RSS Feed for This Post

Orduyu Zayıflatmanın Faydaları

Daha evvel de yazmıştım. Ailemin yazlığı büyük bir askerî dinlenme tesisinin hemen yanında. Dolayısıyla komşularımızın ciddi bir kısmı emekli generaller ve albaylardan oluşuyor. İlkokul zamanlarımda tanımadığımız yazlık sakinleri içinde de “sivil” olanları hemen anlardık. Yazlık çevremizde asker olan ile olmayan amcaları ayırt edebileceğimiz çok net bir kriter vardı çünkü. Şortunun altına muhakkak çorap ve makosen ayakkabı giyerdi subay amcalar. Şortun altında çorap varsa, tamam derdik…

Benim babam da Kıbrıs gazisi olduğu için küçüklüğümde çok sık bu askerî tesislere giderdik… Bu askerî tatil kampı her sene daha güzel bir hale gelirdi. Her sene yeni tesisler yapılırdı. Üstelik o kadar enflasyonist ortama rağmen fiyatlar neredeyse hiç artmazdı. Babam ve annem sürekli sivillerin böyle organizasyon yapamayacaklarını söylerlerdi, diğer devlet kamplarındaki işgüzarlıklardan bahsederlerdi. Ne yense, ne içilse çok az bir para ödenerek çıkılırdı o tesislerden, her gün bir sinema filmi hem de ücretsiz oynardı. Orada kendimi çok zengin hissederdim, hiç param bitmezdi… O sebeple asker amcaları ve askerî kamp ortamını çok severdim. “Ordumuz tek düzgün şey bu ülkede” der dururdum…

Yaşım büyüdükçe bu kampa gidiş gelişlerimde bir şey aklıma takılır olmuştu… Çok bariz biçimde generaller, subaylar ve astsubaylar birbirinden ayrı dünyaların insanları gibi bölünüyordu. Astsubayların plajına samandan şemsiyeler konmuştu, astsubay lokantalarında sandalyeler plastikti. Astsubay bölgesinde top oynanacak sahalar bile daha kalitesizdi… Komşumuz olan bir generale bunu ilk ifade edip, sorguladığımda değişik bir cevap almıştım. Bana kendisinin de bu bariz sınıf ayrımından rahatsız olduğunu söylemişti. Fakat subay/astsubay herkese aynı koşullar sunulduğunda da subaylar rahatsız oluyordu. En iyisi astsubay tatil kamplarının ayrı olması falan demişti bana. O zaman bu aşağılamayı hissetmezler, kendi aralarında daha mutlu olurlar demişti… TSK sistemini ilk sorgulamam böyle başlamıştı…

Yaz ayları birçok muvazzaf asker için her açıdan sıcak geçerdi… Bizim komşuların çoğu emekliydi ama muvazzaf olanlar da vardı. Dahası muvazzaflarla sürekli bağlantıdaydı birçok paşa. Askerî terfi sürecini aralarında epey espriye de dönüştürürlerdi… Terfi bekleyen bir tuğgeneral “ya tüm ya güm” olurdu ağustos sonunda. Apoletine ikinci yıldızı takıp tümgeneral olanlar ise terfi zamanı geldiğinde “ya kor ya mor” olmak üzere tetikte beklerdi… Güm olup ya da mor olup emekliye ayrılmanın tüm askerlerde bir boşluk hissi yarattığını aralarında konuşurlardı… O sebeple yaz aylarında özellikle de ağustos aylarında askerler arası sürekli heyecanla bu terfi merfi işleri konuşulurdu…

Lisenin son yıllarına girerken ben artık isim isim kimi generalleri sormaya başlamıştım komşu emekli paşalara. Tam 28 Şubat süreci zamanlarıydı. Bir yandan askerin sistem içindeki nüfuzunun çok arttığı zamanlardı. O nüfuz ve güç artışıyla birlikte terfiler meselelerinin daha vahşileştiği bir zamandı… Personelci komutanlar mı, özel harpçiler mi yükselecek, harekâtçılar mı, lojistikçiler mi hâkim olacak, kim kimi tutacak, ne ayak oyunları dönecek hep konuşulurdu… Personel birimlerini yöneterek yükselen generaller çok konuşulurdu o dönem… Doğan Güreş, İ. Hakkı Karadayı, Hurşit Tolon, Aytaç Yalman ve Hilmi Özkök böyle generallerdi mesela… Gerçi son yıllarda özel harpçi generaller ağırlık kazanmaya başladı… Kemal Yamak, Aydın İlter, Fevzi Türkeri ve 6-7 Eylül felaketini “Muhteşem Örgütlenme” olarak öven Sabri Yirmibeşoğlu öyle askerlerden… Başbuğ sonrası Genelkurmay Başkanı olması beklenen Işık Koşaner’in de özel harpçi olduğunu hatırlatalım… Tipik özel harpçi karakterinin “Her meseleyi çivi gibi görüp, çekiç gibi çakma” modelinde olduğu ise hemen her subayın dilinde olan bir olgudur…

Şu zamanlar TSK’nın konumunun çok sorgulandığı günlerdeyiz… Askerlerin de sivil yargı sürecinden geçeceğine dair çok önemli bir yasa çıktı. Genelkurmay’ın kesinkes bir sivil hükümetim emrinde, hesap veren, denetlenen bir kurum olması idealine en çok yaklaştığımız günlerdeyiz… Bu elbette bir yönüyle TSK içinde bir travma yaratıyor… Fakat bir yandan da şu ana kadar konuştuğum tüm üst düzey subaylar ordunun kendi personeline karşı da şeffaflaşması gerektiğini ısrarla söylediler. Çünkü TSK kendi içinde de şeffaf değil, hangi saiklarla YAŞ kararlarında terfi kararları çıkıyor belli değil… YAŞ kararları şeffaf alınmayınca, ister istemez askerlik mesleğinin dışında nepotik bağlarla terfi alma alışkanlığı orduda kurumlaşıyor… Parlak askerî kariyer değil, şu grubun, bu ekibin adamı olma kriteri baskın çıkıyor… Geçen yazılarda değindiğimiz TSK’nın kurumsal zekâsını gerileten şeylerin başında da bu şeffaf olmama durumu geliyor zaten…

Bu ülkede çok ciddi TSK reformu gerekiyor. Bir tepeden tırnağa yenilenme gerekiyor… Bu reform en başta yeni kuşak subaylar için çok yararlı olacak… Ve bu reform en nihayet olacak bu ülkede…

Şeffaf, denetlenebilir ve hesap verebilir bir TSK isteyenler, TSK’nın dünya çapında bir ordu olmasını isteyenlerdir aynı zamanda… Buna direnenlerse TSK’yı adım adım Patagonya ordusu seviyesine indirmek isteyenlerdir… TSK’nın başı olan Başbuğ bu ikinci grupta yer almamalı…

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 2 Yorum

  2. Yazan:Bigalıoğlu Tarih: Tem 2, 2009 | Reply

    bu yazı daha iyi olmuş.sağduyu ve çözüm önerilerine ihtiyacımız var.sağıra laf anlatma döneminin geçtiğini ve merdivende en azından bir basamak çıktığımızı düşnüyorum.

  3. Yazan:lagosorfoz Tarih: Şub 16, 2010 | Reply

    Resim Romanya veya aynı üniforma rengini kullanan yabancı ülke ordusunun personeline ait bir resimdir. Kesinlikle Türk Ordusuna ait değildir. Yazının altı kaval üstü şeşhane, maksatlı değilse nedir? Bilinçaltımıza ne mesaj verilmektedir?

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin