<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Verme hakkını kullanan bir insan yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2009/08/13/verme-hakkini-kullanan-bir-insan/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/13/verme-hakkini-kullanan-bir-insan/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Thu, 24 May 2012 18:18:29 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>çuvaldız tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/13/verme-hakkini-kullanan-bir-insan/#comment-39971</link>
		<dc:creator>çuvaldız</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 23:15:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6137#comment-39971</guid>
		<description>Mehmet bey,

Bu yazınıza bir sebepten tekrar denk gelip,okuduğumda,hafızamdan kaçanların bile farkına varamayacak kadar dikkatsiz oluşuma esef ettim :(

http://www.derindusunce.org/2008/02/21/verme-hakki/</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet bey,</p>
<p>Bu yazınıza bir sebepten tekrar denk gelip,okuduğumda,hafızamdan kaçanların bile farkına varamayacak kadar dikkatsiz oluşuma esef ettim <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_sad.gif' alt=':(' class='wp-smiley' /> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2008/02/21/verme-hakki/" rel="nofollow">http://www.derindusunce.org/2008/02/21/verme-hakki/</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/13/verme-hakkini-kullanan-bir-insan/#comment-39358</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Oct 2009 08:29:13 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6137#comment-39358</guid>
		<description>Selamlar çuvaldız,

&lt;strong&gt;vermek &lt;/strong&gt;ve &lt;strong&gt;hak &lt;/strong&gt;kelimeleri arasindaki zahirî çeliskinin farkinda degildim ama &lt;strong&gt;VERME HAKKI &lt;/strong&gt;sözünün çok TEMEL bir seye isaret ettigini seziyordum. Sayenizde pozitivist
kiskaçtan geldigini fark ettim, adini koydum zihnimde.

haklisiniz, insan, vicdan ve verme hakki gibi etiketler kazayla konmus "masum" kategoriler degil, gözünüzden hiç bir sey kaçmiyor :)

&lt;strong&gt;iyilik yapmak = sevap = cennet için bonus&lt;/strong&gt;
seklindeki önerme kendi içinde tutarli gözükse de bana aradigim cevaplari vermiyordu gençligimde. Bu ve bunun gibi sebeplerden dolayi dinden soguma noktasina gelmistim. Yorumunuzun en sonundaki alinti zaten bu &lt;strong&gt;FOLKLORLESEN DIN &lt;/strong&gt;meselesini çok öz biçimde veriyor.

Yorumunuzun geri kalan kisminda anlattiklariniz ve &lt;strong&gt;verme hakki&lt;/strong&gt; kategorisinde yayinladigimiz ilk yazi ise Islam'in hep söyledigi ama benim eskiden duymadigim/anlamadigim bazi mesajlar içeriyor.

ancak bunlari anladiktan sonra rahat ettim. varlik, insan, iyilik, kötülük... üzerine en saglam açiklamalarin bu zeminden gelmesi zaten sasirtici degil artik.

Bu çabalarimizin ihtiyaç sahipleri için birer yardim çagrisi olmaktan öte DD'nin özü olan
ANLAMA GAYRETi'nin ayrilmaz bir parçasi oldugunu sanirim eski okurlarimiz da fark etmistir.

bu anlamda zahirî bir bencillik isaret ediliyor "verme hakki" ile :))

Muhabbetle</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Selamlar çuvaldız,</p>
<p><strong>vermek </strong>ve <strong>hak </strong>kelimeleri arasindaki zahirî çeliskinin farkinda degildim ama <strong>VERME HAKKI </strong>sözünün çok TEMEL bir seye isaret ettigini seziyordum. Sayenizde pozitivist<br />
kiskaçtan geldigini fark ettim, adini koydum zihnimde.</p>
<p>haklisiniz, insan, vicdan ve verme hakki gibi etiketler kazayla konmus &#8220;masum&#8221; kategoriler degil, gözünüzden hiç bir sey kaçmiyor <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p><strong>iyilik yapmak = sevap = cennet için bonus</strong><br />
seklindeki önerme kendi içinde tutarli gözükse de bana aradigim cevaplari vermiyordu gençligimde. Bu ve bunun gibi sebeplerden dolayi dinden soguma noktasina gelmistim. Yorumunuzun en sonundaki alinti zaten bu <strong>FOLKLORLESEN DIN </strong>meselesini çok öz biçimde veriyor.</p>
<p>Yorumunuzun geri kalan kisminda anlattiklariniz ve <strong>verme hakki</strong> kategorisinde yayinladigimiz ilk yazi ise Islam&#8217;in hep söyledigi ama benim eskiden duymadigim/anlamadigim bazi mesajlar içeriyor.</p>
<p>ancak bunlari anladiktan sonra rahat ettim. varlik, insan, iyilik, kötülük&#8230; üzerine en saglam açiklamalarin bu zeminden gelmesi zaten sasirtici degil artik.</p>
<p>Bu çabalarimizin ihtiyaç sahipleri için birer yardim çagrisi olmaktan öte DD&#8217;nin özü olan<br />
ANLAMA GAYRETi&#8217;nin ayrilmaz bir parçasi oldugunu sanirim eski okurlarimiz da fark etmistir.</p>
<p>bu anlamda zahirî bir bencillik isaret ediliyor &#8220;verme hakki&#8221; ile :))</p>
<p>Muhabbetle</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>çuvaldız tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/13/verme-hakkini-kullanan-bir-insan/#comment-39349</link>
		<dc:creator>çuvaldız</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 21:24:57 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6137#comment-39349</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Diyorum ki &lt;a href="http://www.derindusunce.org/category/verme-hakki/" rel="nofollow"&gt;verme hakkınızı&lt;/a&gt; kullanın Bingöl Cezaevi  Kütüphanesi için. Ne yapabilirsiniz?&lt;/blockquote&gt;

&lt;strong&gt;Category: Verme hakkı&lt;/strong&gt;

Verilen link tıklandığında kategorilenmiş ‘verme hakkı’ cümlesi çıkınca  insan ister istemez “Bu hak nasıl bir şeydir? Ne işe yarar? Neye göre, nasıl kategorilenir? Doğuştan kazanılmış yaşama hakkı gibi bir hak mıdır? Yoksa insanın dişiyle tırnağıyla mücadele ederek elde etmeyi başardığı ya da belki de hala elde edemediği için tadından tuzundan mahrum kaldığı bir hak mıdır?” şeklinde sorular üreterek üzerinde düşünmeye başlıyor. 

Hak diyince çoğunlukla aklımıza “almak” geldiğinden “vermek” fiili ile yan yana geldiğinde kafamız karışıyor, anlamakta zorlanıyoruz galiba.Almayı kolaylıkla kabul ettiğimizden olsa gerek "alma hakkının" da ne anlama geldiğini aynı kolaylıkla kavrayabiliyoruz.

İşin ucu almaya dayandığından 'hak çuvalına' düşünebildiğimiz kadarını doldurmaya çalışıyoruz; eğitim hakkı, çalışma hakkı, konuşma hakkı, eleştirme hakkı,…..

İnsan vermenin anlamını kavramakta, fiile dönüştürmekte zorlanırken verme hakkının çuvalını nasıl tedarik edebilir? 
&lt;a href="http://www.mustafaulusoy.com/index.php?sayfa=biyografi" rel="nofollow"&gt;Mustafa Ulusoy&lt;/a&gt; “Aynalar Koridorunda Aşk” adlı kitabında vermenin anlamını da çuvalının nasıl tedarik edilebileceğini de çok güzel bir örnekle ifade etmiş.

&lt;blockquote&gt;Kedi,Aşk,Benlik

   Kırmızı işten eve döndüğünde bahçede bir miyavlama sesi duydu.Minnacık bir kediydi bu.Yanına gitti.Kedinin hali içini burktu,aç görünüyordu.İçinde ona karşı bir merhamet uyandı.Markete gidip süt aldı, içine koyacak bir kap buldu.Kedinin karnı doyunca insanın içini burkan miyavlaması da kesildi.Bahçenin içinde oynamaya zıplamaya başladı.Kırmızı, kedinin sevincinden büyük bir mutluluk duydu.Bu mutluluğun içinde yaptığı işten dolayı kendisiyle gurur duyma da vardı.İyi bir davranışta bulunduğunu hissediyordu.O gün kim bilir kaç kişi miyavlayan kedinin sesini duymuş ama kediye süt veren Kırmızı olmuştu.Bu düşüncenin kendisini hoşnut ettiğini fark etti.

  “Dün akşam eve gelince aç bir kediye süt verdim” diyerek başladı seansa.

Dr.Mavi bu konu üzerinde durmak gerektiğini düşünerek Kırmızı’nın önüne boş bir dosya kağıdı koydu.

Dr.Mavi:”Kediye süt verme davranışını ayrıntılı olarak inceleyelim mi?”

Kırmızı bir şey anlamadan:”Kediye süt verme davranışını da bir hastalık olarak mı görüyorsun yoksa? Bu psikiyatristlere de davranış beğendirmek zor. 
Aç bir kediye süt vermemenin anormal bir davranış olduğunu biliyordum ama tersinin de anormal sayılacağını düşünmemiştim.” 
….
”Kedinin karnı doyunca ne hissettin?” 

”Karnını doyurunca miyavlaması kesildi. Mutlu olduğunu gördüm.İyi bir şey yaptığımı düşündüm.”

”Kendin hakkında nasıl bir sonuç çıkardın?”

”İyi bir insanım diye düşündüm.Herhalde buna itiraz etmeyeceksin? Bunları neden yazıyoruz?Benlik hakkında bir sürü sorum vardı benim.Kediyi doyurmayı konuşarak vakit kaybetmek yerine onların cevabını verebilirsin.”

Dr.Mavi gülümsedi:”Acele ediyorsun.”

”Tamam, tamam.Eee?”

“Şimdi sen kediyi beslediğini iddia ediyor ve ‘ben iyi bir insanım’ sonucunu çıkarıyorsun. Kediyi gerçekten sen mi besledin?”

“Kusura bakma ama buna ‘Haydaa!’ diyebilirim ancak.Kediye sütü ben verdim diyorum.Şu karşında oturan somut varlık, adı da Kırmızı.”

”Kediye neden süt verdin?”

Kırmızı.”Kedi açtı da ondan,sayın Dr.Mavi.”

”Hadi canım sende.Kediye aç olduğu için süt verdiğin koca bir yalan.Aç kediyi görünce ne hissettin?Duygularına yoğunlaş ve o an gerçekten ne hissettiğini söyle bana.”

“Kedi aç galiba, miyavlıyor,ona süt vermeliyim dedim ve süt verdim”

“Hayır Kırmızı.’kedi aç demek’ bir düşüncedir.Benim sorduğum duygu, his, içinde, kalbinde oluşan şey..”

Kırmızı: “Hımm,kediye acıdım.Evet,acıma diyebilirim.”

“Acımasan kediye süt verir miydin?”

“Vermezdim sanırım.Şimdi çaktım meseleyi.İçimde acıma duygusu uyandığı için kediye süt verdiğimi düşünüyorsun”(*)

“Evet” dedi Dr.Mavi.”kediye süt verdiren şey ‘kedi aç’ diye düşünmen değil içinde oluşan acıma duygusu(*). Şimdi kritik soru şu.Bu acıma duygusunu içinde nasıl oluşturdun?”

“Ben oluşturmadım ki! İnsan duygularını oluşturamaz, üretemez.(**)Onlar insanın içinde var olur. Onları Yaratıcı yaratır.O zaman diyorsun ki:İçimdeki acıma duygusunu Yaratıcı yarattı ve kediye süt vermemi istedi.O zaman kediyi besleyen Yaratıcı oluyor.Peki,ben ne oluyorum?”

”Sen vesile oluyorsun.”

”O gün kedinin aç olduğunu gören beş kişi olduğunu düşünelim.Yaratıcı diğer dört kişide acıma duygusu yarattı mı?Yoksa sadece benim içimde mi yarattı?”

 “Beş kişinin de içinde acıma duygusunu yarattı.Yaratıcının acıma duygusunu yaratmasını emir olarak düşün.Dört kişi “kediyi besle” emrine uymadı.Senin kediye süt vermenin tek farkı bu emre uyman oldu.”

“Tek artım sadece bu emre uymak yani.Ama benliğim kediye süt verme emrini sahiplendi.Çünkü beni içimdeki acıma duygusunun yönlendirdiğini fark etmedim.Sonra da benliğim “ben iyi bir insanım” diye gururlandı.”

 “Evet,aynen öyle.Kendi gerçekliğini unutan benlik,sahip olmadığı şeyleri bir güzel kendinin sayıyor.Kediyi besleme eylemini üzerine alıyor, kendine bağlıyor, kendi mükemmelliği, iyiliği olarak değerlendiriyor.Narsistik bir doyum alıyor bundan. Ama bunu yaparken, kendi iradesiyle oluşmayan acıma duygusunu görmezden geliyor.”

“O zaman en son sonuç şu olmalı:yaratıcı beni aracı kılarak kediyi besledi.Onun aç olduğunu gördü.İnsanların içinde acıma duygusu yarattı ama insanların bazıları acıma duygusunun gerektirdiği şeyi yapmadı.Benim tek farkım, acıma duygusunun istediği şeyi yapmak oldu. Ben aracıyım sadece.Kediyi besleyen Yaratıcı.”

“Sonra da Yaratıcı, isteğine uyduğun için seni ödüllendirdi.Aç kedinin karnını doyurduktan sonra oynayıp zıpladığını görünce sen de bundan huzur duydun, mutlu oldun.Bu his de yaratılmış bir duygu olarak,yaratıcının o an sana sunduğu bir armağan oldu.”

“Benliğin ne olduğunu şimdi tam olarak anladım.Sen ‘narsistleşmiş benlik kendisinin olamayan şeyleri sahiplenir’ diyordun.Bununla ne kastettiğin şimdi açıklığa kavuştu.Peki benlik bu kadar kötü bir şeyse Yaratıcı onu bize niye verdi?”

“Bu çok güzel ve haklı bir soru Kırmızı.Benlik kötü bir alet değil.İyi ya da kötü yönde kullanılabilir.’Kediyi besleyen ben değilim, ben sadece aracıyım,içimde kediye acıma duygusunu yaratan yaratıcı beni aracı kılarak kediyi besledi’ diyebilen de benlik.benliği olmayan bir varlık bu muhakemeyi yapamaz.Örneğin,yavrusunu besleyen bir aslan, benliği olmadığı için,’aslında yavrumu besleyen ben değilim, yaratıcı içimde bazı duygular yaratarak yavrumu besliyor’ sonucuna ulaşamaz.Benlik insanı insan yapan, farklı kılan aygıttır.İnsan olmanın zor yanını da üstün tarafını da oluşturur.”
….


İnsan önce ‘bunu ben yaptım, ben sevdim, ben gördüm ’gibi bir tutumla sahiplenme denilen duyguyu tadarak Mutlak Yaratıcı’nın en önemli özelliğini hisseder.Sonra ikinci adımda, sahiplenme duygusunun da kendisine O’nun tarafından bağışlandığını anlayarak her şeyi Yaratıcısına geri verir.
….

Narsistleşmiş bir benlik, sahiplenmenin tadını bırakma, kendinden vazgeçme cesaretini gösteremez. Kendi yaratılmışlık gerçeğini, sahip olduğunu düşündüğü her şein kendisine verildiğini kabul eden bir benlik ise cesur bir karar verir.
……

Kediyi doyurmak haz verici bir eylemdir…İnsan benliği sayesinde bu hazzı hisseder.Sonra benliği kediyi besleyenin kendisi olmadığını anlar.Cesurca bir karar alarak, içinde acıma duygusunun yaratıldığını ve kediyi besleyen eyleminde kendi rolünün yalnızca vesilelik olduğunu kabul eder.Kediyi yaratıcının beslediğine karar verir.Krıtik nokta budur:Kırmızı’nın benliğinin elinde, kediyi beslemenin nasıl bir duyguya yol açtığını hissetmeye yönelik önemli bir tecrübe(***) vardır artık.Bu duyguyu ölçü olarak kullanır.Süt verip kedinin karnını doyurduğunu düşündüğünde hissettiği memnuniyeti ölçü alıp,yarattığı kediyi besleyen Yaratıcının kendine özgü memnuniyetini bir derece anlama(çıkarımda/tahminde bulunma) imkânı bulur..” &lt;/blockquote&gt;

Verme hakkı ile ilgili buraya kadar okuyup da &lt;em&gt;“Materyalist pozitivizme göre, nasıl karaciğerin salgısı safra ise, beynin de salgısı davranışlardır ve bunlar adeta beynin ürünüdür. Buna göre beyin;davranış, duygu ve düşüncelerimizin kaynağıdır.Bunun üzerinde bir güç ve varlık yoktur.”&lt;/em&gt; diyenler varsa da bu görüşün de tartışmaya açık olduğunu hatırlatmak ve  &lt;em&gt;“Beyin bu kadar mükemmel bir düşünce grubunu nasıl bir araya getirmekte ve hücreler buluşup, akıllı bir hücreyi nasıl ortaya çıkarmaktadır?"&lt;/em&gt; sorusuna pozitif bilimin “bilinç” kavramıyla açıklama getirmesinin “Tamam ama amaç ne?” sorusuna, yeterince aydınlatıcı, ve tatminkar cevaplar üretemediğini de söylemek gerekir.

Elbette, pozitif bilimler sayesinde mevcut işleyin nasıl meydana geldiğini ve ne şekilde çalıştığını izlemek, anlamak kolaylaşıyor fakat  “insan olmak” gibi soyut bir kavramı tanımlama, anlamlandırma, dolayısıyla bizim için ifade ettiği değere uygun yaşam şartları oluşturma  gayretiyle, dayanak noktası deliller olan bilim muhatap alınıp, “verme hakkı” noktasında yazının girişinde akla geliveren soruların cevapları arandığında insan çıkmaz bir sokağa girmiş gibi yanıtsız kalabiliyor.

Yukarıdaki link tıklatıdığında otomatiğe bağlanmış gibi hiç yadırgamadan hatta dikkat bile etmeden kabullendiğimiz, basitçe yazılıvermiş görünen etiketler bile cevap arayışında yola koyulmuş işaret levhaları gibi duruyor aslında; insan,vicdan,verme hakkı ! 

&lt;blockquote&gt;Dindeki takdir ve hayranlık hissi bir süre sora alışkanlığa dönüşür. İnsanlar kaynağını unuttukları ritüeller halinde otomatik olarak dini yaşamaya başlarlar.İşte bu ontolojik sorgulama, modern yaşamın gerçeklerini yeniden keşfetmeye götürecek önemli ve faydalı bir sorgulamadır.(sf.30)Prof.Dr.Nevzat Tarhan/&lt;a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=449367&#38;sa=47235589" rel="nofollow"&gt;İnanç Psikolojisi&lt;/a&gt;&lt;/blockquote&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Diyorum ki <a href="http://www.derindusunce.org/category/verme-hakki/" rel="nofollow">verme hakkınızı</a> kullanın Bingöl Cezaevi  Kütüphanesi için. Ne yapabilirsiniz?</p></blockquote>
<p><strong>Category: Verme hakkı</strong></p>
<p>Verilen link tıklandığında kategorilenmiş ‘verme hakkı’ cümlesi çıkınca  insan ister istemez “Bu hak nasıl bir şeydir? Ne işe yarar? Neye göre, nasıl kategorilenir? Doğuştan kazanılmış yaşama hakkı gibi bir hak mıdır? Yoksa insanın dişiyle tırnağıyla mücadele ederek elde etmeyi başardığı ya da belki de hala elde edemediği için tadından tuzundan mahrum kaldığı bir hak mıdır?” şeklinde sorular üreterek üzerinde düşünmeye başlıyor. </p>
<p>Hak diyince çoğunlukla aklımıza “almak” geldiğinden “vermek” fiili ile yan yana geldiğinde kafamız karışıyor, anlamakta zorlanıyoruz galiba.Almayı kolaylıkla kabul ettiğimizden olsa gerek &#8220;alma hakkının&#8221; da ne anlama geldiğini aynı kolaylıkla kavrayabiliyoruz.</p>
<p>İşin ucu almaya dayandığından &#8216;hak çuvalına&#8217; düşünebildiğimiz kadarını doldurmaya çalışıyoruz; eğitim hakkı, çalışma hakkı, konuşma hakkı, eleştirme hakkı,…..</p>
<p>İnsan vermenin anlamını kavramakta, fiile dönüştürmekte zorlanırken verme hakkının çuvalını nasıl tedarik edebilir?<br />
<a href="http://www.mustafaulusoy.com/index.php?sayfa=biyografi" rel="nofollow">Mustafa Ulusoy</a> “Aynalar Koridorunda Aşk” adlı kitabında vermenin anlamını da çuvalının nasıl tedarik edilebileceğini de çok güzel bir örnekle ifade etmiş.</p>
<blockquote><p>Kedi,Aşk,Benlik</p>
<p>   Kırmızı işten eve döndüğünde bahçede bir miyavlama sesi duydu.Minnacık bir kediydi bu.Yanına gitti.Kedinin hali içini burktu,aç görünüyordu.İçinde ona karşı bir merhamet uyandı.Markete gidip süt aldı, içine koyacak bir kap buldu.Kedinin karnı doyunca insanın içini burkan miyavlaması da kesildi.Bahçenin içinde oynamaya zıplamaya başladı.Kırmızı, kedinin sevincinden büyük bir mutluluk duydu.Bu mutluluğun içinde yaptığı işten dolayı kendisiyle gurur duyma da vardı.İyi bir davranışta bulunduğunu hissediyordu.O gün kim bilir kaç kişi miyavlayan kedinin sesini duymuş ama kediye süt veren Kırmızı olmuştu.Bu düşüncenin kendisini hoşnut ettiğini fark etti.</p>
<p>  “Dün akşam eve gelince aç bir kediye süt verdim” diyerek başladı seansa.</p>
<p>Dr.Mavi bu konu üzerinde durmak gerektiğini düşünerek Kırmızı’nın önüne boş bir dosya kağıdı koydu.</p>
<p>Dr.Mavi:”Kediye süt verme davranışını ayrıntılı olarak inceleyelim mi?”</p>
<p>Kırmızı bir şey anlamadan:”Kediye süt verme davranışını da bir hastalık olarak mı görüyorsun yoksa? Bu psikiyatristlere de davranış beğendirmek zor.<br />
Aç bir kediye süt vermemenin anormal bir davranış olduğunu biliyordum ama tersinin de anormal sayılacağını düşünmemiştim.”<br />
….<br />
”Kedinin karnı doyunca ne hissettin?” </p>
<p>”Karnını doyurunca miyavlaması kesildi. Mutlu olduğunu gördüm.İyi bir şey yaptığımı düşündüm.”</p>
<p>”Kendin hakkında nasıl bir sonuç çıkardın?”</p>
<p>”İyi bir insanım diye düşündüm.Herhalde buna itiraz etmeyeceksin? Bunları neden yazıyoruz?Benlik hakkında bir sürü sorum vardı benim.Kediyi doyurmayı konuşarak vakit kaybetmek yerine onların cevabını verebilirsin.”</p>
<p>Dr.Mavi gülümsedi:”Acele ediyorsun.”</p>
<p>”Tamam, tamam.Eee?”</p>
<p>“Şimdi sen kediyi beslediğini iddia ediyor ve ‘ben iyi bir insanım’ sonucunu çıkarıyorsun. Kediyi gerçekten sen mi besledin?”</p>
<p>“Kusura bakma ama buna ‘Haydaa!’ diyebilirim ancak.Kediye sütü ben verdim diyorum.Şu karşında oturan somut varlık, adı da Kırmızı.”</p>
<p>”Kediye neden süt verdin?”</p>
<p>Kırmızı.”Kedi açtı da ondan,sayın Dr.Mavi.”</p>
<p>”Hadi canım sende.Kediye aç olduğu için süt verdiğin koca bir yalan.Aç kediyi görünce ne hissettin?Duygularına yoğunlaş ve o an gerçekten ne hissettiğini söyle bana.”</p>
<p>“Kedi aç galiba, miyavlıyor,ona süt vermeliyim dedim ve süt verdim”</p>
<p>“Hayır Kırmızı.’kedi aç demek’ bir düşüncedir.Benim sorduğum duygu, his, içinde, kalbinde oluşan şey..”</p>
<p>Kırmızı: “Hımm,kediye acıdım.Evet,acıma diyebilirim.”</p>
<p>“Acımasan kediye süt verir miydin?”</p>
<p>“Vermezdim sanırım.Şimdi çaktım meseleyi.İçimde acıma duygusu uyandığı için kediye süt verdiğimi düşünüyorsun”(*)</p>
<p>“Evet” dedi Dr.Mavi.”kediye süt verdiren şey ‘kedi aç’ diye düşünmen değil içinde oluşan acıma duygusu(*). Şimdi kritik soru şu.Bu acıma duygusunu içinde nasıl oluşturdun?”</p>
<p>“Ben oluşturmadım ki! İnsan duygularını oluşturamaz, üretemez.(**)Onlar insanın içinde var olur. Onları Yaratıcı yaratır.O zaman diyorsun ki:İçimdeki acıma duygusunu Yaratıcı yarattı ve kediye süt vermemi istedi.O zaman kediyi besleyen Yaratıcı oluyor.Peki,ben ne oluyorum?”</p>
<p>”Sen vesile oluyorsun.”</p>
<p>”O gün kedinin aç olduğunu gören beş kişi olduğunu düşünelim.Yaratıcı diğer dört kişide acıma duygusu yarattı mı?Yoksa sadece benim içimde mi yarattı?”</p>
<p> “Beş kişinin de içinde acıma duygusunu yarattı.Yaratıcının acıma duygusunu yaratmasını emir olarak düşün.Dört kişi “kediyi besle” emrine uymadı.Senin kediye süt vermenin tek farkı bu emre uyman oldu.”</p>
<p>“Tek artım sadece bu emre uymak yani.Ama benliğim kediye süt verme emrini sahiplendi.Çünkü beni içimdeki acıma duygusunun yönlendirdiğini fark etmedim.Sonra da benliğim “ben iyi bir insanım” diye gururlandı.”</p>
<p> “Evet,aynen öyle.Kendi gerçekliğini unutan benlik,sahip olmadığı şeyleri bir güzel kendinin sayıyor.Kediyi besleme eylemini üzerine alıyor, kendine bağlıyor, kendi mükemmelliği, iyiliği olarak değerlendiriyor.Narsistik bir doyum alıyor bundan. Ama bunu yaparken, kendi iradesiyle oluşmayan acıma duygusunu görmezden geliyor.”</p>
<p>“O zaman en son sonuç şu olmalı:yaratıcı beni aracı kılarak kediyi besledi.Onun aç olduğunu gördü.İnsanların içinde acıma duygusu yarattı ama insanların bazıları acıma duygusunun gerektirdiği şeyi yapmadı.Benim tek farkım, acıma duygusunun istediği şeyi yapmak oldu. Ben aracıyım sadece.Kediyi besleyen Yaratıcı.”</p>
<p>“Sonra da Yaratıcı, isteğine uyduğun için seni ödüllendirdi.Aç kedinin karnını doyurduktan sonra oynayıp zıpladığını görünce sen de bundan huzur duydun, mutlu oldun.Bu his de yaratılmış bir duygu olarak,yaratıcının o an sana sunduğu bir armağan oldu.”</p>
<p>“Benliğin ne olduğunu şimdi tam olarak anladım.Sen ‘narsistleşmiş benlik kendisinin olamayan şeyleri sahiplenir’ diyordun.Bununla ne kastettiğin şimdi açıklığa kavuştu.Peki benlik bu kadar kötü bir şeyse Yaratıcı onu bize niye verdi?”</p>
<p>“Bu çok güzel ve haklı bir soru Kırmızı.Benlik kötü bir alet değil.İyi ya da kötü yönde kullanılabilir.’Kediyi besleyen ben değilim, ben sadece aracıyım,içimde kediye acıma duygusunu yaratan yaratıcı beni aracı kılarak kediyi besledi’ diyebilen de benlik.benliği olmayan bir varlık bu muhakemeyi yapamaz.Örneğin,yavrusunu besleyen bir aslan, benliği olmadığı için,’aslında yavrumu besleyen ben değilim, yaratıcı içimde bazı duygular yaratarak yavrumu besliyor’ sonucuna ulaşamaz.Benlik insanı insan yapan, farklı kılan aygıttır.İnsan olmanın zor yanını da üstün tarafını da oluşturur.”<br />
….</p>
<p>İnsan önce ‘bunu ben yaptım, ben sevdim, ben gördüm ’gibi bir tutumla sahiplenme denilen duyguyu tadarak Mutlak Yaratıcı’nın en önemli özelliğini hisseder.Sonra ikinci adımda, sahiplenme duygusunun da kendisine O’nun tarafından bağışlandığını anlayarak her şeyi Yaratıcısına geri verir.<br />
….</p>
<p>Narsistleşmiş bir benlik, sahiplenmenin tadını bırakma, kendinden vazgeçme cesaretini gösteremez. Kendi yaratılmışlık gerçeğini, sahip olduğunu düşündüğü her şein kendisine verildiğini kabul eden bir benlik ise cesur bir karar verir.<br />
……</p>
<p>Kediyi doyurmak haz verici bir eylemdir…İnsan benliği sayesinde bu hazzı hisseder.Sonra benliği kediyi besleyenin kendisi olmadığını anlar.Cesurca bir karar alarak, içinde acıma duygusunun yaratıldığını ve kediyi besleyen eyleminde kendi rolünün yalnızca vesilelik olduğunu kabul eder.Kediyi yaratıcının beslediğine karar verir.Krıtik nokta budur:Kırmızı’nın benliğinin elinde, kediyi beslemenin nasıl bir duyguya yol açtığını hissetmeye yönelik önemli bir tecrübe(***) vardır artık.Bu duyguyu ölçü olarak kullanır.Süt verip kedinin karnını doyurduğunu düşündüğünde hissettiği memnuniyeti ölçü alıp,yarattığı kediyi besleyen Yaratıcının kendine özgü memnuniyetini bir derece anlama(çıkarımda/tahminde bulunma) imkânı bulur..” </p></blockquote>
<p>Verme hakkı ile ilgili buraya kadar okuyup da <em>“Materyalist pozitivizme göre, nasıl karaciğerin salgısı safra ise, beynin de salgısı davranışlardır ve bunlar adeta beynin ürünüdür. Buna göre beyin;davranış, duygu ve düşüncelerimizin kaynağıdır.Bunun üzerinde bir güç ve varlık yoktur.”</em> diyenler varsa da bu görüşün de tartışmaya açık olduğunu hatırlatmak ve  <em>“Beyin bu kadar mükemmel bir düşünce grubunu nasıl bir araya getirmekte ve hücreler buluşup, akıllı bir hücreyi nasıl ortaya çıkarmaktadır?&#8221;</em> sorusuna pozitif bilimin “bilinç” kavramıyla açıklama getirmesinin “Tamam ama amaç ne?” sorusuna, yeterince aydınlatıcı, ve tatminkar cevaplar üretemediğini de söylemek gerekir.</p>
<p>Elbette, pozitif bilimler sayesinde mevcut işleyin nasıl meydana geldiğini ve ne şekilde çalıştığını izlemek, anlamak kolaylaşıyor fakat  “insan olmak” gibi soyut bir kavramı tanımlama, anlamlandırma, dolayısıyla bizim için ifade ettiği değere uygun yaşam şartları oluşturma  gayretiyle, dayanak noktası deliller olan bilim muhatap alınıp, “verme hakkı” noktasında yazının girişinde akla geliveren soruların cevapları arandığında insan çıkmaz bir sokağa girmiş gibi yanıtsız kalabiliyor.</p>
<p>Yukarıdaki link tıklatıdığında otomatiğe bağlanmış gibi hiç yadırgamadan hatta dikkat bile etmeden kabullendiğimiz, basitçe yazılıvermiş görünen etiketler bile cevap arayışında yola koyulmuş işaret levhaları gibi duruyor aslında; insan,vicdan,verme hakkı ! </p>
<blockquote><p>Dindeki takdir ve hayranlık hissi bir süre sora alışkanlığa dönüşür. İnsanlar kaynağını unuttukları ritüeller halinde otomatik olarak dini yaşamaya başlarlar.İşte bu ontolojik sorgulama, modern yaşamın gerçeklerini yeniden keşfetmeye götürecek önemli ve faydalı bir sorgulamadır.(sf.30)Prof.Dr.Nevzat Tarhan/<a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=449367&amp;sa=47235589" rel="nofollow">İnanç Psikolojisi</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>özlem tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/13/verme-hakkini-kullanan-bir-insan/#comment-36774</link>
		<dc:creator>özlem</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Aug 2009 11:56:17 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6137#comment-36774</guid>
		<description>&lt;strong&gt;Iyilik yapmamak icin daima sebebi olan iyi insanlariz biz. &lt;/strong&gt;
Ne kadar acı ama doğru bir söz. Herşeyin en kolayına talibiz. Modern zamanların insanıyız bizler. Hiçbir şey yapmasak da öyle kabarık bir egomuz öyle kendinden emin bir halimiz var ki. Böyle yazıları görünce bir şeyler yazmak istiyorum. Ama çok zor. Bir çok insan gibi ben de donup kalıyorum. Bize çirkin karanlık yüzümüzü hatırlatan yazılar bunlar. Hiç çıkmasa hiç görmesek de kolay cennetlerin hep bizim olduğuna inansak. Yutkunurken bir şeyler boğazımıza hiç takılmasa. O insanların tüm bu acıları çektiği bir kentte mutlu, huzurlu ve her zaman iyi insanlar olduğumuza inanarak yaşayıp yere göğe koyamadığımız hayatlarımızla ve sudan ucuz vakitlerimizle binlerce neslin öylesine gelip geçtiği gibi biz de gelip geçsek. Öylece bir yokoluş işte. Ne kendine ne başkasına hayrı olmuş tavşan boku misali bir hayat.
Bu yazıyı yazan kardeşimizden Allah razı olsun. Hep böyle canımızı acıtmaya devam etsin. Ve Allah ecrini kat kat versin insallah. Siz yapmanız gerekeni yapıyorsunuz bizleri uyarmakla, gerisi bizim kahrolası vicdanlarımıza kalmış.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Iyilik yapmamak icin daima sebebi olan iyi insanlariz biz. </strong><br />
Ne kadar acı ama doğru bir söz. Herşeyin en kolayına talibiz. Modern zamanların insanıyız bizler. Hiçbir şey yapmasak da öyle kabarık bir egomuz öyle kendinden emin bir halimiz var ki. Böyle yazıları görünce bir şeyler yazmak istiyorum. Ama çok zor. Bir çok insan gibi ben de donup kalıyorum. Bize çirkin karanlık yüzümüzü hatırlatan yazılar bunlar. Hiç çıkmasa hiç görmesek de kolay cennetlerin hep bizim olduğuna inansak. Yutkunurken bir şeyler boğazımıza hiç takılmasa. O insanların tüm bu acıları çektiği bir kentte mutlu, huzurlu ve her zaman iyi insanlar olduğumuza inanarak yaşayıp yere göğe koyamadığımız hayatlarımızla ve sudan ucuz vakitlerimizle binlerce neslin öylesine gelip geçtiği gibi biz de gelip geçsek. Öylece bir yokoluş işte. Ne kendine ne başkasına hayrı olmuş tavşan boku misali bir hayat.<br />
Bu yazıyı yazan kardeşimizden Allah razı olsun. Hep böyle canımızı acıtmaya devam etsin. Ve Allah ecrini kat kat versin insallah. Siz yapmanız gerekeni yapıyorsunuz bizleri uyarmakla, gerisi bizim kahrolası vicdanlarımıza kalmış.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

