RSS Feed for This Post

Üçüncü Yol Türk Solunu Nereye Götürür?

Trackback URL

  1. 5 Yorum

  2. Yazan:mesut Tarih: Eyl 15, 2009 | Reply

    Siteyi ilgiyle izliyorum.Onun insanda kuşku uyandıran bir tarafı var. Olgu seçiminde biri kompozisyonla oynuyor sanki. Gündemi belirleyen, dolaysıyle iktidarı zora sokacağı belli olan olayların çok önce, daha algı düzeyine varmadan bastırılmasına yarayan organik riyakarlığın kokusu, bana şimdi bunları yazdırtan. Yanlış anlamayın solcu değilim, basit bir okuyucuyum. “Üçüncü Yol”u görünce aklıma “Üçüncü Köprü” geldi.

  3. Yazan:Ali Duman Tarih: Eyl 15, 2009 | Reply

    Üçüncü yol, Türkiye’yi solculuk dışında her yola götürebilir, bundan hiç kuşku duymamak gerekir.

    mustafa suphilerin katledilmelerinden iki hafta önce mecliste yapılan GİZLİ OTURUM ile bizzat Atatürk tarafından SOL düşünce yasak edilmiştir.

    o yasak o gün, bugündür sürmektedir, elbetteki solun pür-perişan halinde resmi ideolojinin büyük bir günahı ve sucu vardır. zira sol diye yutturalanın “sol düşmanlığı” ile tescilli olan chp olmasının anlatılabilir bir tarafı olabilir mi?

    resmi ideoloji mihri belli, doğu perinçek gibi TRUVA ATLARINI, AJAN PROVAKTÖRLERİ sol aktörler diye öne sürmüş, bu aktörler görevlerini başarı ile icra ederek, türk solunu başarılı bir şekilde iğdiş etmişlerdi. Bu ajan provaktörlerin sahneyi almaları elbette mahir çayan, ibrahim kaypakkaya gibi gerçek sol önderlerin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabilmiştir.

    1971 faşizminin askeri mahkemelerine alnı dik ve cesurca “emperyalizme, sömürüye, her türlü gericiliğe karşı savaşırken, KEMALİZME ve CUNTACILIĞA karşı da mücadele verdiklerini” haykıran Behice Boran’lardan, düzene yaltaklanmaya çalışan ne idiğü belirsiz, yada yeni doğu perinçek olmaya aday “Ne şeriat, ne darbe” pespayeliğine gelen bir solculukla karşı karşıyayız. CHP denen garabet hakkettiği noktaya gönderilmeden pusulasını kaybetmiş sol’un yolunu bulması pek mümkün görülmemektedir.

  4. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Eyl 16, 2009 | Reply

    Aslinda soru sorma kabiliyetini kaybetmis bir SOL var karsimizda.

    1) Türkiye’nin SOL’a ihtiyaci var mi?
    2) Türkiye’nin SOLCU’ya ihtiyaci var mi?
    3) SOL ne demektir? Dünyada ve Türkiye’de ayni sey mi anliyoruz?
    4) Birlesemeyen, seçim kazanamayan, kendine hayri olmayan bir TÜRK SOLU bize ne getirebilir?

    Bu sorulari sorabilen bir Türk solu olusursa birgün iyi olur… hem kendileri hem de Türkiye için.

    Tabi önce Kemalizm ve Irkçilikla göbek baglarini kesmeleri lazim 🙂

  5. Yazan:Mert Kayhan Tarih: Eyl 16, 2009 | Reply

    Siyasi ideolojilere bir bütün olarak baktığımızda solla sağ arasında bariz bir asimetri görürüz. Solun ne dediği büyük ölçüde bellidir. Sağ ise sanki solun söylemediği veya karşı çıktığı pozisyonların bir toplamı gibidir. Solun her dönem ısrarla savunduğu bir genel söylemi ve konjonktüre göre öne çıkardığı, genel söylemle tutarlı olması beklenen önermeleri vardır. Sağ ise kafası karışık, duygularıyla tepki veren birini andırır. Sağı bu halinden kurtarmak isteyen birçok önemli filozofa rağmen, sağın bu kendine özgü dağınıklığı giderilememiştir, çünkü mesele entelektüel olmaktan ziyade sosyolojiktir. Diğer bir deyişle sağ, ancak solun varlığında kendini idrak etmekte ve dönemin sol anlayışına yanıt vermek üzere kendini ‘o anda’ kurgulamaktadır. Bu ise sürekliliği ima eden bir kuramsallığın kitaplarda kalmasına, yaşanılan bir nitelik olamamasına neden olmuştur. Ayrıca sol kendini görünür kılmak üzere özel gayret içindedir hep… Kaç grup olduklarını, niçin bölündüklerini, aralarındaki uzlaşmazlıkları bilirsiniz, çünkü bunların bilinmesi istenir. Solun içindeki ‘alt kimlikler’ önemsenir ve kamusal hale getirilir. (1)

    Sol, vicdani sorumluluğunu tavizsiz bir enerjiden alır, kimlikleri ve bütünlükleri ile Solcular ama gerçek manada Solu sindirebilmiş olanlar, Sağcılara ve diğerlerine bir tercih değil, ancak nerede duracaklarına dair bir yön verirler. Solun iradesi dışında kalanlar ve telkini bütününden dışarıda kalanlar ancak Sağ tarafından tercih edilmiş olanlardır

    Oysa sağın içinde neler olup bittiğini anlamak zordur. Gruplar birbirinden net bir biçimde ayrışmamıştır. Amorf bir bütünlüğün içinde, hayatın getirdiği gündelik tesadüfler sonucu bir karmaşık saflaşma yaşanmakta gibidir.

    Bu ülkede solun sorumluluğu görünenden çok fazladır… Bütün bu darbelerin, faşizme göz kırpan kadrolaşmaların temelinde solun yüzeyselliği ve aymazlığı var. Sağ ise kullanılabilir bir malzeme olarak devletin erişebileceği bir noktada durmaktadır. Solcular bugün hâlâ o sağla uğraşıyorlar. Oysa asıl sağı, yani devleti hükümran kılan kendileri…(2)

    sol, üstlendiği bu kaotik vazife ile aslında nesnelleştiremediği ve hem Anadolulu hem Solcu olmanın getirdiği kökene bağlı olmanın ideolojik bunalımında bulunuyor olabilir ve dahil oldukları ahlaki değereleri bu nesnellik ile serpiştiriyor olabilir siyasi yöntemlerin üzerine.

    Bir Müslüman için aslolan tanrının rızasını kazanmak ve bu vesile ile cennete gitmektir hedef, Sağ net gösterilmiş çıkar ilişkisine dayalı bir alışverişi kolaylıkla siyasileştirir ve hakka Kul hakkına riayet eder ilahi bir kamera tarafından gözlemleniyor olmanın korkusundan.

    Sol, kendi ilahi kamerasını kendi içselliğinde oluşturmuş ve ahlaklı kalmayı erdem olarak kabul etmiş, kul hakkı yemeyi de aşağılık bir davranış olarak nitelemiştir, bunun ismi belki günah değildir ama kabul edilemez bir ayıptır.

    (1/2) Etyen Mahçupyan 19/12/2008 Solun Sağcılığı.
    Bold Mert Kayhan

  6. Yazan:Ali Duman Tarih: Eyl 16, 2009 | Reply

    Üçüncü yolculuğun (adı konmamış bir şekilde) önderliğini yapan E.Kürkçü, Radikal’de yazdığı bir yazıda (veya mülakatta) “Sol’un kemalizm ile 12 mart 1971 sonrası hesaplaştığını ve bu konunun kapandığı” iddiasında bulunmuştu.

    çok ilginçtir, 12 mart 1971 sonrası kemalizm ile hesaplaşan bir sol’un varlığından haberdar olamadığımız gibi, kemalizm ve cuntacılık ile mücadele eden parti(ler), ve siyasi önderliklerin çok şiddetli bir şekilde (12 eylül 1980) tasfiye edildiklerine tanık olduk. 12 mart, yakıcı bir şekilde de 12 eylül sonrasında ise türkiye sol arenasının sadece kemalizm kuyrukçuluğunda solculuk yapan (sahte ve takiyeci solculara) terk edildiğini ibretle izledik. (bugünün solcuyum diyen geçinen ulusalcıları gökten zembille inmediler, 12 mart ve 12 eylül ürünleridir)

    ortada hiç bir ciddi hesaplaşma yok iken, e.kürkçü bir hesaplaşmanın yapıldığını nereden çıkarmıştı? gerçek olmayan bir hesaplaşmanın varlığını iddia etmek kimin değirmenine su taşımaktadır? “ne darbe, ne şeriat” sloganının sahteliği, üçüncü bir yol olduğunu iddia edenlerin sahte solculuklarını da ifşa etmektedir.

    türk sol’unun hakiki’leşmesi, ergenekonun derinleştirilmesi sonucu ergenekontra-sol’un deşifre edilmesiyle ete kemiğe bürünebilecektir. bu derinliği sağlamak, bu belgeleri mahkemeye sunmak ise devletin (mit-polis/hükümet) tasarrufundadır. (vesayetçiliğe karşı duran bir hükümetin bunu yapma zorunluluğu vardır)

    hakiki solu olmayan bir ülkenin demokratikleşmesi, ancak tek kanatlı kuşun uçmaya çalışması kadardır.

    ergenekon savcılarınnın, mit’in arşivlerine girebilme, bu belgeleri elde edebilme iradesini göstermelerini gerekli ve zorunlu kılmaktadır.

    demokratik türkiye ancak gerçek bir sol’un kurulması ile mümkün olabilecektir, zira böyle bir solun oluşturulması için Mustafa YILMAZ bey’in sorduğu sorulara cevap aranması çok iyi bir başlangıç olma potansiyeline sahiptir.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin