Liberaller Allahsız mıdır?
By Mustafa Akyol on Eki 22, 2009 in Liberalizm, vicdan
[21 Ekim 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Bizim memlekette “anlam kayması”na uğrayan bir sürü kavram var. Biri, “liberal”lik. Bu kelime, pek çok kişinin zihinde, aşağı-yukarı, “Kemalist olmayan, dindarlara saygılı, ama dinle-imanla pek alakası olmayan kişi” anlamına geliyor. Onun için de, tamamen aynı siyasi ve ekonomik görüşleri savunan iki ayrı adamdan viski içenine “liberal”, camiye gidenine “muhafazakar” denebiliyor.
İşin bu popüler boyutu bir yana, son dönemde bir de liberalizmin teorisine dair bir şeyler yazarak bunun illa dinle çelişik bir fikir olduğunu savunanlar var. Fikirlerine, birikimine ve ahlaki duruşuna büyük saygı duyduğum Ali Bulaç ağabey, başta geliyor. Evvelki hafta Zaman’da yayınlanan “İslam, liberalizm ve özgürlük” başlıklı yazısında bu konuyu bir kez daha ele aldı. Liberallerin “dine ve Tanrı’ya karşı özgürlük” davası güttüklerini, dahası “nefsin istek ve tutkularını, bedenin zevklerini kısıtlayan her engele karşı serbestlik” hedeflediklerini ileri sürdü. Yani buna göre liberalizm düpedüz “Allahsız” ve epey de “ahlâksız” bir şeydi…
Hangi ‘liberaller’?
Gerçekte ise, Ali Bulaç ağabeyin anlattığı, liberalizmin bir sadece versiyonudur. Özellikle de Fransa’da neşvünema bulan bir koludur. Buna karşılık Anglo-Sakson liberalizmi, “dine karşı özgürlük” değil, “din özgürlüğü” vurgusu yapar. Hatta Amerika’ya baktığımızda “din sayesinde özgürlük” temasını bile görebiliriz.
Bu farklılıklar, söz konusu ülkelerin siyasi tarihleriyle yakından ilgilidir. Fransa’da dini temsil eden kilise, mutlaki bir yönetim kurmuş olan kraliyet ile ittifak içindeydi. Onun için de krallık karşıtı “özgürlük” hareketi aynı zamanda din karşıtı bir boyut kazandı. Fransız Devrimcileri, sadece kralı ve aristokratları değil, din adamlarını da öldürdüler.
Britanya’da ise kraliyet daha 13. yüzyıldaki Magna Carta Libertatum (Büyük Özgürlükler Sözleşmesi) ile liberalleşmeye başladığı için, bu ülkede liberalizm ne krala ne de dine karşı oldu. Aksine, İskoç, İngiliz ve İrlanda liberallerinin önemli bir kısmı, dini, özgür bir toplumu dejenerasyondan koruyan ahlaki değerlerin kaynağı olarak gördüler.
Bu geleneğin en büyük ismi olan John Locke, inançlı bir Hıristiyandı, hatta “Hıristiyanlığın Akla Uygunluğu” diye bir kitap yazmıştı. Farklı dini inançlara karşı (Yahudilik ve İslam dahil) hoşgörüyü savunmuş, “bir tek ateistlerin hoş görülemeyeceğini”, çünkü “Tanrı’yı düşüncelerinden çıkarmakla… toplumun bağları olan sözleşmeler, anlaşmalar ve yeminlerin temelini tanımadıklarını” ileri sürmüştü.
‘Yaratıcı’nın verdiği haklar’
Amerika’yı ise zaten “din özgürlüğü” arayarak yollara dökülen göçmenler kurdu. John Lock’tan esinle yazdıkları Bağımsızlık Bildirgesi’nde, “her insanın eşit yaratıldığını, Yaratıcı’nın hepsine çiğnenemez haklar bahşettiğini, bunların arasında hayat, özgürlük ve mutluluğu arama hakkının bulunduğunu” ilan ettiler.
Başkan John F. Kennedy de ABD’nin kurucularının temel aldığı ilkeyi şöyle özetlemişti: “İnsanın hakları, devletin bonkörlüğünden değil, Tanrı’nın elinden çıkmıştır.”
Bu mu, “dine ve Tanrı’ya karşı özgürlük” bayrağı açan liberalizm?..
Sanırım tüm bunların Türkiye’de pek bilinmemesi veya dikkat çekmemesinin sebebi, bizdeki modern siyasi kavramların kıta Avrupası’ndan ve özellikle de Fransa’dan devşirilmiş olması. Bu tek yanlılığın Kemalistleri körleştirdiğini hep söylüyoruz; ama anlaşılan bazı İslamcılarımızı da yanıltabiliyor.
…Bu makale ilginizi çektiyse…
Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…
Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.
1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın” çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda. “Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.
Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitapta liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.
2 [?]



13 Yorum
Yazan:cb Tarih: Eki 22, 2009 | Reply
mustafa bey acaba ne zaman beni hayal kırılığına uğratmaktan vazgeçecek diye düşünmüyor değilim.
son zamanlarda savunduğu liberalizme din desteği vermesinin anlamsızlığına ve desteksizliğini nasıl oluyorda göremiyor?vay efendim bu müslümanlar liberalizmin ne olduğunu bilmiyormuşta o nedenle eleştiriyormuş,böyle bir liberalizm savunması olabilir mi?
liberalizm zaten başlı başına ‘özgürlüğü’ konu edinen bir ideoloji,sosyal olarkta böyle ekonomik olarakta böyle.varlığı zaten özgürlükler üzerinden ilerliyor.şimdi tutup ‘bakında siz bilmiyorsunuz aslında bu ideolojinin din adına bir özgürlük savunması var’ demek hangi mantıkla açıklanabilir.
liberalizm gibi modern ve seküler bir ideoloji nasıl oluyorda islamın desteğini alabiliyor?
ve yineleyecek olursam liberalizmin kendi özgürlük çıkmazını nasıl oluyorda islam destekleyebiliyor?
mustafa bey liberalizmi iyi çözmüş (?) ama bence islam konusunda bazı eksikleri var.
ayrıca neden küçük düşünüp liberal kalıplar içerisinde bir islam ya da din hapsi sunuyor.evet liberalizm amacı açısından islam (din) özgürlüklerini kapsamak durumunda zira çıkış iddiası bu lakin tutup bunu din adına özgürlükler adına çıkmış gibi gösteriyor?bunu okuyan liberallerde bu yazıya eleştiri getirebilir.neden liberalizm kapsar islamı denilip gözümüze kocaman bir liberalizm sokuluyorda,islam kapsar liberalizmi denilmiyor?islam liberalizmden daha geç,daha toy,daha yetersiz bir yapılanma mıdır?
adam gibi yazı yazan bir müslüman dindar köşe yazarına hasret mi öleceğiz?ya da ideolojik travma yaşamayan neyin ne olduğunu dürüst bir şekilde paylaşayacak bir kalem yok mudur?gazete okuysım dahi gelmiyor.
Yazan:cb Tarih: Eki 22, 2009 | Reply
liberaller Allah’sız mıdır? sorusuna evet Allahsızdır diye bir cevap verilmez,zaten böyle bir soruda liberalizm açısından sorulmaz.liberalizmin sorgu sual mantığı yoktur,bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler,diyen bir ekolün Allah’ını ya da Allah’sızlığını sorgulayamazsınız?
kısaca liberal,doğa,çevre,insan,din konusunda herkesi özgür bırakır bu kısaca liberal bireyin suya sabuna dokunmadan canının istediğini yap,canımın istediğini yapayım,bana bulaşma yeter dediği,kendini merkezlediği,oldukça modern bir sistemdir.müslüman tam tersidir,hem suya hem sabuna dokunur,öyle bananeci de değildir,elini taşın altınada sokar,enver beyin deyişiyle hem hal olur,dertle dertlenir öyle de olmalıdır,sabah sabah yine afiyetim kaçtı.
Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Eki 22, 2009 | Reply
Sanirim temel mesele LiBERALLERiN LiBERALiZMi BiLMEMESi yani Müslümanlarin liberalizmi bilip bilMEmesi degil.
liberalizmin “babasi” sayilan düsünürlerin bir çogu (belki de tamami) etik, ahlâk, ödev… kavramlari üzerine EN AZ ÖZGÜRLÜK KADAR çalismislar.
Ama 2009′da bu kelimeleri telaffuz etmenin modasi geçmis, en azindan liberallerin gözünde bu böyle.
Liberal gençlik gruplariyla yazisitim, gazete, dergi, TV vb yerlerde boy gösteren arkadaslarla konustuk bu konulari. Genel olarak çok büyük bir ilgisizlik gösteriyorlar.
çünkü ahlâk = din = SINIRLAMA gibi görüyorlar. çogu liberal (sadece Türkiye degil) kanaatimce sadece özgürlük tarafiyla ilgileniyor isin.
Tilkinin kümesteki özgürlügü(!) bu elbette. Etik olmadan özgürlük olMAyacagini ilk söyleyen liberallerden biri ise ADAM SMITH
ister inan ister inanma :))
ne diyelim? O liberaller ki liberaldirler ama liberalizmi bilmezler :))
Yazan:cb Tarih: Eki 22, 2009 | Reply
mehmet abi,
:))
aslında başlığı liberalizm olan bir konuda liberalizme bu kadar eleştiri getirmem çünkü haksızlık etmek istemem islam adına ya da din adına ve benim içinde liberalizmin savunduğum tarafları var elbette.benim eleştirim daha çok liberalizm herşeymiş ve tüm sorunsuzluğu kapsıyormuş gibi davranılması,anlatabiliyor muyum?bu körükörüne bağlanmayı eleştiriyorum daha çok.çünkü sıfır hatası dahi olmayan bir sistem yok bence.öyle ise hataları hasıraltına süpürmek yerine bu yanlışları düzelmek adına yazmak değilde neden hata kapatarak körünekörüne savunmak?bunu anlayabilmiş değilim,anlayan beri gelsin.bu ülkenin sorunu bu herşey jakobence had, varsayalım jakobence değil bir dalgalanmanın sonucu ama insanlar batı menşeili tüm ideolojileri sorgulamadan alıp hazır hazır üstüne oturuyorlar.ne bileyim bilgiyi süzgeçten geçirme ve daha rahat kavrama açısından olmumlu bir sorgulama yok maalesef,haksız mıyım?zaten geç sanayileşmemiz,batıdaki gibi bir sınıf ayrımının olmaması gibi tr tarihi varken yani liberalizme zemin oluşturacak bir dönemden geçmemişken sırf zengin ve özgür ülkelere bakıp iç çekmek ve sistemlerini doğrudan bize çekmek ne kadar doğru?bazı şeylerin zemine göre şekillenmesi gerekmez mi?ve bunun tam tersi olarak ideolojiye dokunmayan ve olduğu gibi alıp getiren zihinlere bir bak konu din olduğunda hemen bir akıl yürütme ve sorgulamaya gidilmiyor mu?ideolojiye gelince hapur hupur yutmak dine gelince ötelemek,sorgulamak işi dogmacılığa kadar götürmek ne kadar ahlaklı?ne kadar etik?bu çifte standart değil mi?bir de hep söylüyorum kağıt üzerinde bir liberalizm ideolojisi değil yaşayan bireyler üzerinden bir liberalizm okuyunca işin rengi ciddi boyutta değişiyor yani tanıdığım liberaller ve savunmlarını düşündükçe hiçbirşey mustafa beyin bahsettiği kadar cici değil.en son yaşadığım ve sana özelden yazdığım konuyu biliyorsun değil mi?
Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Eki 22, 2009 | Reply
Marx’in “ben marxist degilim” demesi gibi bu biraz. Haklisin Cemile, liberalizm herseymis gibi görülünce, ideolojilesitirilince sakatlik çikiyor.
Ben liberalizmi bir kaç asira yayilmis bir düsünce gelenegi gibi görüyorum. “Devlet üretsin, fakire baksin, kötülükleri yasaklasiiiin!!” diyenlere karsi, insani, vatandasi çocuklastiran konstrüktivist ideolojilere karsi dikkate deger fikirler üretmis bir gelenek.
19cu yy’da moda olan totaliter rejimler ve yol açtiklari felaketler liberalleri kismen hakli çikardi. Devlet erdem üretemiyor. Humeynizme karsi çikmam da bu yüzden.
Ama liberalizm ideolojilesince, bir -izm olunca totaliter hale geliyor. Liberaller bunu çakmadilar henüz.
Mustafa ve RasimOzan da dahil kendini liberal gelenekten hisseden bütün arkadaslarin “özgürlük ne ile dengelenecek?” sorusu üzerine kafa yormalari gerekiyor.
Mustafa yazilariyla Protestan ahlakinin oynadigi role dikkat çekiyor, iyi de ediyor. Ama yetersiz bu. Dünya ayni dünya degil. Bu konuyu sebepleriyle anlatacagim bir ara.
Nasil Müslümanlar simarik mirasyedi çocuklar gibi davraniyorsa liberaller de öyle yapiyor.
aklimizi hiç bir -izm çengeline asamayiz diye düsünüyorum. ne liberalizm ne islamizm :))
Yazan:rüştü hacıoğlu Tarih: Eki 22, 2009 | Reply
mehmet bey;
sizin öneriniz de, ismet özel’in şu mısralarını doğrulamış:
“…hiçbirşey söylemeyen sö<lere ulaşmak için herşeyin sonuna kadar söylenmesi gerekti incir yarpuz karamela la havle ve la kuvvete illabillah…”
Yazan:cb Tarih: Eki 22, 2009 | Reply
islamizm,demişsin sorun zaten bu değil mi?islamın din olarak ideolojilere hapsedilmesi eleştirisinde bulunurken ideoloji olmayan islamı idelojik sınırlar içerisine hapsetmek.hem bu bir müslüman el ile yapılıyorsa ki doğal olarak gittiği nokta ve içerisinde gelişen yeni akımlar elbet sınırlanamayacaktır,bu iddiada bulunmak sonuçları açısından liberal islam başlığından daha tehlikeli değil mi?aynen katılıyorum ve ekliyorum -izmleştirmek tehlikesinin ne gölgesi ne de cahil cesaretinden sağlam bir islam başlığı çıkmaz,teşhir ve tebliğ niyeti ile başlayan islamizm başlığı zarar ve kayıp ele sıfıra yakın bir değer ile elde kalır.sonuç olarak bir değer ile çıkılan yolun daha sonuna gelmden değil yeni değerlere kucak açmakieldeki değer de değerini kaybeder,ne dersin?
Yazan:Ekrem Senai Tarih: Eki 22, 2009 | Reply
Bir evliliğin yürümesi için “ayrı dünyaların insanları olmamak” yetmez; başka şeyler de gerekir. Bir elektriklenme olacak, halini, tavrını seveceksin; kaşı-gözü düzgün olacak, oturup, kalkmasını bilecek; zarif olacak. Gelin diye karşımıza “kapitalizm/liberalizm” diye bir kocakarıyı allayıp pullayıp, rujla, makyajla satmaya çalışıyor Mustafa bey. Bu kocakarı ki, kaç tane koca eskitti. Dünyada ne kadar adaletsizlik, eşitsizlik, savaş, manipülasyon varsa bunun eseri. Sicili bozuk bu acuzenin.
Amerika’nın dindarlığından dem vuruluyor. Bırakın efendim dindarlığı. Tanrının oğluna mum yakmakla, istavroz çıkarmakla dindarlık olmaz. Irak’ta 1.5 milyon kişi ölürken, guantanamo’da, Ebu-Garip’te olanlar ortadayken bu dindar halk G.W.Bush’u ikinci defa seçen aynı halk.
Bize dindarlık değil ahlak lazım.
Bize dinle değil, ahlakla uyuşan bir sistem lazım.
Yazan:MY Tarih: Eki 22, 2009 | Reply
@cb,
asagidaki kismi açabilir misin lütfen?
“teşhir ve tebliğ niyeti ile başlayan islamizm başlığı zarar ve kayıp ele sıfıra yakın bir değer ile elde kalır.sonuç olarak bir değer ile çıkılan yolun daha sonuna gelmden değil yeni değerlere kucak açmakieldeki değer de değerini kaybeder,ne dersin?”
Yazan:cb Tarih: Eki 22, 2009 | Reply
ekrem beyin son sözlerine katılıyorum,’bize din değil ahlak lazım’ zaten ahlakı olmayanın ne dini olur ne de imanı,bunu iman ölçerlik yaptığım için söylemiyorum,önce ahlak sonra iman gelmesi gerektiğine inandığım için söylüyorum,ahlaktan iman,insan çıkar ama kuru imandan ne ahlak ne de insan çıkar.
ps
imandan kastım,teslim olmak değil,imandan kastım dindarlıktı,aman karıştırılmasın.
Yazan:cb Tarih: Eki 22, 2009 | Reply
dilim döndüğünce açıklayayım,öncelikle kendimce nacizane fikrimdir,ne uzmanım ne otoriteyim,öğrendikçe ve yaşadıkça çok daha farklıda düşünebilirim.
din olsun,ideoloji olsun her türlü kavramın alt niyetini açıklamadan tebliğine vurguda bulunmadanda yayılmacı olduğuna inanıyorum.bir nevi bir şeyi açmak ve paylaşmak aynı zamanda yayılması adına yapılmış bir eylemdir ister bilinçli olsun istrese bilinçsiz.örnekleyecek olursam müslüman olmak ve bunu paylaşmak nasıl tebliğe girerse,bir ateistin ateliğini paylaşması da yine bence tebliğdir(bilinçlide olsa bilinçsizde olsa).
şimdi ortaya bir islam koyarsanız artık öyle günlere geldik ki bu ötekileştirme fenomeni bir kaç cümlede yazacağımız şeyi uzattıkça uzatmaya sebebiyet veriyor-konuyu dağıtmayayım ama ötekileştirmeyide bir incelemek lazım.-evet öyle bir zamandayız ki insanların dine doğma olarak baktığı,dini kısıtlayıcı olarak bulduğu,aşırı modernleştiği ve sekülerleştiği bir dönemdeyiz ve sadece tr üzerinden müslüman çoğunluğun olduğu bir ortama değil bir müslüman olarak budistin,hristiyanın,agnostiğin olduğu bir ortama sesleniyoruz bunu yaparken islamı merkez olarak baştan belirtmek şu ötekilşetirmenin geldiği nokta açısından oldukça zor görünüyor çünkü islamın tebliğinde islamı merkeze oturtursanız bu asla niyet etmediğiniz ama dışrdan öyle görünen bir ‘islam baskıcılığı’ örneği gibi duruyor dolayısı ile muhatab olduğunuz kim varsa merkeze kendi değerini oturtmak sureti ile dialoga başlıyor durum böyle olunca birbirimizi anlamak yerine sadece birbirimize birbirimizin doğrsunu dayatmaya kadar varıyor iş,anlatabildim mi?
bir ikinci olarak ister ideolojik bir disiplin olsun,isterseniz din olsun,bunların insan elinde şekillenmesine baktığımızda olayın başlangıç noktasından çok farklı noktalara kaydığını görürüz.misal liberalizm tek başına açıklanacak bir ideolojimidir?bence hayır çünkü farklı eklemeler ile şekillenmiştir belki özünü kaybetmemiştir ama oldukça form değiştirmiştir.(bundan sonraki cümlelerim müslüman bir dindar olarak benim hassasiyetimdir,kendi değerimi vurgulamaya çalışacağım,kimsenin değerini değersizleştirmek gibi bir niyetim yok)bence ideolojiler başlangış olarak postulaları ve daha sonraki gelişimlerinde insan eliyle şekillendiği için yine bir insanın üzerine ek yapması çok kabul edilemez birşey değildir,kutsal değildir,insan yapımıdır ve insan deformasyonu ya da reformasyonu kaldırabilir.Lakin dinler için bunu söyleyemyiz çünkü dinlerin kutsalı ve yapıcısı Yaratan’dır,kısmen dokunulamazdır,işte bu başlangıcı Allah eli ve belirli kalıpları Allah eli belirtlmiş olan dinlerin özünden yaşama göre yeni cevaplar üretmek,ictihadlar oluşturmak normaldir ama buna mukabil insanın kendini ölçememesi ve tartamamsı noktası gözönünde bulundurulduğunda dinlerin bireyi olmak yerine dinlerin belirleyicisi olduklarını sandıkları noktaya gelmelerinin çok tehlikeli ve sakat olduğunu düşünüyorum.çok basit iki örnek vereyim muaviye’nin kendi yanlış siyasetine din açısından destek bulmak için ortaya attığı ve insanlığı bugün dahi iman-küfür noktasında gezdiren ‘kader’ üzerine uydurulmuş tüm rivayetler.daha basit anlatacak olursam kendimden örnekleyeyim,ben okulu baş açmadığım için bıraktım,şimdi benim başını mecburen açan kardeşlerime siz haram yaptınız demem veya başımı açmış biri olarak açmayanlara hayır siz hata yaptınız ilim çinde olsa gideceğiz açmalıydınız açmak bu konuda haram değildir demesi gibi özün taşlarını yerinden oynatan,tercihleri otoriteymiş gibi sunan açıklamaların tebliğde ve teşhirde islam özüne çok büyük zararlar verdiğini düşünüyorum.kimse kusura bakmasın ama müslümanların islama diğerlerinden çok daha fazla zarar verdiğinide düşünüyorum.
ayrıca dinin özünü almadan,din adına üstüne oturulmuş konuşulmuş sağlıklı ekonomik ve sosyal bir sistem oluşturmadan islamizmden bahsetmek islam kıyıcılığı olur diye düşünüyorum.aynı şekilde ideolojik yönü olan ama salt ideoloji olarak bakamyacağımız islamın hem din hem de ideolojik olarak iki başlığa ayırmadan bir dini ideolojik yarışlar arasına sokmanında çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum.bu bir kıyas değil tespittir,çünkü islam çok geniş bir yapılaşmadır,ideolojik sınırlar içerisine hapsedilemez zira taşar,her taşkınlık özün kapından yerlere saçılan her zerresi özden verilen kayıptır.
ps
umarım anlatabilmişimdir,biraz acelem var aceleye gelmişte olabilir,açıklayamdığım biryer varsa lütfen buyrun
saygılar
Yazan:arif Tarih: Eki 22, 2009 | Reply
…izm olarak özgürlükçülük ile, özgürlükler zemini karıştırılmamalı. Belki en başta dinin ödevi olarak görmeli insanın özgür seçimler yapabilmesini. Muradı ilahi bu yönde bir iradenin beyanı olarak yansıyor kutsal metinlerde. Ancak son bir kaç yüzyılda, özellikle ortaçağ Avrupasında din adına özgürlüklerin kısıtlanmasına,-buna dinin o dönemki soylu statükoya alet olması da denebilir- dine karşıt bir temelde yükseldiği yanılsamasına yol açan özgürlükçü çizginin; bizatihi dinin çizgisi olduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz. İzm olarak bu zemin üzerinde izlediğimiz son dönem liberalizmini ise, paranın denetim dışı kalması ve küresel kara sermayeye saklanma alanları yaratma gayreti olarak okuyabiliriz. Bu ağır bir itham gibi görünebilir. Ancak denetlenemeyen bir sermaye, her türlü kirli işe başvurma iç güdüsüne sahiptir. Bu nedenle para hareketlerinin suçun ve terörün asıl faili olduğu bilgisiyle alınmak istenen tedbirlere, özgürlükler kısıtlanıyor yaygarasıyla karşı konulması ibret vericidir. Rekabetçi girişim özgürlüğü ile, Al Kaponvari uygulamaları karıştırmamalı. özgürlükçü zeminin kıymeti, son altı yedi yıldır yaşadıklarımız da göstermektedir ki; farklı yaklaşımların en hayati konularda bile bize doğruyu bulmakta yardımcı olduğu gerçeğidir. Beğenmesekde bu zemini güçlendiren ve inanılmaz değişimlere imza atan fikriyatın, halis din ile bağlantısı inkar edilemez. İslami terbiyeden ve onun sağlam inanç temelinden beslenmeyen bir anlayışın; Katil yapıyı tasfiye edip barışçı bir ortama geçişi sağlaması mümkün olamazdı. Bu vesileyle, her türlü kışkırtma ve yalnız bırakılmaya rağmen, barış ve demokrasi yolunda kararlılıkla yürüyenlere selam olsun. Erdoğan ve Gül liderliğine teşekkürler. Allah razı olsun…
Yazan:MY Tarih: Eki 22, 2009 | Reply
çok haklısın, üstelik sık sık unutulan bir noktaya dikkat çekiyorsun.
Buraya kısmen katılıyorum, zira islâm’ın olumsuz imaj bırakması kımsen de olsa Müslümanların zihin tembelliğinden kaynaklanıyor. Sözüm meclisten dışarı, “Piyangoda büyük ikramiyeyi kazandım, paçayı yırttım” ayaklarında bir çok din kardeşimiz. Oysa internetten nükleer enerjiye, demokrasiden liberalizme bin tane şey geldi dünyaya. İki dünya savaşı geldi geçti. Osmanlı kuruldu ve yıkıldı. Bütün bunlara acı acı gülümseyerek bakıp “eh işte, kurutuluş islâm’da, ben zaten biliyodum hayatım” diyorlarmış gibi geliyor bana. Belki de abartıyorum?
buna da kısmen katılıyorum. Dini reform etmeye kalkan çılgınlar bir yandan, folklörle, coğrafî, etnik, siyasî veya geleneksel etkilerle dine eklenmiş(?) şeyler diğer yandan çok ama çok zor bir durumla karşı karşıyayız.
Ama ilâhî mesaj birse ALLAH nezdinde din bir ise insanlar en derindeki dini arayıp bulmakla mükellef değiller mi? Sen de az önce eğil ahlâk istiyorum mealinde bir şey demiştin. Belki de farkında olmadan(?) buna işaret ediyordun?
evet, İslâm deyince ne anlıyoruz? Bireysel bir iman? Toplumsal bir yaşam biçimi? Bir siyasî rejim? Siyasete veya bütün insanî projelere hedef gösteren bir şartname? Ahlâkî bir referans?