İlker Bey neden susuyor?
By Aisha Benghazi on Ara 26, 2009 in Ergenekon Nedir?, darbe, ilker basbug
Savaş gemisinden uzun uzun konuşan İlker Bey son zamanlarda suskun. Kendisine sorulan sorulara cevap vermiyor. Ceylan’ın katili kim? Subaylarımız Ankara’da hırsız-polis oynarken sınırları kim koruyor? Neden zorla askere alınan insanların eline bomba verip patlatıyoruz? Neden darbe planları yapan eşkıyalara ordu maaş veriyor? Neden Bingöl’de öldürülen 33 insanın hesabı sorulmuyor? Neden askerlerimiz internet sitelerini fişliyor? Neden İlker Bey bu orduyu disiplin altına almıyor? Yoksa İlker Beye “sus” diyen birileri mi var?
2 [?]



14 Yorum
Yazan:Gürsel Gürel Tarih: Ara 26, 2009 | Reply
Paşamız soru soranları takmıyor. Soru soranların özel hayatlarını irdeliyelim mi? Soru soranların mesleklerindeki başarıları irdeliyelim mi? Nerelerden finansman desteği aldıklarını, hangi fonlardan yararlandıklarını irdeliyelim mi?
Yazan:MY Tarih: Ara 26, 2009 | Reply
“Soru soranların mesleklerindeki başarıları irdeliyelim mi? Nerelerden finansman desteği aldıklarını, hangi fonlardan yararlandıklarını irdeliyelim mi?”(GG)
Kemalist refleks ne güzel(!) Adam senin verginle darbe yapsin, askeri hapishanede iskence yapsin, sen hesap soranlara hesap sor.
Kemalizm fasizmin Türkçesiymis meger, ne yaptiginla degil ne oldugunla ugrasmakmis
Yazan:Gürsel Gürel Tarih: Ara 26, 2009 | Reply
TSK’ya karşı saldırarak nereye varacaksınız? Senin verginle ülkeyi koruyor, senin verginle PKK ile savaşıyor, senin verginle ülkeyi ayakta tutuyor, sen huzur içinde yaşıyor ve burada oturuyor, yazabiliyorsun. Hem sen ne kadar vergi veriyorsun ki? Belki de hiç vergi vermiyorsun, belki de vergi kaçırıyorsun. Hesaplarını açabilir misin? Var mı cesaretin?
Yazan:MY Tarih: Ara 26, 2009 | Reply
“… Senin verginle ülkeyi koruyor, senin verginle PKK ile savaşıyor, senin verginle ülkeyi ayakta tutuyor, …”(GG)
Gürsel Bey siz her halde askersiniz, benden müsade almadan “sen” demeye basladiniz,
kislada çok durmaktan cemiyet hayatini unutuyor çogu subayda var bu sikinti.
TSK’ya saldiran yok, elestirilmeyen kurumlar yozlasir, elestiri=saldiri zannetmeniz de size ait bir problem.
Savcinin, polisin giremedigi karargâhta ne halt ediyorlar? neden “ayakta tuttuklari” devletten bu kadar korkuyorlar peki?
Yazan:Gürsel Gürel Tarih: Ara 26, 2009 | Reply
Asker değilim, keşke asker olabilseydim. Benim gibi birini askerler askeriyeye almadılar, adam seçmeyi bilmedikleri için. Askerler hakkında hepimizin eleştirileri elbette olacak, olmalıdır da.
Ama yaptıkları işi küçümseyemeyiz. Sen kelimesine takılmayın. Siviller otobüse binemiyorlar, metroya binemiyorlar, birileri inmek istiyor, diğerleri binmek istiyor. Yani sivil hayatı aslında disiplinsiz yapan sivillerin bizzat kendileridir. Sokaklarda kaos var. Trafik habire sıkışıyor. Sebep hep sivillerin eğitimsizliği ve yetersizliği.
Şimdi TSK’yı eleştiriyoruz peki biz eleştirenler olarak eleştirenlerden daha mı iyiyiz, daha mı vasıflıyız?
Biz çocukken spil’in tepelerinde kekik toplardık babam ve kardeşimle. Çok kere yarlardan yuvarlanacak hale geldik. Arkamızda yük yokken, topladığımız otken.
Sırtında 35 kg’lık yük, orda oraya dağlarda savaşan bir TSK var önümüzde. Sağına soluna dönmeyi bilmeyenleri eğiten, pisuvar’a büyük tuvaletini yapanlarla uğraşan…
Siz çok acımasız eleştiriyorsunuz. Okuma yazma öğretilen insanlar oldu yıllardır askeriyede. Benim askerliğimi yaptığım dönemde uğradığım bir haksızlık sizin başınıza gelse direk TSK düşmanı olurdunuz. Kişilerin yaptıkları hataları kurumlara yüklemekten vazgeçmelisiniz.
Ben bunu yapmadım, yapmam da. Sizde yapmayın. Eleştirmek demek yıkmak demek değildir, yapıcı olmayı gerektirir.
Yazan:MY Tarih: Ara 26, 2009 | Reply
Gürsel Bey,
Bu ordu hepimizin ordusu, ülkemizin tek ordusu. ALLAH korusun disaridan bir saldiri gelecek olsa bizi koruyabilecek TEK silahli güç.
Bence erleri ve subaylari ayni kategoriye koyarak hata ediyorsunuz. Erler zorunlu askerlik yapan insanlar. Oysa subaylarin meslegi bu. Kariyer yapiyorlar.
Köyünden gelen gariban verilen emirleri yapiyor. Ama BAZI subaylar darbe planlari yapiyorlar. Bizim silahlarimizla bizim ülkemizi isgal etmeye çalisiyorlar.
Bugün bir hastahane kötü idare edilmis olsa, mesela temizlik aksamis olsa belki 1000 kisi ölür. Hastahanenin bashekimini mahkemeye vermek mi gerekir yoksa saglik bakanligini YIPRATMAYALIM diyerek susmak mi gerekir?
Madenciler öldü biliyorsunuz kisa bir süre önce. Maden isletmesi ve çalisma bakanligi müfettisleri görevlerini yaptilar mi? Bir daha böyle bir kazanin OLMAMASI için ne yapildi? Elestiri yapilmaliydi öncelikle.
Yukarida söylediklerinizi anliyorum ve katiliyorum. Ama bu ANLAYIS ve SAVUNMA amaçli sözler doktorlar, itfayeciler veya çöpçüler için de söylenebilir.
Meselâ Istanbul’un çöpleri bir ay toplanmasa belki 100.000 bin insan ölebilir. Abartiyor muyum? Atina’da yasandi böyle bir durum. Kent çöp daglari altinda kaldi. Italya’da da olmustu. Simdo GOOGLE yapip kafanizi sisirmek istemiyorum.
Ordu elestirilmelidir. Dünyanin bütün ordulari elesirilmelidir.
Ellerinde silah tuttuklari için DAHA SERT elestirilmeleri gerekir. Bir subay hastahane bashekiminden daha saglam sinirlere sahip olmalidir.
Türkiye’nin sorunu genel olarak budur. Rahmetli Özal bile hükümetine yönelik elestirilere “DEVLETi YIPRATMAYIN” diye yanitliyordu. Demirel de yapardi ayni seyi. Büyük hata. Paslanmis bir gemiyi boya sürerek tamir edemezsiniz. çürük parçalari söküp yenilemek gerekir.
Bizim ordumuz ne yazik ki itaat etmeyen isyankâr subaylari barindiriyor ve savunuyor. Bu isyancilari Ilker Basbug kulagindan tutup adalete teslim etmek zorunda. Direndikçe ordumuz yipraniyor ve çok ama çok yazik oluyor.
Yazan:Gürsel Gürel Tarih: Ara 27, 2009 | Reply
Sayın MY,
Subaylar, astsubaylar sizce kimlerdendir? Çoğu köylü çocuğu. Bir inceleyin. Benim babası asker olan, babasına özenen kaba tabiri ile süt çocuğu diyebileceğimiz arkadaşlarım oldu. Askeriyeye girdiler ve çoğu dayanamayıp ayrıldı. Tazminat ödediler. Öncelikle oraya giren her çocuğun bizden olduğunu biliyoruz. Yok mu hiç akrabanız asker olan? Benim var. Son 2 nesildir asker olan tek kişi.
Darbe planı meselesinde ise siz darbe planına ihtiyaç olduğunu mu düşünüyorsunuz? Askerlerin her durum için planları Genelkurmay’da var. Zaman zaman bu planlar güncellenir. Yani darbe planı aslında zaten ellerinde vardır, mevcuttur ve güncelleniyordur emin olun.
Kendilerince darbe planı yapanların planları fos. Bunlara inanmayın. Hayalperest askerler vardır. Günlük tutanlar, yalan yazanlar, yalan söyleyenler her yerde vardır.
Siz TSK’nın darbe yapamayacağını mı sanıyorsunuz? Yapmayın Allah aşkına. 1 günlük iş bu. Sabah kalkarsınız bir bakmışsınız ülke askeri yönetime girmiş. Ama neden darbe yapsın ki? Yani darbe asker için iyi birşey mi? Heyecan mı arıyorlar? Heyecan arayan Musul-Kerkük ile ilgilenir. Başka ilgilenecek çok şey var. Darbe asker içinde sivil içinde sorun demektir. O nedenle darbe çaresizlik içinde yapılır. Ben son 10 yıldır habire darbe lafı duyuyorum ama hala darbe göremedim. Darbe darbe şeklinde bir korku yaratılmak ve bu şekilde TSK kıskaca alınmak isteniyor. Ben size garanti vereyim TSK darbe yapmayacak, yapmaz. Yaparsa zaten yapanlar saftır, yarım akıllıdır. Askerlerde darbelerden dersler aldılar. Çok şeyler öğrendiler. Emin olun.
TSK konusunda bir yanılgınız daha var. TSK ayrı bir sistem gibidir. Hata yapan yargılanır, içeri girer, askeri hapishanede yatar. Biz bilmeyiz, çoğu zaman eşi bile bilmez. Tek bir emirle Tugay komutanının 10 gün hapise attığı Yüzbaşılar gördüm ben. İçeri girerken rütbeler sökülür, er statüsünde içeride herkes ne yapıyorsa sizde aynısını yaparsınız. Çek çek yaparsınız, tuvalet temizlersiniz. Evdeki eşi zanneder ki göreve gitti.
Bana diyeceksiniz ki nereden biliyorsunuz? Ben askerde iken birinden bir yumruk yedim olay disiplin mahkemesi ile kapatılmak istendi, olayı askeri mahkemeye taşıdık. O süreçte Tugayın içindeki kütüphanede askeri mahkeme kararlarını okudum. Neler okudum, neler. Sivil hayatta neler oluyorsa askeri hayatta da benzerleri var. Burada açık açık yazmak istemiyorum ama öyle mahkemeler olmuş ki dumura uğradım.
Ve gerçekten askeri mahkemeler bağımsız. Çok sağlamlar. Acımıyorlar. Aksi taktirde TSK gibi devasa bir kurumu kontrol etmek, düzen ve disiplin altında tutmak imkansız. Elbette sümen altı edilmek istenen şeylerde olmuş. Ama kimse kimseye acımamış, korumamış.
Ben size bir bilgi daha vereyim. Bugün TSK’ya karşı yazılan her yazı artık TSK personelini birbirine daha çok bağlıyor. Eskiden içlerinde olan çekememezlik, çekişme, rütbe yarışı, başarı yarışı yerini bütünleşmeye bıraktı. Daha dikkatliler, daha kontrollüler.
Son sözüm; sivil yargıda askerler görünmüyor diye askeri yargıda cezalandırılmıyor sanmayın. Sadece bazı şeyler aleni olarak yapılmıyor, yapılmaz. Askeri mahkeme kararları ile ilgili kitaplar mevcut. Size en yakın askeri birliğe gidip kütüphanelerinde araştırma yapmak isteyin. İnceleyin, görün, okuyun lütfen.
Yazan:MY Tarih: Ara 27, 2009 | Reply
Gürsel Bey takdir edersiniz ki 600 bin insanin “çalistigi” bu kurum homojen bir yapi degil. Sizin askerlik yaptiginiz yeri, orada çalisanlari izleyerek bir fikir edinmissiniz. Tamam. iyi komutanlar, askeri ssavcilar vardir. olabilir. Ama Kürt kökenli vatandaslarimiza DISKI YEDIRME olayi yasandi bu ülkede. Bunu yapan da TSK mensubuydu. Diyarbakir 5 nolu askeri ceza evinde yine Kürt kökenli insanlara iskence yapildi. Evladini görmeye gelen Kürt kadinlara Türkçe kousmadigi için ziyaret hakki verilmedi. Neredeydi o zaman askerî adalet?
Yine güneydogu’da bir kitapçi dûkkani bombalandi. yapanlar subaydi.
Tabi sadece Kürtler degil mesel. 12 eylülden sonra büyük yikim yasandi bu ülkede. Solcu, komünist vb diyerek onbinlerce insanin canina okudular. Kenan Evren de TSK mensubuydu. Eskiya gibi isgal etti kendi ülkesini. Kitapar yakti, gazeteler kapati, …
“Asker darbe yapmak ister mi, macera ister mi?” diye sormussunuz. Tabi ister. Niye istemesin ki?
Her darbeden sonra bir takim araziler el degistiriyor mesela. Adamlar memleketi soymak
istiyorlar. isgüzar genç subaylarin vatan sevgisini ve halkin korkularini sömürüyorlar.
Simdi yine BAZI üniformali eskiyalar bizleri korkutarak haklarimizi elimizde almaya çalisiyor. Ülkenin gerçek sahibi saniyorlar kendilerini.
Bu korku yoluyla haklarin askiya alinma sürecini su yazida anlatmistim, vakit ayirip okuyabilirseniz bahtiyar olurum:
Onun adı asker, canı neler ister?
http://www.derindusunce.org/2007/04/25/onun-adi-asker-cani-neler-ister/
Saygilar
Yazan:Cengiz Tarih: Ara 27, 2009 | Reply
Gürsel Bey,
Askerin/bürokrasinin şu anki durumu Türk halkının bilgi ve düşünce seviyesini yansıtıyor, hepsi bu. Böyle halka böyle asker/bürokrasi. Haklı olana değil güçlü olana hayran oldukça bu halkın çilesi bitmeyecek. Asker/bürokrasi denilen sınıfın binyıllara dayanan bir iktidarı var. Birçok ülkede halk bu iktidarı kanlı şekilde ele geçirdi. Bizde böyle bir şey olmadı. Halkta iktidar olma gibi istek de yok. Güdülmekten memnun mudur nedir? Öyle olsa gerek. Ben kendi adıma bu gayr-ı meşru iktidara karşı durmaya ne zaman çalıştıysam “halk” tarafından yadırganmış biri olarak yazıyorum bunu. Dikkat ediniz lütfen, kanundan söz etmiyorum. Bu ülkede kanun ile iktidar tamamen karşıt şeylerdir. “Hukuk devleti” hikayesi gerçekten de bir hikaye. Ama bu hikayenin sahipleri bizzat ‘hukuk’ görevlisi olacak olan cühela takımı.
Ben yurtdışında da bulundum. Aradaki farkı görmek için çok imkanım oldu. Askeri sivili yok bunun. Okumayan, cahil ama bir o kadar da saygısız saldırgan bir insan kitlesi içindeyiz. Saygıyı zavallılık ve güçsüzlük olarak algılayan yaratıklarla çevriliyiz.
Kısacası yol uzun. Bir gün okumuş ve insaf kazanmış, güce değil hukuka inanan insanlar bu toplumda çoğunluk olursa asker de bürokrasi de ona göre şekillenmiş olur. Şimdi ondan uzağız.
Yazan:Gürsel Gürel Tarih: Ara 27, 2009 | Reply
Son 5000 yıllık insanlık tarihinde Dünya’da sadece 230 yıl barış içinde geçmiş. 5000 yıllık bu süreçte kaç nesil geçtiğini ve bu nesillerin nasıl şartlandıklarını, düşüncelerinin zaman içinde genlerine nasıl yansıdığını da gözönüne almalıyız.
Savaş olup zafer kazanılınca askeri üniformaya olan ilgi ve hayranlık artıyor. Bu genlerden gelen ve yıllardan beri devam eden bir süreç ve bana göre işin garip yönü bu süreç emir - komuta mantığını geliştiriyor ve genişletiyor insanda.
İnsanoğlunun aslında doğadaki en vahşi, en acımasız varlık olduğunu, o nedenle hayvandan aşağı noktalara indiğini de gözönüne almalıyız.
Evet haksızlıklar, yapılanlar asla doğru değildir. Ama Dünya tarihinde öyle şeyler yapılmıştır ki.
Kurumları bilinçle, bilinçli baskı ile, bilinçli yönlendirme ile doğrulara çekebiliriz. Savaşın savaşı doğurduğunu, insanın en korkunç durumlara nefsindeki hırs afeti ile bilinçsizce atladığını da bilmekteyiz.
Ben düzelmenin veya bilinçli düzelme kararlarının tüm taraflar için çekişme, kavga ve savaş ile gerçekleşeceğine inanmıyorum.
Bir şekilde bu kaostan çıkmalıyız zira herhangi bir tarafın zafer kazanacağına inanmıyorum. Nasıl şu sitede kavga etmeden konuşabiliyorsak kurumlarda konuşmalı, anlaşmalı, birbirlerinin eksiklerini birlikte anlayıp kendi iradeleri ile düzeltmelidirler.
Yazan:ali duman Tarih: Ara 27, 2009 | Reply
Sn. Gürsel Gürel,
pekala yanılıyorsunuz, askerler her daim darbe yapamazlar, yapabilmelerinin koşulları aşağıda çıkarılmıştır. bu koşulların her birisi olmazsa olmazdır.
1. ABD desteği olmadan darbe yapılamaz.
2. Ülke koşulları darbeye hazırlanmadan yapılamaz, bu hazırlık işinin bir numaralı aktörü ise medyadır.
3. Türkiyedeki darbelerin bir tanesi hariç (27 mayıs 1960) tamamı iktidar/hükümet başıyla danışıklı olarak yapılmıştır. Bu darbe ve muhtıraların çoğunun Demirel’in başbakanlığına denk gelmesi tesadüfi değildir, 28 şubat ise Erbakan’a denk getirilmiştir, ben şahsen Hoca’nın da ergenekoncu olduğuna inanmaktayım, zira Hoca, sakallı ve cübbelilere Başbakanlık konutunda iftar yemeği verecek kadar akılsız değildir, darbecilerin işini kolaylaştırmak için bilinçli yapılmıştır. Ergenekonculuğa teşne oluşu ortaya çıkınca da genç kuşak Hoca’dan ayrılarak AKP’yi kurmuştur.
Hoca zamanında medyadının senaryosunu (ali kalkancı, fadime şahin, müslüm gündüz şaklabanlıklarını) bahane edip, tank yürütenler şimdi niye tank yürütemiyorlar, zira karşılarında dik turan bir hükümet var, ayrıca darbeye destek vermeyen ABD var, bunların yanısıra ortamı darbeye hazırlayacak ergenekonda kuyruğunu köşeye sıkıştırmış durumda, hadi yapsınlar darbeyi de görelim, ancak bu şimdilik böyle, bu durum şartların uygun hale getirilmeyeceği anlamına gelmez, ABD’nin darbecilere dönmeyeceği anlamına gelmez.
Türkiyenin yakın geçmişi, bugünümüze de, geleceğe de yeteri kadar ışık tutmaktadır, 1945 yılında oluşturulmaya çalışılan anti-faşist halkçı cepheyi yok eden, tan matbaasını yakan chp, o gün neyse bugün de odur. Ancak ne var ki bugün anti-faşist halkcı cepheyi kurmak isteyen bir irade mevcut değil, oysa faşist ergenekoncu cephe başka türlü alt edilemez, ergenkonu tasfiye etmeye çalışan hükümeti baskı altına alan, faşist ve anti demokratik güçler tarih önünde hesap vereceklerdir.
Demokrasiye inanan aklı selim sol’unda sağ’ında demokrasi mücadelesi için anti-faşist halkcı cepheyi oluşturmaları kaçınılmazdır, 1945′de yaşanan yenilgi bu kez yaşanılmamalı, zira bunun bedeli çok ağır olur, 1945 yenilgisinin arkası sayısız darbeler, muhtıralar, kanlı pazarlar, kanlı 1 mayıslar ve sayısız katliamlarla (malatya, kahramanmaraş, sivaş, çorum vb.) doludur, bu kez ki yenilginin bedeli çok daha ağır olacaktır.
selamlar.
Yazan:çuvaldız Tarih: Ara 28, 2009 | Reply
Dün bir tv kanalında oldukça ilginç bir Türk filmi gözüme takıldı; “Turist Ömer Uzay Yolunda.” Filmin seyrettiğim 10 dakikalık kısmını şu an gözümün önüne geliveren karikatürize edilmiş, bilinen başka bir görüntüyü hatırlatarak ancak özetleyebilirim; elektrik süpürgesinin hortumuna çalı süpürgesi takıp halı süpürmek…
Sonra, Habertürk tv de “3 insan 3 öykü” adında Türk sinemasına hizmet etmiş sanatçılarımızın hayatlarının anlatıldığı bir belgeselin fragmanında Ahmet Mekin’in ”Türk sineması, Anadolu insanına konuşmayı öğretmiştir” dediğini duyunca, filmin oldukça etkilenmiş olduğum bir diyalogunu kendi kendime tekrar ettim;
-Mr.Spak,yaratık (Anadolu insanını temsilen Turist Ömer) üzerindeki araştırmalarınızı tamamladınız mı?
-Kaptan,yaratığın kalbi yok, zeka seviyesini ise ölçemiyorum,beyin yok..
Konuşma öğretilen Anadolu insanı…
Yıl 2008,
Doğuda askerlik yapan bir doktorun anlatmış olduğu askerlik anısından;
Özetle; bir öğretmen olarak Yeşilçam ne ki asker bizim her şeyimizdir; doktorumuz, öğretmenimiz, halkla ilişkiler uzmanımız….”doktor girmeyen eve güneş girer” atasözü misali “devletin giremediği yere bir güneş gibi her derde deva asker girer”
Neden?
Askerin koruyup, kollayarak güvenliğini temin ettiği bir ülkenin topraklarındaki bazı yerlere devletin doktoru, öğretmeni, hakimi, savcısı, siyasetçisi neden gir(E)mesin, gitmek istemesin?
O disiplinine özenilen askerin eğitim aldığı okul hangi devlete bağlı? Bütçesi hangi devlet ve disiplinsiz halk tarafından karşılanıyor?
Alakasız konularda daldan dala atlıyorum ama aklıma nerden geldi birden bilmem ama hiç ABD ye gitmemiş biri de tüm Amerikalı kadınları Marilyn Monroe gibi düşünebilir elbette.
Bir ara Yeşilçam camiasından bazı “emekçiler” feryat ediyorlardı; ”Ey, tv kanalları dizi yapıp milleti eve hapsederek Yeşilçam’a karşı asimetrik psikolojik harekat ay pardon, haksız rekabet yapmayın. Etmeyin, eylemeyin Yeşilçam ve emekçileri sineması can çekişiyor.Bakın televizyonun olmadığı geçmiş zamanlarda ayakkabılarından şampanya içilebilen, sinemaya onca hizmet vermiş sanatçılarımız,emekçilerimiz, figüranlarımız parasızlıktan huzurevlerinde ölüyorlar…vs vs.”
A.Mekin gibi düşünüp ona hak verenler “Biz kötü işler yaptık, konuşmayı öğrettiğimizi düşündüğümüz boynuz, bizim film senaryolarındaki diyalogları çoktan aştı, geçti. Halkın “öğrettiklerine” bakmanın vakti geldi.”demiş olabilirler mi? Bugün 12 salonlu bir sinemanın 10 salonunda yerli film oynadığına göre birileri bunun üzerinde düşünüp, kafa yormuş olmalı!
Hiç üşenmedim şuan vizyonda olan filmleri kontrol ettim.
22 adet yerli film vizyonda,
27 adet de yabancı film vizyonda (6 tanesi animasyon)
Neyse konumuzla hiç alakası olmayan Yeşilçam’ı geçelim.
Ağırlık denince aklıma geliveren önemsiz bir notu daha detay olsun diye ekleyeyim: 1 Milyon dolarlara Bulgaristan’dan Özal tarafından Türkiye’nin reklamı için ithal edildiği söylenen Naim Süleymanoğlu halter sporuna 10 yaşında başlamış. 1988 Seul olimpiyatlarında 9 dünya, 6 olimpiyat rekoru kırdığı ağırlıklar;
60 kg koparmada sırasıyla 145 kg, 150.5 kg, 152.5 kg,
silkmede 175 kg, 188,5 kg, 190 kg,
Sn.Gürsel Gürel,
Yorumunuzda çok acımasız eleştiri yapıldığını söylemiş ve itirazınıza bazı “faydalı hizmet örnekleri” vererek haklı olduğunuzu izah etmeye çalışmışsınız. Ama siz “köysüz okullara kendi elleriyle okul yapan askerler”i ve sizin gibi “disipline olmak” için yanıp tutuşan gönüllü “halk çocuklarının” o silahlı kuvvetlere canıyla, malıyla, mesleki bilgi ve becerileriyle(doktor,öğretmen,vb..) yaptığı katkıyı yazmayı sanırım unutmuşsunuz. Bu “unutuş” da bana maalesef bir zamanlar piyasanın tek hakimi, bildiğini okuyan, eleştirilmeyen, tek taraflı kazandıran Yeşilçam örneğini hatırlattı.
Sn.Aisha B.,
Sizin de aklınıza hep kötü şeyler geliyor.Belki bu bir aşk suskunluğudur!
Okuyucuya özür notu:
Bu yorumu okduğunuzda anlamazsanız eğer kendi ayarlarınızla oynamayın lütfen. Teknik arıza yayından kaynaklanıyor.Turist Ömer Uzayolunda filmi ve Mr.Spak sayesinde yeniden formatlanmış olabirim
Yazan:Gürsel Gürel Tarih: Ara 28, 2009 | Reply
İlker Başbuğ görevden alınabilir.
Yerine Işık Koşaner gelir…
Sonra onu da almak gerekir…
Yerine yine Harb Okulu mezunu biri gelir…
En iyisi harb okullarını kapatmak…
İHL’lelere asker olmak yetkisi tanımak…
Genelkurmak başkanı yapılır bir İHL’li…
Türkiye’de herşey düzelir…
Ne Ergenekon kalır, ne de başka birşey…
İlker Başbuğ görevden alınsa ne olacak ki?
Güç gösterisi bunların hepsi…
En iyisi TSK’nın görevi asayiş olsun, Emniyetin görevi yurt savunması olsun…
Tersine çevirelim görev ve yetkileri…
Veya kapatalım TSK’yı yeni TSK kuralım…
Kaç yılda kurulur bir TSK?
* * *
Bir laf söylerken gerisini, gerisini, gerisini - ilerisini, ilerisini, ilerisini düşünerek söylemek lazım…
Yani çok keskin zeka lazım…
Çok kapsamlı bir akıl, izan lazım…
Olay güç gösterisi ise siviller karargaha girerek güç gösterisi yaptılar…
TSK’da hadi bakalım güç gösterisini yapın diyor…
Mutlu olun diyor…
Bakalım güç gösterisinin sonu nereye varacak…
Hani çocuk bilek güreşi yapar ya baba ile…
Baba masuzdan yenilir…
Çocuk mutlu olur…
Durum aynı…
Hadi bakalım İlker Başbuğ’u görevden alalım…
Yazan:ali duman Tarih: Ara 28, 2009 | Reply
çetin altan hoca söz “enseyi karartmayacağız”, ancak ne varki hocam, size sormak isterim 12 eylül faşizmi öncesi pravaktör ajan/sahte devrimci bir doğu perinçek ile bile başa çıkamamıştık, 12 eylülün kurumsallaştırdığı faşizm ürünü olan milyonlarca doğu perinçek ile nasıl başa çıkabileceğiz?
enseyi karartmayalım.
Türk halkının çoğunluğunun üniversite/yüksekokul diplomalı olmamasına ilk kez seviniyorum, meğerse “milli eğitim” sisteminin bir “beyin yıkama sistemi” olduğunu iddia edenler ne kadarda haklıymışlar, allahtan “işlenmemiş tarla” durumundaki beyinlerimiz çoğunlukta da, ittihatçı ve naziliğe teşne fikirler azınlıkta kalıyor.
halkımın “yıkanmamış beyinli” çoğunluğuna güveniyorum, her şeyin üstesinden gelecektir, öncelikle en başta bu halka “göbeğini kaşıyan ayı” muamelesi çeken ergenekoncu diplomalı aydın bozmaları ile ergenekoncu gazeteci bozmaları nasiplerini alacaklardır, tarihin çöplüğüne atılarak. (tıpkı dyp, dsp, anap gibi)
sn. ilker bey hk.da yorumda bulunmayı hiç anlamlı bulmuyorum, sonuçta ilker bey “hukuka bağlı” bir devlet memuru, niye bu denli tartışılır onu da anlamış değilim. (normal demokrasilerde devletin memuru tartışılmaz, inşallah birgün bizde de tartışılmayacak)
sn. ilker bey ile yakınen ilgili olanlar paşanın postallarını yalamaktan helak ettiler, hatırlatmak isterim ki o postalların parası bizim cebimizden çıkıyor, yalamayı abartmayın, yıpratmayın, devlet malına zarar vermeyin, hem devlet malına zarar vermek suçtur.