Kapitalizm Müslüman’ın Yitik Malıdır (II)
By Mustafa Akyol on Ağu 1, 2009 in Kapitalizm, İslam
[29 Temmuz 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Bir önceki yazımda Türkiye’de yeni yükselen “Müslüman burjuvazi”nin hiç de bazılarının sandığı gibi bir tezat (ve “bid’at”) olmadığını belirtmiş, kapitalizmin ahlaki temelleri konusunda ise büyük sosyolog Max Weber’e atıfta bulunmuştum. Bugün devam edelim ve Weber’in tarif ettiği “kapitalist ahlak”ın İslamiyet ile ilişkisine bakalım.
Weber’e göre Protestanlık, bir taraftan çalışkanlık bir taraftan da “dünya nimetlerinden kaçınma” (İslami tabirle “zühd”) öğütlediği için “sermaye birikimi” oluşturmuş, bu sayede de “burjuvazi”yi ortaya çıkarmıştır. Batı’nın son dört asırdır diğer medeniyetlere mütemadiyen üstün gelmesinin sırrı da bu burjuva sınıfının başını çektiği yaratıcılık ve dinamizmdedir.
Ne ilginçtir ki İslam’ın aynı “kapitalist ahlak”ı üretemeyeceğini savunan Weber, bu tezini İslam’ın ya miskinlik ya da “hazcılık” ürettiği varsayımına dayandırmıştı. (Zaten yakın zamanlara dek İslam’ı cinsellik ve ihtişam düşkünü aşırı “hazcı” bir din olarak görme eğilimi Batı’da yaygındı. Bugün durum tam tersi.)
Ancak Weber yanılıyordu; çünkü İslam toplumlarındaki mevcut bazı kültürel kodlara bakarak İslam’ın geçmişi ve geleceği konusunda ahkâm kesmişti. Weber’in bu yanılgısı Türkiye’de merhum Sabri Ülgener, Batı’da ise Bryan Turner ve Maxime Rodinson gibi büyük sosyal bilimcilerce ortaya konmuştur. Rodinson’un Türkçe’ye de çevrilen “İslam ve Kapitalizm” adlı kitabı, epey ezber bozucu ve aydınlatıcı bir eserdir.
Burada da vurgulandığı gibi, bir ticaret merkezi olan Mekke’ye vahyolunan Kur’an-ı Kerim, ticareti ve özel mülkiyeti kınamamış, aksine güvence altına almış, insanlar arasındaki farklı statülerin de Allah’ın yarattığı doğal sisteme uygun ve “birbirlerini istihdam etmelerine imkân verecek şekilde” olduğunu bildirmiştir. (Zuhruf, 32) Ancak Kur’an, varlıklı Müslümanlara ihtiyaç sahiplerine yardım etme ve sahip çıkma yönünde önemli bir ahlaki sorumluluk da getirmiştir ki, İslam’ın sosyal boyutu bu “hayırseverlik” ilkesine dayanır. Ve bu, özel mülkiyetin devlet tarafından gaspına dayanan “sosyalizm”den çok farklı bir şeydir.
Kur’an’ın en uzun ayetinin Bakara 282′deki “borç ayeti” olması, daha bir çok ayette ticari kural ve kaidelerden söz edilmesi, ticaretin Allah katındaki makbuliyetinin işaretleridir. Dahası Kur’an-ı Kerim’de bazen dini konularda dahi “ticari bir dil” kullanıldığını söylemek mümkündür. Örneğin “Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine cennet karşılığında satın almıştır.” (Tevbe, 111) Bu “acı bir azaptan kurtaracak ticaret”tir. (Saff 10) Buna karşı, inkarcıların “yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü”dür. (Âl-i İmrân, 187)
Hadislerde de durum farklı değildir. Risaleti öncesinde kendisi de başarılı bir tüccar olan İslam Peygamberi’nin ticareti öven ve teşvik eden sözleri meşhurdur. Hatta “serbest piyasa”yı dahi savunduğu söylenebilir. Medine pazarında fiyatların yüksekliğinden şikayet ederek kendisinden “narh” yani tavan fiyat isteyenlere verdiği cevap kayda değerdir: “Şüphe yok ki, fiyat tayin eden, darlık ve bolluk veren, rızıklandıran, ancak Allah’tır.” Bir başka sefer de kendine gelerek “ey Allah’ın Resulü bize narh koy” diyen bir adama, “belki Allah’a dua ederim” cevabını vermiştir.
Bu temeller üzerine yükselen İslam medeniyeti ise Maxime Rodinson’un deyimiyle Ortaçağ’da zengin bir “ticari kapitalizm” yaratmıştır ki, bunun kısa hikayesi bir sonraki yazıya kalsın…
…Bu makale ilginizi çektiyse…
Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…
Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.
1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın” çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda. “Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.
Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitapta liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.
2 [?]



10 Yorum
Yazan:Azgın Demokrat Tarih: Ağu 1, 2009 | Reply
Boşuna beklememişim,Mustafa Akyol gene çok doğru bir analiz sergilemiş. Sergiledi düşünceler bilgiyi alıp sindirmiş ve dünyaya bütüncül bakabildiğni gösteriri nitelikte. Makaleyi çok beğendiğimi belirtip nacizane açıklamalar yapmak isterüm..
İnsanların kafasındaki kalıpları kırmak atomu parçalamaktan zor. Bu öcü kapitalizm,marxizim ve bilimum tür ”izm” ler kanımca aslında ahmaklığa kolaylık sağlasın diye kategorize edilmiş düşünce biatlarıdır.
Ekonomi yunaca kökenli bir helime seyis,kahya demek yani bir çiftliğin mali-idari işlerini denetleyen hatta üstte hesap vermekle sorumlu tutulan kişi. Bu hesap verme olmasa idi işlerin nizamı ve intizamı ile ilgili gerekliliklerin yerine getirilmesinde belli bir standardın yakalanması çok zor olacaktır.
işte Kapitalizm sistemi basitçe üretimi standartlaşmayı ve öngörülebilirliği kutsar.Organisazyonun daima işler bir şekilde tutulmasını ister. Bunun içinde karınca kolonilerindeki gibi taksonomik bir sınıflanmaya ihtiyaç vardır.Organisazyon denilen o yaman itici kuvvet taksonomi olmadan meydana getirilebilecek bir şey değildir. Ütopik düşüncelerle birey bazındaki özgürlüklerin topluma genellenmesi ile daha eşitlikçi bir yapıya kavuşmazsınız olsa olsa anarşiye varırsınız.Evet entellektüel romantizim insana kendini daha rahat mutlu belkide ahlaklı hissetirebilir ama bu okumuş adam placebosudur o kadar.Gerçekler çıplaktır krallar daima giyinik…
Ekonominin evrensel ilerleme kuralı bellidir; kümülatif biriktirme ve daha sonra bunu kanalize ederek katalizör güç anlamında gerekli teknolojiyi oluşturmak için kullanma.Bunun ehlilleştirilmesi işte din sayesinde mümkün oluyor.Yoksa bunu olduğunu gibi topluma uygularsak Viktorya dönemindeki Darwinizm ile kucaklaşırız.Artık o noktada ırkçılık bize bilimin bir armağanı olur.Welcome to Gattaca!
Batı toplumlarının sürüklediği bir alanda o ahvale doğrudur.Dinin yerini positivizm almışsa o toplumlarda tabanda gizli bir ırkçılık birtür kapalı faşizm yaşanmaktadır.
Demek ki, doğada ve sosyal ictimai hayatta rekabet,üretim dayalı bir yarış vardır ve bu yarışın adaleti ancak etik değerlerin müdahalesi ve sınırların belirlenmesi ile mümkün olabilir.Yarışın organisazyonu için ise birçok kişinin farklı basamaklarda farklı konularda/alanlarda belirli bir amaca yönelik ortak çalışması gereklidir.
Kavramların mutlak anlamı ile var olan göreceli anlamı arasındaki yaman çelişki burda ahlak ile aklı çatıştırıyor. Mesela çevremizde mükemmel hiç bir şeye tanık olmayan insan aklı neden mükemmelik kavramına sahiptir ve bunun varlığına inanır..fıtratımız kavramların adalet,eşitlik vs gibi soyut mükemmeliklerine sahiptir ama aklımız fani alemde bunların gölgeleri ile idare etmek zorundadır. Durum bu iken herhangi bir düşünce sistematiğinden tüm soruların cevabını almayı beklemek ve her türlü beşeri duruma ahlak ve adalet ölçüsünde içselelştirmesini ummak ütopik bir aldanıştır.
Özetle adına kapitalizm denilen bu hiyerarşik sistemin medeniyet için zaruriyeti ortadadır.Kabul etmemek biraz kusura bakmayın budalalıktır..
İşbu konu, medeniyet motorunun işlemesi için gerekli olan enerjiyi nasıl sağlayacağımız/sağladığımız konusuna odaklanmalıdır. Din burada devreye girer. Bu enerji maalesef kimi zaman kölelerin bedeninden, kimi zaman masumların kanından,kimi zaman çoçukların küçük bedenlerinden kimi zaman savaşlardan sağlanmıştır.Bunları kimsenin onaylamayacağı ortadadır ama bunlar olmuştur olacaktır çünkü sadece kendine aklı kılavuz almış bilimi din edinmiş,yada üretimi ve kazanmayı makyavellist biçimde ululamış her düşünce bunların mübağ sayacaktır.Birde hiyerarşik olarak değerler evrenseldir ama her toplum o evrensel noktya Kohlberg’in belirttiği gibi aynı anda gelemez…Evrenin ve bir meyvenin bile olgunlaşması hiyerarşiktir..
Oysa İslama gerçekten kavuşmuş ruhlar, bu yukarda sayılan iğrençlikler gerçekleştirilmeden o gerekli enerjinin sosyal yardımlaşma ve dayanışma ile aynı amaca doğru yek bir vücut şeklinde işlemesiyle sağlanabileceğini bileceklerdir.Tarih sahnesindede gösterebilmişlerdir. Tabi ki mükemmel olamadan msela futuhat ruhunun ne kadar ulvi olduğuda çok tartışmalıdır. Genelde Din insanların davranışlarına şekil vermesi gerekirken çoğunlukla insanlar davranışlarına kılıf bulmakta dini kendilerince şekillendirmişlerdir.
Son krizin gösterdiği gibi kimsenin başkasını ezerek yok ederek,kanını emerek uzun vadede geçerli bir ilerleme sağlayamacağını ortadadır..Fetih edip asıp kesip ganimet almakla Moğol oluruz ama oranın gönüllerinide feth edersek mahmurlaştırırsak orası gerçekten bizim,o insanlarda biz olur yani Osmanlı..
Organisazyon ve hiyerarşi yaşamak için yada bir değer üretmek için tıpkı bir karınca kolonisi gibi.. tıpkı vahy edilen bir arı kovanı gibi.
Günümüzde yeni bir safhaya gelinmiş bulunuyor.Mağdem ki ahlak ve etik değerler sizleri bir araya getiremedi, süreç sizleri bir araya getirir denildi bizlere çünkü kural kanun evrensel,küçük kazançlar için büyük yıkımlar yapanlar eninde sonunda bindikleri gemiyide yakarlar…
Buda bana tüm canlıların ister dileyerek ister dilemeyerek olsun Rablerine secde edişlerini anımsatıyor..
Yazan:rüştü hacıoğlu Tarih: Ağu 1, 2009 | Reply
efendinin dizlerine yapışarak bizi kaçmaya çağıran yada evi yakmaya çağıran kardeşimize korku dolu gözlerle bakmak rabbe secde edişi değil; efendiye secde edişi ifade eder. hiyerarşi olmadan bir dünyanın mümkün olmadığını düşünen insan kardeşlerime hacca gitmelerini, hiç değilse bir umre yapmalarını öneriyorum. baksınlar bakalım hiyerarşik bir düzenleme olmaksızın, hak ve adaletin etrafında tavaf edenler ne tip bir sosoyalizasyonu işaret ediyorlar? hoş, ritüelleri insanı inşa eden değerler ve bir rabbani eğitim olarak görmüyorsak, kala kala doğu tipi transandantal meditasyon işlevi beklenir ki oradan kast çıkarmak mümkün tabiki ve değilmiki insan bilmediğinin düşmanıymış, ne diyelim hayırlısı…
Yazan:Azgın Demokrat Tarih: Ağu 1, 2009 | Reply
Hacıoğlu romantiklik güzeldir demiştim değil mi ?
Evet Peygamber-Sahabe-Tabiyyun vs hiçde hiyerarşik bir sıra değil..kölede yok o toplumda zaten efendim !
Kabe’nin etrafında ”takva” önemlidir: orda Rabbin önünde önemli olan tek şey..onunda maddi dünyada bir imanometresi olmadığından ve doğrudan işe yaramadığından hiyerarşiye lüzumu yoktur. Olguları çarpıtarak efendim ne entellektüllik olur nede sosyalizasyon nede kanalisazyon …
Rabbe karşı olan hal ile dünyadaki halimiz ve Rabbin koyduğu kurallar karşısındaki halimiz kategorik olarak farklıdır. Hiyerarşi aklın dünyayı rasyonelleştirmesi için gereklidir. İşlerin hallolması için bile melekler arasında bir hiyerarşiyi Rabbımız hükmetmiştir.
Taksonomi bilimin dilidir, hiyerarşi devlet sistematiğinde kendini gösterir, karınca yuvasında da, arı kovanında gözlemlenebilir.. meğerki vahy edileni arılar yanlış anlamış ola…
Biraz sert oldu kusura bakmayın ama dost acı söyler..
Yazan:rüştü hacıoğlu Tarih: Ağu 2, 2009 | Reply
eyvallah acı söyleyiniz elbetteki lakin bir ayrıma dikkat edemiyorsunuz;
hayvanlar alemi hiyerarşiktir zaten; sizin karıncalar dediğiniz benim ” serengeti ” olarak belirtiğim sürüleşme güdüsel ve güç merkezli bir hiyerarşidir de; söz konusu insan olunca hayvanları modelleyerek sosyalleşmeye kalkarsa faşizm ortaya çıkar. kaldıki mustafa bey dahi bu yaklaşımıyla beni şaşırttı. akıllı tasarımdan bahsederken birden bire ” sosyal darvinizm ” in müslümanın yitik sosyalleşmesi olduğunu söyleyebiliyor. bunu kasten söylediğini düşünmüyorum, sizin de öyle. sadece üzerinde yeterince düşünmeyip dolayısıyla anlayamadığınız bir durum karşısında endoktrine edilmiş klişeleri tekrarlıyorsunuz; tıpkı kemalistlerle bir tutarsızlığı konuştuğunuzda ” dönemin şartları ” olarak ifadesini bulan çelişki içselleştirme aygıtı, adam olmayan şimitin ” gizli el ” teorisini devreye sokmak mevzuyu süblimleştirmek. ben çocukken sirk cambazlarını ve mandrakeyi dikkatle izlerdim ama numaralara inanmazdım, tıpkı süblimasyona inanmadığım gibi. yani, aklı olan bir insanın aklı yokmuş gibi davranmaya kalkışması, aklını terkedip güdüleriyle yol arayışının adına esfelisafilin denir. modernizminde çağrısı budur zaten; güdüsel bir arzular şelale sürüleşmesi…bu bakımdan örneği daha da açayım:
“raina” demeyin, “unzurna” deyin! ne demek düşünün bakalım.
hoş yukarıda kullandığınız dinsel çağrışımların kaynağı muaviye bilesiniz. bakın bir sahne hatırlatayım size:
ammar olgarşiye köleliğin olmadığını anlatıyor bir sahnede. hint kahkahayı basıyor; romantik buluyor söyleneni. bilalin efendisi kamçıyı veriyor öğret ona diyor köle varmı yokmu? bilal kamçıyı yere çalıyor. çünkü hayatında ilk defa biri ona insan olduğunu hatırlatıyor. kast sistemindeki yerinin zihinsel bir kurgu bir put olduğunu anlıyor. bir sonraki sahne taş karnında efendinin kamçısı şaklıyor bedeninde ahad ahad diyor. ne demek ahad acaba? romantik bir söylenti olarak da okunabilir elbette ama benim kanaatimce şu:
sizin otoritenizi tanımıyorum artık; otorite ahad. bitti. şu göğsümdeki taşı yıllarca sizin hesabınıza sırtımda taşıdım, efendim tanrım rabbim bildim sizi ki yanılmışım. şimdi bu taşı gerçek rabbim adına göğsümde taşıyacağım inşallah ve insan olmak nedir bileceğim…
“…Rabbe karşı olan hal ile dünyadaki halimiz ve Rabbin koyduğu kurallar karşısındaki halimiz kategorik olarak farklıdır. Hiyerarşi aklın dünyayı rasyonelleştirmesi için gereklidir…” bu laikliğin muhafazakarcası sanırım. hiyerarşi aklın dünyayı rasyonelleştirmesi için gereklidir de, insanları sürüleştirmek için de gereklidir. hiyerarşi olmadan nasıl sürüleştirebilirsiniz bir topluluğu hayvan yada insan? bir adama hiyerarşinin gerekliliğini ve kendisinin otorite karşısında mal olduğunu belletmeden nasıl sürüleştireceksiniz merak ediyorum?
neden efendilerin diliyle düşünüyorsunuz? hoş, rahmi koçsanız veya oligarşiden biriyseniz sizi anlarım; son derece rasyonel bir tavır. lakin parya iseniz üzülürüm doğrusu. bir duruma hapsolmak gaspedilmek elbette zordur lakin bunu içselleştirmek benlik kaybıdır. kişiliği ve kimliği terketmektir. siz kimsiniz? rolünüzle kimliğinizi kişiliğinizi karıştırmayın; efendiler hep bu numarayı kullanır, uyanıncaya dek elbetteki. elimde bir mavi hap var ne dersiniz? gerçeğin çölüne hazırmısınız?
son olarak;
eğer hayatı muaviyenin dinsel metinlerinden okuyarak anlamaya çalışacaksanız iyi bir sultan dostu saray çocuğu olursunuz; muaviyeye itaat ile tanrıya itaat aynı kapıdan geçer varın tanrının kim olduğuna siz karar verin.
kurandan okursanız şayet, tüm rasullerin oligarşiyle saltanatla mücadelesinden başka birşey bulamazsınız; kula kulluğu köleleliği ise asla…
arılar güdüsel davranır ama sizen istenen o değil bilesiniz. yani arıların davranışı vahyi yanlış anlamış olmak olmuyor ama sizin durumunuzda arıları yada sırtlanları yada darvini( o da galapagosta uyandı mevzuya; şimdilerde serengetiden modelliyorlar) modellemek makul olmaz; vahye uygun mu kitaba bakınız…
Yazan:Azgın Demokrat Tarih: Ağu 2, 2009 | Reply
Senin hiyerarşi algın salt yönetime dayalı bir izm odaklı, idrak zayıf oysa ben genel evrensel bir kuraldan bahsediyorum organizasyonu ve düzeni artıran..
Şirketlerde böyle işler,okullarda ve dini sorumluluğa haiz olmamızı sağlayan akılda, çünkü hiyerarşik yapılanma ile akıl nedensel olarak çevresini akl edebilir. Öyle yaratılmıştır…başka bir yolu yoktur dünyayı anlamlandırmada, böylece mutmain olur.
Hatta senin bu romantizmde bile hiyerarşi vardır tasavvufta yol almak bir nevi hiyerarşide yol almaktır,kademeler vardır 7 kat gök ve sidre vardır, sadece bir yaratılanın geçebildiği..
Cennette bile Rabbımız farklı cennetler halinde hak edenlere farklı bir hiyerarşik düzen kurmuşken sen daha neyin savunmasını yapmaktasın…?
Evrenin ve bir meyvenin ve bir insanın ana rahminde var oluşundada bu vardır evreler ve hiyerarşik bir yapılanma.. sen bunu salt devlet sistemi olarak daralt ama idrakini daraltmış olma…
Romantizm zor kolay sıyrılmıyor pekala el cevap buna da ver bakalım kardeş;
Peygamberler arasında da bir hiyerarşi var mı yok mu ?
Sonra edebiyat yapadururusun….
Yazan:Ekrem Senai Tarih: Ağu 3, 2009 | Reply
Birisi Mustafa bey’e ticaretle kapitalizmin aynı şey olmadığını söylemeli…
“Allah müminlerden mallarını ve canlarını cennet karşılığında satın almıştır” ayetinden kapitalizme delil çıkarmak çok ilginç olmuş. Bu ayet tam tersi bir şey söylüyor gibi geldi bana.
Kur’an’da kapitalizm var mı, yok mu anlamak isteyenler bir de Tekasür suresine başvursun, orada cevabını alacaktır.
Yazan:Mustafa Tarih: Ağu 3, 2009 | Reply
Ekrem beye katiliyorum. Islamiyetde piyasa ekonomisi, mal mül hakki ve ticaret vardir. Ama kapitalizm aynen var demek abartili olur.
Moden tabirlerden en yakini “sosyal piyasa ekonomisidir” yani bir takim - dini- kisitlamali piyasa ekonomisidir. Ortak alani coktur kapitalizm ile. Islamda sosyal piyasa ekonomisinde oldugu gibi zayif ve gücsüzleri kollamak vardir. Hersey piyasanin “insafina” birakilmamis.
Yazan:ahmet medeni Tarih: Ağu 3, 2009 | Reply
Öncelikle, kapitalizmi bir ‘izm’ olarak tartışmak doğru mudur, bilemiyorum!!Onu diğer ‘izm’lerle benzer potada değerlendirmemiz mümkün müdür?Sanmıyorum..
Bazen, cari olan; vardır,hükmünü sürdürmektedir ve onun doğruluğu,yanlışlığından çok onunla nasıl beraber yaşanır ya da ondan ne kadar az zararla yaşarız buna bakılır.Bir de, birşeyin zıddı zayıf ta olsa cari-yürürlükte değil ise, durum daha vahimdir.Bugün ’sürdürülebilir olmasa da’ hakim olan yaşam ‘Kapitale dayalı’ olandır. Bu tür yaklaşımlar; /ufukta görünen o galiba/ zulmü azaltıcı birtakım özelliklerinden dem vurarak kapitalizmi İslam ile barıştırmak bir fikir ise(Ki fikirden çok, bir strateji ya da taktiksel yaklaşımdır)bu fikir zinhar yanlıştır.Bugün Star gazetesinde yayımlanan bir röportajdan kesiti paylaşmak istiyorum, bu konuyu baz alan bir yazı:
“KAPİTALİZM ZALİMLERİN YİTİK MALIDIR ??
İslamcılıkla kapitalizm tartışması var malum. ‘Kapitalizm Müslümanların yitik malı’ mıdır?
İsmail Kara:
Kapitalizm zalimlerin yitik malı olabilir. Peygamber Efendimiz de tüccardı, Medine pazarında fiyatlar kendiliğinden belirleniyordu edebiyatı üzerinden kapitalizme ve liberalizme yakın duran bir dini iktisat anlayışı kurmaya kalkmayı düz bir mantıkla anlamak kolay değil. ABD’nde İslam Liberalizmi kitabı yazılıp neşredileli çeyrek yüzyıla yaklaşıyor. Bu kitaptaki cümlelerden biri şu: “İslam liberal kapitalizmin yörüngesine sokulmalıdır”. Onun için Türkiye’deki bu yeni edebiyatın hiçbir orijinalitesi yok. Türkiye’ye faizsiz -ne demekse bu- finans kurumları 12 Eylül ihtilalinden sonra, muhafazakâr ve liberal çevrelerin hala rahmet okumaktan bıkmadıkları Özal döneminde geldi. Şimdi banka oldular. “(Star,Emine Özkan-İsmail Kara röportajından).
Bu kısa alıntıda da ilmi bir yaklaşımla, tartıştığımız konuya yeni bir boyut kazandırıldığını gördüm.
Buna rağmen, Mustafa Beyin yaklaşımlarının ne kadar yanlış veya yaklaşık doğru olduğunu söylesek de teklif sunma noktasına gelemiyoruz.Teklif sunamayınca da, halihazırda bulunan-yaşanan bu sosyo-ekonomik durumu mecburen içselleştiriyoruz.Bu, bireyin zaafı,elbette. Ama, adı üstünde ‘Birey’: rüştünü ispatlamış şahsiyetler değiliz,yani..(şimdiden söyleyeyim, burada kastım yorum yapanların görüşlerinin eksik-fazla olduğu noktasında bir yaklaşım değil, benimkisi..)İki haftadır tartıştığımız bu konunun, aslında giderek, birey-kişi-şahsiyet paradigmasının tahliline yol açtığını söyleyebilirim. sonmedeniyet.com sitesinde (BİREY/KİŞİ DÜZLEMİNDE İNSAN )yazısını okuduğumda, konuya değişik bir yaklaşım olduğunu gözlemlemiştim.
Buradan devamla; şahsiyetli bireylerle geliştirilecek, tarihi tecrübelerin imbikten geçirilmesiyle oluşacak, altyapısı sağlam, öykünmeyen veya sövmeyen entelektüel çabalara destek vermek, boynumuzun borcu olsun.
Yazan:Mustafa Râvî Tarih: Ağu 3, 2009 | Reply
Mustafa bey, zaten hiçbir kapitalist ekonomik düzende de yoksullar piyasanın insafına bırakılmaz ki. Her şeyi piyasaya bırakan bir pür kapitalizm yoktur. Bütün kapitalist ekonomileri devletler ve hukukî sistemler denetler. Ha, Amerikadaki denetim şu anda çığırından iyice çıkmış ve büyük zenginler Amerikan devletinden daha büyük ve ondan bağımsız bir devlet hâline gelmişlerken, Avrupadaki durum çok daha insancıl ve kontrol altındadır, ki bu da söylediğim şeyin doğruluğunu değiştirmez.
Sonuçta herkese refah dağıtmaya, işsizlik maaşı vermeye gayret eden Avrupa ülkelerinde de kapitalist ekonomik düzen vardır, ama bu, Avrupa içindeki yoksulların büyük oranda korunmasına engel olmaz (Avrupa dışındakiler kollanma yerine müstemlekelik görürler Avrupalılardan, o başkadır).
İslâma, yani kitaba ve sünnete göre düzenlenecek bir âilevî, toplumsal veya siyâsî idarenin içinde de, kapitalist (sermayenin ve sermaye ve ticarete dayalı ekonomik ilerlemenin bireylerin özel inisiyatiflerine bırakılması ilkesinin uygulandığı) ekonomik düzen bulunacak ve aynı zamanda yoksullar Avrupanın refah devletlerinde şimdi olduğunun da üstünde kollanacaktır…
Yoksulların kollanması burada epey ayrı bir meseledir. Sosyalizm ve kapitalizm ikileminde asıl mesele; sermayeyi kimin (bireylerin mi yoksa devlet aygıtını elinde tutan bürokratik elitlerin mi) elde tutacağı ve ekonomik ilerlemenin bireylerin ekonomik faaliyetlerine mi yoksa devletin tepeden (sözde) plânlamasının mı güdümünde olacağı meselesidir. İslâma uygun olan ekonomik anlayışın, insanların mallarına bir devletin veya devletimsi bir sözde kooperatif organizasyonun el koyduğu sosyalizm olmadığı ve sosyalizmin kapitalizm dışında bir alternatifi olmadığı tarihen ve ilmen sabittir… Bakınız, “günümüz dünyasında” alternatifler olmamasından bahsetmiyorum. Mantıken böyle bir alternatifin olması imkânsız görünmektedir (ama kapitalizmi kafamıza göre yaptığımız bir tarifle değil de temel ve gerçek tarifiyle tanırsak).
Kısacası, Allah kullarını, özellikle kendilerine en yakın olduğumuz ümmetimizi ve vatandaşlarımızı seviyorsak, dürüst ve başarılı ticaret yapabilecek insanları ticarete teşvikten çekinmemeliyiz. Ancak bunların elde edecekleri yeni sermaye birikimi ve artı değer sayesindedir ki insanların hayat standardlarını iyileştirebiliriz, fakirlikle mücadele edebiliriz, bize düşmanlık besleyenlere karşı güçlü bir ekonomi, dolayısıyla güçlü bir siyaset ve güçlü bir toplum sahibi olabiliriz. Zekât ve sadaka (dilenciye verilen sadaka değil, her türlü maddî ve manevî yardım), ancak bu zenginleşme ile kıvamına erebilir; çünkü Hz. Peygamberin belirttiği gibi “rızkın onda dokuzu ticarettedir”. Sermayedar (=kapitalist) olmaktan ve ticaretten kendi çocuklarını men’eden bir toplum, demek ki, rızkının onda dokuzunu heba etmiş gibidir, diyebiliriz bu durumda. Aynen bizim Osmanlı toplumumuzun son asırlarında ve özellikle son onyıllarında, daha sonra da 1950′lere kadarki cumhuriyet Türkiyesinde olduğu gibi olur yine durum. Hiç kimsenin bu halka ve ümmet-i Muhammed’e böyle bir mazlumiyetin yolunu açmaya hakkı olmamalı tekrardan… Allah korusun, Allah korusun…
Yazan:Sadık bir okuyucunuz Tarih: Eki 7, 2009 | Reply
Zuhruf 32 ile biraz ayrıntılı bir bilgi copy paste’si ;
“Kuran (Zühruf/31-32)
31. “Bir de ‘Bu Kuran iki şehirden birindeki büyük bir adama indirilseydi ya’ dediler”.
32. “Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Ve onların kimini kimine derecelerle üstün kıldık ki, bazısı bazısını tutup çalıştırsın. Rabbinin rahmeti, onların derleyip topladıklarından daha hayırlıdır. ”
Bu iki ayetin Kuran’ın Hz. Peygambere indirilmek yerine, Mekke ya da Taif’in ulularından birine indirilmesi gerektiğini iddia eden müşriklere bir cevap olarak nazil olduğu rivayet edilir.
Ancak 32. ayette bundan biraz daha fazlası var gibi…
Ayetin şu kısmına dikkatinizi çekmek istiyorum: “… Ve onların kimini kimine derecelerle üstün kıldık ki, bazısı bazısını tutup çalıştırsın… “. Açıkçası ayetin bu kısmı “Kuran ona değil bana inmeliydi” diyen birine verilen bir cevap için biraz fazla bilgi ve hikmet içeriyor.
Ayet, Allah’ın rahmetini bölüştürmeye kalkan biri(leri)ne seslenerek başlıyor ve çok açık bir şekilde insanlardan bazılarının derecelerle diğerlerine üstün yapıldığını söyleyerek, ardından da bunun hikmetini veriyor. Biraz durup düşününce ayetin “(geçimde) kimini kimine üstün kıldık ki bazısı bazısını tutup çalıştırsın” şeklindeki ifadesinin, “eşit paylaşım” ya da “mülkte ortaklık” fikrine karşı bir cevap niteliği de taşıdığı hemen anlaşılıyor. Bu fikir size tanıdık geldi mi bilemem ama ben böyle bir fikir biliyorum: Komünizm!
Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu ayet “Kuran bana inseydi ya!” diyen birine verilecek bir cevap için fazlasıyla bilgi ve hikmet yüklü! Bana göre bu ayet (32. ayet) Komünizm fikrine bir cevap niteliğindedir. Bu noktada İslam Alimlerinin “sebebin hususiyeti nassın umumiyetine engel değildir” şeklindeki hükmünü aktarmakta da fayda var. Yani alimlere göre bir ayetin şu veya bu sebeple inmiş olması ondaki hükmün genelliğine engel teşkil etmez. Bu açıdan yaklaşıldığında Zühruf/32’deki hükmün kendi başına ifade ettiği anlamın genelliği tutarlılığını korumuş olur. ”
kaynak: http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1634/kuran-ve-komunizm.htm