Musul mu Dediniz?
By Mustafa Akyol on Tem 2, 2009 in Kemalizm, Ortadoğu, Osmanlı, Resmî Tarih, Ulus-Devlet
[Mustafa Akyol'un kişisel sitesinde yayınlandı]
Oldukça “Kemalist” olduğu hissedilen bir okur, son yazım üzerine “iyi ama Terakkiperver Fırka yüzünden Musul’u kaybettik” gibisinden bir itiraz dile getirdi ve getirmeye devam ediyor. Madem konu açıldı, bu mevzuya dair Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek adlı kitabımda yer alan bir pasajı burada aktarayım dedim. Türkiye’nin Musul’u neden kaybettiği konusunda onyıllardır beyinlere işlenen (ve o beyinleri yeni düşüncelere bir türlü açamayanların körü körüne inandığı) ezberleri biraz bozmak açısından…
……………
Atatürk Araştırma Merkezi Asli Üyesi Prof. Dr. Ömer Kürkçüoğlu, Türk-İngiliz İlişkileri (1919-1926) adlı kitabında [Şeyh Said isyanı ve Musul'un kaybı] olaylarında Hilafet’in kaldırılmasının belirleyici rolünü şöyle açıklar:
Halifeliğin kaldırılmış olması, Kürtlerin ayaklanmasında önemli rol oynadığı gibi, Kürt unsurunun çoğunlukta bulunduğu Musul üzerindeki Türk iddiasını da zayıflatmıştır. Milliyetçi düşünceye yabancı olan Musul Kürtleri’nin, Türkiye’yi Irak’a tercih ettikleri söylenebiliyorsa, bunun başlıca nedeni, Halife’ye yani İslam’a olan bağlılıklarıydı… Musul sorununun çözüme kavuşturulmamış olduğu bir sırada Halifeliğin kaldırılması; İngiltere’nin İslam etkeni dolayısıyla duyabileceği endişeyi gidermek için, ya da öteki nedenlerle alınmış olsa da, sonuçta Türkiye’nin Musul tezine manevi bir darbe indirmişti. İngiltere’nin Musul’daki bir görevlisi, Halifeliğin kaldırıldığı yolundaki haberleri hayretle karşılayıp, inanmakta güçlük çektiklerini yazmaktadır. Bu İngiliz görevlisi, o zaman kadar ‘Kürdistan’ı patlamaya hazır bir volkan gibi kaynaştıran Türk propagandasının, Kürtler’in Halifeye kesin bağlılığına dayandırıldığını, Türklerin kendi bindikleri dalı kesmelerinin ise, İngiltere için inanılmayacak kadar mükemmel bir şey olduğunu’ belirtmektedir. İngiliz görevlisi, ‘tabii, bu yeni durumdan kendimiz için yararlanmayı ihmal etmedik’ diye eklemektedir. Türk Hükümeti’nin Kürt ayaklanmasına karşı aldığı sert önlemler [de], Musul’daki mahalli Kürt ileri gelenlerinin tepkisine yol açmaktaydı. Bu tepkilerin İngiltere bakımından ‘yararlanmaya’ elverişli bir ortam hazırladığı görülüyordu.
Hangi nedenlere dayanırsa dayansın - hatta Musul sorununda olumlu bir etkisi olabilir diye alınmış olsa bile - Halifeliğin kaldırılması kararı, Kürtler’in ayaklanmasında rol oynadığı için, sonuç olarak Musul bakımından Türkiye’nin aleyhine bir durum yaratmıştır. (Ömer Kürkçüoğlu, Türk-İngiliz İlişkileri, AÜ SBF Yayınları, Ankara, 1978, s. 290-291)
Hilafet’in kaldırılmasından önce Iraklı Kürtler arasında Türkiye’ye yönelik güçlü bir sempati olduğunu tarihçi Waide Jwaideh de belirtir. Jwaideh’e göre, “Yüzyıllardır kendilerini Osmanlı devleti ve geleneği ile özdeşleştirmiş olan Kürtler, hiç şüphesiz, yabancı bir din ve kültüre mensup işgalciler olarak gördükleri İngilizlerin ülkelerine gelmelerinden hoşnut değildi.” Dahası, “Kürdistan’ın İngiliz işgali altındaki bölgelerinde, Türklerin yaptığı etkili pan-İslamist propagandalar birçok Kürdün İngiliz karşıtı bir tutum izlemesini sağlamıştı.” (Waide Jwaideh, Kürt Milliyetçiliğinin Tarihi: Kökenleri ve Gelişimi, İletişim Yay. İstanbul, 1999, s. 286)
Ama Hilafet’in kaldırılması ve ardından gelen Şeyh Said isyanı ile birlikte, o propagandanın artık bir etkisi kalmamıştır.
İngiliz Büyükelçisi Lindsay’in Dışişleri Bakanı Chamberlain’e yolladığı 17 Mart 1926 tarihli bir mektupta, şu ilginç teşhis yer alır:
Doğu’daki durum, mevcut rejimin önünde görülebilir en ciddi tehlike durumundadır. İslamcı bir hükümet bu karışıkılığı kendi lehine çevirebilirdi. Ancak bugünkü laik düşünceli hükümet ile Doğu arasında uzlaşmaz bir düşmanlıktan başka hiç bir şey olamaz. Eğer her şeyi kökünden değiştirecek bir olay çıkmaz ve Cumhuriyet rejimi sürerse, hükümet, bastırma hareketlerini beraberinde getiren bir dizi ayaklanma ile karşı karşıya kalacaktır. (Hüseyin Koca, Yakın Tarihten Günümüze Hükümetlerin Doğu-Güneydoğu Anadolu Politikaları s. 103; Cahit Düzel, “İngiliz Hükümeti’ne Sunulmuş Gizli Raporlardan Doğu Anadolu Olayları, 1924-1938″, Politika Gazetesi, 31 Ocak 1977, s. 4′ten aktarma)
……………
Özetle; Musul’un kaybının sorumlusu, Şeyh Said İsyanı ve hele de onunla hiç alakası olmayan Terakkiperver Fırka değildir. Aksine, suçu bunlara atan ve gerçekte (Hilafet’i birden bire kaldırmak suretiyle) hem Şeyh Said İsyanı’nı körükleyen hem de Musul Kürtleri’ni Türkiye’den soğutan “devrimciler”dir.
Zaten bugün de Türkiye Kürt sorununda batağa saplanacaksa, yine aynı zihniyetin temsilcileri yüzünden saplanacak.
2 [?]



16 Yorum
Yazan:Okan Ural Tarih: Tem 2, 2009 | Reply
Öncelikle merhaba…
Yazarın yukarıda yazdıklarına bi kaç yorum getirmem gerekiyor sanırım…
Yazar arkadaşımızdan beklediğim cevap “O zaman ki devrimciler kimlerdir ?”
Eğer o zaman ki devrimcilerden bahsediyorsak ki o devrimcilerin kimler olduğu aşikardır bu ülkeyi kurduklarını nasıl göz ardı edebilirsiniz. Öyle insanların ülke hizmetlerine baktığınızda ve bu Şeyh Sait İsyanının tarihine baktığınızda ortaya çıkan gerçeği anlamamak bariz bir önyargıdır.
Gerçek olan bilgiyi doğru aktarmaktır. Yanılgılı bilgilerle toplum belli bir süre size inanır.
Şeyh Sait isyanı sonucunda BM raporunda o bölge insanının Türkiye Cumhuriyetini benimsemedikleri ve İngiliz himayesini istedikleri net bir şekilde ifade edilmiştir.
Gerekçeli raporda da Şeyh Sait İsyanı gösterilmiştir.
Bilmemek ayıp değildir ancak bilmeden üç beş makaleye dayanıp ispatlanmış bir gerçek gibi bilgileri sunmak doğruyu ifade etmez..
Yazarın zaten fikirleri geçmiş yazılarından ötürü ortadadır. Fazla sözede gerek olmamaktadır.
Asıl olan bu yazar(!) arakadaşın neye hizmet ettiğini bulmaktır. Gerçekler ancak çıkar için reddedilir. Yazarında bu tür konuşmalardan ne türlü bir nema aldığı belli olmaktadır.
Yazan:Ekrem Senai Tarih: Tem 2, 2009 | Reply
Merhaba, hoşgeldiniz.
Kendilerine “devrimci” adını takan statükoculardır. İsmet İnönü ve sevgili CHP’si.
Hilafetin kaldırılması üzerinden henüz 1 yıl geçmişti ki, Şeyh Said isyanı ortaya çıktı. Bu ilgi bütün “resmi olmayan, ciddi” tarihçilerin ortak kanısıdır. “Resmi” söylemin, isyanın arkasında İngiliz parmağı olduğunu söylemesinin hiçbir somut delili yoktur. Zaten “resmi” tarih herkese hain gözüyle baktığı için hiçbir zaman özeleştiri yapma ihtiyacı hissetmemiştir. Bir yanlışlık varsa ya dış mihraktır, ya da iç. Aynı geleneğin bugün de sürmesi hiç şaşırtıcı değil.
Evet, kesinlikle. O süre doldu sanırım.
Birleşmiş Milletler 1945 yılında kuruldu ama olsun, canınız sağ olsun.
Bilmemek ayıp değil, ama biliyor gibi yapmak ayıp.
Şu hain, uşak, nema edebiyatı artık mide kaldırmıyor doğrusu. Gerçekler ancak çıkar için reddedilmez. Sizin gibi rejime duygusal bir bağ ile bağlıysanız gerçeği duymak istemezsiniz. Bu yüzden araştırıp doğru veya yanlış olduğunu anlamaya çalışmak yerine; yazanı hedefinize alırsınız ve onu çürütmeye, hain, dönek olduğuyla ilgili kendinizi ve başkalarını inandırmaya çalışırsınız.
Şu “birleşmiş milletler” raporunun linkini, nerede yazdığı bilgisini verebilir misiniz, bir araştıralım bakalım ne diyormuş. Bakın, yukarıdaki yazıda her paragrafın sonunda bir kaynak vermiş yazar. Sizin de bir teziniz var madem, hangi raporun kaçıncı sayfasında ne yazıldığı bilgisi sizde bulunuyor ki iddiada bulunuyorsunuz. Önce bunu alalım lütfen.
Yazan:Ali Duman Tarih: Tem 2, 2009 | Reply
Bu tip yazılar resmi yalanların “kaşar”lanmışlığına karşı ilaç gibi geliyor.
Günceliğin içerisinde çok boğulmamak için ve bugüne inhisar eden geçmişi de anlamak ve tartışmak için bu tip yazılara yer verilmesinin siteyi daha da derinleştireceğini düşünmekteyim.
site derinleştikçe kimilerinin şok olma durumları artacak, tabiki artmalı, zira şok olmak iyiyi, doğruyu bulmaya yönelik olumlu bir haldir.
misal Kurtuluş Savaşı döneminde Ankara hükümetinin yürüttüğü dış politika (öncelikle SSCB ve İngiltere eksenli) gibi konularda da yazılar çıkmalı, resmi yalanların yerini artık “hakikat”ların ortaya dökülmesinin zamanıdır.
bir resmi yalanı belgeleriyle orta koymak açısından güzel bir yazı, ancak sınırlı bir yazı, zira şeyh said isyanından sonra çıkan kürt isyanları da, malum zihniyetin bir “iç düşman” yaratmasıyla, suni kışkırtmalarla çıkarıldığını da orta yere dökmenin zamanı gelmiştir. Kürt isyanlarında acımasız şiddet uygulayan Sakallı Nurettin Paşa “Zo diyenleri hallettik, sıra lo diyenlerde” (Ermenileri hallettik, sıra kürtlerde) sözünü durduk yere söylememiştir. Pek tabiki bu bir devlet politikasıdır, ne acıdır ki halen devam eden bir devlet politikası.
Yazan:semra Tarih: Tem 9, 2009 | Reply
Bu yazıyı da diğerleri gibi çok doğru tespitlerle sonuçlandırdınz.
Teşekkrlr
Yazan:Okan Ural Tarih: Tem 20, 2009 | Reply
Tekrar Merhaba…
Yazar arkadaşımız yine ve yeniden laf cambazlıklarıyla hakikatlerin bu olduğuna insanları inandırma gayreti güdüyor olması gerçekten düşündürücü …
1. İsyanın bastırılamaması üzerine İsmet İnönü tekrar Başbakan olmuştur.
2. CHP tek parti olduğu için zaten içerisinde tüm siyasetçileri barındırıyordu ..
3. Devrimci insan gelenekler doğrultusunda ilerlemez zaten gelenekler doğrultusunda ilerlemediği için devrimcidir. İsmet İnönü’de her ne kadar tam bir devrimci olamamışsa da yanlış gelenekleri de savunmamıştır.
1. Aynı “resmi olmayan, ciddi” tarihçiler şimdilerde de nedense Abdülhamitçilik oynamaya başladı.
Milletler Cemiyeti : Birleşmiş Milletler’in temeli sayılabilecek bu organizasyon, I. Dünya Savaşı’nın ardından İsviçre’de 10 Ocak 1920′de Cemiyet-i Akvam adıyla kuruldu
Aslında sen ne demek istediği gayet net anlamıştın ama canın sağ olsun :D…
Ve tabi bunu kendi gibi düşünen kişi ve kurumlardan alıntılar yaparak yapmak … Ben de tam bundan bahsediyordum …
Tabi ki;
Geçici “Brüksel Sınırı” kararı ve Lahey Adalet Komisyonunun onayını ardından ülkenin düştüğü durumu incelemen ve Şeyh Sait isyanının etkilerini anlaman umarım zor olmaz.
SSCB eksenli dış siyaset politikası o devirde zaten gizlenmemekteydi. Bizzat Atatürk tarafından güdülmesi istenen bir devlet politikasıydı …
İngiltere nerden çıktı ???
Yazan:Ali duman Tarih: Tem 20, 2009 | Reply
İngiltere nereden mi çıktı? İngiltere zaten hep vardı, İstanbulu kim işgal etmişti, çanakkale de kim hüsrana uğramıştı, basra’dan girip 4 yılda ırak’ı kim teslim almıştı?
başroldekine nereden çıktı demeyi anlayamadım.
gizlenmeyen SSCB politikası neymiş? tek müteffik SSCB’ye ihanet edilerek, düşman İngiltere ile yaranmaya çalışılan siyaset gizlenmedi mi? gizleneni anlatalım dilimiz döndüğünce, eksiğini de bilenler tamamlar nasıl olsa.
İngiltere’ye yaranmak için başta mustafa suhpi ve yoldaşlarının karadenizin soğuk sularına gömülmesi ile anadolu da tek bir komünist bırakmayacak şekilde katledilmeleri, yeşil ordunun daha kurulmadan tasfiye edilmesi (bakınız tarihçi metin tunçay’ın yakın tarih çalışmaları), SSCB toprağı olan Batum’un işgal edilmesi. Sol/sosyalizm düşmanlığı siyaseti ile İngiltere’nin gözüne girmeyi başaran Ankara hükümeti, bu göze girmenin karşılığını İstanbul hükümetinin yanısıra Londra Konferansına davet edilmesiyle almış, İngiltereye yaranma politikasında hızını alamayan Ankara hükümetinin baş delegesi bekir sıtkı bey Londra gazetelerine verdiği beyanatta “misakı milliyi tanıyın, dilerseniz SSCB bile savaşabiliriz” diyordu. Bu demeçlerin anlamını soran Lenin’e Atatürk, izlediği truva atı siyaseti sonucu “baş delege şahsi fikirlerini söylemiş” diyerek yanıt veriyor, her şeyin farkında olan Lenin ise “sizin bolşevik olmadığınızı biliyoruz, size yardım etmemiz için bolşevik olmanız gerekmiyor, her şeye rağmen size yardıma devam edeceğiz” diyordu. Ancak SSCB dış işleri bakanı Ciceron olanları içine sindiremiyor “sizinle yaptığımız barış antlaşmasına sadık kalacağız, ancak sizinle asla dost olmayacağız” yanıtı veriyordu. Düşman İngiltere’nin gözüne girebilmek için yegane müttefikin toprağı dahi işgal ediliyor, arka planda düşman ingiltere ile iş çevriliyordu, bunun sonucudur ki ingiltere, tek bir mermi dahi atılmadan işgal ettiği istanbul’dan çekilmiştir, tabiki ölümü (sevr) gösterip sıtmaya (lozan’a) razı ederek, “biz cumhuriyeti böyle kurduk”un içindeki dosta ihanet, düşman ile işbirliğinin kısa hikayesi budur, resmi yalanların ağırlığı bu gerçeği gizlemeyi başarmıştır, ancak ne varki bilgi çağındayız ve tüm yalanlar orta yere dökülmek durumunda.
eğitim-öğretim çok önemli, ancak resmi yalanlardan ari olması şart.
Yazan:Okan Ural Tarih: Tem 22, 2009 | Reply
Merhaba..
Daha Net Bir açıklama oldu …
1. Şu unutulmamalı ki aynı dönemde biz hem emperyalizmle hemde dünyayı etkileen kominizmle bazen gizli gizli bazende açıkca savaştık. Bu zaten birçok açıklamada yer almıştır.
Örn :
2. Bu karmaşa ortamında Mustafa Kemal ve Düşün arkadaşarının belirlediği ideoloji bilmek ve anlamak isteyenlerin anladığı gibi kendi belirlediğimiz ve bize en uygun yoldur. Bunu açıklamak için herhangi bir ideolojiye bağlı kalınmadığı gibi hepsinden ayrıda çalışılmamıştır.
3. İngiltere başından beri bizim için düşman devlet olmuştur. Bunun temeli malesef Abdülhamit döneminden başlamaktadır. (Bu gerçek hakkında yayınlanmış kitapların isimleri şimdi aklıma gelmiyor ama hepsini tek tek yazacağım.)
Eğer bir yaklaşma politikası izlenmişse tarihte İngiltereye karşı bunu en çok yapan ve uygulayan o devletler adına madalyalar bastıran bizimle o devletlerin dalga geçmesine göz yuman sadece Abdülhamittir.
4. Biz lozanda sizin iddaa ettiğiniz gibi yanaşmacı ve uzlaşmacı bir politika hele ki avantajımıza lehimize olmadıkça izlemedik. Zaten izlenmiş olsa ilk görüşmeler tıkanmaz ve orada sonuçlanırdı.
5. Rusyanın bolşevik ihtilalinden sonra kurtuluş savaşı sırasında bize destek verdiği doğrudur. Ancak bu herhangi bir duygusallıktan kaynaklanmıyordu. Boğazlar elimizde olduğu için tarihte kendi aralarında ki çekişmeden dolayı bize devamlı gönüllü müttefik olan devletler olmuştur. O dönemde de bizim işimize çıkarımıza öylesi uygun düştüğü için bizde öyle davrandık. 1919 yılındaki M.K.Atatürk’ün de birçok demecinde kominizm aleyhine sözlerini bunun devlet ve millet olarak bize uygun olmadığı yönündeki demeçleri bulmanız pek zor değil.
6. Tarihinin izinde olduğunuzu düşünüp nasıl bir ideolojiye bağlı kaldığınızı bilmiyorum ancak bu düşünce dahi bu topraklar için savaşmış insanlara hakaret olur. Kelimelerinize dikkat edin. Bir düşüncenin aksini de okumadıkça düşüncelerinize kesin demeyin.
Yazan:Okan Ural Tarih: Tem 22, 2009 | Reply
Tekrar Merhaba …
Dediğim gibi İngilizlere son yaklaşmamızı ve o dönemi ve yine İsmet İnönü ile Adnan menderes dönemini tek tek belgelerle ve yine fotograf destekli anlatan bu kitabı mutlaka inceleyiniz…
Eğer ki 1919dan 1938 e kadar geçen sürede buna benzer bir taraf ve politika izine rastlarsanız bende herkesten ve sizden özür dilerim….
NOT: Kanıt başka insanların tarih hakkındaki düşünceleri değildir. Tarih o döneme ait belgeler ve fotograflardır.
Bununla da tatmin olmuoyarsanız yine NUTUK ve o dönemin en yakın tanıklarından Fatih Rıfkı Atayın “ÇANKAYA” kitabını tekrar okumanızı rica ederim …
Yazan:Ali Duman Tarih: Tem 22, 2009 | Reply
Nutuk’un bazı noktalarda yalanlayan ve buna dair kendi anıları yazan Kazım Karabekir bu yüzden Atatürk’e suikast uydurmasıyla idam ile yargılanmadı mı? yazdığı kitap yakılarak ortadan kaldırmadı mı? ölene kadar göz altında ve ev hapsinde tutulmadı mı?
sivas kongre kararlarında bir alternatif olarak ABD mandası olmaya dair karar alınmadı mı? tutulan tutanak daha sonra tahrif edilerek bu madde oradan çıkarılmadı mı?
sivas ve erzurum kongrelerine başkanı general olan ABD gözlemci kurulu resmi gözlemci sıfatıyla katılmadı mı?
Musul ve kerkük’ün Türkiye’ye bağlanma ihtimali bulunması nedeniyle bizzat Atatürk tarafından ABD firmalarına (başta Standart Oil olmak üzere) yeni bir kapitilasyon biçiminde ayrıcalıklı antlaşmalar yapılmadı mı? (ancak musul ve kerkük dolayısıyla petrol işi yatınca bu antlaşmalar kadük kalmıştır)
ben size şu kadarını söyleyeyim, nutuk ve resmi tarih dışında kalan koca bir HAKİKAT var bilmem bunun farkında mısınız?
bana önerdiğiniz kitaplar bozacının şahidi şıracı babından olduğu için önerinize teşekkür ederim ancak ben almayayım, o tarzı zaten maarifin resmi öğretilerinde en az 15 yıl okuduk, hep beraber.
ancak önerilerinizde misal şevket sürayya aydemir eksik kalmış, sanırım bir daha ki yazıya bıraktınız. sürekli İngiltere’ye yaranma eksenli siyaset izleyen Atatürk, sscb’ye karşıda sahte bir yaranma siyaseti izlemiş, bu doğrultuda da gerçek komünist partiler karadenizde boğdurularak, yerine sadık adamı olan şevket süreyya aydemir’e kominist partinin sahtesi kurulmuştur.
Peki, ülke komünizme her yönüyle uzak ise bu sahte TKP’yi neden kurdurmuştur, neresinden baksak tutarsızlık, siz size anlatılan masallara inanmaya devam edebilirsiniz, zira bu masallar artık miadını doldurdu. doldurduğu kesin ki ergenekon gibi katiller sürüsüyle mevcut müesses nizam yürütülmeye başlanmıştır.
ülke demek ki Atanızın dediği üzre komünizme çok uzakmış ki, sol siyasete karşı 12 mart, 12 eylül yapılmış, nazım hikmet hayatı boyunca süründürülmüş, tkp yöneticileri karadenizde boğdurulmuş, komünist partiye üye olan çerkez ethem tasfiye edilmiş, kızılordu örneğinde anadolu tarafından oluşturulmaya başlanılan yeşil ordu daha en başında bizzat Atatürk tarafından tasfiye edilmiş, istanbul dışında kalan tüm anadoludaki komünistler ortadan kaldırılmış (bakınız prof.mete tunçay’ın yakın tarih eleştirleri kitabı)
sscb’den gelen yardımları kabullenerek, ikiyüzlü bir siyaset ile bir taraftan sscb’ye yaranılmaya çalışılmış, diğer taraftanda ingiltere’nin gözüne girmek için komünist katliamları yapılmış, yine ingiltereye yaranmak için tek mütefik olan sscb’nin toprağı batum işgal edilmiş, ankara hükümeti tarafından londraya gönderilen baş temsilci bekir sıtkı bey londra gazetelerine “misaki milli sınırlarını tanıyın, isterseniz sscb’ye savaş açarız” beyanatı vermiş, bunun anlamına soran lenine ise uyguladığı truva atı siyaseti sonucu “baş delege kendi düşüncelerini belirtmiş” yanıtı verilmiş, istediği tüm ödünleri alan ingiltere tek bir mermi atılmadan işgal ettiği istanbuldan çekilmiş, ölümü (sevr) dayatıp, sıtmaya (lozana) razı etmiştir. Lozan bir başarı değil, bir imparatorluğun yağmalanmasının belgesidir, dünya gerçeklerine bakarsanız anlarsınız, zira türkiye gibi sefil durumlara düşmüş (misal, mevcut petrolünü dahi çıkaramayan) bir başka imparatorluk mirascısı ülke yoktur.
hatizatinde mütefiğine ihanet, düşmanıyla işbirliği yapması nedeniyle, ahlaksız bir ihanet ile işbirliği üzerine kurulan bu ülkenin sırf bu nedenle dış prestiji bir ürdün kadar dahi olamamıştır. Neyseki 85 yıllık uykudan yeni yeni uyanmaya, üzerindeki ölü toprağını yeni yeni atmaya başlayan bir türk halkı var artık.
özelde ingiltere, genelde batı’ya olan hayranlık, medeni yasaların isviçre’den, askeri ceza kanunun italya’dan, kılık-kıyafetin, harflerin batıdan alınmasından belli olmuyor mu? muassır medeniyetin hedef gösterilmesinden belli olmuyor mu?
“uluslar ayrı ayrıdır, ancak medeniyet tekdir, o da batı medeniyetidir ve bu medeniyete dahil olmak gerekir” diyen Atatürk değil midir?
pardon ya sizin Atatürk’ünüz hangisi, Kenan Evren’da malum Atatürkçü, Doğu Perinçek’te, Veli Küçük’te, Tanju Çiller’de, Demirel’de, Hurşit Tolon’da, Abdullah Gül’de sizin ki hangisi?
Yazan:Okan URAL Tarih: Ağu 7, 2009 | Reply
Kongrenin zaten Amerikan mandasını kabul etme ön fikri ile toplandığını bilmeyen yok ki … Aklın sıra gizli kalmış bilgileri söylüyor gibi kelimelerle esrar perdesi çekiyorsun bilgilerin üzerine…
Bir kongrenin bu fikir ile toplanmış olması o fikri kabul ettiği anlamına gelmez. Zaten sonucu da bu fikrin kabul edilmediğini açıkca olmasada bir nebze anlatmakta.. Mustafa Kemal ve Rauf Bey kongreyi oluşturan sadece iki unsurdur kongrenin tümü değildir. Kongreyi oluşturan diğer delegeler de kurtuluş yolu arıyor diye vatan haini yada ikili siyaset güden yanaşmacı insanlar değillerdir. Amaçları kurtuluş yoludur ve hakikati er yada geç görmüşlerdir.
Komünizmin bize uygun olmadığını söyledik diye kimse bu ideolojiye inanmasın mı dedik. o zaman da her ideoloji gibi ona inananlar olmuştur ve bana göre doğal olan da odur. mustafa Suphi ve yanındakiler ülke içindeki tüm b ideolojiyi temsil ediyor olamazlar zira ingilterenin veya herhangi bir devletin bunu yaptırmadığının kesin bir delili elinizde var mı???
Bakın halen diyorum komünizm yanlış bir ideoloji değil aslında mükemmel bir ütopya ama bu bizim halkımız için uygun değildir geçmişteki açıklamlar da bu yönde olmuştur . Siz ikisini karıştırmadan ben açıklayayım dedim.
15 yılda hiçbir şey anlamamak !! İşte büyük marifet …
Muhalefet olmaya o kadar çok alışmışız ki toplumca görüş farkımız ne olursa olsun ancak ve mutlaka tek doğruyu muhalefet etmekte buluyoruz…
Kazım karabekir konusunda yine en güzel cevap zaten telgrafların kopyalarıyla nutukta verilmiştir.
Darbeler tabi ki de yanlıştır ve yanlıdır. Bunu benimde diğer bei gibi düşünen arkadaşlarında savunma gibi bir niyetleri yoktur.
Darbelerde ölenlerin çoğunu üniversiteli liseli yani bu ülkenin geleceğini oluşturan oluşturacak bireyler oluşturmuştur.
Geriye kalanlar bilgi ve birikimden uzak olmalarına rağmen kimsenin kalmamasından olacak ki şimdi gazeteci yazar diplomat ve politikacı olmuşlardır.
Darbeler tabi ki bu bakımdan bile ülkeyi ortaçağ karanlığına sürüklemiştir.
Olayları düşünürken lütfen o dönemin şartlarınaa ve kişilere dikkatlice bakınız . Gerektiğinde kişilerin yerine kndinizi koyunuz. Ancak ve mutlaka dürüst olunuz geleceği bilmeseniz o zaman o yerde siz o kararları alabilirmiydiniz veyahut o beğenmediğiniz politikayı izleyebilirmiydiz…
Yazan:Ali Duman Tarih: Ağu 7, 2009 | Reply
“komünizm türk halkı için uygun değil”
buyurmuşsunuz.
kim karar verdi buna????
siz türk halkı mısınız!!!!! neyin iyi olduğuna, olmadığına türk halkı adına karar verme makamı mısınız???????? türk halkı size böyle bir vekalet mi verdi????
ülkeler, uluslar halklardan oluşlar ve kendine neyin uygun olduğuna halk(lar) karar verir.
okuduğunuz kemalist okullar bunu pas geçmiş, çok şeyi atladığı gibi.
türk halkına neyin iyi olacağına karar verme yetkisini nerden aldınız???? bu konuda ilahi bir vahiy, hadis mi var, yoksa kutsal kitapta böyle mi yazıyor. haa unuttum yaa doğru sizin bir kutsal kitapınız var ve orda böyle yazıyor dimi.
uzun lafa ne gerek, halk iradesini bilmeyenlere, sandık, oy vermeyi ve dahi HALK’ı konu mankeni sananlara ne desek boş.
bu defolu düşüncelerinizle halkı daha ne kadar oyalayabileceğinizi sanıyorsunuz, deniz bitti, ama anlayabilecek yetenek var mı sizlerde bilmiyorum.
çarpmadaki yutan eleman SIFIR, gibi felsede de yutan elemansınız, zira halkı yok sayanların gelebileceği yol en fazla 1950 seçimleridir, daha ilk seçimde tasfiye edilen bir fikri inatla savunmaya çalışıyorsunuz, o fikri ayakta tutmak için 27 MAYIS, 12 MART, 12 EYLÜL, 28 NİSAN faşist darbeleri yapıldı, meşru hükümetler silah zoruyla görevlerinden uzaklaştırıldı, türk halkı her seferinde tokatını attı ama ne çare, dünya tarihi böyle yüzsüzlük görmedi.
Yazan:Okan Ural Tarih: Ağu 9, 2009 | Reply
Sayın Ali Duman,
Gereksiz bir kin beslediğiniz ve bunu dışa yansıttığınız son yazınızda ne kadar saçmaladığınızın bilmem farkındamısınız.
Komünizm temelde eşitliği savunur ki bunun olmamasını istemek bir ahmaklıktır. Dünya tarihi boyunca insanları ezilen ve ezen olarak ikiye ayıran zihniyete ezilen biz halkların karşı çıkmama gibi bir düşünce lüksü zaten yoktur.
Ancak gerçekleşmesini istediğimiz bir doktrinin bizim toplumumuz adına gerçekleşmekten uzak olduğunun bilincini taşımak o fikrin doğruluğunu kabul etmemek anlamına gelmez. Bunun yerine ithal olmayan kendi yaratacağımız ideolojilere doktrinlere yönelmek daha mantıklıdır.
Bizim yaptığımız en büyük hata işte budur. Her zaman ve her halükarda ithal olan fikirlere düşüncelere daha çok önem veriyoruz. Şu da unutulmamalı ki her dinin temelinde eşitlik yatar. Yani bizim için gerçekleşememe nedenlerinin başında sanıldığı gibi din değil, faşistlik değil cahillik yatar.
Şimdi umarım daha aydınlatıcı olmuşumdur komünizm hakkında.
İkinci konu Türk halkı adına karar verme konusu ki bunu tamamen ret ediyorum ve her Kemalist de bunu zaten reddeder. Bu ülkeye padişahlık düzenini yıkıp cumhuriyeti de, demokrasiyi de, köy enstitülerini de, uçak fabrikasını da kuranlar Kemalistlerdir. Kısacası Halkı halk yapan onu ezilmişlikten kurtarmak için apolet sökenlerde ortadadır. Bu yapan düşünceyi 1955’den beri yıkamaya çalışan karşı düşünce ve kimseler de açıkca bilinmektedir.
Aynı düşüncenin şimdilerde kuklalık yaparak ülkeyi nereye götürdüğü de zaten açıktır bilmem fark edebilecek kadar net görebiliyormusunuz.
Köy enstitülerini kapatmak isteyip ve bu düşünceyi saçma sapan bahanelerle kapatıp halkı cahilliğe sürükleyenlerin istediği halkın bir şeye karar verememesini sağlamak değil miydi? Sonuçta ne oldu ağalık aldı başını gitti ağaların piyonları siyasetçilerde bu ülkeyi yönetti… Halkı önce bilinçlendirme isteğimizi yerine getireceksiniz ondan sonra halka karar verme yetkisini veren bizim düşüncemizin kurucularına aksi sonuçlarda yükleneceksiniz.
Sizler devrimciliği bildiğinizi ve onu savunduğunuzu sananlar, emperyalizmin uşaklığını yaptığınızın ne zaman farkına varacaksınız. Herhangi bir kopmada bu coğrafyanın emperyalizm kucağına düşeceğini görmemezlikten gelmeniz doğru mu yada bilinçli bir hareketin sonucu mu bu dedikleriniz…
Bizim savunduğumuz Kemalizm düşüncesinin bütünüdür. Her düşünce de mevcut olan çürük şahsiyetli bireyleri kimse savunmaz zaten bu konuda da herhangi bir tartışmaya gerek bile yoktur.
Lafın kısası hiçbir Kemalist cumhuriyeti yıkıp yerine başka b ir ideolojiyi getireceğiz dememiştir diyenlerin hangi ideolojileri hangi amaçla getirmek istemesi de her yerde açık ve net yazmaktadır.
Yazan:Okan Ural Tarih: Ağu 9, 2009 | Reply
Kusura bakmayın hep sonradan aklıma geliyor böyle ama maruz görünüz beni …
Sizler Kemalist düşünceyi faşizmle iliştiriyorsunuz..
Sizlere soruyorum; bunun açıklamalı bir gerekçisi nedir ?
Bu düşünce kimin eseridir ?
Yazan:MY Tarih: Ağu 9, 2009 | Reply
Okan Bey selamlar,
Kemalizm ve fasizm ile ilgili sorunuz hakkinda:
http://www.derindusunce.org/2008/10/08/kemalizm-nedir/
Bu baslikta bir PDF linki veriyoruz, 20 sayfa uzunlugunda. Bu dokümani okursaniz ayni bilgi zemininde tartisabiliriz.
Aksi takdirde kemalist filtreden geçmis bilgilerle aldigimiz egitim sebebiyle yol alamayiz.
Bir okuyun siz, sonra burada devam edelim konusmamiza.
Saygilarimla
Yazan:Ali Duman Tarih: Ağu 10, 2009 | Reply
Sn. Okan Ural,
bir kemalizm klasiğidir, tarihi gerçekleri çarpıtmak, bu nedenle yaptığınız çarpıtmalara çokkk aşinayız.
çarpıtma 1 :
dp tarafından kapatıldığı sanılan ve öyle yutturulan köy ensitüleri CHP tarafından kapatılmıştır, yaptığına devrim deme cesareti olmayanların (devrime inkilap demektedirler) köy ensitülerini taşıyacak cesaretleri olamazdı zaten.
çarpıtma 2 :
1930′lu yıllarda beşiktaşta bugünkü deniz müzesinin bulunduğu yerde özel bir girişimcinin (soyadı deriağ’dı sanırım)kurduğu uçak fabrikası yine CHP tarafından kapatılmıştır. hemde ne kapatılma 30 adet türk kuşudan sipariş alan işletme yaptığı 30 adet uçağı siyasi baskılar (tek parti chp) türk kuşusunun kıvırtması sonucu elinde kalmış, yurt dışına satması ise yine siyasi olarak çıkarılan özel kanun ile engellenmiş (askeri malzemelerin yurt dışına satılmasına dair kanun) sivil uçak, askeri malzeme sayılmış ve bir girişimci böylece batırılarak, ilk uçak fabrikamız bizzat chp tarafından kapatılmıştır. türkün türke yaptığını bu dünya yüzünde kimse yapmamıştır.
iki konuya değinmişsiniz, her ikisi de çarpıtma, zira inandığınız zihniyet A’den Z’ye yalan ve çarpıtmalar üzerine kuruludur, daha fazla uzatıpta hem zahmet edip, hem hakikatın önünde diz çökmek zorunda kalmayınız. haa bu arada Atatürk yaşamış olsaydı en başta kendisi böyle bir Kemalizme karşı olurdu, o da ayrı bir konu.
Yazan:Olcayto Tan Haskol Tarih: Ağu 11, 2009 | Reply
Ancak gerçekleşmesini istediğimiz bir doktrinin bizim toplumumuz adına gerçekleşmekten uzak olduğunun bilincini taşımak o fikrin doğruluğunu kabul etmemek anlamına gelmez. Bunun yerine ithal olmayan kendi yaratacağımız ideolojilere doktrinlere yönelmek daha mantıklıdır.
Bizim yaptığımız en büyük hata işte budur. Her zaman ve her halükarda ithal olan fikirlere düşüncelere daha çok önem veriyoruz. Şu da unutulmamalı ki her dinin temelinde eşitlik yatar. Yani bizim için gerçekleşememe nedenlerinin başında sanıldığı gibi din değil, faşistlik değil cahillik yatar
Okan bey Kemalizm bir ideoloji olarak tümüyle ithaldir zaten.Milliyet fikri bize yabancıdır.Batı temellidir.Pozitivizm deseniz aynı şekilde.Fransız ihtilalinden alıp evirip çevirdiğimiz fikirler bunlar üstüne Kemalizm diye marka basınca kendi yarattığımız ideolojimi oldu?Uygulama anlamında zerrede fark yoktur o elbise olduğu gibi üstümüze geçirilmeye çalışılmıştır dünyada eşi benzeri görülmemiş olan da budur.