Kudüs’ün Kadın Muhafızı
By Özlem Yağız on Eyl 4, 2009 in Filistin, vicdan, İsrail
Bir arkadaşımın gönderdiği mesaj üzerine pek de kiminle görüşeceğimizi bilmeden İHH ya gidiyorum. Filistin’den önemli bir kadın misafir gelecekmiş, gelir misin diye yazmış arkadaşım. Tabi ki gelirim. Oradan gelen , taze haber getiren herkes önemlidir zaten. Bu önem meselesinin üzerinde hiç durmuyorum.
Biraz gecikmeli olarak İHH’ya vardığımda oradaki tanıdık tanımadık dostlarla selam kelam derken bir ön bilgi alamadan misafir de arkamdan geliyor. Çok sevimli yüzlü, zeki bakışlı, güleç biraz yaşlıca bir hanım bu. Kendisini tanıtmaya başladığında konuşmasındaki rahatlık, öz güven haline kararlı insanlara has yüz ifadesi eşlik ediyor. Ardından tercümanımız Fevziye Sudki Cabir hanım hakkında ön bilgi vermeye başlıyor. Birkaç cümle sonra ağzımdan bir hayret cümlesi kaçıveriyor: ama ben sizi biliyorum duymuştum. Filistin’den gelen bu misafir ile görüşmeye gelen konuklardan birinin bu “garip” halini konuğumuza yansıtmadan tercüman tanıtıma devam ediyor. İnat bu ya ben gene olduğum yerde “evet ben bu olayı biliyorum, sizi tanıyorum” diye söyleniyorum: Bir iki hafta evvel bir gazete haberinde kısa bir bilgi olarak okumuştum. Bu Kudüs’ün muhafızı! Şu anda Filistin’de evlerinden atılan, yerleşimcilerin işgaline uğrayan Araplar arasında bir direniş sembolü olmuş kişi. Kudüs’te içinden atıldığı evinin önünde bir çadırda yıllardır mücadele ediyor. Çadırı defalarca söküldükten sonra en son olarak çadırsız sokakta yatıyor kalkıyor ama bulunduğu yeri terk etmiyor.
Fevziye Hanım’ın hikayesi çok eskiye dayanan, çetrefilli, Kudüs’ün yazgısına tanıklık eden bir hikaye. Batı Kudüs’te ailesinin yaşadığı ev tam Mescid’i Aksa’nın yanı başında bir evmiş. 1948 yılında Hagganah çeteleri Batı Kudüs’ü basıp terör ve katliam ile halkı kaçırdığı sırada ailesi de katliamdan kurtulmak için Doğu Kudüs’e sığınmış. Mescid’i Aksa’ya on dakika kadar uzaklıkta bir mesafede bir zamanlar Abdulhamit’in özel arazisi olan bir araziye Ürdün hükümeti Doğu Kudüs’te işgale uğrayan evlerine karşılık olarak kendilerini yerleştirmiş. Arazi Abdulhamit’in mirasçıları tarafından zamanında kesinlikle Yahudi yerleşimcilere satılması red edilen, bunun için büyük mücadeleler yaşanan bir araziymiş. Zaman içerisinde vakfa, vakıf tarafından da Arap ailelere tahsis edilmiş. 1967 ‘de Doğu Kudüs de işgale uğrayınca Fevziye Hanım’ın ailesi Kudüs’te zaman zaman kendileri için çok üzücü şartlar içerisinde de olsa yaşamaya devam etmişler. Kendilerine satılan arazi üzerinde ta 1999 yılına kadar tam 51 sene yaşamışlar. Arazi üzerinde biri ilk göçtükleri zaman yapılmış diğeri ise sonradan ilave edilmiş iki binaları varmış. Yan yana. Sonradan ilave edilen bina için 1999 da tadilat izni almak istemeleri hayatlarının kabusa dönmesi için bir başlangıç olmuş. Ek binanın kaçak olduğunu iddiası ile hemen Yahudi yerleşimci bir aile sonradan yapılan ek binaya yerleştirilmiş. İsrail Ürdün tarafından verilen tabu belgelerini de geçerli saymıyormuş. Eski bina içerisinde lkametleri esnasında Yahudi yerleşimci aileler (aileler çünkü sürekli bu aileler değişiyor böylece hukuksal mücadele zorlaştırılıyormuş) ile hukuksal mücadele sürdüğü sırada bir taraftan da türlü iftira ve komploya maruz kalırken bu sefer bir gece evine yapılan ani bir baskınla oturdukları evden de sokağa atılmışlar. Ellerinde sahte belgelerle bir başka aile ta Osmanlı’dan beri bu araziye sahip olduğu iddiası ile evlerine yerleştirilmiş. Belgelerin sahte olduğunu ise işgale gelenlerden bir Yahudi asker ağlamaklı bir şekilde gizlice Fevziye Hanım’a söylemiş. O sırada sokağa atılırken felçli olan kocası kalp krizi geçirmeye başlamış. Ne yazık ki kocasının hastaneye götürülmesi de İsrail askerlerince engellenmiş. Ertesi gün kocası sokakta oracıkta vefat etmiş.
Fevziye hanım yaklaşık bir yıldır evinin karşısında hayırsever bir Arap’ın arsasında kurduğu çadırda yaşıyor. Çoğu zaman ise açıkta.
-Hiç yoruldunuz mu diyorum. Hiç yakınlarınızdan yeter artık diyen oldu mu?
-Olmaz mı hiç. En başta annem. Kızım hastalanmadık hiçbir yerin kalmadı o kadar ağrı acı çekiyorsun diyor. Çocuklarım. Dostlarım. Ama ben hayatıma kimseyi karıştırmam. Ölüm döşeğindeki eşime gözyaşları içerisinde söz verdim. Bir karış toprağı terk etmeyeceğim dedim. Bir defasında bana İsrail eski turizm bakanı evimin karşılığında 15 milyon dolar teklif etti. (Parayla hiç alakası olmayan ben bile bunun müthiş bir meblağ olduğunu anlıyorum o anda.) Kabul etmedim. Evime iftira etmek için silah koydular; bir evde silah yakalanırsa İsrail kanunlarına göre o ev yıkılıyor, yerleşimci aile kendi cep telefonunu ve cüzdanını koydu. Defalarca bu komploları atlattım. Büyü yapmaya bile kalktılar, evimin etrafına yağ döküp dönerek. Gülümsüyor inanmam ama gene de moral bozucu bir durum. Vazgeçmedim. En sonunda sahte belge düzenleyip bu belgeyle evimden attılar.
-Size destek olanlar oluyor mu? Yahudi örgütlerden, Araplar’dan, başkalarından.
-Çok büyük destek var. İsrailli barış örgütleri beni ziyaret ediyor. Kudüs’ün eski Yahudi halkı da bana destek. Bazıları çorba,yemek yapıp getiriyor. Zaten Kudüs’ün eski Yahudileri yerleşimcileri (işgalciler) hiç sevmez. Araplarla komşuluk ederler hep. Ama yerleşimciler her anlamda pistir. Saldırı, küfür, temizlik, insanlık her anlamda pis… Özellikle çifte vatandaşlığa sahip Araplar Ürdün’den her gün benim yanıma gelmek için otobüsler kaldırıyorlar. Avrupa’dan, Amerika’dan bir sürü gelen oldu. Paraguay’dan gelen birisi benim yanımda aylarca kaldı. Avrupalı, Arap, Türk büyük elçiler ziyarete geldiler.
-Peki şimdi durum ne aşamada?
-Benden sonra aynı şekilde iki Arap aileyi daha evlerinden attılar. Toplam 52 kişi şu anda beraber sokakta yaşıyoruz. Tuvaletsiz, açıkta. Bazen çok soğuk oluyor. Bir defasında ne yaptıysak üç kişi tutamadık rüzgar çadırı alıp götürdü. O aileler de benim direncimi görünce kendisine teklif edilen parayı red edip aynı şekilde direnmeye başladılar. En son çadırımız gene söküldü. Bize arazisini kullandıran Arap’a 2 milyon dolar ceza geldi. Teröristlere yardım etmekten!
(Yine korkunç bir rakam. Acaba tercümanımız hata yapıyor olabilir mi?Sözün burasında ister istemez bambaşka şeyler düşünüyor daha önce anlamadığım bir gerçeği fark ediyorum. Eskiden şunu düşünürdüm. Gazze’de bombalanan insanlar var, bir çok ülkeye sürgün gidenler. Bir de İsrail’de yaşayan Araplar var. Bütün bunların müsebbipleri ile bir arada yaşıyorlar. Bu nasıl bir durum. Barışıklar mı İsrail hükümeti ile, asimile mi oldular. Nasıl bir arada olabiliyorlar. Ne kadar safmışım! Bu büyük bir mücadele. Bu insanlar bazılarına metrekaresine 2,5 milyon dolara kadar verilen tekliflere rağmen evlerini satmıyorlarmış. Her türlü tehdit, baskı, şantaj. Bir başka insan kendisine gelen 2 milyon dolar cezayı göğüsleyip yine de bu kadını yarı yolda bırakmıyor. Her gün otobüslerle insan kalkıyor geliyor Ürdün’den Fevziye Hanım’ın yanına. Evet bu çok büyük bir mücadele. En az Gazze’deki, batı Şeria’daki kadar büyük ve ağır!)
Üç gün sonra mahkemem var. Şimdi Osmanlı arşivlerini araştırıyoruz. Mahkemeye delil sunmak üzere. Eğer bu vakıf arazisine dair mikrofilmleri götürebilirsem bana karşı düzenledikleri sahte tapu belgesine karşı çok sağlam bir delil olacak. Bu işin arkasındaki adam çok güçlü bir Yahudi. İsmi Miskovic. Bütün Kudüs’te Araplara ait arazileri ele geçirmek ve bu arazileri Yahudilere vermek için çalışıyor. Korkunç zengin bir insan. Beni ve eşimi tartaklayanlar da onun güvenlik şirketinin adamları.
İşin garibi bu arşiv belgelerine İngiliz hükümeti de ulaşmaya çalışıyormuş harıl harıl. Mikrofilmlerin bir kopyası da Filistin Hükümetine verilmiş Türk Hükümeti tarafından. İngilizler Filistin Hükümetine 20 milyon dolar gibi muazzam bir para teklif etmişler filmlerin kopyası için. (Filistin Hükümetinin ise ne onlara ne de Fevziye Hanım’a bir hayrı var o da uzun, trajikomik bir hikaye.) İster istemez zengin Miskovic geliyor aklıma.
-Size saldırılar oluyor mu?
- Bazı günler tehlikeyi çok fazla hissettiğimde çocuklarımı çağırıyorum gece yanıma. Çünkü bunların bir huyu var. Gelip seni öldürüyor biri. Sonra katil deli raporu alıp sokağa salınıveriyor. Hep aynı taktik. Deli rolü oynuyorlar. Yerleşimciler bazen çok saldırıyor, hakaret ediyorlar. Gidebileceğin 22 ülke var oralara gitsene diye. (belli ki çalıntı topraklar üzerinde günahkar bir krallık hayal ediyorlar. Günahkar ve cürümleri sebebi ile korku dolu. Fevziye hanım evine yerleşen Yahudi ailelerin hep endişeli olduğunu söylüyor. Evden çıkarken ev boş ta olsa içeri hadi görüşürüz diye seslenirlermiş. Paspasın altına işaretler koyar eğer bir değişiklik olmuşsa hemen polise koşarlarmış. Böylesi iğreti, mücrim bir vatan hayali işte) Bazen hamamböcekleri getirip üzerime boca ediyorlar. Bir defa suyuma hafızayı yitirten bir ilaç var onu attılar. Artık suyu hep kapalı alıyorum.
Bir arkadaşım şimdi ne olacak diye soruyor. Eskiden bir evde yaşıyordunuz. Şimdi çadırda böyle bir hayat sizi nasıl etkiledi.
-Hayat umutsuzlukla beraber yaşanmaz. Yaşadıkça umutsuzluk da kalmaz. Karşılığını veriyor. Eğer ben kararımı vermişsem kader bana gerekli kapıları açar, imkanları sağlar. Eninde sonunda hakkımı alacağım. Kudüs’ü ve evimi asla terk etmeyeceğim. Bir karış toprağımı vermeyeceğim.
Batı Kudüs’te başlayan Hagganah çetelerinin saldırıları altında yerinden yurdundan olan hayatı, Doğu Kudüs’e kaçışı, eşinin gözleri önünde sokakta öldürülüşü… Yarım asra şahitlik ediyor Fevziye Hanım dimdik varlığıyla.
Gözlerine bakıyorum, yüzüne. Hep aynı güzel tebessüm, onurlu ifade aynı kararlı bakış. Gönülden inanıyorum:
Kudüs’ün kadın muhafızı o. Son nefesine kadar!
*Fevziye hanım hakkında anlatmadıklarımı da bulabileceğiniz bir haber için bknz: http://www.dunyabulteni.net/news_detail.php?id=86883
2 [?]


