RSS Feed for This Post

Mehmet Atak’a destek

İnsanların birbirini öldürmesine, mallarını çalmasına engel olması gereken devletin “askerlikten soğutma” diye bir suç tarifi yapmasını yadırgıyorum. İnsanları savaştan ve şiddetten uzaklaştırmak olsa olsa övülecek bir harekettir. Savaşmak istemeyen vatandaşlarımızın zorla askere alınmasını devletin varoluş sebebiyle ile çelişkili buluyorum.

 Bugün (10 Eylül 2009 perşembe) saat 9 :30′da Mehmet Atak’ın Beyoğlu Adliyesi’nde duruşması var. Aşağıdaki metin kendisinin mahkemeye sunduğu izahattır.

MY

 

“Hukuk kuralları insanlık tarihiyle kaim değildir. Zaman ve mekana izafi olarak değişmiştir, değişecektir. Mevcut T.C. hukuk kuralları dahilinde, akabinde açıklamalarımdan sarih bir şekilde anlaşılacağı gibi bir suç işlemediğim için, okuduğum bu metin bir müdafaa değil, sadece bir izahtır. ” (Mehmet Atak)

 

Derrida dilin eksikliliğinden bahseder, bence haklıdır. Hem fikir, his ve izlenimlerimizi kelimelere döktüğümüzde onlar artık kendi hakikatlerinin birinin parafından yeniden şekillenmesi şeklinde eksilirler, hem de yazı ya da söz olarak başka birisiyle buluştuğunda bu kez de o kişinin algısına göre yeniden şekillenerek bir kez daha eksilirler. En azından ikinci eksilmeye maruz kalmamak, zapta kendi terminolojim kadar geçmek için okuduğum bu metnin kopyasının yazılı beyan olarak zapta geçmesini talep ediyorum.
                                   
Hukuk kuralları insanlık tarihiyle kaim değildir. Zaman ve mekana izafi olarak değişmiştir, değişecektir. Mevcut T.C. hukuk kuralları dahilinde, akabinde açıklamalarımdan sarih bir şekilde anlaşılacağı gibi bir suç işlemediğim için, okuduğum bu metin bir müdafaa değil, sadece bir izahtır.
 
Kendi efkarımla yetinmeyeyim, bir resmi kurumda yargılandığıma göre, ben de mevzua resmi paraftan bakayım dedim ve devlet üniversitelerinden psikiyatri profesörleriyle fikir teatisine girdim. “Askerlikten soğutulan halk”in psikiyatri bilimi adına tahlilini talep ettiğimde, bana devlet üniversiteleri tıp fakültelerinde okutulan, yani resmi tasdikli bir kitabin iki bölümünü işaret ettiler: Prof Dr. Ertuğrul Köroğlu ve Prof. Dr. Cengiz Güleç tarafından kaleme alınan “Psikiyatri Temel Kitabi”.
                                
Bu kitabın “Zeka Geriliği” bölümünde “askerlikten soğutulan halk”ı oluşturan tek tek insanların durumu iki kategoriye girermiş: 1- Mental Retardasyon yani zeka geriliği; 2- Embesil yani orta dereceli zeka geriliği, bu durumdaki kişi başkalarının iradesine tabi olur ve kendi kararlarını vermekten aciz olurmuş, yani “askerlikten soğutulabilirmiş”.
 
Aynı kitabın “Şizofreni” bölümü de “askerlikten soğutulan halk”ı oluşturan tek tek insanların tanımlanması için kullanılabilirmiş: Bu durumdaki kişide eylemlerinin sorumluğundan muaf olacak derecede “farik ve mümeyyiz” değildir. Yani gerçeği değerlendirme yeteneği ileri derecede bozuk olduğu için başkalarının yönlendirmesine açıktır.
 
Mevcut Türkçede “halk” kelimesinin birbirleriyle de bazı noktalarda örtüşen iki etimolojisi var: 1.si Arapçadan geliyor “herhangi bir insan topluluğu; ahali” manasında. 2. Aramiceden geliyor, ama oraya da Eski Yunancadaki “demos” kelimesinden geçmiş “pay; bölünmüş; bir yana ayrılan kısım” manasında. Zannederim “askerlikten soğutulan halk” Arapçadan gelen manasında yani ahali manasında. Ben de mevcut TC sınırları dahilinde, T.C. vatandaşı insanlardan birisi olduğuma göre bu suç isnadını yapan savcının benim “mental retardasyon”, “embesilite” ya da “şizofreni” dahili bir psikiyatrik problemim olduğunu kanıtlamasını talep ediyorum. Herhangi bir tam teşekküllü devlet ya da üniversite hastanesinin psikiyatri servisinde bu kontrolden geçmeye hazırım. Bu üç tanımdan birine uymazsan bu suçlamada bulunan savcı, halk’ı oluşturan insanlardan biri olarak bana iftira atmış olur.
 
Modernite döneminde psikiyatrinin entegre etme, edemediklerini de tecrit etme üzerine kurulu yapısını pek tasvip etmesem de, mevcut bir devlet ya da üniversite hastanesinin kararına saygılı olacağım. Halk’ı oluşturan diğer insanlar ne yaparlar bilemem ama ben bu üç tanıma da uymuyorsam, bu tanımlar yaşayan dil içinde hakaret sıfatları olarak da kullanıldıkları için, bu suçlamayı yapan savcı hakkında bana hakaret ettiği için suç duyurusunda bulunacağım.
 
Halen müşteki olduğu dava Hasdal Askeri Mahkemesi’nde devam eden Mehmet Bal’ın askeri hapishanede işkence görmesini protesto eden bir gösteriye katılacaktım. Ama ancak nihayetine yakın yetişebilmiştim ve dağıtılan bildiriyi, yandaki bankanın tozluklarına oturmuş, içimden yani sessiz okurken bir insanın diğer insanların hüviyetlerine baktığını fark edince, insanları “hüviyetini görmedikleri insanlara hüviyetlerini göstermemeleri” doğrultusunda ikaz ederek müdahalede bulunmuş ve bunun neticesinde de gözaltına alınmıştım. Maruz kaldığım bu hak ihlali karşısında Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’na bir suç duyurusunda bulunmuş ve İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu’na dilekçe vermiştim.
 
Benim hakkımda TCK 318′den dava açan savcı, ihbarnamede çekilen video filminde slogan attığım ve pankart tuttuğumu iddia etmiş. Videonun seyredilmesini talep ediyorum. Kolay karıştırılacak bir fiziğim yok. İnandığım bir pankartsa tutabilirim ama mevzu bahis videoda pankart tutan bir görüntüm olamaz çünkü tutmadım. Slogan atma konusuna gelince, meşrep olarak slogan atmayan, atmamış bir insanım. Hayatımdaki bulunabilecek tek slogan atan görüntüm “Babam Askerde” isimli filmdeki görüntümdür ki o bile hareketli bir görüntü değil, film dahilindeki bir fotoğraftır.
 
Video seyredildiğinde suçlandığım her iki fiili de işlememiş olduğum ayan beyan görülecektir. Mevcut TCK’da maruz kaldığım bu durumu işaret eden bir madde var.: Madde 271 yani “suç uydurma” :  Bu madde de “İşlenmediğini bildiği bir suçu, yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar eden ya da işlenmeyen bir suçun delil veya emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uyduran kimseye üç yıla kadar hapis cezası verilir.” diyor. 
                                               
Video seyredildikten sonra beni bu iki fiille itham etmiş savcı hakkında bana delil olarak işaret ettiği videoda olmayan iki fiile dayanarak dava açtığı için maddi ve manevi tacizde bulunduğu için suç duyurusunda bulunuyorum. Keza bu dolayımla mahkeme ekip ve ekipman masraflarıyla kamuyu zarara uğrattığı için de suç duyurusunda bulunuyorum.
 
 
IMZA KAMPANYASINA KATILANLAR
 
Adil Duran (Yazar), Ahmet Çakmak (Gazeteci), Ahmet İnsel (Akademisyen), Ali Akay (Akademisyen), Ali Barış Kurt (Gazeteci), Ali Nesin (Akademisyen), Alin Taşçıyan (Eleştirmen), Arif Çağlar (Akademisyen), Arzu Demir (Gazeteci), Aslı Erdoğan (Yazar), Aslı Öngören (Tiyatro), Ayça Damgacı (Tiyatro), Aydın Sayman (Sinema), Aynur Gül Coşkun (Hukuk), Ayşe Hür (Gazeteci), Ayşe Kalyoncu (Grafik), Ayşe Lebriz Berkem (Tiyatro), Ayşe Önal (Gazeteci), Ayşegül Oğuz (Gazeteci), Ayşen Hadimioğlu (Gazeteci), Ayşenil Şamlıoğlu (Tiyatro), Banu Cennetoğlu (Fotoğraf), Banu Fotocan (Tiyatro), Barış Celiloğlu (Tiyatro), Barış Engin (Gazeteci), Barış Pirhasan (Sinema), Baskın Oran (Akademisyen), Bennu Yıldırımlar Yarar (Tiyatro), Bilgin Adalı (Yazar), Burcu Ersoy (Akademisyen),  Can Başkent (Akademisyen), Celal Mordeniz (Tiyatro), Cem Sancar (Yazar), Cem Selcen (Yazar), Cengiz Alğan (Çevirmen), Cengiz Doğan (Gazeteci), Ceylan Begüm Yıldız (Akademisyen), Cihan Aktaş (Yazar), Coşkun Büktel (Yazar), Defne Asal Er (Gazeteci), Deniz Atamtürk (Tiyatro), Deniz Erben (Akademisyen), Deniz Özdemir (Akademisyen), Deniz Türkali (Tiyatro), Dikmen Gürün (Eleştirmen), Dilaver Demirağ (Yazar), Doğan Özgüden (Gazeteci), Doğan Özkan (Yazar), Elif Boyner, Emine Uşaklıgil (Gazeteci), Erdağ Aksel (Ressam), Erdem Şenocak (Tiyatro),  Erden Kosova (Akademisyen), Erdir Zat (Gazeteci), Erdoğan Aydın (Yazar),  Eren Keskin (Hukuk), Esen Çamurdan (Tiyatro), Faruk Arhan (Gazeteci), Fatma Benli (Hukuk), Fatmagül Berktay (Akademisyen), Feramuz Acar (Siyaset), Ferhat Kentel (Akademisyen), Ferhat Uludere (Yazar), Filiz Akın (Sinema), Gülin Tokat (Sinema), Gülnur Elçik (Yazar), Gülten Kaya (Müzik), Hale Akınlı (Tiyatro), Halil İbrahim Özcan (Şair), Halil Savda, Haluk Ünal (Sinema), Hande Demircioğlu (Yazar), Haydar Ergülen (Şair), Hidayet Tuksal Şevkatli (Yazar), Hilal Kaplan (Yazar), Hilmi Bulunmaz (Tiyatro), Hülya Karakaş (Tiyatro), Hülya Tarman (Akademisyen), Hüseyin Çakır (Yazar), İlker Demir (Gazeteci), İsmail Beşikçi (Yazar), Jale Parla (Akademisyen), Kerem Kurdoğlu (Tiyatro), Koray Çalışkan (Akademisyen), Korkut Akın (Sinema), Kutlukhan Kutlu (Eleştirmen), Latife Tekin (Yazar), Leman Yurtsever (Yazar), Mahir Günşiray (Tiyatro), Mehmet Açar (Eleştirmen), Mehmet Bal, Mehmet Sander (Koreograf), Mehmet Güç (Gazeteci), Mehmet Sait Alpaslan (Tiyatro), Mihraç Ural (Yazar), Mualla Kavuncu (Yazar), Murathan Mungan (Şair), Mustafa Demirkanlı (Gazeteci), Mustafa Elveren (Gazeteci), Mutlu Şahin (Sinema), Müge Karalom (Hukuk), Naim Dilmener (Müzik), Nalan Barbarosoğlu (Yazar), Necmiye Alpay (Yazar), Neslihan Akbulut (Yazar), Nihal Bengisu Karaca (Gazeteci), Nihal G. Koldaş (Tiyatro), Nihat Karadağ (Fotoğraf), Nil Mutluer (Akademisyen), Nurhayat Kızılkan (Akademisyen), Oğuz Arıcı (Tiyatro), Ohannes Şaşkal (Karikatür), Orhan Miroğlu (Yazar), Oruç Aruoba (Yazar), Özden Akın (Akademisyen), Özlem Albayrak (Gazeteci), Perihan Mağden (Yazar),  Raffi Hermonn (Gazeteci), Reha Özcan (Tiyatro), Rışto Tunç (Gazeteci), Seçkin Selvi (Eleştirmen), Selim Demirdelen (Sinema), Semra Çelebi (Gazeteci), Semra Somersan (Akademisyen), Senem Donatan (Tiyatro), Serdar Değirmencioğlu (Akademisyen), Serpil İnanç (Tiyatro), Sevin Okyay (Gazeteci), Sibel Özbudun (Akademisyen), Şeyhmuz Diken (Yazar), Tanıl Bora (Yazar), Tansu Açık (Akademisyen), Tarık Günersel (Şair), Temel Demirer (Yazar), Tülay Yongacı (Tiyatro), Ufuk Ahıska (Sinema), Ümit Bayazoğlu (Gazeteci), Volkan Yıldırım (Gazeteci), Yalçın Ergündoğan (Gazeteci), Yaprak Zihnioğlu (Yazar), Yasemin Öz (Hukuk), Yeşim Dorman (Yazar), Yıldız Ramazanoğlu (Yazar), Yiğit Karaahmet (Gazeteci), Yusuf Eradam (Yazar), Ziya Yağtu (Müzik)

Share on Facebook

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 2 Yorum

  2. Yazan:cengiz maçoğlu Tarih: Eyl 10, 2009 | Reply

    Bir sanat ürününün anlamı ürün içerisinde hazır yiyecek gibi sunulmaz, eserin tamamına parça parça yayılmış ipuçlarından hareketle izleyici ya da okuyucu ya da yorumlayıcı metnin(ürünün) derin anlamını yani arka planını değişik tarihsel göndermeler ve bilgiler, birikimler yoluyla kendisi oluşturur. Ya da oluşturmalıdır diyerek öznel yargılı be gereklilik cümlesi kuralım. İşte okurun ya da izleyicinin kendisince oluşturduğu bu derin anlam olayına biz alılmama estetiği diyoruz. Sahne sanatlarında öteden beri üç ana alılmamadan söz edebiliriz. Klasik alılmama(özdeşlik kurma; bir ideolojik alanın bütün pozitif içeriğiyle bütünleşme) … Modern alımlama (bir ideolojik alanın içeriğini kişinin işine geleni ayıklayıp sahiplenmesi ve koruması) …Post modern alımlama (bir ideolojik alanın tüm içeriğine yabancılaşarak objektif tespitlerde bulunma) … Sanat ürünlerinde sözü edilen kişiler, konu edilen olaylar gerçek yaşam dünyasından olmayabilir; Kurmaca bir dünyanın öğeleridir onlar. Ama bu kurmaca dünyanın gerçek yaşamınkine benzeyen standartları, yaşam biçimleri, inanışları söz konusudur. Kurmaca eser dış dünyayı olduğu gibi yansıtmadığı için gerçeklikle ilişkisi, metin dışı tarihsel, toplumsal, kültürel birikimlerde aranmalıdır. Kurmaca eserin gerçeklikle ilişkisi ideoloji yönündendir.

    bu ne mi? utopiq.blogcu.com daki soysuzlar çetesi filmine ait eleştiri, ama öyle böyle değil bügne kadar hiç bir eleştirmenin değinemediği kadar sağlam bir eleştiri. bu konuyla da ilgisi var…

  3. Yazan:eg Tarih: Eyl 10, 2009 | Reply

    eleştiriyi yazanın kendi yazdığı metne “

    ama öyle böyle değil bügne kadar hiç bir eleştirmenin değinemediği kadar sağlam bir eleştiri.

    ” demesi de ilginç olmuş:)))arkadaşımız bayağı mütevazi yani:)) çok iddialı! özellikle bir insanın kendinden bahsettiği düşünülürse:)) okuyacağım inşallah:))

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin