<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Dücane Cündioğlu&#8217;nun Elif Şafak Eleştirileri Üzerine yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Thu, 24 May 2012 18:47:47 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>secil tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-56811</link>
		<dc:creator>secil</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Oct 2010 06:45:21 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-56811</guid>
		<description>es geçilmemesi gereken en önemli konu elif şafak sayesinde binlerce kişi mevlana ve şems ten haberdar olup hayatlarını okumaya yöneldiler..
bunu katmış olması bile güzeldir.. korkutmayalım .. müjdeleyelim .. lütfen ..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>es geçilmemesi gereken en önemli konu elif şafak sayesinde binlerce kişi mevlana ve şems ten haberdar olup hayatlarını okumaya yöneldiler..<br />
bunu katmış olması bile güzeldir.. korkutmayalım .. müjdeleyelim .. lütfen ..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>aziz yılmaz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-56700</link>
		<dc:creator>aziz yılmaz</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Sep 2010 22:27:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-56700</guid>
		<description>Bu ne cinnet halidir?Bu ne kin ne öfkedir böyle?Nedir bu alıp veremediğiniz Elif Şafak'la anlayamayırum.Sanki Salman Rüşdü'nün "Şeytan Ayetleri"eleştirir gibi habire saldırılıyor.İşin ilginç yanı ise,kişisel hesaplaşmaya dönüşen bu önü alınamayan  hezeyanlara hep Dücane Cündioğlu'nun referans verilmesi...Yazara düşmanlık derecesinde tepki duyarak linçe kalkışanların nakaratları hep aynı:"Az bile söylemiş!","Haddini bildirmiş!"...
Ayıptır ya,bir insana bu kadar da yüklenilmez ki!Hani sanat eleştirisi falan olsa gam yemeyeceğim.Elif Şafak'ı entelektüel düzeyde bir eleştiri yöneltildiği yok.Ha bu da anlaşılır,diyelim ki sanatsal eleştiri amaçlanmamış...Peki Mevlana'nın şahsiyetine mi gölge düşürülmüş?Tasavvuf'a mı saygısızlık var?Nedir derdiniz kardeşim?
Ayrıca bu linç kampanyasına katılarak bir taş da ben atayım diyenlerin,iddia ettikleri gibi Mevlana'nın yoluna sadık olduklarını da sanmıyorum.Eğer biraz samimi olsalardı bir insanı karalamak için birbirleriyle yarışmazlardı.Yarışmazlardı çünkü Mevlana'nın hoşgörüsünde böyle bir dilin yeri olmadığını bilmeleri gerekirdi.
Ne var ki linç ateşiyle kendinden geçenler maalesef bu düstüru unutmuşa benziyorlar.Hadi ordan derim ben de!Siz kim Hz.Mevlana'nın ahlakı,hoşgörüsü,kuşaktan kuşağa tüm dünyaya örnek olmuş erdemli şahsiyeti kim?Elif Şafak'tan intikam alırcasına düzeysizce saldıranların biraz olsun Mavlana gibi yüce bir şahsiyete saygısı olsaydı bu kadar kibirle nefret yayayacaklarına tevazu gösterirlerdi.Peki yere göğe sığdırılamayan Dücane Cündioğlu ve dahi aynı koroya katılanların sözlerinde acaba tevazudan eser var mıdır?
Sormak icap eder:Böyle mi gidilir Mevlana'nın yolunda?Böyle mi değerlerine sahip çıkılır?
Biraz insaf ve biraz da izan ya hu!</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu ne cinnet halidir?Bu ne kin ne öfkedir böyle?Nedir bu alıp veremediğiniz Elif Şafak&#8217;la anlayamayırum.Sanki Salman Rüşdü&#8217;nün &#8220;Şeytan Ayetleri&#8221;eleştirir gibi habire saldırılıyor.İşin ilginç yanı ise,kişisel hesaplaşmaya dönüşen bu önü alınamayan  hezeyanlara hep Dücane Cündioğlu&#8217;nun referans verilmesi&#8230;Yazara düşmanlık derecesinde tepki duyarak linçe kalkışanların nakaratları hep aynı:&#8221;Az bile söylemiş!&#8221;,&#8221;Haddini bildirmiş!&#8221;&#8230;<br />
Ayıptır ya,bir insana bu kadar da yüklenilmez ki!Hani sanat eleştirisi falan olsa gam yemeyeceğim.Elif Şafak&#8217;ı entelektüel düzeyde bir eleştiri yöneltildiği yok.Ha bu da anlaşılır,diyelim ki sanatsal eleştiri amaçlanmamış&#8230;Peki Mevlana&#8217;nın şahsiyetine mi gölge düşürülmüş?Tasavvuf&#8217;a mı saygısızlık var?Nedir derdiniz kardeşim?<br />
Ayrıca bu linç kampanyasına katılarak bir taş da ben atayım diyenlerin,iddia ettikleri gibi Mevlana&#8217;nın yoluna sadık olduklarını da sanmıyorum.Eğer biraz samimi olsalardı bir insanı karalamak için birbirleriyle yarışmazlardı.Yarışmazlardı çünkü Mevlana&#8217;nın hoşgörüsünde böyle bir dilin yeri olmadığını bilmeleri gerekirdi.<br />
Ne var ki linç ateşiyle kendinden geçenler maalesef bu düstüru unutmuşa benziyorlar.Hadi ordan derim ben de!Siz kim Hz.Mevlana&#8217;nın ahlakı,hoşgörüsü,kuşaktan kuşağa tüm dünyaya örnek olmuş erdemli şahsiyeti kim?Elif Şafak&#8217;tan intikam alırcasına düzeysizce saldıranların biraz olsun Mavlana gibi yüce bir şahsiyete saygısı olsaydı bu kadar kibirle nefret yayayacaklarına tevazu gösterirlerdi.Peki yere göğe sığdırılamayan Dücane Cündioğlu ve dahi aynı koroya katılanların sözlerinde acaba tevazudan eser var mıdır?<br />
Sormak icap eder:Böyle mi gidilir Mevlana&#8217;nın yolunda?Böyle mi değerlerine sahip çıkılır?<br />
Biraz insaf ve biraz da izan ya hu!</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Adaçayı tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-56686</link>
		<dc:creator>Adaçayı</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Sep 2010 17:05:41 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-56686</guid>
		<description>"Mevlana İslam Alemi'nin Şekspiri'dir"
Aklıma şu geldi:
"Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser."
Bu cümleyi okuyan -her kim olursa olsun- içinde zerre kadar da olsa isyan hissetmiyorsa, biz hissedenlerle siz hissetmeyenler demek ki birbirimize bakar körüz. İsyan uyanıyor içimde çünkü özüne vakıf olamadığın bir hal hakkında ahkam keseceksin birazdan ve bu ahkamdan da bir benlik peydahlayacaksın üstelik ve de kimse sana -elini taşın altına koyup da- haddini bildirmeyecek!? Dücane Bey, içimdeki bütün "yok öyle yağma"lara tercüman olmuştur.

Ayrıca, Tasavvuf'un, Batı marifetiyle fabrikasyon bir takım işlemlere tabi tutulup Sufizm olarak bizlere yeniden pazarlanması gücüme gidiyor.
Tamamıyle keyfe keder bir biçimde "Hakikat'in incitilmesi"ne içerliyorum.
Aynı zamanda "Sanat'ın incitilmesi"ne de üzülüyorum.
Neden? Çünkü İnsan'ım. 
Dücane Bey ister İlim'le çıksın karşısına ister İrfan'la, ister müsterih olsun ister muhteris, çıksın ama lütfen. EŞ gibi kifayetsiz muhterislerin, benim gibi sıradan insanların, hayatın acımasız ekmek kavgasında Hakikat'e açlık duyabildiğini fark edebildiği kısacık zamanlarına, aslı astarı olmayan şeyler pazarlayarak göz dikmesi, bununla da kalmayıp samimiyetsizce küpünü doldurması karşısında Dücane Bey az bile söylemiştir kanımca. Yazı dizisinin sonunda kendisi bu yazıyı neden yazdığını bizzat belirtmiştir: Kimse yazmadığı için!
Yukarda "Tasavvuf'a duyulan ilginin artmasını nicelik ve nitelik bakımından karşılaştırmış olanlara da can-ı gönülden katılıyorum ayrıca.

Son olarak;
Celaleddin'in 3 kelimeyle anlattığını Şekspir bir kitapta anlatmış ama doymamıştır;
Celaleddin; "Şüpheyle Cennet olmaz."
Şekspir; "Othello"
Karşılaştırmam mecazidir elbette...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Mevlana İslam Alemi&#8217;nin Şekspiri&#8217;dir&#8221;<br />
Aklıma şu geldi:<br />
&#8220;Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser.&#8221;<br />
Bu cümleyi okuyan -her kim olursa olsun- içinde zerre kadar da olsa isyan hissetmiyorsa, biz hissedenlerle siz hissetmeyenler demek ki birbirimize bakar körüz. İsyan uyanıyor içimde çünkü özüne vakıf olamadığın bir hal hakkında ahkam keseceksin birazdan ve bu ahkamdan da bir benlik peydahlayacaksın üstelik ve de kimse sana -elini taşın altına koyup da- haddini bildirmeyecek!? Dücane Bey, içimdeki bütün &#8220;yok öyle yağma&#8221;lara tercüman olmuştur.</p>
<p>Ayrıca, Tasavvuf&#8217;un, Batı marifetiyle fabrikasyon bir takım işlemlere tabi tutulup Sufizm olarak bizlere yeniden pazarlanması gücüme gidiyor.<br />
Tamamıyle keyfe keder bir biçimde &#8220;Hakikat&#8217;in incitilmesi&#8221;ne içerliyorum.<br />
Aynı zamanda &#8220;Sanat&#8217;ın incitilmesi&#8221;ne de üzülüyorum.<br />
Neden? Çünkü İnsan&#8217;ım.<br />
Dücane Bey ister İlim&#8217;le çıksın karşısına ister İrfan&#8217;la, ister müsterih olsun ister muhteris, çıksın ama lütfen. EŞ gibi kifayetsiz muhterislerin, benim gibi sıradan insanların, hayatın acımasız ekmek kavgasında Hakikat&#8217;e açlık duyabildiğini fark edebildiği kısacık zamanlarına, aslı astarı olmayan şeyler pazarlayarak göz dikmesi, bununla da kalmayıp samimiyetsizce küpünü doldurması karşısında Dücane Bey az bile söylemiştir kanımca. Yazı dizisinin sonunda kendisi bu yazıyı neden yazdığını bizzat belirtmiştir: Kimse yazmadığı için!<br />
Yukarda &#8220;Tasavvuf&#8217;a duyulan ilginin artmasını nicelik ve nitelik bakımından karşılaştırmış olanlara da can-ı gönülden katılıyorum ayrıca.</p>
<p>Son olarak;<br />
Celaleddin&#8217;in 3 kelimeyle anlattığını Şekspir bir kitapta anlatmış ama doymamıştır;<br />
Celaleddin; &#8220;Şüpheyle Cennet olmaz.&#8221;<br />
Şekspir; &#8220;Othello&#8221;<br />
Karşılaştırmam mecazidir elbette&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Son 12 ayda en çok okunan ve tartışılan yazılar : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-52568</link>
		<dc:creator>Son 12 ayda en çok okunan ve tartışılan yazılar : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Jun 2010 13:44:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-52568</guid>
		<description>[...] Dücane Cündioğlu&#8217;nun Elif Şafak Eleştirileri Üzerine [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Dücane Cündioğlu&#8217;nun Elif Şafak Eleştirileri Üzerine [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>belirtilinesne.com &#187; Dücane Cündioğlu’nun Elif Şafak Eleştirileri Üzerine tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-47922</link>
		<dc:creator>belirtilinesne.com &#187; Dücane Cündioğlu’nun Elif Şafak Eleştirileri Üzerine</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 20:07:51 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-47922</guid>
		<description>[...] Kaynak  AKPC_IDS += "1156,";Popularity: unranked [?] [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Kaynak  AKPC_IDS += &#8220;1156,&#8221;;Popularity: unranked [?] [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hüseyin Topuz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-46557</link>
		<dc:creator>Hüseyin Topuz</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 08:58:13 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-46557</guid>
		<description>sayın ilgili, 
Daha evvel gönderdiğim yazıda  ( 7 mart) gördüğüm bazı imla hatalarını düzeltmek istiyorum. Sanıyorum sitenizde böyle bir düzeltme seçeneği yok.
Aşağıda , 7 mart ta gönderdiğim yazının düzeltilmiş metni bulunmaktadır.Mevcut metin yerine aşağıdaki düzeltilmiş metni göndermeniz ricası ile iyi çalışmalar.
Hüseyin Topuz



Dücane  Cündioğlu bu kitap için yazdıklarını  kitabın içeriği ile sınırlı tutsa idi, ben de bu eleştirilerin çoğuna katılacaktım. Ancak Cündioğlu’nun yazısı, sicil taramasına dönüp, yazarın özeline, öğrencilik yıllarına ve master tezine kadar uzanması ve “ Kuran  hermeneutiğini ilk ben yazdım” şeklindeki böbürlenmeleri yüzünden, huysuz  bir  Dücane eleştirisi tadında kalmaktan uzaklaşmış ve nerdeyse kişisel bir tavra dönüşmüş. Bu yüzden ben de kendi eleştirimi yazmaya karar verdim.
Ey aşk , sen nelere kadirsin..
Elif Şafak kitabının nasılsa batılı okurlara çevrileceğinden emin olduğundan, hatta “hedef okuyucu”  olarak batılı okuru olarak dikkate almış olacağından, başrolü de Ella Rubinstein’a vermiş. Öyle ya,  bizim yerli malı hanımların  Rumi’yle, Şems’le, sufilikle ne ilgisi olabilir ki; hem olsa bile Ayşe’nin Fatma’nın aşkından ve sufiliğinden  elin gavuruna ne?  Ayşeli, Fatmalı bu kitap dışarıda iş yapmaz düşüncesi ile Ella Rubinstein’a başrolü vermesi normal.
Dindar ve entel geçinen bir sürü yazar lafa gelince, İslamcı politikacısı seçime gelince, zavallı başörtülü tesettürlü kadını baş tacı ederler. Ama çoğu, bilinçaltlarında o kadınları çoluk çocuğa bakıp yemek pişiren, suspus oturup lafa karışmaması gereken kenar mahalle müslümanı olarak görür.
Söz konusu din olunca, kendi kafalarındaki din anlayışı gereği, eğitimsizliği, bilgisizliği, ezilmesi normalleştirilmiş kadından, namazın niyazın ve itaatin dışında bir şey beklenmez. Hele iş, islamın derinliklerine, tasavvufun inceliklerine gelince o kadınlara zaten laf düşmez. Ama Elin Ella’sı eline Mesneviyi alıp Konya’ya yola düşerse hepsi hırka giyip sufi kesilirler. Böyle olunca da kitaptaki  başrolü , Etertnity parfüm kullanan ,Margaux şarabı içen Boston’lu’ lu Ella Rubinstein almayacakta, Allahın Eyübünde türbe ziyareti yapan tesettürlü Fatma mı alacak..
Zaten Mevlana’yı anlayan veya anlamaya çalışan İngilizler- Amerikalılar da olmasa bizim çoğu yazarın gözünde ne sufiliğin ne de tasavvuf un konu değeri pek yoktur. Allahtan da böyledir. Batı kompleksli yazarların tasavvufu anlatması kadar da korkunç bir şey bir şey yoktur.
Elif Şafak’ın hanım hanımcık, tipik batılı Ella’sı ile, dünya işlerinden elini eteğini kesmiş ama zamparalığı da elden bırakmayan Zahara’sının dünyalarını bir ay içersinde allak bullak eden ilişkileri, yazarın yapmaya çalıştığı üzere, aslında ne bir ilahi aşk romanı, ne de mistik bir yolculuk.
Ella, aslında ne Rumi’den ne Şems’ten, ne de 40 küsur aşk tarifnamesinden etkileniyor. Batılı normlarla yaşantısı standart hale gelmiş, heyecanı ve coşkusu kalmamış Ella Rubinstein’ın aklı fikri,  tekdüze ve sıkıcı hayatından çıkmasını sağlayacak mistik Zahara’da. 
Aslında Ella Rubinstein’ın hayatını şu veya bu şekilde değiştirmeye ve tekrar renklendirmeye çalışması anlaşılabilir bir tutum ve bu tutumun insani bir yanı olduğu da bir gerçek. Ama o bu kadar hazırken, mistik Zahara, kitabında ,Rumi’den, Şems’ten bahsetmek yerine, herhangi bir konuyu, mesela Ella’nın defalarca seyrettiği Kazablanka filminin hikâyesini anlatsa onu yine etkileyebilirdi. Ama Elif Şafak kararlı. Ella, illa da 40 maddelik aşk tarifini ezberleyecek, soluğu Konya’ da almadan da dersini alamayacak.. “Ama bu iş kolay değil, kolay değil Konya da olup biteni anlamak, kolay değil Rumi ile Şems’in muhabbetlerini çözmek, kolay değil onca havra ayininden sonra kıbleye durmak..” diyorsanız çok yanılıyorsunuz. “Herşeyin bir çaresi var “ diye düşündüğünü sandığım yazar, Ella’nın, eşinden, çoluğundan  çocuğundan ayrılması  ve mistik aşkına kavuşması için  önündeki engelleri birer birer kaldırıyor. Tabi iman gücüyle.

“Ne olmuş ki Konya da” diye sorup, Ella Rubinstein’ın Konya‘da ve konakta olup bitenleri Dallas türü dizilerdeki katakullilere alışkın bir tavırla yaklaşabileceği için anlaması çokta zor olmamıştır diye düşünebiliriz.
“Şems ile Rumi’nin muhabbetlerinde de anlaşılmayacak bir şey yok, ha Boston ha Buhara , ne yani Ella  Rubinstein  hanımefendi de , Horasan erenlerinin sabır ,Yunus’ un gönül ,İbni Arabi’nin ilim penceresinden bakamaz mı yani..?” deyip o işi de halledebilirisiniz.
Ama ,”ismi Ella Rubinstein  olup ta  Kurana ,islama, müslümanlığa önyargısı olmaması hiç normal değil” deyip yapay engeller çıkartmaya kalkmayın.. Elif şafak “Nisa süresinin “soft”versiyonu” ile de bu önyargıları anında bertaraf etmiş ve kadını hidayete erdirmiş. Çareler tükenmez.
Bu kitap, biraz da, batılı okur “okusun da büyüsün “ anlatımı ile yazılmış. “Ne yani; batılı sufi olmaz mı, tasavvuftan çakmaz mı ?” diye sorabilirsiniz. Elbette, ne sufiliğin, ne aşkın, batılısı doğulusu olmaz. Ama bu yolun yolcusu olmuş batılı okurlar bu kitapta kullanılan şablonlara, herhalde sinir olup, öğrendilerse “ya sabır” çekmişlerdir. 
Ben bu kitabı Dücane Cundioğlu gibi azap çekerek okumadım. Yukarıdaki eleştirilerim dışında hiç sıkılmadan okudum. Tarihte neler oldu, kimler geldi kimler geçti babından, Rumi ile Şems ile hiç tanışıklığı olmayan okurlara da öneririm. Ölmeden önce ölmek, aşk, hasret, keşf, sezgi gibi geleneğin mihenk taşı olmuş nice kavramı, sizin için platonik aşkın sığlıklarının çok ötesindeki derinliklerde ise sizin de eleştirileriniz olacaktır.
Bu kitabı okuyunca yazım tekniği olarak -.”Bilinen son” den başlayıp “bilinmeyen baş”a ilerleyen Gabriel Garcia Marquez- ‘in 'Kırmızı Pazartesi' ('Gronica de Una Muerte Anunciada') sini anımsadım. 
Hikayenin özünde ise Reshad Feild (Richard Timothy Feild, 1934) tarafından yazılan  The Last Barrier : A Sufi Journey “ Bir sufi yolculuğu” adlı  kitapta konu edilen,  Londra’dan başlayıp Konya’ya uzanan bir yolculuğun  kurgusu  ile benzerlikler gördüm. Yanlış anlaşılmasın diye belirteyim. Bu son iki eleştiri ile taklit ve çalıntı iması yapmıyorum. Her yazarın tekniğinde ve kurgusunda, diğer yazarlarınki ile benzerlikler ve özdeşlikler bulunabilir.


Kitabın arkasındaki eleştiri (!) yazıları ise kitabın değerini düşürmekten başka hiçbir işe yaramıyor.
Elif Şafak keşke bu methiyeler yerine Dücane’nin eleştirisini koysa idi. Kitabın değeri daha da artardı.

 Hüseyin Topuz</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sayın ilgili,<br />
Daha evvel gönderdiğim yazıda  ( 7 mart) gördüğüm bazı imla hatalarını düzeltmek istiyorum. Sanıyorum sitenizde böyle bir düzeltme seçeneği yok.<br />
Aşağıda , 7 mart ta gönderdiğim yazının düzeltilmiş metni bulunmaktadır.Mevcut metin yerine aşağıdaki düzeltilmiş metni göndermeniz ricası ile iyi çalışmalar.<br />
Hüseyin Topuz</p>
<p>Dücane  Cündioğlu bu kitap için yazdıklarını  kitabın içeriği ile sınırlı tutsa idi, ben de bu eleştirilerin çoğuna katılacaktım. Ancak Cündioğlu’nun yazısı, sicil taramasına dönüp, yazarın özeline, öğrencilik yıllarına ve master tezine kadar uzanması ve “ Kuran  hermeneutiğini ilk ben yazdım” şeklindeki böbürlenmeleri yüzünden, huysuz  bir  Dücane eleştirisi tadında kalmaktan uzaklaşmış ve nerdeyse kişisel bir tavra dönüşmüş. Bu yüzden ben de kendi eleştirimi yazmaya karar verdim.<br />
Ey aşk , sen nelere kadirsin..<br />
Elif Şafak kitabının nasılsa batılı okurlara çevrileceğinden emin olduğundan, hatta “hedef okuyucu”  olarak batılı okuru olarak dikkate almış olacağından, başrolü de Ella Rubinstein’a vermiş. Öyle ya,  bizim yerli malı hanımların  Rumi’yle, Şems’le, sufilikle ne ilgisi olabilir ki; hem olsa bile Ayşe’nin Fatma’nın aşkından ve sufiliğinden  elin gavuruna ne?  Ayşeli, Fatmalı bu kitap dışarıda iş yapmaz düşüncesi ile Ella Rubinstein’a başrolü vermesi normal.<br />
Dindar ve entel geçinen bir sürü yazar lafa gelince, İslamcı politikacısı seçime gelince, zavallı başörtülü tesettürlü kadını baş tacı ederler. Ama çoğu, bilinçaltlarında o kadınları çoluk çocuğa bakıp yemek pişiren, suspus oturup lafa karışmaması gereken kenar mahalle müslümanı olarak görür.<br />
Söz konusu din olunca, kendi kafalarındaki din anlayışı gereği, eğitimsizliği, bilgisizliği, ezilmesi normalleştirilmiş kadından, namazın niyazın ve itaatin dışında bir şey beklenmez. Hele iş, islamın derinliklerine, tasavvufun inceliklerine gelince o kadınlara zaten laf düşmez. Ama Elin Ella’sı eline Mesneviyi alıp Konya’ya yola düşerse hepsi hırka giyip sufi kesilirler. Böyle olunca da kitaptaki  başrolü , Etertnity parfüm kullanan ,Margaux şarabı içen Boston’lu’ lu Ella Rubinstein almayacakta, Allahın Eyübünde türbe ziyareti yapan tesettürlü Fatma mı alacak..<br />
Zaten Mevlana’yı anlayan veya anlamaya çalışan İngilizler- Amerikalılar da olmasa bizim çoğu yazarın gözünde ne sufiliğin ne de tasavvuf un konu değeri pek yoktur. Allahtan da böyledir. Batı kompleksli yazarların tasavvufu anlatması kadar da korkunç bir şey bir şey yoktur.<br />
Elif Şafak’ın hanım hanımcık, tipik batılı Ella’sı ile, dünya işlerinden elini eteğini kesmiş ama zamparalığı da elden bırakmayan Zahara’sının dünyalarını bir ay içersinde allak bullak eden ilişkileri, yazarın yapmaya çalıştığı üzere, aslında ne bir ilahi aşk romanı, ne de mistik bir yolculuk.<br />
Ella, aslında ne Rumi’den ne Şems’ten, ne de 40 küsur aşk tarifnamesinden etkileniyor. Batılı normlarla yaşantısı standart hale gelmiş, heyecanı ve coşkusu kalmamış Ella Rubinstein’ın aklı fikri,  tekdüze ve sıkıcı hayatından çıkmasını sağlayacak mistik Zahara’da.<br />
Aslında Ella Rubinstein’ın hayatını şu veya bu şekilde değiştirmeye ve tekrar renklendirmeye çalışması anlaşılabilir bir tutum ve bu tutumun insani bir yanı olduğu da bir gerçek. Ama o bu kadar hazırken, mistik Zahara, kitabında ,Rumi’den, Şems’ten bahsetmek yerine, herhangi bir konuyu, mesela Ella’nın defalarca seyrettiği Kazablanka filminin hikâyesini anlatsa onu yine etkileyebilirdi. Ama Elif Şafak kararlı. Ella, illa da 40 maddelik aşk tarifini ezberleyecek, soluğu Konya’ da almadan da dersini alamayacak.. “Ama bu iş kolay değil, kolay değil Konya da olup biteni anlamak, kolay değil Rumi ile Şems’in muhabbetlerini çözmek, kolay değil onca havra ayininden sonra kıbleye durmak..” diyorsanız çok yanılıyorsunuz. “Herşeyin bir çaresi var “ diye düşündüğünü sandığım yazar, Ella’nın, eşinden, çoluğundan  çocuğundan ayrılması  ve mistik aşkına kavuşması için  önündeki engelleri birer birer kaldırıyor. Tabi iman gücüyle.</p>
<p>“Ne olmuş ki Konya da” diye sorup, Ella Rubinstein’ın Konya‘da ve konakta olup bitenleri Dallas türü dizilerdeki katakullilere alışkın bir tavırla yaklaşabileceği için anlaması çokta zor olmamıştır diye düşünebiliriz.<br />
“Şems ile Rumi’nin muhabbetlerinde de anlaşılmayacak bir şey yok, ha Boston ha Buhara , ne yani Ella  Rubinstein  hanımefendi de , Horasan erenlerinin sabır ,Yunus’ un gönül ,İbni Arabi’nin ilim penceresinden bakamaz mı yani..?” deyip o işi de halledebilirisiniz.<br />
Ama ,”ismi Ella Rubinstein  olup ta  Kurana ,islama, müslümanlığa önyargısı olmaması hiç normal değil” deyip yapay engeller çıkartmaya kalkmayın.. Elif şafak “Nisa süresinin “soft”versiyonu” ile de bu önyargıları anında bertaraf etmiş ve kadını hidayete erdirmiş. Çareler tükenmez.<br />
Bu kitap, biraz da, batılı okur “okusun da büyüsün “ anlatımı ile yazılmış. “Ne yani; batılı sufi olmaz mı, tasavvuftan çakmaz mı ?” diye sorabilirsiniz. Elbette, ne sufiliğin, ne aşkın, batılısı doğulusu olmaz. Ama bu yolun yolcusu olmuş batılı okurlar bu kitapta kullanılan şablonlara, herhalde sinir olup, öğrendilerse “ya sabır” çekmişlerdir.<br />
Ben bu kitabı Dücane Cundioğlu gibi azap çekerek okumadım. Yukarıdaki eleştirilerim dışında hiç sıkılmadan okudum. Tarihte neler oldu, kimler geldi kimler geçti babından, Rumi ile Şems ile hiç tanışıklığı olmayan okurlara da öneririm. Ölmeden önce ölmek, aşk, hasret, keşf, sezgi gibi geleneğin mihenk taşı olmuş nice kavramı, sizin için platonik aşkın sığlıklarının çok ötesindeki derinliklerde ise sizin de eleştirileriniz olacaktır.<br />
Bu kitabı okuyunca yazım tekniği olarak -.”Bilinen son” den başlayıp “bilinmeyen baş”a ilerleyen Gabriel Garcia Marquez- ‘in &#8216;Kırmızı Pazartesi&#8217; (&#8217;Gronica de Una Muerte Anunciada&#8217;) sini anımsadım.<br />
Hikayenin özünde ise Reshad Feild (Richard Timothy Feild, 1934) tarafından yazılan  The Last Barrier : A Sufi Journey “ Bir sufi yolculuğu” adlı  kitapta konu edilen,  Londra’dan başlayıp Konya’ya uzanan bir yolculuğun  kurgusu  ile benzerlikler gördüm. Yanlış anlaşılmasın diye belirteyim. Bu son iki eleştiri ile taklit ve çalıntı iması yapmıyorum. Her yazarın tekniğinde ve kurgusunda, diğer yazarlarınki ile benzerlikler ve özdeşlikler bulunabilir.</p>
<p>Kitabın arkasındaki eleştiri (!) yazıları ise kitabın değerini düşürmekten başka hiçbir işe yaramıyor.<br />
Elif Şafak keşke bu methiyeler yerine Dücane’nin eleştirisini koysa idi. Kitabın değeri daha da artardı.</p>
<p> Hüseyin Topuz</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hüseyin Topuz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-46501</link>
		<dc:creator>Hüseyin Topuz</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 17:14:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-46501</guid>
		<description>Dücane  Cündioğlu bu kitap için yazdıklarını  kitabın içeriği ile sınırlı tutsa idi, ben de bu eleştirilerin çoğuna katılacaktım. Ancak Cündioğlu’nun yazısı, sicil taramasına dönüp yazarın özeline ve master tezine kadar uzanması ,“ Kuran  hermeneutiğini ilk ben yazdım” şeklinde böbürlenmeleri yüzünden, huysuz  bir  Dücane eleştiri si tadında kalmaktan uzaklaşmış ve nerdeyse kişisel bir tavra dönüşmüş. Bu yüzden ben de kendi eleştirimi yazmaya karar verdim.
Ey aşk , sen nelere kadirsin..
Elif Şafak kitabının nasılsa batılı okurlara çevrileceğinden emin olduğundan, hatta “hedef okuyucu”  olarak batılı okuru olarak dikkate almış olacağından, başrolü de Ella Rubinstein’a vermiş. Öyle ya  bizim yerli malı hanımların  Rumi’yle , Şems’le ,sufilikle ne ilgisi olabilir ki ; hem olsa bile Ayşe’nin Fatma’nın aşkından ve sufiliğinden  elin gavuruna ne?  Ayşeli ,Fatmalı bu kitap dışarıda iş yapmaz düşüncesi ile Ella Rubinstein’a başrolü vermesi normal.
Dindar ve entel geçinen bir sürü yazar lafa gelince, İslamcı politikacısı seçime gelince, zavallı başörtülü tesettürlü kadını baş tacı ederler. Ama çoğu, bilinçaltlarında o kadınları çoluk çocuğa bakıp yemek pişiren, suspus oturup lafa karışmaması gereken kenar mahalle müslümanı olarak görür.
Söz konusu din olunca, kendi kafalarındaki din anlayışı gereği, eğitimsizliği, bilgisizliği, ezilmesi normalleştirilmiş kadından namazın niyazın ve itaatin dışında bir şey beklenmez. Hele iş, islamın derinliklerine, tasavvufun inceliklerine gelince o kadınlara zaten laf düşmez. Ama Elin Ella’sı eline Mesneviyi alıp Konya ya yola düşerse hepsi hırka giyip sufi kesilirler. Böyle olunca da kitaptaki  başrolü , Etertnity parfüm kullanan ,Maergaux şarabı içen Boston’lu’ lu Ella Rubinstein almayacakta, Allahın Eyübünde türbe ziyareti yapan tesettürlü Fatma mı alacak..
Zaten Mevlana’yı anlayan veya anlamaya çalışan İngilizler- Amerikalılar da olmasa bizim çoğu yazarın gözünde ne sufiliğin ne de tasavvuf un konu değeri pek yoktur. Allahtan da böyledir. Batı kompleksli yazarların tasavvufu anlatması kadar da korkunç bir şey bir şey yoktur.
Elif Şafak’ın hanım hanımcık ama tipik batılı Ella’sı ile, dünya işlerinden elini eteğini kesmiş ama zamparalığı da elden bırakmayan Zahara’sının dünyalarını bir ay içersinde allak bullak eden ilişkileri yazarın yapmaya çalıştığı üzere, aslında ne bir ilahi aşk romanı, ne de mistik bir yolculuk.
Ella aslında ne Rumi’ den ne Şems ten, ne de 40 küsur aşk tarifnamesinden etkileniyor. Batılı normlarla yaşantısı standart hale gelmiş, heyecanı ve coşkusu kalmamış Ella Rubinstein’ın aklı fikri,  tekdüze ve sıkıcı hayatından çıkmasını sağlayacak mistik Zahara’da. 
Aslında Ella Rubinstein’ın hayatını şu veya bu şekilde değiştirmeye ve tekrar renklendirmeye çalışması anlaşılabilir bir tutum ve bu tutumun insani bir yanı olduğu da bir gerçek. Ama o bu kadar hazırken, mistik Zahara kitabında ,Rumi’den, Şems’ten bahsetmek yerine, herhangi bir konudan, mesela Ella’nın defalarca seyrettiği Kazablanka filminin hikâyesinide anlatsa onu yine etkileyebilirdi. Ama Elif Şafak kararlı. Ella, illa da 40 maddelik aşk tarifini ezberleyecek, soluğu Konya’ da almadan da dersini alamayacak.. Ama bu iş kolay değil, kolay değil Konya da olup biteni anlamak, kolay değil Rumi ile Şems ’in muhabbetlerini çözmek, kolay değil onca havra ayininden sonra kıbleye durmak..
“Heşeyin bir çaresi var “ diye düşündüğünü sandığım yazar , Ella Rubinstein’ın  eşinden, çoluğundan  çocuğundan ayrılması  ve mistik aşkına kavuşması için  önündeki engelleri birer birer kaldırıyor.Tabi iman gücüyle.
Ne olmuşki Konya da diye sorup, ELLA Rubinstein’ın Dallas türü dizilerdeki katagullilere alışkın bir tavırla yaklaşarak Konya‘da ve konakta olup bitenleri anlaması çokta zor olmamıştır diye düşünebiliriz .
Şems ile Rumi’nin muhabbetlerinde de anlaşılmayacak bir şey yok, ha Boston ha Buhara , ne yani Ella  Rubinstein  hamımefendi de , Horasan erenlerinin sabır ,Yunus’ un gönül ,İbni Arabi’nin ilim penceresinden bakamazmı yani..” deyip o işi de halledebilirisiniz.
Ama ,”ismi Ella Rubinstein  olupta  Kurana ,islama, Müslümanlığa önyargısı olmaması hiç normal değil” deyip yapay engeller çıkartmaya kalkmayın.. Elif şafak “Nisa süresinin yumuşak versiyonu” ile de bu önyargıları anında bertaraf etmiş ve kadını hidayete erdirmiş. Çareler tükenmez.
Bu kitap biraz da, batılı okur “okusun da büyüsün “ anlatımı ile yazılmış. Ne yani; batılı sufi olmazmı,tasavvuftan çakmazmı ? diye sorabilirsiniz.Elbette, ne sufiliğin, ne aşkın, batılısı doğulusu olmaz. Ama içlerinde bu yolun yolcusu olmuş batılı okurlar bu kitapta kullanılan şablonlara, herhalde sinir olup, öğrendilerse “ya sabır” çekmişlerdir. 
Ben bu kitabı Dücane Cundioğlu gibi azap çekerek okumadım. Yukarıdaki eleştirilerim dışında hiç sıkılmadan okudum. Tarihte neler oldu, kimler geldi kimler geçti babından, Rumi ile Şems ile hiç tanışıklığı olmayan okurlara da öneririm. Ölmeden önce ölmek, aşk, hasret, keşf, sezgi gibi  geleneğin mihenk taşı olmuş nice kavramı, sizin için platonik aşkın sığlıklarının çok ötesindeki derinliklerde ise sizin de eleştirileriniz olacaktır.
Bu kitabı okuyunca yazım tekniği olarak -.”Bilinen son” den başlayıp “bilinmeyen baş”a ilerleyen Gabriel Garcia Marquez- ‘in 'Kırmızı Pazartesi' ('Gronica de Una Muerte Anunciada') sini anımsadım 
Hikayenin özünde ise Reshad Feild (Richard Timothy Feild, 1934) tarafından yazılan  The Last Barrier : A Sufi Journey “ Bir sufi yolculuğu” adlı  kitapta konu edilen,  Londra’dan başlayıp Konya’uzanan bir yolculuğun  kurgusu  ile benzerlikler gördüm. Yanlış anlaşılmasın diye belirteyim.
 Bu son iki eleştiri ile taklit ve çalıntı iması yapmıyorum. Her yazarın tekniğindeki ve kurgusunda diğer yazarlarınki ile benzerlikler ve özdeşilikler bulunabilir.

Kitabın arkasındaki eleştiri (!) yazıları ise kitabın değerini düşürmekten başka hiçbir işe yaramıyor.
Elif Şafak keşke bu methiyeler yerine Dücane’nin eleştirisini koysa idi. Kitabın değeri daha da artardı.

 Hüseyin Topuz</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Dücane  Cündioğlu bu kitap için yazdıklarını  kitabın içeriği ile sınırlı tutsa idi, ben de bu eleştirilerin çoğuna katılacaktım. Ancak Cündioğlu’nun yazısı, sicil taramasına dönüp yazarın özeline ve master tezine kadar uzanması ,“ Kuran  hermeneutiğini ilk ben yazdım” şeklinde böbürlenmeleri yüzünden, huysuz  bir  Dücane eleştiri si tadında kalmaktan uzaklaşmış ve nerdeyse kişisel bir tavra dönüşmüş. Bu yüzden ben de kendi eleştirimi yazmaya karar verdim.<br />
Ey aşk , sen nelere kadirsin..<br />
Elif Şafak kitabının nasılsa batılı okurlara çevrileceğinden emin olduğundan, hatta “hedef okuyucu”  olarak batılı okuru olarak dikkate almış olacağından, başrolü de Ella Rubinstein’a vermiş. Öyle ya  bizim yerli malı hanımların  Rumi’yle , Şems’le ,sufilikle ne ilgisi olabilir ki ; hem olsa bile Ayşe’nin Fatma’nın aşkından ve sufiliğinden  elin gavuruna ne?  Ayşeli ,Fatmalı bu kitap dışarıda iş yapmaz düşüncesi ile Ella Rubinstein’a başrolü vermesi normal.<br />
Dindar ve entel geçinen bir sürü yazar lafa gelince, İslamcı politikacısı seçime gelince, zavallı başörtülü tesettürlü kadını baş tacı ederler. Ama çoğu, bilinçaltlarında o kadınları çoluk çocuğa bakıp yemek pişiren, suspus oturup lafa karışmaması gereken kenar mahalle müslümanı olarak görür.<br />
Söz konusu din olunca, kendi kafalarındaki din anlayışı gereği, eğitimsizliği, bilgisizliği, ezilmesi normalleştirilmiş kadından namazın niyazın ve itaatin dışında bir şey beklenmez. Hele iş, islamın derinliklerine, tasavvufun inceliklerine gelince o kadınlara zaten laf düşmez. Ama Elin Ella’sı eline Mesneviyi alıp Konya ya yola düşerse hepsi hırka giyip sufi kesilirler. Böyle olunca da kitaptaki  başrolü , Etertnity parfüm kullanan ,Maergaux şarabı içen Boston’lu’ lu Ella Rubinstein almayacakta, Allahın Eyübünde türbe ziyareti yapan tesettürlü Fatma mı alacak..<br />
Zaten Mevlana’yı anlayan veya anlamaya çalışan İngilizler- Amerikalılar da olmasa bizim çoğu yazarın gözünde ne sufiliğin ne de tasavvuf un konu değeri pek yoktur. Allahtan da böyledir. Batı kompleksli yazarların tasavvufu anlatması kadar da korkunç bir şey bir şey yoktur.<br />
Elif Şafak’ın hanım hanımcık ama tipik batılı Ella’sı ile, dünya işlerinden elini eteğini kesmiş ama zamparalığı da elden bırakmayan Zahara’sının dünyalarını bir ay içersinde allak bullak eden ilişkileri yazarın yapmaya çalıştığı üzere, aslında ne bir ilahi aşk romanı, ne de mistik bir yolculuk.<br />
Ella aslında ne Rumi’ den ne Şems ten, ne de 40 küsur aşk tarifnamesinden etkileniyor. Batılı normlarla yaşantısı standart hale gelmiş, heyecanı ve coşkusu kalmamış Ella Rubinstein’ın aklı fikri,  tekdüze ve sıkıcı hayatından çıkmasını sağlayacak mistik Zahara’da.<br />
Aslında Ella Rubinstein’ın hayatını şu veya bu şekilde değiştirmeye ve tekrar renklendirmeye çalışması anlaşılabilir bir tutum ve bu tutumun insani bir yanı olduğu da bir gerçek. Ama o bu kadar hazırken, mistik Zahara kitabında ,Rumi’den, Şems’ten bahsetmek yerine, herhangi bir konudan, mesela Ella’nın defalarca seyrettiği Kazablanka filminin hikâyesinide anlatsa onu yine etkileyebilirdi. Ama Elif Şafak kararlı. Ella, illa da 40 maddelik aşk tarifini ezberleyecek, soluğu Konya’ da almadan da dersini alamayacak.. Ama bu iş kolay değil, kolay değil Konya da olup biteni anlamak, kolay değil Rumi ile Şems ’in muhabbetlerini çözmek, kolay değil onca havra ayininden sonra kıbleye durmak..<br />
“Heşeyin bir çaresi var “ diye düşündüğünü sandığım yazar , Ella Rubinstein’ın  eşinden, çoluğundan  çocuğundan ayrılması  ve mistik aşkına kavuşması için  önündeki engelleri birer birer kaldırıyor.Tabi iman gücüyle.<br />
Ne olmuşki Konya da diye sorup, ELLA Rubinstein’ın Dallas türü dizilerdeki katagullilere alışkın bir tavırla yaklaşarak Konya‘da ve konakta olup bitenleri anlaması çokta zor olmamıştır diye düşünebiliriz .<br />
Şems ile Rumi’nin muhabbetlerinde de anlaşılmayacak bir şey yok, ha Boston ha Buhara , ne yani Ella  Rubinstein  hamımefendi de , Horasan erenlerinin sabır ,Yunus’ un gönül ,İbni Arabi’nin ilim penceresinden bakamazmı yani..” deyip o işi de halledebilirisiniz.<br />
Ama ,”ismi Ella Rubinstein  olupta  Kurana ,islama, Müslümanlığa önyargısı olmaması hiç normal değil” deyip yapay engeller çıkartmaya kalkmayın.. Elif şafak “Nisa süresinin yumuşak versiyonu” ile de bu önyargıları anında bertaraf etmiş ve kadını hidayete erdirmiş. Çareler tükenmez.<br />
Bu kitap biraz da, batılı okur “okusun da büyüsün “ anlatımı ile yazılmış. Ne yani; batılı sufi olmazmı,tasavvuftan çakmazmı ? diye sorabilirsiniz.Elbette, ne sufiliğin, ne aşkın, batılısı doğulusu olmaz. Ama içlerinde bu yolun yolcusu olmuş batılı okurlar bu kitapta kullanılan şablonlara, herhalde sinir olup, öğrendilerse “ya sabır” çekmişlerdir.<br />
Ben bu kitabı Dücane Cundioğlu gibi azap çekerek okumadım. Yukarıdaki eleştirilerim dışında hiç sıkılmadan okudum. Tarihte neler oldu, kimler geldi kimler geçti babından, Rumi ile Şems ile hiç tanışıklığı olmayan okurlara da öneririm. Ölmeden önce ölmek, aşk, hasret, keşf, sezgi gibi  geleneğin mihenk taşı olmuş nice kavramı, sizin için platonik aşkın sığlıklarının çok ötesindeki derinliklerde ise sizin de eleştirileriniz olacaktır.<br />
Bu kitabı okuyunca yazım tekniği olarak -.”Bilinen son” den başlayıp “bilinmeyen baş”a ilerleyen Gabriel Garcia Marquez- ‘in &#8216;Kırmızı Pazartesi&#8217; (&#8217;Gronica de Una Muerte Anunciada&#8217;) sini anımsadım<br />
Hikayenin özünde ise Reshad Feild (Richard Timothy Feild, 1934) tarafından yazılan  The Last Barrier : A Sufi Journey “ Bir sufi yolculuğu” adlı  kitapta konu edilen,  Londra’dan başlayıp Konya’uzanan bir yolculuğun  kurgusu  ile benzerlikler gördüm. Yanlış anlaşılmasın diye belirteyim.<br />
 Bu son iki eleştiri ile taklit ve çalıntı iması yapmıyorum. Her yazarın tekniğindeki ve kurgusunda diğer yazarlarınki ile benzerlikler ve özdeşilikler bulunabilir.</p>
<p>Kitabın arkasındaki eleştiri (!) yazıları ise kitabın değerini düşürmekten başka hiçbir işe yaramıyor.<br />
Elif Şafak keşke bu methiyeler yerine Dücane’nin eleştirisini koysa idi. Kitabın değeri daha da artardı.</p>
<p> Hüseyin Topuz</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>özge tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-46257</link>
		<dc:creator>özge</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 12:16:56 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-46257</guid>
		<description>İlk önce söylemek istediğim Elif Şafak gibi bir yazarın eleştirilmesi normal;eserlerini İngilizce yazıp Türkçe'ye çevirmesiyle ilgili olarak.Ben lise öğrencisiyim ve elimden geldiğince birçok kitap hakkında bilgi sahibi olmayı seviyorum.Ben Aşk'ı okuduktan sonra uzun bir süre etkisinden sıyrılamadım bunun sebebi böyle bir kurguyu her yazarda görememdir.Şu an başka bir romanını daha okuyorum.Acaba eleştirildiği gibi sadece ticari amaçlı yazıp yazmadığını öğrenmek için;ama okuduğum kadarıyla ben Aşk romanını okurken aldğım lezzeti aynı şekilde almamdır.Eleştiriler kişiseldir ve ben eleştirileri duyduktan,okuduktan sonra da düşüncelerim değişmedi.Böyle bir sayfayı ayırdığınız için teşekkür ederim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>İlk önce söylemek istediğim Elif Şafak gibi bir yazarın eleştirilmesi normal;eserlerini İngilizce yazıp Türkçe&#8217;ye çevirmesiyle ilgili olarak.Ben lise öğrencisiyim ve elimden geldiğince birçok kitap hakkında bilgi sahibi olmayı seviyorum.Ben Aşk&#8217;ı okuduktan sonra uzun bir süre etkisinden sıyrılamadım bunun sebebi böyle bir kurguyu her yazarda görememdir.Şu an başka bir romanını daha okuyorum.Acaba eleştirildiği gibi sadece ticari amaçlı yazıp yazmadığını öğrenmek için;ama okuduğum kadarıyla ben Aşk romanını okurken aldğım lezzeti aynı şekilde almamdır.Eleştiriler kişiseldir ve ben eleştirileri duyduktan,okuduktan sonra da düşüncelerim değişmedi.Böyle bir sayfayı ayırdığınız için teşekkür ederim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Son 12 ayda en çok okunan ve yorumlananlar : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-45375</link>
		<dc:creator>Son 12 ayda en çok okunan ve yorumlananlar : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 21:52:08 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-45375</guid>
		<description>[...] Dücane Cündioğlu&#8217;nun Elif Şafak Eleştirileri Üzerine [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Dücane Cündioğlu&#8217;nun Elif Şafak Eleştirileri Üzerine [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>melis tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-43155</link>
		<dc:creator>melis</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 23:05:07 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-43155</guid>
		<description>DUCANE BEY OKUYUNUZ!

Mevlana bugün yaşasa herhalde düşüncelerini asırlar öncesindeki kelimeleriyle ve asırlar öncesindeki yaşadıklarıyla anlatmazdı bize. Bugünü yaşar bugünde yaşar. Bugünün diliyle kelimeleriyle olmasa da daha bir bize yakın, çağımıza olaylarımıza yakın anlatırdı kalbimize en doğru ve en iyi şekilde dokunmak için. Dolayısıyla Mevlana'yı bildiği gibi konuşturmamıştır Elif Şafak. Yıllarını bu ulvi insanların Eserlerini hatim ederek geçirmiş olan başarılı yazarımız; Yaşadıkları döneme, adeta bedenlerine bürünmüştür Mevlana ve Şems'in. Asırlar öncesinde yaşamış karakterlerin torunlarının torunu olarak, çoğu kulaktan kulağa geçme bilgilerin (yaşantıları ve olayları kastediyorum) eski kaleme alınmışlıklarına kelimesi kelimesine takılıp kalmak, o eserlerde Bu ulvilerin vermek istedikleri mesajları bir kenara bırakıp anlamamak hatta anlatamamak uğruna olsa dahi , yazmak mı doğrudur, bu bilgileri o zamanlar yapılmak istendiği gibi şimdiki alıcılarına en anlaşılır en naif duygularla ulaştırmak mı doğrudur? Ben AŞK'ı okudum.  Ducane bey dahası hissettim. Buradaki 40 kural hayatın kuralıydı! cherie carter-scott- rules of life kitabını okursanız belki daha iyi anlarsınız sadece cinsiyet aşkı sanıp eleştirdiğiniz bu 40 kuralı.

sizin birçok dinî eserin redaksiyon heyetinde yer almanıza rağmen ''Batıni'' kelimesinden ve kitapta anlatılan ''AŞK'' kelimesinin nelere duyulan aşkı sembolize ettiğinden bihaber olduğunuzu düşünüyorum.
Kitabı anlamadığınızı dahası anlamak yerine tarihi gerçeklere(!') dayandırdığınız olumsuz eleştirilerinize malzeme bulmak için okuduğunuzu düşünüyorum! 
Eleştirilerinizin üslubunu birikiminize(!) hiç yakıştırmadığım gibi sizi kitaptaki kalp gözü kapanmış, hoşgörüsüz sevgisiz o karakterlerden biri gibi hissetmeme neden olduğunuzu üzülerek söylemeliyim Dücane bey. Emeğe duyduğunuz saygı konusundaki kuşkularımıda mazur görün. Çünkü kendini bu kadar yetiştirmiş, bu kitabı çok uzun bir araştırma ve hazmetme sürecinin sonunda kaleme almış, kültürlü, akıllı, Türkçeyi (Yazarın eserlerindeki dil hakimiyeti, edebiyat otoriteleri tarafından tam not almıştır) mükemmel bir şekilde kullanarak eserini okuruna anlatan hatta yaşatan, Türk edebiyatına TAZE BİR SOLUK getiren dünya çapında panellere konuşmacı olarak sürekli çağrılan, orada bizi(TÜRK KADININI) en iyi şekilde temsil eden, ve dünyanın öbür ucundan bile büyük bir okuyucu kitlesine sahip bir yazarı ve bunlara vesile olan eserine, basma kalıp cümlelerden sıyrıldığı, tasavvufu; çoğu kitapta olduğu gibi; donuk, geçmiş zamana ait tanımlarından kurtarıp hayatımızın içinde her günümüzde her nefesimizde olduğunu bize tekrar anlatan hatırlatan, genç okurların hiç elini sürmediği tozlu raflarda bulunan arapça kelimelerle süslü bu eserleri (bir romanda başka hikayelerin yanında kurgulanarak olsa dahi) iştahımızı kabartıp günümüz gençliğini mevlana'ya ve öğretilerine dahada çok yaklaştırabilecek, kadar iyi harmanlayıp yeni bir nefes olarak ruhumuza üfleyen bu esere ve yazarına birazcık haksızlık yaptığınızı düşünmüyor musunuz?

Dücane bey son olarak (hepimizin olduğu gibi) okuduklarımızı anlamak; bilgimiz, görgümüz, hoşgörümüz, gönül gözümüz sınırında olduğundan yaptığınız bu eleştriyi sadece o açıdan haklı buluyorum.


Elif Şafak Aşk kitabını doğru olsa dahi tarihsel gerçeklere ve birikimlerinize dayandırdığınız olumsuz eleştirilerinize malzeme bulmak için okumak yerine 
bir sefer de tüm rollerinden sıyrılmış bir okur olarak okumanız dileğiyle!

Saygılarımla..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>DUCANE BEY OKUYUNUZ!</p>
<p>Mevlana bugün yaşasa herhalde düşüncelerini asırlar öncesindeki kelimeleriyle ve asırlar öncesindeki yaşadıklarıyla anlatmazdı bize. Bugünü yaşar bugünde yaşar. Bugünün diliyle kelimeleriyle olmasa da daha bir bize yakın, çağımıza olaylarımıza yakın anlatırdı kalbimize en doğru ve en iyi şekilde dokunmak için. Dolayısıyla Mevlana&#8217;yı bildiği gibi konuşturmamıştır Elif Şafak. Yıllarını bu ulvi insanların Eserlerini hatim ederek geçirmiş olan başarılı yazarımız; Yaşadıkları döneme, adeta bedenlerine bürünmüştür Mevlana ve Şems&#8217;in. Asırlar öncesinde yaşamış karakterlerin torunlarının torunu olarak, çoğu kulaktan kulağa geçme bilgilerin (yaşantıları ve olayları kastediyorum) eski kaleme alınmışlıklarına kelimesi kelimesine takılıp kalmak, o eserlerde Bu ulvilerin vermek istedikleri mesajları bir kenara bırakıp anlamamak hatta anlatamamak uğruna olsa dahi , yazmak mı doğrudur, bu bilgileri o zamanlar yapılmak istendiği gibi şimdiki alıcılarına en anlaşılır en naif duygularla ulaştırmak mı doğrudur? Ben AŞK&#8217;ı okudum.  Ducane bey dahası hissettim. Buradaki 40 kural hayatın kuralıydı! cherie carter-scott- rules of life kitabını okursanız belki daha iyi anlarsınız sadece cinsiyet aşkı sanıp eleştirdiğiniz bu 40 kuralı.</p>
<p>sizin birçok dinî eserin redaksiyon heyetinde yer almanıza rağmen &#8221;Batıni&#8221; kelimesinden ve kitapta anlatılan &#8221;AŞK&#8221; kelimesinin nelere duyulan aşkı sembolize ettiğinden bihaber olduğunuzu düşünüyorum.<br />
Kitabı anlamadığınızı dahası anlamak yerine tarihi gerçeklere(!&#8217;) dayandırdığınız olumsuz eleştirilerinize malzeme bulmak için okuduğunuzu düşünüyorum!<br />
Eleştirilerinizin üslubunu birikiminize(!) hiç yakıştırmadığım gibi sizi kitaptaki kalp gözü kapanmış, hoşgörüsüz sevgisiz o karakterlerden biri gibi hissetmeme neden olduğunuzu üzülerek söylemeliyim Dücane bey. Emeğe duyduğunuz saygı konusundaki kuşkularımıda mazur görün. Çünkü kendini bu kadar yetiştirmiş, bu kitabı çok uzun bir araştırma ve hazmetme sürecinin sonunda kaleme almış, kültürlü, akıllı, Türkçeyi (Yazarın eserlerindeki dil hakimiyeti, edebiyat otoriteleri tarafından tam not almıştır) mükemmel bir şekilde kullanarak eserini okuruna anlatan hatta yaşatan, Türk edebiyatına TAZE BİR SOLUK getiren dünya çapında panellere konuşmacı olarak sürekli çağrılan, orada bizi(TÜRK KADININI) en iyi şekilde temsil eden, ve dünyanın öbür ucundan bile büyük bir okuyucu kitlesine sahip bir yazarı ve bunlara vesile olan eserine, basma kalıp cümlelerden sıyrıldığı, tasavvufu; çoğu kitapta olduğu gibi; donuk, geçmiş zamana ait tanımlarından kurtarıp hayatımızın içinde her günümüzde her nefesimizde olduğunu bize tekrar anlatan hatırlatan, genç okurların hiç elini sürmediği tozlu raflarda bulunan arapça kelimelerle süslü bu eserleri (bir romanda başka hikayelerin yanında kurgulanarak olsa dahi) iştahımızı kabartıp günümüz gençliğini mevlana&#8217;ya ve öğretilerine dahada çok yaklaştırabilecek, kadar iyi harmanlayıp yeni bir nefes olarak ruhumuza üfleyen bu esere ve yazarına birazcık haksızlık yaptığınızı düşünmüyor musunuz?</p>
<p>Dücane bey son olarak (hepimizin olduğu gibi) okuduklarımızı anlamak; bilgimiz, görgümüz, hoşgörümüz, gönül gözümüz sınırında olduğundan yaptığınız bu eleştriyi sadece o açıdan haklı buluyorum.</p>
<p>Elif Şafak Aşk kitabını doğru olsa dahi tarihsel gerçeklere ve birikimlerinize dayandırdığınız olumsuz eleştirilerinize malzeme bulmak için okumak yerine<br />
bir sefer de tüm rollerinden sıyrılmış bir okur olarak okumanız dileğiyle!</p>
<p>Saygılarımla..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ışıl çimen tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-42496</link>
		<dc:creator>ışıl çimen</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Dec 2009 12:31:28 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-42496</guid>
		<description>felsefe bölümü öğrencisiyim bu sene sosyoloji hocamızın tavsiye ettiği kitapların arasında aşk adlı kitap vardı bende romantik roman zannetmiştim, internetten kitabın konu içeriğine baktım mevlanayla ilgiliydi sıkılırım diyerek okumaktan vazgeçip başka bir kitabı ödev konusu olarak seçecektim ama kitapçıya gittiğim de içimden bir ses bu kitabı okumalısın beyenmezsen yarım bırakır başka bir kitap alırsın dedi... okumaya başaladım bu kadar beyeneceğim aklıma gelmemişti doğrusu ağlayarak başladım kitaba ağalayarak bitirdim şimdi herkese tavsiye ediyorum bu güzel kitabı baş ucu kitabı derler ya ben de buldum artık başucu kitabımı. içimdekii sufi' yi uyandırdı adeta böyle bir kitabı sunduğu için elif şafak'a teşekkür ederim. çok güzel bir kitap. diğer kitaplarını da edineceğim hayal kırıklığına uğramayacağıma inanıyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>felsefe bölümü öğrencisiyim bu sene sosyoloji hocamızın tavsiye ettiği kitapların arasında aşk adlı kitap vardı bende romantik roman zannetmiştim, internetten kitabın konu içeriğine baktım mevlanayla ilgiliydi sıkılırım diyerek okumaktan vazgeçip başka bir kitabı ödev konusu olarak seçecektim ama kitapçıya gittiğim de içimden bir ses bu kitabı okumalısın beyenmezsen yarım bırakır başka bir kitap alırsın dedi&#8230; okumaya başaladım bu kadar beyeneceğim aklıma gelmemişti doğrusu ağlayarak başladım kitaba ağalayarak bitirdim şimdi herkese tavsiye ediyorum bu güzel kitabı baş ucu kitabı derler ya ben de buldum artık başucu kitabımı. içimdekii sufi&#8217; yi uyandırdı adeta böyle bir kitabı sunduğu için elif şafak&#8217;a teşekkür ederim. çok güzel bir kitap. diğer kitaplarını da edineceğim hayal kırıklığına uğramayacağıma inanıyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-42407</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2009 07:43:14 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-42407</guid>
		<description>Abidin bey,

O sizden bana yansıyan nezaket. Yoksa ne kadar kaba ve kırıcı olduğumu site sakinleri bilir. Bahsettiğiniz konu çok önemli. Ve çok haklısınız. İslam literatürü içinde süzgeçten geçip elenmesi gereken birçok konu var. Buna hadis külliyatları bile dahil edilebilir. Özellikle aklın ve sorgulamanın ön plana çıktığı modern çağda bunların otomatik bir elenmeye tabi tutulacağını görmek de zor değil. Yalnız meselenin bir ucundan tutarken diğer ucunu kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü sufiler de her hal ve hareketlerinin Kur'an ve sünnet eksenli olduğunu savunuyorlar. Sözgelimi verdiğiniz örnekteki tesbih konusunda; zeytin çekirdeklerini ipe dizip bununla tesbih çeken bir kadını Hz.Peygamber'in bundan men etmemesini delil olarak gösteriyorlar. Sayı saymayı kolaylaştıran bir alet kullanmanın da dinin özüne aykırı olmadığını düşünüyorlar. Ve tabi ki yaklaşımları böyle şeylere takılmak yerine ibadetin özüne inmek ve detaylar üzerine spot ışıklarını tutup meşgul olmamak gibi bir yol benimsiyorlar. Belki bahsettiğiniz gibi tespih, takke gibi detaylar da önemlidir. Mesela ben şahsen hoperlörle ezan okunmasını, camilere minare yapılmasını, içinin tezyin edilmesini sevmiyorum. Ama çıkış noktam bunların, ibadetin özüne zarar vermesi ve sadeliği, ihlası öldürmesi olarak görmem. Ama mesela birisi çıkıp hoperlör yerine insan sesini tüm gerçekliğiyle duyuracak ve bizi o hoperlörün boğuk pazarcı höykürmesinden kurtaracak bir ses sistemi kursa bunu alkışlarım. Aynı şekilde Hz.Peygamberin cemaati görmek için mescide yerleştirdiği basamakları kemikleştirip minber adı altında küçücük mescidlere bile koymak tuhaf bir şey. Bu anlamda birçok elden geçirilmesi gereken şey var. Velakin bu işi de katı bir "bid'at" avcılığından çok yine öze yönelik perdelerin ortadan kaldırılması operasyonu şeklinde yapılması taraftarıyım.
Celaleddin Rumi Hz.'lerine gelince; onu savunmak benim gibi sümüklülere kalmamış. Prf Mikail Bayram'ı 30 sene sonra kimse hatırlamayacak. Mevlana 800 yıldır insanları din-i Hak'ka çağırıyor, mesajı kıyamete kadar baki kalacak. Var mı şüpheniz?
Selamlar</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Abidin bey,</p>
<p>O sizden bana yansıyan nezaket. Yoksa ne kadar kaba ve kırıcı olduğumu site sakinleri bilir. Bahsettiğiniz konu çok önemli. Ve çok haklısınız. İslam literatürü içinde süzgeçten geçip elenmesi gereken birçok konu var. Buna hadis külliyatları bile dahil edilebilir. Özellikle aklın ve sorgulamanın ön plana çıktığı modern çağda bunların otomatik bir elenmeye tabi tutulacağını görmek de zor değil. Yalnız meselenin bir ucundan tutarken diğer ucunu kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü sufiler de her hal ve hareketlerinin Kur&#8217;an ve sünnet eksenli olduğunu savunuyorlar. Sözgelimi verdiğiniz örnekteki tesbih konusunda; zeytin çekirdeklerini ipe dizip bununla tesbih çeken bir kadını Hz.Peygamber&#8217;in bundan men etmemesini delil olarak gösteriyorlar. Sayı saymayı kolaylaştıran bir alet kullanmanın da dinin özüne aykırı olmadığını düşünüyorlar. Ve tabi ki yaklaşımları böyle şeylere takılmak yerine ibadetin özüne inmek ve detaylar üzerine spot ışıklarını tutup meşgul olmamak gibi bir yol benimsiyorlar. Belki bahsettiğiniz gibi tespih, takke gibi detaylar da önemlidir. Mesela ben şahsen hoperlörle ezan okunmasını, camilere minare yapılmasını, içinin tezyin edilmesini sevmiyorum. Ama çıkış noktam bunların, ibadetin özüne zarar vermesi ve sadeliği, ihlası öldürmesi olarak görmem. Ama mesela birisi çıkıp hoperlör yerine insan sesini tüm gerçekliğiyle duyuracak ve bizi o hoperlörün boğuk pazarcı höykürmesinden kurtaracak bir ses sistemi kursa bunu alkışlarım. Aynı şekilde Hz.Peygamberin cemaati görmek için mescide yerleştirdiği basamakları kemikleştirip minber adı altında küçücük mescidlere bile koymak tuhaf bir şey. Bu anlamda birçok elden geçirilmesi gereken şey var. Velakin bu işi de katı bir &#8220;bid&#8217;at&#8221; avcılığından çok yine öze yönelik perdelerin ortadan kaldırılması operasyonu şeklinde yapılması taraftarıyım.<br />
Celaleddin Rumi Hz.&#8217;lerine gelince; onu savunmak benim gibi sümüklülere kalmamış. Prf Mikail Bayram&#8217;ı 30 sene sonra kimse hatırlamayacak. Mevlana 800 yıldır insanları din-i Hak&#8217;ka çağırıyor, mesajı kıyamete kadar baki kalacak. Var mı şüpheniz?<br />
Selamlar</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>çuvaldız tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-42394</link>
		<dc:creator>çuvaldız</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 20:37:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-42394</guid>
		<description>Sn.Abidin Uyar,
&lt;blockquote&gt;Konya ilahiyattan Prf Mikail Bayram tezlerinde ve tespitlerinde haklı olamaz mı?(A.U)&lt;/blockquote&gt;
Bugün yorumunuzda bunu yazacağınızı biliyormuşum gibi dün akşam adı geçen beyin seneler önce Cevizkabuğu programına tel. ile katılımı ile söylemiş olduklarını uzun uzun bazen de tekrar ederek okumuştum.

Okuduklarımdan anlamış olduğum “30/50 senedir  bu konuyla uğraşıp farklı “bilimsel platformlarda“ ortaya koyduğu iddialarını ispatlayacak tek bir veriye daha sahip olmadığı.

Aynen sizin yukarıda yazdığınız gibi bir tavır geliştirmiş olduğu izlenimine kapıldım; düş yaratma! Ortaya koyduğu ithamlar pek yenilir yuttular olmadığı için insan “neden yapıyor?” diye sormaktan kendini alamıyor. Bilim yolu ile gerçek olanı işaret etmek için mi? Yoksa yazdığınız gibi;
&lt;blockquote&gt;1-Bilginin,bireyin elinde seçkin bir aydın tavrıyla,narsizme dönüşebileceğini,bunuda kibiri,guru,kıskançlığı beraberinde getireceğini Alemlerin Rabbinin dahi kendine bir hudut çizmişken insanın kendini bu tip hastalıklı durumdan kurtarması için en ufak bir hudut çizmemesini ;(A.U)&lt;/blockquote&gt;
 
Bunu söyleyebilirim zira yaptığı Mevlana’nın Mesnevisinde yazmış olduklarını vahyedilen Kur’an’ kılavuzluğunda eleştirmiyordu. Bizzat Mevlana’nın kiminle nasıl bir iktidar/amaç ilişkisi kurduğunu ispatlayarak güvenilirliğini sarsmaya çalışıyordu. Irkçı,milliyetçi bir dili vardı.

En baştaki sorunuza cevap:Bence bu durumda olamaz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn.Abidin Uyar,</p>
<blockquote><p>Konya ilahiyattan Prf Mikail Bayram tezlerinde ve tespitlerinde haklı olamaz mı?(A.U)</p></blockquote>
<p>Bugün yorumunuzda bunu yazacağınızı biliyormuşum gibi dün akşam adı geçen beyin seneler önce Cevizkabuğu programına tel. ile katılımı ile söylemiş olduklarını uzun uzun bazen de tekrar ederek okumuştum.</p>
<p>Okuduklarımdan anlamış olduğum “30/50 senedir  bu konuyla uğraşıp farklı “bilimsel platformlarda“ ortaya koyduğu iddialarını ispatlayacak tek bir veriye daha sahip olmadığı.</p>
<p>Aynen sizin yukarıda yazdığınız gibi bir tavır geliştirmiş olduğu izlenimine kapıldım; düş yaratma! Ortaya koyduğu ithamlar pek yenilir yuttular olmadığı için insan “neden yapıyor?” diye sormaktan kendini alamıyor. Bilim yolu ile gerçek olanı işaret etmek için mi? Yoksa yazdığınız gibi;</p>
<blockquote><p>1-Bilginin,bireyin elinde seçkin bir aydın tavrıyla,narsizme dönüşebileceğini,bunuda kibiri,guru,kıskançlığı beraberinde getireceğini Alemlerin Rabbinin dahi kendine bir hudut çizmişken insanın kendini bu tip hastalıklı durumdan kurtarması için en ufak bir hudut çizmemesini ;(A.U)</p></blockquote>
<p>Bunu söyleyebilirim zira yaptığı Mevlana’nın Mesnevisinde yazmış olduklarını vahyedilen Kur’an’ kılavuzluğunda eleştirmiyordu. Bizzat Mevlana’nın kiminle nasıl bir iktidar/amaç ilişkisi kurduğunu ispatlayarak güvenilirliğini sarsmaya çalışıyordu. Irkçı,milliyetçi bir dili vardı.</p>
<p>En baştaki sorunuza cevap:Bence bu durumda olamaz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ABİDİN UYAR tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-42388</link>
		<dc:creator>ABİDİN UYAR</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 18:44:43 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-42388</guid>
		<description>Saygıdeğer Ekrem Senayi beyefendi;
         Kullandığınız nazik ve seviyeli uslup
keşke toplumumuza bulaştırılabilecek türden virüs olsa.
          Beni fazla ciddiye almayın,kerameti kendinden menkul biriyim.Bigi sahibi değil belki malumat sahibiyim.Bilgi denilen şey;Tarihsel ve kültürel bir üründür,eğer kendi dünya görüşünüzde,ideolojinizde nesnellik kazandığında otoriteye dönüşür,ve sorgulanmaz olur.İbn-Haldun Temhisul haber vel intikad diye tanımladığı bir yöntem bizi gecenin karanlığında
çalı çırpı toplarken yılanıda heybemize atmaktan koruyan bir metod geliştirmiştir.
         Temhis;Bir şeyin aslını, özünü,cevherini bulup çıkartmak;
         İntikad ise;Tenkide tabi tutmaktır.
Basit bir örnek vereyim;"Bir şahış bir başka şahsa bir yumruk atarak bayıltmıştır" haberi ağızdan ağıza 1400 yıldır aktarımla geldiğini
düşünelim,ve 2001 yılında bir akademisyen takliden gelen bu haberin özünü,cevherini,aslını çıkartıp,söz konusu yumruk atan şahsın doğuştan iki kolunun olmadığı bilgisine ulaşıp,bu haberi tenkide tabi tutarak "gelen haber yalan çünkü kolu olmıyan insan yumruk atamaz diye 1400 yıllık bilgiyi çürütmesi önemlidir değilmi?
       Düşünün bir kez tesbih dediğimiz bir materyal vardır,haçtan gelenler bunu dağıtır,veya müslümanların başlarına taktığı takkeler vardır,biri çıkıp tesbih çekmenizde hiçbir mahsur yoktur ancak bu uygulama hint mistizminden girmiştir,başınaızataktığınız takkenindehiçbir mahsuru yoktur ancak yahudilikteki kippa nın taklididir,her iki uygulamada peygamber sünneti değildir dese tepkiniz nasıl olur?
        Mevlana konusuna gelince;bu konuda aklınızı hiç kimsenin cebine emanet etmeyin derim,araştırın çoğunluğun bir şeyi doğru kabul etmesi azınlığın haksızlığını ortaya koymaz.
        Resmi ideolojini resmi tarih tezi nasıl çöküyor görüyorsunuz.Ortadoksi islamın vehmettiği öğretilmiş cehalet söz konusu
olamazmı?
         Konya ilahiyattan Prf Mikail Bayram tezlerinde ve tespitlerinde haklı olamazmı?Onun Akademik camiada yanlız kalması,azınlıkta olması,çoğunlunluğu haklı hale getirirmi?
         Aklın özgürlüğü ne muhteşemdir.
SELAM İLE...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Saygıdeğer Ekrem Senayi beyefendi;<br />
         Kullandığınız nazik ve seviyeli uslup<br />
keşke toplumumuza bulaştırılabilecek türden virüs olsa.<br />
          Beni fazla ciddiye almayın,kerameti kendinden menkul biriyim.Bigi sahibi değil belki malumat sahibiyim.Bilgi denilen şey;Tarihsel ve kültürel bir üründür,eğer kendi dünya görüşünüzde,ideolojinizde nesnellik kazandığında otoriteye dönüşür,ve sorgulanmaz olur.İbn-Haldun Temhisul haber vel intikad diye tanımladığı bir yöntem bizi gecenin karanlığında<br />
çalı çırpı toplarken yılanıda heybemize atmaktan koruyan bir metod geliştirmiştir.<br />
         Temhis;Bir şeyin aslını, özünü,cevherini bulup çıkartmak;<br />
         İntikad ise;Tenkide tabi tutmaktır.<br />
Basit bir örnek vereyim;&#8221;Bir şahış bir başka şahsa bir yumruk atarak bayıltmıştır&#8221; haberi ağızdan ağıza 1400 yıldır aktarımla geldiğini<br />
düşünelim,ve 2001 yılında bir akademisyen takliden gelen bu haberin özünü,cevherini,aslını çıkartıp,söz konusu yumruk atan şahsın doğuştan iki kolunun olmadığı bilgisine ulaşıp,bu haberi tenkide tabi tutarak &#8220;gelen haber yalan çünkü kolu olmıyan insan yumruk atamaz diye 1400 yıllık bilgiyi çürütmesi önemlidir değilmi?<br />
       Düşünün bir kez tesbih dediğimiz bir materyal vardır,haçtan gelenler bunu dağıtır,veya müslümanların başlarına taktığı takkeler vardır,biri çıkıp tesbih çekmenizde hiçbir mahsur yoktur ancak bu uygulama hint mistizminden girmiştir,başınaızataktığınız takkenindehiçbir mahsuru yoktur ancak yahudilikteki kippa nın taklididir,her iki uygulamada peygamber sünneti değildir dese tepkiniz nasıl olur?<br />
        Mevlana konusuna gelince;bu konuda aklınızı hiç kimsenin cebine emanet etmeyin derim,araştırın çoğunluğun bir şeyi doğru kabul etmesi azınlığın haksızlığını ortaya koymaz.<br />
        Resmi ideolojini resmi tarih tezi nasıl çöküyor görüyorsunuz.Ortadoksi islamın vehmettiği öğretilmiş cehalet söz konusu<br />
olamazmı?<br />
         Konya ilahiyattan Prf Mikail Bayram tezlerinde ve tespitlerinde haklı olamazmı?Onun Akademik camiada yanlız kalması,azınlıkta olması,çoğunlunluğu haklı hale getirirmi?<br />
         Aklın özgürlüğü ne muhteşemdir.<br />
SELAM İLE&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-42370</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 11:56:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-42370</guid>
		<description>Abidin bey,

O kadar şahane cümleler kurup derin tartışmalar yapıyorsunuz ki benim gibi bu işlere kafası basmayan mühendis bir arkadaşınızın konuya dahli kolay olmuyor, öğrenmek için sorma ihtiyacı hissediyorum, kusura bakmayın. Suret-mana-heykel-allegori tartışmanıza pek dahil olamayacağım. Zaten siz de, çuvaldız hanım da bam telinden yakalamışsınız, gayet güzel sürdürüyorsunuz tartışmayı. Arkanızdan parmağımla dürtme sebebim tartışmanızı bölmek değil, sizi anlamaya çalışıyorum. Anladığım kadarıyla ambarı çalı çırpıdan temizlemek din'i özüne, selefe döndürmektir gayretiniz. Pek âlâ... Gayet yerinde ve takdire şayan bir çaba. Bu konuda kiminle konuşsam İslam'ın özünün kendi yolu olduğunu, kendilerinin selef gibi yaşadıklarını söylüyor. Hiç başka türlüsüne de rastlamadım. İşte bu yüzden somut örnekler üzerinden gitmenin yararlı olduğunu düşünüyorum. Mesela Celaleddin Rumi'nin İslam'a sonradan kattığı ve temizlememiz gereken çer çöp nedir? Veya selef gibi yaşayan ve İslam'a çer çöp katmayan hangi kişiyi kendimize örnek olarak almalıyız? Peygamber demeyin, herkes onun gibi yaşadığı iddiasında... Pratiği olan somut şeylerden ve kişilerden konuşursak daha doğru olur kanaatindeyim. Yoksa öneriniz, pratik olarak İslam'a çer çöp karıştırma potansiyeli olan her akımı çöpe atmak olmasa gerek. Bu pek liberal bir yaklaşım olmazdı.
Selamlar</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Abidin bey,</p>
<p>O kadar şahane cümleler kurup derin tartışmalar yapıyorsunuz ki benim gibi bu işlere kafası basmayan mühendis bir arkadaşınızın konuya dahli kolay olmuyor, öğrenmek için sorma ihtiyacı hissediyorum, kusura bakmayın. Suret-mana-heykel-allegori tartışmanıza pek dahil olamayacağım. Zaten siz de, çuvaldız hanım da bam telinden yakalamışsınız, gayet güzel sürdürüyorsunuz tartışmayı. Arkanızdan parmağımla dürtme sebebim tartışmanızı bölmek değil, sizi anlamaya çalışıyorum. Anladığım kadarıyla ambarı çalı çırpıdan temizlemek din&#8217;i özüne, selefe döndürmektir gayretiniz. Pek âlâ&#8230; Gayet yerinde ve takdire şayan bir çaba. Bu konuda kiminle konuşsam İslam&#8217;ın özünün kendi yolu olduğunu, kendilerinin selef gibi yaşadıklarını söylüyor. Hiç başka türlüsüne de rastlamadım. İşte bu yüzden somut örnekler üzerinden gitmenin yararlı olduğunu düşünüyorum. Mesela Celaleddin Rumi&#8217;nin İslam&#8217;a sonradan kattığı ve temizlememiz gereken çer çöp nedir? Veya selef gibi yaşayan ve İslam&#8217;a çer çöp katmayan hangi kişiyi kendimize örnek olarak almalıyız? Peygamber demeyin, herkes onun gibi yaşadığı iddiasında&#8230; Pratiği olan somut şeylerden ve kişilerden konuşursak daha doğru olur kanaatindeyim. Yoksa öneriniz, pratik olarak İslam&#8217;a çer çöp karıştırma potansiyeli olan her akımı çöpe atmak olmasa gerek. Bu pek liberal bir yaklaşım olmazdı.<br />
Selamlar</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ABİDİN UYAR tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-42361</link>
		<dc:creator>ABİDİN UYAR</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 09:57:53 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-42361</guid>
		<description>SN,Ekrem sanai;
              Muhterem efendim,haklı olarak konu dağıldı,saygı değer çuvaldız rumuzlu kardeşimle aramızdaki sohbete muttali olamadınız.
              İbn Haldun sosyalojisinden hareketle hiçbir inanç sistemi otantik varlığını sürdüremez.Çünkü aktarımla gelen din
özünü kaybetmesede farklı kültürlerin etkilerinden kurtulamaz.
              Geçmiş vahyin izliyicilerinin sapma noktaları burdadır.
               Bir şey kurumsallaştığında hiyararşik disiplin içinde gelişmesi sebebi ile eleştriyel akıldan uzaklaştırılır.Konu çok uzun
kurumsallaşmış süfiliğin başlangıcında,ilk zahidler arasında Kur'an okudukça ve vaaz verdikçe ağlayan(bekkAun)bir sınıf teşekkül etmiştir.Kussas(kıssa anlatanlar)adı verilen bu halk vaizleri,Hıristiyanlık,yahudilik,Gnostik,hatta hint mistizmi,budist ve zerdüşt kaynaklardan ikna edici konuşma teknikleri ile bu malzemeleri
Kur'andaki kıssalarla karıştırıp kitleler üzerinde etkili oldular.
         Bu da sonderece doğaldır,burda söz konusu PRF.Sait Hatiboğlunu dediği gibi Kültürel mirasımızın reddi sözkosu değil ancak tenkidi zaruridir.
        Gecenin karanlığında çalı çırpı toplıyacağız diye yerde bulduğumuz herşeyi bilgi anbarımıza doğrudur diye atmamızın bize yüklediği birşeyler olmalıdır.
        Sorunuzagelmeden uzunca bir açıklama yaptım,bağışlayın.
        Bir tarihi şahşiyet,Örneğin Mevlana sizin için bir düşünür,bir başkası için şair,bir diğer başkası içinse devrinin siyasi aktörüdür.İktidar ve güç kazanımında birtakım şeylere bulaşır.Bu da olağandır. 
        Bir başka örnek daha vereyim,Merhum kısa kürek bir edebiyatçı olarak,şairliğinin tavan yapmış olması,ondan ekonomik,siyasi,sosyolojik ve en önemlisi dini
görüşlerinde iteatkarlığımı gerektirmez.
        Heykel konusuna gelince;Bana yöneltilen soru(Çuvaldız tarafından)"inmiş Söz yanikelimeler aracılığı ile metne dönüştürülmüş söz bir tür bedenlenme ve suretlendirme olduğuna göre"ifadesiyle başlıyan ve "surettten yoksun sanatın nitelikleri neler olucak "sorusuna bir tasvir le cevap vermek istememden kaynaklandı.
        Ben Çuvaldızın kelimelerinden yola çıkarak metnin sahibi olan çuvaldızı ete kemiğe büründürüp,kendi zihinsel kurgumla onu zihnimde oluşturdum,ancak oluşturduğum "imge"sadece benim bir düşüm idi.
Hz.isanın veya hz.Alinin suretlenmiş görüntüsü gibi.Bunun sanat için elzem olduğu ancak gerçeğe tekabül etme konusunda iddamı kuvvetlendirecek hiçbir otokontrol elimde mevcut değildir.
           Bunun özü şudur.Zihnin 3 yeteneğinde
Algılama olur(cisimlerin algılaması)
ikinci aşaması soyutlama dır(insandan, iki insana geçeriz)Tartıştığımız konu ise zihnin yeteneğindeki 3.sü olan tam soyutlama hali dir.
(Allah hiçbir şeye benzemez,Kur'anın elegori/sembolizmdeki Allahın eli,Allahın yüzü,Altından ırmaklar akan cennet tasviri)vs.
            Benim cenneti suretlendirmem,bedenlendirmem sadece kendi dünyadaki zihnime yansıyan "imge"boyutudur.
           Bilmem anlatabildimmi diye yazımı sonlandırmam gerekiyor ancak bu da absürt bir ifade dir,çünkü anlattığımı zannettiğim,şey kendi kültürel terkibimin kabulleri arasında onay alan,ancak hiçte karşımdakinin kabul etmesi zorunlu olmıyan bir şeydir ,önemli olan diyaloğun diyalektikmi?Diyalojikmi? olduğuna bireylerin kararvermesidir.Liberal dünya görüşüne sahip olmam-ve ya olduğumu zannetmem-beni diyalojik
 diyologtan yana olmya mecbur bırakıyor.SELAM İLE,</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>SN,Ekrem sanai;<br />
              Muhterem efendim,haklı olarak konu dağıldı,saygı değer çuvaldız rumuzlu kardeşimle aramızdaki sohbete muttali olamadınız.<br />
              İbn Haldun sosyalojisinden hareketle hiçbir inanç sistemi otantik varlığını sürdüremez.Çünkü aktarımla gelen din<br />
özünü kaybetmesede farklı kültürlerin etkilerinden kurtulamaz.<br />
              Geçmiş vahyin izliyicilerinin sapma noktaları burdadır.<br />
               Bir şey kurumsallaştığında hiyararşik disiplin içinde gelişmesi sebebi ile eleştriyel akıldan uzaklaştırılır.Konu çok uzun<br />
kurumsallaşmış süfiliğin başlangıcında,ilk zahidler arasında Kur&#8217;an okudukça ve vaaz verdikçe ağlayan(bekkAun)bir sınıf teşekkül etmiştir.Kussas(kıssa anlatanlar)adı verilen bu halk vaizleri,Hıristiyanlık,yahudilik,Gnostik,hatta hint mistizmi,budist ve zerdüşt kaynaklardan ikna edici konuşma teknikleri ile bu malzemeleri<br />
Kur&#8217;andaki kıssalarla karıştırıp kitleler üzerinde etkili oldular.<br />
         Bu da sonderece doğaldır,burda söz konusu PRF.Sait Hatiboğlunu dediği gibi Kültürel mirasımızın reddi sözkosu değil ancak tenkidi zaruridir.<br />
        Gecenin karanlığında çalı çırpı toplıyacağız diye yerde bulduğumuz herşeyi bilgi anbarımıza doğrudur diye atmamızın bize yüklediği birşeyler olmalıdır.<br />
        Sorunuzagelmeden uzunca bir açıklama yaptım,bağışlayın.<br />
        Bir tarihi şahşiyet,Örneğin Mevlana sizin için bir düşünür,bir başkası için şair,bir diğer başkası içinse devrinin siyasi aktörüdür.İktidar ve güç kazanımında birtakım şeylere bulaşır.Bu da olağandır.<br />
        Bir başka örnek daha vereyim,Merhum kısa kürek bir edebiyatçı olarak,şairliğinin tavan yapmış olması,ondan ekonomik,siyasi,sosyolojik ve en önemlisi dini<br />
görüşlerinde iteatkarlığımı gerektirmez.<br />
        Heykel konusuna gelince;Bana yöneltilen soru(Çuvaldız tarafından)&#8221;inmiş Söz yanikelimeler aracılığı ile metne dönüştürülmüş söz bir tür bedenlenme ve suretlendirme olduğuna göre&#8221;ifadesiyle başlıyan ve &#8220;surettten yoksun sanatın nitelikleri neler olucak &#8220;sorusuna bir tasvir le cevap vermek istememden kaynaklandı.<br />
        Ben Çuvaldızın kelimelerinden yola çıkarak metnin sahibi olan çuvaldızı ete kemiğe büründürüp,kendi zihinsel kurgumla onu zihnimde oluşturdum,ancak oluşturduğum &#8220;imge&#8221;sadece benim bir düşüm idi.<br />
Hz.isanın veya hz.Alinin suretlenmiş görüntüsü gibi.Bunun sanat için elzem olduğu ancak gerçeğe tekabül etme konusunda iddamı kuvvetlendirecek hiçbir otokontrol elimde mevcut değildir.<br />
           Bunun özü şudur.Zihnin 3 yeteneğinde<br />
Algılama olur(cisimlerin algılaması)<br />
ikinci aşaması soyutlama dır(insandan, iki insana geçeriz)Tartıştığımız konu ise zihnin yeteneğindeki 3.sü olan tam soyutlama hali dir.<br />
(Allah hiçbir şeye benzemez,Kur&#8217;anın elegori/sembolizmdeki Allahın eli,Allahın yüzü,Altından ırmaklar akan cennet tasviri)vs.<br />
            Benim cenneti suretlendirmem,bedenlendirmem sadece kendi dünyadaki zihnime yansıyan &#8220;imge&#8221;boyutudur.<br />
           Bilmem anlatabildimmi diye yazımı sonlandırmam gerekiyor ancak bu da absürt bir ifade dir,çünkü anlattığımı zannettiğim,şey kendi kültürel terkibimin kabulleri arasında onay alan,ancak hiçte karşımdakinin kabul etmesi zorunlu olmıyan bir şeydir ,önemli olan diyaloğun diyalektikmi?Diyalojikmi? olduğuna bireylerin kararvermesidir.Liberal dünya görüşüne sahip olmam-ve ya olduğumu zannetmem-beni diyalojik<br />
 diyologtan yana olmya mecbur bırakıyor.SELAM İLE,</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-42353</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 07:08:29 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-42353</guid>
		<description>Abidin bey,

Çok doğru şeyler söylemişsiniz. Ama heykelini çıkartamadım, bir yere oturtamadım. Bir örnek verebilir misiniz, sofiyyenin vahye dayanmayan şahsi tasavvufi yorumlarına?
Ayrıca acaba vahyi "akıl" anlamında kullanıyor olabilir misiniz?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Abidin bey,</p>
<p>Çok doğru şeyler söylemişsiniz. Ama heykelini çıkartamadım, bir yere oturtamadım. Bir örnek verebilir misiniz, sofiyyenin vahye dayanmayan şahsi tasavvufi yorumlarına?<br />
Ayrıca acaba vahyi &#8220;akıl&#8221; anlamında kullanıyor olabilir misiniz?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>nilgün öven tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-42326</link>
		<dc:creator>nilgün öven</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Dec 2009 18:54:35 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-42326</guid>
		<description>Çuvaldız: Ben "kapmak ve kaptırmamak için her şey mübahtır" ifadesini kullanmadım.  Siz kendi çıkarımınızı benim ifademmiş gibi aktarmayın lüten. Bir dindarın benimseyemeyeceğini söylediğiniz bu ifade bir ateist için de geçerlidir. Durum tesbiti ile ahlaki yargı ortaya koymak farklı şeylerdir.  Ben kendi algıma göre bir durum tesbitinde bulundum. Kimler zengin olmak ve bu zenginliği elinde tutmak yolunda hangi ahlaksızlıkları yapıyor, bilemiyorum.  Ama şundan emin olun ki, dindarlar da laikçiler kadar yolsuzlukların batağındadır. Dolayısı ile ahlakı tesis etmek için dinden medet ummak boşunadır. Bu nedenle Akyol'un makalesine yazdığım yorumda, 'müslüman ahlak ve kültürünü tesis etmek gerekir' derken bu kavramların içini evrensel ahlak ve kültür değerlerinden farklı olarak hangi somut davranış biçimleri ile dolduracağını sormuştum. İsterseniz siz sıralayın; ama taaa Hitit, Sümer'den beri bilinen evrensel ahlak normlarını İslam'a maletmeyin lütfen!</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Çuvaldız: Ben &#8220;kapmak ve kaptırmamak için her şey mübahtır&#8221; ifadesini kullanmadım.  Siz kendi çıkarımınızı benim ifademmiş gibi aktarmayın lüten. Bir dindarın benimseyemeyeceğini söylediğiniz bu ifade bir ateist için de geçerlidir. Durum tesbiti ile ahlaki yargı ortaya koymak farklı şeylerdir.  Ben kendi algıma göre bir durum tesbitinde bulundum. Kimler zengin olmak ve bu zenginliği elinde tutmak yolunda hangi ahlaksızlıkları yapıyor, bilemiyorum.  Ama şundan emin olun ki, dindarlar da laikçiler kadar yolsuzlukların batağındadır. Dolayısı ile ahlakı tesis etmek için dinden medet ummak boşunadır. Bu nedenle Akyol&#8217;un makalesine yazdığım yorumda, &#8216;müslüman ahlak ve kültürünü tesis etmek gerekir&#8217; derken bu kavramların içini evrensel ahlak ve kültür değerlerinden farklı olarak hangi somut davranış biçimleri ile dolduracağını sormuştum. İsterseniz siz sıralayın; ama taaa Hitit, Sümer&#8217;den beri bilinen evrensel ahlak normlarını İslam&#8217;a maletmeyin lütfen!</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ABİDİN UYAR tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-42323</link>
		<dc:creator>ABİDİN UYAR</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Dec 2009 18:10:26 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-42323</guid>
		<description>Saygıdeğer Çuvaldız rumuzlu kardeşim:
     Emek vererek oluşturduğunuz düşünce dünyanızda benim için bir metin hazırlamışsınız.
Bana sanki tanıdık bir yüz,bir suret,bir beden gibi geldi,kendimden çok emin olarak bir karakelem çalışması yaparak sizin suretinizi çizdim,bununla yetinmedim "siz"olduğunuzdan çok emin olarak,yakında heykelinizi yapıcağım bu yaptığım kesinlikle sizsiniz.Yanılmam mümkün değil.
     Ancak ufak bir sorun var,ihtimal dışı olduğundan eminim lakin genede o "ihtimal"ortada duruyor.Bir gün sizinle karşılaştığımızda Bu ben değilim,gerçekle hiçbir ilgisi yok,bu sadece senin "idea"nın zihninde yarattığı "imgesel"sureti,sanatsal yönü tartışılmaz ancak gerçeğe tekabül etmiyor.
        İşte beni korkutan bu "Hakikatle"yüzleşmek,kendi kuruntularım,kendi subjektif değer yargılarıma
hakikatin tokadını yeme ihtimalim.
        Mustafa islam oğlunun çok güzel bir tespitiyle(tabi bana göre)bir şeyin orjinali ortadan kaybolduğunda "tasavvurlar""imgeler"hakikat halini alır.
        Bir peygamber tasavvuru,bir tarihi şahşiyet böyledir.
        Peki elle tutulmıyan gözle görülmiyen insan idrakini aşan "sembolizimin"yorum yoluyla
hakikat budur iddası neyle zah edilir.
        İşte iman bizatihi budur lakin nesnel,birebir bedenlendirmeye/suretlendirmeye gittiğimde yanılmazlığımın garantisi nedir?
         Şeytanın masum olan elçilere müdahil olma isteminden(hac 52)beni muaf tutan nedir?
         Peki bir arabiyi,mevlanayı,hallacı muaf tutan nedir?
         Evet suretten yoksun bir sanat özürlüdür,evet alegori/sembolizim,mecaz tapınma objesi değildir.İkon ve İdol ayırımı fevkalade önemlidir,bu sebebten dolayidirki heykel ve resim konusunda aşırı yorumlar ölçü olamaz aynen katılıyorum.
          Yaptığınız alıntılar da öyle,fevkalade yerinde,fakat sohbetin bu yola yönelmesi anlıyamadığım bir konu.
          Ben yorumumda ana hatları itibariyle,
          1-Bilginin,bireyin elinde seçkin bir aydın tavrıyla,narsizme dönüşebileceğini,bunuda kibiri,guru,kıskançlığı beraberinde getireceğini Alemlerin Rabbinin dahi kendine bir hudut çizmişken insanın kendini bu tip hastalıklı durumdan kurtarması için en ufak bir hudut çizmemesini ;
           2-subjektif kanaatlerin,vahiyle desteklenmiyen metafizk boyuttaki bilgi türünün,yanılabilirliliğinin olabileceğini,kendi kuruntularımızla Allaha kabul ettirdiğimizi zannettiğimiz bir çok tasavvufi veya başka disiplinlere ait yorumların
İlahi sorgulamada tam tersinin çıkabilme ihtimalinin pratik akılla bulunabilcek gerçek olduğunu anlatmaya çalışmam çabası idi.
          Sonuç yerine:Recep Alpyağıl'ın (o.m.ü.sosyal bilimler enstitüsü)Kur'an yorumlarındaki Meşruiyet krizi karşısında Ebu Zeyd ve Cabiri "Metnin kıyameti üzerine bir deneme"
          Söz konusu çalışmada Ebu Zeyde göre eğer önem anlamdan hareketle elde edilmiyorsa okuma te'vil olmaktan çıkıp telvine dönüşür.
         "Dinsel metinler olsun diğerleri olsun
"anlam","önemle "karışınca yorumda bir tür astroloji olup çıkmakta,özellikle dinsel metinlerde,metnin sahibi Allahtan kopuk bir takım metafizik anlayışları metinlerin delaletlerine dayatmaya ve delaletde,daha önce metinleri konuşturmak suretiyle peşinen verilmiş hükmü metne söyletmeye dönüşmektedir" 
       Selam ve hürmetler</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Saygıdeğer Çuvaldız rumuzlu kardeşim:<br />
     Emek vererek oluşturduğunuz düşünce dünyanızda benim için bir metin hazırlamışsınız.<br />
Bana sanki tanıdık bir yüz,bir suret,bir beden gibi geldi,kendimden çok emin olarak bir karakelem çalışması yaparak sizin suretinizi çizdim,bununla yetinmedim &#8220;siz&#8221;olduğunuzdan çok emin olarak,yakında heykelinizi yapıcağım bu yaptığım kesinlikle sizsiniz.Yanılmam mümkün değil.<br />
     Ancak ufak bir sorun var,ihtimal dışı olduğundan eminim lakin genede o &#8220;ihtimal&#8221;ortada duruyor.Bir gün sizinle karşılaştığımızda Bu ben değilim,gerçekle hiçbir ilgisi yok,bu sadece senin &#8220;idea&#8221;nın zihninde yarattığı &#8220;imgesel&#8221;sureti,sanatsal yönü tartışılmaz ancak gerçeğe tekabül etmiyor.<br />
        İşte beni korkutan bu &#8220;Hakikatle&#8221;yüzleşmek,kendi kuruntularım,kendi subjektif değer yargılarıma<br />
hakikatin tokadını yeme ihtimalim.<br />
        Mustafa islam oğlunun çok güzel bir tespitiyle(tabi bana göre)bir şeyin orjinali ortadan kaybolduğunda &#8220;tasavvurlar&#8221;"imgeler&#8221;hakikat halini alır.<br />
        Bir peygamber tasavvuru,bir tarihi şahşiyet böyledir.<br />
        Peki elle tutulmıyan gözle görülmiyen insan idrakini aşan &#8220;sembolizimin&#8221;yorum yoluyla<br />
hakikat budur iddası neyle zah edilir.<br />
        İşte iman bizatihi budur lakin nesnel,birebir bedenlendirmeye/suretlendirmeye gittiğimde yanılmazlığımın garantisi nedir?<br />
         Şeytanın masum olan elçilere müdahil olma isteminden(hac 52)beni muaf tutan nedir?<br />
         Peki bir arabiyi,mevlanayı,hallacı muaf tutan nedir?<br />
         Evet suretten yoksun bir sanat özürlüdür,evet alegori/sembolizim,mecaz tapınma objesi değildir.İkon ve İdol ayırımı fevkalade önemlidir,bu sebebten dolayidirki heykel ve resim konusunda aşırı yorumlar ölçü olamaz aynen katılıyorum.<br />
          Yaptığınız alıntılar da öyle,fevkalade yerinde,fakat sohbetin bu yola yönelmesi anlıyamadığım bir konu.<br />
          Ben yorumumda ana hatları itibariyle,<br />
          1-Bilginin,bireyin elinde seçkin bir aydın tavrıyla,narsizme dönüşebileceğini,bunuda kibiri,guru,kıskançlığı beraberinde getireceğini Alemlerin Rabbinin dahi kendine bir hudut çizmişken insanın kendini bu tip hastalıklı durumdan kurtarması için en ufak bir hudut çizmemesini ;<br />
           2-subjektif kanaatlerin,vahiyle desteklenmiyen metafizk boyuttaki bilgi türünün,yanılabilirliliğinin olabileceğini,kendi kuruntularımızla Allaha kabul ettirdiğimizi zannettiğimiz bir çok tasavvufi veya başka disiplinlere ait yorumların<br />
İlahi sorgulamada tam tersinin çıkabilme ihtimalinin pratik akılla bulunabilcek gerçek olduğunu anlatmaya çalışmam çabası idi.<br />
          Sonuç yerine:Recep Alpyağıl&#8217;ın (o.m.ü.sosyal bilimler enstitüsü)Kur&#8217;an yorumlarındaki Meşruiyet krizi karşısında Ebu Zeyd ve Cabiri &#8220;Metnin kıyameti üzerine bir deneme&#8221;<br />
          Söz konusu çalışmada Ebu Zeyde göre eğer önem anlamdan hareketle elde edilmiyorsa okuma te&#8217;vil olmaktan çıkıp telvine dönüşür.<br />
         &#8220;Dinsel metinler olsun diğerleri olsun<br />
&#8220;anlam&#8221;,&#8221;önemle &#8220;karışınca yorumda bir tür astroloji olup çıkmakta,özellikle dinsel metinlerde,metnin sahibi Allahtan kopuk bir takım metafizik anlayışları metinlerin delaletlerine dayatmaya ve delaletde,daha önce metinleri konuşturmak suretiyle peşinen verilmiş hükmü metne söyletmeye dönüşmektedir&#8221;<br />
       Selam ve hürmetler</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/09/05/ducane-cundioglunun-elif-safak-elestirileri-uzerine/#comment-42315</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Dec 2009 15:13:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6372#comment-42315</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Şemsi tebrizi Kimya hatun ile muhabbetinde Mevlanayı şaşırttan “Aslında benim yanımda gördüğün Kimya hatun değil,çok sevdiğim insan kılığına giren Tanrıydı”&lt;/blockquote&gt;
Kitapta böyle bir şey geçiyor da ben mi kaçırdım?
&lt;blockquote&gt;Artık her sorun çözülmüş,her kelime ve aşkın/transandantal konumda,her olay “Batıni”
haller nazariyesindetest edilmiş,ve sizin anlamlandırdığınız ve Allaha doğrulattığınız kendi kuruntularınız olarak hesap gününü beklersiniz.&lt;/blockquote&gt;
Bu Cündioğlu savunması mı, batıniyye eleştirisi mi? Hululiyeden bahseden kim? Sonra bu tehdit kime yönelik? Elif Şafak'a mı, Enver Gülşen'e mi, hayali kişilere mi?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Şemsi tebrizi Kimya hatun ile muhabbetinde Mevlanayı şaşırttan “Aslında benim yanımda gördüğün Kimya hatun değil,çok sevdiğim insan kılığına giren Tanrıydı”</p></blockquote>
<p>Kitapta böyle bir şey geçiyor da ben mi kaçırdım?</p>
<blockquote><p>Artık her sorun çözülmüş,her kelime ve aşkın/transandantal konumda,her olay “Batıni”<br />
haller nazariyesindetest edilmiş,ve sizin anlamlandırdığınız ve Allaha doğrulattığınız kendi kuruntularınız olarak hesap gününü beklersiniz.</p></blockquote>
<p>Bu Cündioğlu savunması mı, batıniyye eleştirisi mi? Hululiyeden bahseden kim? Sonra bu tehdit kime yönelik? Elif Şafak&#8217;a mı, Enver Gülşen&#8217;e mi, hayali kişilere mi?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

