RSS Feed for This Post

Kürtlere Türkçe bir tavsiye

[12 Ağustos 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Türkiyeli Kürtler, her demokratik ülkede olması gereken hak ve özgürlükleri mi istiyor sadece? Yoksa asıl hedefleri, “ille de grup hakları” diye ısrar ederek, kendilerini önce ayrı bir “halk”, sonra da ayrı bir “ulus” olarak tanımlamak, zamanı gelip şartlar elverince de ayrı bir “ulus-devlet” kurmak mı? Bu ikisi arasında epey fark var.

Demokrasiye ve özgürlüğe inanan Türklerin birinci şıkka taraftar olduğuna kuşku yok. Böylesi “idealist” değerleri olmayan, meseleleri ancak kendi “yüksek menfaatleri” açısından değerlendiren “devlet” bile, salt pragmatik sebeplerle de olsa, hak ve özgürlükleri kabul etme noktasına geldi. Bu, birinci şıkkı, yani “hak ve özgürlükler ile çözüm”ü kolaylaştırıyor. Ancak eğer Kürt milliyetçilerinin kalbinde yatan aslan ille de ikinci şık, yani uzun vadede bir “Kürt ulus-devleti” ise, işimiz zor.

Aslında sorunumuzu çözecek ve kimsenin burnunu kanatmayacak olsaydı, böylesi bir “taksim” formülüne ben kendi adıma razı olurdum. Ancak durum o kadar basit değil. Kürtlerin ülke geneline dağılımı, nüfusun içiçe geçmişliği ve muhtemel bir “bölünme” durumunda karşılıklı köpürecek olan etnik milliyetçiliklerin şiddeti, “taksim” senaryosunu çok tehlikeli hale getiriyor. Hindistan’ın bölünmesinin ve Yugoslavya’nın parçalanmasının ne kadar kanlı olduğunu hatırlamak, yeterince uyarıcı.

Onun için Kürtlere, özellikle de milliyetçi Kürtlere, açık sözlü bir tavsiyede bulunmak istiyorum.

Eğer kendileriyle aynı kimliği taşıyan bir ulus-devlet çatısı altında yaşayınca dertlerinin biteceğini, başlarının göğe ereceğini sanıyorlarsa, yanılıyorlar. Türkiye, bunun apaçık bir örneği. Bu ülkede hakları devlet eliyle çiğnenmiş, “devlet büyükleri” tarafından aşağılanmış, tehdit edilmiş ve ezilmiş milyonlarca “Türk” var. “Türk” olmak, üniversite kapısından geri çevrilmekten, suçsuz yere hapse atılmaktan veya işkence görmekten kurtarmıyor kimseyi. Bu zulümlerden sorumlu adamların “Türk” olması da, onların mağdur ettiği “Türk”lerin yarasına derman olmuyor. Darbeci generalin, işkenceci polisin veya masumları mahkum eden hakimin yaptıkları, bu adamlar bizim anadilimizi paylaşıyor diye, biz Türklere daha bir tatlı, sevimli, katlanabilir gelmiyor.

Aynı şekilde despot bir “Kürdistan”da yaşamak da Kürtleri mutlu etmeyecektir. Türkiye’deki Kürt hareketine egemen olan ve kendinden başka hiç bir alternatife hayat hakkı tanımayan PKK’nın tam da böyle bir sistem kuracağını kestirmek içinse kahin olmaya gerek yok. Emin olun, eğer PKK hareketi bir gün bir devletin başına geçerse, “Kürtler için, Kürtlere rağmen” diyerek bir “devrim oligarşi”si yaratacak, kurduğu sistemin de “Ulu Önderlik”in etrafında kümelenecek “Beyaz Kürtler”den başkasına hayrı olmayacaktır. “Bağımsızlık”lar ve “devrim”ler zaten kaçınılmaz olarak bireysel hakları geri iter, “halk”ı ve onun “önderleri”ni ön plana çıkarır. Bizim coğrafyada ise durum iyice beterdir. Baas, Nasır veya FLN (Cezayir) örneklerinde görüldüğü, Kuzey Irak’ta görülmeye başladığı gibi…

Demek istediğim şöyle de özetlenebilir: Biz Türkler, bu “otoriter ulus-devlet” filmini gördük. Hiç tavsiye etmeyiz. Kaybettirdikleri, “kazanım”larından büyüktür. Ve aklın yolu, yeni savaşlar ve çatışmalarla yeni ve “ham” ulus-devletler yaratmak değil, elde olanı olgunlaştırıp demokratikleştirmektir.

Türkiye ise bu demokratikleşme yolunda zaten epey mesafe almış durumda. Kürtler, enerjilerini bunu bozmak yerine düzeltmeye harcarlarsa, başkaları kadar kendilerine de iyilik etmiş olacaklar.

Share on Facebook

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 3 Yorum

  2. Yazan:Mustafa Akbaş Tarih: Ağu 13, 2009 | Reply

    Kürtler Türkler gibi Kemalist baski altinda yasamayi kabul etmis degil. Yoksa Daglari cikip baskici sisteme karsi savasmazlardi. Kürtler geleceklerine ve yasam sekline kendi aralarinda karar vermesi gerekir.

  3. Yazan:H.Yavuz Tarih: Ağu 15, 2009 | Reply

    Sayın Akyol,yazınızda katıldığım fikir “Kürtler için, Kürtlere rağmen” diyerek bir “devrim oligarşi”si yaratacak, kurduğu sistemin de “Ulu Önderlik”in etrafında kümelenecek “Beyaz Kürtler”den başkasına hayrı olmayacaktır.Bunda çok haklısınız.Tarihsel olarak,uzun süredir içiçe geçmiş iki halkın ayrılması banada çok zor gibi görünüyor.Fakat herşeye rağmen,Kürtlerin bağımsızlık dahil her türlü taleplerini doğru anlamak lazım.Kürt milliyetçisi dediğimiz insanlar,türküyede hakkı olmadığı takdirde,hak idaa ettiği ne var?İstanbulumu istiyorlar,veya izmir,veya ankarayımı istiyorlar kürtler.Hayır böyle bir taleplerinin olduğunu sanmıyorum.Kürtler, tarihsel olarak coğrafyası belli olan topraklarını telep ediyorlar.Bu talep T.C taradından gaspedilmiş bir haktır.Bu hakkı geri alabilmek için işkence gördüler,linç edildiler,sürüldüler,öldüler.Milliyetçilik işgalcidir,baskıcıdır.Sayın Akyol,işgalci olan,zulüm eden taraf kürtler değil,aksine onları işgal eden,zulüme uğratan zihniyet,türk miliyetçiliğidir.Kürtlerin bağımsızlık istemesi,toplumsal bir fobi yaratmış durumda.Kendi milliyetçilik duygularını görmezlikten gelip,kürtlerin en demokratik hakkı olan bağımsızlık haklarını istemeleri miliyetçilikmidir,yoksa bu hakkı tanımamak ve karşısında durmakmı miliyetçiliktir.Evet,kürtler bir devlet kurmayı başarırlarsa bir dürü sorunla karşı karşıya kalacaklardır,fakat bu onların devlet kurmasları için bir sorun değildir…saygılarımla

  4. Yazan:Tayfun Tarih: Mar 24, 2010 | Reply

    Kürtler Türkler gibi Kemalist baski altinda yasamayi kabul etmis degil. Yoksa Daglari cikip baskici sisteme karsi savasmazlardi. Kürtler geleceklerine ve yasam sekline kendi aralarinda karar vermesi gerekir.

    Bu sistemin baskısını en yoğun şekilde hissettirdiği dönemlerde değil de, Kürtlerle uzlaşı zemininin arandığı dönemlerde, demokratikleşmenin arttığı dönemlerde oldu en kanlı ”direniş” nedense… GAP gibi Avrupa’nın en büyük projesi Güneydoğu’ya gitti, şimdi Güneydoğu’da Çukurova’dan fazla pamuk elde ediliyor, karşılığı ne oldu? Onbinlerce ölü… Şimdi tekrar açılım isteniyor, karşılığı yine terör. Sanki bir güç Türk-Kürt çatışmasının hiç bitmemesini istiyor. PKK da nedense Kürtlerin ezildiği sistemi korumak isteyenlere, statükoculara nedense hiç dokunmuyor, nerede bu sorunu çözmek için adım atan biri var, ona saldırıyor en çok.

    kurduğu sistemin de “Ulu Önderlik”in etrafında kümelenecek “Beyaz Kürtler”den başkasına hayrı olmayacaktır.

    -Ulu önderleri Abdullah Öcalan, beyaz Kürtleri de toprak ağaları olacaktır. Gerisi ırgatlığa devam. Aslında bazen düşünüyorum, AB’ye güneydoğudan taviz vererek girebileceksek verelim güneydoğuyu, girelim AB’ye, hem biz kurtulalım bu iki milleti bir arada tutmaya çalışıp durmaktan, hem de Kürtler yüzyıllardır hayalini kurdukları kendi devletlerine kavuşsunlar. Böylesi bir kazan-kazan durumu olacaksa neden olmasın? Bir de mübadele olur Yunanlarla yaptığımız gibi. Mesele kapanır. Başka türlü çözülmeyecek, problem ötelenip duracak gibi gözüküyor.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin