<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Ne yani? Ben de mi? yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Sat, 11 Feb 2012 16:05:34 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Kırık parçalar (Marilyn Monroe) : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-86821</link>
		<dc:creator>Kırık parçalar (Marilyn Monroe) : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 22:42:41 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-86821</guid>
		<description>[...] verebilirsiniz meselâ. Etten ve kemikten olan parçamızı, hayatta kalma çabamızı (veya ölüm korkumuzu) sürekli TAHRİK eden bir ortam bu bileşeni yani nefsimizi [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] verebilirsiniz meselâ. Etten ve kemikten olan parçamızı, hayatta kalma çabamızı (veya ölüm korkumuzu) sürekli TAHRİK eden bir ortam bu bileşeni yani nefsimizi [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>&#8220;Tesettürlü Erkek&#8221; aranıyor! : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-85822</link>
		<dc:creator>&#8220;Tesettürlü Erkek&#8221; aranıyor! : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Oct 2011 21:53:35 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-85822</guid>
		<description>[...] verebilirsiniz meselâ. Etten ve kemikten olan parçamızı, hayatta kalma çabamızı (veya ölüm korkumuzu) sürekli TAHRİK eden bir ortam bu bileşeni yani nefsimizi [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] verebilirsiniz meselâ. Etten ve kemikten olan parçamızı, hayatta kalma çabamızı (veya ölüm korkumuzu) sürekli TAHRİK eden bir ortam bu bileşeni yani nefsimizi [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>TE MIR NE! tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-60061</link>
		<dc:creator>TE MIR NE!</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Nov 2010 21:33:37 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-60061</guid>
		<description>[...] *** http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/  [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] *** <a href="http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/" rel="nofollow">http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/</a>  [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Futbol mu daha kötüdür yoksa eşcinsellik mi? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-47889</link>
		<dc:creator>Futbol mu daha kötüdür yoksa eşcinsellik mi? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 14:02:04 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-47889</guid>
		<description>[...] arayışlarını belden aşağı cepheden çok futbolda arıyor. İçindeki boşluğu doldurmak, ölüm korkusunu yenmek için futbolsever dostlarına tutunuyor. Ahiret düşüncesini ertelemek için stadyumlara, olmazsa ekran [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] arayışlarını belden aşağı cepheden çok futbolda arıyor. İçindeki boşluğu doldurmak, ölüm korkusunu yenmek için futbolsever dostlarına tutunuyor. Ahiret düşüncesini ertelemek için stadyumlara, olmazsa ekran [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ahiret Kitabı - Gazâlî Hazretleri : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-47212</link>
		<dc:creator>Ahiret Kitabı - Gazâlî Hazretleri : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 10:01:06 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-47212</guid>
		<description>[...] Kendi hayat hikâyemizin başrol oyuncusu olduğumuzdan figüranların ölmesine şaşırmayız pek fazla. İnsanlar ölür. Herkes ölür. Ama ben herkes değilim ki! Ben başkayım!&#8230;&#8221; (Bkz. Ne yani? Ben de mi?) [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Kendi hayat hikâyemizin başrol oyuncusu olduğumuzdan figüranların ölmesine şaşırmayız pek fazla. İnsanlar ölür. Herkes ölür. Ama ben herkes değilim ki! Ben başkayım!&#8230;&#8221; (Bkz. Ne yani? Ben de mi?) [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Korku matkabı zekâ duvarını deler mi? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-43713</link>
		<dc:creator>Korku matkabı zekâ duvarını deler mi? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 18:07:14 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-43713</guid>
		<description>[...] Hamsiler hiç ölmeyecekmiş gibi davranırlar. bütün gayretleriyle HERKES gibi yaparlar. &#8220;Ne yani? Ben de mi?&#8221; isimli makaleden bir alıntıyla somutlaştıralım bu [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Hamsiler hiç ölmeyecekmiş gibi davranırlar. bütün gayretleriyle HERKES gibi yaparlar. &#8220;Ne yani? Ben de mi?&#8221; isimli makaleden bir alıntıyla somutlaştıralım bu [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>(B)eden, (E)sas, (N)efs: Başörtüsü ile ilgisi olmayan başörtüsü yazısı : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-41367</link>
		<dc:creator>(B)eden, (E)sas, (N)efs: Başörtüsü ile ilgisi olmayan başörtüsü yazısı : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 01:10:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-41367</guid>
		<description>[...] Biri SONLU diğeri SONSUZ iki &#8220;parçadan&#8221; oluşan(?) insan MUTLAK korku olan ölüm korkusunu unutmak için ZAHİRÎ korkular icad ediyor.  Müslümanca bir yorumla (belki de) nefsimiz yok [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Biri SONLU diğeri SONSUZ iki &#8220;parçadan&#8221; oluşan(?) insan MUTLAK korku olan ölüm korkusunu unutmak için ZAHİRÎ korkular icad ediyor.  Müslümanca bir yorumla (belki de) nefsimiz yok [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>isminiz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-40641</link>
		<dc:creator>isminiz</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 15:48:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-40641</guid>
		<description>Ölüm;
Bu dünyadan yok oluş mu sadece? 
Sadece buysa eğer, dünya çokta önemli değil zaten. Beni üzen, belli bir zaman sonra, sevdiklerimin (beni sevdiklerini sandıklarımın), hayatların yok olacağım ve zamanla hayellerinden çıkacağım gerçeği. 

Her fani ölümü tadacak. Belki gittiğimiz yerde bir boşluk olacak, belki gittiğimiz yer, şuan yaşadığımızı sandığımız dünyadan daha bir güzel olacak. Bilmiyorum hangisi. Bildiğim tek şey;

Ben bu dünyaya meftun değilim.
Ben bu dünyada berever yaşadıklarıma meftunum...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ölüm;<br />
Bu dünyadan yok oluş mu sadece?<br />
Sadece buysa eğer, dünya çokta önemli değil zaten. Beni üzen, belli bir zaman sonra, sevdiklerimin (beni sevdiklerini sandıklarımın), hayatların yok olacağım ve zamanla hayellerinden çıkacağım gerçeği. </p>
<p>Her fani ölümü tadacak. Belki gittiğimiz yerde bir boşluk olacak, belki gittiğimiz yer, şuan yaşadığımızı sandığımız dünyadan daha bir güzel olacak. Bilmiyorum hangisi. Bildiğim tek şey;</p>
<p>Ben bu dünyaya meftun değilim.<br />
Ben bu dünyada berever yaşadıklarıma meftunum&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mustafa Aslan tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-40619</link>
		<dc:creator>Mustafa Aslan</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 09:27:51 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-40619</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;"Mevt dahi, hayat gibi mahluktur, hem bir nimettir."&lt;/blockquote&gt;
Ölüm insanoğlu için kabullenmesi kolay bir şey değil. Zira öyle olsaydı günümüzün &lt;em&gt;modern&lt;/em&gt; insanı onun hakkında konuşmaktan bu denli korkmazdı. Ölümden sonrasına inanmanın insanlık tarihi kadar eski olmasına, insan hilkatindeki buna &lt;em&gt;inanma ihtiyacını&lt;/em&gt; sebep olarak gösterebiliriz sanırım.
Dünya'ya geliş nedenini basit bir mitokondri organelinin evrim geçirmesine bağlayan bir insana "sen yeniden dirileceksin" demek de kolay değil.
&lt;blockquote&gt;İnsan der: "Çürümüş kemikleri kim diriltecek?" Sen de: "Kim onları bidayeten inşa edip hayat vermiş ise o diriltecek." &lt;/blockquote&gt;
Maddeci düşüncenin ne kadar gözlerimizi kapattığını ölümü düşünürken anlıyorum. Çünkü maddeci düşüncenin buna verilebilecek bir cevabı yok. Kabir kapısı kapanmıyor. Sadece "düşünme" diyebiliyor. Oysa Allah Resulu:
&lt;blockquote&gt;“Ölümü düşününüz"&lt;/blockquote&gt; der.
Ölüm konusunda Said Nursi'nin eserlerinde güzel yaklaşımlar var. 

&lt;blockquote&gt;Birincisi: Ağırlaşmış olan vazife-i hayattan ve tekalif-i hayatiyeden azad edip, yüzde doksan dokuz ahbabına kavuşmak için, alem-i berzahda bir visal kapısı olduğundan, en büyük bir ni'mettir.

"İkincisi: Dar, sıkıntılı, dağdağalı, zelzeleli dünya zindanından çıkarıp, vüs'atli, sürurlu, ızdırapsız, baki bir hayata mazhariyetle Mahbub-u Baki'nin daire-i rahmetine girmektir.

"Üçüncüsü: İhtiyarlık gibi, şerait-i hayatiyeyi ağırlaştıran bir çok esbab vardır ki; mevti, hayatın pek fevkinde ni'met olarak gösterir. Mesela: Sana ızdırap veren pek ihtiyar olmuş peder ve validen ile beraber, ceddin cedleri, sefalet-i halleriyle senin önünde şimdi bulunsaydı; hayat ne kadar nikmet, mevt ne kadar ni'met olduğunu bilecektin.

"Dördüncüsü: Nevm, nasıl ki bir rahat, bir rahmet, bir istirahattır; hususan musibetzedeler, yaralılar, hastalar için... Öyle de; nevmin büyük kardeşi olan mevt dahi, musibetzedelere ve intihara sevk eden belalara müptela olanlar için ayn-ı ni'met ve rahmettir."
&lt;/blockquote&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>&#8220;Mevt dahi, hayat gibi mahluktur, hem bir nimettir.&#8221;</p></blockquote>
<p>Ölüm insanoğlu için kabullenmesi kolay bir şey değil. Zira öyle olsaydı günümüzün <em>modern</em> insanı onun hakkında konuşmaktan bu denli korkmazdı. Ölümden sonrasına inanmanın insanlık tarihi kadar eski olmasına, insan hilkatindeki buna <em>inanma ihtiyacını</em> sebep olarak gösterebiliriz sanırım.<br />
Dünya&#8217;ya geliş nedenini basit bir mitokondri organelinin evrim geçirmesine bağlayan bir insana &#8220;sen yeniden dirileceksin&#8221; demek de kolay değil.</p>
<blockquote><p>İnsan der: &#8220;Çürümüş kemikleri kim diriltecek?&#8221; Sen de: &#8220;Kim onları bidayeten inşa edip hayat vermiş ise o diriltecek.&#8221; </p></blockquote>
<p>Maddeci düşüncenin ne kadar gözlerimizi kapattığını ölümü düşünürken anlıyorum. Çünkü maddeci düşüncenin buna verilebilecek bir cevabı yok. Kabir kapısı kapanmıyor. Sadece &#8220;düşünme&#8221; diyebiliyor. Oysa Allah Resulu:</p>
<blockquote><p>“Ölümü düşününüz&#8221;</p></blockquote>
<p> der.<br />
Ölüm konusunda Said Nursi&#8217;nin eserlerinde güzel yaklaşımlar var. </p>
<blockquote><p>Birincisi: Ağırlaşmış olan vazife-i hayattan ve tekalif-i hayatiyeden azad edip, yüzde doksan dokuz ahbabına kavuşmak için, alem-i berzahda bir visal kapısı olduğundan, en büyük bir ni&#8217;mettir.</p>
<p>&#8220;İkincisi: Dar, sıkıntılı, dağdağalı, zelzeleli dünya zindanından çıkarıp, vüs&#8217;atli, sürurlu, ızdırapsız, baki bir hayata mazhariyetle Mahbub-u Baki&#8217;nin daire-i rahmetine girmektir.</p>
<p>&#8220;Üçüncüsü: İhtiyarlık gibi, şerait-i hayatiyeyi ağırlaştıran bir çok esbab vardır ki; mevti, hayatın pek fevkinde ni&#8217;met olarak gösterir. Mesela: Sana ızdırap veren pek ihtiyar olmuş peder ve validen ile beraber, ceddin cedleri, sefalet-i halleriyle senin önünde şimdi bulunsaydı; hayat ne kadar nikmet, mevt ne kadar ni&#8217;met olduğunu bilecektin.</p>
<p>&#8220;Dördüncüsü: Nevm, nasıl ki bir rahat, bir rahmet, bir istirahattır; hususan musibetzedeler, yaralılar, hastalar için&#8230; Öyle de; nevmin büyük kardeşi olan mevt dahi, musibetzedelere ve intihara sevk eden belalara müptela olanlar için ayn-ı ni&#8217;met ve rahmettir.&#8221;
</p></blockquote>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>çuvaldız tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-40589</link>
		<dc:creator>çuvaldız</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Nov 2009 13:15:08 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-40589</guid>
		<description>Korku ve ölüm ilişkisine bakıp biraz deşince, benim görebildiğim aidiyet hissi ve düşüncesi. Endişe, korku ve panik; kaybetme duygusunun her boydan ürünleri; bunlar bize ait olduklarını düşündüklerimize verdiğimiz ehemmiyetten beslenip, boy atıyorlar. 

Doğduğumuz an itibariyle başladığını düşündüğümüz ve “BENİM hayatıM” diyerek mülkiyet hakkını doğal olarak sahiplendiğimiz zaman diliminin, kontrolümüz dışında, tükenerek nihayetleniyor olması korkunun da ötesinde bir panik duygusuna neden oluyor;

&lt;em&gt;Doğmuş olmakla “sahip” olduğuM, üzerinde BENden başkasının hiçbir şekilde müdahil olamayacağı, evrenselleşmiş yasalarla güvence altına alınmış bir hak, nasıl olur da faili meçhul olan biri tarafından eliMden alınabilir; Endişe!
 
Senin özgürlüğün benimkinin başladığı yerde biter! Bu değerli hayatıMı nihayetlendirebilecek muhtemel failleri BENden olabildiğince uzak tutacak her türlü koru(n)mayı imkanlı kılacak, caydırıcı ceza niteliğinde mahrumiyet yaptırımları olabilecek tüm yasakçı BİZ oluşumlarına dahil  olup, destek vermeye gönüllüyüm; Hayatım bana ait, onu koruyup kolladıkça o hayat SİZe de aittir. Körleşmiş vaziyette bir ideolojiye saplanıp kalmışlık, adanmışlık böyle bir şey olsa gerek!

Aldığım tüm tedbirlere rağmen bu kadar değerli olan hayatıMı kim BENden çalmaya cüret edebilir? Hayatın değerine benim gibi vakıf ol(a)mamış, sadece bu sebepten dolayı BİZden farklı olan ve oluşturduğumuz fikir birliğinin dışında kalan dolayısıyla hayatı da değersiz olan  bu cahil cüretkarları maddeten uzakta tutacak tedbirler yeterli olmaz,fikren de imha edilmelidirler; Korku! 

Asla zihnimin kapılarını, SİZ cahil cüretkarlar gibi hayatı ölüme eşdeğer tutan düşüncelere açmayacağım, inandıklarınıza inanmayı reddediyorum; inkar yoluyla imha!&lt;/em&gt;

Tüm buraya kadar yazılanlar doğrultusunda doğumu başlangıç,ölümü nihayet, sonrasını da hiçlik ve kara delik olarak kabul etmiş, zihnini endişe ve korku duygularına teslim etmiş biri ister istemez kendi kendini çıkışı olamayan bir köşeye kıstırmış olur; Panik! 

Var olabilmek için TEK kaynak ve dolayısıyla da sahip olunanlar içinde tapınılası değerde kabul edilen “ ruhsuz BEDEN” nasıl olup da ölmüş bir kuş, dalından düşmüş bir yaprak gibi çürüyüp börtü böceğe, solucanlara yem olup, toprağa karışarak ‘hiç’leşebilir? &lt;strong&gt;Ne yani?Ben de mi?&lt;/strong&gt; Hayır. Mehmet beyin kaleme aldığı yazının sonunda yer alan fotoğraftaki gibi ceset, çürüyerek karışacağı mezarlık toprağında yeşerip büyüyen bir ağacı besleyerek mevcudiyetine devam eder. 

Yaratılmış olduğuna inanmayan, tesadüfen var olabilmiş bir canlı olarak, kendini diğer canlılardan üstün kılan vasıflara yine tesadüfen sahip olabilmiş, tesadüfen ulaştığı zeka seviyesi ile kendine medeniyet inşa edebilmiş insan denen varlığın, kendinden daha aşağı olan canlılarla aynı akıbeti paylaşarak, aynı yerde buluşması gerçekten içler acısı bir durum :-) Ama insanın fikren inşasına katkıda bulunduğu, hayranlık duyduğu medeniyete, mevcudiyetinin nihayetlendiği ölümünden sonra bile “malzeme” olarak katkıda bulunması da az bir şey değildir. Ölümden sonrası, maddeten hiçlik değildir! Kişinin tanıdıklarının hatıralarında soyut bilgi düzeyinde de var oluş hali  devam etmektedir. Sonsuzluğun her iki şekilde de parçası olunabildiğini ikrar edebilmek de az bir şey değildir elbette. Bu tür bir ifadelendirmeden yola çıkarak, yaratılmış olmaya inanmayan biri için eskatolojik bilgi, ifadelendirilişi farklılık gösterse de aynen “ölüm” gibi “içimizdeki levhada yazılıdır” şeklinde bir çıkarımda bulunabilmemiz mümkün hale gelir. 

Ölüm, insanın somut olarak varlığının sonu olmadığı gibi soyut olarak da var oluşunun sonu değildir. Zerre olarak maddi alemde, bilgisi ile de soyut alemde varlığını sürdürmekte olan insan, kendisi ile hiç tanışmamış biri için hiç ’var’ olmamıştır, ‘yok’tur.
 
Hangi bilim araştırması hangi düzeyde yapılırsa yapılsın asla o kişinin var olmaya devam ettiği ispatlanamayacaktır;

&lt;blockquote&gt;Çünkü ölüm zekânın konusu değil.  Hatta &lt;strong&gt;“bilimsel olarak ölüm diye bir şey yoktur” &lt;/strong&gt;diyebiliriz. Tıpkı &lt;strong&gt;“hayat diye bir şey yoktur” &lt;/strong&gt;diyebileceğimiz gibi.(MY)&lt;/blockquote&gt;

Bedenin varlığına endekslenerek de olsa ölüm düşünebilen bir zeka için anlaşılabilir nitelikte bir konu olabilir belki de!? Ve bu da aynen Mehmet beyin dediği gibi &lt;strong&gt;H2O&lt;/strong&gt; formülünü bölüp parçalamadan, tamamıyla bu dünya hayatına bakarak/ayna tutularak yazılmış olan metnin mümkün olabildiğince okunabilmesine olanak sağlayabilir. Okunanın anlamlandırması ise tamamıyla bireyin kendi seçimi ile yapacağı bir inanç meselesidir.

Ölüm, cümle sonundaki nokta değil de art arda dizilmiş flu noktalardan oluşmuş defter satırları, dünya hayatı da o noktalara paralel yazılmakta olan 5 duyu ile teşhis edilebilir koyulukta yazılmakta olan cümleler olarak tahayyül edilebilir. Ölüm ve hayatın bu şekilde birbirlerine paralel olmaktan kaynaklanan ilişkisi, akıl sağlamasına ihtiyaç duyan insanoğlunun idrakle iman edebilmesi için Yaradan tarafından kendisine sunulmuş bir lütuf niteliğindedir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Korku ve ölüm ilişkisine bakıp biraz deşince, benim görebildiğim aidiyet hissi ve düşüncesi. Endişe, korku ve panik; kaybetme duygusunun her boydan ürünleri; bunlar bize ait olduklarını düşündüklerimize verdiğimiz ehemmiyetten beslenip, boy atıyorlar. </p>
<p>Doğduğumuz an itibariyle başladığını düşündüğümüz ve “BENİM hayatıM” diyerek mülkiyet hakkını doğal olarak sahiplendiğimiz zaman diliminin, kontrolümüz dışında, tükenerek nihayetleniyor olması korkunun da ötesinde bir panik duygusuna neden oluyor;</p>
<p><em>Doğmuş olmakla “sahip” olduğuM, üzerinde BENden başkasının hiçbir şekilde müdahil olamayacağı, evrenselleşmiş yasalarla güvence altına alınmış bir hak, nasıl olur da faili meçhul olan biri tarafından eliMden alınabilir; Endişe!</p>
<p>Senin özgürlüğün benimkinin başladığı yerde biter! Bu değerli hayatıMı nihayetlendirebilecek muhtemel failleri BENden olabildiğince uzak tutacak her türlü koru(n)mayı imkanlı kılacak, caydırıcı ceza niteliğinde mahrumiyet yaptırımları olabilecek tüm yasakçı BİZ oluşumlarına dahil  olup, destek vermeye gönüllüyüm; Hayatım bana ait, onu koruyup kolladıkça o hayat SİZe de aittir. Körleşmiş vaziyette bir ideolojiye saplanıp kalmışlık, adanmışlık böyle bir şey olsa gerek!</p>
<p>Aldığım tüm tedbirlere rağmen bu kadar değerli olan hayatıMı kim BENden çalmaya cüret edebilir? Hayatın değerine benim gibi vakıf ol(a)mamış, sadece bu sebepten dolayı BİZden farklı olan ve oluşturduğumuz fikir birliğinin dışında kalan dolayısıyla hayatı da değersiz olan  bu cahil cüretkarları maddeten uzakta tutacak tedbirler yeterli olmaz,fikren de imha edilmelidirler; Korku! </p>
<p>Asla zihnimin kapılarını, SİZ cahil cüretkarlar gibi hayatı ölüme eşdeğer tutan düşüncelere açmayacağım, inandıklarınıza inanmayı reddediyorum; inkar yoluyla imha!</em></p>
<p>Tüm buraya kadar yazılanlar doğrultusunda doğumu başlangıç,ölümü nihayet, sonrasını da hiçlik ve kara delik olarak kabul etmiş, zihnini endişe ve korku duygularına teslim etmiş biri ister istemez kendi kendini çıkışı olamayan bir köşeye kıstırmış olur; Panik! </p>
<p>Var olabilmek için TEK kaynak ve dolayısıyla da sahip olunanlar içinde tapınılası değerde kabul edilen “ ruhsuz BEDEN” nasıl olup da ölmüş bir kuş, dalından düşmüş bir yaprak gibi çürüyüp börtü böceğe, solucanlara yem olup, toprağa karışarak ‘hiç’leşebilir? <strong>Ne yani?Ben de mi?</strong> Hayır. Mehmet beyin kaleme aldığı yazının sonunda yer alan fotoğraftaki gibi ceset, çürüyerek karışacağı mezarlık toprağında yeşerip büyüyen bir ağacı besleyerek mevcudiyetine devam eder. </p>
<p>Yaratılmış olduğuna inanmayan, tesadüfen var olabilmiş bir canlı olarak, kendini diğer canlılardan üstün kılan vasıflara yine tesadüfen sahip olabilmiş, tesadüfen ulaştığı zeka seviyesi ile kendine medeniyet inşa edebilmiş insan denen varlığın, kendinden daha aşağı olan canlılarla aynı akıbeti paylaşarak, aynı yerde buluşması gerçekten içler acısı bir durum <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':-)' class='wp-smiley' /> Ama insanın fikren inşasına katkıda bulunduğu, hayranlık duyduğu medeniyete, mevcudiyetinin nihayetlendiği ölümünden sonra bile “malzeme” olarak katkıda bulunması da az bir şey değildir. Ölümden sonrası, maddeten hiçlik değildir! Kişinin tanıdıklarının hatıralarında soyut bilgi düzeyinde de var oluş hali  devam etmektedir. Sonsuzluğun her iki şekilde de parçası olunabildiğini ikrar edebilmek de az bir şey değildir elbette. Bu tür bir ifadelendirmeden yola çıkarak, yaratılmış olmaya inanmayan biri için eskatolojik bilgi, ifadelendirilişi farklılık gösterse de aynen “ölüm” gibi “içimizdeki levhada yazılıdır” şeklinde bir çıkarımda bulunabilmemiz mümkün hale gelir. </p>
<p>Ölüm, insanın somut olarak varlığının sonu olmadığı gibi soyut olarak da var oluşunun sonu değildir. Zerre olarak maddi alemde, bilgisi ile de soyut alemde varlığını sürdürmekte olan insan, kendisi ile hiç tanışmamış biri için hiç ’var’ olmamıştır, ‘yok’tur.</p>
<p>Hangi bilim araştırması hangi düzeyde yapılırsa yapılsın asla o kişinin var olmaya devam ettiği ispatlanamayacaktır;</p>
<blockquote><p>Çünkü ölüm zekânın konusu değil.  Hatta <strong>“bilimsel olarak ölüm diye bir şey yoktur” </strong>diyebiliriz. Tıpkı <strong>“hayat diye bir şey yoktur” </strong>diyebileceğimiz gibi.(MY)</p></blockquote>
<p>Bedenin varlığına endekslenerek de olsa ölüm düşünebilen bir zeka için anlaşılabilir nitelikte bir konu olabilir belki de!? Ve bu da aynen Mehmet beyin dediği gibi <strong>H2O</strong> formülünü bölüp parçalamadan, tamamıyla bu dünya hayatına bakarak/ayna tutularak yazılmış olan metnin mümkün olabildiğince okunabilmesine olanak sağlayabilir. Okunanın anlamlandırması ise tamamıyla bireyin kendi seçimi ile yapacağı bir inanç meselesidir.</p>
<p>Ölüm, cümle sonundaki nokta değil de art arda dizilmiş flu noktalardan oluşmuş defter satırları, dünya hayatı da o noktalara paralel yazılmakta olan 5 duyu ile teşhis edilebilir koyulukta yazılmakta olan cümleler olarak tahayyül edilebilir. Ölüm ve hayatın bu şekilde birbirlerine paralel olmaktan kaynaklanan ilişkisi, akıl sağlamasına ihtiyaç duyan insanoğlunun idrakle iman edebilmesi için Yaradan tarafından kendisine sunulmuş bir lütuf niteliğindedir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-40550</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 21:46:00 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-40550</guid>
		<description>nietzsche'nin özellikle sokrates sonrası felsefe (ya da sadece felsefe) eleştirilerini hatırlamak islam ve felsefe sorusunu daha anlamlı bir soru haline getirebilir belki. eğer bugün tanımlanan şekliyle sokrates sonrası batı düşüncesi felsefe olarak adlandırılıyorsa, niçe bunu bir ters yüz olma olarak tanımlar. bu ters yüz olma yaratıcılığın kaynağının ters yüz olması demektir. niçe'ye göre sokrates öncesi yunan düşüncesi (ve elbette kadim düşüncelerin tümü) bilinçsiz yaratıcılıktan beslenir. bu bilinçsiz yaratıcılığı çeşitli biçimlerde anlayabiliriz. burada detayına girmeyeyim ama sezgi ya da belki tasavvuftaki "dolayımsız bilgilenme" aracılığıyla yaratıcılık diyebiliriz buna. niçe'ye göre sokrates sonrasında bu durum ters yüz olmuş ve o döneme kadar yaratıcılıkla ilgisi olmayan akla yaratıcılık görevi biçilmiştir. niçe buna bilincin yaratıcılaşması diyor. yani sokrates düşüncesi-ve felsefe- aslında fıtrat ile ilişkisi ters yüz edilen bir ilişki olması hasebiyle bir ucubeydi. niçe buna mantığın süperfetasyonu(bir hayvanın doğurmadan önce bir kez daha hamile kalmasına deniyor süperftasyon) ya da mantığın hipertropisi(aşırı büyümesi) diyor. sokrates bu anlamıyla teorik insan kültürünün yaratıcısıydı niçe'ye göre. bu teorik insan, mantık ve akıl aracılığıyla ve düşüncenin nedensellik yöntemi aracılığıyla varlığın derinlerine inebileceği fikrine sahip olan insandır aynı zamanda. üstelik bunun bir yanılgı olduğu öngörü ve sezgisini de çoktan unutmuş insandır teorik insan!belki felsefe ile islam ilişkisi felsefeye sokrates sonrası batı felsefesi anlamı yükleyerek daha doğru tartışılabilir. bu anlamda sokrates, platon, aristo ve sonraki batı felsefe geleneğinin düşünme ile ilişkili yeterlilikleri ciddi anlamda tartışılmaya muhtaçtır die düşünüyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>nietzsche&#8217;nin özellikle sokrates sonrası felsefe (ya da sadece felsefe) eleştirilerini hatırlamak islam ve felsefe sorusunu daha anlamlı bir soru haline getirebilir belki. eğer bugün tanımlanan şekliyle sokrates sonrası batı düşüncesi felsefe olarak adlandırılıyorsa, niçe bunu bir ters yüz olma olarak tanımlar. bu ters yüz olma yaratıcılığın kaynağının ters yüz olması demektir. niçe&#8217;ye göre sokrates öncesi yunan düşüncesi (ve elbette kadim düşüncelerin tümü) bilinçsiz yaratıcılıktan beslenir. bu bilinçsiz yaratıcılığı çeşitli biçimlerde anlayabiliriz. burada detayına girmeyeyim ama sezgi ya da belki tasavvuftaki &#8220;dolayımsız bilgilenme&#8221; aracılığıyla yaratıcılık diyebiliriz buna. niçe&#8217;ye göre sokrates sonrasında bu durum ters yüz olmuş ve o döneme kadar yaratıcılıkla ilgisi olmayan akla yaratıcılık görevi biçilmiştir. niçe buna bilincin yaratıcılaşması diyor. yani sokrates düşüncesi-ve felsefe- aslında fıtrat ile ilişkisi ters yüz edilen bir ilişki olması hasebiyle bir ucubeydi. niçe buna mantığın süperfetasyonu(bir hayvanın doğurmadan önce bir kez daha hamile kalmasına deniyor süperftasyon) ya da mantığın hipertropisi(aşırı büyümesi) diyor. sokrates bu anlamıyla teorik insan kültürünün yaratıcısıydı niçe&#8217;ye göre. bu teorik insan, mantık ve akıl aracılığıyla ve düşüncenin nedensellik yöntemi aracılığıyla varlığın derinlerine inebileceği fikrine sahip olan insandır aynı zamanda. üstelik bunun bir yanılgı olduğu öngörü ve sezgisini de çoktan unutmuş insandır teorik insan!belki felsefe ile islam ilişkisi felsefeye sokrates sonrası batı felsefesi anlamı yükleyerek daha doğru tartışılabilir. bu anlamda sokrates, platon, aristo ve sonraki batı felsefe geleneğinin düşünme ile ilişkili yeterlilikleri ciddi anlamda tartışılmaya muhtaçtır die düşünüyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-40547</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 21:32:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-40547</guid>
		<description>&lt;strong&gt;Bu medeniyeti kendi kavramlarımızla inşâ ettik ve o medeniyetin ihyâsı, gene kendi kavramlarımızla olmalıdır diye düşünüyorum.(MY)&lt;/strong&gt;

Dogru söze ne buyrulur? Bu bir bayrak yarisidir. Bizden genç olanlar ALLAH'in izniyle daha temiz kelimeler ve kavramlarla konusacaklar ve düsünecekler. Fikir alemimizi isgalden kurtarmadikça cografyamizi da kurtaramayiz. 

Sitenize göz attim. evet, ayni seyleri farkli kelimelerle söylüyoruz.

Muhabbetle</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bu medeniyeti kendi kavramlarımızla inşâ ettik ve o medeniyetin ihyâsı, gene kendi kavramlarımızla olmalıdır diye düşünüyorum.(MY)</strong></p>
<p>Dogru söze ne buyrulur? Bu bir bayrak yarisidir. Bizden genç olanlar ALLAH&#8217;in izniyle daha temiz kelimeler ve kavramlarla konusacaklar ve düsünecekler. Fikir alemimizi isgalden kurtarmadikça cografyamizi da kurtaramayiz. </p>
<p>Sitenize göz attim. evet, ayni seyleri farkli kelimelerle söylüyoruz.</p>
<p>Muhabbetle</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-40546</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 21:23:04 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-40546</guid>
		<description>Sevgili Erhan Kanışlı,

Yazmakta oldugunuz makalenin çok ilginç bir çalisma oldugunu tahmin ediyorum. Koydugunuz alinti bile merakimi çekti :)

ölüm ve Hayat tanimi ile sôyledikleriniz hakkinda sunu belirteyim, o tanimlari sonlarinda (!) isareti varmis gibi okuyun yani ironiyle. Zira alinti yaptigim yazida bu YANLIS tanimlarin bir tortu gibi zihinlerde olustugunu, insanlarin Hayat ve ölüm adli iki kavram kurarak yanildigini savundum.

Belki size itiraz edecek noktam su olur: Hayat ve Ölüm adinda iki ayri kavram benim aklima yatmiyor. Ana rahmine dûstügümüz andan itibaren can çekisiyoruz, hayatin baslangici ile ölümûn baslangici ayni olay. Bitisleri de böyle. Yani hayat ve ölüm aslinda tek bir süreç.

Halk arasindaki yaygin olan yanilgi ise hayatin bir süreç oldugu ve ölüm ile noktalandigi :)

Eger okumadiysaniz o kisacik yaziyi tavsiye ederim, 2 sayfalik bir sey:

http://www.derindusunce.org/2008/04/04/yasama-ciplak-gozle-bakarken/

Sevgiler

Not: Ölüm ile ilgili makalenizi DD sayfalarinda yayinlamak isterseniz bitince bize gönderin.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Erhan Kanışlı,</p>
<p>Yazmakta oldugunuz makalenin çok ilginç bir çalisma oldugunu tahmin ediyorum. Koydugunuz alinti bile merakimi çekti <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>ölüm ve Hayat tanimi ile sôyledikleriniz hakkinda sunu belirteyim, o tanimlari sonlarinda (!) isareti varmis gibi okuyun yani ironiyle. Zira alinti yaptigim yazida bu YANLIS tanimlarin bir tortu gibi zihinlerde olustugunu, insanlarin Hayat ve ölüm adli iki kavram kurarak yanildigini savundum.</p>
<p>Belki size itiraz edecek noktam su olur: Hayat ve Ölüm adinda iki ayri kavram benim aklima yatmiyor. Ana rahmine dûstügümüz andan itibaren can çekisiyoruz, hayatin baslangici ile ölümûn baslangici ayni olay. Bitisleri de böyle. Yani hayat ve ölüm aslinda tek bir süreç.</p>
<p>Halk arasindaki yaygin olan yanilgi ise hayatin bir süreç oldugu ve ölüm ile noktalandigi <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Eger okumadiysaniz o kisacik yaziyi tavsiye ederim, 2 sayfalik bir sey:</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2008/04/04/yasama-ciplak-gozle-bakarken/" rel="nofollow">http://www.derindusunce.org/2008/04/04/yasama-ciplak-gozle-bakarken/</a></p>
<p>Sevgiler</p>
<p>Not: Ölüm ile ilgili makalenizi DD sayfalarinda yayinlamak isterseniz bitince bize gönderin.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Rakaful tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-40543</link>
		<dc:creator>Rakaful</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 21:15:32 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-40543</guid>
		<description>Mehmet Yılmaz kardeşim, çok güzel felsefe yapıyorsunuz (:

Öncelikle, felsefe kavramını karşılayan hatta bilgi sınıfına ne giriyorsa hepsini karşılayan bir kavramımız mevcut ise, ben neden felsefe kavramını kullanayım?Bunun için ikna edilmem gerekir ki, mümkin olan birşey değil.

İslâm, ne hayattan ne bilgiden ne de teknolojiden kopuk değildir.İslâm'ı bazı müsbet ve meşru şeylere kapalı gibi göstermek, modernizmin bir oyunudur ya da Batı'daki dîn algısını İslâm algısı ile bir tutmaktır ki bu, büyük bir hatadır.

Allâh'ın önemli isimlerinden el-Alîm ismi...İlmini Allâh'tan alan ve kendilerine âlim ya da ilim talebesi denilen Müslümanlar görmek istiyoruz.Bizim -şu anda görünürde olmasa da- bir medeniyetimiz var.Bu medeniyeti kendi kavramlarımızla inşâ ettik ve o medeniyetin ihyâsı, gene kendi kavramlarımızla olmalıdır diye düşünüyorum.

Bütün bunlar bakış açısıdır, bunlar da büyük çoğunlukla beslenilen kaynaklara bağlıdır.Bu sebeble farklı açılardan bakıyoruz.Belki de aynı şeyleri söylüyoruz.Aynı şeyleri dillendirsek de, ben bunu kendi kavramlarımızla yapmayı daha uygun buluyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet Yılmaz kardeşim, çok güzel felsefe yapıyorsunuz (:</p>
<p>Öncelikle, felsefe kavramını karşılayan hatta bilgi sınıfına ne giriyorsa hepsini karşılayan bir kavramımız mevcut ise, ben neden felsefe kavramını kullanayım?Bunun için ikna edilmem gerekir ki, mümkin olan birşey değil.</p>
<p>İslâm, ne hayattan ne bilgiden ne de teknolojiden kopuk değildir.İslâm&#8217;ı bazı müsbet ve meşru şeylere kapalı gibi göstermek, modernizmin bir oyunudur ya da Batı&#8217;daki dîn algısını İslâm algısı ile bir tutmaktır ki bu, büyük bir hatadır.</p>
<p>Allâh&#8217;ın önemli isimlerinden el-Alîm ismi&#8230;İlmini Allâh&#8217;tan alan ve kendilerine âlim ya da ilim talebesi denilen Müslümanlar görmek istiyoruz.Bizim -şu anda görünürde olmasa da- bir medeniyetimiz var.Bu medeniyeti kendi kavramlarımızla inşâ ettik ve o medeniyetin ihyâsı, gene kendi kavramlarımızla olmalıdır diye düşünüyorum.</p>
<p>Bütün bunlar bakış açısıdır, bunlar da büyük çoğunlukla beslenilen kaynaklara bağlıdır.Bu sebeble farklı açılardan bakıyoruz.Belki de aynı şeyleri söylüyoruz.Aynı şeyleri dillendirsek de, ben bunu kendi kavramlarımızla yapmayı daha uygun buluyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-40542</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 21:02:36 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-40542</guid>
		<description>&lt;strong&gt;"...Felsefe merduttur.Çünkü Allâh’tan kopuktur..."(Rakaful)&lt;/strong&gt;

Burada temas ettiginiz nokta çok mühim. ALLAH'tan kopuk olan hiç bir sey bize hayir getirmez. Burada sorun felsefede degil. Bizim felsefeyle olan iliskimizdir mesele.

açayim: Para, teknoloji hatta evlat sevgisi bile &lt;strong&gt;ALLAH'tan kopuk &lt;/strong&gt;biçimde yasanabilir.

Aslinda ALLAH'tan kopuk olup olMAmasina göre iki ayri isim verilmeli, mesela kopuk olana &lt;strong&gt;cidal &lt;/strong&gt;denebilir. Yani üstünlük taslamak, kibirlenmek için yapilan agiz/fikir mücadelesi. 

1) Helal kazandigi parasinin yarisini Filistinli çocuklara gönderdikten sonra kalaniyla kumar oynayan bir insan düsünelim.
&lt;strong&gt;ALLAH'tan kopuk&lt;/strong&gt; olan para midir? Kötü olan PARA'nin kendisi midir?

2) ALLAH rizasi için evlat yetistiren bir anne ile kizini illa ki zengin bir adamla evlendirmeye çalisan bir anneye bakin. Hangisi &lt;strong&gt;ALLAH'tan kopuk&lt;/strong&gt; durumda?

Neticede &lt;strong&gt;ALLAH'tan kopuk&lt;/strong&gt; olma durumu insana aittir. Felsefenin bir suçu yoktur :)

Tahmin ederim bu kadari bile beni anlamaniz için yeterlidir ama müsadenizle biraz daha felsefe yapalim :)

Daha dogrusu &lt;strong&gt;FELSEFE ISLAM'A AYKIRIDIR &lt;/strong&gt;seklindeki yargiyi inceleyelim. Bu yarginin Islam alemine zarar verdigini düsünüyorum. iyi-kötü ayirmadan felsefe nereden gelirse gelsin karsi çikmak Müslümanlari düsünmekten ve çagin zorluklarina ayak uydurmaktan alikoyuyor kanaatimce.

Teknolojiye, uluslararasi ticarete, degisen kadin-erkek iliskilerine, internete... karsisina çikan her yenilige kuskuyla hatta korkuyla bakan bir grup müslüman var dünyada. (Sözüm meclisten disari)

Felsefe de bu korku ve kusku dalgasindan payini aldi. Oysa Bediüzzaman Hazretlerinin ya da Gazali Hazretlerinin kaleminden "felsefe" kelimesinin anlamini iyi okumak lazim.

asagidaki paragrafi &lt;strong&gt;"FELSEFE ISLAM'A AYKIRIDIR" &lt;/strong&gt;diye düsünen dostlarimin dikkatine sunarim:

&lt;blockquote&gt;"...Gazâlî Hazretleri‘nin felsefe düşmanı olduğu yolunda yaygın bir kanı var. Gerçekte bu büyük alim kibirli ve söz dalaşında üstün gelmekten başka bir gayesi olmayan insanlara “filozof” demekte, Hakikat’i arayan Aristoteles gibi “devasa isimler” ile bu yarı aydınları birbirinden ayırmakta. Meselâ Tehâfutu’l-Felâsife adlı kitabının girişinde şöyle demiş:

&lt;blockquote&gt;&lt;em&gt; “… zekâ ve anlayış olarak kendilerini diğerlerinden üstün gören, seçkin olduklarına inanan bir grup gördüm. Onların küfürlerinin yegâne kaynağı Sokrat, Hipokrat, Eflatun ve Aristoteles gibi devasa isimleri işitmeleri [...] ve onların matematik, mantık, tabiat ve ilâhi bilimlerdeki titizliklerini yöntemlerinin güzelliğini, akıllarının niteliğini ve bu tür gizli hususları ortaya çıkarmadaki yüksek zekâlarını abartmaları ve sapıtmaları…”&lt;/em&gt;&lt;/blockquote&gt;

Özetle Gazâlî Hazretleri‘nin kaleminde “filozof” kibirli, laf ebesi, yarı cahil kimsedir. Yine kendisinin verdiği ölçütlerde Hakikat arayıcısı kimin ağzından çıkarsa çıksın Hakikat’i duyunca söyleyene saygı ve minnet duyar. Üstün gelme gayreti içinde olmaz...." (&lt;a href="http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/" rel="nofollow"&gt;Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi?&lt;/a&gt; isimli makalenin dip notlarindan)&lt;/blockquote&gt;

Buradan da anliyoruz ki &lt;strong&gt;ALLAH'tan kopuk&lt;/strong&gt; olan bazi insanlardir. Bu insanlar ne yapsalar &lt;strong&gt;ALLAH'tan kopuk&lt;/strong&gt; olacaktir. Para kazansalar, Teknolojik bulus yapsalar, Felsefe yapsalar &lt;strong&gt;ALLAH'tan kopuk&lt;/strong&gt; biçimde yapacaklardir. Hatta fakirlere sadaka verseler bunu bile &lt;strong&gt;ALLAH'tan kopuk&lt;/strong&gt; biçimde yaparlar. Kibirle, hesap kitapla, gösterisle... Yani iyilik-kötülük insanin kendindedir. Eserlerinde, ürünlerinde degil :)

Umarim derdimi anlatabilmisimdir.
</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;&#8230;Felsefe merduttur.Çünkü Allâh’tan kopuktur&#8230;&#8221;(Rakaful)</strong></p>
<p>Burada temas ettiginiz nokta çok mühim. ALLAH&#8217;tan kopuk olan hiç bir sey bize hayir getirmez. Burada sorun felsefede degil. Bizim felsefeyle olan iliskimizdir mesele.</p>
<p>açayim: Para, teknoloji hatta evlat sevgisi bile <strong>ALLAH&#8217;tan kopuk </strong>biçimde yasanabilir.</p>
<p>Aslinda ALLAH&#8217;tan kopuk olup olMAmasina göre iki ayri isim verilmeli, mesela kopuk olana <strong>cidal </strong>denebilir. Yani üstünlük taslamak, kibirlenmek için yapilan agiz/fikir mücadelesi. </p>
<p>1) Helal kazandigi parasinin yarisini Filistinli çocuklara gönderdikten sonra kalaniyla kumar oynayan bir insan düsünelim.<br />
<strong>ALLAH&#8217;tan kopuk</strong> olan para midir? Kötü olan PARA&#8217;nin kendisi midir?</p>
<p>2) ALLAH rizasi için evlat yetistiren bir anne ile kizini illa ki zengin bir adamla evlendirmeye çalisan bir anneye bakin. Hangisi <strong>ALLAH&#8217;tan kopuk</strong> durumda?</p>
<p>Neticede <strong>ALLAH&#8217;tan kopuk</strong> olma durumu insana aittir. Felsefenin bir suçu yoktur <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Tahmin ederim bu kadari bile beni anlamaniz için yeterlidir ama müsadenizle biraz daha felsefe yapalim <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Daha dogrusu <strong>FELSEFE ISLAM&#8217;A AYKIRIDIR </strong>seklindeki yargiyi inceleyelim. Bu yarginin Islam alemine zarar verdigini düsünüyorum. iyi-kötü ayirmadan felsefe nereden gelirse gelsin karsi çikmak Müslümanlari düsünmekten ve çagin zorluklarina ayak uydurmaktan alikoyuyor kanaatimce.</p>
<p>Teknolojiye, uluslararasi ticarete, degisen kadin-erkek iliskilerine, internete&#8230; karsisina çikan her yenilige kuskuyla hatta korkuyla bakan bir grup müslüman var dünyada. (Sözüm meclisten disari)</p>
<p>Felsefe de bu korku ve kusku dalgasindan payini aldi. Oysa Bediüzzaman Hazretlerinin ya da Gazali Hazretlerinin kaleminden &#8220;felsefe&#8221; kelimesinin anlamini iyi okumak lazim.</p>
<p>asagidaki paragrafi <strong>&#8220;FELSEFE ISLAM&#8217;A AYKIRIDIR&#8221; </strong>diye düsünen dostlarimin dikkatine sunarim:</p>
<blockquote><p>&#8220;&#8230;Gazâlî Hazretleri‘nin felsefe düşmanı olduğu yolunda yaygın bir kanı var. Gerçekte bu büyük alim kibirli ve söz dalaşında üstün gelmekten başka bir gayesi olmayan insanlara “filozof” demekte, Hakikat’i arayan Aristoteles gibi “devasa isimler” ile bu yarı aydınları birbirinden ayırmakta. Meselâ Tehâfutu’l-Felâsife adlı kitabının girişinde şöyle demiş:</p>
<blockquote><p><em> “… zekâ ve anlayış olarak kendilerini diğerlerinden üstün gören, seçkin olduklarına inanan bir grup gördüm. Onların küfürlerinin yegâne kaynağı Sokrat, Hipokrat, Eflatun ve Aristoteles gibi devasa isimleri işitmeleri [...] ve onların matematik, mantık, tabiat ve ilâhi bilimlerdeki titizliklerini yöntemlerinin güzelliğini, akıllarının niteliğini ve bu tür gizli hususları ortaya çıkarmadaki yüksek zekâlarını abartmaları ve sapıtmaları…”</em></p></blockquote>
<p>Özetle Gazâlî Hazretleri‘nin kaleminde “filozof” kibirli, laf ebesi, yarı cahil kimsedir. Yine kendisinin verdiği ölçütlerde Hakikat arayıcısı kimin ağzından çıkarsa çıksın Hakikat’i duyunca söyleyene saygı ve minnet duyar. Üstün gelme gayreti içinde olmaz&#8230;.&#8221; (<a href="http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/" rel="nofollow">Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi?</a> isimli makalenin dip notlarindan)</p></blockquote>
<p>Buradan da anliyoruz ki <strong>ALLAH&#8217;tan kopuk</strong> olan bazi insanlardir. Bu insanlar ne yapsalar <strong>ALLAH&#8217;tan kopuk</strong> olacaktir. Para kazansalar, Teknolojik bulus yapsalar, Felsefe yapsalar <strong>ALLAH&#8217;tan kopuk</strong> biçimde yapacaklardir. Hatta fakirlere sadaka verseler bunu bile <strong>ALLAH&#8217;tan kopuk</strong> biçimde yaparlar. Kibirle, hesap kitapla, gösterisle&#8230; Yani iyilik-kötülük insanin kendindedir. Eserlerinde, ürünlerinde degil <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Umarim derdimi anlatabilmisimdir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Rakaful tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-40538</link>
		<dc:creator>Rakaful</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 20:21:49 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-40538</guid>
		<description>&lt;strong&gt;Ama her ilim her insana müsait degildir. ALLAH hepimizi farkli tabiatlarda yaratmistir. Bu sebeple Kelamiye, Salafiye ve Sufiye’den bazilarina digerlerinden daha çok yakinlik duyariz. Bu bir zenginliktir. Bizden farkli olan din kardeslerimizi dislamak için bir vesile olMAmalidir diye düsünüyorum. (MY)&lt;/strong&gt;

Bir bilgiyi ilim sayabilmek için o bilginin sahih olup olmaması ilgilendirir bizi.Eğer Felsefe'nin sahihliğini bir miheng ile saptayacaksak, bu miheng Kur'ân'dır.Kur'ân'a göre -kendi okumalarıma göre konuşuyorum- Felsefe merduttur.Çünkü Allâh'tan kopuktur.Başka sistemlerin müsbet değerleri kullanılabilir, ama menfîye dönüşmemek kaydı ile...

Kısa bir zamandır Felsefe okumaları yapıyorum ama sağlam bir akide kurmayan her kafayı bulandıracak hatta bizatihi o kafıyı pislik yapacak bir niteliğe sahiptir Felsefe...Tabi bu benim düşüncelerim.Felsefenin ne kadar zararlı bir hastalık olduğunu Üstad Bediüzzaman risalelerinde gayet güzel anlatıyor, bilirsiniz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ama her ilim her insana müsait degildir. ALLAH hepimizi farkli tabiatlarda yaratmistir. Bu sebeple Kelamiye, Salafiye ve Sufiye’den bazilarina digerlerinden daha çok yakinlik duyariz. Bu bir zenginliktir. Bizden farkli olan din kardeslerimizi dislamak için bir vesile olMAmalidir diye düsünüyorum. (MY)</strong></p>
<p>Bir bilgiyi ilim sayabilmek için o bilginin sahih olup olmaması ilgilendirir bizi.Eğer Felsefe&#8217;nin sahihliğini bir miheng ile saptayacaksak, bu miheng Kur&#8217;ân&#8217;dır.Kur&#8217;ân&#8217;a göre -kendi okumalarıma göre konuşuyorum- Felsefe merduttur.Çünkü Allâh&#8217;tan kopuktur.Başka sistemlerin müsbet değerleri kullanılabilir, ama menfîye dönüşmemek kaydı ile&#8230;</p>
<p>Kısa bir zamandır Felsefe okumaları yapıyorum ama sağlam bir akide kurmayan her kafayı bulandıracak hatta bizatihi o kafıyı pislik yapacak bir niteliğe sahiptir Felsefe&#8230;Tabi bu benim düşüncelerim.Felsefenin ne kadar zararlı bir hastalık olduğunu Üstad Bediüzzaman risalelerinde gayet güzel anlatıyor, bilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Elif tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-40532</link>
		<dc:creator>Elif</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 17:21:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-40532</guid>
		<description>&lt;strong&gt;"Keşke o (ölüm herşeyi) kesip bitirseydi.&lt;/strong&gt; (Hakka Suresi, 27)ayetindeki gibi, ölümle toprağa karışacağını, herşeyin biteceğini zanneden kişi için, inancı/inançsızlığı ve aldığı telkinler nedeniyle ölüm düşüncesi korkunç olmalı. Yalnızca tek bir yaşam olduğunu ve o yaşamın da bu dünyada olduğunu düşündüğü için...

Ancak dünyanın -'yalan'olduğu konusunda bazen insanı yanıltabilen- kusursuz yaratılmış bir imtihan mekanı olduğunun bilincinde olan inananlar için ölüm korkunç olmamalı. Yaşadığı tek korku, &lt;strong&gt;'ebedi istirahatgah'&lt;/strong&gt;ının mutsuzlar için yaratılmış olan azap yurdu olma olasılığı. O nedenle de korku ve umutla dua eder, Rabb'inin adaletine teslim olur....</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Keşke o (ölüm herşeyi) kesip bitirseydi.</strong> (Hakka Suresi, 27)ayetindeki gibi, ölümle toprağa karışacağını, herşeyin biteceğini zanneden kişi için, inancı/inançsızlığı ve aldığı telkinler nedeniyle ölüm düşüncesi korkunç olmalı. Yalnızca tek bir yaşam olduğunu ve o yaşamın da bu dünyada olduğunu düşündüğü için&#8230;</p>
<p>Ancak dünyanın -&#8217;yalan&#8217;olduğu konusunda bazen insanı yanıltabilen- kusursuz yaratılmış bir imtihan mekanı olduğunun bilincinde olan inananlar için ölüm korkunç olmamalı. Yaşadığı tek korku, <strong>&#8216;ebedi istirahatgah&#8217;</strong>ının mutsuzlar için yaratılmış olan azap yurdu olma olasılığı. O nedenle de korku ve umutla dua eder, Rabb&#8217;inin adaletine teslim olur&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-40531</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 15:05:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-40531</guid>
		<description>&lt;strong&gt;"Felsefe ya da başka gözlüklerden ölüme ya da hayata bakmak…

Şimdiye kadar sağlıklı bir sonuç alındığına ve insanları tatmin ettiğine şahid olmadım ve olan olduğunu da zannetmiyorum."(RAKAFUL)&lt;/strong&gt;

Hacc'a gitmenin sart olduguna iMAN ederiz. Bu görevin geregi, anlami önemi üzerine konusuruz, AKIL yoluyla kavrariz müsade edileni. Burgün gelir, Hacc'a gideriz. O zaman birseyleri YASAYARAK ANLARIZ ki kelimelerle ifade edilemez, kitaplarla aktarilamaz.

Bunun içindir ki Gazali Hazretleri &lt;strong&gt;"Atesin yaninda oturan isinir, haberini duyan degil"&lt;/strong&gt; demistir. Ama her ilim her insana müsait degildir. ALLAH hepimizi farkli tabiatlarda yaratmistir. Bu sebeple Kelamiye, Salafiye ve Sufiye'den bazilarina digerlerinden daha çok yakinlik duyariz. Bu bir zenginliktir. Bizden farkli olan din kardeslerimizi dislamak için bir vesile olMAmalidir diye düsünüyorum.

Cemile Kardesim'in bu yazisini herkese tavsiye ederim:

http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/

Muhabbetle</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Felsefe ya da başka gözlüklerden ölüme ya da hayata bakmak…</p>
<p>Şimdiye kadar sağlıklı bir sonuç alındığına ve insanları tatmin ettiğine şahid olmadım ve olan olduğunu da zannetmiyorum.&#8221;(RAKAFUL)</strong></p>
<p>Hacc&#8217;a gitmenin sart olduguna iMAN ederiz. Bu görevin geregi, anlami önemi üzerine konusuruz, AKIL yoluyla kavrariz müsade edileni. Burgün gelir, Hacc&#8217;a gideriz. O zaman birseyleri YASAYARAK ANLARIZ ki kelimelerle ifade edilemez, kitaplarla aktarilamaz.</p>
<p>Bunun içindir ki Gazali Hazretleri <strong>&#8220;Atesin yaninda oturan isinir, haberini duyan degil&#8221;</strong> demistir. Ama her ilim her insana müsait degildir. ALLAH hepimizi farkli tabiatlarda yaratmistir. Bu sebeple Kelamiye, Salafiye ve Sufiye&#8217;den bazilarina digerlerinden daha çok yakinlik duyariz. Bu bir zenginliktir. Bizden farkli olan din kardeslerimizi dislamak için bir vesile olMAmalidir diye düsünüyorum.</p>
<p>Cemile Kardesim&#8217;in bu yazisini herkese tavsiye ederim:</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/" rel="nofollow">http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/</a></p>
<p>Muhabbetle</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-40516</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 09:07:45 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-40516</guid>
		<description>her konuda söyleyecek sözleri olan insanların söz ölüme gelince nasıl sustuklarını, nasıl da ölümü görmezden gelmek için uğraştıklarını hepimiz biliriz. mesela bir arkadaşımızın bir yakını vefat etmiştir. gider arkadaşımıza teselli cümleleri kurmak isteriz ama bunu bir türlü beceremez susar kalırız. ölüm aslında bütün yalanların bittiği ve artık sadece hakikatle başbaşa kalınacak yolun başlangıcı. koca yunus'un dediği gibi "ölen havyan imiş, aşıklar ölmez!" işte insan kendini "aşık" diye tanımlatan o özüne sadık kalırsa ölüm hakkında söylenecek sözü de bulur:

inna lillah ve inna ileyhi raciun</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>her konuda söyleyecek sözleri olan insanların söz ölüme gelince nasıl sustuklarını, nasıl da ölümü görmezden gelmek için uğraştıklarını hepimiz biliriz. mesela bir arkadaşımızın bir yakını vefat etmiştir. gider arkadaşımıza teselli cümleleri kurmak isteriz ama bunu bir türlü beceremez susar kalırız. ölüm aslında bütün yalanların bittiği ve artık sadece hakikatle başbaşa kalınacak yolun başlangıcı. koca yunus&#8217;un dediği gibi &#8220;ölen havyan imiş, aşıklar ölmez!&#8221; işte insan kendini &#8220;aşık&#8221; diye tanımlatan o özüne sadık kalırsa ölüm hakkında söylenecek sözü de bulur:</p>
<p>inna lillah ve inna ileyhi raciun</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>kuzu tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/11/10/ne-yani-ben-de-mi/#comment-40513</link>
		<dc:creator>kuzu</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 08:48:24 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7195#comment-40513</guid>
		<description>Bir de Lucretius'un unlu sozu var: Olum varken ben yokum, ben varken olum yok.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bir de Lucretius&#8217;un unlu sozu var: Olum varken ben yokum, ben varken olum yok.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

