Bu ordu kimin ordusu diye sormazlar mı?
By Mustafa Akyol on Haz 15, 2009 in Ergenekon Nedir?, Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk faşizmi, Ulus-Devlet, Ulusalcılık, vicdan
Generallere Açık Mektup
[15 Haziran 2009 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Muhterem paşalar,
Umarım afiyettesinizdir. Biliyorsunuz, şu aralar gündemde epey tatsız bir mevzu var. Taraf gazetesinin yayınladığı bir belge, sizin Genelkurmay’da çalışan bir albayın “irticaya karşı savaşmak” için türlü komplolar planladığını gösteriyor. Belge gerçek mi, değil mi, bilemiyoruz. Ama başka meslektaşlarınızın daha önce ne “andıç”lar kotardığını bildiğimiz için, biz medya mensuplarının çoğuna pek ikna edici geliyor. Eğer yanılıyor isek, lütfen bize söyleyin, bu belgenin neyin nesi olduğuna dair bize bir fikir verin.
Ama meselemiz bu belgeden çok daha büyük. Çünkü o belgede ayyuka çıkan “psikolojik savaş”, toplumun bir kesiminin TSK tarafından “iç düşman” olarak algılanışının doğal bir sonucu gibi duruyor. Bu algıyı siz de zaten açığa vuruyorsunuz yeri geldiğinde. Basın toplantılarınızda “karşı taraf”tan söz ediyor, “cemaat”leri ve özellikle bir tanesini hedef gösteriyor, oraya yakın gördüğünüz medya organlarına “akreditasyon” vermiyorsunuz.
Bu durumda ne oluyor, farkında mısınız? Siz, toplumun tümünün değil, bir kısmının ordusu olarak algılanmaya başlıyorsunuz. Böyle ordulara ne denir, farkında mısınız? Ordu denmez, milis denir. Mesela Lübnan’da Hizbullah var ya; tüm Lübnan halkını değil sadece Şiiler’i korumak için kurulmuş bir askeri örgüt. “Şiilerin milisi” yani. Türkiye’deki işler böyle devam ederse, bir süre sonra sizi de insanlar “laikçilerin milisi” diye algılamaya başlayabilir. (Hem de herkesin vergileri tarafından finanse ediliyor olmanıza rağmen!) Bu durumda da o hiç istemediğiniz “bölünme”nin âlâsı gerçekleşmiş olur.
Biliyorum ki aslında sizin amacınız Anayasa’da tarif edilen Cumhuriyet’i korumak. “Laiklik karşıtı” çevreleri bundan ötürü hedef alıyorsunuz. Ama lütfen bir kez olsun kendinize sorun: Bu çevreler acaba gerçekten “laiklik karşıtı” mı, yoksa laikliğin Türkiye’ye mahsus ve modern dünyada eşi-benzeri görülmeyen otoriter bir yorumuna mı karşılar?
Bakalım, ne yapıyor ve yapmışlar bu “laiklik karşıtları”? Hükümetin en “radikal” adımları, İmam-Hatip mezunlarının katsayı ayrımcılığına uğramaması ve başörtülülerin üniversiteye girebilmesi gibi konulardaki girişimler. Bunlar devletin niteliğini değiştirmekle değil, vatandaşların hak ve hürriyetlerini genişletmekle ilgili şeyler.
Peki o hiç sevmediğiniz “cemaat” ne yapıyor? Medya yoluyla fikirlerini yayıyor, okullar açıp öğrenciler yetiştiriyor, bunlara da elbette kendi değerlerini aşılamaya çalışıyor. Demokratik bir toplumda dini cemaatler ne yapıyorsa onu yapıyor yani. Çünkü, gidin bakın, Batı ülkelerinde de Katolikler, Baptisler, Metodistler ve daha binlerce dini oluşum aynı işlerle meşgul.
Zaten sizlerden, bu ülkedeki dar bir çevreden ve üç-beş fanatik “neo-con”dan başka dünyada hiç kimse ne hükümete ne de “cemaat”e bakıp “Türkiye’de laiklik elden gidiyor” diye düşünüyor.
Dolayısıyla, diyorum ki, acaba biraz gereksiz yere evhamlanıyor olabilir misiniz?
Bu soruyu lütfen yabana atmayın. Çünkü çok iyi biliyoruz ki siz daha önce başka bir konuda da fena halde evhamlanmış ve en meşru toplumsal talepleri bile “tehdit” olarak algılayıp yasaklayarak işleri çıkmaza sokmuştunuz.
Hatırlayın, emekli meslektaşınız Aytaç Yalman bu konuda özeleştiride bulundu bir zaman önce. Ordunun Kürt sorununda eskiden çok dar düşündüğünü, “Kürt yoktur” diye eğitildiği için “sosyal istekleri bile yıkıcı faaliyetler kapsamında gördüğünü”, bu yüzden “dilini konuşmak, şarkısını, türküsünü dinlemek, kültürünü yaşamak” gibi meşru talepleri bile bastırdığını söyledi.
Şimdi lütfen elinizi vicdanınıza koyup bir düşünün: Otoriter milliyetçilik anlayışı yüzünden geçmişte Kürt sorununda yanılmış iseniz, bugün de otoriter laiklik anlayışı yüzünden “din sorunu”nda yanılıyor olamaz mısınız? Bugün de meşru toplumsal talepleri “yıkıcı faaliyetler kapsamında görüp” ülkeye sebepsiz gerilimler yaşatıyor olmayasınız sakın?
Lütfen düşünün. Yoksa, yirmi sene sonra bir emekli general daha çıkıp, “biz ‘her türlü dini talep ve hareket irticadır’ diye eğitildiğimiz için topluma karşı psikolojik harekatlar düzenliyorduk, hata ettik” diye günah çıkarabilir. Ama geçen zaman zarfında milyonlarca vatandaş mağdur edilmiş ve ülke sebepsiz yere örselenmiş olur.
Yazık olmaz mı?
2 [?]



27 Yorum
Yazan:eg Tarih: Haz 15, 2009 | Reply
muhalefet partileri tarafından tartışma, belgenin kimin tarafından servis edildiği noktasında düğümleniyor. bu kadar vahim konuda belgenin içeriği değil kimin servis ettiği tartışılıyorsa yazık bu ülkeye…kendi vatandaşına komplo kurmak için uğraşan bir ordu mensubuna “sen kimin nesisin” diye sormazlar mı? askeri savcılığın verdiği yayın yasağı için ise diyecek söz bulamıyorum. askeri mahkeme sivil olması gereken (ama bizim ülkemizde hiç olamayan) basına yayın yasağını ancak darbe zamanlarında koyabilirken normal birşeymiş gibi yayın yasağı koyabiliyor. şükür ki taraf var ve şükür ki yayın yasağını dinlemiyorlar..
Yazan:cemile bayraktar Tarih: Haz 15, 2009 | Reply
Belgeler ile konuşmak hukusal bir sorun için elbet bir zorunluluk,kanıt sunmak sonuç elde etmek açısından iddialarınızın havada kalmamasını yerine oturmasını sağlar.Peki kanıt için ne gerekli?Tr’nin geçirdiği siyasi tarih gözönünde bulundurulduğunda aslında günlüklere,ses kayıtlarına,yığın yığın dosyalara ihtiyacınız olmadan da bazı sonuçlara varabiliyorsunuz.Taraf’ın ortaya sunduğu iddialar mutlaka kanıtlanmayı gerektiryor ama belgesi olmasa dahi çok şaşırtıcı değil,değil mi?Çünkü bu iddialar zaten bilinen şeylerdi,Taraf her zaman olduğu gibi çıktı ve kral çıplak dedi.Bundan sonra iş iddiaların belgelenmesine kaldı,Taraf’a iddianı belgele demek yerine yayın yasağı getirmek iddiaları oldukça güçlendiriyor.
Daha önce olmamış şeyler mi idi?
28 Şubat süreci,Refah Partisi kapatılması,Aczimendi diye ortalığa sürülen insanlar,sonradan bu insanların güya işledikleri cinayetler,evlerin bodrumlarından çıkan domuzbağı ile öldürülmüş insanlar,konsomatris olarak çalışan bir bayanın mağdur edilmiş bir başörtülü olarak sunulması,alkolik uyuşturucu imalatçısı bir adamın bir gecede şeyh ilan edilmesi yaz yaz bitmeyecek kadar uzun olan bu kendi eli ile sahte düşman yaratıp sonra onunla savaşan ve müdahil olmadığı bir savaşta safdışı bırakılan masumlar.Bunlar zaten 10 yıl öncesinde yaşanmış şimdi şimdi belgesi ile açıklanmış tezgahlar bütünü değil mi?Ne var şaşıracak,ne var belge belge diye tutturacak.Tekerrür eden bir tarih var.28 Şubat 100 yıl sürecek diyenlerin aynı yöntemleri 10 yılda bir tekrar etmesinden başka bir eylem değil ki.
28 Şubat’ın götürdüğü kadar getirisi de oldu,bilgiyi süzmeyi ve gerçeğin aslında göründüğünden çok çok başka olduğunu yine bize o süreç ve sonrası öğretti.
Bundan aylar önce internette zaten Nur Hareketi öğrencilerinin,öğrenci evleri için tezgahların planladığı konuşmaları kol geziyordu.
Ben de tıp fakültesinde okuyan arkadaşımın bir kez gittiği Nur Cemaati öğrencilerine ait öğrenci evinden o çıktıktan sonra dinleme cihazı bulunduğunu,o arkadaşımın mitten olduğunu,o cemaat dışında bir çok cemaatin sohbetlerine hemen hemen hergün katıldığı iddiasını duydum.Üstelik bu arkadaşım Taraf gazetesi beğenim nedeni ile oldukça ters düştüğüm bir arkadaşımdı.
İddialar pek basit gibi durmadığı gibi kanıt isteyecek kadar da cılız durmuyor.
Yazan:eg Tarih: Haz 15, 2009 | Reply
bu arada etten sütten her konuya yorum yazan ve her konuda tartışacak birşeyler çıkaran bazı site müdavimleri, yeni bir darbe girişimini o kadar ilginç bulmadılar sanıyorum…ne de olsa darbe sevmediklerimize olunca susmak karakterimizdendir değil mi?ah cüce hokkabazlık ah!
Yazan:ali duman Tarih: Haz 16, 2009 | Reply
Bu ordu Enver Paşa’nın ordusudur. Bu ordu Osmanlıyı batıran komitacılığın ordusudur. Zira Osmanlı herşeyden önce ordusunun İttihat Teraki eliyle gırtlağına kadar siyasete bulanmışlığı sebebiyle batmış, koca bir cihan imparatorluğu, Enver Paşa’nın keyfi idaresi ile girmiş olduğu 1nci Dünya Savaşı sonucunda 5 milyon km2 toprak kaybetmiş ve en nihayetinde de batmıştı. Bu kirli zihniyet orduyu hesapsız savaşlara sokarak imparatorluk batıran Enver Paşa’ya toz kondurmaz, ancak savaştırmayarak Osmanlının ömrünü 20-30 yıl uzatan Abdulhamit’i hain yerine koyar.
İktidarı ele geçiren bu zihniyetin, tarih yazılımı da çarpıtmalarla ve hatalarla doludur.
Osmanlıyı batıran İttihat Teraki zihniyeti bugünde aktif olarak iktidarını sürdürmektedir. Bu zihniyetin halka rağmen iktidarını daha ne kadar sürdüreceğini, iktidarını sürdürebilmek için daha ne kadar faşizm örnekleri (12 eylül tarzı) sergileyeceğini izleyeceğiz, hem de naklen. (maalesef ki gerçek böyle)
Yazan:snowqueen Tarih: Haz 16, 2009 | Reply
Bahsedilen cemaatten zerre haz etmediğimi saklayacak değilim, Akyol’un göstermeye çalıştığı kadar masumane olduğunu da düşünmüyorum, siyaseti ve ekonomiyi bu denli manipule eden cemaatleşmelere karşı yapılacak olanın şeffaf bir siyaset izlemek olduğunu ve bu meydanda TSK’ya yer olmadığını bir kez daha tekrar edelim o halde.
Yazan:furkan yahyagil Tarih: Haz 16, 2009 | Reply
asker ve kemalist büraokratların üzerlerine tarihte hiç olmadığı kadar gidildiği bir dönemde
gözaltına alınmış bir ergenekon sanığının bürosunda “inanılmaz” bir belge bulunuyor.
öyle bir belge ki,tsk’ya düşman birisine hele
şu ortamda milyon dolara satabilirsiniz…
askerin ve toplumdaki imajının o kadar aleyhine
bir belge bu.
tamam ordu kötü,kendisini iktidara vasi ilan etmekte pek mahir…ama bu işte bir gariplik yok mu ?
Yazan:y.ö. Tarih: Haz 16, 2009 | Reply
“Belge sahte çıkarsa ne yapacağımızı tüm Türkiye görecek”
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11874726.asp
Bu belge iki ucu pislik olan türden. Sahte çıksa bir türlü, çıkmasa bir türlü.
Ama şu var ki, şu an en büyük yarayı belki de Genelkurmay aldı. AKP ile TSK’nın ılımlı ilişkisi hepten rafa kalktı. Bunu arzulayanlar emellerine ulaştılar.
Yazan:cemile bayraktar Tarih: Haz 16, 2009 | Reply
Nasıl bir gariplik???
Yazan:Mehmet Bahadır Tarih: Haz 16, 2009 | Reply
Memleketin Arz-ı Hâl’i ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi.
Mana boyutlu olgun demokrasiyi geçtim. Sade demokrasi bile HARAM !
Demokrasi yokuşunda daha çooook yokuşumuz var anlaşılan…
Yazık bu millete.
Yazan:ali duman Tarih: Haz 16, 2009 | Reply
Şöyle bir gariplik var sanırsam Cemile hanım,
1990′lı yılların ortalarında o zamanki gnkur başkanı ile jandarma komutanı sayın orgenaraller “JİTEM diye bir kuruluş yoktur” demişlerdi, hemde 70 milyonun gözünün içine baka baka.
Gnkur. serisi diğer yönetmelik ve yönergeler gibi uçuk pembe rekli kapağı olan 60-70 sayfalık JİTEM YÖNERGESİ’ni, okuyan, demirbaş alan, teslim eden, inceleyen binlerce subay ve astsubay acaba o yalanın söylendiği gün komutanları için ne hissetmişlerdir.
Siyasetcinin yalan söyleme hakkı vardır, söylediği yalanın hesabını sandıkta verir, peki yalan söyleyen memur/atanmış/bürokrat bunun hesabını nerede ve nasıl vermeli?? söylenen yalanın yanına kar kaldığı demokratik bir sistem mevcut mudur? (bu yüzden harakiri yapılan ülkeler vardır)
Gözümüzün içine baka baka “jitem diye bir kuruluş yoktur” diyen orgenarallerin bundan böyle hangi sözüne güvenebilirsiniz. Bu yalanlar yanlarına kar mı kalmalı?
TSK’da bir er, bir onbaşı, bir çavuş dahi yalan söylemez, söyleyemez. Zira verilen eğitimler böyledir, hal böyleyken, bu kurumun en tepesindekilerin yalan söyleme özgürlükleri nereden geliyor? en üst seviyede olmak yalan söylemeye hak sahibi mi yapıyor? ya da kemalizm maskesi muaf mı kılıyor, söz konusu kemalizm olunca her yol mübah mı sayılıyor ve daha ne kadar böyle sayılacak?
Bir yalan bir cihanı, bir imparatorluğu, belki bir güneşi dahi batırabilir. Şimdilik biz buna yalan demeyelim kedidir kedi diyelim, ya da jitemdir jitem diyelim.
Ki büyüklük bizde kalsın bir fırsat verelim, belki özeleştiri, arınma, temizlenme, özür dileme gibi erdemliliklerin de olduğu keşfedilebilinir kimbilir.
Jitem’in olmadığına inandınız mı? Dağlıca, Aktütün baskınlarına dair açıklamalara inandınız mı? ki bugünkü açıklamaya inanabilesiniz.
Bu inandırıcılık zaafiyetinin bir bedeli olmalı, artık bu milletin parmak sallamalara karnı tok.
Gnkur.Başkanının basın açıklamasına gitmek, karşısında asker gibi duruş sergilemek, darbeyi, vesayetçiliği desteklemektir. Emekli Askeri Yargıç Ümit Kardaş’ın da belirttiği üzere o basın açıklamasını yapmak suçtur, askerin siyasete en açık müdahalesidir, asıl gazetecilik o basın toplantısına gitmemek, o suça ortak olmamaktır. Bunu tartışmanın bile bu kadar uzağındaysak, bundan demokrasinin ne kadar çok uzağında olduğumuzu anlayabiliriz.
gariplik bir değil, hemde çok, sayılamayacak kadar çok Cemile hanım, ancak anlayana. (sorunuza muhatap değildim, biliyorum, ancak içimden gelenleri yazdım, malum bu konu çok uzun yılların bir birikintisidir, selamlar)
Yazan:cemile bayraktar Tarih: Haz 16, 2009 | Reply
Ali bey,
söylediklerinize katılıyorum.Tr gariplikler ülkesi ama gariplik nedir,sorusuna verilen cevaplar birbirini tutmuyor.Aslında bu garipliğin en büyüğü sanırım.
Bir cümle ‘Tsk,siyasete müdahale etmemelidir geçmişte inkar etse da maalesef müdahale etmiştir’ derse ve noktayı burada koyarsa ülkenin ordusunun yapması gereken dışında işlere karıştığını ve bunun garip olduğunu kabul ederse sorun yok.Lakin o cümleye noktayı orda koymaz Tsk,siyasete müdahale etmemelidir geçmişte inkar etse da maalesef müdahale etmiştir’ der ve peşine kocaman bir AMA yerleştirirse mesela oradan konuyu irticaya falan getirirse aslı gariplik buradadır.Ben de artık ama’lı gariplikler ile ama’sız gariplikler arasında fark gördüğüm için haklı olarak ‘gariplik’ açılımı talep ediyorum.
Tabii tümden orduyu zan altında bırakmak da haksızlık olur,ordu içerisinde darbe heveslileri olduğu gibi demokrasi heveslileri de var.
Mesela Tr tarihinin tek darbesinin 12 Eylül olduğunu sanan,bana dok(A)nmayan darbe bin yaşasın diyen,irticacı için darbe olmazsa olmazdır diyen ki ortada irtica gibi bir tehlike yokken bunu söyleyen ideolojik saplantılı insanlara özgürlük(?) vaad eden tipler de maalesef var.Bu kof vaadlere kim inanır bilmiyorum.
Darbeye hayır,dedikten sonra her fırsatta demokrat olduğunu iddia eden 27 Nisan ve 28 Şubat’ın kendilerini teskin ettiği söz darbe karşıtlarının iki yüzlü tavırları kendilerini o kadar net ele veriyor ki.Şu cümleyi kurabiliyorsunuz,bana arzuladığın darbeyi söyle sana ne olduğunu söyleyeyim.
Konu Akp ve cemaat olunca dilleri lal olan bu ekibin darbecilerden zerre kadar farkı olmadığı gibi sanmam ama olurda siyasetin ipleri ellerine geçerse,yetki gücüne sahip olurlarsa biliyorum ki o kof özgürlük vaadleri yerine eşitlik(!) menşeili bir kölelik,despotizme giden bir siyaset ortalığı saracak.İnanın farkında olmadan yaşadığımız Derin Devletli zamanları mumla arayacağız.Allah fırsat vermesin.
Yazan:Onur Cobanoglu Tarih: Haz 16, 2009 | Reply
Cok genel bir seyi merak ediyorum: Bu siteye sik yazmasina ragmen bazi haberlerin altina yorum yazmayanlari, o haberin icerigine duyarsiz ilan etmemiz hakli bir yaklasim olur mu?
Misal iskenceden olen Engin Ceber haberinin altina yorum yazmayan herkesi, otomatikman “Engin Ceber kendileriyle ayni siyasi gorusten olmadigi icin onun iskenceyle olmesi umurunda olmazlar” olarak kabul etmeli miyiz?
Yazan:Tuğrul Paşa Tarih: Haz 16, 2009 | Reply
Son çıkan “AK Parti ve Gülen’i bitirme planı”nın gerçek olduğuna ben inanıyorum.
Ve dediğim gibi askeri yargıya güvenmiyorum.
Ancak sivil yargının dediği benim için geçerlidir. Bu belgeye yayın yasağı getiren mahkemenin bu belgeyi doğrulaması beklenebilir mi?
Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Haz 16, 2009 | Reply
Enver bey çok haklısınız,elbette geçiştirilecek bir hadise değil.Bu arada “o müdavimlerden” biri de ben olduğumdan özellikle size bir aşıklama borçlu olduğumu hissettim.
İlgi meselesini soracak olursanız Enver kardeşim,o kadar çok darbe planı,harita,kroki,silah,cephane,mühimmat vs.ortaya çıkıyor ki artık gerçekten sıradanlaştı bu tür haberler.İçimiz dışımız darba hazırlıkları,darbe günlükleri,andıç vs.ile doldu.Hangi birini konuşacağımızı şaşırır olduk…Birinin şokunu atlatmadan bir başkası patlak veriyor.
Velhasıl hal ve vaziyet böyle.Ancak ilginç olan şu ki,bu kadar belge ve kanıta rağmen bu şaibeli ilişkilere inanmamakta ısrar edenlerin ve bu yetmiyormuş gibi savunma moduna geçenlerin sesi daha çok çıkıyor.”hımmm”,”garip”,”enteresen”diye gayet pişkince omuz silkmeye devam edenler var.Bilmiyorum,acaba kendilerini bu psikolojiye kaptırıp “kraldan daha kralcı”geçinenlerin biraz olsun kendilerine gelebilmeleri için daha ne tür olayların yaşanması bekleniyor.
İşin daha da enteresan olan yanı ise,bütün bu olan bitenler sanki gayet doğalmış da,haberin nasıl sızdırıldığına kafa yoruluyor.Mazallah gizli bir katliam belgesi falan ortaya çıksa bizim ergenekon sempitazanları can havliyle”hangi münasebetsiz bu haberi basına sızdırdı?”diye ona yanacak.Maalesef böyle bir noktaya gelinmiş.Yani ne olmuş,ne bitmiş,hak-hukuk çiğnenmiş,insanlar mağdur edilmiş hiç önemi yok yeter ki bir şekilde üstü örtülsün,karanlıkta kalsın,kokusu çıkmasın.
İşte mesele böyle bir noktaya gelip dayandığı için bazen susmayı yeğliyorum.Bu elbette sessiz kalmak için yeterli gerekçe değil.Her koşulda sesimizin daha bir gür çıkması gerekir.Ancak ne yalan söyleyeyim densizin biri çıkar abuk subuk şeyler söyler de kalan bir damla moralim de bozulur diye özellikle temkinli davranıp sakınıyorum.Zira hiç yoktan -tabiri mazur görün-konunun içine etmeye,konuyu çarpıtmaya,her türlü iftiradan medet ummaya o kadar çok meyilli olanlar var ki,insanın “aman çamura bulanmayayım”diyesi geliyor.
Neticede elbette kaçmak çare değil.Her şeyin bir bedeli var ve elbette elimizi taşın altına koymamız gerekiyor;üzülmek,rencide olmak pahasına olsa bile.Uyrınız için çok çok teşekkürler.
Sevgi ve selamlar.
Yazan:eg Tarih: Haz 16, 2009 | Reply
aziz bey,
doğrusu o “müdavimlerden” bahsederken hiç sizi düşünmemiştim. hatta sizin, sözünü ettiğim o insanlarla ilginizin olmadığını da bildiğim için, o uyarının muhatabı olması gereken son insanlardan birisi olduğunuzu düşünüyorum:))uyarının muhataplarından pek fazla ses çıkmıyor zaten, kendi üzerlerine alınmamışlar besbelli:))
Yazan:muhammet öztürk Tarih: Haz 17, 2009 | Reply
Yine aynı sahneler sadece oyuncular değişik.
Basiretsiz beceriksiz bilgiden bilimden yoksun Türk siyasetcisi er meydanından kaçmak için askerin gözüne bakar havlu atsın diye umarım bunu Genel kurmayımız yemez ve havluyu atmaz.12.Eylülde Askerin attığı havluyla dinlenmeye çekilen siyasetcileri 5/6.yıl geçmeden yine meydanlarda görmüştük kaçak horozlar gibi ne oldu o günden bu güne ne değişti irtica tohumları 12,eylülde ekildi bu gün biçim mevsimi geldi 12,eylül öncesinde de sosyalist gençlik tırpanla biçilip yerine ümmetci gençlik yetiştirildi ışık evlerinde vb yerlerde bu gün AKP.düzmece senaryolarla er meydanına havlu atılmasını dört gözle bekliyor biz bu güreşten sıkıldık Baykal ile anlaşmalı güreşin bir an an önce bitmesini ülkemizin ağır sorunlarını omuzlayacak güçlü pehlivanları er meydanında (siyaset meydanında)görmek istiyoruz.
Yazan:Serhat Tarih: Haz 17, 2009 | Reply
Sayın Ali Duman,
Enver Paşa hakkında bu kadar karalayıcı ve aşağılayıcı yorumlar yapabildiğinize göre Enver Paşa kadar yüreğiniz var demektir. Hayatını, gençliğini, eşini ve çocuklarını gencecik yaşta Osmanlıyı kurtarmak için feda eden bir kahramana bu kadar kolay dil uzatabilmek için Enver Paşa’nın cesaret ve fedakarlığının binde birinin olması gerekir. Enver Paşa hata yapmış olabilir ama onun iyi niyetinden asla şüpheniz olmasın. O zamanın şartlarında kendince yapılması en uygun olan şeyleri yapmaya çalışmıştır ve bunu hayatıyla da ödemiştir. Ayrıca Enver Paşa’dan başlayıp şimdiye kadar bütün orduyu batırmak da kolaycı ve ucuz bir yaklaşım. Biliyorum ki bu küçücük mailimden dolayı eleştiri okları yağacak. Olsun, ben de düşüncemi yazmaktan kendimi alamadım. Yazmaya zamanı olan biri değilim, fazla üstüme gelmeyin, bu işlerle uğraşıp işimden olmayayım. Saygılarımla
Yazan:Hakkı Bentek Tarih: Haz 17, 2009 | Reply
Bu hafta tatildeyim. Bu yüzden fazla bilgisayar ile işim yok. Bunu özellikle vurguladım, ki beni de yorumdan kaçıyor sanmayın.
Bu konuda görüşüm tamamen CHP lideri Deniz Baykal ile aynıdır.
Bu Belgenin Genelkurmayın başı ile bir ilgisi olamaz. Zira Darbe yapmak isteyen yapar. Daha önce defalarca gördük. Oturup kendi içlerinde belge hazırlamazlar.
Eğer bu olayı bir grup ordu mensubu kendi insiyatifleri ile hazırlamışlar ise, ordumuzun durumu vahimdir. Bu durumda Bülent Arınç’a hak vermek gerekir. Ordu derhal kendini temizlemeli ve yeniden yapılanmalıdır.
Eğer Belge sahte ise, hazırlayanlar Vatan Hainidir. Bunlar derhal yakalanmalı, ve her türlü yaptırım uygulanmalıdır.
Ben gerçeğin ortaya çıkmasını bekliyorum. İnandırıcı olması kaydıyla…
Yazan:ali duman Tarih: Haz 17, 2009 | Reply
Sn. Serhat bey,
bu ülkeye ucuz milliyetçiliği, ırkçılığı sokan kişiyi, Almanya hayranlığından ötürü ülkeyi Almanya’nın çıkarları uğruna gözü kapalı 1nci dünya savaşına sokan (bunu yaparken padişaha, sadrazama, meclis-i mebus’dan onay dahi almaya gerek duymayan), tetikcisi yakup cemil ile dönemin bahriye nazırını (gnkur.bşk.) nı katleden bu zatı bu denli övdüğünüze göre akrabası olmalısınız, zira ben bugüne değin akrabaları dışında savunanı görmedim.
sizinle aynı fikirde değilim, onurlu olsaydı ülkesinde ölmesini, idam edilmesini bilirdi.
Alman uşaklığı yapıp, alman denizaltısıyla rusya’ya kaçıp, atatürk’ün yerine geçmek için lenin’e yalvarmanın neresinde bir onur görüyorsunuz anlayamadım. (lenin’den kabul görmeyince de kızılorduya düşman kesilip, türki cumhuriyetleri kışkırtmıştı ve bunun bedelini canıyla ödedi)
kendileri yeteneklerinden ötürü mü yoksa padişahın damadı olduğu için mi harbiye nazırı yapılmıştır, zira onu harbiye nazırı yapmak gibi bir hatada bulunan imparatorluk, bu hatanının bedelini yıkılarak ödemiştir, çok ağır bir bedel, ancak hata da en az o denli ağırdır. zira Atatürk gibi bir paşası olanın Enver paşayı harbiye nazırı yapmak, ancak onun yıkılmasıyla malul olabilirdi ki o da gerçek olmuştur.
bugün sayısız darbe yapan türk ordusuna bu darbecilik geleneğini yerleştiren kişidir Enver paşa, faşist ve ırkçı İttihat Teraki’nin kurucusudur, sırf hükümeti başarısız kılıp, yıkabilmek için 3kuruşluk çabulculardan oluşan Bulgaristan’a karşı orduyu savaştırmayarak, düşmanın Çatalca’ya kadar gelmesine sebep olup, akabinde hükümeti yıkarak yerine geçen İttihat Terakinin kudretli kişisidir Enver Paşa, ihanetlerin hangi birinisini yazayım, bu kadarı yeter sanırım.
bedelini canıyla ödemiş!!!!!!! kime karşı savaşıyormuş!!!!!! işgalcilere karşı mı???? duyamadım sizi!!!!!!! savaştığı taraf ise o zaman türkiyenin tek müttefiki olan SSCB ve onun ordusu kızılorduya karşı savaşırken ölmüş, yani tek dostumuz olan tarafa karşı savaşırken ölmüş, vah vah vah, bari birde şehit ilan etseydiniz oldu olacak, idam kaçkınını.
Yazan:Serhat Tarih: Haz 18, 2009 | Reply
Sayın Ali Duman,
Tartışmayı seven biri değilim. İyi bir okuyucuyumdur ama özellikle internet ortamlarındaki tartışmalara pek katılmam. Buna pek zamanım da yoktur zaten. Yüzyüze görmediğim, tanışmadığım bir kişinin ne kadar tarih bildiğini de tam anlayayacağım gibi. Mesela sizin gibi kısa bir mailden Enver Paşa akrabası çıkarımı yapma yeteneğim yoktur. Bu da Allah vergisi olmalı.
Ama madem ki kutu açıldı, birkaç söz söylemek gerekir.
Öncelikle belirteyim ki Enver Paşa’yı öven ilk kişi olarak beni tanıdıysanız bu alemde çok yeni olduğunuz gibi bir sonuca varabilirim. Eğer Enver Paşa’yı öven herkesi akraba ilan ederseniz, Enver Paşa’nın belki milyonlara varan çok geniş bir aile olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca Enver Paşa ile akraba olmak bana gurur verirdi. En azından mangal gibi yüreğe sahib olabilirdim. Enver Paşa’nın layık olmadığı halde harbiye nazırı olduğuna takılmışsınız ya, onu hemen belirteyim. Enver Paşa saraya damat olmuştur ama özellikle 1908 den sonra saraya karşı mücadele etmiştir. Yani saraya karşı mücadele eden, bunun için dağlara çıkan, baskınlar yapan birinin saray tarafından harbiye nazırı yapılması bir çelişki değil midir?
Aslında tarih bilginizin o kadar zayıf olduğu anlaşılıyor ki inanın neresinden tutsam elimde kalacak.
Ama yine de kısa kısa yazayım da araştırma imkanınınız olursa araştırın.
Enver Paşa,Almanya hayranı olduğu için Almanlarla birçok noktada ittifak yapmadı. O dönemde Almanlardan başka Osmanlıyı destek olacak ülke yoktu. Enver Paşa asıl olarak Osmanlıcıydı ve hayatını fiilen ömrünü tamamlamış Osmanlıyı kurtarmak için son çırpınışlar yapan biriydi.
Edirne’yi Bulgarlardan kimin aldığını bir araştırın isterseniz. Hem de saraya ve hükümete rağmen.
Son olarak Abdulhamit’in Osmanlı’nın ömrünü uzattığını belirtmişsiniz. Doğrudur, Osmanlı onun döneminde çok az savaştı ama savaşsız en az 10 ülke teslim etti. Benim Abdulhamit düşmanı olduğum sonucuna da varmazsınız inşallah.Hadi bunları da yazayım da sizi fazla araştırma zahmetine sokmayayım. Abdulhamit zamanında 1878 Berlin antlaşması sonucu Sırbistan, Karadağ, Romanya, Doğu Bayazıt ve Kıbrıs teslim edildi. 1881′de Mısır, 1882′de Tunus teslim edildi. Yine onun döneminde 1908′den sonra Bulgaristan, Bosna ve Girit kaybedildi. Bu arada Filistin’i satmadığı için hala minnettar olduğumu belirteyim.
Ali Bey, size bir şey tavsiye edeyim. İster alın ister bırakın. Sevdiklerinizi aşırı severek süreyya yıldızına çıkarmayın, yerdiklerinizi de yerin yedi kat dibine batırmayın. Enver Paşa’ya onursuz deme cüretleri karizma çizdiren bir üsluptur. Ben Abdulhamit’i de severim, Enver Paşa’yı da. Netice olarak onlar göçüp giden insanlardır, herkes gibi Allah’a hesap vereceklerdir.
Bol ünlemli, tek dostlu sscb dostluğunuz sürmesi dileğle…
Yazan:Serhat Tarih: Haz 18, 2009 | Reply
Türkistan dağlarında Ruslara karşı savaşırken hayatını teslim ettiğinde cebinden bir büyük harita, bir kuran-ı kerim, yarım kalmış bir mektup ve birkaç kuruş para çıkan Enver Paşa’yı anlamak için birkaç kitap okumak gerekir diye düşünüyorum. Saygılarımla
Yazan:y.ö. Tarih: Haz 18, 2009 | Reply
http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=17.06.2009&y=HakanAlbayrak
Yazan:herackles Tarih: Haz 19, 2009 | Reply
Mustafa Akyol’dan beklenebilecek duzeyde “suslu” kelimelerde olusmus ve fazlasiyla sig bir yazi. Elestiriyor, cemaatin “oyle” olmadigini da destekler nitelikte yaziyor ama ne oldugunu soylemiyor.
Kendisi dogrudan iliski kurdu mu bilmiyorum ama cemaatin yaptiginin dinin yayilmasina katki olmanin otesinde maddi imkansizliklari olan bir neslin dusunme yetisini elinden almaya yonelik cabalari da icerdigini gorememesi, goruyorsa da soyleyecek cesareti olmamasi ya da hepsine hakim de “taraf” oldugu icin boyle davraniyor olmasi kabul edilir sey degil!
Liberal dusunceyi savunan insanlar cemaatin yani bir liderin (sadece dini olmadigi istihbarat agindan belli) soylediklerini dusunmeden kabul eden bir sistemi kralliktan yani diktatorlukten baska bir yere koyabilir mi? Kalkip liberal oldugunu soyleyenler diktatorleri savunuyorsa onlarin samimiyetlerinden bahsedebilir miyiz?
Ornegin, yine en son HERKUL’deki aciklamasinda kimseyi yonlendirmedigini ama insanlarin cocuklari okutmalarini istedigini soyluyor. Kisaca ben ozellikle A, B, C bolumlerine gidin demedim diyor.
E simdi bu soyledigini dogru kabul eden bir grup var; hem de yalan oldugunu bile bile. Derler ya “gozumle gormesem inanmazdim” diye; evet, gozumle gordum ve inaniyorum. Dogrudan bir yonlendirme var(di). Yonlendirmenin otesinde excel dosyalarina kayitli, sayfalarca kayit tutuluyordu: ogrencinin mezun olacagi yil, dusundugu kurum, onerilen kurum, yurt disinda -varsa- ikamet edebilecegi yer, vizesi/oturma izni vb.
Amaci hosgoru vb. olan Islamiyet temelli bir gonulluler hareketinin bunlarla isi ne? Bir zamanlar ulkeden kanlari alip goturen “ölümsüz” Babuna’dan ne farki var bu isin?
Benim gordugum sistemle sorunlari oldugu, degistirmek istedikleri ama bunu yeri ve zamani gelene kadar soylemedikleri. Siyasetle ugrasmadigini soyleyip her siyasi durumla ilgili yorum yapilmasinin sebebi de bu iste.
Ha; sistemle sorunlari olabilir, bunu degistirmek isteyebilirler ama degistirdikleri sistem karsisindakilerin haklarini korumayacak ve onlari “yok edecek” bir sistem olacaksa buna da dur derler, kusura bakmasinlar!
Hem kalkip “diyalogdan” bahsedeceksin, hem de senin atadigin ulke abileri sohbetlerde “bu yahudilerin, siyanositlerin oyunlari bitecek” diye dinleyenlere gaz verecek! Bu kadar iki yuzluluk de pes artik!
Yazan:Ali Duman Tarih: Tem 8, 2009 | Reply
Sn. Sedat bey.
sayın enverist, ittihatçı, bir bilen, bir öğreten rolündeki değerli insan.
benim bir şey bilmeme gerek yok, tarih somut haliyle orada duruyor. sizin gibi “bir öğreten” ile demogoji yapmayacağım, zira Türkiye’de Sarıkamış hadisesini her Türk bilir, Sarıkamış’ı bizzat Enver Paşa’nın yönettiğini de herkes bilir. Düşmana tek mermi atmadan 100BİN zaiyatı hadisesini dünya savaş tarihine armağan eden komutandır sizin enver paşanız, türkiye’de bugün dahi tüm aydınların boğuştuğu CUNTACILIĞI, DARBECİLİĞİ, KOMİTACILIĞI hediye eden kişidir, sizin enver paşanız, Lenin’in ayaklarına kapanmak için alman denizaltısına binerek kaçan kişidir, insanda en az Hitler kadar onur olurda yaşamına son verirdi. Lenin’in ayaklarına kapanıp, Atatürk’ü kötüleyerek, kurtuluş savaşını sadece kendisinin yapabileceğini söyleyen, Ancak Lenin’in Atatürk sempatisi nedeniyle bunda başarılı olamayan, olamayınca da kişisel hırsları ve kini doğrultusunda KIZIL ORDUYA savaş açan ve b.k yolunda telef olan biridir sizin enveriniz. Sarıkamış orda duruyor, tarih orada duruyor, 100bin asker tek mermi atmadan yok oldu, düşman sadece 40bin kişiydi, tarih böyle bir başarısız bir komutan görmemiştir, onbaşı bile olamayacak adamdır. size hayırlı olsun enver başkumandanınız, size hayırlı olsun önce damat olup, harbiye nazırlığını kapan, sonrada da yediği ekmeğe ihanet eden enveriniz, size hayırlı olsun tüm başarısızlıklarının hıncını ermenilerden almak, gündemi değiştirmek için ERMENİ KATLİAMINI gerçekleştiren İT’in 3lü sac ayağından biri olan enveriniz. hayırlarla kullanın sayın bir bilen, çok bilen, öğreten adam.
demek ki cebinden kuran-ı kerim çıkmış vay be demek ki ne muhterem bir insanmış ölçüye bakın ölçüye her türlü kirliliği aldı götürdü, ölçüsü bu olanın tarih bilgisi olsa ne olur, olmasa ne olur.
Pek tabiki bilenlere, öğretenlere her zaman saygımız sonsuzdur, saygılarımla.
Yazan:Ali Duman Tarih: Tem 8, 2009 | Reply
demekki Enver Paşa’nın milyonlarca sevenin varmış, ne yazıkki bana bu milyonları keşfedememişim, ne yazıkki bana bu milyonların kurduğu dernekleri, enver vakıflarını görememişim, siz nerden biliyorsunuz, yoksa nüfus sayım çizelgesinde böyle bir ŞIK vardı da bana sormadılar mı?
elbette Enverciler var, ve bu Enverciler bugünlerde yoğunluklu olarak SİLİVRİ’de ikamet etmekteler, üstelikte zorunlu olarak.
Yazan:ersun Tarih: Tem 8, 2009 | Reply
Bu ülkenin tek düşmanı pkklı+yobaz elele vermiş olan sizlersiniz. Bu ordu da bizim ordumuz. Mustafa Kemalin ordusu. Er yada geç ağlayacaksınız.
Yazan:serhat Tarih: Tem 8, 2009 | Reply
Ali Duman’a şunu da belirteyim ki, Enverist diye başlayan yorumunu o anda okumaktan vazgeçtim. Seviyeyi dibe düşürmüş bir yorumu okumaya haya ettim açıkçası. Bi de son yorumda Silivri cümlesi gözüme ilişti. Bana öyle geliyor ki siz de bu silivri cemaatinin karşısında duruyorsunuz,eyvallah ama aynı fanatiklikle. Pek farkınız yok. Sükunet, saygı ve itidale davet ederek hiçbir yorumunuzu okuma zahmetine girmeyeceğimi de belirtmek istiyorum ‘yürüyen google’m.