<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Din ve Vicdan Özgürlüğü II yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Sun, 12 Feb 2012 05:35:41 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ’sız Maneviyat : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/#comment-54452</link>
		<dc:creator>Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ’sız Maneviyat : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Aug 2010 21:20:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7639#comment-54452</guid>
		<description>[...] düşmeleri ayrı bir araştırma ve inceleme konusu olabilir.&#8221; (Mehmet Bahadır&#8216;ın Din ve Vicdan Özgürlüğü II adlı makalesinden [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] düşmeleri ayrı bir araştırma ve inceleme konusu olabilir.&#8221; (Mehmet Bahadır&#8216;ın Din ve Vicdan Özgürlüğü II adlı makalesinden [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Bilim ve Teknoloji Neden Avrupa&#8217;da Gelişti? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/#comment-46612</link>
		<dc:creator>Bilim ve Teknoloji Neden Avrupa&#8217;da Gelişti? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 16:00:22 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7639#comment-46612</guid>
		<description>[...] Rönesans dönemi aydınlarının  çoğunluğu dinsiz değillerdi. Onların kavgaları Katolik kilisesinin temsil ettiği din anlayışına ve kiliseye karşı idi. Çünkü kilise neredeyse bütün Avrupa&#8217;da teokratik bir hakimiyet kurmuştu. Hz. İsa&#8217;nın bedenini temsil ettiği ve Ruhul Kudüs&#8217;le desteklendiği iddia edilen kilise yönetimi ve onun başındaki papa yanılmazlığa sahipti ve her bir papanın görüşleri birbirine zıt dahi olsa mutlak doğruları temsil ediyordu. (Bakınız. Din ve Vicdan Özgürlüğü II)  [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Rönesans dönemi aydınlarının  çoğunluğu dinsiz değillerdi. Onların kavgaları Katolik kilisesinin temsil ettiği din anlayışına ve kiliseye karşı idi. Çünkü kilise neredeyse bütün Avrupa&#8217;da teokratik bir hakimiyet kurmuştu. Hz. İsa&#8217;nın bedenini temsil ettiği ve Ruhul Kudüs&#8217;le desteklendiği iddia edilen kilise yönetimi ve onun başındaki papa yanılmazlığa sahipti ve her bir papanın görüşleri birbirine zıt dahi olsa mutlak doğruları temsil ediyordu. (Bakınız. Din ve Vicdan Özgürlüğü II)  [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MB tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/#comment-46504</link>
		<dc:creator>MB</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 20:59:13 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7639#comment-46504</guid>
		<description>Sevgili "bir hristiyan" kardeşim

İlginiz ve alakanız için öncelikle teşekkür ederim.

Hz.İsa Aleyhisselam'ın 2 hadisini alıntı yapmıştım.

&lt;strong&gt;&lt;blockquote&gt;1. “Aranızda en üstün olmak isteyen, sizlere hizmet etmekle yükümlüdür.” 

2. “Kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği görmezsin. Ne zaman kendi gözündeki merteği ortadan kaldırırsan işte o zaman kardeşinin gözündeki çöpü kaldırabilmek üzere oldukça iyi bir görüşe kavuşacaksın.”&lt;/blockquote&gt;&lt;/strong&gt;

İlk hadisin kaynağı; &lt;strong&gt;Matta, 20/23-27.&lt;/strong&gt;
İkinci hadisi ise; &lt;strong&gt;Ahmet Yüksel Özemre'nin "Hazret-i İsa'nın 114 Hadisi"&lt;/strong&gt; adlı eserinden aldım...

Özemre'nin kitabı, geleneksel kültüre ilişkin belirli bir birikim ve bilince sahip okurlarca sanırım sevinçle karşılandı. Hz.İsa ve İncil çevresinde oluşmuş olan birikime de ciddi bir katkı niteliğinde bu çalışma. Bilgilerinize...

muhabbetle...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili &#8220;bir hristiyan&#8221; kardeşim</p>
<p>İlginiz ve alakanız için öncelikle teşekkür ederim.</p>
<p>Hz.İsa Aleyhisselam&#8217;ın 2 hadisini alıntı yapmıştım.</p>
<p><strong><br />
<blockquote>1. “Aranızda en üstün olmak isteyen, sizlere hizmet etmekle yükümlüdür.” </p>
<p>2. “Kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği görmezsin. Ne zaman kendi gözündeki merteği ortadan kaldırırsan işte o zaman kardeşinin gözündeki çöpü kaldırabilmek üzere oldukça iyi bir görüşe kavuşacaksın.”</p></blockquote>
<p></strong></p>
<p>İlk hadisin kaynağı; <strong>Matta, 20/23-27.</strong><br />
İkinci hadisi ise; <strong>Ahmet Yüksel Özemre&#8217;nin &#8220;Hazret-i İsa&#8217;nın 114 Hadisi&#8221;</strong> adlı eserinden aldım&#8230;</p>
<p>Özemre&#8217;nin kitabı, geleneksel kültüre ilişkin belirli bir birikim ve bilince sahip okurlarca sanırım sevinçle karşılandı. Hz.İsa ve İncil çevresinde oluşmuş olan birikime de ciddi bir katkı niteliğinde bu çalışma. Bilgilerinize&#8230;</p>
<p>muhabbetle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>birhristiyan tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/#comment-46487</link>
		<dc:creator>birhristiyan</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 08:52:27 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7639#comment-46487</guid>
		<description>Sayin yazar;

Hz. Isa'nin hadisleri dediginiz hadisler nelerdir? Kaynaginizi aciklayabilir misiniz?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayin yazar;</p>
<p>Hz. Isa&#8217;nin hadisleri dediginiz hadisler nelerdir? Kaynaginizi aciklayabilir misiniz?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Din ve Vicdan Özgürlüğü III : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/#comment-44565</link>
		<dc:creator>Din ve Vicdan Özgürlüğü III : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 15:00:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7639#comment-44565</guid>
		<description>[...] Din ve Vicdan Özgürlüğü II  [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Din ve Vicdan Özgürlüğü II  [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/#comment-42411</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2009 10:25:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7639#comment-42411</guid>
		<description>Ekrem Abi haklisin bu merkezî cemaat organizasyonlari hakkinda. Temennilerine ek olarak bence bir alt gruptan digerine geçis olmali yani birinde baslayan ötekine geçebilmeli ve/veya bilgi akisi olmali aralarinda.

Zaten senin elstirdigin eski düzen daha askerî/endüstriyel bir düzendi. Kanimca bu tür devletler ve firmalarla beraber butür cemaatler de tarihe karisiyor. Bunun yerine network/matix olarak nitelenebilecek cemaatler aliyor. Doktrin zaten Islam'dan yola çikarak kurulmussa bir patron/lider o kadar gerekli degil. Doktrin de evrilmeli zaman içinde. Ama cemmat üyeleri de buna katilmali.

Eger alt gruplar arasinda geçis/etkilesim az olursa RUHBAN SINIFI olusmasi kaçinilmaz. "Kardesim ben bunun mektebini okudum" diyen ilahiyatçi vb kendi dogrularini dayatir yoksa. Gelsin mezhebî taklid, akli iman çengeline asip vicdanini buzdolabina koymak, vs vs</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ekrem Abi haklisin bu merkezî cemaat organizasyonlari hakkinda. Temennilerine ek olarak bence bir alt gruptan digerine geçis olmali yani birinde baslayan ötekine geçebilmeli ve/veya bilgi akisi olmali aralarinda.</p>
<p>Zaten senin elstirdigin eski düzen daha askerî/endüstriyel bir düzendi. Kanimca bu tür devletler ve firmalarla beraber butür cemaatler de tarihe karisiyor. Bunun yerine network/matix olarak nitelenebilecek cemaatler aliyor. Doktrin zaten Islam&#8217;dan yola çikarak kurulmussa bir patron/lider o kadar gerekli degil. Doktrin de evrilmeli zaman içinde. Ama cemmat üyeleri de buna katilmali.</p>
<p>Eger alt gruplar arasinda geçis/etkilesim az olursa RUHBAN SINIFI olusmasi kaçinilmaz. &#8220;Kardesim ben bunun mektebini okudum&#8221; diyen ilahiyatçi vb kendi dogrularini dayatir yoksa. Gelsin mezhebî taklid, akli iman çengeline asip vicdanini buzdolabina koymak, vs vs</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/#comment-42410</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2009 09:46:10 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7639#comment-42410</guid>
		<description>Bu iki yol meselesini kişi bazında değil toplum bazında değerlendirirsek daha doğru olur diye düşünüyorum. Ümmetin bir kısmı siyasetle meşgul olmalı, bir kısmı iman hizmetiyle, bir kısmı şahsi tekamülüyle, bir kısmı ilimle, fenle, teknolojiyle vs. Kişileri istidatları ve ilgileri dışında zorlamak yerine kendi ilgi ve eğilimlerini kendilerinin belirleyebileceği bir ortamı hazırlamak lazım. Şu anda durum pek böyle değil. Hasbelkader bir cemaate giren adam kurallara uymaya zorlanıyor, polit büro gibi despot bir mekanizma işliyor. Gri bölgelere girilmesine değil, adım atılmasına bile fırsat verilmiyor insanların. Bu da insanların seçim özgürlüklerini ve kabiliyetlerinin neşv ü nema bulmasını engelliyor. Adam siyasete meraklıysa o adamı siyasete yönlendireceksin, yoksa "şeytandan ve siyasetten Allah'a sığın kardeşim, biz bu işlere bulaşmamalıyız" filan dersen adamı iç çekişmelerle baş başa bırakırsın. Ya da Mehmet'in verdiği bir örnek vardı ona muhalefet olsun :) Ney üfleyen, hayatında dinginlik arayan, siyasetten nefret eden adamı da bırakacaksın öyle bir yol tutup gidecek. Yani standart bir mükemmel müslüman modeli zorlamamak lazım diye düşünüyorum acizane.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu iki yol meselesini kişi bazında değil toplum bazında değerlendirirsek daha doğru olur diye düşünüyorum. Ümmetin bir kısmı siyasetle meşgul olmalı, bir kısmı iman hizmetiyle, bir kısmı şahsi tekamülüyle, bir kısmı ilimle, fenle, teknolojiyle vs. Kişileri istidatları ve ilgileri dışında zorlamak yerine kendi ilgi ve eğilimlerini kendilerinin belirleyebileceği bir ortamı hazırlamak lazım. Şu anda durum pek böyle değil. Hasbelkader bir cemaate giren adam kurallara uymaya zorlanıyor, polit büro gibi despot bir mekanizma işliyor. Gri bölgelere girilmesine değil, adım atılmasına bile fırsat verilmiyor insanların. Bu da insanların seçim özgürlüklerini ve kabiliyetlerinin neşv ü nema bulmasını engelliyor. Adam siyasete meraklıysa o adamı siyasete yönlendireceksin, yoksa &#8220;şeytandan ve siyasetten Allah&#8217;a sığın kardeşim, biz bu işlere bulaşmamalıyız&#8221; filan dersen adamı iç çekişmelerle baş başa bırakırsın. Ya da Mehmet&#8217;in verdiği bir örnek vardı ona muhalefet olsun <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> Ney üfleyen, hayatında dinginlik arayan, siyasetten nefret eden adamı da bırakacaksın öyle bir yol tutup gidecek. Yani standart bir mükemmel müslüman modeli zorlamamak lazım diye düşünüyorum acizane.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MB tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/#comment-42409</link>
		<dc:creator>MB</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2009 09:24:28 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7639#comment-42409</guid>
		<description>Mehmet Bey

Sizin teşvikleriniz ve destekleriniz olmasa ben böyle bir yazı yazamazdım. Konuya açıklık ve derinlik getiren değerli yorumlarınız için de teşekkür ederim.   

&lt;strong&gt;&lt;blockquote&gt;Bu yaziyi yazarak çok uzun koridorlara açilan bir kapiyi açtin, en az 10 bölüm daha yazman gerekiyor :)&lt;/blockquote&gt;&lt;/strong&gt;

Haklısınız, konu o kadar derin ki hala birşeyler söyleme ihtiyacı duyuyorum. Düşüncelerimi tam olarak ifade edemediğimi, söylenecek daha çok sözlerin olduğunu düşünüyorum. Kırık mızrabımla ancak bu kadar dillendirebildim :)

En güzeli de; yorumlar konuyu derinleştirdikçe, yeni ufuklar, yeni söylemler ve yeni öğretiler ortaya çıkıyor...

Ben de bundan sürekli istifade etmeye çalışıyorum ve sürekli öğreniyorum.

Bu yüzden tekrar teşekkürlerimi iletmek isterim...

Muhabbetle ve hayırlı cumalar...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet Bey</p>
<p>Sizin teşvikleriniz ve destekleriniz olmasa ben böyle bir yazı yazamazdım. Konuya açıklık ve derinlik getiren değerli yorumlarınız için de teşekkür ederim.   </p>
<p><strong><br />
<blockquote>Bu yaziyi yazarak çok uzun koridorlara açilan bir kapiyi açtin, en az 10 bölüm daha yazman gerekiyor <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p></blockquote>
<p></strong></p>
<p>Haklısınız, konu o kadar derin ki hala birşeyler söyleme ihtiyacı duyuyorum. Düşüncelerimi tam olarak ifade edemediğimi, söylenecek daha çok sözlerin olduğunu düşünüyorum. Kırık mızrabımla ancak bu kadar dillendirebildim <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>En güzeli de; yorumlar konuyu derinleştirdikçe, yeni ufuklar, yeni söylemler ve yeni öğretiler ortaya çıkıyor&#8230;</p>
<p>Ben de bundan sürekli istifade etmeye çalışıyorum ve sürekli öğreniyorum.</p>
<p>Bu yüzden tekrar teşekkürlerimi iletmek isterim&#8230;</p>
<p>Muhabbetle ve hayırlı cumalar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MB tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/#comment-42399</link>
		<dc:creator>MB</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 23:21:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7639#comment-42399</guid>
		<description>Sevgili Enver Bey

&lt;strong&gt;&lt;blockquote&gt;bu noktada ortaya konan yol ayrımında yazarın birinci yolu seçtiği, ikinci yolun “engellenmesini” ise meşru bir anlayış olarak gördüğü  anlaşılıyor. sanıyorum bu tür bir anlayışın liberal anlayışlardan bir farkı yok. zira liberaller de dinle ilgili özgürlüklerin tümünü bir birey problemi olarak ele alıp birey bazında çözmeyi amaçlıyorlar. halbuki bizlerin liberalizmin dinle ilgili en büyük sorunu olarak tespit ettiğimiz sorunların başında bu anlayış gelmektedir.&lt;/blockquote&gt;&lt;/strong&gt;  


Enver Bey önemli bir konuya değindiniz. Hassasiyetiniz için teşekkürler..
Liberallerle ilgili tespitleriniz doğrudur. Ancak birinci duruşun liberallizmle ilintili olduğunu düşünmüyorum. &lt;strong&gt;Zira söz konusu birinci duruş, Hz. Hasan’ın başlattığı, bugün ise  Bediüzzaman'ın devam ettirdiği bu çizgi, iktidar talebinde bulunulmaması ve ferdi esas alan iman hizmetidir.&lt;/strong&gt; Evet bu yol zor ve meşekkatli bir yoldur. Uzun solukludur. İğne ile kuyu kazmak gibidir, Sonuçta tercih meselesidir. Ancak birinci duruşun, ikinci duruştan daha emin ve sağlam ve daha kalıcı bir yol olduğu, tarihsel gerçeklerle sabittir diye düşünüyorum. Zira bir binayı inşa ederken üst yapı diye tabir ettiğimiz çatıdan başlamazsınız, öncelikle alt yapının sağlam olması gerektiğine inanıyorum. 

Meâlen, &lt;strong&gt;"Bir kavim (inanç ve zihniyet) planında kendini değiştirmedikçe, Allah da onların (içtimaî, siyasi..) vaziyetlerini değiştirmez"&lt;/strong&gt; âyetinde de İfade olunduğu üzere, zihin ve kalbler değişmedikçe, içtimaî ve siyasî yapının değişmesi mümkün değildir. Bu ayetten, ALT YAPI'nın önemini anlıyorum ben. Darbeler veya devrimlerle bu yapıya belki geçici şekiller verilebilir, aşılar yapılabilir ama, bunlar hiç bir zaman kalıcı olmaz.  

Aslında anlatmak istediğim başka bir şeydi. Bir örnekle anlatayım. 
Toplumu bir ağaca benzettiğimizde, ağacın kökü, toplumun dayandığı inanç ve zihniyet yapısının, yani çekirdeğin zihin ve kalblerde yerleşmiş haline tekabül eder. Ağacın gövdesi ve dalları, toplumda köke göre şekillenmiş hayâtî müesseselerdir. Ve, her çekirdek tabiî olarak kendi meyvesini vereceği için, ağaçta meyveye benzetebileceğimiz siyasî-ictimaî yapı da, kalb ve zihinlerde kökleşmiş çekirdeğin türünden olacaktır. 
 
İşte, 19. asırla 20. asrın iik çeyreğinde İslâm ağacı, meyveleri dökülmüş, dalları kırılmış, gövdesi kurumaya yüz tutmuş, kökleri ise, zihin ve kalb topraklarından adeta sökülmekle burun buruna gelmiş durumdaydı. Böyle bir vaziyette meyveyi tamire çalışmak, hattâ köklerinden sarsılan bir ağaçtan taptaze meyveler beklemek belki abes olurdu ama, ne var ki, İslamı alem hep meyveyle meşguldü.  

Bu demek değil ki; dindarlar siyasetten elini çeksin. Kabuklarına çekilsin. Yazı da da belirtmiştim. Zira İslam'ın siyasetle ilgili alanlarda da talepleri, emir ve yasakları  vardır... 

Sonuç olarak Yobaz laiklerin ve liberallerin sevdiği dini savunmadığımı belirtmeliyim:)

Belki de, çözüm Mehmet Yılmaz Bey'in dediği gibi grilere yönelebilecek cesareti gösterebilmek Allahu alem...

&lt;strong&gt;&lt;blockquote&gt;bu yorumumdan ikincisine öncelik verdiğim anlaşılmasın. ancak islam dininin bütün dinler gibi bir cemaaet içinde şekillendiği, toplumsal iktidara ve siyasete nüfuz etmek yoluyla müslümanların kendi ferdi veya cemaat haklarını garantiye alma hakları vardır. eğer ilk yorumdaki gibi sorunu bir birey sorunu olarak öne sürerseniz zaten mevcut liberal demokrasilerden bir farkınız kalmaz. ancak liberal demokrasilerin gerçek demokrasiler olmadığını iddia etmemizin ana kriterlerinden birisi bu anlayıştır zaten. siyaset, iktidar, devlet vs…bunların yönetilmesinde ve cemaat ya da bireylerle ilişkisinde sadece bireysel anlayışlar öne çıkamaz. cemaatlerin de hakları ve talepleri dikkate alınmalıdır. zaten bışak sırtı nokta da da burada başlamaktadır…&lt;/blockquote&gt;&lt;/strong&gt;

Noktası virgülüne kadar katılıyorum....

Sevgilerimle...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Enver Bey</p>
<p><strong><br />
<blockquote>bu noktada ortaya konan yol ayrımında yazarın birinci yolu seçtiği, ikinci yolun “engellenmesini” ise meşru bir anlayış olarak gördüğü  anlaşılıyor. sanıyorum bu tür bir anlayışın liberal anlayışlardan bir farkı yok. zira liberaller de dinle ilgili özgürlüklerin tümünü bir birey problemi olarak ele alıp birey bazında çözmeyi amaçlıyorlar. halbuki bizlerin liberalizmin dinle ilgili en büyük sorunu olarak tespit ettiğimiz sorunların başında bu anlayış gelmektedir.</p></blockquote>
<p></strong>  </p>
<p>Enver Bey önemli bir konuya değindiniz. Hassasiyetiniz için teşekkürler..<br />
Liberallerle ilgili tespitleriniz doğrudur. Ancak birinci duruşun liberallizmle ilintili olduğunu düşünmüyorum. <strong>Zira söz konusu birinci duruş, Hz. Hasan’ın başlattığı, bugün ise  Bediüzzaman&#8217;ın devam ettirdiği bu çizgi, iktidar talebinde bulunulmaması ve ferdi esas alan iman hizmetidir.</strong> Evet bu yol zor ve meşekkatli bir yoldur. Uzun solukludur. İğne ile kuyu kazmak gibidir, Sonuçta tercih meselesidir. Ancak birinci duruşun, ikinci duruştan daha emin ve sağlam ve daha kalıcı bir yol olduğu, tarihsel gerçeklerle sabittir diye düşünüyorum. Zira bir binayı inşa ederken üst yapı diye tabir ettiğimiz çatıdan başlamazsınız, öncelikle alt yapının sağlam olması gerektiğine inanıyorum. </p>
<p>Meâlen, <strong>&#8220;Bir kavim (inanç ve zihniyet) planında kendini değiştirmedikçe, Allah da onların (içtimaî, siyasi..) vaziyetlerini değiştirmez&#8221;</strong> âyetinde de İfade olunduğu üzere, zihin ve kalbler değişmedikçe, içtimaî ve siyasî yapının değişmesi mümkün değildir. Bu ayetten, ALT YAPI&#8217;nın önemini anlıyorum ben. Darbeler veya devrimlerle bu yapıya belki geçici şekiller verilebilir, aşılar yapılabilir ama, bunlar hiç bir zaman kalıcı olmaz.  </p>
<p>Aslında anlatmak istediğim başka bir şeydi. Bir örnekle anlatayım.<br />
Toplumu bir ağaca benzettiğimizde, ağacın kökü, toplumun dayandığı inanç ve zihniyet yapısının, yani çekirdeğin zihin ve kalblerde yerleşmiş haline tekabül eder. Ağacın gövdesi ve dalları, toplumda köke göre şekillenmiş hayâtî müesseselerdir. Ve, her çekirdek tabiî olarak kendi meyvesini vereceği için, ağaçta meyveye benzetebileceğimiz siyasî-ictimaî yapı da, kalb ve zihinlerde kökleşmiş çekirdeğin türünden olacaktır. </p>
<p>İşte, 19. asırla 20. asrın iik çeyreğinde İslâm ağacı, meyveleri dökülmüş, dalları kırılmış, gövdesi kurumaya yüz tutmuş, kökleri ise, zihin ve kalb topraklarından adeta sökülmekle burun buruna gelmiş durumdaydı. Böyle bir vaziyette meyveyi tamire çalışmak, hattâ köklerinden sarsılan bir ağaçtan taptaze meyveler beklemek belki abes olurdu ama, ne var ki, İslamı alem hep meyveyle meşguldü.  </p>
<p>Bu demek değil ki; dindarlar siyasetten elini çeksin. Kabuklarına çekilsin. Yazı da da belirtmiştim. Zira İslam&#8217;ın siyasetle ilgili alanlarda da talepleri, emir ve yasakları  vardır&#8230; </p>
<p>Sonuç olarak Yobaz laiklerin ve liberallerin sevdiği dini savunmadığımı belirtmeliyim:)</p>
<p>Belki de, çözüm Mehmet Yılmaz Bey&#8217;in dediği gibi grilere yönelebilecek cesareti gösterebilmek Allahu alem&#8230;</p>
<p><strong><br />
<blockquote>bu yorumumdan ikincisine öncelik verdiğim anlaşılmasın. ancak islam dininin bütün dinler gibi bir cemaaet içinde şekillendiği, toplumsal iktidara ve siyasete nüfuz etmek yoluyla müslümanların kendi ferdi veya cemaat haklarını garantiye alma hakları vardır. eğer ilk yorumdaki gibi sorunu bir birey sorunu olarak öne sürerseniz zaten mevcut liberal demokrasilerden bir farkınız kalmaz. ancak liberal demokrasilerin gerçek demokrasiler olmadığını iddia etmemizin ana kriterlerinden birisi bu anlayıştır zaten. siyaset, iktidar, devlet vs…bunların yönetilmesinde ve cemaat ya da bireylerle ilişkisinde sadece bireysel anlayışlar öne çıkamaz. cemaatlerin de hakları ve talepleri dikkate alınmalıdır. zaten bışak sırtı nokta da da burada başlamaktadır…</p></blockquote>
<p></strong></p>
<p>Noktası virgülüne kadar katılıyorum&#8230;.</p>
<p>Sevgilerimle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/#comment-42395</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 21:10:19 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7639#comment-42395</guid>
		<description>Sonuç bölümü ve Enver'in itirazi aslinda çok önemli bir noktaya çekiyor dikkati, kanimca iki yoldan birini seçmek yerine grilere yönelecek cesareti göstermek lâzim:

1) Yobaz laiklerin ve liberallerin sevdigi din: Kisisel, bireysel, kokmayan ve bulasmayan. (MB'nin bunu savundugunu sanmiyorum, birey yerine KUL demeyi tercih edecegini tahmin ediyorum)

2) totaliter Islam daha dogrusu degisik versiyonlariyla Islamcilik&lt;strong&gt;LAR&lt;/strong&gt;: Suudi Arabistan, Iran, ... Dogmatik olarak Siizm (sia degil) ve Vahabizm farkli olsalar da ayni kapiya çikiyorlar. Hatta DOGRU-YANLIS ayrimi halk adina devlet eliyle yapildigi için Kemalizm, stalinizm veya Nazizm'e bile benziyorlar evrildikçe.

Bunlarin her ikisinin de Islam'in özüne aykiri oldugunu düsünüyorum. Insan'in birey-alti dünyasini göz önüne alan yeni bir rejim üretilmeli. &lt;a href="http://www.derindusunce.org/2009/07/28/fahiselik-sehitlik-ve-ozgurluk/" rel="nofollow"&gt;Fahiselik, sehitlik ve özgürlük isimli yazida &lt;/a&gt;bu birey-alti dünyaya bakisimi anlatmistim.

Aksi takdirde "Islamci" ya da dini hassasiyeti olanlarin "ötekilere" söyleyecek sözü kalmaz. Eskiden oldugu karsilikli dayatmacilik oynariz.

Teknoloinin ilerlemesi iyi ve kötü olan herseyi bize yaklastirdi hatta evimizin içine soktu. Bu sebeple dünyanin bugünkü haline uygun rejimler üretilmeli.

Enver'in hassasiyet gösterdigi gibi bence de pozitivist tabanli ideolojiler (meselâ liberalizm) çözüm olamaz. Ama bunlari &lt;strong&gt;"iSTEMEZÜK"&lt;/strong&gt; diye elimizin tersiyle itmek de çözüm degil.

Tamam, domuz sana yasak ama koyun nerede? keçi nerede? :))

Doga bosluk sevmez, hepimiz bindik batinin alametine, gidiyoruz kiyamete!</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sonuç bölümü ve Enver&#8217;in itirazi aslinda çok önemli bir noktaya çekiyor dikkati, kanimca iki yoldan birini seçmek yerine grilere yönelecek cesareti göstermek lâzim:</p>
<p>1) Yobaz laiklerin ve liberallerin sevdigi din: Kisisel, bireysel, kokmayan ve bulasmayan. (MB&#8217;nin bunu savundugunu sanmiyorum, birey yerine KUL demeyi tercih edecegini tahmin ediyorum)</p>
<p>2) totaliter Islam daha dogrusu degisik versiyonlariyla Islamcilik<strong>LAR</strong>: Suudi Arabistan, Iran, &#8230; Dogmatik olarak Siizm (sia degil) ve Vahabizm farkli olsalar da ayni kapiya çikiyorlar. Hatta DOGRU-YANLIS ayrimi halk adina devlet eliyle yapildigi için Kemalizm, stalinizm veya Nazizm&#8217;e bile benziyorlar evrildikçe.</p>
<p>Bunlarin her ikisinin de Islam&#8217;in özüne aykiri oldugunu düsünüyorum. Insan&#8217;in birey-alti dünyasini göz önüne alan yeni bir rejim üretilmeli. <a href="http://www.derindusunce.org/2009/07/28/fahiselik-sehitlik-ve-ozgurluk/" rel="nofollow">Fahiselik, sehitlik ve özgürlük isimli yazida </a>bu birey-alti dünyaya bakisimi anlatmistim.</p>
<p>Aksi takdirde &#8220;Islamci&#8221; ya da dini hassasiyeti olanlarin &#8220;ötekilere&#8221; söyleyecek sözü kalmaz. Eskiden oldugu karsilikli dayatmacilik oynariz.</p>
<p>Teknoloinin ilerlemesi iyi ve kötü olan herseyi bize yaklastirdi hatta evimizin içine soktu. Bu sebeple dünyanin bugünkü haline uygun rejimler üretilmeli.</p>
<p>Enver&#8217;in hassasiyet gösterdigi gibi bence de pozitivist tabanli ideolojiler (meselâ liberalizm) çözüm olamaz. Ama bunlari <strong>&#8220;iSTEMEZÜK&#8221;</strong> diye elimizin tersiyle itmek de çözüm degil.</p>
<p>Tamam, domuz sana yasak ama koyun nerede? keçi nerede? :))</p>
<p>Doga bosluk sevmez, hepimiz bindik batinin alametine, gidiyoruz kiyamete!</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/#comment-42358</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 09:22:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7639#comment-42358</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;"Bu durumda “Dinin siyasete karışması  noktasında bıçak sırtı denen hassas denge nasıl olmalıdır?”  Sorusu akıllara gelebilir. Şahsi kanaatim; tarihsel süreçler ve yaşanan tecrübeler iki duruşu karşımıza çıkarmaktadır. Birincisi; ferdi esas alarak, sadece insan odaklı, din adına iktidar talebinde bulunMAyan anlayış, ikincisi ise; iktidarı ve gücü ele geçirmeye dönük, din adına siyaseti önceleyen algılama biçimidir ki; bu duruş (iyi niyetli dahi olsa) insanoğluna çok cefalar çektirmiştir."  &lt;/blockquote&gt;

bu noktada ortaya konan yol ayrımında yazarın birinci yolu seçtiği, ikinci yolun "engellenmesini" ise meşru bir anlayış olarak gördüğü anlaşılıyor. sanıyorum bu tür bir anlayışın liberal anlayışlardan bir farkı yok. zira liberaller de dinle ilgili özgürlüklerin tümünü bir birey problemi olarak ele alıp birey bazında çözmeyi amaçlıyorlar. halbuki bizlerin liberalizmin dinle ilgili en büyük sorunu olarak tespit ettiğimiz sorunların başında bu anlayış gelmektedir. 

bu yorumumdan ikincisine öncelik verdiğim anlaşılmasın. ancak islam dininin bütün dinler gibi bir cemaaet içinde şekillendiği, toplumsal iktidara ve siyasete nüfuz etmek yoluyla müslümanların kendi ferdi veya cemaat haklarını garantiye alma hakları vardır. eğer ilk yorumdaki gibi sorunu bir birey sorunu olarak öne sürerseniz zaten mevcut liberal demokrasilerden bir farkınız kalmaz. ancak liberal demokrasilerin gerçek demokrasiler olmadığını iddia etmemizin ana kriterlerinden birisi bu anlayıştır zaten. siyaset, iktidar, devlet vs...bunların yönetilmesinde ve cemaat ya da bireylerle ilişkisinde sadece bireysel anlayışlar öne çıkamaz. cemaatlerin de hakları ve talepleri dikkate alınmalıdır. zaten bışak sırtı nokta da da burada başlamaktadır...

mehmet kardeşimin verdiği tarihi bilgiler ve gösterdiği emek için kendisine teşekkür ederim. ancak sonuç bölümünde çözüm önerileri zaten liberal demokrasinin çözüm önerileri ve bugün batının dinle ilgili şaşılığının da ana kaynaklarını oluşturan anlayışları gösteriyor. ve ben sonuç bölümündeki çözüm önerilerine hiç katılmadığımı söylemekle yetineyim şimdilik...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>&#8220;Bu durumda “Dinin siyasete karışması  noktasında bıçak sırtı denen hassas denge nasıl olmalıdır?”  Sorusu akıllara gelebilir. Şahsi kanaatim; tarihsel süreçler ve yaşanan tecrübeler iki duruşu karşımıza çıkarmaktadır. Birincisi; ferdi esas alarak, sadece insan odaklı, din adına iktidar talebinde bulunMAyan anlayış, ikincisi ise; iktidarı ve gücü ele geçirmeye dönük, din adına siyaseti önceleyen algılama biçimidir ki; bu duruş (iyi niyetli dahi olsa) insanoğluna çok cefalar çektirmiştir.&#8221;  </p></blockquote>
<p>bu noktada ortaya konan yol ayrımında yazarın birinci yolu seçtiği, ikinci yolun &#8220;engellenmesini&#8221; ise meşru bir anlayış olarak gördüğü anlaşılıyor. sanıyorum bu tür bir anlayışın liberal anlayışlardan bir farkı yok. zira liberaller de dinle ilgili özgürlüklerin tümünü bir birey problemi olarak ele alıp birey bazında çözmeyi amaçlıyorlar. halbuki bizlerin liberalizmin dinle ilgili en büyük sorunu olarak tespit ettiğimiz sorunların başında bu anlayış gelmektedir. </p>
<p>bu yorumumdan ikincisine öncelik verdiğim anlaşılmasın. ancak islam dininin bütün dinler gibi bir cemaaet içinde şekillendiği, toplumsal iktidara ve siyasete nüfuz etmek yoluyla müslümanların kendi ferdi veya cemaat haklarını garantiye alma hakları vardır. eğer ilk yorumdaki gibi sorunu bir birey sorunu olarak öne sürerseniz zaten mevcut liberal demokrasilerden bir farkınız kalmaz. ancak liberal demokrasilerin gerçek demokrasiler olmadığını iddia etmemizin ana kriterlerinden birisi bu anlayıştır zaten. siyaset, iktidar, devlet vs&#8230;bunların yönetilmesinde ve cemaat ya da bireylerle ilişkisinde sadece bireysel anlayışlar öne çıkamaz. cemaatlerin de hakları ve talepleri dikkate alınmalıdır. zaten bışak sırtı nokta da da burada başlamaktadır&#8230;</p>
<p>mehmet kardeşimin verdiği tarihi bilgiler ve gösterdiği emek için kendisine teşekkür ederim. ancak sonuç bölümünde çözüm önerileri zaten liberal demokrasinin çözüm önerileri ve bugün batının dinle ilgili şaşılığının da ana kaynaklarını oluşturan anlayışları gösteriyor. ve ben sonuç bölümündeki çözüm önerilerine hiç katılmadığımı söylemekle yetineyim şimdilik&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/#comment-42357</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 08:52:26 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7639#comment-42357</guid>
		<description>Ellerine saglik Mehmet Kardesim,

Bastan sona bilgi dolu ve keyifle okunan bir yazi.

Din özgürlügünün yani sira vicdan ve devleti de ele alman çok isabetli.

Din (inananlar için) ilâhî bir mesajdir herseyden önce. Beser'in Insan'a, oradan da ALLAH'a giden yoludur. Yasaklar, emirler ve daha nice "bilesen" ile sekillenen DiNE UYGUN YASAM BiçiMi eger insanî boyuttan hele hele vicdandan ayri tutulursa din folklörlesir. &lt;strong&gt;Cuma namazi ile cumartesi gecesi gidilen sinema arasinda fark kalmaz.&lt;/strong&gt;

Ülkemizde ne yazik ki yukaridaki hüzünlü durumu teyid edebilecek çok durum var. Islâm'a yönelik korku ve kuskularin bir kismi da bundan kaynaklaniyor ve bu çerçevede korku sahiplerini çok iyi anliyorum.

Olayin devlet ve Vicdan boyutunu &lt;strong&gt;ihmal ederek &lt;/strong&gt;yapilan çok tartisma oldu, makaleler, kitaplar yazildi. Bunlar kisir döngülerden çikamiyor. Zira fasist bir devlet her zaman &lt;strong&gt;"kardesim gidin caminize, kilisenize, karisan mi var?"&lt;/strong&gt; diyebilir.

Ardindan da kendi vatandasina kursun sikan devlet terörü ölenleri kafasina göre "sehit" ilan ederek bu mertebeyi de kendi siyasetine alet eder.

Hepsi hristiyan oldugu halde asirlarca birbirleriyle savasmis bir Avrupa örnegi ve kendi içinde KALICI barisi tesis edemeyen Islam cografyasi ibretliktir.

Laiklik ugruna dini devletten ayirmayi konusurken aslinda Insan'i vicdan'dan ayirdigimizin farkina varabilecek miyiz?

Suçlu kim? Pozitivizm? Ulus-devlet? Endüstri devrimi? Fransiz ihtilali? Vatikan? Diyanet? Kapitalizm? 

Kanaatimce Insan'in ve insanlarin bu saydiklarimla olan iliskisi BOZUK. Yani mesele  Insan'la basliyor. Idrak ile basliyor.

Neden? Insanlar eski çaglarda kendi elleriyle yaptiklari heykellere kudret atfetmisler, MUTLAK kabul etmisler onlari. 19cu yüzyil insani bu "ilkel" topluluklara tepeden bakarken kendi eliyle yaptigi teknolojiye tapmis. Bilimi MUTLAK kabul etmis. Mürsid zannetmis.

Ya ulus devlet? Saglik ve egitim hizmetiüretir gibi Insan'in yerine vicdan üreten(!) ulus-devlet? çesitli -izmler ile Insan'a "artik düsünme, senin yerine ben düsündüm" diyen komünizm, fasizm... Ve rastlantiya bak ki Hitler ve Stalin ayni yerde bulusmus: Katliam, soykirim...

Bugün liberallere ANLATAMADIGIMIZ sey de bu. Piyasanin iyilik ve vicdan üretecegini sanmak, piyasa fetisizmi. binlerce yil önce tastan heykellere tapmak ile New York borsasina tapmak arasinda ne fark var?

Bu yaziyi yazarak çok uzun koridorlara açilan bir kapiyi açtin, en az 10 bölüm daha yazman gerekiyor :)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ellerine saglik Mehmet Kardesim,</p>
<p>Bastan sona bilgi dolu ve keyifle okunan bir yazi.</p>
<p>Din özgürlügünün yani sira vicdan ve devleti de ele alman çok isabetli.</p>
<p>Din (inananlar için) ilâhî bir mesajdir herseyden önce. Beser&#8217;in Insan&#8217;a, oradan da ALLAH&#8217;a giden yoludur. Yasaklar, emirler ve daha nice &#8220;bilesen&#8221; ile sekillenen DiNE UYGUN YASAM BiçiMi eger insanî boyuttan hele hele vicdandan ayri tutulursa din folklörlesir. <strong>Cuma namazi ile cumartesi gecesi gidilen sinema arasinda fark kalmaz.</strong></p>
<p>Ülkemizde ne yazik ki yukaridaki hüzünlü durumu teyid edebilecek çok durum var. Islâm&#8217;a yönelik korku ve kuskularin bir kismi da bundan kaynaklaniyor ve bu çerçevede korku sahiplerini çok iyi anliyorum.</p>
<p>Olayin devlet ve Vicdan boyutunu <strong>ihmal ederek </strong>yapilan çok tartisma oldu, makaleler, kitaplar yazildi. Bunlar kisir döngülerden çikamiyor. Zira fasist bir devlet her zaman <strong>&#8220;kardesim gidin caminize, kilisenize, karisan mi var?&#8221;</strong> diyebilir.</p>
<p>Ardindan da kendi vatandasina kursun sikan devlet terörü ölenleri kafasina göre &#8220;sehit&#8221; ilan ederek bu mertebeyi de kendi siyasetine alet eder.</p>
<p>Hepsi hristiyan oldugu halde asirlarca birbirleriyle savasmis bir Avrupa örnegi ve kendi içinde KALICI barisi tesis edemeyen Islam cografyasi ibretliktir.</p>
<p>Laiklik ugruna dini devletten ayirmayi konusurken aslinda Insan&#8217;i vicdan&#8217;dan ayirdigimizin farkina varabilecek miyiz?</p>
<p>Suçlu kim? Pozitivizm? Ulus-devlet? Endüstri devrimi? Fransiz ihtilali? Vatikan? Diyanet? Kapitalizm? </p>
<p>Kanaatimce Insan&#8217;in ve insanlarin bu saydiklarimla olan iliskisi BOZUK. Yani mesele  Insan&#8217;la basliyor. Idrak ile basliyor.</p>
<p>Neden? Insanlar eski çaglarda kendi elleriyle yaptiklari heykellere kudret atfetmisler, MUTLAK kabul etmisler onlari. 19cu yüzyil insani bu &#8220;ilkel&#8221; topluluklara tepeden bakarken kendi eliyle yaptigi teknolojiye tapmis. Bilimi MUTLAK kabul etmis. Mürsid zannetmis.</p>
<p>Ya ulus devlet? Saglik ve egitim hizmetiüretir gibi Insan&#8217;in yerine vicdan üreten(!) ulus-devlet? çesitli -izmler ile Insan&#8217;a &#8220;artik düsünme, senin yerine ben düsündüm&#8221; diyen komünizm, fasizm&#8230; Ve rastlantiya bak ki Hitler ve Stalin ayni yerde bulusmus: Katliam, soykirim&#8230;</p>
<p>Bugün liberallere ANLATAMADIGIMIZ sey de bu. Piyasanin iyilik ve vicdan üretecegini sanmak, piyasa fetisizmi. binlerce yil önce tastan heykellere tapmak ile New York borsasina tapmak arasinda ne fark var?</p>
<p>Bu yaziyi yazarak çok uzun koridorlara açilan bir kapiyi açtin, en az 10 bölüm daha yazman gerekiyor <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mustafa tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/#comment-42344</link>
		<dc:creator>Mustafa</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 01:27:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7639#comment-42344</guid>
		<description>Saygideger Mehmet Bahadir bey...

uzun tarihi sebebleri saymaniz izah etmeniz dogru ve güzel buluyorum. Velakin bunun meseleside vardir. Hiristiyanlik uzun bir sürec ile siyasetde radikallesti. Konstantin ile Theodosius ve Justinian merhalelerdir. Kilisenin mutlak gücü hacli seferleri ile basladi . Bu savaslar kiliseyi merkezilestirdi. Papa Gregorun reformlari yön gösterici idi. Ondan evvelde kilise Imparatorlarin altinda idi. 
Atlayalim 16.yüzyila. Dini özgürlerin baslamasi avrupada protestanligin ortaya cikmasi ve neticesinde cok kanli savaslardir. Mesela 30-yil-savaslarinda Almanyanin nufusu önemli oranda "yok oldu". Bu savaslar her memleketde siyasi bunalimlar, ihtilaller, ic savaslar ve devletler arasi savaslara sebeb oldu. Jean Bodin isimli fransiz hukucu yeni sistem öneri sürdü: Mutlakiyet. Fransiz krali mutlak kral olacak ve asilzadelerin ve kilisenin silahli gücü sifirlanacak. Mutlakiyet sistemi önce basarili idi. Ama yeterli degildi. Thomas Hobbes isimli ingliz filozofun "Leviathan" ve diger eserleri ile modern devlet felsefesinin temeli atildi. Avrupada devlet-din iliskisinin temel eseri "Leviathan"dir. Bu kitab sarttir okumak. O kitabda kemalizmide bulmak mümkün. Rousseau Hobbesi savunur. Hobbese göre devletin temeli dine dayanmaz ve ferdlerin ortak iradesinin devlet hakimini "görevlendirmelerine" dayanir. Dini organisasyonu devlet belirler. Itikadda ve ibadet sekillerine bile devlet el atar. Devlet izin vermedikce dindarlar kendi aralarinda ibadet icin toplanamazlar. Itikadda Hiristiyanlik tek hakikat iddiasini terk etmesine zorlanir. Sadece "Isanin Allahin oglu inanci" yetermis. Hobbes derki eger kilise devletin verebildiginden daha genis vaad ve korku verirse bunun devlet icin tehlikeli olacagidir. cennet vaadi ve cehennem korkusu gibi dini akideleri devlet karsi koymaliymis. Eski ve yeni ahitlerin tefsirlerine devlet yön verir. Özellikle siyasi sistemlerin o eserlerde izahi gecersiz oldugunu tefsir olarak ögretilmeli imis. Neticede dinin sahibi devlettir. Nicin devlet sahibligi olacak? Cünkü öyle olmaz ise toplum ve devlet yikilir.
Hobbesi asiri bulanlar devletin dini islere karismamasini kiliseninde siyasete bulasmamasini söylerler velakin UYGULAMAKTA daima güclü gizli Hobbesci akim var olmustur. Protestan kiliselerin cogu siyasetin güclü gölgesindedir. Iskandinav ve ingilterede  kral piskoposdur. Katolikler üzerinde cok baski var idi. Katolik kilisesinide dize getirdiler. Bunu becermeden evvel itikad konulara el atilmasin diye Papayi "hatasizlik" dogmasini konsil ile belirlediler. Kilislerde takiyecilik yaygin. Sistem ile uyumlu olduklarini söylerler. Din dilini bile degistirmisler. Dualarini bile. Papazlarin "sadece biz hiristiyanlar cennete girecektir" sözünü istitemezsiniz. Bunun gibi bircok dini konular "sansürlü". Din hürriyeti var derler ama uygulamakta heryerde az veya cok Hobbesin ruhu dolasmakta.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Saygideger Mehmet Bahadir bey&#8230;</p>
<p>uzun tarihi sebebleri saymaniz izah etmeniz dogru ve güzel buluyorum. Velakin bunun meseleside vardir. Hiristiyanlik uzun bir sürec ile siyasetde radikallesti. Konstantin ile Theodosius ve Justinian merhalelerdir. Kilisenin mutlak gücü hacli seferleri ile basladi . Bu savaslar kiliseyi merkezilestirdi. Papa Gregorun reformlari yön gösterici idi. Ondan evvelde kilise Imparatorlarin altinda idi.<br />
Atlayalim 16.yüzyila. Dini özgürlerin baslamasi avrupada protestanligin ortaya cikmasi ve neticesinde cok kanli savaslardir. Mesela 30-yil-savaslarinda Almanyanin nufusu önemli oranda &#8220;yok oldu&#8221;. Bu savaslar her memleketde siyasi bunalimlar, ihtilaller, ic savaslar ve devletler arasi savaslara sebeb oldu. Jean Bodin isimli fransiz hukucu yeni sistem öneri sürdü: Mutlakiyet. Fransiz krali mutlak kral olacak ve asilzadelerin ve kilisenin silahli gücü sifirlanacak. Mutlakiyet sistemi önce basarili idi. Ama yeterli degildi. Thomas Hobbes isimli ingliz filozofun &#8220;Leviathan&#8221; ve diger eserleri ile modern devlet felsefesinin temeli atildi. Avrupada devlet-din iliskisinin temel eseri &#8220;Leviathan&#8221;dir. Bu kitab sarttir okumak. O kitabda kemalizmide bulmak mümkün. Rousseau Hobbesi savunur. Hobbese göre devletin temeli dine dayanmaz ve ferdlerin ortak iradesinin devlet hakimini &#8220;görevlendirmelerine&#8221; dayanir. Dini organisasyonu devlet belirler. Itikadda ve ibadet sekillerine bile devlet el atar. Devlet izin vermedikce dindarlar kendi aralarinda ibadet icin toplanamazlar. Itikadda Hiristiyanlik tek hakikat iddiasini terk etmesine zorlanir. Sadece &#8220;Isanin Allahin oglu inanci&#8221; yetermis. Hobbes derki eger kilise devletin verebildiginden daha genis vaad ve korku verirse bunun devlet icin tehlikeli olacagidir. cennet vaadi ve cehennem korkusu gibi dini akideleri devlet karsi koymaliymis. Eski ve yeni ahitlerin tefsirlerine devlet yön verir. Özellikle siyasi sistemlerin o eserlerde izahi gecersiz oldugunu tefsir olarak ögretilmeli imis. Neticede dinin sahibi devlettir. Nicin devlet sahibligi olacak? Cünkü öyle olmaz ise toplum ve devlet yikilir.<br />
Hobbesi asiri bulanlar devletin dini islere karismamasini kiliseninde siyasete bulasmamasini söylerler velakin UYGULAMAKTA daima güclü gizli Hobbesci akim var olmustur. Protestan kiliselerin cogu siyasetin güclü gölgesindedir. Iskandinav ve ingilterede  kral piskoposdur. Katolikler üzerinde cok baski var idi. Katolik kilisesinide dize getirdiler. Bunu becermeden evvel itikad konulara el atilmasin diye Papayi &#8220;hatasizlik&#8221; dogmasini konsil ile belirlediler. Kilislerde takiyecilik yaygin. Sistem ile uyumlu olduklarini söylerler. Din dilini bile degistirmisler. Dualarini bile. Papazlarin &#8220;sadece biz hiristiyanlar cennete girecektir&#8221; sözünü istitemezsiniz. Bunun gibi bircok dini konular &#8220;sansürlü&#8221;. Din hürriyeti var derler ama uygulamakta heryerde az veya cok Hobbesin ruhu dolasmakta.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

