İlker Bey’i susturan kim?
By Aisha Benghazi on Ara 28, 2009 in Ergenekon Nedir?, Türk Silahlı Kuvvetleri, ilker basbug
“Bizim çocuklar” öyle kaptırmışlar ki işgal ordusu gibi davranmaya, savcıya, polise, sivil otoriteye açmadılar kapıyı ilk önce. Bir Türk subayı ne saklayabilir böyle? Hangi cüretle halkına fizikî direniş gösterebilir? Polisten, savcıdan gizleyecek ne olabilir bir kışlada? Soruyoruz İlker Bey, bu ordu kimin ordusu? Sizin maaşınızı kim veriyor? Hangi halkın vergisiyle doluyor karavana? Hangi halkın alın teri ile alınan mazotu koyuyorsunuz tanklarınıza? Daha bir kaç gün önce içinde aslanlar gibi kükrediğiniz o savaş gemisinde hangi dulların, hangi yetimlerin hakkı var? O’ndan da mı korkmazsınız? Ahiret’e de mi iman etmezsiniz? Neden konuşmuyorsunuz şimdi? Ceylan’ın katili kim İlker Bey? Bombalanan işyerleri, gömülü cesetler ve silahlar… Kim gömdü bunları? Konuşun İlker Bey konuşun. Şimdi konuşma zamanı. Şimdi eşkıyaları adalete teslim etme zamanı. Sizin patronunuz kim? Efendiniz kim?
2 [?]



2 Yorum
Yazan:FERHAT BİLGİN Tarih: Ara 29, 2009 | Reply
ASKER MİLLET!
Bir zamanlar resmi tatil günlerinin yine bolca olduğu bir dönemde bir
gazetenin ‘atam izindeyiz’ cümlesini kullanarak, kullandığımız resmi
izinlere eleştiri göndermesi çok hoşuma gitmişti. Cümle asıl anlamının
ötesinde bizlere faklı bir anlamda vermişti.
Şimdi buna benzer bir başka övgü sözcüğü olan ‘asker ya da ordu
milletiz’ cümlesi içinde özellikle son günlerde ki gündem
konularımızdan yararlanarak yaratabiliriz sanıyorum. Gündem malum hakikaten
tarihi bir süreç yaşanıyor. Çeşitli kazılarda ele geçen ordu menşeli
silahların bulunması ile başlayan öncesi ve sonrasındaki darbe planları
ile devam eden ve son olarak Bülent Ayrınç’a suikast planı ile doruğa
çıkan bu süreç çok ilginç görüş ve düşünceleri de beraberinde
getiriyor. Dünyanın herhangi bir demokratik ülkesinde tüm ülkeyi ayağa
kaldıracak ve çok radikal kararlar aldıracak olaylar silsilesini bir kısım
medyada gerekli yorumları verebiliyorken, diğer bir kesimde ortak bir dilde
yaratmış durumda. Bu dil ‘orduyu yıpratmayalım’ deyimini sürekli
vurgulamaktalar. En edebi isimlerle adlandırılmış darbe planları su
yüzüne çıkıyor, yer altından silahlar fışkırıyor, ordu siyasi
demeçlerde bulunuyor, suikast planlı çalışmaları deşifre ediliyor,
devletin hakimi savcısı arama vazifesini yapmak isterken bile engelleniyor ama
bunların karşısında kendini fikirleri ile ülkeye fayda sağlamayı sözde
amaçlayan bir kısım gazeteci ve aydının yarattığı savunma yada
açıklama orduyu yıpratmayalım oluyor! Ne demektir bu? Hukuk yetkisini
uygulamayı versin, arada bir kaç darbede oluversin ülkede, belki birkaç
suikastlar falanda bazı durumlarda gerek görülebilir, Ergenekon tarzı
örgütlere de bazı personeller kayabilir ama yeter ki orduyu yıpratmayın!
Böyle bir durumda kimin kimi ne şekilde yıprattığı gerçekten belli
değimlidir? Ordunun (maalesef) kendi kendini yıprattığını görmek çok mu
mucizevî bir gerçekliktedir? Yada biz zaten asker milletiz dolayısı ile
orduya gerekli gereksiz bir dokunulmazlığı sağlamakla da mükellef miyiz?
Gerçek olan şu ki nasıl demokrasiye şiddetle ihtiyacımız var gerçeğine
gerçekten sorunlarından arınan bir ordu yaratmadan kavuşamayacağız. Bunu
yaratırken hakimlere, savcılara, siyasilere ve eleştirilere gerek bırakmadan
bir an önce yetkili generallerin sağlaması gerek çünkü mensubu
bulundukları orduya ve millete karşı en doğru görevleri özellikle yaşanan
süreçte budur. Güçlü ordu güçlü Türkiye sloganının gerçeğe
dönüşmesi ancak bu şekilde sağlanabilir. Kendi içindeki derin
sıkıntıları ve derinlik heveslisi subaylarını tasviye etmeden, kendi
içindeki eğitim kurumlarında eğittiği subaylara demokrasinin gerçek amaç
ve gerekliliğini veremeden, şeffaflaşmanın devlet sırlarını açığa
çıkarmak demek olmadığı bilincine kendini inandırmadan, kendini siyasetin
seyisi gibi görmeyi terk etmeden ve cumhuriyet tarihinde yaşanan ve kendinden
kaynaklanan darbelerin birer utanç kaynağı olduğu gerçeğini kabullenmeden
ne kendisini nede var olduğu ülkesini hiçbir güce taşıyamaz!
Ordu kimi dönemler ihtiyaç duyduğu modernizasyon ihtiyacını sadece herekli
araç ve silahlarla sınırlı saymamalıdır. Kendi bilincinde de yenileşmeye
ciddi ihtiyacı bulunmaktadır gelişmesinin en büyük gereği budur.
Türkiye’nin her fırsatta övündüğü güçlü ordu konusu yaşanan bu ordu
menşeli sıkıntılarda uluslar arası kamuoyunda da devleti güçsüz
göstermektedir. Yabancı siyasilerin ülkemiz siyasileri ile yaptıkları gerek
toplantılarda gerek basın açıklamalarında bizim siyasilerin yüzünde
ordunun gölgesini görmeleri ya da hala demokratikleşme sancılarımızdan
kıvrandığımızı fark etmeleri bizi utandırmalıdır özelliklede bu
konularda yorum yapan kimi yazarları! çünkü durum ilk baştanda belirttiğim
gibi ‘orduyu yıpratmayalım’ mantığı ile çözülemeyecek kadar gerçek,
ciddi ve gereklidir..
FERHAT BİLGİN -28 yaş- İstanbul- Tarihçi
Yazan:Cengiz Tarih: Ara 29, 2009 | Reply
Bence İlker’i susturan yok. Ama ne desin?
Demek istediklerini dese bugüne kadar dedikleriyle çelişecek.
Bugüne kadar dediği şeyleri dese ‘kabak’ tadı verme ihtimali var.
Bence biraz arada kalmış durumda.
Bu ülkede İlker’i bir tür ikinci (ya da birinci) cumhurbaşkanı gibi gören çok sayıda insan var.
Ama artık böyle görmeyenler de var.
Ortalıkta acaip acaip şeyler de var.
Ne olursa olsun iktidarı bırakmak kolay değil.
Bir zümre, iktidarı teslim etmez kolay kolay.
“Orduyu Yıpratmayalım”
Bunu diyenlerin bence muhatab alınacak bir tarafları yok.
Düşünsenize. “Biz ne yaparsak yapalım, bize ve yandaşlarımıza lütfen dokunmayın” diyemiyor adam, bunu diyor.
Vücutta dolaşan parazitlerin ilacı gördükleri vakit “vücudu yıpratmayalım” demesi türünden bir hezeyan.