Faili meçhul değil artık…
By Ayla Chignardet on Ara 13, 2009 in Adalet, Basın günlüğü, Türk Silahlı Kuvvetleri, vicdan
Diyarbakır’ın Lice İlçesi’nde meydana gelen patlamada yaşamını yitiren 12 yaşındaki Ceylan Önkol, olayıyla ilgili Abalı Jandarma Karakol Komutanı Astsubay Yüksel Şanlıtürk’ün hazırladığı fezlekede çarpıcı ifadeler yeraldı. Fezlekede, patlamanın gerçekleştiği bölgedeki köy ve mezraların teröre müzahir insanlardan oluştuğu iddia edilerek, “Normal olarak bölge insanın genel eğiliminin her türlü konunun terör olayı olarak istismar edilmesi ve devletten her halükarda tazminat ve para almaya çalışıldığının bilinen bir gerçektir” denildi.
OLAYDA ŞÜPHELİ KİMSE YOK!
Şüpheliler kısmına ‘yoktur’ yazılan fezlekede, Ceylan’ın ailesinden bir kişinin PKK’nın dağ kadrosunda olduğu iddia edilerek bu duruma özellikle dikkat çekildi. Fezlekede Astsubay Şanlıtürk olayın PKK’nın tuzaklama yöntemi olduğunu ileri sürerek “Netice olarak Ceylan Önkol adlı vatandaşın ölmesinin bölücü terör örgütü mensuplarınca tuzaklamış bir madde veye malzemenin bilinçli veya istem dışı bir davranış ile patlamasının sonucu gerçekleşmiş olduğu kanati oluşmuştur” denildi.
1 [?]



7 Yorum
Yazan:beytullah emrah Tarih: Ara 13, 2009 | Reply
ayıptır, günahtır, zulümdür! bu lanet militarist zihniyet hayatımızı daha ne kadar karartacak? geleceğimizi, yavrularımızı bu karanlık daha kaç defa yutacak? demek ki yıllardır birçok olayın üzerini böyle örtbas etmişler.
hükümet ise halen “kör, sağır ve dilsiz” bu konuda…
ne ceylan’ı ne medya örnek’i ne de ece nur özel’i biliyorlar!
bir de samimiyetlerine neden güvenilmediğini sorup duruyorlar. ceylan’ın gözlerine baksınlar, cevabı bulacaklardır…
Yazan:eg Tarih: Ara 13, 2009 | Reply
ceylan’ın ölümünden hemen sonra yazmıştım alağıdaki yazıyı…şimdi bakıyorum da medyaya, hiç değişiklik yok…ceylan, unutulmaya yazgılı güllerinden bu dünyanın…ama unutulanın sahibi Allah’tır bunu unutmadan!
********************
Önemli bulduğum bazı olaylar olduğunda genelde o olayın ardından gelen birkaç gün televizyonların haber bültenlerini izlerim. Bu bültenlerin, olayda haber değeri görmesi ya da görmemesi; eğer gördüyse o olaya karşı tavır ve duruşları, zihnimde bazı imgeler oluşturur. Birkaç gün önce bu ülkede ısrarlı çabalarla görmemek durumunda bırakıldığımız bir olay daha oldu. 14 yaşındaki Ceylan Önkol sürüsünü otlatırken “nereden geldiği belli olmayan” bir havan topuyla öldürüldü. O günden bu yana bu haberi duymak için özellikle haber bültenlerini takip ediyorum. Ya bir şekilde kaçırdım, ya da bu olayda, saatlerce verdikleri Cem Garipoğlu’nun yakalanması haberi kadar bir haber değeri görmediler. Gazeteleri takip ediyorum; eften püften konularda kocaman son dakika haberleri yapan gazetelerin, internet edisyonlarının hemen hepsi bu haberi atlamıştı nedense!
Peki, nedendi bu sistemli, toplu unutuş hali? “Yavrumun parçalarını eteklerime topladım” diyen bir annenin feryadı, acısı neden medyada yankı bulmadı? Olaydan sonra devletin savcısının, hâkiminin incelemeye bile gitmediğini öğreniyorum Taraf’taki haberden. Küçücük bir çocuk paramparça ediliyor ve bu olay bir haber değeri bile taşımıyor benim, artık vicdanımın isyan ettiği ülkemde! Bunun sebebi vicdanlarımızı parçalamamızda bence. Vicdan parçalanınca, seçici bir körlükle, görmek istemediğimiz acıları perdeliyoruz besbelli!
Aydınıyla, gazetecisiyle nasıl bir hale geldik ki, küçücük çocukların bile ölülerini “bu bizden, bu onlardan” diyerek ayırabiliyoruz. Hiç mi canımız yanmıyor, güzelim çocuk neşesiyle evden çıkıp da annesinin eteklerinde parçalar halinde eve dönen bir çocuğun trajedisine? İsyan ediyorum her gün değişik televizyon kanallarında açılım, demokrasi, özgürlük diyenlerin gazetelerindeki bu ölüm sessizliğine… Hemen hemen basın organlarının tümünün, adeta tek bir beyinden yönetiliyor gibi uyguladığı sessizlikten tiksinmenin zamanı ne zaman gelecek?
Günlerdir kalbim sıkışıyor bu kızcağızı düşündükçe… Aklıma, canımdan çok sevdiğim yeğenlerim geliyor; kıllarına zarar gelmesin diye canımı verebileceğim, gözümden sakındığım yeğenlerim… Sonra bu kadar ucuz, bu kadar can yakıcı bir şekilde göçüveren Ceylan… Bir annenin çocuğunu bu şekilde bulması, nasıl bir acıdır?
Çocuklarını öldüren ya da bu şekilde öldürülmekten koruyamayan bir ülkeye göğsümüzü gere gere nasıl “benim ülkem” diyebilir bir insan bilmiyorum. Çocukların bu kadar ucuz öldürüldüğü bir ülkede, bu habere bile sessiz kalabilen medyaya nasıl güvenebilir insan bir daha?
Çocuk öldü mü güneş
Simsiyah görünür gözüne
Elinde bir ip nereye
Bilmez bağlayacağını anne
Kaçar herkesten
Durmaz bir yerde
Anne ölünce çocuk
Çocuk ölünce anne
Kaç gecedir o anneyi düşünüyorum. Sezai Karakoç’un bir şair acısıyla anlattığı, çocuğu ölen annenin dramının bin katını yaşıyordur o anne şimdi. Çocuğunun parçalarını toplamaya çalışan bir anne… Soruyorum şimdi soğuk politik analizlerle, Kürt açılımı olsun ya da olmasınları tartışanlara… Soruyorum sizin onca söylediğiniz söz, onca teorik analizleriniz kaç para eder yüreği, ciğeri yanan bu anneye? Kaç para eder “devletine güven, inan” sözleri bu annenin zihninde? Kaç para edersiniz, “büyük resim”e bakarken en küçük resmi, yani bir çocukla bir annenin birbirine sıkı sıkıya bağlı yüreklerini bir havan topuyla ayırmanın acısını yüreğinizde duyamıyorsanız.
Açılım mı yapacağız, alın size açılım! Uğur Kaymaz’ın yüreklerimizi yakan öldürülüşünü unutamamışken, bir güzel Ceylan daha sonsuz acılar bırakarak bizleri kendi çukurumuzla baş başa bıraktı. Açılım istiyorsanız kocaman bir “DUR” deyin artık vicdansızlığın her türlüsüne. Politik duruşlar, büyük resimler, engellemesin bir ananın parçalanmış yavrusunun acısının azıcığını hiç olmazsa hissetmemizi. Açılım mı istiyoruz, başkasından bir şey beklemekle değil, ilk olarak kendi kalbimizi, vicdanımızı açmakla olacak şeydir bu açılım. Soğuk sözlerin, ağlayamayan gözlerin harcı değil yani!
Devlet dersinde öldürdüğümüz onca çocuğumuzun acısını tek tek yüreklerimizde hissetmeden neyi nereye açacağız hiç düşündük mü? Vicdanımızı parçalı yaparak olacak iş midir açılım? Vicdan; insanlar, dinler, ideolojiler, fikirler arasında ayrım yapmadan geldiği kaynağa işaret edercesine bütün olarak kalırsa ancak vicdandır. Vicdan, her şeyden önce kendisini, çocuğunu, yakınını “öteki”nin yerine koyabilmeyi becerebildiği oranda vicdandır. Bir bütünün acısını hisseder gibi, kimsenin acısının kendi acısından ayrı olmadığını hissettiği oranda vicdandır. Çocuklar arasında ayrım yapmadığı oranda vicdandır.
Bugün, basının ya da kahir ekseriyetiyle devlet mensuplarının bu vicdana sahip olduğuna yemin edebilecek kaç kişi çıkar acaba bu ülkede? Bu kızcağızın evine hiç olmazsa taziyeye gitmek için ne bekledi devlet görevlileri? Büyük yerden bir onay mı? Onay almak için vicdanını değil de, konjonktürel büyüklerin işaretini bekleyen devlet mensuplarıyla mı olacaktır bu açılım?
Bir Müslüman olarak şimdi dindaşlarıma soruyorum: Asr Sûresi’nde “Asra yemin olsun ki, insan hiç şüphesiz hüsrandadır. Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, birbirlerine gerçeği tavsiye edenler ve sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır” ayetlerinde, ilk iki ayetteki hüsrandan kurtulup, son ayetteki istisnaya dâhil olabildiğimizi düşünebilir miyiz, bu kadar gözümüzün önündeki bir zulme sessiz kalırsak. Ya da tam tersi, Mâûn Sûresi’nde tanımlanan, dini yalanlayan; yani yetimi itip kakan, yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen ama sadece gösteriş yapanlardan mı oluruz? Bir Müslüman ağlayamıyorsa, masumun acısıyla hemhal olamıyorsa, gerçekten Müslüman kalabilir mi, hepimizin sorması gereken hakiki soru budur bugünlerde bence.
Bir havan mermisiyle paramparça edilen bir küçücük fidanın ölümü, yapan kim olursa olsun artık bu tür ölümlerin olabildiği ortama dur dememizi gerektirmez mi? Dur demek de her şeyden önce canımızın ta içinden gelen bir sızıya yol vermekle olmaz mı? Bırakın sızılarımız kanasın bu gece Ceylan’ın acısıyla hemhal olarak. Bırakın gözyaşlarınız boşalsın usul usul. Bırakın kendinizi hayatınızda bir kere dahi olsa… Bırakın politik, ideolojik, ekonomik hesapları ve büyük resimlerin içinde kör olmayı; küçücük Ceylan’ın, ceylan ürkekliğinde yüreğini düşünelim ve gelin hiç olmazsa hep birlikte bir “ağlama açılımı” yapalım. Bundan başka tür bir açılım, yani vicdandan kaynaklanmayan bir açılım, zaten baştan başarısız olacak demektir. Hadi gelin bu gece hep birlikte Ceylan için ağlayalım ve dua edelim. İnanın bir sonraki sabah tüm sabahlardan daha farklı bir sabah olacaktır.
Yazan:ali duman Tarih: Ara 14, 2009 | Reply
“ve cellat uyandı yatağında bir gece
tanrım dedi bu ne zor bilmece
öldükçe çoğalıyor adamlar
ben tükenmekteyim öldürdükçe”
Yazan:cb Tarih: Ara 14, 2009 | Reply
Öldürülmüş bir Kürt çocuğum.
Yüzlercesinden,bir tanesi.
Vatanının yetimi,
toprağının öksüzü.
Toprağım,
avuçlarıma sıkıştırdığım
bir pembe erguvan.
Mevsim her daim…
Gülüyorsun,
sanki hiç ağlamadın.
Oysa ki
ben ağlamadım.
Dil bilmem,
konuşmayı hiç.
Öyleyse biraz anlatayım;
Doğu’dan paslanmış ışıltılarız,
15′i bulmaz yaşlarımız…
Dil bilmeyiz,
konuşmayı hiç.
Çiçek sandığımız renkler,
en çok karanfil.
Kanmış,kokan.
Hakan,Abdulsamet,Ceylan…
Değişir
Adlarımız,yaşımız.
Değişir belki,
sonramızdan umutlarımız.
Vuruldum,
çatırdayan kemiklerimden çok.
Vuruldum,
katilim sayıldığından çok.
Gözlerine gözlerimi diktiğim de,
yüzlercesinden bir tanesi.
En çok,
vuruldum.
Kısacık ömrümde,
en çok,
vuruldum.
23.10.09 istanbul
Yazan:özlem Tarih: Ara 14, 2009 | Reply
vurulmuşum
dağların kuytuluk bir boğazında
vakitlerden bir sabah namazında
yatarım
kanlı, upuzun…
vurulmuşum
düşüm, gecelerden kara
bir hayra yoranım çıkmaz
canım alırlar ecelsiz
sığdıramam kitaplara
şifre buyurmuş bir paşa
vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız
…
(ahmet arif)
Yazan:MY Tarih: Ara 14, 2009 | Reply
Bu bir zulümdür.
Ceylan’a ve ailesine büyük kötülük yapildi. Türkiye’ye de büyük kötülük yapildi. Adaleti yerine getirmekte geciken, bunu görüp de susan insanlari kiniyorum. “Zaten bölge halki söyledir, böyledir…” diye apaçik irkçilik yapilmis.
Bu gecikmeler bize ne yazik ki yeni cinayetler getiriyor. Hirant Dink cinayetinin üzerine gerektigi gibi gidilseydi ne çok sey önlenebilirdi…
Yazan:beytullah emrah Tarih: Ara 16, 2009 | Reply
“Tuji yek gül, yek çiçek bu Ceylananım”
(Sende bir gül, bir çiçektin Ceylanım)
Ceylan’ın annesi Saliha Önkol’un, kızının mezar taşını okşayarak okuduğu Kürtçe ağıttan…