Kapitalizm Müslüman’ın Yitik Malıdır (III)
By Mustafa Akyol on Ağu 6, 2009 in Ekonomi, Kapitalizm, Liberalizm, İslam
[2 Ağustos 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Benim hiç olmadı, ama modern dünyada pek çok insanın “çek defteri” var. “Çek yazmak” günlük hayatın bir parçası. Sanırım çoğumuz bu kavramın aslında Türkçe olmadığının, İngilizce “check” yahut Fransızca “cheque” kelimelerinden uyarlandığının farkındayızdır. Fakat pek azımızın farkında olduğunu sandığım bir başka gerçek daha var: Kelime aslında Batı dilleri için de yabancı. Gerçek kökü ise “yazılı belge” anlamına gelen Arapça “şakk” kelimesi.
Çünkü modern bankacılığın diğer bazı unsurları gibi “çek” de Ortaçağ’da Müslüman tüccarlar tarafından geliştirilmiş ve sonradan Avrupa’ya taşınmış bir teknik!..
Bu, bugün çoğumuza şaşırtıcı gelecek olsa da, aslında çok normal bir durum. Çünkü Ortaçağ’da sadece bilim, tıp, felsefe veya mimari yönünden değil, iktisadi açıdan da dünyanın en “ileri” bölgesi Arap/Müslüman dünya idi. Zaten iktisadi gelişme, diğer alanlardaki yükselişin motoruydu. Bunun da iki temel sebebi vardı. Birincisi ticareti, çalışmayı, para kazanmayı teşvik eden İslami öğretiydi. (Öyle ki, Cumartesi veya Pazar günleri dinlenmeyi emreden Yahudilik ve Hıristiyanlık’ın aksine, Kur’an-ı Kerim Cuma günü namaz vakti “alış-verişi bırakmayı” emrediyor fakat ardından hemen ekliyordu: “Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın.”)
İkinci sebep, İslam coğrafyasının dünya ticaret yollarının tam merkezinde yer almasıydı. Bu avantajı iyi değerlendiren Müslüman tüccarlar İspanya’dan Çin’e uzanan dev bir ticaret ağı geliştirdiler, Maxime Rodinson’un deyimiyle “ticari ve finansal kapitalizm” yarattılar. Aralarında Hanefi mezhebinin kurucusu “İmam-ı Azam” Ebu Hanife gibi alimlerin de bulunduğu bu tüccarlar gittikleri yerlere İslam’ı da taşıdılar. Örneğin Malezya ve Endonezya, hiç bir askeri “fetih” olmaksızın bu Müslüman tüccarların “tebliği” vesilesiyle Müslümanlaştı.
Bu ticari sistemin teorisini de “sosyolojinin babası” sayılan büyük Müslüman düşünür İbn-i Haldun kurdu. Mukaddime adlı ünlü eserinde toplumların zenginleşmesinin ancak devletin vergileri düşük tutması ve ticaret ve üretim için gerekli güvenliği sağlaması ile gerçekleştiğini savundu. Devletin üretim yapmasına (bugünkü deyimle “devletçiliğe”) karşı çıktı.
Bu “ticari kapitalizm” Ortaçağ İslam medeniyeti için o kadar kritikti ki, ilkinin zayıflaması ikincisinin düşüşünü getirdi. 13. asırdaki korkunç Moğol istilasının en kalıcı zararı sulama sistemleri ile birlikte ticaret ağlarını da parçalaması ve Mezopotamya’yı fakirliğe mahkum etmesiydi. Asıl öldürücü darbe ise Macellan’ın Ümit Burnu’nu dolaşarak Hindistan’a yeni bir yol bulması oldu. Bu, yüzyıllardır Ortadoğu ve Akdeniz’den geçen dünya ticaret yollarını Okyanuslar’a taşıdı. İslam dünyası artık “kenarda” kalmıştı.
Buna paralel olarak İslam düşüncesinde ticaretin itibarı da düşmeye başladı. Ulema, Kuran ve sünnette övülen ticareti “tamahkârlık yapar” diye kötüler oldu. Sonrası Osmanlı’dan malum: Müslümanlar ya köylü ya bürokrat oldular, “burjuvazi”yi ise gayr-ı müslimlerin tekeline bıraktılar.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi 20. yüzyılda da pek çok Müslüman “İslamcı oluyoruz” diye gidip düpedüz “sosyalist” oldu. İslam geleneğinde yeri olmayan ve dahası işlemeyen bir sistemin peşine takıldılar. “Batı’ya karşı koyuyoruz” diye Batı’yı zenginleştiren ekonomik sistemi reddettiler. Batı’da var diye demokrasiyi veya bilimi reddetmek gibi bir şeydi bu…
Türkiye’de yükselen “Müslüman burjuvazi”, işte en az beş asırdır süregiden bu “makûs talih”i tersine çevirmeye yönelik önemli bir adım. Değerini bilelim. Rüküşlük ve sefahat gördüğümüzde eleştirelim elbette, ama “çalışarak zenginleşme”yi, yani “kapitalistleşme”yi hedef almayalım. Bu, Müslüman dünyanın tam da ihtiyaç duyduğu şey.
…Bu makale ilginizi çektiyse…
Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…
Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.
1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın” çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda. “Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.
Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitapta liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.
3 [?]



18 Yorum
Yazan:Mustafa Tarih: Ağu 6, 2009 | Reply
Evet Mustafa Akyolun güzel tesbitleri…
“Buna paralel olarak İslam düşüncesinde ticaretin itibarı da düşmeye başladı. Ulema, Kuran ve sünnette övülen ticareti “tamahkârlık yapar” diye kötüler oldu.”
Bu fikir oldukca ters geliyor bana, cünkü öncedende sonradanda tamahkarligi kötüleyen eserler ve ibareler mevcuttu. Ulema hatta özellikle Sufi seyhleri ticareti desteklerdi. Bir zamanlar sunusiye hakkinda Afrika cöllerinde 19.yy da nasil ticari ve ilmi faaliyetlerini Fasdan Sudana kadar ticari aglar ve nice zaviye denilen ilim merkezleri kurduklarini arastirmistim. Sadece sufilik degil ticaret ve okuma yazma ve bircoklarin bedevilikten sürekli oturuma gecisini nasil sagladiklarini okudum. Misal olarak aklima geldi. Biz alismissiz 16yy dan sonra herseyde statik sürekli gerileme görmeyi. Halbuki gercek cok daha kompleks.
Müslümanlar ticarete ilime bilerek kücük görerek sirt cevirmediler.
Hatayi baskalarini (avrupayi) takipde görüyorum. Fatih Sultan Mehmet Avrupada neler olur biter herseyden malumu var idi. Akincilar avrupayi tararlardi. Nice dil bilirlerdi ve insanlari orda hallerini yollarini ihriyaclarini herseyi röntgen ceker gibi bilirlerdi ona göre tedbirler alinirdi. Sonralari ise neler oluyur bitiyor YETERINCE bilmedigimiz ortaya cikiyor. Bilgi transferi yollari yetersiz kalmis.
SOnra avrupalilarin gaddarca sömürüleri ekonomik olarak “hirsizlik” gibi birsey. Hirsizlar ordusu düsünün pazarda sizin fiyatlari alt üst ediyor…sonradan pazardaki yerinizi silah gücü ile elinizden aliyor.
Müslümanlar devletler ve tüccarlar dis aciktilar. Ta filipinlere gitmisler. Sibiryaya gitmisler. Güney Amerikaya, Avustralyayada gidebilirlerdi. Islam devletlerin bir takim ic sebebler yüzünden (yeniceri bozulmasi) ve devletlerin saha olarak büyüklügü savunma hatlarinin uzun ve genis olmasi herhalde esas engeldi.
“Tüm bunlar yetmezmiş gibi 20. yüzyılda da pek çok Müslüman “İslamcı oluyoruz” diye gidip düpedüz “sosyalist” oldu.”
Cok dogru. Müslüman kardesler teskilati mesela ne kadar sosyalizmden etkilendi bu konuda arastirma yapilmali. Seyyid Kutubun bir takim “sosyalist” görüsleri dinde “bidat” hükmünde.
Yazan:A. Sullivan Tarih: Ağu 6, 2009 | Reply
Entelektüel mülkiyet hiç sorun değil, müslümanlar daha alışıldık mülkiyet formlarına sahip çıksın benim için kafi…
Yazan:Mert Kayhan Tarih: Ağu 6, 2009 | Reply
DEĞER üretmektir esas olan.
Rab ve dolayısı ile Resul, her telkin ve tavsiyelerinde üretken olmayı ve değer üretmeyi ön plana çıkartmışlardır. islamın vurguladığı müslüman tiplemesi faydalı işler için çalışan ve üretken olan bir tiplemedir.
Arapça köken itibari ile BRK “Bereket, Mubarek” kelimeleri tam anlamıyla bunu ifade eder. Bir ilim sahibini görürüz, yaptıklarına, yazdıklarına, çizdiklerine bakarız, “Hey be, ne mübarek adam” deriz, onun mübarekliği saçında sakalında, cübbesinde tesbihinde değildir, eserlerinde, ortaya koyduğu değerlerde ve insanlık için faydalı oluşundadır, çünkü onun mübarekliği müsbet bir üretkenliktir.
işte islamın tembihlediği ticaret te üretkenlik yani mübareklik ve dolayısı ile de berektli olması istenen bir ticarettir. Bizler, iman edenler, değer üretmeden, insanların hizmetine bir fayda sağlamadan, sanayileşmeden, sanayi devrimini gerçekleştirmeden, mübarek işçilerimizin sosyal haklarını teslim etmeden, vergimizi tam ödeyip sosyal alanda ahlaki iç reformumuzu geliştirmeden, alıp sattıklarımızla Rabbin emrindeki veya Resulün tavsiyesindeki tüccarlar olmuş olmuyoruz.
Nitekim, Türkiyede yükselen burjuvazi, ancak ve ancak pahalı başörtüleri takarak, parlak pardesüleri ile kalın tekerlekli jiplerine binerek ev oturmasından ev oturmasına giden, pahalı bir çanta alırken, bir sonrakini nezaman alabileceğini düşünmeye başlamış bir islami burjuvazi olmak yolundadır. Rab, toplumun her kesiminin, kadın erkek ayırdetmeksizin üretken olmasını mübarekleşmesini, ihtiyacından fazlasını tüketmemesini, fazlaştırdığı rızkını da dağıtıp paylaşmasını dosdoğru emreder.
Kocalarının “helal- haram” ince çizgisinde kazancının kaynağını sorgulamadan, pahalı araba ve giyim eşyaları ile, bütün günlerini komşu ziyaretinde hiçbir müsbet değer üretmeyerek geçiren kadınlardan ve bu kadınların yetiştirdiği evlatlardan, ne islami burjuvazi çıkar nede rızık dağılımında bir sosyal adalet.
Ticareti, siyasi partiye yakınlık ile arsa çevirmek, devlet ihalesinde ucuza parsa kapatmak, olarak algılayan bir islami burjuvazi, ne sanayileşebilir nede mübarekleşebilir, sanayileşemeyen, üretkenliğini artıramayan ve sosyal adaleti dengeleyip insana hizmet edemeyen hiçbir burjuvazi nitelik kazanamaz, altını dolduramaz ve yok olmaya mecburdur.
Rab, sanayileşmeyi, üretmeyi ve üretkenliği bir kültür haline getirmeyi ve hepsinden önemlisi helal rızık kapılarını genişletip paylaşmayı emretmiştir, bunun dışnıda gelişen hiçbir sistem ayakta kalamaz, teknik olarak da mümkün değildir.
Yazan:Levent Cetin Tarih: Ağu 6, 2009 | Reply
Ticaretin Arap yarimadasi, Ortadogu, Mezapotamya, Anadolu yorelerinde yayginlasmasini sadece Islam ile iliskilendirmek ne derece dogru bilemiyorum. Burada sanki biraz cografyanin kredisini Islama maletmeye calisiliyor gibi geldi. Para ve ticaret bu cografyada dinlerden cok onceleri vardi, hatta burada icat edildi diye biliyorum ben.
Ibn-i Haldun’un kurulusunda katkisi oldugu Sosyoloji biliminde burjuvazinin spontan bir yukselis oldugunu dusunmuyorum. Islami kesim diye tabir edilen grubun zenginlestigi asikar. Diger yandan burjuvazi sadece parayla gelen bir sey olmadigindan saniyorum Mustafa bey boyle birseyden bahsetmek icin 4-5 jenerasyon bekleyecek. Yoksa surecin basindan sonunu okumak gibi birsey bu.
Turkiye’de gayri muslim, laik vs burjuvazi var mi diyeceksiniz, bence o da yok. Sadece para babalari var. Gercek burjuvazinin fosillesmis birkac ornegi de dededen kalma kosklerde, yalilarda saklanmayi seciyor diye duymustum.
Yazan:Mustafa Tarih: Ağu 6, 2009 | Reply
“Nitekim, Türkiyede yükselen burjuvazi, ancak ve ancak pahalı başörtüleri takarak, parlak pardesüleri ile kalın tekerlekli jiplerine binerek ev oturmasından ev oturmasına giden, pahalı bir çanta alırken, bir sonrakini nezaman alabileceğini düşünmeye başlamış bir islami burjuvazi olmak yolundadır. Rab, toplumun her kesiminin, kadın erkek ayırdetmeksizin üretken olmasını mübarekleşmesini, ihtiyacından fazlasını tüketmemesini, fazlaştırdığı rızkını da dağıtıp paylaşmasını dosdoğru emreder.”
Evet helal kazanc ve zekatini verdikden sonra pahali mekanlar ve aletler kiyafetler almak kullanmak giymek helaldir. “Lüks düsmanligi” Islamda yoktur.
dinimizislam.com dan:
Sual: Yoksul bir ülkede zenginlerin milyarlar sarf ederek villalar yaptırması israf ve haram değil midir?
CEVAP
Zekatını fakirlere veren ve alın teri ile helalinden kazanan kimsenin villa, köşk yaptırması haram değildir, helal ve makbuldür. Asıl uygun olmayan, helal olmayan, tembel oturmak, çalışmayıp, fakir kalmak, yahut kazandıklarını haram şeylere verip, basit meskende kalmaktır. Böyle tembellerin ve malını haramlara israf edenlerin yüzünden, çalışkanları suçlamak doğru değildir. Zekatını verenlerin köşkte oturmaları, şık giyinmeleri, fennin bulduğu bütün kolaylıklardan faydalanmaları helaldir. Allahü teâlâ, (Verdiğim nimetleri, kullanmalarını severim) ve (Çalışana veririm) buyuruyor. Çalışıp kazanmak ibadettir. Zenginlik günah değildir. Allahü teâlâ şükreden zenginleri sever. Zengin olduğu için, kendini beğenmek, kendini başkalarından üstün görmek haramdır.
Aşere-i mübeşşere’den [Cennete gidecekleri ismen müjdelenen on kişiden] Hazret-i Zübeyr bin Avvam tüccar idi. Medine’de, Basra’da, Kufe’de ve Mısır’da mülkleri, geniş arazisi ve bin hizmetçisi vardı. Fakat bütün gelirini fakirlere dağıtırdı. Yine o on kişiden Hazret-i Abdurrahman bin Avf, vefatında iki milyon altın miras bırakmıştı. Cennetle müjdelenenlerden Hazret-i Talha da zengindi. Şık giyinir, süslü gezerdi. Yüzüğünde kıymetli yakut taşı vardı. Yine Cennetliklerden Hazret-i Osman da zengin tüccardı. Tebük gazasında on bin altın ve mal yüklü bin deve verip Resulullah efendimizin duasını aldı. Zenginlik nimettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ahir zamanda müminler için zenginlik saadettir.) [İ. Rafii]
[...]
(Mal, salih kimse için ne güzeldir.) [Taberani]
(Mal ile şeref kazanılır.) [İ.Ahmed]
(Ahir zamanda insanların paraya ihtiyacı daha çok olur. Çünkü insan o zaman din ve dünyasını ancak para ile korur.) [Taberani]
[...]
İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki:
Nimeti göstermek için, iyi ve kıymetli giyinmek müstehabdır. Öğünmek için, gösteriş için giyinmek mekruhtur. (Redd-ül muhtar)
Lüks yaşamak değil, kendini üstün göstermek için lükse kaçmak haramdır. İkisi çok farklı şeylerdir. Müslüman bir zengin, dinine hizmet için lüks araba almışsa, (Sen bunu gösteriş için aldın) demek, ona suizan olur. Genelde her devirde, (Ye kürküm ye) sözü geçerlidir. İnsanların çoğu görünüşe değer verdiği için, dine hizmet gayesiyle, nimeti göstermek müstehab olur.
Yazan:mehmet ali Tarih: Ağu 6, 2009 | Reply
Olmadı yorumcu Mustafa; “Seyyid Kutubun bir takim “sosyalist” görüsleri dinde “bidat” hükmünde.” deyip kaçamazsınız, bu sözlerinizi kaynaklandırmazsanız, sizin; bildik slogancı, toptancı, pragmatist takımdan olup olmadığınız konusunda kuşkulanacağım..
Alime dil uzatmak, bazıları gibi size “secüler-banal” bir zevk vermiyordur, umarım.. Bu kadar ucuzculuk, siteyle ilişkilerimizi gözden geçirmemize yol açacaktır. Mehmet Bey, lütfen biraz ihtimam ve dahi Cemile Hanım, siz de susmayın..
Yazan:fatih y. abbas Tarih: Ağu 6, 2009 | Reply
Eski perslerin, babillilerin ve romalilarin,butun canliligi, cesitligi ve dinamizmine ragmen, ekonomik hayati merkezden, en ince detaylarina kadar duzenleme ve merkezi emir komuta ekonomisiyle, imparatorluk icinde uretilen tum artigi iktidar merkezinde toplamaya odaklanmis politik gelenegi,ekonomik hayatin o donemde bile belli basli aktivitelerini ihata etmeye yetemiyordu; dunya uzerindeki cok cesitli mamul uretim, talep, dagitim, ve para dolasim aglarinin hareketleri, ne kadar caba harcasalar da, iktidarlarin kararlarina ve planli amaclarina uygun hareket etmiyor, bir kac insanin insan iradesine gore yol ve yon cizmiyordu. Neticede buyuk capli kitliklar, yada suni, gereksiz bolluk ve urun daglari sayesinde ortaya cikan krizlerle, basa cikamadilar. Bu sorunlar bugun de fazlasiyla yasanmaktadir. Osmanli devleti de, 1400′lu yillardan itibaren kendi krizlerini buyutecek surette, merkezi komuta ekonomisine girmeye basliyor. Mantikli ve dogru gorunen yada ahlaki mulahazalarin, yorumlarin ve endiselerin etkisiyle yapiliyordu bunlar kuskusuz. Dunya tarihcileri, Akdeniz gibi, medeniyetler tarihinde cok onemli bir cografi bolgenin,ekonomik canliligini ve dinamizmini zamanla kaybedip giderek tikanmasini, baska yollar aranmasini, bu anlamda, insanin, olagan ve verili, sınırli kudretini asan bir komuta ekonomisinin, menfi ve ve bogucu etkilerine ait tablolar cizerek, ticari belgelere ve rakamlara dayanarak izah ederler.
Yazan:mehmet ali Tarih: Ağu 6, 2009 | Reply
Meehmet Bey; yorumcu ‘Mustafa Bey’ akrabanız mı, yoksa son gönderdiğim yorum atlandı mı, , o yorumumu önemsiyorum..Mümkünse, lütfen..Yoksa, kendi sitemde, sizdeki esas yazıyı alıntılayarak, yorumu da yayımlarım ::)
Yazan:MY Tarih: Ağu 6, 2009 | Reply
Mehmet Ali Bey,
Tehdidiniz ödümü kopardi, bu gece uyumam artik
Yorum kutusunun üzerindeki uyarilari dikkate almiyorsunuz, basiniza geleceklere razi olun.
Dikkatinizi çekmek için tekrar aliyorum buraya:
ÖNEMLİ
——————————————————————–
Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Derin Düşünce Grubu üyelerinin benimsediği anlamına gelmez.
Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama neyin yayınlanmaya değer olduğuna karar vermek editörün tasarrufundadır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.
Not: Sitenin ismine takmayın, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yapıldı, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor
Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.
Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorabilirsiniz.
Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve özgün bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.
Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.
Yazan:cb Tarih: Ağu 6, 2009 | Reply
Mehmet Ali bey,
Allah şahit olsun tarafgirlik adına değil vicdanım adına konuşuyorum.
DD bir süredir benim muhatab olduğum bir güzellik çok beğendiğim bir site bu anlamda çok önemsiyorum bazen fikrime ters düşen yorumlar ile karşılaşıyorum,bazen espiri de yapıyorum ama inanın kaliteyi düşürmemeye özen gösteriyorum bu anlamda yazarlar kadar yorumcualrında özen göstermesi gerktiğini düşünüyorum hem site,hem yazarlar hem de yorumcular bence bu saygıyı hak ediyorlar.Karşıt fikir üretelim ama lütfen kaliteyi düşürmeyelim,bende olurda birgün nefsime ve öfkeme yenilip ne buraya ne kednime yakışmayacak bir yorum düşersem lütfen beni uyarın ve yorumumu silin,demeyi neden yorumum silindi demeye tercih ederim.
Biliyorsunuz ki,Mustafa Akyol’u eleştirecek bir yazı yazdım,kendime yakın gördüğüm bir ismi bu tarz bir düşünceye oturtamadığım için,samimiyet kaynaklı yüksek tondan girmiş bir yazıydı belki.Ama yine de fikirlerine saygı duyduğum için en olması gerekir şekilde eleştirmeye çalıştım aslında Akyol üzerinden genel Müslüman gidişatına bir tepkiydi kızım sana vs. durumu.Şimdi son iki yazısı nedeniyle eleştridğim ama gelen üçüncü yazını beğendiğim ve çok daha ayakları yere basan bir yazı olduğunu düşündüğüm bu yazı altında başta Mustafa Akyol,site ve yorumcular sanırım saygıyı hak ediyor.Bu anlamda biraz daha üsluplu yorumlar düşmek bize yakışır.Ki Mustafa beye de vurun abalıya muamelesi yapılmasını kimse kusura bakmasın hiç kaldıramayacağım.Ki Akyol’da din konusunda öyle bilmeyen biri değildir,birikimli,donanımlı bir insandır böyle enetelktüel ve yapıcı bir çabanın içerisinde olan birisine haksızlık edilmesinide yüreğim kaldırmıyor.Umarım derdimi anlatabilmişimdir.
sevgi ve saygılarımla
Yazan:Mustafa Tarih: Ağu 6, 2009 | Reply
Sayin Mehmet Ali Bey, hak verirsinizki burasi müsait degil hakki ile bu konuyu burda ele almak. Burda makalelere yorumlar yapilir ve konudan sapmamak gerek. Diger okuyucularin affina siginarak sadece kisaca deginecegim.
Seyyid Kutub bir muharrir ve ögretmendir. Medrese bitirmis alim degildir.
MIsaller sosyalizme yakin sözlerinden:
(Cihân Sulhu) kitabında: (Devlet yalnız vergi yolu ile değil, şahsi mülkiyyetten ihtiyacın gerektirdiği miktârı karşılıksız ve iâde etmemek üzere alır. Toplumun umûmî ihtiyaçlarına harcar)
Seyyid Kutb, yine (Cihân Sulhu) kitabında: (Müslümanlar ihtilâlci olur. Zulüm, haksızlık karşısında ihtilâl yapar) diyor.
Bu iki görüsün islami olmadigini izah etmeme gerek yoktur.
“Ehli sünnet itikadi” tercümesinin uzun önsözünde Mehmet S. Eygi Bey diger izahatlar yapmakta bu konuda. Misirdaki alimlerde cevabini vermislerdi. Hatta kardesi Muhammed Kutub bile sonradan abisinin hatalari oldugunu ifade etmisti.
Dr.Ebubekir Sifil : “Seyyid Kutub: İslam davası uğruna başını vermekten çekinmemiş bir şehid olması, bir takım görüşlerinde Ehl-i Sünnet’in dışına çıktığını söylememizi engellememelidir.”
Yazan:cb Tarih: Ağu 7, 2009 | Reply
Mert Kayhan bey,
başörtülü kadınlara haksızlık etmeyin lütfen neden mi?Bir sonraki yazım başörtülü kadınların bu halinin kısmi bir sebebi olan kişilere ironik olarak dokunmak olacak,şimdi bu konuya girmiyorum,oraya erteleyelim.
not :bu yorumcu(ben) aynı zamanda bazen Vicdanlı bir Türk olabiliyor,anladınız siz onu.
Yazan:cb Tarih: Ağu 7, 2009 | Reply
Mustafa bey,
kanımca Seyyid Kutub’da saygıyı hak eden bir isimdir,ne dersiniz?Bir de sapkın olmayan bir tefsir yazmış Alimi bugüne bakarak değil de kendi dönemine göre yorumlasak acaba nasıl olur?Biz acaba Kutub’a bidat derken,kendimiz İslam için ne yapmışız?
Yazan:Mustafa Tarih: Ağu 7, 2009 | Reply
Cemile hanimefendi madem sual ediyorsunuz cevab vermek gerekiyor aslinda. Velakin müsaadeniz ile burda bu sekilde konuyu cesitli yönlere dogru acmayalim. Burda konumuz Islam ve Liberalizm idi. Baska zaman veya baska mekana birakalim ne dersiniz?
Yazan:Mert Kayhan Tarih: Ağu 7, 2009 | Reply
Mustafa Bey,
Yazınızdan alıntıdır.
“Şık giyinir, süslü gezerdi. Yüzüğünde kıymetli yakut taşı vardı. Yine Cennetliklerden Hazret-i Osman da zengin tüccardı. Tebük gazasında on bin altın ve mal yüklü bin deve verip Resulullah efendimizin duasını aldı. Zenginlik nimettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ahir zamanda müminler için zenginlik saadettir.) [İ. Rafii]”
Allah, gönlen ve ilmen zengin olanlardan eylesin …
Hadisler ve bazı uydurma hikayeler ile islamın sağlam direkleri çatır çarıt parçalanmaya çalışılırken, bugünkü aydınlık ilim sahipleri nasıl oluyor da, peygambere ait olmayan hikayeler ile bu fırsatçıların ekmeğine yağ sürüyorlar.
Bakın arkadaşlar, bizim toplum olarak en büyük problemimiz nedir biliyormusunuz, sorgulamıyoruz, ama asla sorgulamıyoruz, belirgin yada zayıf bir zihin filitremiz yok gibi.
Peygamberin duası altın yüklü bir deve ve onbin altın ile alınabilecek bir değer değildir, işte tam bu noktada Rabbin yahudileri ve temelde bu düşünce yapısını eleştirdiği durum ortaya çıkıyor.
Ne Allahın Rahmeti nede Peygamberin duası, nede bir müminin bir mümine sevgisi, bir maddi bedel karşılığında verilip alınamaz, yani Rab ile pazarlık olunamaz, bu düşünce ile yola çıkan her kavim ziyana uğramıştır.
Durum çok nettir, Allah alemler üzerinde hükmünü ezelde koymuştur ve hiçbir kimse, veya sevgili kul veya bilmemne efendi için kurallarından taviz vermez, hükmünü değiştirmez.
işte bu noktadan yola çıkılan fikir bizi nereye taşır biliyormusunuz, islamın mutlak surette sosyal eşitliği emreden ve eğer olabilecekse ancak toplumun her kesimine sirayet eden bir zenginlik imkanı ile düzlüğe çıkabileceğimizdir.
Peygamber birgün, tüm mesciddekilerden altın yüzüklerini çıkarmalarını emrettiğinde, Medinede tüm insanlar birbirleri ile mallarını paylaşmış ve tüketmiş, ticaret kervanları talan edilmiş, kuraklık baş göstermiş ve ciddi miktarda açlık ile mücadele edilen bir dönemdi.
Peygamber, erkeğe yakışmadığı için veya altının sağlığa bir zararı olduğu için yasaklamamıştı. O, tüm halk açlık ve yokluk ile mücade ederek var olma mücadelesi verilirken parmaklarımızda taşıdığımız yüzüklerin bile likitide edilmesinden ve ekonomiye bir haraket getirmesinden yanaydı.
Gümüş üzerine koca bir yakut çaktırıp ( altın günahya erkeğe) karılarımıza en güzelinden gerdanlıklar alıp, zekatı vermiş olmanın rahatlığı ile, halen arka mahlelerimizde insanlar eğitimsizlikten katil olup, yeni doğan bebekler besinsizlikten ölürken, rahat rahat nişantaşında para harcamaya devam mı edeceğiz.
Resul-u ekrem, o altın yüzükleri çıkarttırırken işte bugünleri işaret ediyordu, en helalinden bile kazansanız, nekadar zengin bile olsanız, toplumda sizin elinizin uzanabileceği bir noktada, sizin himayenize girebilecek bir noktada birtek insan açlık ile mücadele ediyorsa, o en ucuzundan altın yüzüğü bile parmağınıza takmanız HARAM dır.
Dikkat buyurun, burada farklı bir incelik vardır….
selam ve muhabbet ile…
Yazan:cb Tarih: Ağu 7, 2009 | Reply
Mustafa bey,
benimkiler soru değil efendim saygıya davet etmek.İslam-Kapitalizm önermesine saygı bekler iken İslam-Sol örneğine de saygı gösterin,daha doğrusu bu önermeleri kutsar iken aynı kutsalı karşı taraf içinde kullanın.Velev ki soru olsun konunun Kapitalizm-İslam olduğu noktada Sol karalama için veridiğiniz örnek Seyyid Kutub sizden çıkmış bir örnektir.Dolayısı ile bahsederken biraz saygıyı da hak eder.Yok Kutub’a vur kaç olmaz,en az onun kadar sağlam argümanlar sunmak gerek,anlatabildim mi?Şöyle de diyebiliriz,dönemin ruhu Sol görüşe yakın bir anlam ifade ediyor olabilir,aynı sizin savunduğunuz bugünün döneminin Liberal-Kapitalist sistemi gibi.
Yazan:Mustafa Tarih: Ağu 7, 2009 | Reply
Cumhuriyet kuruldugundan beri zengin dindar kitlesi olmayacakti. Ne yüksek memur ne önemli is adami…müslüman esittir fakir, hor görülmüs, itilmis, kakilmis, kompleksler icinde kivranan olmali. Nicinmi ? Dindarliklari yok olsun maddi yetersizliklerden dinlerni bile ögrenemesinler. 20li ile 50lili yillar arasi din ilimlerini alimlerden tahsil eden talebelerin (evlerde, camilerde cünkü medereseler yasak) ne kadar cile cektiklerini okudum dinledim. Gecim derdi yüzünden dini bilgiler cok yüzeysel ögretilmeye baslandi. Toplumun diger bölümü tamamen dini bilgiler mahrum kaldi.
Simdi bir genc düsünün hayat sartlarini ilerletmek istiyor. Ve görüyorki okumus kibar zengin kitle dinden uzaklar ve kendi cevresine bakiyor. Islami geri kalmanin fakir kalmanin sebebi olarak görmeye basliyor. Psikolojikmen dinden nefret eder hale gitiriliyor. Zaten maksatda bu idi devletin elit tabakasindan.
Bir arkadasin evi var Izmirde kendisi fakir degil ve evini güzel yapmis. Bana evin anahtarini verdi izine gidince izmire orda kal diye. (Kendisi Almanyada). iki akrabam ile izmirde o evde kaldik. Ikiside köyden ve fakirler ve dinini az cok bilen insanlar. Sordum onlara “acaba bu evin sahibi nasil insan ne dersiniz?” diye sordum. “Nasil olacak sosyetedendir.” dediler.
Suur altina iyice yerlestirmisler müslüman zengin olamaz. Eski zevksiz elbise giymeli. Zorluklar icinde kivranmali, bütün cileleri cekmeli, eline birsey gectimi hemen dagitmali o.
Müslümanda izzet olmali, vakar olmali, estetik zevk ve Allahin nimetlerini ifade ve göstermekte - niyete dikkat ederek- dinimizin verdigi müsaadeyi kullanacak. Islamin basindan beri Osmanlinin yikilisina kadar böyle idi.
Büyük camiler, büyük evler, sanat eserleri “israf” degildi. Abbasilerde devlet kadar güclü müslüman tüccarlar var idi.
Emeviler baskenti Medineden Sam sehrine nakl ederken bir problem ile karsilastilar. Medinede halife ile ileri devlet ekibi halk ile icice yasiyordu. Aynisi Samda yapmak olurmuydu? Sehir hiristiyan, bizanslilar zengin büyük evleri var. Halkin cogu müslümanda degil. Emniyet acisindan ve cahil halkin maddi debdebe görmediklerine saygi göstermedikleri icin fitne fesat olmamasi icin zarureten Saraylar yapildi, kilik kiyafetde zengin ve süslü elbiseler giyildi. Devlet kendi gücünü her istikametde göstermek zorunda kaldi. Bu Islama uygundu cünkü peygamber efendimizde yabanci elciler geldiginde pahali elbiseler giyerdi.
Osmanlilarda saraylari olurdu. Cünkü halki sahabeler olan sehrinde yasamiyorsun.
Müslüman nefsi icin degil Islamiyeti temsil ettigi icin her hali ile medeni, zarif, kibar, düzenli, estetik, seviyesine uygun elbisesi, evi vesaire olmali. Müslüman özlenen insandir.
Yazan:eg Tarih: Ağu 7, 2009 | Reply
mustafa bey biraz sapla samanı karıştırmışız galiba…