RSS Feed for This Post

İlker Bey’i susturan kim?

“Bizim çocuklar” öyle kaptırmışlar ki işgal ordusu gibi davranmaya, savcıya, polise, sivil otoriteye açmadılar kapıyı ilk önce. Bir Türk subayı ne saklayabilir böyle? Hangi cüretle halkına fizikî direniş gösterebilir? Polisten, savcıdan gizleyecek ne olabilir bir kışlada? Soruyoruz İlker Bey, bu ordu kimin  ordusu? Sizin maaşınızı kim veriyor? Hangi halkın vergisiyle doluyor karavana? Hangi halkın alın teri ile alınan mazotu koyuyorsunuz tanklarınıza? Daha bir kaç gün önce içinde aslanlar gibi kükrediğiniz o savaş gemisinde hangi dulların, hangi yetimlerin hakkı var? O’ndan da mı korkmazsınız? Ahiret’e de mi iman etmezsiniz? Neden konuşmuyorsunuz şimdi? Ceylan’ın katili kim İlker Bey? Bombalanan işyerleri, gömülü cesetler ve silahlar… Kim gömdü bunları? Konuşun İlker Bey konuşun. Şimdi konuşma zamanı. Şimdi eşkıyaları adalete teslim etme zamanı. Sizin patronunuz kim? Efendiniz kim?

Share on Facebook

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 2 Yorum

  2. Yazan:FERHAT BİLGİN Tarih: Ara 29, 2009 | Reply

    ASKER MİLLET!

    Bir zamanlar resmi tatil günlerinin yine bolca olduğu bir dönemde bir
    gazetenin ‘atam izindeyiz’ cümlesini kullanarak, kullandığımız resmi
    izinlere eleştiri göndermesi çok hoşuma gitmişti. Cümle asıl anlamının
    ötesinde bizlere faklı bir anlamda vermişti.
    Şimdi buna benzer bir başka övgü sözcüğü olan ‘asker ya da ordu
    milletiz’ cümlesi içinde özellikle son günlerde ki gündem
    konularımızdan yararlanarak yaratabiliriz sanıyorum. Gündem malum hakikaten
    tarihi bir süreç yaşanıyor. Çeşitli kazılarda ele geçen ordu menşeli
    silahların bulunması ile başlayan öncesi ve sonrasındaki darbe planları
    ile devam eden ve son olarak Bülent Ayrınç’a suikast planı ile doruğa
    çıkan bu süreç çok ilginç görüş ve düşünceleri de beraberinde
    getiriyor. Dünyanın herhangi bir demokratik ülkesinde tüm ülkeyi ayağa
    kaldıracak ve çok radikal kararlar aldıracak olaylar silsilesini bir kısım
    medyada gerekli yorumları verebiliyorken, diğer bir kesimde ortak bir dilde
    yaratmış durumda. Bu dil ‘orduyu yıpratmayalım’ deyimini sürekli
    vurgulamaktalar. En edebi isimlerle adlandırılmış darbe planları su
    yüzüne çıkıyor, yer altından silahlar fışkırıyor, ordu siyasi
    demeçlerde bulunuyor, suikast planlı çalışmaları deşifre ediliyor,
    devletin hakimi savcısı arama vazifesini yapmak isterken bile engelleniyor ama
    bunların karşısında kendini fikirleri ile ülkeye fayda sağlamayı sözde
    amaçlayan bir kısım gazeteci ve aydının yarattığı savunma yada
    açıklama orduyu yıpratmayalım oluyor! Ne demektir bu? Hukuk yetkisini
    uygulamayı versin, arada bir kaç darbede oluversin ülkede, belki birkaç
    suikastlar falanda bazı durumlarda gerek görülebilir, Ergenekon tarzı
    örgütlere de bazı personeller kayabilir ama yeter ki orduyu yıpratmayın!
    Böyle bir durumda kimin kimi ne şekilde yıprattığı gerçekten belli
    değimlidir? Ordunun (maalesef) kendi kendini yıprattığını görmek çok mu
    mucizevî bir gerçekliktedir? Yada biz zaten asker milletiz dolayısı ile
    orduya gerekli gereksiz bir dokunulmazlığı sağlamakla da mükellef miyiz?
    Gerçek olan şu ki nasıl demokrasiye şiddetle ihtiyacımız var gerçeğine
    gerçekten sorunlarından arınan bir ordu yaratmadan kavuşamayacağız. Bunu
    yaratırken hakimlere, savcılara, siyasilere ve eleştirilere gerek bırakmadan
    bir an önce yetkili generallerin sağlaması gerek çünkü mensubu
    bulundukları orduya ve millete karşı en doğru görevleri özellikle yaşanan
    süreçte budur. Güçlü ordu güçlü Türkiye sloganının gerçeğe
    dönüşmesi ancak bu şekilde sağlanabilir. Kendi içindeki derin
    sıkıntıları ve derinlik heveslisi subaylarını tasviye etmeden, kendi
    içindeki eğitim kurumlarında eğittiği subaylara demokrasinin gerçek amaç
    ve gerekliliğini veremeden, şeffaflaşmanın devlet sırlarını açığa
    çıkarmak demek olmadığı bilincine kendini inandırmadan, kendini siyasetin
    seyisi gibi görmeyi terk etmeden ve cumhuriyet tarihinde yaşanan ve kendinden
    kaynaklanan darbelerin birer utanç kaynağı olduğu gerçeğini kabullenmeden
    ne kendisini nede var olduğu ülkesini hiçbir güce taşıyamaz!
    Ordu kimi dönemler ihtiyaç duyduğu modernizasyon ihtiyacını sadece herekli
    araç ve silahlarla sınırlı saymamalıdır. Kendi bilincinde de yenileşmeye
    ciddi ihtiyacı bulunmaktadır gelişmesinin en büyük gereği budur.
    Türkiye’nin her fırsatta övündüğü güçlü ordu konusu yaşanan bu ordu
    menşeli sıkıntılarda uluslar arası kamuoyunda da devleti güçsüz
    göstermektedir. Yabancı siyasilerin ülkemiz siyasileri ile yaptıkları gerek
    toplantılarda gerek basın açıklamalarında bizim siyasilerin yüzünde
    ordunun gölgesini görmeleri ya da hala demokratikleşme sancılarımızdan
    kıvrandığımızı fark etmeleri bizi utandırmalıdır özelliklede bu
    konularda yorum yapan kimi yazarları! çünkü durum ilk baştanda belirttiğim
    gibi ‘orduyu yıpratmayalım’ mantığı ile çözülemeyecek kadar gerçek,
    ciddi ve gereklidir..
    FERHAT BİLGİN -28 yaş- İstanbul- Tarihçi

  3. Yazan:Cengiz Tarih: Ara 29, 2009 | Reply

    Bence İlker’i susturan yok. Ama ne desin?

    Demek istediklerini dese bugüne kadar dedikleriyle çelişecek.

    Bugüne kadar dediği şeyleri dese ‘kabak’ tadı verme ihtimali var.

    Bence biraz arada kalmış durumda.

    Bu ülkede İlker’i bir tür ikinci (ya da birinci) cumhurbaşkanı gibi gören çok sayıda insan var.

    Ama artık böyle görmeyenler de var.

    Ortalıkta acaip acaip şeyler de var.

    Ne olursa olsun iktidarı bırakmak kolay değil.

    Bir zümre, iktidarı teslim etmez kolay kolay.

    “Orduyu Yıpratmayalım”

    Bunu diyenlerin bence muhatab alınacak bir tarafları yok.

    Düşünsenize. “Biz ne yaparsak yapalım, bize ve yandaşlarımıza lütfen dokunmayın” diyemiyor adam, bunu diyor.

    Vücutta dolaşan parazitlerin ilacı gördükleri vakit “vücudu yıpratmayalım” demesi türünden bir hezeyan.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin