<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Ayıp sanat olur mu? yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Sat, 11 Feb 2012 16:17:51 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Kötülük’ten Güzellik çıkar mı? – C.Baudelaire’in şiirleri, O.Dix’in gravürleri : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-89915</link>
		<dc:creator>Kötülük’ten Güzellik çıkar mı? – C.Baudelaire’in şiirleri, O.Dix’in gravürleri : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2011 14:22:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-89915</guid>
		<description>[...] Ayıp sanat olur mu? [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Ayıp sanat olur mu? [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Kırık parçalar (Marilyn Monroe) : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-86815</link>
		<dc:creator>Kırık parçalar (Marilyn Monroe) : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 22:30:21 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-86815</guid>
		<description>[...] Ayıp sanat olur mu? [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Ayıp sanat olur mu? [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Marx ve İnsan’ın kendine yabancılaşması (2): Makineleşmek : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-67940</link>
		<dc:creator>Marx ve İnsan’ın kendine yabancılaşması (2): Makineleşmek : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Mar 2011 17:26:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-67940</guid>
		<description>[...] Ayıp sanat olur mu? [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Ayıp sanat olur mu? [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ölüm’ün Işığında Zaman Kavramı (6) : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-61455</link>
		<dc:creator>Ölüm’ün Işığında Zaman Kavramı (6) : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Dec 2010 08:57:08 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-61455</guid>
		<description>[...] sevinmeleri gibi bu estetizasyon yani çekici hale getirme (Ayrıntılı açıklama için bkz. Ayıp sanat olur mu?). Paradoksal bir biçimde &#8220;ötekilerin&#8221; estetik ölümü bize kendi sonumuzu [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] sevinmeleri gibi bu estetizasyon yani çekici hale getirme (Ayrıntılı açıklama için bkz. Ayıp sanat olur mu?). Paradoksal bir biçimde &#8220;ötekilerin&#8221; estetik ölümü bize kendi sonumuzu [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ölüm’ün Işığında Zaman Kavramı (5) : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-61051</link>
		<dc:creator>Ölüm’ün Işığında Zaman Kavramı (5) : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Dec 2010 19:52:04 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-61051</guid>
		<description>[...] &#8220; Bir natürmorta bakarken açlıkla bakmıyoruz. Tersine ressam &#8220;yiyecek-gıda&#8221; elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma&#8217;yı keşfediyoruz bütün orijinalliği, tekilliği ile. &#8221;( Ayıp sanat olur mu?) [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] &#8220; Bir natürmorta bakarken açlıkla bakmıyoruz. Tersine ressam &#8220;yiyecek-gıda&#8221; elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma&#8217;yı keşfediyoruz bütün orijinalliği, tekilliği ile. &#8221;( Ayıp sanat olur mu?) [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Kitab Keşf al Mânâ ‘an sır asmâ’ ALLAH al-Hüsna (Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri) : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-58324</link>
		<dc:creator>Kitab Keşf al Mânâ ‘an sır asmâ’ ALLAH al-Hüsna (Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri) : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Oct 2010 00:46:39 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-58324</guid>
		<description>[...] (=akıllarını) surete uydururlar. Şekilcidir bu yaklaşım, Hakikat&#8217;ten uzaklaşan boya-sanat&#8217;ın yoludur bu. Hedonistlerin, ırkçıların, pozitivistlerin buluştuğu meydana çıkar bu yol. Zira NE? [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] (=akıllarını) surete uydururlar. Şekilcidir bu yaklaşım, Hakikat&#8217;ten uzaklaşan boya-sanat&#8217;ın yoludur bu. Hedonistlerin, ırkçıların, pozitivistlerin buluştuğu meydana çıkar bu yol. Zira NE? [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Beril Boz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-56232</link>
		<dc:creator>Beril Boz</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Sep 2010 18:33:10 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-56232</guid>
		<description>Kendi kendime diyorum ki hayatı ve insanı aşağılayan, bir “obje” mertebesine indiren (ya da bu riski içeren) faaliyetler “sanat” adıyla yüceltilmesin. Birisi ufacık çocukların çıplak resmini çekince ya da çekiçle bir keçinin başına vururken filme alınca “heyy polis, çek ellerini üzerimden, ben sanatçıyım, dokanma!” demesin. 

evet, haklısınız.
ve hayvanları topluca katletmenin ve taze et yemekten başka hiçbir manası kalmamış olan kurbanın adı da ibadet olmasın. (Konu dışı görünebilir ama fikrimce çok yakından ilişkili)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Kendi kendime diyorum ki hayatı ve insanı aşağılayan, bir “obje” mertebesine indiren (ya da bu riski içeren) faaliyetler “sanat” adıyla yüceltilmesin. Birisi ufacık çocukların çıplak resmini çekince ya da çekiçle bir keçinin başına vururken filme alınca “heyy polis, çek ellerini üzerimden, ben sanatçıyım, dokanma!” demesin. </p>
<p>evet, haklısınız.<br />
ve hayvanları topluca katletmenin ve taze et yemekten başka hiçbir manası kalmamış olan kurbanın adı da ibadet olmasın. (Konu dışı görünebilir ama fikrimce çok yakından ilişkili)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Boşluk aynası ve Edward Hopper: Sanat’ta Ayrıntı(8) : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-48952</link>
		<dc:creator>Boşluk aynası ve Edward Hopper: Sanat’ta Ayrıntı(8) : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Apr 2010 22:22:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-48952</guid>
		<description>[...] &#8220;Meselâ Francisco Goya&#8217;nın yaptığı El tres de Mayo adlı esere bakalım. Napolyon&#8217;un İspanya&#8217;yı işgal ettiği dönemdeki zulümü anlatan bu eserde kurşuna dizilen bir köylüyü anlatıyor &#8220;hikâyeci&#8221;. Yüzleri ve duyguları netleştirilerek İspanyolların birer insan oldukları buna karşılık Fransız askerlerinin tek tip, acımasız birer emir kulu oluşları vurgulanmış. Köylünün beyaz gömleği yerdeki lambanın ışığını öyle bir yansıtmış ki lambadan daha beyaz ve parlak olmuş. Saflığı, masumiyeti çağrıştıran bu beyazlık [...] Goya bu resmi elbette öyle kafasına estiği bir anda yapmadı. İspanyol ulusal kimliğine hizmet edecek bir propaganda afişi gibi, politik amaçla yapılmış bir eser bu. Goya gerçekte savaşa katılmadı ve buna benzer sahnelere de tanık olmadı. Olayların bitişinden 6 yıl sonra, 1814&#8242;te yaptığı bu eser için ispanyol hükümetinden para istemesi zannediyorum &#8220;business is business&#8221; boyutunu anlamak için yeterli.&#8221; (Ayıp sanat olur mu?) [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] &#8220;Meselâ Francisco Goya&#8217;nın yaptığı El tres de Mayo adlı esere bakalım. Napolyon&#8217;un İspanya&#8217;yı işgal ettiği dönemdeki zulümü anlatan bu eserde kurşuna dizilen bir köylüyü anlatıyor &#8220;hikâyeci&#8221;. Yüzleri ve duyguları netleştirilerek İspanyolların birer insan oldukları buna karşılık Fransız askerlerinin tek tip, acımasız birer emir kulu oluşları vurgulanmış. Köylünün beyaz gömleği yerdeki lambanın ışığını öyle bir yansıtmış ki lambadan daha beyaz ve parlak olmuş. Saflığı, masumiyeti çağrıştıran bu beyazlık [...] Goya bu resmi elbette öyle kafasına estiği bir anda yapmadı. İspanyol ulusal kimliğine hizmet edecek bir propaganda afişi gibi, politik amaçla yapılmış bir eser bu. Goya gerçekte savaşa katılmadı ve buna benzer sahnelere de tanık olmadı. Olayların bitişinden 6 yıl sonra, 1814&#8242;te yaptığı bu eser için ispanyol hükümetinden para istemesi zannediyorum &#8220;business is business&#8221; boyutunu anlamak için yeterli.&#8221; (Ayıp sanat olur mu?) [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Derin Göz: Sanat&#8217;ta Ayrıntı (2) : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-46567</link>
		<dc:creator>Derin Göz: Sanat&#8217;ta Ayrıntı (2) : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 11:05:43 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-46567</guid>
		<description>[...] hale getirilmiş her ürün bir sanat eseri sayılabilir mi? Bu ayrı bir konu&#8230;&#8221;( Ayıp sanat olur mu?, &#8220;Sanatçı başka, boyacı başka!&#8221; isimli [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] hale getirilmiş her ürün bir sanat eseri sayılabilir mi? Bu ayrı bir konu&#8230;&#8221;( Ayıp sanat olur mu?, &#8220;Sanatçı başka, boyacı başka!&#8221; isimli [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Derin Göz: Sanat&#8217;ta Ayrıntı (2) : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-46528</link>
		<dc:creator>Derin Göz: Sanat&#8217;ta Ayrıntı (2) : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 16:38:15 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-46528</guid>
		<description>[...] çekici hale getirilmiş her ürün bir sanat eseri sayılabilir mi? Bu ayrı bir konu…”( Ayıp sanat olur mu?, “Sanatçı başka, boyacı başka!” isimli paragraf [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] çekici hale getirilmiş her ürün bir sanat eseri sayılabilir mi? Bu ayrı bir konu…”( Ayıp sanat olur mu?, “Sanatçı başka, boyacı başka!” isimli paragraf [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Bakmak ve görmek:Sanat’ta ayrıntı (1) : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-45615</link>
		<dc:creator>Bakmak ve görmek:Sanat’ta ayrıntı (1) : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 23:01:10 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-45615</guid>
		<description>[...]  Sanatçı ise bilim adamlarında ve filozoflarda bulunmayan bir aydınlatma kapasitesine sahip insan olabilir ancak. Sanatçının eserleri zamanın akışını durduran tılsımlı bir cisim olmalı, deney ve gözlem yoluyla öğrenme imkânımız olmayan bilgiyi ve bilgeliği bize aktarmalı. Beşerlikten İnsanlık&#8217;a giden bir köprü olmalı her sanat eseri.[...] Deney ve gözleme dayalı (ampirik), doğa kurallarıyla önceden belirlenmiş (determinist) bir dünya dışında VAR olduğumuzun farkına varmak. Immanuel Kant&#8217;ın &#8220;Ding an sich&#8221; terimiyle işaret ettiği ve Saf Aklın Eleştirisi&#8217;nde sayfalarca anlattığı şey tam da bu değil mi? İnsan&#8217;ın ve Varlık&#8217;ın olduğu gibi gibi algılanması.  &#8230;&#8221; (Bkz. Ayıp sanat olur mu?) [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...]  Sanatçı ise bilim adamlarında ve filozoflarda bulunmayan bir aydınlatma kapasitesine sahip insan olabilir ancak. Sanatçının eserleri zamanın akışını durduran tılsımlı bir cisim olmalı, deney ve gözlem yoluyla öğrenme imkânımız olmayan bilgiyi ve bilgeliği bize aktarmalı. Beşerlikten İnsanlık&#8217;a giden bir köprü olmalı her sanat eseri.[...] Deney ve gözleme dayalı (ampirik), doğa kurallarıyla önceden belirlenmiş (determinist) bir dünya dışında VAR olduğumuzun farkına varmak. Immanuel Kant&#8217;ın &#8220;Ding an sich&#8221; terimiyle işaret ettiği ve Saf Aklın Eleştirisi&#8217;nde sayfalarca anlattığı şey tam da bu değil mi? İnsan&#8217;ın ve Varlık&#8217;ın olduğu gibi gibi algılanması.  &#8230;&#8221; (Bkz. Ayıp sanat olur mu?) [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Giuliano Carmignola ile ibadet : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-44714</link>
		<dc:creator>Giuliano Carmignola ile ibadet : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 22:15:26 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-44714</guid>
		<description>[...] Oysa hayattan koparılmış, boya ve ses tekniklerine hapsedilmiş sanat can çekişiyor. Sergi/konser sonrası kokteyller birer cenaze töreni, yanına yaklaşılmaz boyacı-sanatçıların kibiri sanatın mezarı olmuş. (bkz. Ayıp sanat olur mu?) [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Oysa hayattan koparılmış, boya ve ses tekniklerine hapsedilmiş sanat can çekişiyor. Sergi/konser sonrası kokteyller birer cenaze töreni, yanına yaklaşılmaz boyacı-sanatçıların kibiri sanatın mezarı olmuş. (bkz. Ayıp sanat olur mu?) [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-38448</link>
		<dc:creator>Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2009 12:40:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-38448</guid>
		<description>[...] yol sanatın yolu, boyacılık mertebesini aşmış, hakiki sanatçının yolu. (Bkz. &#8220;Ayıp sanat olur mu?&#8221; makalesi, Sanatçı başka, boyacı başka! isimli [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] yol sanatın yolu, boyacılık mertebesini aşmış, hakiki sanatçının yolu. (Bkz. &#8220;Ayıp sanat olur mu?&#8221; makalesi, Sanatçı başka, boyacı başka! isimli [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-36677</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Aug 2009 13:20:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-36677</guid>
		<description>ampirik kraliçe,

sitemize hos geldiniz, güzel sözleriniz için tesekkürler.

normal kosullarda Türkçe disindaki dillerde yazilmis yorumlari yayinlamiyoruz.

Bu dili kullanmayan okuyucular için asagiya bir tercümesini veriyorum:



&lt;blockquote&gt;&lt;em&gt;Bir Bordeaux mahkemesinin karari ile içtihad olmaz. ispat? Paris'teki bir mahkeme insan onuruna saygisizliktan dolayi bir sergiyi yasakladi.

Bu da ispat ediyor ki "sanat" eserlerinin ahlaksizligi meselesinin çözüm yeri mahkemeler degil.

Bir kez daha neyin sanat olup olmadigina karar verme mercinin insanlarin vicdani oldugunu görüyoruz. Tabi bu da tamamen göreceli, herkesin hassasiyetine ve geçmisine bagli.

Totaliter bir rejim kurulmadigi müddetçe bu tür "eserlerin" yayilmasina engel olmak zor gibi görünüyor.

&lt;strong&gt;"Sanatın, sanatçıların insafına bırakılamayacak kadar önemli birşey olduğunu düşünüyorum…"(MY)&lt;/strong&gt;
"... ama özgürlük, adini yazarim ..." (Paul Eluard)

Bütün bunlardan sonra çok güzel bir yazi, bravo&lt;/em&gt;&lt;/blockquote&gt;

</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>ampirik kraliçe,</p>
<p>sitemize hos geldiniz, güzel sözleriniz için tesekkürler.</p>
<p>normal kosullarda Türkçe disindaki dillerde yazilmis yorumlari yayinlamiyoruz.</p>
<p>Bu dili kullanmayan okuyucular için asagiya bir tercümesini veriyorum:</p>
<blockquote><p><em>Bir Bordeaux mahkemesinin karari ile içtihad olmaz. ispat? Paris&#8217;teki bir mahkeme insan onuruna saygisizliktan dolayi bir sergiyi yasakladi.</p>
<p>Bu da ispat ediyor ki &#8220;sanat&#8221; eserlerinin ahlaksizligi meselesinin çözüm yeri mahkemeler degil.</p>
<p>Bir kez daha neyin sanat olup olmadigina karar verme mercinin insanlarin vicdani oldugunu görüyoruz. Tabi bu da tamamen göreceli, herkesin hassasiyetine ve geçmisine bagli.</p>
<p>Totaliter bir rejim kurulmadigi müddetçe bu tür &#8220;eserlerin&#8221; yayilmasina engel olmak zor gibi görünüyor.</p>
<p><strong>&#8220;Sanatın, sanatçıların insafına bırakılamayacak kadar önemli birşey olduğunu düşünüyorum…&#8221;(MY)</strong><br />
&#8220;&#8230; ama özgürlük, adini yazarim &#8230;&#8221; (Paul Eluard)</p>
<p>Bütün bunlardan sonra çok güzel bir yazi, bravo</em></p></blockquote>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ampirik kraliçe tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-36672</link>
		<dc:creator>ampirik kraliçe</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Aug 2009 12:01:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-36672</guid>
		<description>un jugement d’un tribunal de bordeaux ne fait pas jurisprudence 
la preuve, un autre tribunal parisien a interdit une expo pour atteinte à l’intégrité humaine  ….. 

ce qui prouve que ce n’est pas la justice qui peut régler cette question de l’immoralité de certaines œuvres « d’art »

encore une fois je crois que l’on en revient à l’appréciation souveraine de chacun, de savoir en son âme et conscience,  ce qui relève de l’art ou non 

cette notion étant évidemment totalement subjective car pouvant varier d’ une personne à l’autre selon ses propres sensibilités ou expériences passées. 

à moins d’instituer un régime totalitaire , il parait difficile de poser une interdiction pure et absolue sur la diffusion de telles « œuvres » …. 


Sanatın, sanatçıların insafına bırakılamayacak kadar önemli birşey olduğunu düşünüyorum…

et  pourtant .... 

liberté … j’écris ton nom  …. 

cela étant dit : article REMARQUABLE , bravo</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>un jugement d’un tribunal de bordeaux ne fait pas jurisprudence<br />
la preuve, un autre tribunal parisien a interdit une expo pour atteinte à l’intégrité humaine  ….. </p>
<p>ce qui prouve que ce n’est pas la justice qui peut régler cette question de l’immoralité de certaines œuvres « d’art »</p>
<p>encore une fois je crois que l’on en revient à l’appréciation souveraine de chacun, de savoir en son âme et conscience,  ce qui relève de l’art ou non </p>
<p>cette notion étant évidemment totalement subjective car pouvant varier d’ une personne à l’autre selon ses propres sensibilités ou expériences passées. </p>
<p>à moins d’instituer un régime totalitaire , il parait difficile de poser une interdiction pure et absolue sur la diffusion de telles « œuvres » …. </p>
<p>Sanatın, sanatçıların insafına bırakılamayacak kadar önemli birşey olduğunu düşünüyorum…</p>
<p>et  pourtant &#8230;. </p>
<p>liberté … j’écris ton nom  …. </p>
<p>cela étant dit : article REMARQUABLE , bravo</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>rüştü tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-36593</link>
		<dc:creator>rüştü</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2009 12:21:24 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-36593</guid>
		<description>kardeş bundan önce giden isimsiz yorum benimdi çok uğraştım bulabiliyorsanız yayınlayın yoksa sağlık olsun vardır bunun da bir hikmeti selamünaleyküm</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>kardeş bundan önce giden isimsiz yorum benimdi çok uğraştım bulabiliyorsanız yayınlayın yoksa sağlık olsun vardır bunun da bir hikmeti selamünaleyküm</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-36559</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2009 22:04:32 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-36559</guid>
		<description>Rüstü Bey sagolun,

Bergson'dan yaptiginiz alintilar çok faydali. Gerçekten de din, zaman, tabiat, vb üzerine yazdiklari çok ilginç bu düsünürün.

Bir düsünürü &lt;strong&gt;ya hep ya hiç&lt;/strong&gt; diyerek körlemesine kabul/red edenleri hatali buluyorum. Ben bu insanlarin yazdiklarini birer alet kutusu gibi görüyorum. Belki bir düsünürün bazi fikirlerini Müslüman oldugu için daha iyi anlarim. Bir baskasini ise bana yakin bir çagda yasadigi için.

Hakikat bin fasetli bir elmas gibi. Bir yüzünü Gazalî Hazretleri parlatmis, bir digerini Bergson. Bana göre hepsi ALLAH'tan. Bu düsünürleri bizim anlayis seklimiz de kendi aydinligimiz ve karanligimizin bir sonucu degil mi?

(sanirim siz de böyle düsünüyorsunuz) 

Ancak yorumunuzun en sonunda bana katilmadiginiz noktayi iyi anlamadim. Biraz açarsaniz memnun olurum.

Saygilar</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Rüstü Bey sagolun,</p>
<p>Bergson&#8217;dan yaptiginiz alintilar çok faydali. Gerçekten de din, zaman, tabiat, vb üzerine yazdiklari çok ilginç bu düsünürün.</p>
<p>Bir düsünürü <strong>ya hep ya hiç</strong> diyerek körlemesine kabul/red edenleri hatali buluyorum. Ben bu insanlarin yazdiklarini birer alet kutusu gibi görüyorum. Belki bir düsünürün bazi fikirlerini Müslüman oldugu için daha iyi anlarim. Bir baskasini ise bana yakin bir çagda yasadigi için.</p>
<p>Hakikat bin fasetli bir elmas gibi. Bir yüzünü Gazalî Hazretleri parlatmis, bir digerini Bergson. Bana göre hepsi ALLAH&#8217;tan. Bu düsünürleri bizim anlayis seklimiz de kendi aydinligimiz ve karanligimizin bir sonucu degil mi?</p>
<p>(sanirim siz de böyle düsünüyorsunuz) </p>
<p>Ancak yorumunuzun en sonunda bana katilmadiginiz noktayi iyi anlamadim. Biraz açarsaniz memnun olurum.</p>
<p>Saygilar</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>rüştü hacıoğlu tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-36538</link>
		<dc:creator>rüştü hacıoğlu</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2009 08:55:46 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-36538</guid>
		<description>"...Bergsonculuk, edebiyat alanında da farklı bir üslubun doğmasına neden olmuştur. Bergsonizmin bir yansıması olarak, Yahya Kemal ve Tanpınar’da süreye (durée) ve sürekliliğe(5) yapılan bütün estetik vurgular, toplum olarak yaşanan hafıza ve miras kaybı, bunun getirdiği keder, hüzün, yas, melankoli duygulanımlarını içeren bir halet-i ruhiyenin neticesidir. Yahya Kemal’in Üç Tepe’si bu düşüncenin bir manifestosu olarak nitelenmektedir. Ayrıca, Şekip Tunç’un Hakiki Hürriyet, Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Abdülhak Şinasi Hisar’ın Fehim Bey ve Biz ve İsmail Hakkı’nın Kerbelaya Giden Derviş’i Bergson felsefesinin muhafazakar düşünceye yansıyan anlayışının en veciz ürünleri olarak görülmüştür. (Çınar, Muhafazakarlık : 2003)

Batı felsefesinde mekanizm, determinizm ve zihincilik; bilimde Darwincilik, Lamarkçılık ve ahlakta da faydacılığa karşı getirdiği etkin eleştirilere dayanan Bergsonculuk, 1920’li-30’lu yıllar içerisinde muhafazakarlara, pozitivist, rasyonalist ve devrimci yaklaşımlara karşı alternatif felsefi bir akım olarak yeni tezler sunma imkanı sağlayan ekol olmuştur. 

Bergson’un düşüncesi, muhafazakar bir modernlik arayışında, geleneğe referans vermeyi ve geçmişi bugünün bir parçası olarak önemsemeyi meşrulaştırıyordu. Muhafazakar düşünce, modernliğin düz çizgisel ilerleyen zaman anlayışından rahatsızlık duymuş; yıkan ve yeniden yapan modernizme karşı değişmezin, sürekliliğin arayışında olmuştur. Cumhuriyet inkılabının maziden her alanda radikal bir kopuşu hedefleyişi, maziyi bir öteki imgesi olarak kuruşu muhafazakar yönelimlerin bu ihtiyacını derinleştirmiştir.

Bergsonculuğun felsefe alanında getirdiği yeni anlayışın başında anti-materyalist ruhçu temelde “din” konusu başta gelmektedir. Bergson’un da katkıları ile dinin modern toplum içerisinde yeri ve canlanma olanakları, din-bilim ilişkisi, inancın sosyolojik kavramlaştırılması, din ile sosyalizm ilişkisi gibi konular üzerine yoğun tartışmalar yapılmıştır. Ayrıca, Bergson’un zihincilik karşıtı ve epistemolojik olarak sezginin üstünlüğünü savunan görüşü, pozitif bilim anlayışını tamamen yıkamamakla birlikte döneminin bilimcilik düşüncesini derinden sarsmıştır. (Safi : 2005)

Bergson’a göre; ilmi bilginin ötesinde felsefi bilgi vardır ve sezgi de zekadan ayrı bir bilgi vasıtasıdır. Zeka, madde aleminde mutlak hakikate ulaşabilir. Ancak, hayatın bilgi vasıtası zeka değildir. Bu alandaki mutlak hakikate ancak sezgi ile ulaşılabilir. Bu iki vasıta kendi alanları dışına çıktıkları zaman hiçbir şey göremez, boşlukta kalırlar. Bu yüzden Bergson’un felsefesine “sezgi felsefesi” denilmiştir. (Eroğlu : 2007)

Bergson’a göre &lt;strong&gt;sezgi, aklın iradeyi hapsettiği çemberden içgüdü vasıtasıyla kurtulur ve bu suretle hayatı doğrudan doğruya bilir.(?)&lt;/strong&gt; Şu halde metafizik bilgi, bölüp parçalamadan, anlık bir ışımayla içeriden bilen vasıtasız bir bilgidir. Metafizik, sezginin hükümran olduğu ve akışın dinamik bir biçimde kavrandığı doğrudan bilgi alanıdır. (Tokay : 1988)

Yeni bir metafizik anlayış içerisinde ruhun yaratıcı gücüne yapılan vurgu ve madde dünyasındaki yaratıcılığın kaynaklarının araştırılması, Bergson’un sıçramalı evrimcilik anlayışı içinde öne çıkan yaratıcı irade ve hayatın kendiliğinden yaratıcı potansiyeli üzerine yapılan yoğun tartışmalar, Batı düşüncesi içerisinde yaşanan ve Türkiye’ye de yansıyan yeni bir dönemin habercisi olmuştur.

Bergson’un özellikle süre (durée) kavramı, Cumhuriyet’in ilk dönem muhafazakarlarının modern zaman algısı ile gerilimlerini çözmede ve geçmişin konumlanacağı yerle ilgili endişelerini giderme noktasında birebir işlevsel olmuştur. Bergson’a göre süre parçalanamaz; parçalanması niteliğini kaybetmesi demektir. Kendi ifadesiyle “Süre, geleceği kemiren ve ilerledikçe büyüyen geçmişin daimi bir ilerlemesidir. Geçmiş hiç durmadan büyüdükçe kendisini de hiç durmadan hıfzeder. (Aydoğdu : 2000; Öztürk : 2007) Mesela Tanpınar’ın “yekpare, geniş bir an” sözleri, bu zaman kavrayışının tipik sembollerinden biri olarak nitelenegelmiştir..."

bu uzun alıntıyı "sanat" ın ne'liğine dair konuşulunca ve bergsondan da bahsedilince faydası olur umuduyla yaptım. tamamına şuradan bakabilirsiniz:http://antiotoridan.blogspot.com/2009/07/din-devlet-iliskileri-baglamnda.html

şimdi buna değinme sebeplerimden birincisi sanat'ın başlıbaşına bir gayya kuyusu oluşuna inanmam ve sanat üzerinden devlet inşa etmenin örnekleriyle dolu bir dünyada yaşamamızdan. ister gelecekte ister geçmişte. mesela türkiye'de bir koca edebiyat mekanizmasının arka planını ve neyi inşa ettiğini görebilmek için bergsonu tanımak lazımdır. sadece bergsonu mu?
katılıp katılmamak ayrı mesele ama kanaatimce yukarıda verdiğim linkte "muhafazakarlık" üzerine yapılmış farklı bir araştırmayı yayınlamıştım. hoş, yerleşik algılara aykırı bunu biliyorum yani kendimize aid olduğunu sandığımız mistik telakkide hz.Muhammedden çok bergsonu görmek insanı üzebiliyor ve doğal bir refleksle ilk elden inkar etmeye teşvik edebiliyor bu insanı ama okumanızda fayda var; ben de daha önce eflatun'un faşizmin babalarından biri olduğunu bilmiyordum iyi bir adama benziyor diye düşünmek daha konforlu geliyordu. açılsın diye bir alıntı da ondan yapalım:

"İlkelerin en büyüğü, erkek-kadın hiç kimsenin öndersiz kalmamasıdır. Kimsenin aklı kendi girişkenliğiyle iş becermeye alışmamalıdır. Savaşta da, barışta da herkes gözünü önderine dikmeli ve sadakatli onun ardından gitmelidir. Örneğin, ancak böyle yapması buyurulunca kalkmalı, yürümeli ve yemelidir. Bir kelimeyle, herkes kendi ruhunu, bağımsız hareket etmeyi hayal edemeyecek ve böyle hareket etmek yeteneğini büsbütün yitirecek biçimde alıştırarak eğitmelidir."

perdeleme iyi bir örnek; perdenin ardından bize bilgi taşıyacak şaman aynı zamanda sanatın üstadı ve sezginin de devi olacaktır dure duree...

birde size katılmadığım bir ayrıntıyı bu vesile ile aktarmak isterim mehmet bey. şöyle demiştiniz:

"...Müslümanlar tersine bir siyasî yönetim biçimi olusturdular, bir devlet gelenegi ortaya çikti..." bana kalırsa "devlet" i yıkarak insanca yaşamın temeli olan hukuk'u inşa ettiler.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;&#8230;Bergsonculuk, edebiyat alanında da farklı bir üslubun doğmasına neden olmuştur. Bergsonizmin bir yansıması olarak, Yahya Kemal ve Tanpınar’da süreye (durée) ve sürekliliğe(5) yapılan bütün estetik vurgular, toplum olarak yaşanan hafıza ve miras kaybı, bunun getirdiği keder, hüzün, yas, melankoli duygulanımlarını içeren bir halet-i ruhiyenin neticesidir. Yahya Kemal’in Üç Tepe’si bu düşüncenin bir manifestosu olarak nitelenmektedir. Ayrıca, Şekip Tunç’un Hakiki Hürriyet, Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Abdülhak Şinasi Hisar’ın Fehim Bey ve Biz ve İsmail Hakkı’nın Kerbelaya Giden Derviş’i Bergson felsefesinin muhafazakar düşünceye yansıyan anlayışının en veciz ürünleri olarak görülmüştür. (Çınar, Muhafazakarlık : 2003)</p>
<p>Batı felsefesinde mekanizm, determinizm ve zihincilik; bilimde Darwincilik, Lamarkçılık ve ahlakta da faydacılığa karşı getirdiği etkin eleştirilere dayanan Bergsonculuk, 1920’li-30’lu yıllar içerisinde muhafazakarlara, pozitivist, rasyonalist ve devrimci yaklaşımlara karşı alternatif felsefi bir akım olarak yeni tezler sunma imkanı sağlayan ekol olmuştur. </p>
<p>Bergson’un düşüncesi, muhafazakar bir modernlik arayışında, geleneğe referans vermeyi ve geçmişi bugünün bir parçası olarak önemsemeyi meşrulaştırıyordu. Muhafazakar düşünce, modernliğin düz çizgisel ilerleyen zaman anlayışından rahatsızlık duymuş; yıkan ve yeniden yapan modernizme karşı değişmezin, sürekliliğin arayışında olmuştur. Cumhuriyet inkılabının maziden her alanda radikal bir kopuşu hedefleyişi, maziyi bir öteki imgesi olarak kuruşu muhafazakar yönelimlerin bu ihtiyacını derinleştirmiştir.</p>
<p>Bergsonculuğun felsefe alanında getirdiği yeni anlayışın başında anti-materyalist ruhçu temelde “din” konusu başta gelmektedir. Bergson’un da katkıları ile dinin modern toplum içerisinde yeri ve canlanma olanakları, din-bilim ilişkisi, inancın sosyolojik kavramlaştırılması, din ile sosyalizm ilişkisi gibi konular üzerine yoğun tartışmalar yapılmıştır. Ayrıca, Bergson’un zihincilik karşıtı ve epistemolojik olarak sezginin üstünlüğünü savunan görüşü, pozitif bilim anlayışını tamamen yıkamamakla birlikte döneminin bilimcilik düşüncesini derinden sarsmıştır. (Safi : 2005)</p>
<p>Bergson’a göre; ilmi bilginin ötesinde felsefi bilgi vardır ve sezgi de zekadan ayrı bir bilgi vasıtasıdır. Zeka, madde aleminde mutlak hakikate ulaşabilir. Ancak, hayatın bilgi vasıtası zeka değildir. Bu alandaki mutlak hakikate ancak sezgi ile ulaşılabilir. Bu iki vasıta kendi alanları dışına çıktıkları zaman hiçbir şey göremez, boşlukta kalırlar. Bu yüzden Bergson’un felsefesine “sezgi felsefesi” denilmiştir. (Eroğlu : 2007)</p>
<p>Bergson’a göre <strong>sezgi, aklın iradeyi hapsettiği çemberden içgüdü vasıtasıyla kurtulur ve bu suretle hayatı doğrudan doğruya bilir.(?)</strong> Şu halde metafizik bilgi, bölüp parçalamadan, anlık bir ışımayla içeriden bilen vasıtasız bir bilgidir. Metafizik, sezginin hükümran olduğu ve akışın dinamik bir biçimde kavrandığı doğrudan bilgi alanıdır. (Tokay : 1988)</p>
<p>Yeni bir metafizik anlayış içerisinde ruhun yaratıcı gücüne yapılan vurgu ve madde dünyasındaki yaratıcılığın kaynaklarının araştırılması, Bergson’un sıçramalı evrimcilik anlayışı içinde öne çıkan yaratıcı irade ve hayatın kendiliğinden yaratıcı potansiyeli üzerine yapılan yoğun tartışmalar, Batı düşüncesi içerisinde yaşanan ve Türkiye’ye de yansıyan yeni bir dönemin habercisi olmuştur.</p>
<p>Bergson’un özellikle süre (durée) kavramı, Cumhuriyet’in ilk dönem muhafazakarlarının modern zaman algısı ile gerilimlerini çözmede ve geçmişin konumlanacağı yerle ilgili endişelerini giderme noktasında birebir işlevsel olmuştur. Bergson’a göre süre parçalanamaz; parçalanması niteliğini kaybetmesi demektir. Kendi ifadesiyle “Süre, geleceği kemiren ve ilerledikçe büyüyen geçmişin daimi bir ilerlemesidir. Geçmiş hiç durmadan büyüdükçe kendisini de hiç durmadan hıfzeder. (Aydoğdu : 2000; Öztürk : 2007) Mesela Tanpınar’ın “yekpare, geniş bir an” sözleri, bu zaman kavrayışının tipik sembollerinden biri olarak nitelenegelmiştir&#8230;&#8221;</p>
<p>bu uzun alıntıyı &#8220;sanat&#8221; ın ne&#8217;liğine dair konuşulunca ve bergsondan da bahsedilince faydası olur umuduyla yaptım. tamamına şuradan bakabilirsiniz:http://antiotoridan.blogspot.com/2009/07/din-devlet-iliskileri-baglamnda.html</p>
<p>şimdi buna değinme sebeplerimden birincisi sanat&#8217;ın başlıbaşına bir gayya kuyusu oluşuna inanmam ve sanat üzerinden devlet inşa etmenin örnekleriyle dolu bir dünyada yaşamamızdan. ister gelecekte ister geçmişte. mesela türkiye&#8217;de bir koca edebiyat mekanizmasının arka planını ve neyi inşa ettiğini görebilmek için bergsonu tanımak lazımdır. sadece bergsonu mu?<br />
katılıp katılmamak ayrı mesele ama kanaatimce yukarıda verdiğim linkte &#8220;muhafazakarlık&#8221; üzerine yapılmış farklı bir araştırmayı yayınlamıştım. hoş, yerleşik algılara aykırı bunu biliyorum yani kendimize aid olduğunu sandığımız mistik telakkide hz.Muhammedden çok bergsonu görmek insanı üzebiliyor ve doğal bir refleksle ilk elden inkar etmeye teşvik edebiliyor bu insanı ama okumanızda fayda var; ben de daha önce eflatun&#8217;un faşizmin babalarından biri olduğunu bilmiyordum iyi bir adama benziyor diye düşünmek daha konforlu geliyordu. açılsın diye bir alıntı da ondan yapalım:</p>
<p>&#8220;İlkelerin en büyüğü, erkek-kadın hiç kimsenin öndersiz kalmamasıdır. Kimsenin aklı kendi girişkenliğiyle iş becermeye alışmamalıdır. Savaşta da, barışta da herkes gözünü önderine dikmeli ve sadakatli onun ardından gitmelidir. Örneğin, ancak böyle yapması buyurulunca kalkmalı, yürümeli ve yemelidir. Bir kelimeyle, herkes kendi ruhunu, bağımsız hareket etmeyi hayal edemeyecek ve böyle hareket etmek yeteneğini büsbütün yitirecek biçimde alıştırarak eğitmelidir.&#8221;</p>
<p>perdeleme iyi bir örnek; perdenin ardından bize bilgi taşıyacak şaman aynı zamanda sanatın üstadı ve sezginin de devi olacaktır dure duree&#8230;</p>
<p>birde size katılmadığım bir ayrıntıyı bu vesile ile aktarmak isterim mehmet bey. şöyle demiştiniz:</p>
<p>&#8220;&#8230;Müslümanlar tersine bir siyasî yönetim biçimi olusturdular, bir devlet gelenegi ortaya çikti&#8230;&#8221; bana kalırsa &#8220;devlet&#8221; i yıkarak insanca yaşamın temeli olan hukuk&#8217;u inşa ettiler.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-36534</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2009 07:54:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-36534</guid>
		<description>:)) valla kant'ın numen-fenomen tanımlarını önemsemekle birlikte numen ile fenomen arasına koyduğu kalın duvarları aşmayı becerebilen bir geleneği tümden yok saydığını düşünüyorum. kant için "kendinde şey=numen" bilinemezdir. ben bunu biraz daraltayım: kendinde şey ancak rasyonel metafizik ile bilinemez. ancak bunun bilinmesinin başka yolları vardır. kant bunlardan çok fazla haberdar olmadığı için ve aslında batı felsefesi akıl dışını felsefe dışına ittiği için (mesela tüm uzak doğu dinleri ve islam tasavvufu bu 'kendinde şey'in nasıl bilinebileceğinin öğretileridir bence)bu konularda oldukça eksik kalır. madem rasyonel olarak bilemiyorum, o zaman bunların varlık ya da yokluğunu bilemem noktasına gelir. 

yani şöyle düşünüyorum: kant ya da herhangi bir başka filozofla bizim düşüncemiz ve geleneğimiz arasında her şekilde bağ vardır. zira hakikat tüm dünya tarihi boyunca çeşitli şekillerde kendisini göstermiştir. felsefe de bunlardan bir tanesidir. ama kendi açımdan kant ve bergson dahil hiçbirisinin batı metafizik düşüncesine hakim olan rasyonelizmden kurtulabilmiş olduğunu düşünmüyorum. batı metafiziği analitiktir "bize" uymaz demiyorum. demediğim için detaylarıyla öğrenmeye ve öğrendiklerimi eleştiriye tabi tutmaya çalışıyorum zaten. ancak batı felsefesinin bergson ve kant dahil tüm temsilcilerinin (ta ki niçe'ye kadar) rasyonalist olduğunu düşündüğüm için, kant dahil metafizik eleştirilerinin de bu rasyonalizmden ciddi pay aldığını ve bu yüzden de ya rasyonel metafiziğin dairesi içinde kaldığını, ya da "metafizik" tabir ettikleri hakikatin deneyimlenmesinin imkanını ortadan kaldıran bir nihilizme sürüklendiklerini düşünüyorum. niçe de tahlili son derece doğru yaptığı halde, tahlilinin sonucunda hakikat diye birşeyin olmadığı sonucuna vardığı için ve aklı eleştirirken kendi aklının tuzaklarına düştüğü için çıldırmıştır. yani batı felsefesi sokratesten beri akılcıdır. platonun ideleri de aslında akılla ilgili idelerdir. bu açıdan mesela ibn arabî'nin ayân-ı sabitesi ile aynı şeyler değildir bunlar. 

el sonuç: batı felsefesini çok ama çok iyi öğrenelim ama büyüsüne kapılmayalım derim ben.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>:)) valla kant&#8217;ın numen-fenomen tanımlarını önemsemekle birlikte numen ile fenomen arasına koyduğu kalın duvarları aşmayı becerebilen bir geleneği tümden yok saydığını düşünüyorum. kant için &#8220;kendinde şey=numen&#8221; bilinemezdir. ben bunu biraz daraltayım: kendinde şey ancak rasyonel metafizik ile bilinemez. ancak bunun bilinmesinin başka yolları vardır. kant bunlardan çok fazla haberdar olmadığı için ve aslında batı felsefesi akıl dışını felsefe dışına ittiği için (mesela tüm uzak doğu dinleri ve islam tasavvufu bu &#8216;kendinde şey&#8217;in nasıl bilinebileceğinin öğretileridir bence)bu konularda oldukça eksik kalır. madem rasyonel olarak bilemiyorum, o zaman bunların varlık ya da yokluğunu bilemem noktasına gelir. </p>
<p>yani şöyle düşünüyorum: kant ya da herhangi bir başka filozofla bizim düşüncemiz ve geleneğimiz arasında her şekilde bağ vardır. zira hakikat tüm dünya tarihi boyunca çeşitli şekillerde kendisini göstermiştir. felsefe de bunlardan bir tanesidir. ama kendi açımdan kant ve bergson dahil hiçbirisinin batı metafizik düşüncesine hakim olan rasyonelizmden kurtulabilmiş olduğunu düşünmüyorum. batı metafiziği analitiktir &#8220;bize&#8221; uymaz demiyorum. demediğim için detaylarıyla öğrenmeye ve öğrendiklerimi eleştiriye tabi tutmaya çalışıyorum zaten. ancak batı felsefesinin bergson ve kant dahil tüm temsilcilerinin (ta ki niçe&#8217;ye kadar) rasyonalist olduğunu düşündüğüm için, kant dahil metafizik eleştirilerinin de bu rasyonalizmden ciddi pay aldığını ve bu yüzden de ya rasyonel metafiziğin dairesi içinde kaldığını, ya da &#8220;metafizik&#8221; tabir ettikleri hakikatin deneyimlenmesinin imkanını ortadan kaldıran bir nihilizme sürüklendiklerini düşünüyorum. niçe de tahlili son derece doğru yaptığı halde, tahlilinin sonucunda hakikat diye birşeyin olmadığı sonucuna vardığı için ve aklı eleştirirken kendi aklının tuzaklarına düştüğü için çıldırmıştır. yani batı felsefesi sokratesten beri akılcıdır. platonun ideleri de aslında akılla ilgili idelerdir. bu açıdan mesela ibn arabî&#8217;nin ayân-ı sabitesi ile aynı şeyler değildir bunlar. </p>
<p>el sonuç: batı felsefesini çok ama çok iyi öğrenelim ama büyüsüne kapılmayalım derim ben.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mustafa tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/#comment-36533</link>
		<dc:creator>Mustafa</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2009 04:16:49 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=6098#comment-36533</guid>
		<description>Yelpazeyi genis tuttu Mehmet Bey. Cok konulari dile getidi. 


Ayip ile sanat

Efendim kadinlarin ve erkeklerin örtünmesi hem adetdendir, hem pratik sebebler (soguluk-sicakliktan korunma) hem ibadet olabilir. Islamda örtünmek ibadetdir. Allahu teala icin yapilir. Dogu hiristiyanligi, yahudilik ve Islamiyet kadinlarin örtünmesinde agirliklari vardir. Hindu kültüründe kadinlarin müslüman kadinlar gibi örtünmeleri müslümanlarin tesirinden gelmis (TVda bir hindu bayan tarihci izah etmisti). Bati Avrupada ise her ne sebebdense latin kültüründe eski yunanda oldugu gibi ciplaklik sanat ile el ele idi. Hiristiyanlik bu konuda birsey yapamamis. Tersi adapte olmus. Cermenlerde "ayip" duygusu romalilardan pek degisik düsmedi. Vatikanda bircok ciplak kadin büstleri vardir. Zaman zaman kadinlarin örtünmeleri "moda" olmus ama bu daimi degildi veya köklü degisim getirmemisti. 


Sanatin sinirlari

Her kültürde yapilan bilen ve yapilmamasi gereken kurallar olur. Cerceve olur davranislar icin. Sanati yapan insanlar bir toplumun ferdleridir. Sanatda yasak olan seyler herserde öyle veya böyle vardir. Sanat yapiyorum diye insanin izzetini zedelemek veya devlete isyani tesvik ve bircok baska sebebler ile sinirlama getirilmis. Cerceve bir tane olmali ve her yerde aynen uygulanmalidir diyenlere ne demeli? Bir cikis yolu birakalim halk karar versindir. Cogunluk ne derse o olsun. Ama bu nasil olacak? Halki soranmi var? Halki "egitilmesi gereken" "Koyun sürüsü" gözü ile bakiliyor. Bati Avrupadada aynen öyle. Halk "egitiliyor". Adim adim belirli davranis ve görüsler yukaridan medya ile empoze ediliyor. Sonunda halk benimsiyor genis capta. 


Sanat ve teknoloji

Teknoloji ve ekonomi sanati esir altinda tutuyor. Para getirebilecek seyler serbest olmali zihniyeti hakim. Ne din ne felsefe sadece para eliti karar verir nerde sinirlarin olacagi. Modaci müzikci hepsi sistemin esiri. Sanatin fikri, hedefi, kutsali, manasi, serefi yoktur artik. Parayi basan alir kullanir. Sonunda öyle toplum cikarki ne siir ne sanat ruhu olur. Dumurlasmis zevksizlesmis ic dünyalar. 


Islamiyet ve sanat

Sanat camiye ve namaza ve camide namaz müslümani namaz miraci ile Rabbine yaklastirir. Bütün ibadetler ve ilimler namazin daha iyi yapilmasi icinmis. "Rabbine dön" emrine en iyi sekilde uymak icin. 
Birisi derse sanat insani fikre ve insanin temel sorularina tesvik etmeli ve zevkine vardirmali. Buda yukarida yazdigim sanatin hedefine zit degildir. Hakikati arayan "El-Hakka" kavusur elbet zamani gelince.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yelpazeyi genis tuttu Mehmet Bey. Cok konulari dile getidi. </p>
<p>Ayip ile sanat</p>
<p>Efendim kadinlarin ve erkeklerin örtünmesi hem adetdendir, hem pratik sebebler (soguluk-sicakliktan korunma) hem ibadet olabilir. Islamda örtünmek ibadetdir. Allahu teala icin yapilir. Dogu hiristiyanligi, yahudilik ve Islamiyet kadinlarin örtünmesinde agirliklari vardir. Hindu kültüründe kadinlarin müslüman kadinlar gibi örtünmeleri müslümanlarin tesirinden gelmis (TVda bir hindu bayan tarihci izah etmisti). Bati Avrupada ise her ne sebebdense latin kültüründe eski yunanda oldugu gibi ciplaklik sanat ile el ele idi. Hiristiyanlik bu konuda birsey yapamamis. Tersi adapte olmus. Cermenlerde &#8220;ayip&#8221; duygusu romalilardan pek degisik düsmedi. Vatikanda bircok ciplak kadin büstleri vardir. Zaman zaman kadinlarin örtünmeleri &#8220;moda&#8221; olmus ama bu daimi degildi veya köklü degisim getirmemisti. </p>
<p>Sanatin sinirlari</p>
<p>Her kültürde yapilan bilen ve yapilmamasi gereken kurallar olur. Cerceve olur davranislar icin. Sanati yapan insanlar bir toplumun ferdleridir. Sanatda yasak olan seyler herserde öyle veya böyle vardir. Sanat yapiyorum diye insanin izzetini zedelemek veya devlete isyani tesvik ve bircok baska sebebler ile sinirlama getirilmis. Cerceve bir tane olmali ve her yerde aynen uygulanmalidir diyenlere ne demeli? Bir cikis yolu birakalim halk karar versindir. Cogunluk ne derse o olsun. Ama bu nasil olacak? Halki soranmi var? Halki &#8220;egitilmesi gereken&#8221; &#8220;Koyun sürüsü&#8221; gözü ile bakiliyor. Bati Avrupadada aynen öyle. Halk &#8220;egitiliyor&#8221;. Adim adim belirli davranis ve görüsler yukaridan medya ile empoze ediliyor. Sonunda halk benimsiyor genis capta. </p>
<p>Sanat ve teknoloji</p>
<p>Teknoloji ve ekonomi sanati esir altinda tutuyor. Para getirebilecek seyler serbest olmali zihniyeti hakim. Ne din ne felsefe sadece para eliti karar verir nerde sinirlarin olacagi. Modaci müzikci hepsi sistemin esiri. Sanatin fikri, hedefi, kutsali, manasi, serefi yoktur artik. Parayi basan alir kullanir. Sonunda öyle toplum cikarki ne siir ne sanat ruhu olur. Dumurlasmis zevksizlesmis ic dünyalar. </p>
<p>Islamiyet ve sanat</p>
<p>Sanat camiye ve namaza ve camide namaz müslümani namaz miraci ile Rabbine yaklastirir. Bütün ibadetler ve ilimler namazin daha iyi yapilmasi icinmis. &#8220;Rabbine dön&#8221; emrine en iyi sekilde uymak icin.<br />
Birisi derse sanat insani fikre ve insanin temel sorularina tesvik etmeli ve zevkine vardirmali. Buda yukarida yazdigim sanatin hedefine zit degildir. Hakikati arayan &#8220;El-Hakka&#8221; kavusur elbet zamani gelince.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

