<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Haneke&#8217;nin &#8216;Ölümcül Oyunlar&#8217;ı Sanatın sonu mu? yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2009/07/08/hanekenin-olumcul-oyunlari-sanatin-sonu-mu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/08/hanekenin-olumcul-oyunlari-sanatin-sonu-mu/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Thu, 24 May 2012 17:35:10 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/08/hanekenin-olumcul-oyunlari-sanatin-sonu-mu/#comment-37846</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 12:19:00 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5631#comment-37846</guid>
		<description>ben teşekkür ederim elif hanım. bence de haneke çok önemli bir sanatçı ve evet batının vicdanı...son filmini hala izleyememiş olmak biraz rahatsızlık veriyor ama inşallah gösterime girer türkiye'de...zira ivedik3 çıkarsa sanırım haneke'nin son filmini izleme şansını yitireceğiz...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>ben teşekkür ederim elif hanım. bence de haneke çok önemli bir sanatçı ve evet batının vicdanı&#8230;son filmini hala izleyememiş olmak biraz rahatsızlık veriyor ama inşallah gösterime girer türkiye&#8217;de&#8230;zira ivedik3 çıkarsa sanırım haneke&#8217;nin son filmini izleme şansını yitireceğiz&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Elif Sevinçgül tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/08/hanekenin-olumcul-oyunlari-sanatin-sonu-mu/#comment-37826</link>
		<dc:creator>Elif Sevinçgül</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 00:54:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5631#comment-37826</guid>
		<description>Yazınız için çok teşekkürler. Haneke'yi Avrupa'nın vicdanı olarak görüyorum desem abartmış mı olurum :) 'Tehlikeli Oyunlar'ın iki halini de seyrettim ve ikinci kez çekilmesinde bir beis görmedim. Haneke gibi insanın vicdanına elini daldırıp günyüzüne çıkaran (canınızı yaka yaka) birinin sırf para ya da başka bir çıkar uğruna Tehlikeli Oyunlar'ı tekrar çektiğine inanmıyorum. Bence amacı 'çağrı'sını daha geniş bir kitleye duyurmak. Ya da bilemiyorum, belki hüsn-ü zanla yaklaşıyorum. Öyle ya da böyle bizzat eleştirdiği insanlar tarafından görmezden gelinemeyecek ve hatta üstüne bir de ödüle layık bulunacak (Cannes) kadar 'iyi' bir sanatçı. Paradoksun babası :)) Şimdilerde büyük bir heyecanla Beyaz Kurdale'yi bekliyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yazınız için çok teşekkürler. Haneke&#8217;yi Avrupa&#8217;nın vicdanı olarak görüyorum desem abartmış mı olurum <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> &#8216;Tehlikeli Oyunlar&#8217;ın iki halini de seyrettim ve ikinci kez çekilmesinde bir beis görmedim. Haneke gibi insanın vicdanına elini daldırıp günyüzüne çıkaran (canınızı yaka yaka) birinin sırf para ya da başka bir çıkar uğruna Tehlikeli Oyunlar&#8217;ı tekrar çektiğine inanmıyorum. Bence amacı &#8216;çağrı&#8217;sını daha geniş bir kitleye duyurmak. Ya da bilemiyorum, belki hüsn-ü zanla yaklaşıyorum. Öyle ya da böyle bizzat eleştirdiği insanlar tarafından görmezden gelinemeyecek ve hatta üstüne bir de ödüle layık bulunacak (Cannes) kadar &#8216;iyi&#8217; bir sanatçı. Paradoksun babası :)) Şimdilerde büyük bir heyecanla Beyaz Kurdale&#8217;yi bekliyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ayıp sanat olur mu? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/08/hanekenin-olumcul-oyunlari-sanatin-sonu-mu/#comment-36459</link>
		<dc:creator>Ayıp sanat olur mu? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2009 08:28:20 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5631#comment-36459</guid>
		<description>[...] Haneke’nin ‘Ölümcül Oyunlar’ı Sanatın sonu mu? [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Haneke’nin ‘Ölümcül Oyunlar’ı Sanatın sonu mu? [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>cb tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/08/hanekenin-olumcul-oyunlari-sanatin-sonu-mu/#comment-34703</link>
		<dc:creator>cb</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 21:02:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5631#comment-34703</guid>
		<description>Kıymetli Enver bey,

gün içerisinde yazdığım iki yıpratıcı yazı,derken yaşadığım hoş olmayan olay,bazı mail guruplarında geçen çirkinlikler,yazılarıma konu olan duyarsızlıkların yıkıcılığı derken sinema yazılarınızda vicdanı sızlatan konular geçse dahi dinlendirici ve gün sonunda rahatlamak adına oldukça okunur buluyorum,sağolunuz.

Acaba ' Kırmızı Balıklar ' kaç çocuğa umut olur?

Sonsuzluk ve Bir Gün gibi filmlere bir de Eleni Karaindrou müzikleri oldukça duygu katıyor.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Kıymetli Enver bey,</p>
<p>gün içerisinde yazdığım iki yıpratıcı yazı,derken yaşadığım hoş olmayan olay,bazı mail guruplarında geçen çirkinlikler,yazılarıma konu olan duyarsızlıkların yıkıcılığı derken sinema yazılarınızda vicdanı sızlatan konular geçse dahi dinlendirici ve gün sonunda rahatlamak adına oldukça okunur buluyorum,sağolunuz.</p>
<p>Acaba &#8216; Kırmızı Balıklar &#8216; kaç çocuğa umut olur?</p>
<p>Sonsuzluk ve Bir Gün gibi filmlere bir de Eleni Karaindrou müzikleri oldukça duygu katıyor.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/08/hanekenin-olumcul-oyunlari-sanatin-sonu-mu/#comment-34616</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 21:25:48 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5631#comment-34616</guid>
		<description>bu arada sarhoş atlar zamanı ve kaplumbağalar da uçar filmleri gibi bahman gobadi'nin diğer filmleri de daha çok iranın (ve ırak'ın) sınır kasaba ve köylerinde yaşayan kürtlerin sorunlarını anlatır. kaplumbağalar da uçar'daki anne-kız çocuğunun(zorunlu olarak anne olmuş küçücük bir kız çocuğu. daha o yaşta hayatın tüm yükünü omuzunda hissetmiş ve büyümüş) intihardan başka bir yol bulamayışı da çok iç burkucuydu cidden. bahman gobadi'yle kişisel olarak da tanışmışlığım vardır. son derece mütevazi bir kürt yönetmendir, iran'da yaşar ama sanıyorum filmleri iran hükümetiyle sorun yaşıyor sık sık.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bu arada sarhoş atlar zamanı ve kaplumbağalar da uçar filmleri gibi bahman gobadi&#8217;nin diğer filmleri de daha çok iranın (ve ırak&#8217;ın) sınır kasaba ve köylerinde yaşayan kürtlerin sorunlarını anlatır. kaplumbağalar da uçar&#8217;daki anne-kız çocuğunun(zorunlu olarak anne olmuş küçücük bir kız çocuğu. daha o yaşta hayatın tüm yükünü omuzunda hissetmiş ve büyümüş) intihardan başka bir yol bulamayışı da çok iç burkucuydu cidden. bahman gobadi&#8217;yle kişisel olarak da tanışmışlığım vardır. son derece mütevazi bir kürt yönetmendir, iran&#8217;da yaşar ama sanıyorum filmleri iran hükümetiyle sorun yaşıyor sık sık.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/08/hanekenin-olumcul-oyunlari-sanatin-sonu-mu/#comment-34610</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 21:06:21 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5631#comment-34610</guid>
		<description>sonsuzluk ve bir gün...angelopoulos'un insanın içine işleyen filmlerinden birisi. o da dönüp dönüp izlediğim filmlerdendir. trafik kazasında ölen çocuğun, onunla birlikte sokakta yaşayan arkadaşlarınca yapılan "gıyabi" cenaze töreni de çok etkiler beni. o sahnede gözyaşlarımı tutabildiğim vaki değildir...üzüntüden değil sadece; daha çok yaralı yüreklerin birbirlerinde buldukları sımsıcak sığınağın insanoğlunun birbirine dokunabilmesi ve birbirinin acısıyla acılanabilmesi için aslında çok az şeyin (vicdan?) gerekli olduğunu hissetmemdendir belki de.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sonsuzluk ve bir gün&#8230;angelopoulos&#8217;un insanın içine işleyen filmlerinden birisi. o da dönüp dönüp izlediğim filmlerdendir. trafik kazasında ölen çocuğun, onunla birlikte sokakta yaşayan arkadaşlarınca yapılan &#8220;gıyabi&#8221; cenaze töreni de çok etkiler beni. o sahnede gözyaşlarımı tutabildiğim vaki değildir&#8230;üzüntüden değil sadece; daha çok yaralı yüreklerin birbirlerinde buldukları sımsıcak sığınağın insanoğlunun birbirine dokunabilmesi ve birbirinin acısıyla acılanabilmesi için aslında çok az şeyin (vicdan?) gerekli olduğunu hissetmemdendir belki de.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>cb tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/08/hanekenin-olumcul-oyunlari-sanatin-sonu-mu/#comment-34599</link>
		<dc:creator>cb</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 20:16:56 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5631#comment-34599</guid>
		<description>Cennet Çocukları,benim için bambaşka bir film içime o '' spor ayakkabıları '' kadar oturan çok az şey olmuştur.Bazen kendi spor ayakkabılarımı giyerken içime düşer o sızı,ayaklarımı sürte sürte yürürüm o zamanlarda,acı.Bir de bisiklet üzerinde baba-oğulun iş aradığı o bölüm ve sonu,nasıl anlatsam paramparça birşey şey işte.

Mutlaka izlemşsinizdir,Sarhoş Atlar Zamanı ve Kaplumbağalarda Uçar muhteşem yapıtlardır.

Sonsuzluk Ve Bir Gün,filmi de Avrupa sinemasından beğendiğim bir filmdir.En harika sahnesi ise gece sabahı bulana kadar bir trafik lambası altında park etmiş oyuncunun gün sabaha dönerken durup durup kırmızı ışıkta geçtiği sahnedir.

Yarın ne kadar sürecek?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Cennet Çocukları,benim için bambaşka bir film içime o &#8221; spor ayakkabıları &#8221; kadar oturan çok az şey olmuştur.Bazen kendi spor ayakkabılarımı giyerken içime düşer o sızı,ayaklarımı sürte sürte yürürüm o zamanlarda,acı.Bir de bisiklet üzerinde baba-oğulun iş aradığı o bölüm ve sonu,nasıl anlatsam paramparça birşey şey işte.</p>
<p>Mutlaka izlemşsinizdir,Sarhoş Atlar Zamanı ve Kaplumbağalarda Uçar muhteşem yapıtlardır.</p>
<p>Sonsuzluk Ve Bir Gün,filmi de Avrupa sinemasından beğendiğim bir filmdir.En harika sahnesi ise gece sabahı bulana kadar bir trafik lambası altında park etmiş oyuncunun gün sabaha dönerken durup durup kırmızı ışıkta geçtiği sahnedir.</p>
<p>Yarın ne kadar sürecek?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/08/hanekenin-olumcul-oyunlari-sanatin-sonu-mu/#comment-34589</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 19:39:08 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5631#comment-34589</guid>
		<description>teşekkrler cemile hanım. iltifat etmişsiniz. ama bu yazı zaten eski bir yazım olduğu için beni tekrar tehlikesinden kurtarmıyor:))

ben de iran sinemasını çok severim. hatta bu dizide (bir yönetmen bir başyapıt) mecid mecidi'nin çok beğendiğim iki filmini incelemeye çalışmıştım. özellikle cennet çocukları ne zaman hayatla bağım zayıflasa izleyerek "şarj olduğum" filmlerden birisidir. izlemediyseniz tavsiye ederim. cidden de cennet çocuklarını görebilmek için.

tekrar teşekkürler.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>teşekkrler cemile hanım. iltifat etmişsiniz. ama bu yazı zaten eski bir yazım olduğu için beni tekrar tehlikesinden kurtarmıyor:))</p>
<p>ben de iran sinemasını çok severim. hatta bu dizide (bir yönetmen bir başyapıt) mecid mecidi&#8217;nin çok beğendiğim iki filmini incelemeye çalışmıştım. özellikle cennet çocukları ne zaman hayatla bağım zayıflasa izleyerek &#8220;şarj olduğum&#8221; filmlerden birisidir. izlemediyseniz tavsiye ederim. cidden de cennet çocuklarını görebilmek için.</p>
<p>tekrar teşekkürler.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>cb tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/08/hanekenin-olumcul-oyunlari-sanatin-sonu-mu/#comment-34563</link>
		<dc:creator>cb</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 17:47:35 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5631#comment-34563</guid>
		<description>Enver bey,

okuduğum bir çok isim var,bunlar genellikle çok beğendiğim isimler lakin bazen aynı çizgiyi koruyamıyorlar çıta inip çıkabiliyor.Sizde bunu görmüyorum itiraf edeyim kendini koruyan ama tekrar etmeyen bir tarzınız var.Film eleştirilerinizde felsefe edebiyat gibi konularada değiniyor olmanız ayrıca bir çeşitlilik özetle herzamanki gibi olmuş yani oldukça Enver Gülşen kokuyor,emeğinize sağlık ayrıca tebrik ederim.

Mehmet beyin 'Abd'yi Tedavi Etmek Mümkün Mü?' başlıklı yazı dizisinde kısaca değinmiştik.Sinema çok etkili bir argüman doğru ellerde çok daha anlamlanıyor.Ve kesinlikle tetikleyici.Sizin kadar konuya vakıf olmasam da ben Avrupa ve İran sinemasını daha çok tercih ediyorum.Daha samimi ve içten buluyorum,Hollywood yapımlarını genellikle kan emici ve kurgu olarak gördüğümden pek içime sinmiyor.Tabbi hemen belirteyim bu bir genelleme değil zira Matrix bir arkadaşımın imanını arttırmış bir yapımdı,bir müslüman olarak ilki için 'işte bu biziz' sloganı atmıştı :)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Enver bey,</p>
<p>okuduğum bir çok isim var,bunlar genellikle çok beğendiğim isimler lakin bazen aynı çizgiyi koruyamıyorlar çıta inip çıkabiliyor.Sizde bunu görmüyorum itiraf edeyim kendini koruyan ama tekrar etmeyen bir tarzınız var.Film eleştirilerinizde felsefe edebiyat gibi konularada değiniyor olmanız ayrıca bir çeşitlilik özetle herzamanki gibi olmuş yani oldukça Enver Gülşen kokuyor,emeğinize sağlık ayrıca tebrik ederim.</p>
<p>Mehmet beyin &#8216;Abd&#8217;yi Tedavi Etmek Mümkün Mü?&#8217; başlıklı yazı dizisinde kısaca değinmiştik.Sinema çok etkili bir argüman doğru ellerde çok daha anlamlanıyor.Ve kesinlikle tetikleyici.Sizin kadar konuya vakıf olmasam da ben Avrupa ve İran sinemasını daha çok tercih ediyorum.Daha samimi ve içten buluyorum,Hollywood yapımlarını genellikle kan emici ve kurgu olarak gördüğümden pek içime sinmiyor.Tabbi hemen belirteyim bu bir genelleme değil zira Matrix bir arkadaşımın imanını arttırmış bir yapımdı,bir müslüman olarak ilki için &#8216;işte bu biziz&#8217; sloganı atmıştı <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/08/hanekenin-olumcul-oyunlari-sanatin-sonu-mu/#comment-34558</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 16:15:08 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5631#comment-34558</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;"ultra modern kelimesini sevmesem de, postmoderni tercih ederim ve yine “kanımca” demişsiniz :) )"&lt;/blockquote&gt;

evet öyle ama mazeretim var:))
"kanımca" uyarısı aldığım yazının(bergman yazısıydı galiba) yazılma tarihi, bu yazınınkinden daha sonradır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>&#8220;ultra modern kelimesini sevmesem de, postmoderni tercih ederim ve yine “kanımca” demişsiniz <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> )&#8221;</p></blockquote>
<p>evet öyle ama mazeretim var:))<br />
&#8220;kanımca&#8221; uyarısı aldığım yazının(bergman yazısıydı galiba) yazılma tarihi, bu yazınınkinden daha sonradır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>suzannur tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/08/hanekenin-olumcul-oyunlari-sanatin-sonu-mu/#comment-34554</link>
		<dc:creator>suzannur</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 15:05:42 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5631#comment-34554</guid>
		<description>Haneke'nin Ölümcül Oyunların ikincini izledim, aslında birincinin de başına oturdum ama izlemekten vazgeçtim, bu noktada ikinci film üzerinden ve tabii onun göndergesel işlevinden (sanat-postmodernizm) yorum yapacağım.
İzlerken, yok artık! dediğim filmlerden biri, kesşnlikle irrite edici ve sinir bozucu bir film ve tüm bu etkilerle kesinlikle iyi bir film. 
Peki bu bir taklit mi? (Birinciyi izlemeden sizin yazınızdan tola çıkarak yapacağım yorumu, hatalı olabilir bu noktada.) Bence bu bir yeniden yaratma, Holywood'un taklit yapımlarından değil her ne kadar orada çekildiyse de. Postmodernizm sanat eserinin copylerle çoğaltıldığı ve kistch sanatın her yeri sardığı bir dönemi içerse de buna karşıtlığıyla eserini ortaya çıkartır, kolaj yaparken dahi eskiden bir yeniden üretim vardır. Modernizmin koparttığı bağların yerine, eskiyi yeniden reforme ederek gündelik hayatın içine sokar postmodern sanat. Tıpkı bu film gibi. 
Mesajını seyircinin istediği gibi değil, yönetmenin istediği gibi değiştirdiği, senaryoyu değiştirebilecek kadar (arkadaşının ölümünü geriye sararak istediğini yapan genç) kurgudaki kurguya bile müdahale eden bir sinema eleştirisi vardır. Bu her şeye uygulanabilir, bireye, sanata, uluslara... Gösterilen kurgunun bile ikinci kez değiştirilerek gösterilmesi ve seyirciye izlettirilmesi. seyirci hiçbir şey yapamaz, tıpkı Haneke'nin kendi filminde olduğu gibi. İzlersin, sinir olsan da, beğensen de, beğenmesen de. Sana dayatılan budur çünkü. Bu da postmodern sanatın, tüm çiğliğe rağmen hala bu dayatmayı mesaj olarak bireye iletmeye çalıştığı ve onu sanatın parçası haline getirdiğini gösterir, yol şudur, kumanda ellerinde, nasıl oyuncu geriye sarıp dilediği gerçekliği yaratıyorsa, sen de bu gerçekliği yaratabilirsin. Kapatabilirsin tv.yi, ya da buna karşı çıkabilirsin, oradaki kadının yaptığı gibi tüm klişe hataları da yapabilirsin, ya da tam tersine bunu yapmayadabilirsin, yaparsan başına bunlar gelir diyor.
Tüm bu mesaj genellenerek her şeye uyarlanabilir. 
güzel görünenin her zaman öyle olmadığı, özendirilen yaşam biçiminin altında umulmadık çirkinliklerle karşılaşılabileceği, nezaketin insana ait vicdanın göstergesi olmadığı... biryığın mesajı var bu filmin. 
Belki Haneke Holywood'a ve çağa yenildi ve filmi yeniden çekti para için, olabilir, ya da amacı yeniden yaratmaydı, bu da olabilir. Sonuç, birey olarak izleyip izlememe kişinin kendi ellerinde. sadece bunu anlatmasıyla bile bu film kendine karşı acımasız davranarak farklılığını ortaya koyuyor.
Aslında çok derin konular var yazıda, ancak yeri geldiğince tartışmak daha iyi. 
Güzel bir çalışma (ultra modern kelimesini sevmesem de, postmoderni tercih ederim ve yine "kanımca" demişsiniz :) )</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Haneke&#8217;nin Ölümcül Oyunların ikincini izledim, aslında birincinin de başına oturdum ama izlemekten vazgeçtim, bu noktada ikinci film üzerinden ve tabii onun göndergesel işlevinden (sanat-postmodernizm) yorum yapacağım.<br />
İzlerken, yok artık! dediğim filmlerden biri, kesşnlikle irrite edici ve sinir bozucu bir film ve tüm bu etkilerle kesinlikle iyi bir film.<br />
Peki bu bir taklit mi? (Birinciyi izlemeden sizin yazınızdan tola çıkarak yapacağım yorumu, hatalı olabilir bu noktada.) Bence bu bir yeniden yaratma, Holywood&#8217;un taklit yapımlarından değil her ne kadar orada çekildiyse de. Postmodernizm sanat eserinin copylerle çoğaltıldığı ve kistch sanatın her yeri sardığı bir dönemi içerse de buna karşıtlığıyla eserini ortaya çıkartır, kolaj yaparken dahi eskiden bir yeniden üretim vardır. Modernizmin koparttığı bağların yerine, eskiyi yeniden reforme ederek gündelik hayatın içine sokar postmodern sanat. Tıpkı bu film gibi.<br />
Mesajını seyircinin istediği gibi değil, yönetmenin istediği gibi değiştirdiği, senaryoyu değiştirebilecek kadar (arkadaşının ölümünü geriye sararak istediğini yapan genç) kurgudaki kurguya bile müdahale eden bir sinema eleştirisi vardır. Bu her şeye uygulanabilir, bireye, sanata, uluslara&#8230; Gösterilen kurgunun bile ikinci kez değiştirilerek gösterilmesi ve seyirciye izlettirilmesi. seyirci hiçbir şey yapamaz, tıpkı Haneke&#8217;nin kendi filminde olduğu gibi. İzlersin, sinir olsan da, beğensen de, beğenmesen de. Sana dayatılan budur çünkü. Bu da postmodern sanatın, tüm çiğliğe rağmen hala bu dayatmayı mesaj olarak bireye iletmeye çalıştığı ve onu sanatın parçası haline getirdiğini gösterir, yol şudur, kumanda ellerinde, nasıl oyuncu geriye sarıp dilediği gerçekliği yaratıyorsa, sen de bu gerçekliği yaratabilirsin. Kapatabilirsin tv.yi, ya da buna karşı çıkabilirsin, oradaki kadının yaptığı gibi tüm klişe hataları da yapabilirsin, ya da tam tersine bunu yapmayadabilirsin, yaparsan başına bunlar gelir diyor.<br />
Tüm bu mesaj genellenerek her şeye uyarlanabilir.<br />
güzel görünenin her zaman öyle olmadığı, özendirilen yaşam biçiminin altında umulmadık çirkinliklerle karşılaşılabileceği, nezaketin insana ait vicdanın göstergesi olmadığı&#8230; biryığın mesajı var bu filmin.<br />
Belki Haneke Holywood&#8217;a ve çağa yenildi ve filmi yeniden çekti para için, olabilir, ya da amacı yeniden yaratmaydı, bu da olabilir. Sonuç, birey olarak izleyip izlememe kişinin kendi ellerinde. sadece bunu anlatmasıyla bile bu film kendine karşı acımasız davranarak farklılığını ortaya koyuyor.<br />
Aslında çok derin konular var yazıda, ancak yeri geldiğince tartışmak daha iyi.<br />
Güzel bir çalışma (ultra modern kelimesini sevmesem de, postmoderni tercih ederim ve yine &#8220;kanımca&#8221; demişsiniz <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> )</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mehmet Yılmaz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/08/hanekenin-olumcul-oyunlari-sanatin-sonu-mu/#comment-34541</link>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 09:13:04 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5631#comment-34541</guid>
		<description>geçenlerde radyoda bir program dinledim, "edebiyatla felsefenin eklemlenmesi/rekabeti" üzerine. çok ilginçti, edebiyat elestirmenleri, yazarlar ve filozoflar bir konuda birlesiyor, felsefenin kelimelere dökemedigi, "teknik" olarak ifade edemedigi bazi seyleri edebiyat yapiyor. bir de romanlar sayesinde bazi felsefi olgularin "sahneye konmasina" tanik oluyoruz. tek rolü bu olmasa da sanat kimi zaman felsefenin laboratuari oluyor.

belki sunu da eklemek lazim, sanatta bir "estetizasyon" olgusu var. Abartma, mesafe koyma, semboller kullanma, ...

Mesela bir savas gerçekten olurken, bombalar patlarken vs kimse neye ugradigini anlamiyor. Ama bir savas filmi seyrederken savasin ne kadar kötü oldugu düsüncesini olusturabiliyoruz. Zamana ihtiyacimiz var, geriye dogru bir kaç adim atarak bir tabloyu seyreder gibi.

Sanatin anlattigi hikayelerde "baskasinin" dertlerini, asklarini vb izlerken de böyle verimli bir "mesafe koyma" söz konusu.

Sanki Freud'un divanina uzaniyoruz ve basliyoruz anlatmaya, "ben çocukken..." ardindan bizi yaralayan travmalar anlam kazanmaya basliyor. belki kaybettigimiz bir bacak yerine geri gelmiyor ama tek bacakli oldugumuzu idrak ettigimiz andan itibaren koltuk deglenkleriyle yasamak daha az izdirap veriyor.

bunlari yazarken aklima İtalyan psikanalist Piera Aulagnier‘nin sözleri geliyor:

&lt;em&gt;“Izdırap diye bir şey yoktur, dayanılmaz olan dış dünyadaki olayların içimizde temsil ettiği anlamlardır”.&lt;/em&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>geçenlerde radyoda bir program dinledim, &#8220;edebiyatla felsefenin eklemlenmesi/rekabeti&#8221; üzerine. çok ilginçti, edebiyat elestirmenleri, yazarlar ve filozoflar bir konuda birlesiyor, felsefenin kelimelere dökemedigi, &#8220;teknik&#8221; olarak ifade edemedigi bazi seyleri edebiyat yapiyor. bir de romanlar sayesinde bazi felsefi olgularin &#8220;sahneye konmasina&#8221; tanik oluyoruz. tek rolü bu olmasa da sanat kimi zaman felsefenin laboratuari oluyor.</p>
<p>belki sunu da eklemek lazim, sanatta bir &#8220;estetizasyon&#8221; olgusu var. Abartma, mesafe koyma, semboller kullanma, &#8230;</p>
<p>Mesela bir savas gerçekten olurken, bombalar patlarken vs kimse neye ugradigini anlamiyor. Ama bir savas filmi seyrederken savasin ne kadar kötü oldugu düsüncesini olusturabiliyoruz. Zamana ihtiyacimiz var, geriye dogru bir kaç adim atarak bir tabloyu seyreder gibi.</p>
<p>Sanatin anlattigi hikayelerde &#8220;baskasinin&#8221; dertlerini, asklarini vb izlerken de böyle verimli bir &#8220;mesafe koyma&#8221; söz konusu.</p>
<p>Sanki Freud&#8217;un divanina uzaniyoruz ve basliyoruz anlatmaya, &#8220;ben çocukken&#8230;&#8221; ardindan bizi yaralayan travmalar anlam kazanmaya basliyor. belki kaybettigimiz bir bacak yerine geri gelmiyor ama tek bacakli oldugumuzu idrak ettigimiz andan itibaren koltuk deglenkleriyle yasamak daha az izdirap veriyor.</p>
<p>bunlari yazarken aklima İtalyan psikanalist Piera Aulagnier‘nin sözleri geliyor:</p>
<p><em>“Izdırap diye bir şey yoktur, dayanılmaz olan dış dünyadaki olayların içimizde temsil ettiği anlamlardır”.</em></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/08/hanekenin-olumcul-oyunlari-sanatin-sonu-mu/#comment-34537</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 08:57:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5631#comment-34537</guid>
		<description>kesinlikle haklısın mehmet. "yani ufak parçalara ayirdikça daha iyi anlamaya alisik analitik zekâmiz ama şuur kavramini bölünce, BEN’i olusturan primat ile ondan geri kalan vicdan sahibi sorumlu varlik birbirinden ayrilinca sakat bir noktaya geliyoruz:" bence modern insan tasavvurunun yaptığı zararın bundan daha güzel bir tanımı olamazdı. 

son zamanlarda belki dikkatinizi çekmiştir. yusuf kaplan sinema üzerine bir dizi yazı yazıyor. sinema ile niçe, heidegger ilişkisi üzerine falan. söylediği şey ise (ki bu adla bir kitap da yayımlanacak bildiğim kadarıyla)"felsefe öldü, yaşasın sinema". aslında sinema tek başına sinema değildir; sanat da tek başına sanat değildir. daha önce de söylemiştim, sinema bu yüzyılın yeni düşünme ve felsefe yapma biçimidir, bu yüzden cidden de kavramsal felsefenin yerini almaya namzettir.

çok teşekkürler yazıdan güzel yorumun için.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>kesinlikle haklısın mehmet. &#8220;yani ufak parçalara ayirdikça daha iyi anlamaya alisik analitik zekâmiz ama şuur kavramini bölünce, BEN’i olusturan primat ile ondan geri kalan vicdan sahibi sorumlu varlik birbirinden ayrilinca sakat bir noktaya geliyoruz:&#8221; bence modern insan tasavvurunun yaptığı zararın bundan daha güzel bir tanımı olamazdı. </p>
<p>son zamanlarda belki dikkatinizi çekmiştir. yusuf kaplan sinema üzerine bir dizi yazı yazıyor. sinema ile niçe, heidegger ilişkisi üzerine falan. söylediği şey ise (ki bu adla bir kitap da yayımlanacak bildiğim kadarıyla)&#8221;felsefe öldü, yaşasın sinema&#8221;. aslında sinema tek başına sinema değildir; sanat da tek başına sanat değildir. daha önce de söylemiştim, sinema bu yüzyılın yeni düşünme ve felsefe yapma biçimidir, bu yüzden cidden de kavramsal felsefenin yerini almaya namzettir.</p>
<p>çok teşekkürler yazıdan güzel yorumun için.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mehmet Yılmaz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/07/08/hanekenin-olumcul-oyunlari-sanatin-sonu-mu/#comment-34536</link>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 08:49:15 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5631#comment-34536</guid>
		<description>Sevgili Enver,

Gördüklerini ufak parçalara ayirdikça daha iyi anlamayi umuyor analitik zekâmiz. Ama bazen bunu yapmak çok tehlikeli, mesela bir otomobili demir atomlarindan ibaret sanabiliriz :))

Bu tür yazilarin çok özel bir rol oynadigini düsünüyorum sitede. Zeytinyagi ve su gibi birbirine karismaz sandigimiz sanatin, felsefenin ve &lt;strong&gt;insan olma bilgisinin &lt;/strong&gt; aslinda ayni okyanusun farkli kiyilari oldugunu düsündürüyor (?hatirlatiyor) okuyana.

Bizim beyinlerimiz milli egitimin havaninda sarimsak gibi yillarca dövüldügü için &lt;strong&gt;sanati sanatçilara&lt;/strong&gt;, felsefeyi filozoflara vicdanî konulari da din adamlarina birakmisiz galiba...

Geriye kalan çalisip para kazanmak ve o parayi "özgürce" harcamak. insanliktan çikip homo-economicus hayvani olan, primatlasan yaratik haliyle ampirik kaderine de razi oluyor. Etten ve kemikten ibaret(!) olmanin bu primatlari mahkum ettigi bir determinizm var görebildigim kadariyla. Ayni sebepler ayni sonuçlari üretiyor.

Primat en özgür oldugunu sandigi anda is hayatinin, toplumsal normlarin ve bedensel ihtiyaçlarin deterministik kafesine giriyor. Su nasil 100 derecede kaynarsa bu primat da öyle günde 8-10 saat çalisiyor, 8 saat uyku, arta kalan vakitte kazandigi parayi en OPTIMAL biçimde harcamak için &lt;strong&gt;BiLiNçLi &lt;/strong&gt;TÜKETiM ve &lt;strong&gt;YASAMA SANATI&lt;/strong&gt;(!) dergilerine sariliyor: Ev dekorasyonu, Gurme, sarap nasil içilir?, 90-60-90 bir vücut için rejim, bu gece nerede eglenelim?  

BiLiNç, Yasam ve Sanat kelimelerinin canina nasil okumus bu modernite? &lt;strong&gt;"Dilimi geri isteriiiim" &lt;/strong&gt;diye haykirmak geliyor içimden :)

Bilirsin bati dillerinde bir kelime vardir, &lt;strong&gt;fr. Conscience / ing. Consciousness &lt;/strong&gt;. Bunun tam karsiligi galiba şuur. öz(!)Tükçe'de &lt;strong&gt;bilinç &lt;/strong&gt;diye çevirirken yarisi çöpe gidiyor zira iki farkli seyi anlatiyor, Ampirik BiLGi ve ViCDAN (Bilgisi/hissi).

Basini bir yere vuran ve son yaptiklarini hatirlamayan birisi "şuurumu kaybettim" diyebilir. Fransizca'da "perte de conscience" (şuur kaybi) ya da "perte de connaissance" (biliş kaybi) diyoruz.

"BEN" oldugu bilgisini kaybetmek söz konusu sanki? Tabi "ben" olmayinca yaptiklarindan da sorumlu olmuyor insan. Yine Fr bir örnek vermek isterim, &lt;strong&gt;"vicdanim rahatsiz oluyor"&lt;/strong&gt; demek için kulandigimiz ifade "ça me pose un problème de &lt;strong&gt;conscience&lt;/strong&gt;" (= bu [durum] bana vicdan meselesi olusturuyor)

yani ufak parçalara ayirdikça daha iyi anlamaya alisik analitik zekâmiz ama şuur kavramini bölünce, BEN'i olusturan primat ile ondan geri kalan vicdan sahibi sorumlu varlik birbirinden ayrilinca sakat bir noktaya geliyoruz:

&lt;strong&gt;sanat sanatçilara, felsefe filozoflara vicdanî konular da din adamlarina...&lt;/strong&gt;

bilmiyorum katiliyor musun? 

hani neredeyse bir kelime meselesi yüzünden 2 tane dünya savasi mi yaptik? diye sorasim geliyor :((</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Enver,</p>
<p>Gördüklerini ufak parçalara ayirdikça daha iyi anlamayi umuyor analitik zekâmiz. Ama bazen bunu yapmak çok tehlikeli, mesela bir otomobili demir atomlarindan ibaret sanabiliriz :))</p>
<p>Bu tür yazilarin çok özel bir rol oynadigini düsünüyorum sitede. Zeytinyagi ve su gibi birbirine karismaz sandigimiz sanatin, felsefenin ve <strong>insan olma bilgisinin </strong> aslinda ayni okyanusun farkli kiyilari oldugunu düsündürüyor (?hatirlatiyor) okuyana.</p>
<p>Bizim beyinlerimiz milli egitimin havaninda sarimsak gibi yillarca dövüldügü için <strong>sanati sanatçilara</strong>, felsefeyi filozoflara vicdanî konulari da din adamlarina birakmisiz galiba&#8230;</p>
<p>Geriye kalan çalisip para kazanmak ve o parayi &#8220;özgürce&#8221; harcamak. insanliktan çikip homo-economicus hayvani olan, primatlasan yaratik haliyle ampirik kaderine de razi oluyor. Etten ve kemikten ibaret(!) olmanin bu primatlari mahkum ettigi bir determinizm var görebildigim kadariyla. Ayni sebepler ayni sonuçlari üretiyor.</p>
<p>Primat en özgür oldugunu sandigi anda is hayatinin, toplumsal normlarin ve bedensel ihtiyaçlarin deterministik kafesine giriyor. Su nasil 100 derecede kaynarsa bu primat da öyle günde 8-10 saat çalisiyor, 8 saat uyku, arta kalan vakitte kazandigi parayi en OPTIMAL biçimde harcamak için <strong>BiLiNçLi </strong>TÜKETiM ve <strong>YASAMA SANATI</strong>(!) dergilerine sariliyor: Ev dekorasyonu, Gurme, sarap nasil içilir?, 90-60-90 bir vücut için rejim, bu gece nerede eglenelim?  </p>
<p>BiLiNç, Yasam ve Sanat kelimelerinin canina nasil okumus bu modernite? <strong>&#8220;Dilimi geri isteriiiim&#8221; </strong>diye haykirmak geliyor içimden <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Bilirsin bati dillerinde bir kelime vardir, <strong>fr. Conscience / ing. Consciousness </strong>. Bunun tam karsiligi galiba şuur. öz(!)Tükçe&#8217;de <strong>bilinç </strong>diye çevirirken yarisi çöpe gidiyor zira iki farkli seyi anlatiyor, Ampirik BiLGi ve ViCDAN (Bilgisi/hissi).</p>
<p>Basini bir yere vuran ve son yaptiklarini hatirlamayan birisi &#8220;şuurumu kaybettim&#8221; diyebilir. Fransizca&#8217;da &#8220;perte de conscience&#8221; (şuur kaybi) ya da &#8220;perte de connaissance&#8221; (biliş kaybi) diyoruz.</p>
<p>&#8220;BEN&#8221; oldugu bilgisini kaybetmek söz konusu sanki? Tabi &#8220;ben&#8221; olmayinca yaptiklarindan da sorumlu olmuyor insan. Yine Fr bir örnek vermek isterim, <strong>&#8220;vicdanim rahatsiz oluyor&#8221;</strong> demek için kulandigimiz ifade &#8220;ça me pose un problème de <strong>conscience</strong>&#8221; (= bu [durum] bana vicdan meselesi olusturuyor)</p>
<p>yani ufak parçalara ayirdikça daha iyi anlamaya alisik analitik zekâmiz ama şuur kavramini bölünce, BEN&#8217;i olusturan primat ile ondan geri kalan vicdan sahibi sorumlu varlik birbirinden ayrilinca sakat bir noktaya geliyoruz:</p>
<p><strong>sanat sanatçilara, felsefe filozoflara vicdanî konular da din adamlarina&#8230;</strong></p>
<p>bilmiyorum katiliyor musun? </p>
<p>hani neredeyse bir kelime meselesi yüzünden 2 tane dünya savasi mi yaptik? diye sorasim geliyor :((</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

