gidermek istiyorsan çalış para kazan, çocuk doğurma, kariyer yap, kadınlar duygusaldır bu alanda başarılı şu alanda başarısız olurlar, estetik operasyonlara, kozmatik sanayi vs vs…</p>
<p>Bugün çalışmayıp, evde çocuklarına bakmayı tercih ederek, geleneksel rol dağılımını benimsemiş olan eğitimli bir kadın “eksiklik” duygusu hissediyorsa ya da bir hemcinsi tarafından bu eksiklik kendisine hissettirilebiliyorsa  bunun fıtrattan kaynaklanıyor olduğu söylenebilir mi? Aklından geçen düşüncenin “benim bazı duygularım daha baskın ondan bu eksiklik duygusu” olduğu iddia edilebilir mi acaba? </p>
<p>Kısaca modernizm, farklılığı eşitsizlik olarak tanımlar, rahatsızlık ve hatta acı verecek kadar  kaşır sonra da bu eşitsizlik yarasının dermanı olacak ilacı pazarlar! Buyurun size hem enerji üretecek hem de gelir getirecek baraj! </p>
<p>Bundan sonra bir yerlerin erozyona uğraması, baraj suları altında bir takım değerlerin kalması da kaçınılmaz elbette. </p>
<blockquote><p>İşte bu eşitleme, geleneksel toplumdaki kadın-erkek rollerini erozyona uğratmaktadır. İnsanları kutsal rollerinden, matematiksel birimlere indirgemektedir. Kadını ve erkeği kutsal rollerinden çekivermektedir. (M.K)</p></blockquote>
<p>Benim bildiğim kutsal rol kadının ana, erkeğin baba sıfatlarını yüklendikleri rol dağılımıdır. Erkek olmadan  kadının “doğurganlığına” tek başına kutsallık atfedilemez! Sperm bankasına başvurarak hamile kalmış bir kadının doğurganlığına kutsallık atfedebileceğimi sanmıyorum. Aynı şekilde para karşılığı doğuran kiralık bir annenin hamileliğini de. Bu, her soruya cevap, her soruna da çözüm üretmekte mahir olduğu iddia edilen doğa dostu bilimcilerin Modernizm’i  kutsalla hemhal etme gayretleri olarak da görülebilir belki ! </p>
<blockquote><p>Bunun muhasebesini yapmak için Descartes’tan başlamamız gerekiyor ki bu da çok zamanımızı alacaktır. (M.K)</p></blockquote>
<p>Bu yorumda aklı selim olmaktan uzaklaşıp Adem ile Havva’ya kadar gittim sanırım <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Muaz Kemerli tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44612</link>
		<dc:creator>Muaz Kemerli</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 08:58:26 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44612</guid>
		<description>Evet sq ve çuvaldız iyi noktalara temas etmişler. Burada önce şöyle bir düzeltme yapalım o zaman “güç” kelimesini silelim yerine “iktidar” kelimesini koyalım. Sonra da diyelim ki “şefkat ve merhamet” bir "güç"tür fakat "iktidar" değildir. 

Bu durumda rahmet ve merhamet "güçsüzlük" vasıfları değildir. Bu anlamda güç kelimesi yerine Arapça “kudret” kelimesi daha uygun gözüküyor. Bilindiği gibi Allah’ın isimlerinden ikisi “er-rahman (الرحمان)” ve “er-rahim (الرحيم)” Allah’ın daha baskın isimlerindendir. Biz müslümanlar bu yüzden Allah’ın ismi ile başlarken 
“bismillahirrahmanirrahim (بإسم الله الرحمان الرحيم)”
 diyoruz. Veya bilinen bir kudsi hadisde Allah “Rahmetim gazâbımı aşmıştır” der. (inne rahmetî sabaqat gadabî  (إن رحمتي سبقت غضبي )” Buradan şunu kabul ediyoruz. Âlemin yaratılmasında asıl unsur Allah’ın rahmetidir. Hatta tasavvufta evrenin var oluşu “aşk” a bağlanır. Ama bu aşk tabii ki Avatar filmindeki “sahip olunan” ve “iktidar” duygusundan kaynaklanan “sahte, modern bir aşk” değildir. Amerikan kültüründe “aşk” bir tüketim nesnesidir. (Oysa bizde fakirlik güç kaynağıdır, acziyeti ikrar ile insan güce sahip olur, modernizm de ise bu tam tersidir, başta belirttiğimiz gibi bu yüzden en iyi “uçan atı” almak zorunda Amerikan insanı). Bu yüzden çuvaldız’ın yorumunu takdir ediyorum.

Biz bu sıfatların bazılarını erkekte, bazılarını kadında baskın görüyoruz. Bunun aksini de zaten aklı-selim hiçbir insan inkar etmeyecektir. Burada çok önemli bir mesele var aslında. Modernizmin “eşitlik” tanrısı, her bireyin eşit olduğunu kabul eder. Bu eşitlik niceliksel ve kutsal tanımayan (seküler) bir eşitlemedir. İşte bu eşitleme, geleneksel toplumdaki kadın-erkek rollerini erozyona uğratmaktadır. İnsanları kutsal rollerinden, matematiksel birimlere indirgemektedir. Kadını ve erkeği kutsal rollerinden çekivermektedir. Bunun muhasebesini yapmak için Descartes’tan başlamamız gerekiyor ki bu da çok zamanımızı alacaktır. 

Çok fazla modernizm eleştirisi yapmış olabiliriz, bunu çok yapıyoruz zaten. Bu yüzden ben başta söylediğim noktaya (Enver Bey’in de değindiği noktaya) işaret etmek istiyorum. O da post-modernizmin hiç te “modern-dışı” bir şey olmadığıdır. Post-modernizm (hatta) belki de modernizmden daha tehlikeli bir şeydir. Çünkü hem moderndir hem de kutsal gibi gözükür. Bu anlamda ben filmdeki insanları modern, Na’vi’leri de postmodern olarak yorumladım. Na’vi’ler post-moderndir, modern düşünürler, ama modernin kavramlarını bir kutsalın içine sokarlar. Na’vilerin doğa dostu olmaları sizi pek etkilemesin demek istiyorum yani. Çünkü kahramanımız doğa dostu gibi görünse de, tüketmeye devam edecek. (Filmin son sahnesinde kahramanımızın eski bedenini tükettiğini görmek aslında modern toplumun gidişi açısından çok şey anlatıyor. Bunalım öyle bir raddeye gelmiş ki modern insan tüketebileceği yeni “bedenler” arıyor. Allah selamet versin)

Kahramanımız çok doğa dostu olsaydı bu işe başından karşı çıkardı, fakat kendisi yine insanlığa hizmet ediyor ve sonrasında diyor ki, bu işi lütfen kansız yapalım. Sanki Bush hükümeti gitmiş yerine Obama hükümeti gelmiş. Fakat değişen ne? Amaç yine iktidar, yine dünyevi hırs ve gelişim. (Gelişim’i burada modernizmin kutsallarından biri olan “ilerleme (progress)” anlamı ile kullandım)

Yani kısacası Na’vi’ler de Amerikan toplumunun olmak istediği bir klan. Bu yüzden ilk yorumumda film için “şizofren” tabirini kullanmıştım. Ve yine aynı bu sebepten film biraz da tehlikeli, Yani aslında Amerikan toplumu kendince “günah çıkarıyor”. 

Biraz uzun bir yorum oldu farkındayım ama mesele de gerçekten çok detaylı. 

Son olarak değinemediğim bir husus, kadının gücünü kullanması, kadının erkeğe eşit durması, veya kadının pasifize olmaması idi. Kadının toplumdaki bu tür farklı rollerini biz inkar etmiyoruz fakat bu geçmişte belirli bir geleneksel yapı içinde gerçekleşmekteydi. Benim eleştirdiğim husus ise Amerikan toplumundaki (veya modern medeniyetteki) “sapık” yapıdır. Yani kadın ve erkek rollerinin bu denli erozyona uğramasıdır. Filmde de bu yapının bir takım kutsallara sarılarak sunulduğunu görmekteyim. Yani ben filmde, klanda bizlere sunulan ideal yaşamın yine Amerikan kültüründen devşirildiğini yorumladım. Bu yüzden filmin aynı zamanda tehlikeli olduğuna inanıyorum.

&lt;blockquote&gt;Elbette görmeye aşina olduğumuz uzun eteklikleri giyip, klanın içinde “rahim” işlevi görüp, çocuk doğurmaktan başka bir meziyeti olmayan pasifize edilmiş kadınlar. Bir kadının, erkeğin inisiyasyonuna yani erginlemesine yardımcı olurken onunla aynı düzlemde durabilmesini “erkekleşmek” olarak algılamanız bundan olmalı. &lt;/blockquote&gt;

Uzun etek giymek ve annelik vazifesi hiç de öyle küçümsenecek şeyler değil bence ve hatta tam aksine şu yaşadığımız modern çağda insanlığın dört elle sarılması ve kaybetmemesi gereken değerler.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Evet sq ve çuvaldız iyi noktalara temas etmişler. Burada önce şöyle bir düzeltme yapalım o zaman “güç” kelimesini silelim yerine “iktidar” kelimesini koyalım. Sonra da diyelim ki “şefkat ve merhamet” bir &#8220;güç&#8221;tür fakat &#8220;iktidar&#8221; değildir. </p>
<p>Bu durumda rahmet ve merhamet &#8220;güçsüzlük&#8221; vasıfları değildir. Bu anlamda güç kelimesi yerine Arapça “kudret” kelimesi daha uygun gözüküyor. Bilindiği gibi Allah’ın isimlerinden ikisi “er-rahman (الرحمان)” ve “er-rahim (الرحيم)” Allah’ın daha baskın isimlerindendir. Biz müslümanlar bu yüzden Allah’ın ismi ile başlarken<br />
“bismillahirrahmanirrahim (بإسم الله الرحمان الرحيم)”<br />
 diyoruz. Veya bilinen bir kudsi hadisde Allah “Rahmetim gazâbımı aşmıştır” der. (inne rahmetî sabaqat gadabî  (إن رحمتي سبقت غضبي )” Buradan şunu kabul ediyoruz. Âlemin yaratılmasında asıl unsur Allah’ın rahmetidir. Hatta tasavvufta evrenin var oluşu “aşk” a bağlanır. Ama bu aşk tabii ki Avatar filmindeki “sahip olunan” ve “iktidar” duygusundan kaynaklanan “sahte, modern bir aşk” değildir. Amerikan kültüründe “aşk” bir tüketim nesnesidir. (Oysa bizde fakirlik güç kaynağıdır, acziyeti ikrar ile insan güce sahip olur, modernizm de ise bu tam tersidir, başta belirttiğimiz gibi bu yüzden en iyi “uçan atı” almak zorunda Amerikan insanı). Bu yüzden çuvaldız’ın yorumunu takdir ediyorum.</p>
<p>Biz bu sıfatların bazılarını erkekte, bazılarını kadında baskın görüyoruz. Bunun aksini de zaten aklı-selim hiçbir insan inkar etmeyecektir. Burada çok önemli bir mesele var aslında. Modernizmin “eşitlik” tanrısı, her bireyin eşit olduğunu kabul eder. Bu eşitlik niceliksel ve kutsal tanımayan (seküler) bir eşitlemedir. İşte bu eşitleme, geleneksel toplumdaki kadın-erkek rollerini erozyona uğratmaktadır. İnsanları kutsal rollerinden, matematiksel birimlere indirgemektedir. Kadını ve erkeği kutsal rollerinden çekivermektedir. Bunun muhasebesini yapmak için Descartes’tan başlamamız gerekiyor ki bu da çok zamanımızı alacaktır. </p>
<p>Çok fazla modernizm eleştirisi yapmış olabiliriz, bunu çok yapıyoruz zaten. Bu yüzden ben başta söylediğim noktaya (Enver Bey’in de değindiği noktaya) işaret etmek istiyorum. O da post-modernizmin hiç te “modern-dışı” bir şey olmadığıdır. Post-modernizm (hatta) belki de modernizmden daha tehlikeli bir şeydir. Çünkü hem moderndir hem de kutsal gibi gözükür. Bu anlamda ben filmdeki insanları modern, Na’vi’leri de postmodern olarak yorumladım. Na’vi’ler post-moderndir, modern düşünürler, ama modernin kavramlarını bir kutsalın içine sokarlar. Na’vilerin doğa dostu olmaları sizi pek etkilemesin demek istiyorum yani. Çünkü kahramanımız doğa dostu gibi görünse de, tüketmeye devam edecek. (Filmin son sahnesinde kahramanımızın eski bedenini tükettiğini görmek aslında modern toplumun gidişi açısından çok şey anlatıyor. Bunalım öyle bir raddeye gelmiş ki modern insan tüketebileceği yeni “bedenler” arıyor. Allah selamet versin)</p>
<p>Kahramanımız çok doğa dostu olsaydı bu işe başından karşı çıkardı, fakat kendisi yine insanlığa hizmet ediyor ve sonrasında diyor ki, bu işi lütfen kansız yapalım. Sanki Bush hükümeti gitmiş yerine Obama hükümeti gelmiş. Fakat değişen ne? Amaç yine iktidar, yine dünyevi hırs ve gelişim. (Gelişim’i burada modernizmin kutsallarından biri olan “ilerleme (progress)” anlamı ile kullandım)</p>
<p>Yani kısacası Na’vi’ler de Amerikan toplumunun olmak istediği bir klan. Bu yüzden ilk yorumumda film için “şizofren” tabirini kullanmıştım. Ve yine aynı bu sebepten film biraz da tehlikeli, Yani aslında Amerikan toplumu kendince “günah çıkarıyor”. </p>
<p>Biraz uzun bir yorum oldu farkındayım ama mesele de gerçekten çok detaylı. </p>
<p>Son olarak değinemediğim bir husus, kadının gücünü kullanması, kadının erkeğe eşit durması, veya kadının pasifize olmaması idi. Kadının toplumdaki bu tür farklı rollerini biz inkar etmiyoruz fakat bu geçmişte belirli bir geleneksel yapı içinde gerçekleşmekteydi. Benim eleştirdiğim husus ise Amerikan toplumundaki (veya modern medeniyetteki) “sapık” yapıdır. Yani kadın ve erkek rollerinin bu denli erozyona uğramasıdır. Filmde de bu yapının bir takım kutsallara sarılarak sunulduğunu görmekteyim. Yani ben filmde, klanda bizlere sunulan ideal yaşamın yine Amerikan kültüründen devşirildiğini yorumladım. Bu yüzden filmin aynı zamanda tehlikeli olduğuna inanıyorum.</p>
<blockquote><p>Elbette görmeye aşina olduğumuz uzun eteklikleri giyip, klanın içinde “rahim” işlevi görüp, çocuk doğurmaktan başka bir meziyeti olmayan pasifize edilmiş kadınlar. Bir kadının, erkeğin inisiyasyonuna yani erginlemesine yardımcı olurken onunla aynı düzlemde durabilmesini “erkekleşmek” olarak algılamanız bundan olmalı. </p></blockquote>
<p>Uzun etek giymek ve annelik vazifesi hiç de öyle küçümsenecek şeyler değil bence ve hatta tam aksine şu yaşadığımız modern çağda insanlığın dört elle sarılması ve kaybetmemesi gereken değerler.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>çuvaldız tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44568</link>
		<dc:creator>çuvaldız</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 17:33:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44568</guid>
		<description>Şefkat,merhamet de "güç" değil midir? 
Bazı duyguları erkeğe bazılarını da kadına mal etmek suyu ateşe, havayı toprağa tercih etmeye benziyor!

Üzerine bu kadar yorum yazılan şu filmi seyretmek şart oldu.Enver beyin olumsuz eleştirisi ters tepmiş gibi görünüyor :)

&lt;blockquote&gt;Zira Avatar, bilinçaltımıza, “beyaz adam”a &lt;strong&gt;direnme “hakkı&lt;/strong&gt; olan” insan versiyonunu kazıtmasıyla; işgali ve şiddeti &lt;strong&gt;tekil bir sapık&lt;/strong&gt;lığa ve hırsa indirgemesiyle; &lt;strong&gt;dinin ve mistisizmin makbul şekilleri&lt;/strong&gt; üzerine yaptığı bir imaj çalışmasıyla hiç de masum bir pozisyonda durmuyor.(eg)&lt;/blockquote&gt;

Direnme hakkı,
Tekil sapıklık,
Dinin ve mistisizmin makbul şekilleri,

Moderniteye direnme ve hatta nefret etme hakkını kullanan biri olarak yapmış olduğunuz bu tespitler insanın merak duygusunu tetikliyor doğrusu. 

İnsan ister istemez bu filmin &lt;em&gt;“Eichmannist” bir örgütlenmenin&lt;/em&gt; ürünü mü olduğunu ve &lt;em&gt;zalim olmayan insanların büyük zulüm ve katliamlar yapabilmesini mümkün kılabilecek&lt;/em&gt; zemin algısını bilinç altımıza nasıl kazıyarak inşa etttiğini merak ediyor!

Sanal ortamda oluşturulmuş yaşanılan dünyaya benzer nitelikler taşımayan bir alem ve yaratıklar ile  "egzotikleştirerek" din- mistisizm ile insanlar arasında oluşturulan katedilmesi imkansız bir uzaklık inşası mı acaba? Sadece masal olduğunda inanılan gerçeklik; masallarda herşey mümkündür gerçek hayatta olmaz!En tehlikeli yön olarak gördüğünüz bu mudur? 

işte en çok merak ettiğim de bu tespitiniz;
&lt;blockquote&gt;dinlerin modern toplum için en “tehlikeli” yönlerini kırpıp onları &lt;strong&gt;ehlileştirilmiş bir uyuşturucu&lt;/strong&gt; olarak yeniden kullanıma sokma amacı taşır.(eg)&lt;/blockquote&gt;

Bakalım yazdıklarınızı akılda tutarak filmi dışarıdan bir gözle izleyebilecek miyim?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Şefkat,merhamet de &#8220;güç&#8221; değil midir?<br />
Bazı duyguları erkeğe bazılarını da kadına mal etmek suyu ateşe, havayı toprağa tercih etmeye benziyor!</p>
<p>Üzerine bu kadar yorum yazılan şu filmi seyretmek şart oldu.Enver beyin olumsuz eleştirisi ters tepmiş gibi görünüyor <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<blockquote><p>Zira Avatar, bilinçaltımıza, “beyaz adam”a <strong>direnme “hakkı</strong> olan” insan versiyonunu kazıtmasıyla; işgali ve şiddeti <strong>tekil bir sapık</strong>lığa ve hırsa indirgemesiyle; <strong>dinin ve mistisizmin makbul şekilleri</strong> üzerine yaptığı bir imaj çalışmasıyla hiç de masum bir pozisyonda durmuyor.(eg)</p></blockquote>
<p>Direnme hakkı,<br />
Tekil sapıklık,<br />
Dinin ve mistisizmin makbul şekilleri,</p>
<p>Moderniteye direnme ve hatta nefret etme hakkını kullanan biri olarak yapmış olduğunuz bu tespitler insanın merak duygusunu tetikliyor doğrusu. </p>
<p>İnsan ister istemez bu filmin <em>“Eichmannist” bir örgütlenmenin</em> ürünü mü olduğunu ve <em>zalim olmayan insanların büyük zulüm ve katliamlar yapabilmesini mümkün kılabilecek</em> zemin algısını bilinç altımıza nasıl kazıyarak inşa etttiğini merak ediyor!</p>
<p>Sanal ortamda oluşturulmuş yaşanılan dünyaya benzer nitelikler taşımayan bir alem ve yaratıklar ile  &#8220;egzotikleştirerek&#8221; din- mistisizm ile insanlar arasında oluşturulan katedilmesi imkansız bir uzaklık inşası mı acaba? Sadece masal olduğunda inanılan gerçeklik; masallarda herşey mümkündür gerçek hayatta olmaz!En tehlikeli yön olarak gördüğünüz bu mudur? </p>
<p>işte en çok merak ettiğim de bu tespitiniz;</p>
<blockquote><p>dinlerin modern toplum için en “tehlikeli” yönlerini kırpıp onları <strong>ehlileştirilmiş bir uyuşturucu</strong> olarak yeniden kullanıma sokma amacı taşır.(eg)</p></blockquote>
<p>Bakalım yazdıklarınızı akılda tutarak filmi dışarıdan bir gözle izleyebilecek miyim?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>sq tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44552</link>
		<dc:creator>sq</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 12:48:51 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44552</guid>
		<description>Sayın Muaz Kemerli

Fikirlerinize saygı duymakla aslında tamamen yanlış yorumladığınızı düşünüyorum. Öncelikle "eline silah kadın" bir Zeyna değil, tersine, eline savaş makinelerinden başka bir şey almamış bir erkeğe, "vurduğu okla"öldürdüğü ceylanın ruhu için doğaya, tanrıya-ne derseniz-teşekkür etmesini öğreten, bir kadın. Ataerkillik bunun neresinde?? 
Buradaki "sakat güç" algısı, doğanın bir parçası olarak yaşamını sürdürmek için bir geyik öldürmek değil, tersine güçlü silahlarla gelip bir bölgeyi işgal etmektir. 

Elbette görmeye aşina olduğumuz uzun eteklikleri giyip, klanın içinde "rahim" işlevi görüp, çocuk doğurmaktan başka bir meziyeti olmayan pasifize edilmiş kadınlar.  Bir kadının, erkeğin inisiyasyonuna yani erginlemesine yardımcı olurken onunla aynı düzlemde durabilmesini "erkekleşmek" olarak algılamanız bundan olmalı. 

Kadını sadece "şefkat, merhamet" olarak tanımlarken ipin ucunu kaçırıp pasifize kadınlar elde edebilirsiniz, bir kadın yeri geldi mi içindeki gücü de kullanmayı bilmelidir ve bunu yaparken Zeyna gibi erkekleşmek zorunda, hatta şefkat, merhamet ve duygudan sıyrılmak zorunda da değildir. 

Bunu semboller diliyle söylemek gerekirse, Kadın sadece su değildir, yeri geldi mi ateş, yeri geldi mi hava(kılıç) yeri geldi mi de topraktır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Muaz Kemerli</p>
<p>Fikirlerinize saygı duymakla aslında tamamen yanlış yorumladığınızı düşünüyorum. Öncelikle &#8220;eline silah kadın&#8221; bir Zeyna değil, tersine, eline savaş makinelerinden başka bir şey almamış bir erkeğe, &#8220;vurduğu okla&#8221;öldürdüğü ceylanın ruhu için doğaya, tanrıya-ne derseniz-teşekkür etmesini öğreten, bir kadın. Ataerkillik bunun neresinde??<br />
Buradaki &#8220;sakat güç&#8221; algısı, doğanın bir parçası olarak yaşamını sürdürmek için bir geyik öldürmek değil, tersine güçlü silahlarla gelip bir bölgeyi işgal etmektir. </p>
<p>Elbette görmeye aşina olduğumuz uzun eteklikleri giyip, klanın içinde &#8220;rahim&#8221; işlevi görüp, çocuk doğurmaktan başka bir meziyeti olmayan pasifize edilmiş kadınlar.  Bir kadının, erkeğin inisiyasyonuna yani erginlemesine yardımcı olurken onunla aynı düzlemde durabilmesini &#8220;erkekleşmek&#8221; olarak algılamanız bundan olmalı. </p>
<p>Kadını sadece &#8220;şefkat, merhamet&#8221; olarak tanımlarken ipin ucunu kaçırıp pasifize kadınlar elde edebilirsiniz, bir kadın yeri geldi mi içindeki gücü de kullanmayı bilmelidir ve bunu yaparken Zeyna gibi erkekleşmek zorunda, hatta şefkat, merhamet ve duygudan sıyrılmak zorunda da değildir. </p>
<p>Bunu semboller diliyle söylemek gerekirse, Kadın sadece su değildir, yeri geldi mi ateş, yeri geldi mi hava(kılıç) yeri geldi mi de topraktır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44551</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 12:37:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44551</guid>
		<description>Enver abicim,

Darılma filan yok, estağfirullah. Öğrenmek için haddimizi aşıyoruz mecburen. Tasavvuf benim için çok yeni bir şey. Üniversitede Mesnevi'nin Gölpınarlı tercümesini okuma talihsizliği sonucu ve sonra ekrandaki garip tarikat ayin görüntüleri ve daha birçok olumsuzluk oldukça önyargılı bir bakış oluşturmuştu bende. 2-3 senedir ise bütün önyargılarım paramparça oldu ve hayata bakışım tamamen değişti. Meğer şimdiye kadar Allah diye taptığım putlarmış. Hz.Pir, aşık olmadıysan küfürdesin diyor ya; en azından şimdi bu küfür halimin idrakındayım. Yeni öğrenen bir çocuğun heyecanı ve coşkusundan ibaret durum. Mazur görünüz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Enver abicim,</p>
<p>Darılma filan yok, estağfirullah. Öğrenmek için haddimizi aşıyoruz mecburen. Tasavvuf benim için çok yeni bir şey. Üniversitede Mesnevi&#8217;nin Gölpınarlı tercümesini okuma talihsizliği sonucu ve sonra ekrandaki garip tarikat ayin görüntüleri ve daha birçok olumsuzluk oldukça önyargılı bir bakış oluşturmuştu bende. 2-3 senedir ise bütün önyargılarım paramparça oldu ve hayata bakışım tamamen değişti. Meğer şimdiye kadar Allah diye taptığım putlarmış. Hz.Pir, aşık olmadıysan küfürdesin diyor ya; en azından şimdi bu küfür halimin idrakındayım. Yeni öğrenen bir çocuğun heyecanı ve coşkusundan ibaret durum. Mazur görünüz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Muaz Kemerli tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44543</link>
		<dc:creator>Muaz Kemerli</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 10:50:42 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44543</guid>
		<description>Ben "erkeksi kadın" ı, erkeği için savaşan, ata binen, ok atan kadın olarak yorumladım. Mesela daha önce hiçbir yeşilçam sinemasında erkeği için kavga eden bir kadına rastlamamıştım. Tabi burada klanın ataerkilliği veye anaerkilliği hakkında da farklı yorumlar yapılabilir (ki bence son derece ataerkildir, çünkü belirleyici unsur "güç" tür) fakat şu var ki...

Amerikan toplumu da benzer şekilde zayıfa acınılmayan ve erkek-kadın ayırd etmeden insanları içine sokan bir rekabete sahiptir. Bu anlamda toplumda en değerli şey "güç" tür. Bu "güç" e sahip olmak için insanlar "başarı" denen ve kaynağının insandan geldiğine inandıkları bir şeye taparlar (veya kabul ederler). Amerikan toplumunda bu yüzden cinsiyetler, itidal noktasından uzaklaşmakta ve her birey, yalnızca birey olarak bu rekabet savaşının içine sürüklenmektedir.  Bu yüzden kadınlar da bizim kültürümüzde (veya her geleneksel kültürde) kadına ait şefkat, merhamet gibi esmalardan sıyrılmak zorunda kalmaktadırlar. Bugün bilindiği üzere Amerika eşcinselliğin en yaygın olduğu ülkelerden birisidir. Bu film de bu topluma ait bilinç kodlarına sahip olduğu için, kendi bildiği kadın imajını filmde bizlere sunmaktadır. 

Belki de ben filmi baştan sona Amerikan kültürünün bir manifestosu olarak okudum. Bu yüzden de böyle bir çıkarsamada bulunmuş olabilirim. (Keza sigara içen bilim kadını veya hispanik pilot bayan da bu kategorilerin içine sokulabilir)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ben &#8220;erkeksi kadın&#8221; ı, erkeği için savaşan, ata binen, ok atan kadın olarak yorumladım. Mesela daha önce hiçbir yeşilçam sinemasında erkeği için kavga eden bir kadına rastlamamıştım. Tabi burada klanın ataerkilliği veye anaerkilliği hakkında da farklı yorumlar yapılabilir (ki bence son derece ataerkildir, çünkü belirleyici unsur &#8220;güç&#8221; tür) fakat şu var ki&#8230;</p>
<p>Amerikan toplumu da benzer şekilde zayıfa acınılmayan ve erkek-kadın ayırd etmeden insanları içine sokan bir rekabete sahiptir. Bu anlamda toplumda en değerli şey &#8220;güç&#8221; tür. Bu &#8220;güç&#8221; e sahip olmak için insanlar &#8220;başarı&#8221; denen ve kaynağının insandan geldiğine inandıkları bir şeye taparlar (veya kabul ederler). Amerikan toplumunda bu yüzden cinsiyetler, itidal noktasından uzaklaşmakta ve her birey, yalnızca birey olarak bu rekabet savaşının içine sürüklenmektedir.  Bu yüzden kadınlar da bizim kültürümüzde (veya her geleneksel kültürde) kadına ait şefkat, merhamet gibi esmalardan sıyrılmak zorunda kalmaktadırlar. Bugün bilindiği üzere Amerika eşcinselliğin en yaygın olduğu ülkelerden birisidir. Bu film de bu topluma ait bilinç kodlarına sahip olduğu için, kendi bildiği kadın imajını filmde bizlere sunmaktadır. </p>
<p>Belki de ben filmi baştan sona Amerikan kültürünün bir manifestosu olarak okudum. Bu yüzden de böyle bir çıkarsamada bulunmuş olabilirim. (Keza sigara içen bilim kadını veya hispanik pilot bayan da bu kategorilerin içine sokulabilir)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44540</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 10:10:15 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44540</guid>
		<description>ekrem kardeşim estagfirullah haddi bilmek ne demek. konuşuyoruz. kimseye had bildirmek gibi bir edepsizliğim olamaz...sadece tasavvuf sinema ilişkisi konusunda çok aha yetkin filmler vardır demek istedim...yanlış anlaşıldıysam bağışlayın lütfen...sevgiyle</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>ekrem kardeşim estagfirullah haddi bilmek ne demek. konuşuyoruz. kimseye had bildirmek gibi bir edepsizliğim olamaz&#8230;sadece tasavvuf sinema ilişkisi konusunda çok aha yetkin filmler vardır demek istedim&#8230;yanlış anlaşıldıysam bağışlayın lütfen&#8230;sevgiyle</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44533</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 07:23:54 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44533</guid>
		<description>Enver bey abicim,

Stalker'ı izlemedim. Tarkovski ismini de ilk defa sizden duydum. En son gittiğim film, kızımla birlikte gittiğim köfte yağmuru adlı çizgi filmdir. Ondan önce de Yüzüklerin Efendisine gitmiştim. Yani ortalama bir seyirci bile değilim. Bu yüzden kırk yılda bir beyaz perdede böyle mistik konular görünce ister istemez heyecanlanıyorum. Tarkovski'yi duyduktan sonra siidiiciye gittim, sizde Tarkovski var mı diye sordum, ondan yok ateşli geceler veriyim mi abii diye sordu :)
Herhalde bir vakit bulabilirsem internetten izleyip müşerref olacağım inşallah.
Haddimi bilmeyip uzmanı olmadığım bir konuda yazınıza itiraz ettim kusura bakmayın.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Enver bey abicim,</p>
<p>Stalker&#8217;ı izlemedim. Tarkovski ismini de ilk defa sizden duydum. En son gittiğim film, kızımla birlikte gittiğim köfte yağmuru adlı çizgi filmdir. Ondan önce de Yüzüklerin Efendisine gitmiştim. Yani ortalama bir seyirci bile değilim. Bu yüzden kırk yılda bir beyaz perdede böyle mistik konular görünce ister istemez heyecanlanıyorum. Tarkovski&#8217;yi duyduktan sonra siidiiciye gittim, sizde Tarkovski var mı diye sordum, ondan yok ateşli geceler veriyim mi abii diye sordu <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /><br />
Herhalde bir vakit bulabilirsem internetten izleyip müşerref olacağım inşallah.<br />
Haddimi bilmeyip uzmanı olmadığım bir konuda yazınıza itiraz ettim kusura bakmayın.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>sq tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/#comment-44517</link>
		<dc:creator>sq</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 23:37:32 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8118#comment-44517</guid>
		<description>Sayın Muaz Kemerli,
Avatar filminde "erkeksi kadın" kimdir?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Muaz Kemerli,<br />
Avatar filminde &#8220;erkeksi kadın&#8221; kimdir?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

