RSS Feed for This Post

Laikçiler ‘İslamî Kapitalizm’den Niçin Nefret Eder?

[2 Aralık 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Son dönemde yeni bir moda çıktı. İslam’ın İ’sine dahi sempati duymayan koyu “laikçi” tipler, “eski fakir Müslümanlar iyiydi, nerden çıktı bu zengin dinciler” diye söyleniyor. “Seçkin restoranlar”da yemek yiyen, “beş yıldızlı otel”lerde kalan, pahalı arabalara binen dindarları kıyasıya eleştiriyor, onları “kapitalistleşmekle”le suçluyorlar.

Bazıları açıkça ateist olan, kimileri cuntacılar tarafından “araştırma danışmanı” olarak düşünülen bu yorumcuların derdini iyi anlamak lazım. Öyle ya, “aman Müslümanlar takvadan, zühdden ayrılmasınlar da, ahirette mahcup olmasınlar” diye düşünüyor olamazlar. Bir din olarak İslam’ın “ılımlı”laşıp “mücahit” yerine “müteahhit” üretmesinden korkmaları da beklenemez.

Peki dertleri nedir o zaman? Niye “İslami kapitalizm”den nefret ediyorlar?

Türkiye’nin büyük fotoğrafına bakarak bir tahminde bulunmak hiç zor değil. Dindarların zenginleşmesinin doğal sonucu, toplumsal hayatta rollerinin artması. Bu ise, kendilerini ülkenin sahibi ve “kaymak tabakası” olarak görmeye alışmış olan “laik yaşam biçimli” vatandaşları çok rahatsız ediyor. Bu yüzden de, camiden çıkar çıkmaz fakir mahallerindeki mütevazi evlerine giden o eski “gariban” Müslümanları özlüyorlar.

Bir hatırlayalım, nasıldı o eski devrin Müslümanlarının vaziyeti. Hemen hepsi ya köylü, ya esnaf, sonuçta bir şekilde “kenar”da idi. Dolayısıyla içlerinden “medya patronları” veya “sivil toplum destekçileri” çıkmaz, seslerini duyuramazlardı. Sesleri bir tek oy sandıklarında çıkıyordu. Bu yolla iktidara getirdikleri merhum Adnan Menderes bir grup üniformalı katil tarafından idam edilince de, ancak “ya sabır” çekebilmişlerdi.

O eski Müslümanların hiç biri “burjuva” değildi ki, çocuklarını Amerikalara Avrupalara göndersin, Harvardlarda Oxfordlarda okutsun. Oralara hep Beyaz Türkler giderdi. Onlar da Türkiye’nin hikayesini dünyaya bildikleri gibi anlatırdı. “Beş yıldızlı otel”lerde bir tek onlar aşık atar, oralarda Batılı diplomatları, aydınları kurarlardı. “Bizi demokrasi filan diye zorlamayın şekerim, bu cahil halka sopa lazım, pardon, şurdan havyarı uzatıverir misin” derlerdi.
Türkiye’nin değişen düzeni

Şimdiki problem, bu 80 yıllık hiyerarşinin çözülmesidir. Dindar Müslümanların “kapitalistleşmesi”, yani serbest piyasa ekonomisine entegre bir girişimci ve profesyonel “üst-orta sınıf” haline gelmesi, “Türkiye’nin düzeni”ni bozmaktadır. Az şey değildir bu.

Ha, bu süreçte bazı cıvıklık ve dejenerasyon örnekleri ortaya çıkmıyor mu? Çıkıyor. Bazı “sonradan görme” tabloları oluşmuyor mu? Oluşuyor. O da mütedeyyin kesimin “imtihanı” işte.

Kaldı ki “sonradan görme”lik, en kötü ihtimal, “göre göre” geçer. Pahalı “jip”lerden heveslerini alanlar, biraz da akılları varsa, en iyi taşıtın “Metrobüs” olduğunu anlarlar.

Müslüman aydınların buradaki ince noktayı görmesi lazım. Bazıları, kendilerini 70′lerden bu yana etkileyen “solcu” ezberlerin de etkisiyle, dindarların zenginleşmesine karşı çıkıyor, böylece farkında olmadan Türkiye’nin eski düzenini savunur hale geliyorlar. Yahut, yine 70′lerden bu yana süren ezberlerin etkisiyle, “İslam sosyalizmi” gibi işlemeyecek ütopyalar kuruyorlar.

Oysa gereken, ne Müslümanları fakir tutmaya çalışmak, ne de hayali sistemler peşinde çıkmaz sokaklara sürüklemek.

Gereken, modern çağın “orta sınıf” Müslümanının ahlâk ve kültürünü inşa etmek.

Bu, başarılabilirse, “Türkiye’nin düzeni”ni daha da demokratikleştirmekle kalmayacak. Aynı zamanda tüm Müslüman dünyaya örnek teşkil edecek.

Share on Facebook

3 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 35 Yorum

  2. Yazan:nilgün öven Tarih: Ara 7, 2009 | Reply

    “Gereken, modern çağın “orta sınıf” Müslümanının ahlâk ve kültürünü inşa etmek. Bu, başarılabilirse, “Türkiye’nin düzeni”ni daha da demokratikleştirmekle kalmayacak. Aynı zamanda tüm Müslüman dünyaya örnek teşkil edecek.”MA

    Bu cümlelerin içerimini ben pek anlayamadım. ‘Modern çağın ‘orta sınıf’ müslümanının ahlak ve kültürünü inşa etmek’ derken ahlak ve kültür kavramlarının içini, evrensel ahlak ve kültür kavramlarından farklı biçimde müslümanlığı içerecek şekilde, hangi somut davranış biçimleri ile doldurmalı? Akyol’u iyi anlamış olanlar birkaç örnek verebilirlerse sevinirim.
    1 [?]

  3. Yazan:sq Tarih: Ara 8, 2009 | Reply

    Bence boşuna anlamaya çalışmayın, vaktinize yazık.

    Kaldı ki “sonradan görme”lik, en kötü ihtimal, “göre göre” geçer. Pahalı “jip”lerden heveslerini alanlar, biraz da akılları varsa, en iyi taşıtın “Metrobüs” olduğunu anlarlar.

    Akıl fikir versin ne diyeyim.

  4. Yazan:Mustafa Demircioğlu Tarih: Ara 8, 2009 | Reply

    Kavramlar üzerinden yazara çatayım biraz.

    Önce,8 Aralık tarihinde DD’de yayımlanan En çok okunan politika siteleri başlıklı yazıdan,yazarın- http://www.mustafaakyol.org-kişisel sitesine dair bilgi notundan kısa bir alıntıyla başlayalım.

    …Mustafa Kürt meselesi üzerine yıllardır çalışıyor. Bu konuda yazdığı kitapları var. Güney Doğu Anadolu’ya ve Kuzey Irak’a sık sık gelip gidiyor. Bu sebeple meseleyi “içeriden” bilen biri. Bunun yanı sıra Yurt dışı ile çok sıkı temas içinde olan genç bir aydın. Türkiye’de olduğu gibi ABD, Avrupa ve daha bir çok ülkede konferanslara, TV programlarına davet ediliyor. Özellikle laiklik, Batı-İslâm ilişkisi gibi konularda uzmanlığı teslim edilen bir araştırmacı. İngilizce yazılarını The White Path sitesinden takip edebilir ve buradaki tartışmalara katılabilirsiniz

    Yazarın yukarıda belirtilen entelektüel birikimden yoksun olduğunu iddia etmeyeceğim.Katıldığı aktivitelere,seçtiği uzmanlık alanına da itirazım yok.

    Ancak,araştırmacı sıfatıyla uluslarası konferanslara devet edilen,Türkçe’nin yanı sıra İngilizce makaleler yazabilen bir aydının kavramları yerli yerinde kullanması gerekmez mi?Değil böylesi akademik bir kariyere sahip olan birisinin,vasatın üstünde köşe yazısı yazan bir profesyonel yazarın bile kavramları doğru ve yerinde kullanması gerekir diye düşünüyorum.

    Şimdi gelelim sorumlu kavramlarımızıa,

    İki tanesi dikkatimi çekti:
    Bunlardan birisi “LAİKÇİ”,diğeri ise “İSLAMÎ KAPİTALİZM”dir.

    “Laikçi”den başlayacak olursak,
    Laiklik:(Fransızca: Laïcité),devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir.(Vikipedi)

    Dolayısıyla laiklik bir prensip olduğuna göre,bu prensibi benimseyenler “laik” ya da “laik kesimler”şeklinde tanımlanabilmeli…süt-çü,ekmek-çi,simit-çi manasına gelebilecek şekilde değil.Yani “laikçiler” yerine “laik/ler” denerek de pekâlâ tıkır tıkır eleştiri yapılabilirdi.Zira tartışılmakta olan şey hüküm sürmekte olan ’sınıf savaşı’dır mahalle kavgası değil.

    Tabii tesbit aslında doğru hakkını teslim etmek lazım.Elbet gücü elinde tutan egemen sınıf ayrıcalıklarını bir başka sınıfa devretmek istemez.Ortak kabul etmez.Buradan bakıldığı zaman da burjuva orta sınıfını temsil eden laiklik yanlısı kesimler,kendilerinden bir alt tabakada gördükleri müslümanların kendileriyle eşit haklara sahip olmasını istemeyeceklerdir.

    Fakat ilginç olan,yazarın,bu “eşitlik” talebini ya da denge savaşını kapitalizm üzerinden değerlendirmeye almış olması,kapitalimi bir kazanım,bir nimet olarak görmesidir.
    Burada da ikinci sorunlu kavramımız ortaya çıkıyor:İslamî Kapitalizm.
    Bir kere İslamî Kapitalizm gibi absürd bir kavram olamaz…Kapitalizm ise İslamî,İslamî ise Kapitalizm olamaz.Ha islamî kalkınma,islam modeli gelişme neyse de İslam ile kapitalizm yan yana pek uyumlu görünmüyor.Zira biri ağır bastığında diğeri hükmünü kaybeder.Tabii liberallerimiz bu ikisini mümkün mertebe birarada yürüyebilecek formüller arıyorlar.İslamı “ılımlı”laştırarak,kapitalizmi biraz vahşi imajından kurtarıp ehlileştirerek.Ama olmuyor.Doku uyuşmazlığı var.Lakin kapitalizm sevdalısı liberallerimiz bu çabalarında ısrarlı olmaya devam ediyorlar.

  5. Yazan:eg Tarih: Ara 8, 2009 | Reply

    mustafa bey,
    has düşünür (mustafa akyol’un has düşünür olup olmadığı ayrı bir tartışmadır) kavramları yerli yerinde kullanan değildir. zira kavramı “yaratan” kişi hariç hiçkimse o kavramı yerli yerinde kullanamaz. has düşünür kavram yaratan kişidir ve zaten deleuze’nin deyişiyle felsefe de bu demektir! kavram yaratan kişi de yarattığı kavramı kendi düşüncesinin derinlerini anlatabilmek için en iyi kullanabilen kişidir. yani has düşünür ile (ki türkiye’de çok çok çok çok azdır) kavramları kullanmak ilişkisi sizin söylediğiniz gibi değildir bence..

  6. Yazan:çuvaldız Tarih: Ara 8, 2009 | Reply

    Sn.Mustafa D.

    Burada da ikinci sorunlu kavramımız ortaya çıkıyor:İslamî Kapitalizm.
    Bir kere İslamî Kapitalizm gibi absürd bir kavram olamaz…Kapitalizm ise İslamî,İslamî ise Kapitalizm olamaz.(M.D)

    Dikkatinizden kaçtı herhalde! “İslami sosyalizm” için ne düşünüyorsunuz peki?

  7. Yazan:çuvaldız Tarih: Ara 8, 2009 | Reply

    O eski Müslümanların hiç biri “burjuva” değildi……Hemen hepsi ya köylü, ya esnaf, sonuçta bir şekilde “kenar”da idi. Dolayısıyla içlerinden “medya patronları” veya “sivil toplum destekçileri” çıkmaz, seslerini duyuramazlardı.

    Şimdiki problem, bu 80 yıllık hiyerarşinin çözülmesidir. Dindar Müslümanların…….. “üst-orta sınıf” haline gelmesi, “Türkiye’nin düzeni”ni bozmaktadır.

    Müslüman aydınların buradaki ince noktayı görmesi lazım. Bazıları, kendilerini 70′lerden bu yana etkileyen “solcu” ezberlerin de etkisiyle, dindarların zenginleşmesine karşı çıkıyor, böylece farkında olmadan Türkiye’nin eski düzenini savunur hale geliyorlar. Yahut, yine 70′lerden bu yana süren ezberlerin etkisiyle, “İslam sosyalizmi” gibi işlemeyecek ütopyalar kuruyorlar.

    Oysa gereken, ne Müslümanları fakir tutmaya çalışmak, ne de hayali sistemler peşinde çıkmaz sokaklara sürüklemek.

    Nilgün Öven ve SQ,
    M.A’un makalesinde yer alan bu kısımlara herhangi bir itiraz yöneltmediğinize göre “değişen 80 yıllık hiyerarşik yapı” ve “bozulan Türkiye düzeni ” tespitlerine katılıyor olmalısınız!

    Peki “değişen hiyerarşik yapı” sizce de bir “problem” midir? Neden?

    İslam ile kapitalizm yan yana pek uyumlu görünmüyor. Zira biri ağır bastığında diğeri hükmünü kaybeder.(M.Demircioğlu)

    Kendini laik olarak tanımlayan biri dinin neye uyumlu neye uyumsuz olduğuna dair hüküm vermeye kalkıştığında “laikçi” olmaz mı?
    Sizlerin de bu tarz bir laikçi olmadığınızı varsayarak Mustafa Demircioğlu’nun yukarıdaki tespiti için ne düşündüğünüzü bilmek isterdim doğrusu! Araştırmalarla elde edilen “muhafazakarlık yükseliyor” sonuç bilgisi ile “Malezya mı oluruz İran mı?” korku dağı inşa edip, tepesine dikilen “irtica çanlarını” çalan zangoçlar kimlerdir ve bu hegomanik yapı ile nasıl bir meşru bağları olabilir?

    Bu zangoçlar ve onların meşru bağlantılarının M.Demircioğlu’nun tespitine katkısı olmuş mudur?SQ’nin dediği gibi;Fikir vermek anlamında bile olabilir!

    Bu fikirler ve birbirleri ile ilişkileri üzerine düşünmek somut bir takım davranışlar gerektirecektir elbette.Evrensel ahlak ve kültür kavramından uzak biri “düşünmek” için imtina etmekle kalmayıp kendince bir takım “haklı” gerekçeler ileri sürerek, başlarının “bağımsız düşünme faaliyetine” engel olmaya çalışacaktır.

    Bence boşuna anlamaya çalışmayın, vaktinize yazık.(SQ)

    Anlamaya çalışmanın vakit ziyanlığı olduğunu düşünmüyorum fakat sizlerin katkısıyla bir zaman sonra bu düşüncemi değiştirebilirim.

  8. Yazan:Mustafa Demircioğlu Tarih: Ara 9, 2009 | Reply

    Enver bey amacım yazarın bilgi ve birikimini küçümsemek değildi.Sn.Akyol’un bütün yazılarını okurum.Kendimce doğru bulduğum ve yüzde yüz katıldığım yazıları da yok değil.Bireysel hak ve özgürlükler konusunda duyarlı bir aydın bana göre.Bu yazısında da,hakim sınıfın değişime karşı gösterdiği direnç konusundaki tesbiti bana göre doğrudur.Zira hakim sınıfların kendi yaşam alanlarını diğer halk kesimleriyle paylaşmaktan rahatsız oldukları bir sır değil.Dolayısıyla tartışmalı olan kısmı,Akyol’un islamı kapitalizm ile bağdaştırmak(eklemlemek)suretiyle tesbitine dayanak aramış olmasıdır.

    Yani yazarın kavramları istediği şekilde eğip bükmesi,yerli yerinde kullanamamaktan öte bilinçli bir tercih gibi görünüyor.

    Yoksa salt lakçi/laikçiler denmesini abartılı bulduğumdan değil.Söyleyen söylüyor zaten.Fakat dindar veya inançlı birine “dinci” demek ne kadar yanlışsa ilk yorumumda belirttiğim laiklik prensibini benimseyen herkese “laikçi”demek de okadar yanlıştır.Dediğim gibi “yobaz laik”,”yobaz dinci”,liboş,entel vs.gibi lafların havada uçuştuğu çok kutuplu bir düşünce dünyasında yaşıyor olabiliriz.Fakat bunu her ciddi araştırmanın vazgeçilmez dili olarak kullanmak zorunda da değiliz.Bu bağlamda kavramların daha yerli yerinde kullanılmasını,sözcükleri seçerken daha dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum.

  9. Yazan:nilgün öven Tarih: Ara 9, 2009 | Reply

    “Nilgün Öven ve SQ,
    M.A’un makalesinde yer alan bu kısımlara herhangi bir itiraz yöneltmediğinize göre “değişen 80 yıllık hiyerarşik yapı” ve “bozulan Türkiye düzeni ” tespitlerine katılıyor olmalısınız!”Ç

    “Peki “değişen hiyerarşik yapı” sizce de bir “problem” midir? Neden?”Ç

    Anladığım kadarıyla MA ‘problem’ ifadesini bir ‘kinaye’ şeklinde kullanmış. Dolayısı ile bunu problem olarak görenler ‘laikçiler’. Soru bana bir ‘laikçi’ olduğum tesbiti ile yöneltilmiş olmalı. Cevap, bu durum aslında problem olmaması gereken bir problemdir; şöyle ki, Cündioğlu nasıl tasavvufu tasavvuf ehlinin tasarrufunda görüp Şafak’ın başarısını içine sindirememişse, kendisini ‘elit’ olarak tanımlayan ve diğerlerinden farklı gören bir gurup bu konumunu elinden kaçırıyorsa durum onlar için tabii ki problemdir. Kanımca sorun bu guruplaşmanın nasıl ortadan kaldırılabileceği ile ilgili olup gene sonuçta ‘farklılıklarımız zenginliğimizdir’ anlayışını ’samimiyetle’ benimseyebilmeye ve gene ‘ötekini’ samimiyetle kabullenebilmeye dayanıyor. Ancak MA yazısının sonunda müslüman ahlak ve kültürünün inşa edilmesi ihtiyacına değinerek müslüman toplum tercihini ortaya koymuş ve ‘zenginliğimiz farklılığımızdır’ anlayışından uzaklaşmıştır. Dolayısı ile yalnızca ‘laikçi’ler açısından değil, dindarlar açısından da problem vardır: Birisi konumunu kaptırmamaya çalışıyor; diğeri kapmaya!

  10. Yazan:Mustafa Demircioğlu Tarih: Ara 9, 2009 | Reply

    Çuvaldız hanım,

    Haklısınız “İslamî Sosyalizm”i unuttum:)
    Aslında Enver beyin yorumuma cevaben yazdığı tesbit sorunuzun cevabı niteliğinde.

    “…has düşünür kavram yaratan kişidir ve zaten deleuze’nin deyişiyle felsefe de bu demektir! kavram yaratan kişi de yarattığı kavramı kendi düşüncesinin derinlerini anlatabilmek için en iyi kullanabilen kişidir.”(eg)

    Buradan hareketle sorunuza şöyle açıklık getirebilirim.Din bir ideoloji değildir…Değişmekte olan yaşam biçimine göre yeniden yorumlanabir ise de temel insani ve ahlak normlarından kopartılarak/özü değiştirilerek yeniden inşa edilemez.
    Soyalizm ise bir ideoloji aynı zamanda bir sistemdir.Ve değiştirlebilir,yeniden reforme edilebilir.
    Şimdi,bir birey sosyalizmi eşit bir paylaşım anlamında doğru bir sistem olarak benimseyebilir ve bunun yanısıra kendisini inançlı bir dindar olarak da hissedebilir/tanımlayabilir.Bu bir tercihtir.Yaşayacağı çelişkiler bu tercihte bulunanın kendisini bağlar,sorumluluğu kendisine ait olur.

    Fakat çıkar da dini bu sistemlere uyduracak şekilde yeniden tanımlaya kalkar ve buna uygun kavramlar bulur ise bu bir tezat oluşturur.Ve görüldüğü gibi ortaya İslamî Kapitalizm,İslamî Sosyalizm,”ılımlı islam”vb.kavramlar çıkar.Neden?Çünkü bu kavramlar “bağdaştırıcı”dediğimiz “yeniden inşanın” dayanak noktalarıdır(!).Yani yaratılmak istenen karma ve eklektik sistemlere bir nevi ikna ve meşruiyet kazandırma yöntemidir bu.
    Oysa ki hiçbir dinde kapitalizmi,sosyalizmi,liberalizmi meşru gösterecek(doğru alternatif olarak sunacak) bir içerik bulunmuyor.Aynı şekilde bu sistemlerin de din(lerin) salık verdiği temel ahlak ve prensiplerle çelişmeden varlıklarını sürdürmeleri,pratikte yaşam bulmaları mümkün görünmüyor.
    Özetle,evet,doğru olanı ve gerekeni,ne Müslümanları(ben insanları diyeyim)fakir tutmaya çalışmak, ne de hayali sistemler peşinde çıkmaz sokaklara sürüklemek ama bu da her halde İslamî Kapitalizm,İslami Sosyalizm ile gerçekleşebilecek bir şey değil.

    Anlatmak istediğim budur.

  11. Yazan:sq Tarih: Ara 9, 2009 | Reply

    Akyol bir “creme de la creme” göndermesi yapıyor bir orta sınıftan bahsediyor. Bir öyle bir böyle. Anlaşılan esas hedef kitlesi “islami kapitalizmin creme de la creme’i”. Çünkü Kemalist öğretmen emeklisinin evinde “şekerim havyarı uzatır mısın”deyip çocuğunu yurtdışına okumaya gönderdiğini pek sanmıyorum.

    “yaşam biçimleri”nde ise sürekli bir şematikleştirme, genelleştirme derdinde. Nazilerin “iyi şarap seçip, balolar düzenleyip, Wagner dinleyip, “çağdaşlaması”(??) ve dinden uzaklaşması”örneğinde olduğu gibi.:)
    (Biri de hayrına Wagner’in dine olan ilgisi yüzünden Nietzche’yle bozuştuğunu Akyol’a anlatsın ve böyle abuk örneklemeler yapmasın)

    Zaten bu tabloda işçi, emekçi falan da aramayın, onlar da “pahalı jiplerden hevesini alanların trafik derdinden sıkılıp metrobüse yönelmesi”gibi üst sınıfların tercihlerinden arta kalanlarla idare ederler.

    Akyol’un utanıp sıkılmadan devamlı tekrarladığı Kapitalizmin önüne “islami” tanımı eklenince faziletli birşey olacağı.

    Buna göre sınıfsal ayrımların pek önemi yok. “İslami Kapitalizme” bel bağlayacak olan holding çalışanı da yöneticisi de sınf işyerlerinde mescid olduğu için aynı geminin içinde olacaklar. “Laikçi” patronla öğretmen emeklisinin sırf akşam iki duble içtiği için aynı gemide olması gibi.

    Esas fildişi kulesinde oturan Akyol’dur ve gerçekte kendisi “creme de la creme”içinde olmalı ya da daha kötüsü öyle sanıyor. Ekmek bulamayan pastayı İslami marketten alsın demek gibi birşey bu.
    İslami kapitalizmin püriten ahlakını inşa etme çabasındaki bu adama da “yobaz kapitalist” diyebiliriz sanırım.

  12. Yazan:çuvaldız Tarih: Ara 9, 2009 | Reply

    SQ,
    Yazdıklarını anlamadım. Anlayabilmem için şu sorularıma cevap lütfetmen gerekiyor;

    Türkiye’de “creme de la creme” hayat tarzı sürdüren bir kesim yok mudur?

    a)Yoktur.
    Çünkü sınıf mevcut eden kapitalizm Türkiye’ye uğramamıştır. İslam ve kapitalizmden biri ağır bastığında diğeri hükmünü kaybeder.(M.D)Dolayısıyla % 9? İslam dini inananı olan Türkiye’de İslam ağır basmış ve onunla uyumlu olmayan kapitalizm “creme de la crem” ürünlerini verememiş midir?

    b)Vardır.
    İslam ve kapitalizm uyumsuz olduğundan “creme de la crem” denilen kapitalist kesim İslam dini mensupları değildirler.Varsa da bunlar “ılımlı İslamcı” denilen dini eğip büken insanlardır.Kendilerine Müslüman dinlerine de İslam demek çok doğru değildir.Dolayısıyla “gerçek Müslüman Kapitalizm’in hüküm sürdüğü düzende crem de la crem olarak var olmaz. Zenginliğe karşı tedbir alır ve kendine buna uygun meslekler seçer; İşveren olmaktansa işçi/memur …olmayı tercih etmiş yani faziletli kalmışlardır. Serbest piyasa?!

    Vardır.
    Ama bunlar 1923 sonrasında İslam devleti tarafından “crem de la crem” olmaya neredeyse zorlanmışlardır. Serbest olmayan piyasada gayri Müslim olanların mal varlıklarına “İslami sosyalizm” oluşturmak adına devlet adına el koyarak “devletleştirilmiştir”.Böylelikle “zenginlik” el değiştirmiştir. Devlet tarafından bir zümreden alınan zenginlik halka eşit olarak dağıtılmıştır ama İslam dini ile zenginliği uyumlu görmediğinden kabul etmeyip bu variyeti devlet hazinesine iade etmiştir.Devlet de çaresiz olarak bu zenginliği kendisi ile hemfikir olanlara teslim etmek zorunda kalmıştır. Sonra..? Sonrası malum verme/paylaşma aşkıyla eşitlikçi düzen ve halkın menfaati için ekonomiye müdahale İslam devleti kanunlarla halkın kılığını,kıyafetini ve hatta dinlediği müziği bile zaptı rabt altına alarak fikrini değiştirmeye çalışmıştır. Ne için? Halkın zenginliğe uzak/soğuk durmasına neden olan sıcak İslam algısını ılıklaştırmak için mi?

    Sizce bunlar da İslam’ın ardına sosyalizm koyularak ne üretilmek istenmişti? O dönemde var olabilen “creme de la crem” sadece bir üretim hatası olarak mı değerlendirilmelidir? Yok sayma bunun “hata” olduğunu itiraf etmemek için mi?

    Akyol’un utanıp sıkılmadan devamlı tekrarladığı Kapitalizmin önüne “islami” tanımı eklenince faziletli birşey olacağı.(SQ)

  13. Yazan:çuvaldız Tarih: Ara 9, 2009 | Reply

    Sn.Mustafa Demircioğlu,

    Oysa ki hiçbir dinde kapitalizmi,sosyalizmi,liberalizmi meşru gösterecek(doğru alternatif olarak sunacak) bir içerik bulunmuyor.Aynı şekilde bu sistemlerin de din(lerin) salık verdiği temel ahlak ve prensiplerle çelişmeden varlıklarını sürdürmeleri,pratikte yaşam bulmaları mümkün görünmüyor.(M.Demircioğlu)

    Bu paragrafın anlamı özetle şu mudur; “din Allah ile kul arasındadır. Vatandaşı olarak yaşamakta olduğu ülkede devlet ekonomik sistemi kapitalizm üzerinden kurgulamış ise bu dindar insanın dininin salık verdiği temel ahlak ve prensipleri ile çelişmeden varlığını sürdürebilmesi mümkün değildir.Çünkü inandığı din bir ideoloji gibi değiştirilebilir, yeniden reforme edilir olmadığı için hayattan kopuktur, var olduğu zamana hapsolmuştur.İnandığı din, 19 ve 20 yy’ın kavramlarından bi haber olduğundan günümüz insanının soru ve sorunlarına “meşru” cevaplar üretemez!” Bu mudur demek istediğiniz yoksa ben mi yanlış anlıyorum?

    Şimdi,bir birey sosyalizmi eşit bir paylaşım anlamında doğru bir sistem olarak benimseyebilir ve bunun yanısıra kendisini inançlı bir dindar olarak da hissedebilir/tanımlayabilir.Bu bir tercihtir.Yaşayacağı çelişkiler bu tercihte bulunanın kendisini bağlar,sorumluluğu kendisine ait olur.(M.Demircioğlu)

    Anladığım kadarıyla değiştirilebilir, yeniden reforme edilebilir bir ideoloji olarak sosyalizm konu edildiğinde “doku uyuşması” aranmıyor ve bu “inançlı dindarın” tercihi,kendisini bağlayan sorumluluğu olarak görülüyor.

    Kısaca sosyalizm söz konusu olduğunda, dinde karşılığı aranarak geneli muhatap alan “meşruluk” tanımı değişiyor ve ehemmiyetini yitiriyor, yerini de bireyin meşru yorum ve tercihine bırakıyor.Bu durumda size göre ideoloji değişmiş, reforme edilmiş ve kişi de sorumluluğu kendisinin olan bireysel tercihlerini yapan inançlı insan olarak kalıyor, dine de dokunulmuş olmuyor .

    Peki bu tarz bir yorumu kapitalizm için neden yapamıyorsunuz?

    İslamı “ılımlı”laştırarak,kapitalizmi biraz vahşi imajından kurtarıp ehlileştirerek.Ama olmuyor.Doku uyuşmazlığı var.(M.Demircioğlu)

    Sosyalizm gibi kapitalizm de değiştirilip, vahşiliğinden kurtarılacak şekilde yeniden reforme edilemez mi? Dokusu, sorumluluğunun bilincinde olan bir insanın tercileriyle değiştirilemez mi?

    İslam dinini yaşamakta olduğumuz zamanın sorularına uygun meşru yanıtlar içermediğini söyleyerek sadece var olduğu zamana hapsetmiş olursunuz. Bu anlayışla da dinin, ancak hayattan el ayak çekilen emeklilik yaşlarının uğraşı gibi yorumlanmasına neden olan kapıyı aralamış olursunuz. Örn: işten el ayak çekildiğinde Hacca gitmeyi tercih etmek gibi!

    Fakat ilginç olan,yazarın,bu “eşitlik” talebini ya da denge savaşını kapitalizm üzerinden değerlendirmeye almış olması, kapitalimi bir kazanım,bir nimet olarak görmesidir.(M.D)

    Eskiden insanlar günler aylar süren yolculuklardan sonra Hacc ziyareti yapabiliyorlarmış. Bugün ise bir insanın Hacca uçak ile gitmesi mümkün. Yürümek ya da uçak ile gitmek arasında tercih yapabiliyor olmak nimettir. Siz bu tercihi yapabiliyor olmayı değil de uçakla gitmeyi nimet olarak yorumlayabilirsiniz elbette.Aynen İslam’ın ideolojilerin bireysel soru ve sorunlarının çözümüne imkan verecek meşru yanıtlar içermediğini yazdığınız yorumunuzdaki gibi!.

  14. Yazan:Mustafa Demircioğlu Tarih: Ara 9, 2009 | Reply

    Çuvaldız hanım kusura bakmayın ama yorum yazdığıma da yazacağıma da bin pişman ettiniz beni.Yani fikir alış verişi mi yapıyoruz yoksa hafiyecilik mi oynuyoruz belli değil.Karşınızdakinin ufak bir açığını yakalamak bu kadar mı önemli sizin için?İnanın bu açıkları yakalamaya sarfettiğiniz eforun çok azını anlamaya ayırsanız birbirimizi çok daha iyi anlamış olacağız.

    Bu iletişim açmazının benim anlatma beceriksizliğimden kaynaklandığını düşünerek bir kez daha şansımı deneyeceğim.

    1-Kapitalizm de sosyalizm de bana göre adil ve barışçı bir dünyan için isabetli sistemler değil.Hele kapitalizm dendiğinde tüylerim diken diken oluyor çünkü bugün insanlığın başına gelen bütün belaların bu sistemin ürünü olduğunu düşünüyorum.
    2-Fakat bütün bu başımıza sardığı belalara karşın aman müslümanlar bundan(kapitalizm) uzak dursun yada bu matah sistemeden “yararlanmasınlar”demiyorum.Böyle bir tekelci mantığı ima edecek bir düşünce tasarufum olmadı.Kim hangi sistemden medet umup benimsiyorsa tepe tepe kullansın ve kendine uygun yaşam tarzını seçsin.
    4-Kapitalizme ve muadili diğer sömürücü sistemlere olan mesafem aynıdır.Ha Kemalist kapitalist olmuş,ha laik kapitalist ha müslüman.Kapitalist kapitalisttir benim için.Mümkün mertebe uzak durmaya,bulaşmamaya çalışırım.
    5-İslamın kapitalizmle bağdaşmadığını düşünüyorum.Bu benim kişisel fikrim.Belki de ikisi birarada sandığımdan çok daha iyi kombinasyon yaratıyordur da ben farkında değilim.Böyle düşünüyor olmam sizin için “laikçi”olmam anlamına geliyorsa varın böyle düşünün.
    6-1923′lerin devletçilik anlayışını yücelttiğimi hatırlamıyorum.Soruyu başkasına(SQ)sormuşsunuz ama benim yorumum üzerinden sorulduğu için biraz “kızım sana,gelinim sen anla”ya çıkmış.Ama inanın sosyalizmin tek kurtuluş olmadığını düşünerek bu sisteme şüpheyle yaklaşan birisinin 1923 lerden kalma katı devletçi anlayışa sempati ve hayranlık duyması mantıken pek mümkün görünmüyor.

    Şimdilik hatırladıklarım bunlar.Kısacası ne şimdi ne de başka zaman hiç kimseyi farklılığından ötürü ne ötekileştirdim ne de taraf mantığı güderek bir saf belirledim.Lütfen her fikir tartışmasında karşınızdakini böyle bir psikoloji içindeymiş gibi algılamaktan vazgeçin.

  15. Yazan:çuvaldız Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    Sn.Nilgün Öven,

    Soru bana bir ‘laikçi’ olduğum tesbiti ile yöneltilmiş olmalı.(N.Ö)

    Öncelikle yorumumda dikkatinizden kaçan detayı yineleyeyim;

    Sizlerin de bu tarz bir laikçi olmadığınızı varsayarak Mustafa Demircioğlu’nun yukarıdaki tespiti için ne düşündüğünüzü bilmek isterdim doğrusu!(Ç-Z)

    Cündioğlu ve “alan” ile ilgili yazdıklarınızı diğer başlıkta yorumlamak daha doğru olacak.

    Cevap, bu durum aslında problem olmaması gereken bir problemdir;(N.Ö)

    Burada üzerinde tartışma yürütülen alan “zenginlik”!
    Ve aynen dediğiniz gibi “diğerlerinden farklı gören bir gurup bu konumunu elinden kaçırıyorsa durum onlar için tabii ki problemdir.”

    Bu “bir grub”un kimler ve konumlarını ellerinden kaçırmamak için neler yaptıklarını ve yapmaya devam ettiklerini görmezden gelerek “onlar için tabii ki problemdir” demek pek de bir şey ifade etmiyor doğrusu. Bu noktada “Müslüman ahlak ve kültürünün inşa ihtiyacına” laf ederek “farklılığımız zenginliğimizdir” demek bana göre cinayet, ensest, tecavüz, hırsızlık suçlarını da aynı gerekçe ile savunmayı gerektiren bir sonuca ulaştırır.

    O bir grubun zenginliği elde etmek ve sonrasında korumak üzere yapıp ettiklerinin ahlaki(!) ve kültürel(!) bir alt yapısı olduğu muhakkak.”Farklılık zenginliğimizdir” diyerek bu konuda focus olunması gereken kısım bilerek görmezden gelinerek dikkatlerden uzak tutmaya çalışmanın fikri zemini“aşkta ve savaşta her şey mubahtır”a dayanır . Ki bu da o “bir grubun” problem olmaması gerekeni problem olarak tanımlayıp(elindekini kaptığını düşündüğü için kaptırmak istemeyen) kendi lehine “çözmek” için her ne gerekiyorsa yapmayı mubah kabul etmenin fikri zemini ile aynıdır.

    M.A yazısının sonunda müslüman ahlak ve kültürünün inşa edilmesi ihtiyacına değinerek müslüman toplum tercihini ortaya koymuş ve ‘zenginliğimiz farklılığımızdır’ anlayışından uzaklaşmıştır. (N.Ö)

    “Kapmak ve kaptırmamak için her şey mübahtır” cümlesi samimi bir Müslüman’ın benimseyebileceği bir anlayış değildir. M.A’nın “inşa ihtiyacı” olarak dikkat çekmeye çalıştığı hususlardan (gerçek,faziletli(!) zenginliğin kaynağında bulunması gereken farklılık) birinin de bu olduğunu düşünüyorum.

    Bu “mubah” konusunda hassasiyet gösteren ve göstermeyenler arasında oluşacak gruplaşmaya “farklılığımız zenginliğimizdir” diyerek karşı çıkacağınızı tahmin etmiyorum doğrusu!

    Kanımca sorun bu guruplaşmanın nasıl ortadan kaldırılabileceği ile ilgili olup gene sonuçta ‘farklılıklarımız zenginliğimizdir’ anlayışını ’samimiyetle’ benimseyebilmeye ve gene ‘ötekini’ samimiyetle kabullenebilmeye dayanıyor (N.Ö)

    Öteki diyerek insanları mahkemelerde yargılayıp suçlu olduğuna hükmedip neden cezalandırmak üzere hapishanelere tıkıyoruz da yaptıklarını “zenginliktir” deyip samimiyetle benimsemiyoruz o halde?

  16. Yazan:çuvaldız Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    Sn.Mustafa Demircioğlu,
    Açık yakalamak gibi bir derdim yok. Hafiyelik ederek bir suç ve suçlu aramıyoruz. Dediğiniz gibi burada fikir alışverişi yaptığımızı düşünüyorum.Kendinizden eminken yorumlarımda teşhis ettiğiniz hangi sebepten dolayı benden şüphe edip açık yakalamakla itham ettiniz doğrusu anlayamadım! Size açık yakalamak gibi görünen yorumlarım yazılanı/yazanı doğru anlayabilmek için tamamlanmasına ihtiyaç duyduğum eksik parçalar. Kapitalizm-İslam ilişkisi ve laiklik ile ilgili fikirlerinizi ilk yorumunuzda burada paylaşmıştınız. Tartışma konusu ile ilgili olduğu için sosyalizm-islam ilişkisi için ne düşündüğünüzü de bilmek istedim.Siz de üşenmeyip, değer verip yanıtladınız.Bunun için teşekkür ederim.

    Şimdi yorum yazarak yanıtladığınız için pişman olduğunuzu yazıyorsunuz. Neden? Yorumlarımdan açık aradığım sonucuna vardığınız için mi? Belki farkında olmadan dediğinizi yapıyorumdur ama her yöneltilen soru (iyi yada kötü niyetli olsun) yanıtlayanın kendisini daha da anlatabilmesi için bir fırsattır aslında.Sizin beni bu şekilde itham etmeniz de benim açıklayabilmem için bir fırsattı.İnanıp inanmamak artık size kalmış.Benimsediğim ilkelere göre yazmaya gayret ediyorum.Eleştrinizden mümkün olduğunca olumlu yönde istifade etemeye çalışcağım.

    Not:Sizinle tanışmıyoruz.Siz yazdıkça fikirlerinizin ve sizin nasıl bir insan olduğunuz hakkında fikir sahibi olabilirim.İlk yorumunuzda Çuvaldız “hanım” yazdığınıza göre siz oldukça fikir sahibisiniz herhalde.!

  17. Yazan:çuvaldız Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    Sn.Nilgün Öven,
    Son yorumumun olması gereken başlık burasıydı yanlışlıkla diğer başlığa gönderdiğim için maalesef siz de orada yanıtlamak durumunda kaldınız.Yorumunuzu bu başlığa taşıyabilirsiniz çünkü oradaki yorumumun başlıkla alakasız olduğu için silinmesini rica ettim editörden.
    O yorumunuza buradan cevap vereyim.

    Ben “kapmak ve kaptırmamak için her şey mübahtır” ifadesini kullanmadım. Siz kendi çıkarımınızı benim ifademmiş gibi aktarmayın lüten.

    Öyle bir şey yapmadım.İtiraz ettiğiniz “mubah” kısmını sizin yazdığınızı söylemedim zaten.

    Dolayısı ile yalnızca ‘laikçi’ler açısından değil, dindarlar açısından da problem vardır: Birisi konumunu kaptırmamaya çalışıyor; diğeri kapmaya!

    Yazdıklarınız bunlar..”kaptırmamak” telaşında olanların değişim/dönüşümü “problem” olarak gördüğü konusunda siz de hemfikir olduğunuz için bunu diyenlerin “mubah” alyışları için siz ne düşünüyorsunuz diye sordum sadece.Anladığım kadarıyla bu “mubah” faaliyetler konusunda “yorumsuz” kalmayı tercih ediyorsunuz.
    Sizin gibi her konuda bilgisi olan bir hanımın bu konuda bilgisi olmadığını söyleyerek yorum yapmaması benim için açık bir cevap niteliği taşıyor.

  18. Yazan:nilgün öven Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    Çuvaldız: Yorum yapmadığım her noktayı ’savuşturduğum’ şeklinde niteliyorsunuz. Belki de ‘yorum yapmaya değmez’ bulmuşumdur. Örneğin ‘kaptırmak ve kaptırmamak için her şey mübahtır’ şeklinde bir düsturu tahlil etmenin bir ucu ahlak felsefesine, diğer ucu evrime dayanıyor. Yani bu sütunlarda tartışmak zor - hele benim gibi kısa ve öz yorum yazmayı seven birisi için..Gene de birkaç cümle söyleyeyim: Böyle bir düsturu bir guruba ancak ‘öteki’ yakıştırır. Halk arasında kimse bu yönelişi sahiplenmez. (bazı radikal filozoflar hariç) Herkes davranışlarında kendini haklı çıkaracak nedenleri bulmakta çok ustadır. Siz dediniz diye de, insanlar bu kategoriye girmez. Şimdi, bir de evrim açısından çözülmemiş bir durum var: Evrim doğru ise, insan hayatta kalma mücadelesi içindedir. Diğer yandan insanın bir özgür iradeye sahip olup olmadığı da, nakli bilgi ya da iman meselesini bir yana bırakırsak, hem dinler açısından hem de evrim açısından tatminkar bir biçimde açıklanmış değildir. Özgür iradenin bulunmadığı yerde ise ahlaki davranıştan söz etmek mümkün olmaz. Ama dediğim gibi bu tür konular giderek çok derinleşiyor ve içinden çıkılmaz hale dönüşüyor. Dolayısı ile yorumlarımızı gene de sıradan yaşam ve biliş düzeylerimizle sınırlı tutmak ama bunu yaparken de böyle çok indirgemeci ve sığ yaklaşımlarla laikçiler için konumlarını kaptırmamak yolundaki her faaliyet mübahtır gibi ifadelerden kaçınmamız gerekir. Çünkü birisi çıkar, dindarların yaptığı yüzlerce yolsuzluğu sıralayıverir!

  19. Yazan:nilgün Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    Bu sorum ahlaki açıdan kendini ‘has müslüman’ olarak tanımlayanlara ve kinaye değil, cevabını gerçekten merak ediyorum. İslam ahlakının, diğer kültürlerin evrensel ahlak normlarından farklı kılacak biçimde ‘ayırdedici’ olan özelliği/özellikleri nelerdir? Örneğin hangi davranış biçimleri? Yalnızca ‘farklı’ olanları merak ediyorum!

  20. Yazan:Mustafa Demircioğlu Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    @Çuvaldız,

    Sizinle tanışmıyoruz.Siz yazdıkça fikirlerinizin ve sizin nasıl bir insan olduğunuz hakkında fikir sahibi olabilirim.İlk yorumunuzda Çuvaldız “hanım” yazdığınıza göre siz oldukça fikir sahibisiniz herhalde.!(Ç)

    Açık yakalama konusunda sizce haksız mıyım?Bakın kullandığınız müstearın önüne “hanım”ı ekleyerek size hitap etmemden bile bir çıkarıma varmışsınız.Yani ilk yorumumda Çuvaldız “hanım” yazdığıma göre,bundan hakkınızda yeterince bilgi sahibi olduğum ve dolayısıyla farklı bir isimle yorum yazdığım anlamı(mı?)çıkıyor.Tabii hitap şekline de itiraz etmiş olabilirsiniz.İlk yorumda belki daha resmi bir hitap şekli seçilebilirdi.Fakat inanın bunu da herhangi bir kasıtla yapmış değilim…Soyisimlerin olmadığı yerde sayın diye başlamak pek iyi durmuyor.Sayın Ahmet,Sayın Mehmet…bilmiyorum pek uygun durmuyor gibi.Mesela Enver(Gülşen)bey eg olarak yazıyor.Fakat Enver Gülşen olduğunu,sinema ve tasavvuf üzerine güzel yazılar yazdığını biliyorum.Kendisi bana cevaben(bu yazı altında)bir yorum yazdı ve şahsıma yazdığı ilk yorum olmasına karşın direkt mustafa bey diye hitap etti.Ben de bir yakınlaşma,samimiyet jesti olarak değerlendirek Enver bey diye hitap ettim.Sayınlı filan olsaydı muhtemelen bir mesafa belirleme ihtarı gibi dururdu ve şık durmazdı.

    Size Çuvaldız hanım diye hitap etmemin nedeni kısaca bu.Nezaketsizlik olarak algılamışsanız özür dilerim.Yalnız bu benim ilk yorumum değil;size yazdığım ilk yorum.Ha”beni tanıyor olmalısınız” demişsiniz.Site yazarlarını,yorumcuları ne kadar tanıyorsam sizi de o kadar tanıyorum.Bir hanım olduğunuzu da ilgiyle okuduğum yorumlarınızın akışı içinde öğrenmiş bulunmaktayım.Ve evet siz benim hakkımda henüz yeterli kanaate varmamış olsanız bile,ben koyu bir okurunuz olmamdan ötürü fikirlerinize,dünya görüşlerinize aşinayım.Ve ayrıca mizacınızı,olaylara gerçekçi ve tarafsız yaklaşmanızı takdir ediyorum.Sadece karşınızdakinin çelişkelerini biraz aşırı bir hassasiyetle ortaya koyma eğilimi görüyorum,buna da lütfen dostça bir uyarı olarak kabul edin.

    Hafiyeciliği de unutun gitsin.Sanırım zaman zaman hepimiz yapıyoruz bunu.

    Aslında vurgulamak istediğim şuydu.İnsanların düşüncelerini kendilerini bir yere koymadan sadece fikir ve düşüncelerinden hareketle değerlenlendirmeliyiz.Şayet bir insanı laik,kemalist,müslüman,ulusalcı,miliyetçi vs.diye peşinen bir yere koyar isek,her fikir ve görüşü o kişiyi kafamızda kurduğumuz aidiyet biçimiyle değerlendirme yanılgısına düşebiliriz.Dürüst olmak gerekirse,alıntıladığınız bazı görüşlerime yaptığınız değerlendirmeler,hakkımda bu yönde bazı yargılara vardığınız sezgisine yolaçıyor.Bunlardan bir kaçtane var.Ben bir tanesini tekrar bilginize sunayım.

    Şöyle yazmışım:

    Oysa ki hiçbir dinde kapitalizmi,sosyalizmi,liberalizmi meşru gösterecek(doğru alternatif olarak sunacak) bir içerik bulunmuyor.Aynı şekilde bu sistemlerin de din(lerin) salık verdiği temel ahlak ve prensiplerle çelişmeden varlıklarını sürdürmeleri,pratikte yaşam bulmaları mümkün görünmüyor.(M.Demircioğlu)

    Bu paragrafa cevabınız:

    Bu paragrafın anlamı özetle şu mudur; “din Allah ile kul arasındadır. Vatandaşı olarak yaşamakta olduğu ülkede devlet ekonomik sistemi kapitalizm üzerinden kurgulamış ise bu dindar insanın dininin salık verdiği temel ahlak ve prensipleri ile çelişmeden varlığını sürdürebilmesi mümkün değildir.Çünkü inandığı din bir ideoloji gibi değiştirilebilir, yeniden reforme edilir olmadığı için hayattan kopuktur, var olduğu zamana hapsolmuştur.İnandığı din, 19 ve 20 yy’ın kavramlarından bi haber olduğundan günümüz insanının soru ve sorunlarına “meşru” cevaplar üretemez!” Bu mudur demek istediğiniz yoksa ben mi yanlış anlıyorum?

    Evet ben anlaşılır şekilde yazmamış olabilirim.Siz de bu anlatım hatasından dolayı yanlış anlamış olabilirsiniz.
    Ancak sanırım Kapitalizmin ve dahi liberalizmin,sosyalizmin ya da her türlü “izm”in islamla bağdaşmadığını,bunun islamda yerinin olmadığını söylemek:din veya dinlerin değiştirilebilir,yeniden reforme edilir olmadığı için hayattan kopuk olduğu,var olduğu zamana hapsolduğu…19 ve 20 yy’ın kavramlarından bihaber olduğundan günümüz insanının soru ve sorunlarına “meşru”cevaplar üretemediğini iddia etmek anlamına gelmemeli.

    Dolayısıyla dinin ideolojilere yaslanamayacağını,hiçbir dinin ideolojilere dayandırılarak ayrı bir ideolojije dönüştürelemeyeceğini anlatmaya çalışırken siz bundan dinleri katı,değiştirilemez birer dogmadan ibaret olduğunu ima ettiğim sonucuna varmışsınız.Neden?Çünkü beni söylediklerimle değil direkt kafanızda kurduğunuz dünya görüşüme göre yargılıyorsunuz.Belki iflah olmaz bir “laikçi”,bir Kemalist ya da seküler düşünceye kayıtsız iman etmiş biri…

    Oysa kendinizce benim din hakkımdaki düşüncelerime yer verdiğiniz yargıları eklemeden de ne demek istediğimi sorabilirdiniz.Fakat maalesef benim yerime dinler hakkında nasıl önyargılara sahip olabileceğimin cevabını kendiniz vermişsiniz.Peki ben de size sorayım,acaba din ve dinsel inançlara sizin değerlendirdiğiniz biçimde yaklaştğımı neye dayanarak yorumlama gereği duydunuz.

  21. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    nilgün hanım,

    İlahiyatçı olduğunuza göre İslam’ın Hz.Adem ile başlayan bir din olduğunu; İslam, Hristiyanlık, Musevilik gibi ayrımların olmadığını bilmeniz gerekir. İslam ahlakı denildiğinde buna Hz.Meryem’in iffeti de girer, Hz.Ömer’in adaleti de. Bütün peygamberler senin vicdanında kodlanan ahlakın dekoderleridir.
    “Ahlaklı olalım, sevelim sevilelim” demekle ahlaklı olunmaz. Örnek lazımdır, terbiye lazımdır. İçindeki cevherin işlenmesi lazımdır. Rehberlerin bize sunduğu en temel prensip sırat-ı mustakim (orta yol) dur. Ahlak, Allah inancı olmadan da mümkün olmakla birlikte kaynağı yine dindir. Şurada anlatmıştım:
    http://www.derindusunce.org/2008/12/16/ahlakli-teklif/

  22. Yazan:çuvaldız Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    Sn.Mustafa Demircioğlu,

    Çuvaldız “hanım” yazdığıma göre,bundan hakkınızda yeterince bilgi sahibi olduğum ve dolayısıyla farklı bir isimle yorum yazdığım anlamı(mı?)çıkıyor.(M.D)

    Hayır siteyi bir zamandan beri yorum yazarak olmasa da sessizce takip ettiğiniz dolayısıyla fikirleriyle beraber insanları(hanım/bey) az çok tanımış olduğunuz anlamı çıkar-dı. Bu durumda size yazdığım ikini yorumla değil az çok önceki yorumlarımı da okumuş olduğunuz ve pek çok örneği ile tutarlılığı olduğuna inandığınız tespitinizi dostane bir niyetle iletmiş olursunuz-dunuz. Ve bunu da şimdiki yorumunuzda yapmışsınız dostane uyarı için teşekkür ederim.

  23. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    Evrensel ahlak normları dediğiniz şey ile şöyle somut bir fark var:
    Evrensel ahlak normları, “birlikte mutlu şekilde ancak bu şekilde yaşarız, rasyonalite ahlaklı yaşamamızı öngörüyor, o halde hadi ahlaklı olalım” der. Tabi rasyonalite “ahlaksızlığın” daha pragmatik olduğunu söylerse evrensel ahlak normu şişer…
    Din ahlak normu ise inanca dayanır. “Mülk Allahındır” diye inanan bir adam tabiatıyla cimri olmaktan veya savurgan olmaktan kaçar. Yani zorlama değildir bu ahlak. İnanca dayanır. Suni değildir, köklüdür. En temel fark bu.

  24. Yazan:nilgün Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    ES İslam, islam düşüncesine göre Hz. Adem ile başlayan, ancak diğerlerine göre Hz. Adem ile başladığını yalnızca ‘iddia’ eden bir dindir. Zaten 8-10.000 yıl öncesine ait arkeolojik bulgularda İslam’ı çağrıştıran hiçbir unsur yoktur.

    Orta yol anlayışı ise Aristo’da (Nikomokos’a Etik kitabı) zirveye ulaşmıştır. İslam Düşüncesi kelam ve felsefesi Grek düşüncesi ile temellendirilmiştir. (Tanrı’nın kanıtları, ilk neden, zorunlu varlık v.s.)

    Diğer yandan ‘Mülk Allah’ındır diyen adamı ahlaklı olmaya yönelten şey nedir? Allah’tan gelecek şiddetli ceza korkusu değil midir? O halde inancın seküler ahlak anlayışına göre üstünlüğü yaptırım gücünde yatıyor; mutlak olarak inancın içerdiği ahlaki davranış biçimlerinin üstünlüğünde değil! (Dikkatinizi çekerim; Allah sevgisi Allah korkusundan sonra gelişmiş ve yerleşmiş bir duygudur)

    Bir de ‘rasyonalite ahlaksızlığın daha pragmatik olduğunu söylerse evrensel ahlak normu şişer’ demişsiniz. İslam’daki çok-eşlilik izni erkeklerin savaşta zayi olması ve kadın nüfusun çoğalması ile ilgili pragmatik bir izin sayılamaz mı?

  25. Yazan:çuvaldız Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    Sn.Mustafa Demircioğlu,

    Sizi anlıyorum fakat ben kendimi ifade etmekte zorlanıyorum.Bu nedenle Enver beyin yazısından alıntı yaparak ne demek istediğimi onun kalemi aracılığı ile ifade etmeye çalışayım.Aslında uzun uzun açıklamaya gerek kalmaksızın tek ve çift kanatlı kuş tasviri bile yeterli görünüyor.

    Modern dünyanın iki önemli ideolojisi, sol (Marxist) ideoloji ile liberalizm yanlıları hayat görüşlerini halkın anlam dünyasına aktarabilmek için mecburen dini motifler kullanır, bu motiflerden çıkardıkları yorumlarla o ideolojiyle din arasında tek taraflı bir ilişki kurmaya çalışırlar. Bu tek taraflı ilişki ideolojiden dine akan, ama dinin hakîkatinin o ideolojiye akmasına asla izin vermeyen bir ilişki demektir aynı zamanda.

    * * *

    İdeolojik İslam anlayışları İslam’ı, bir ideoloji ve o ideolojinin yaslandığı kurucu akla dayanarak yorumlar. Bu yüzden bilginin, ahlâkın da sadece bir yönüyle ilgilenir, birçok diğer yönünü görmezden gelirler. Üstelik bunu yaparken, “karşıt” gördükleri İslam yorumlarını da “çağdaş olmamakla” “akılcı olmamakla” itham ederler. Hâlbuki yaptıkları, İslam’ın “insan-ı kâmil” hedefini, seçtikleri ideolojinin birey ve toplum anlayışları içinde eritmek ve bu yolla İslam dinini sadece o ideolojinin koşum ipi yapmaktır. Ancak bilmezler ki öyle İslam anlayışları vardır ki, bu tip ideolojik yorumların çok ötesinde içselleştirilen bir ahlâk, vicdan ve insanlık amaçlar. Bu anlayışlarla ideolojiler arasındaki ilişki de Arslan’ın yaptığı gibi tek kanatlı kuş olma sonucunu doğuran tek taraflı değil, çift yönlü bir ilişkidir. Kur’an’ı ve Allah’ı bu tip bir kurucu aklın oyuncağı yapmak yerine, Leyla İpekçi’nin çok güzel söylediği gibi, önce aklı, sahibine (Allah’a) teslim edip sonra ondan ödünç olarak geri aldığında, onu, çok daha iyi kullanabileceğini bilmektir bu anlayışın farkı.

    http://www.derindusunce.org/2009/03/03/islami-ideolojik-yorumlamanin-dayanilmaz-hafifligi/

    Enver beyin dediğinden biraz daha farklı anlamda bir ifadeyle aklın zaten ödünç alınmış olduğu idrak edilebildiğinde ideolojilerden dine değil aksine bir akış söz konusu olabilecektir.Bu tek yönlü akış da tüm insanlar için aynı zamandan gerçekleşmeyeceğine göre(külliyen değişim/dönüşüm) bu tartışmalar aracılığıyla mümkün olabildiğince çift yönlü bir akış temin etmeye(çift kanat) gayret etmek gerekiyor.Ona uymaz buna uymaz denilerek kuşu tek kanatlı bırakmamak gerekiyor.Olmaz demekle kalmayıp nasıl olabileceğini de bu tartışmaları vesile kılarak anlatabilmek gerekiyor.Aşağıdaki yazıdaki gibi bir yaklaşımı çağrıştıran “ya Müslümansın ya da sömürücü kapitalist” şeklinde bir söylemin çift kanat meselesini anlatabilmek için pek da faydalı bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum. Herkes tarafından çok kolay ve iyi anlaşılır olmayan meseleler için bu uygun bir yöntem olmayabilir.

    Gerçekten de yobaz laiklerin insanları devlet eliyle, zorla “çağdaşlaştırma” çabası ne kadar sorunluysa kimi “İslamcı” devletlerin vatandaşlarını zorla günahtan korumaya çalışması o kadar yanlış.
    http://www.derindusunce.org/2008/02/27/gunah-isleme-ozgurlugu/

  26. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    nilgün hanım,

    Ben müslüman olduğum için İslam perspektifinden değerlendiririm. Siz gayr-i müslim olarak istediğiniz noktadan değerlendirmekte serbestsiniz.
    İslam kelamı Grek felsefesinden etkilenmiştir, eyvallah da İslam ortaya çıkarken Arabistan’da Grek felsefesi filan yoktu. Hadi İncil’den etkilendi diyen müsteşrikler var da, orta yol inancını Aristo’dan aldı diyen ilk kişi olduğunuz için altın lale ödülümüzü size takdim ediyoruz.
    “Mülk Allah’ındır” diyen adamı ahlaklı davranmaya iten neden basitçe mülkün Allah’ın olduğunu düşünmesidir. Cehennem korkusu da bir motivasyondur ama insan ahlakında çok etkili değildir. Anlatıp durmanın anlamı yok. Pratik hayata bakın. Ben, daha önce çalıştığım işyerinde işçim bir sakallı amcamın mesai bitiminde elinde kazma, kürekle çalışmaya devam ettiğini tesadüfen gördüm. Bütün işçiler yemeğe gitmişler amcam tek başına çalışıyor, alnından ter damlıyor. “Ne o mesaide misin, ne yapıyorsun?” diye sordum. Bana utana sıkıla, gün boyunca namaz için ayrıldığını, hak geçmesin diye çalışamadığı zamanları telafi ettiğini söyledi. Allah aşkına, pardon medeniyet aşkına söyler misin bu adam cehennem korkusundan mı bunu yapıyor? Adamın iyilik içine işlemiş, yüzüne yansımış. Hangi evrensel hukuk normu mümini adam böyle bir şey yapar? Hikayeden konuşmak kolay. Ciğeri beş para etmeyen adamlar da ahlaktan dem vuruyor. Bu kadar ele ayağa düşmedi bu işler.
    İslam’daki çok evlilik izninin konuyla ne ilgisi var? Örnek bulamamışsınız, hey Allahım… İslam’da birçok emrin birçok pragmatik faydası olabilir. Ama pragmatik faydayı (mesela ganimeti) esas tutan adam ölse bile adı “şehid” olmuyor. Orucu perhiz niyetiyle tuttuğunu söyle bakalım hocaefendi sana ne diyecek.

  27. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    Zaten 8-10.000 yıl öncesine ait arkeolojik bulgularda İslam’ı çağrıştıran hiçbir unsur yoktur.

    Altın lale ödülünü gerçekten hakediyorsunuz. Baksanıza yazı M.Ö.3200 yılında bulunmuş, bizim ilahiyatçımız 8-10 bin yıl önce arkeolojik bulgularda İslam’ı arıyor. Ara, ara sen daha derine inersen Neanderthal’in altında Hafız Osman’ın sülüs hattıyla yazılmış La ilahe illallah levhası var. :)

  28. Yazan:çuvaldız Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    Sn.Nilgün Öven,

    Yorum yapmadığım her noktayı ’savuşturduğum’ şeklinde niteliyorsunuz. Belki de ‘yorum yapmaya değmez’ bulmuşumdur.

    Sorun da bu zaten. Biri size bu benim için önemli ve değerli diyor ama siz “olabilir ama benim için değil” diyorsunuz.Fakat iş sizin sorularınıza geldiğinde “hala cevap alamadım yada bu cevap benim için yeterli değil” diyebiliyorsunuz!!!
    örn:
    -“Kürtçe, başörtüsü,din benim için önemli,konuşalım benim için problem teşkil eden sorunları ortadan kaldıralım”
    -“olabilir,benim için bu yapmaya değmez.Onun yerine şunu konuşalım”

    Örneğin ‘kaptırmak ve kaptırmamak için her şey mübahtır’ şeklinde bir düsturu tahlil etmenin bir ucu ahlak felsefesine, diğer ucu evrime dayanıyor. Yani bu sütunlarda tartışmak zor - hele benim gibi kısa ve öz yorum yazmayı seven birisi için..

    Sizin sevdiğiniz kısa ve öz yazma tarzınıza hiçbir itirazım yok hatta özeniyorum bile.İtirazımın ne için olduğunu yukarıdaki açıklamadan anlamışsınızdır sanırım.Bu sütunlarda neden zor olduğunu anlamadım doğrusu.Sizin için zor olduğunu söylüyorsanız eğer onu anlarım tabi.

    Gene de birkaç cümle söyleyeyim: Böyle bir düsturu bir guruba ancak ‘öteki’ yakıştırır. Halk arasında kimse bu yönelişi sahiplenmez. (bazı radikal filozoflar hariç)

    Genellemiyoruz.Konu başlığı altında kaptırmamak problemi olan hegomAnik bir kesimin varlığı üzerine tartışıyoruz.Bunu bir evrimci zihniyetiyle yorumlayıp “evrimin hayatta kalma mücadelesi” dediğinizde soru/sorun kendiliğinden ortaya çıkıyor; “Bu sadece hayatta kalma mücadelesi değil tahakküm edebilmeye dönük iktidarı/gücü kaptırmamayı amaçlayan bir var olma değil imha etme mücadelesidir.”

    Herkes davranışlarında kendini haklı çıkaracak nedenleri bulmakta çok ustadır.

    Evet ama maalesef evrimci yaklaşımla sadece güçlü olan haklı olduğunu diğerlerine KABUL ettirebilir öyle değil mi?

    Bu gücü onlara doğa/evrim mi vermiştir.Hangi özellikleri diğerlerinden “ÜSTÜN” gelişmiş/evrilmiştir. Akıl mı?Ahlak mı?

    Siz dediniz diye de, insanlar bu kategoriye girmez.

    Haklısınız. Evrimci mantıkla önce bilek(!) güreşi yapıp “Üstün” olduğumu “güç” sahibi olarak kanıtlamam gerekir!

    Şimdi, bir de evrim açısından çözülmemiş bir durum var: Evrim doğru ise, insan hayatta kalma mücadelesi içindedir.

    Hımm.Bazıları diğerlerine hükmedecek kadar akıllıdır.Evrim bazılarının lehine işlemiştir.Akıl sahibi olmak gibi sömüren olmak da özgür irade meselesi değildir diyorsunuz yani? Ben de bunun hayvanlar için geçerli olduğunu sanıyordum.İnsan evrimini tamamlamamış bir hayvan demek ki.Ne olduysa maymunoğlu mahlukat aşamasında takılı kalmış öyle mi!

    Diğer yandan insanın bir özgür iradeye sahip olup olmadığı da, nakli bilgi ya da iman meselesini bir yana bırakırsak, hem dinler açısından hem de evrim açısından tatminkar bir biçimde açıklanmış değildir. Özgür iradenin bulunmadığı yerde ise ahlaki davranıştan söz etmek mümkün olmaz.

    Elinize bakın.5 parmağınızın beşinin de uzunlukları birbirinden farklı. Daha az kullanılan körelmemiş.Özgür iradenizle hepsine ihtiyaç duyduğunuzu akledebiliyorsunuz ama ölçemiyorsunuz değil mi? Siz o parmaklarınızla muhteşem heykelcikler yapabiliyorsunuz diye sizin parmaklarınız sokağınızı süpüren çöpçününkinden daha değerli değil.Özgür iradenizle bunu da akledebilirsiniz. Onun parmaklarının sizinkinden daha maharetli olduğunu fark ettiğinizde evrimci mantıkla “özgür iradem yok” diyerek bir heykeltıraş olarak statünüzü korumak için ne yapardınız? Bu hayatta kalma mücadelesi midir? Özgür irade sadece “hayatta kalmaya” mı odaklanmıştır? İnsan olarak hayatta kalma çabası göstermenin değerlerini nerde bulacağız o halde?
    Tek amacı hayatta kalmak olan mahlukat “değerler” sorumuza cevap üretebilir mi?

    Ama dediğim gibi bu tür konular giderek çok derinleşiyor ve içinden çıkılmaz hale dönüşüyor. Dolayısı ile yorumlarımızı gene de sıradan yaşam ve biliş düzeylerimizle sınırlı tutmak ama bunu yaparken de böyle çok indirgemeci ve sığ yaklaşımlarla laikçiler için konumlarını kaptırmamak yolundaki her faaliyet mübahtır gibi ifadelerden kaçınmamız gerekir. Çünkü birisi çıkar, dindarların yaptığı yüzlerce yolsuzluğu sıralayıverir!

    Ne bu? Tartışmak yerine şimdi de tehdit ve gözdağı mı? Sıralayın efendim sıralayın ama önce “dindar” olduklarını ispat etmeyi unutmayın tamam mı? İspat için sunduğunuz verileriniz de bilimsel olsun lütfen.

    Evrimcilerin mi dindarların mı daha çok yolsuzluk yapabileceğini bilmek istiyorsanız cevap vereyim; hayatın bu dünya ile sınırlı olmadığını, toprağa karışarak nihayetlenmediğini düşünen biri diğeri ile mukayese edilemez ölçüde “dikkatli” olmaya gayret edecektir.

    Bu sorum ahlaki açıdan kendini ‘has müslüman’ olarak tanımlayanlara ve kinaye değil, cevabını gerçekten merak ediyorum. İslam ahlakının, diğer kültürlerin evrensel ahlak normlarından farklı kılacak biçimde ‘ayırdedici’ olan özelliği/özellikleri nelerdir? Örneğin hangi davranış biçimleri? Yalnızca ‘farklı’ olanları merak ediyorum!

    Siz bu ayırt edici özelliği bilmeden yolsuzluk yapanların “dindar” olduklarına nasıl hükmettiniz merak ettim doğrusu? Doğru/iyi davranışlarından teşhis edemediğiniz dindarları selektif algınızla “kötü/yanlış” davranışlar üzerinden tespit edebiliyorsunuz anlaşılan!

  29. Yazan:nilgün Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    ES 8-10.000 yıl öncesinde Hz. Adem putperestliği vazediyordu herhalde! Yok, yok halklar İslam’ı çarpıttılar canım! Maya’lar da İslam’ı çarpıtıp insan kurban ettiler. Esas bu fantastik İslam Düşüncesi için (Hz. Adem’den beri, yani dünyanın başlangıcından beri İslam vardı anlayışınız!)siz müslüman düşünürler ödüle layıksınız.

    ‘Evrensel hukuk normu mümini’ gün boyunca namaz için işinden ayrılmaz zaten!

  30. Yazan:nilgün Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    Çuvaldız: Tabii bu siteye kendi isteğimle yorum göndermeye başladım ancak yorulduğumu belirtmek isterim.

    Evrimi bir ahlaki yargı gibi almanın yanlışlığını defalarca dile getirdim. Bu, bebeği öldürdüğü için depremi suçlamak gibi bir şey…Çocuk deprem sırasında tarladaki fay hattının üstünde duruyorsa ve bu hat kırılırsa, ölür; bunun için isterseniz doğayı isterseniz Allah’ı suçlayın. Evrim bir bilimsel gerçek ise, doğru ise biz ne yaparsak yapalım ahlakı ancak göreceli olarak tesis edebiliriz. Ahlakın tarihi gelişimi de maalesef bence bu görüşü destekliyor. Hiç bir dönemde doğru düzgün tesis edilememiş.

    Dindarın ayrıdedici özelliğini bilmeden yolsuzluğa karıştığını iddia etmek… doğru bu cümlede tutarsızlık var; bence siz iyi bir mantıkçı olurdunuz. Ancak siz ‘has müslüman’ın evrensel normlardan farklı bir tarifini yapamadığınız sürece bizler, örneğin başı-örtülü olanı has müslüman addediyoruz. Yukarıda dindarların yolsuzluklarını sıralayayım derken, kastettiğim ailelerin arasında, mahallede ölüm sırasında villasından hoparlörle günler boyunca avaz avaz Kuran okutarak ‘öteki’ni taciz eden, başı-örtülü hanımlarını yanına alıp Ferrari-Porsche’leriyle Pazar sabahı çıkardıkları gürültüye aldırmadan gümbür gümbür siteden çıkan, Gebze’de bir cami imamı olarak ilkokul ikiden terk kızına Kuran kursu verdirip camideki bağış paralarını da cebine atarak evini inşa eden, mahalle sakinine yanında 40 kişiye cennete götürebileceğini söyleyen cami imamları vardı. Yani ilk bakışta herkesin ‘dindar’ diye etiketliyeceği kişiler.
    Ama siz ‘has müslüman’ın bu şekli davranışlarla anlaşılamayacağını iddia edebilirsiniz; işte o takdirde bana ayırdedici özelliklerini, benim anlayabileceğim şekilde izah etmeniz gerekir. Şimdiye kadar algıladığım, bunun yalnızca gönül işi olduğu şeklinde; bu da duruma pek açıklık getirmiyor; kimsenin gönlünün içini göremem!

  31. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    nilgün hanım,

    Öncelikle Mayalar 8000-10000 yıl önce yaşamamıştır. Yazının bulunmasından çok sonra yaşamıştır.
    İkinci olarak, Mayaların insan kurban ettiği efsanesine de çok inanmıyorum. Adamların medeniyetlerinin içine darı eken vahşi İspanyolların uydurması olduğunu düşünüyorum. Tek tanrı inancının bozulmasına gelince, dalga geçiyorsunuz ama pekala bunu söyleyenler var:

    Churchward’a göre, Mayalar önceleri tektanrılı Mu Dini’ne bağlı topluluklardı. Dinleri sonradan yozlaştırılmış ve sembollerin, zamanla, Mısır’daki ve Hint’teki gibi, anlamlarını anlamayanlarca ilahlaştırılması sonucunda, çoktanrılı bir din haline getirilmiştir.http://tr.wikipedia.org/wiki/Maya_uygarl%C4%B1%C4%9F%C4%B1

    İlk çağda sadece putperestlerin olduğu, tek tanrı inancının sonradan oluştuğu inancıdır asıl fantezi olan.
    Son olarak, evrensel ahlaki kurallar dediğiniz şey balondur. Araya kemik atınca dostluk, kardeşlik, sevgi, barış filan biter. Öyle “bütün dünya buna inansa, bir inansa, hayat bayram olsa” şarkılarıyla olmuyor bu işler. Ben işyerimde, sıkıştığı zaman bana iftira atan kaç tane evrensel ahlak mümini, medeni janjanlı şerefsizle müşerref oldum biliyor musunuz? Hem de yüzüme baka baka… Geçiniz o işleri. Edebiyat yapmayınız.

  32. Yazan:çuvaldız Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    Sn.Nilgün Öven,

    Tabii bu siteye kendi isteğimle yorum göndermeye başladım ancak yorulduğumu belirtmek isterim.

    Bu yorgunluk hissinizi çok iyi anlıyorum. Üç senedir yani site oluştuğundan beri yazı ve yorumları takip ediyorum ve zaman zaman ben de aynı şekilde yorgun hissediyorum.

    Konuş konuş anlat anlat nereye kadar nasılsa Evrimi bir ahlaki yargı gibi almanın yanlışlığını defalarca dile getirdim.
    X !?
    Ama siz ‘has müslüman’ın bu şekli davranışlarla anlaşılamayacağını iddia edebilirsiniz; işte o takdirde bana ayırd edici özelliklerini, benim anlayabileceğim şekilde izah etmeniz gerekir.

    Anlat anlat nereye kadar Nilgün hanım. Anlamak için biraz da sizin gayret etmeniz gerekiyor, öyle değil mi? Şimşekten/gürültüsünden korkmamak için göstermiş olduğunuz öğrenme/anlama gayretini burada da kullanmanız gerekiyor. Dindarlar prospektüsü ile piyasaya sürülen fabrika üretimi her derde deva ilaçlar değiller. İnandıkları gibi yaşayan bazı konuları sizden farklı düşünen biyolojik yapıları, duygularıyla aynı sizin gibi doğan ve ölecek olan insanlar. Çağdaş olarak tanımlanan bir Aşk romanı ya da bir sinema filmi hakkında bile birbirinden farklı pek çok yorum söz konusu olabiliyor. Literal okuma yapmayın öze vakıf olun diyorsunuz sonra da ayırt edici özellikleri maddelenmiş “has Müslüman” profili bekliyorsunuz. Bu korkunç bir yaklaşım değil mi? Evrensel yorumu olmak zorunda olan Müslüman profili!!! Neden bu tektipleştirme ihtiyacı?

    Not:Yorulduğunuzu belirttiğiniz için kendimi illa da yazmak zorunda hissettim.Daha önce de yazdığım gibi karşısındakine şüphe ile sürekli “itiraf et hadi asıl amacın ne?“ sorgulaması yapıldığında bu yorgunluk/yılgınlık hissi kaçınılmaz oluyor. Düşünün başörtülü hanımlar da baskı yapacakları, rejime muhalefet edecekleri ithamı ile sürekli karşı karşıyalar. Bakın siz bile yukarıda baş örtülü hanımları “has Müslüman” addedip işin içinden çıkmışsınız sonra da Ferrari(yazı başlığını hatırlatırım!) ve hoparlör üzerinden “din işte böyle” demeye getirmişsiniz. Sürekli kendilerine “bunu yapmayacağını bize şu dediğimizi yaparak ispat et” “ya da hayır senin dinin bunu demiyor sen bunu farklı amaçlarla talep ediyorsun” dnilerek kendisine farklı bir dini yorum telkin edilmeye çalışılıyor. Rujlarından başörtü renklerine, yatak odalarına kadar hayatları didik didik ediliyor müdahale ediliyor. Gözlere odak olmaktan sakınırlarken kendilerine göe batan çıban gibi davranılmasını hak ettiklerini hiç ama hiç düşünmüyorum.Kim bilir kendilerini ne kadar yorgun bezgin ve küskün hissediyorlardır.Aynı bu ülkeyi bölmek gibi bir düşünceleri olmadığını sadece kültürel kimlikleri ile var olabilmek istediklerini söyleyen Kürtlerin bu ithamlarda hissettikleri yorgunluğun anlaşılabilir olduğu gibi..ya da kendilerini dindar olarak tanımlayan insanların aklı ve bilimi inkar edip yok saymadıklarını bir türlü karşılarındakine anlatamadıklarında yada anlaşılmak istenmediklerinde hissettikleri yorgunluk gibi..Tüm bu nedenlerle onların yorgunluğu üzerinden sizin yorgunluğunuzun nasıl bir his olduğu çıkarımında bulunabiliyorum.Kimsenin kimseyi bu derece yorgun/bezgin hissettirmeye hakkı yok. Başlarda sadece yazılara yorum yapıyorken bu yıldıran eğip büken tavırlara sahip yorumcuları gördükçe onlara hitap ederek yorgunluk ve yılgınlık veren bir üslup geliştirmiş olabilirim.Sizin yorgunluğunuzun sebeplerinden biri olduysam kusura bakmayın lütfen.

  33. Yazan:MY Tarih: Ara 10, 2009 | Reply

    Nilgün Hanim hayrola? yine basladiniz laikçi geyiklere? Tam da “soru sormayi bilen, akli basinda bir yorumcu kazandik” diye düsünüyordum ki öldüren degil süründüren sorular yagiyor yine!

    Yani 60 yasina gelmis, ilahiyat ve felsefe okumus bir insan bundan fazla düsünemez mi? Bu kadar mi kötü ülkemizin üniversiteleri? Hayat tecrübesi de mi size hiç bir sey vermedi?

    Birbirine dokunmadan, karismadan, tutarlilik kaygisi üretmeden gezinen fikir parçaciklari ile dolu zihniniz. Keske bombos olsaydi, bos beyaz bir kagitta insan özgürdür. “Noktalari birlestirin bakalim ne çikacak?” oyunu oynuyorsunuz ama nokta yok, karalama var.

    Okuma yazma bilmeyen hamallar nasil kitap tasiyarak bir sey ögrenemezse siz de ilahiyat ve felsefe okuyarak bunu yapmissiniz: Bilgi hamalligi. :(

    Sizden 50 defa rica ettim, tartismalarin seviyesini düsürmeyin, laikçi geyik yapmayin diye. çok yazik ettiniz ve çok ayipladim sizi.

    Biraz ara verin yorum yazmaya. kendiliginizden…

  34. Yazan:harun Tarih: May 8, 2010 | Reply

    ben laikliği çok seven biriyim ama dinimide elden bırak mam
    ULU ÖNDER ATATÜRK ÜN devrimlerinden de vaz geçmem

  35. Yazan:halit alper şimşek Tarih: May 9, 2010 | Reply

    Elbette müslüman insan gariban olur zengin ve sermayedar müslümandan bahsetmek ne kadar rezil bir anlayış müslüman bir lokma bir hırkaya razı insandır.
    Eğer kapitalist ve zengin burjuva olacaksanız o zaman müslüman olmayı bir kere sıfatlarınızdan çıkarın.
    Zengin müslüman hayırlı müslümandır gibisinden çirkin bir Emevi zihniyetinin sözünü gündeme taşıyanlara ne demeli.

  36. Yazan:Tayfun Tarih: May 10, 2010 | Reply

    Burada da ikinci sorunlu kavramımız ortaya çıkıyor:İslamî Kapitalizm.
    Bir kere İslamî Kapitalizm gibi absürd bir kavram olamaz…Kapitalizm ise İslamî,İslamî ise Kapitalizm olamaz.Ha islamî kalkınma,islam modeli gelişme neyse de İslam ile kapitalizm yan yana pek uyumlu görünmüyor.Zira biri ağır bastığında diğeri hükmünü kaybeder.

    Öneriniz nedir peki? İran ya da Libya’daki gibi İslam sosyalizmi mi? Türkiye’deki kadınların çarşafa girmesi midir alternatif çözüm öneriniz? ”Kapitalizm” kavramı Türkiye haricinde hiç bir ülkede bu kadar kullanılmıyor. Gelişmiş ülkelerde, kapitalizmin, kişilerin ve grupların çıkarları doğrultusunda kullanılması sorunuyla başa çıkılmaya çalışılıyor. Kapitalist sistem doğru oturtulduğunda aslında herşey tıkırında. Yani olay daha ziyade ahlaki. İnsanlara iyi bir ahlak ve vicdan kazandırabilirsek, liberal, kapitalist sistemi bir kısa yoldan köşeyi dönme, sahtekarlık fırsatı olarak kullanmamayı öğretebilirsek sıkı yönetim, bürokrasi gibi bir çok beladan kurtulabiliriz.

    ABD’de katolik cemaatleri, yahudi, müslüman cemaatleri hepsi bir arada birbiriyle çatışmadan faaliyet gösterebiliyor, Amerikan halkının ahlaki gelişimine katkıda bulunuyorlar. İleride ateist bile olsalar, o çocuk yaşta bu kurumlar sayesinde aldıkları ahlaki birikim geleceklerini etkiliyor. Yalan söylememeleri gerektiği daha çocukken bilinç altlarına işleniyor. Osmanlı’da da böyleydi. Din ve vicdan hürriyeti vardı, herkes kendisini istediği yönde eğitebilirdi, ahlak, vicdan bugünkünden çok daha iyiydi.

    Ülkemizde artık kanıksadığımız, bize normal gelen bir çok sahtekarlık bile ABD’de insanların aklına bile gelmiyor. Nasıl yapılacağını anlattığınızda anlayamıyorlar bile. DivX’in ne olduğunu bilmeyen çok insan var ABD’de. İsteseler çok rahat indirebilecekleri filmleri gidip parasını verip, o üründe emeği geçmiş insanların emeğini çalmadan parasıyla alıyorlar. Parası yetmiyorsa da seyretmeyiveriyorlar. ”Devlet beni doyursun, herşey beleş olsun, çalışmadan her şeyi elde edeyim” düşüncesi yok bu insanlarda. Yatmıyorlar, çalışıyorlar, ama insan gibi. Günde 8 saat. Ve özel hayatlarına vakit ayırıyorlar. Düzenli, huzurlu bir hayatları var. Kaos yok. Bizim kadar para ve güç hırslısı değiller, daha kanaatkarlar.

    Demek ki neymiş? Kapitalizm değilmiş insanları ahlaksızlaştıran. Din ve ahlak eğitiminin önüne konan engellermiş.

    ABD’de parlamentoda, devletin en tepesinde dahi insanlar dini tercihlerini açıkça belirtir, dini sembollerle parlamentoya dahi gelirler ve hiç sorun olmaz. İnsanlar bir adaya sırf dindar olduğun için dahi oy verir. Bush’un aldığı oyların çoğu protestan olmasından dolayıdır. Ama bu ülkede diğer dinlerin mensupları olay çıkartmaz. Ya da protestanlar diğer dinler üzerinde baskı kurmaya çalışmaz. ”Para ve iktidar şimdi protestanlarda” diye propaganda yaparak halkı bu kesimin üstüne kışkırtmaya çalışan provokatörler yoktur orada.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin