<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Tasavvuf Sinema İlişkisinde Rüya: Tarkovsky&#8217;den Kaplanoğlu&#8217;na Kısa Bir Bakış yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2009/06/05/tasavvuf-sinema-iliskisinde-ruya-tarkovskyden-kaplanogluna-kisa-bir-bakis/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2009/06/05/tasavvuf-sinema-iliskisinde-ruya-tarkovskyden-kaplanogluna-kisa-bir-bakis/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Thu, 24 May 2012 06:15:00 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>ş.y. tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/06/05/tasavvuf-sinema-iliskisinde-ruya-tarkovskyden-kaplanogluna-kisa-bir-bakis/#comment-43654</link>
		<dc:creator>ş.y.</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 16:29:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5137#comment-43654</guid>
		<description>Ş.Y. Şakir Yalçındağlar isimli bir abimizin kısaltması olsaydı "yazdıklarımın neresi feminen" diyerek husumet çıkabilirdi, neyse ki öyle kusura bakılacak bir durum yok. Sadece şaşırtıcı gelmişti...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ş.Y. Şakir Yalçındağlar isimli bir abimizin kısaltması olsaydı &#8220;yazdıklarımın neresi feminen&#8221; diyerek husumet çıkabilirdi, neyse ki öyle kusura bakılacak bir durum yok. Sadece şaşırtıcı gelmişti&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/06/05/tasavvuf-sinema-iliskisinde-ruya-tarkovskyden-kaplanogluna-kisa-bir-bakis/#comment-43653</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 15:42:17 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5137#comment-43653</guid>
		<description>bu arada birşey fark ettim:)) cevap mesajımda şule hanım yazmışım. bu mesajı yazmadan az önce yine sinema hakkında adı şule olan bir hanıma cevap emaili yazmıştım.o emaildeki hitap otomatiğe bağlanmış halde buraya da yansımış. şimdi tekrar okurken farkettim. ş.y. lütfen kusuruma bakmasın. dalgınlık...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bu arada birşey fark ettim:)) cevap mesajımda şule hanım yazmışım. bu mesajı yazmadan az önce yine sinema hakkında adı şule olan bir hanıma cevap emaili yazmıştım.o emaildeki hitap otomatiğe bağlanmış halde buraya da yansımış. şimdi tekrar okurken farkettim. ş.y. lütfen kusuruma bakmasın. dalgınlık&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/06/05/tasavvuf-sinema-iliskisinde-ruya-tarkovskyden-kaplanogluna-kisa-bir-bakis/#comment-43650</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 14:44:42 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5137#comment-43650</guid>
		<description>şule hanım söylediklerinize teşekkür etmekten başka diyecek sözüm yok...

yazıların tek oturumda yazılmasının ise benim yazma biçimimle ilgisi var. yazmak benim için ,sanki o yazdığım an, o yazıya tüm dünya ihtiyaç duyuyormuş da bir an önce bitirmem gerekiyormuş gibi bir hissiyatın sonucunda olan birşey. ve genelde yazıyı bitirmeyip bir sonraki güne bıraktığımda o hissiyat gidiyor ve yazının ve yazılacakların benim gözümde anlamı azalıyor. o yüzden bir oturumda yazıyorum yazdıklarımı:))

emre er'e gelince; doğrusu emre kardeşimin o yazısına şimdi bakınca gereksiz ve fazla tepki verdiğimi düşünüyorum ben de.şu an geriye bakınca anlatmak istediğim daha yumuşak bir üslupla da anlatılabilirdi diye düşünüyorum. hatta artık  emre er'in derindüşüncede yazmıyor olmasının sorumluluğunu\suçunu bazen kendi üzerimde hissediyorum. ne diyeyim, umarım emre kardeşim tekrar yazılarına başlar da ben de zaman zaman içime çöken bu suçluluk duygusundan kurtulurum. 

tekrar teşekkürler...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>şule hanım söylediklerinize teşekkür etmekten başka diyecek sözüm yok&#8230;</p>
<p>yazıların tek oturumda yazılmasının ise benim yazma biçimimle ilgisi var. yazmak benim için ,sanki o yazdığım an, o yazıya tüm dünya ihtiyaç duyuyormuş da bir an önce bitirmem gerekiyormuş gibi bir hissiyatın sonucunda olan birşey. ve genelde yazıyı bitirmeyip bir sonraki güne bıraktığımda o hissiyat gidiyor ve yazının ve yazılacakların benim gözümde anlamı azalıyor. o yüzden bir oturumda yazıyorum yazdıklarımı:))</p>
<p>emre er&#8217;e gelince; doğrusu emre kardeşimin o yazısına şimdi bakınca gereksiz ve fazla tepki verdiğimi düşünüyorum ben de.şu an geriye bakınca anlatmak istediğim daha yumuşak bir üslupla da anlatılabilirdi diye düşünüyorum. hatta artık  emre er&#8217;in derindüşüncede yazmıyor olmasının sorumluluğunu\suçunu bazen kendi üzerimde hissediyorum. ne diyeyim, umarım emre kardeşim tekrar yazılarına başlar da ben de zaman zaman içime çöken bu suçluluk duygusundan kurtulurum. </p>
<p>tekrar teşekkürler&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ş.y. tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/06/05/tasavvuf-sinema-iliskisinde-ruya-tarkovskyden-kaplanogluna-kisa-bir-bakis/#comment-43644</link>
		<dc:creator>ş.y.</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 11:42:14 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5137#comment-43644</guid>
		<description>Sayın yazar(ım), yazı sizin doğal olarak tasarruf etme hakkı da. Yazılarınıza ilk Yenişafak’ta ve sinemasinemadir.com’da  denk gelmiştim. Sonrasında iz süre süre Derin Düşünce'ye kadar geldik. 

Daha öncede benzer bir konuyu  Sinema ile tasavvuf ilişkisinde Sinematografi  yazınızda    şöyle yer vermiştiniz: 

&lt;blockquote&gt;Benim filmde en etkilendiğim sahne ise, Yusuf’un, köpekle geçirdiği gecede, ruhsal olarak boşalmaya, bir “bast” hâline açılmaya, bir aydınlanmaya işaret eden köpekle karşı karşıya kaldığı ağlama sahnesi. Bu sahneyi tekrar tekrar izlediğimde, Tarkovsky’nin “Kurban”filmindeki dua sahnesi aklıma geliyor hep. Kurban’daki dua sahnesi, önce orta çekimden başlayan sonra yakın çekime ağır ağır devinen bir plandan sonsuzluğa kıvrınan bir yola işaret ediyordu. Samimiyetin bu ritm ile, bir içsel deneyim ile böyle bir “hâl” ile aktarımı, tasavvufî bir sinema dili oluşturmak isteyenler için örnek bir duruma işaret ediyor kanımca. Yumurta’daki sözünü ettiğim sahne de en az Kurban’daki  sahne kadar ruhsal derinliğe ve seyircinin bunu kendi öznel zamanında sonsuzluğa açılarak deneyimlemesine imkân veriyor. Bir başyapıt da içinde en az böyle bir sahne olan bir filmdir zaten. Bu sahneler aklıma gelince, Mevlana’nın Mesnevi’de tarif ettiği “Namaz”ın bir filmde bu şekilde bir aktarımla sonsuz bir açılıma dönüşebileceğini düşünüyorum.&lt;/blockquote&gt;
Ama bahsi geçen yönetmen  verdiği röportajlarda 

&lt;blockquote&gt;İnsanın hallerine dair bilgimizin bir kısmı da mitolojiye ait. Örneğin köpek sahnesi. Bu gençliğimde başımdan geçmiş bir olaydır. Bu yaşanmış olayın "mitolojik bir boyut kazanması" (bazı eleştirmenlerin yorumu) kişisel olandan yana olmakla ilgilidir diye düşünüyorum. Bizi kendi gerçekliğimize götüren deneyimler modern nihilizmin anlatım kalıpları dışında nasıl anlatılır? &lt;/blockquote&gt;

diye görüş beyan etmiştir. Gerçi sonrasında seküler olmayan sinema anlayışına yatkınlığını Bresson’dan  Bergman’dan ve Tarkovski’den  örnek vererek usta addettiğini de belirtmiştir belirtmesine ama bu bende o yere göğe koyamadığımız rüya sahnesi salt bir öykünmeden ibaretse diye koca bir soru işaretide  bırakmadı  değil kaldı ki bu satırları yazanın  en sevdiği  Türk  filmi Yumurta.

Sinema ile ilgili yazılarınızın (Avatar dışındakileri) hemen hepsini okudum. Bu yazınızı da kim bilir kaç kere okumaya teşebbüs edipte yarıda kaldığı için  bırakmış sonra tekrar baştan  yine baştan  ve yine baştan diye diye  en nihayetinde bitirebilmişimdir. Bilmelisiniz ki yazılarınız sitelerde durduğu gibi durmuyor, altı üstü çizilerek arşivleniyor.

Kaç zamandır kendisinden bahsetmeden yazısına geçiş yapamayan sinema eleştirmelerini okumak, en hafifinden mahcubiyet hissi yaratıyor.  Malum gazetenin malum sayfasını açmam için bazen bir çok şeyi unutmayı dilemem gerekiyor ki ne fayda. Diğer taraftan Fatih Özgüven’de  snopluğun sınırlarının daha da berkitiyorken sizin varlığınız anaforlar içinde tutunacak bir kök ki çok ta hayati.  

Üslubunuz, -Emre Er’in Recep İvedik’in  sosyo-kültürel yönünü ele aldığı yazısına binaen o öfkesini dizginleyememiş hatta yazara had bildirir  yorumlarınız  dışında-   hep anlamaya çalışan, hep  incelikli.   
&lt;blockquote&gt;En zevk alarak, en akarak yazdığım yazılar sinema yazılarım. Zira bir boyunduruk, entelektüel bir kapan içinde hissetmiyorum kendimi sinema(ve sanat) yazıları yazarken.&lt;/blockquote&gt;
Demişsiniz ya, ne güzel! Siz hep yazın biz hep okuyoruz zaten.
Bir de  yorumunuzda tüm yazılarınızı tek oturumda yazdığınızı belirtmişsiniz. Ne diyebiliriz üstat,  hırkamızın fermuarını çektik ve  sustuk. Sustuk. 

Saygılar...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın yazar(ım), yazı sizin doğal olarak tasarruf etme hakkı da. Yazılarınıza ilk Yenişafak’ta ve sinemasinemadir.com’da  denk gelmiştim. Sonrasında iz süre süre Derin Düşünce&#8217;ye kadar geldik. </p>
<p>Daha öncede benzer bir konuyu  Sinema ile tasavvuf ilişkisinde Sinematografi  yazınızda    şöyle yer vermiştiniz: </p>
<blockquote><p>Benim filmde en etkilendiğim sahne ise, Yusuf’un, köpekle geçirdiği gecede, ruhsal olarak boşalmaya, bir “bast” hâline açılmaya, bir aydınlanmaya işaret eden köpekle karşı karşıya kaldığı ağlama sahnesi. Bu sahneyi tekrar tekrar izlediğimde, Tarkovsky’nin “Kurban”filmindeki dua sahnesi aklıma geliyor hep. Kurban’daki dua sahnesi, önce orta çekimden başlayan sonra yakın çekime ağır ağır devinen bir plandan sonsuzluğa kıvrınan bir yola işaret ediyordu. Samimiyetin bu ritm ile, bir içsel deneyim ile böyle bir “hâl” ile aktarımı, tasavvufî bir sinema dili oluşturmak isteyenler için örnek bir duruma işaret ediyor kanımca. Yumurta’daki sözünü ettiğim sahne de en az Kurban’daki  sahne kadar ruhsal derinliğe ve seyircinin bunu kendi öznel zamanında sonsuzluğa açılarak deneyimlemesine imkân veriyor. Bir başyapıt da içinde en az böyle bir sahne olan bir filmdir zaten. Bu sahneler aklıma gelince, Mevlana’nın Mesnevi’de tarif ettiği “Namaz”ın bir filmde bu şekilde bir aktarımla sonsuz bir açılıma dönüşebileceğini düşünüyorum.</p></blockquote>
<p>Ama bahsi geçen yönetmen  verdiği röportajlarda </p>
<blockquote><p>İnsanın hallerine dair bilgimizin bir kısmı da mitolojiye ait. Örneğin köpek sahnesi. Bu gençliğimde başımdan geçmiş bir olaydır. Bu yaşanmış olayın &#8220;mitolojik bir boyut kazanması&#8221; (bazı eleştirmenlerin yorumu) kişisel olandan yana olmakla ilgilidir diye düşünüyorum. Bizi kendi gerçekliğimize götüren deneyimler modern nihilizmin anlatım kalıpları dışında nasıl anlatılır? </p></blockquote>
<p>diye görüş beyan etmiştir. Gerçi sonrasında seküler olmayan sinema anlayışına yatkınlığını Bresson’dan  Bergman’dan ve Tarkovski’den  örnek vererek usta addettiğini de belirtmiştir belirtmesine ama bu bende o yere göğe koyamadığımız rüya sahnesi salt bir öykünmeden ibaretse diye koca bir soru işaretide  bırakmadı  değil kaldı ki bu satırları yazanın  en sevdiği  Türk  filmi Yumurta.</p>
<p>Sinema ile ilgili yazılarınızın (Avatar dışındakileri) hemen hepsini okudum. Bu yazınızı da kim bilir kaç kere okumaya teşebbüs edipte yarıda kaldığı için  bırakmış sonra tekrar baştan  yine baştan  ve yine baştan diye diye  en nihayetinde bitirebilmişimdir. Bilmelisiniz ki yazılarınız sitelerde durduğu gibi durmuyor, altı üstü çizilerek arşivleniyor.</p>
<p>Kaç zamandır kendisinden bahsetmeden yazısına geçiş yapamayan sinema eleştirmelerini okumak, en hafifinden mahcubiyet hissi yaratıyor.  Malum gazetenin malum sayfasını açmam için bazen bir çok şeyi unutmayı dilemem gerekiyor ki ne fayda. Diğer taraftan Fatih Özgüven’de  snopluğun sınırlarının daha da berkitiyorken sizin varlığınız anaforlar içinde tutunacak bir kök ki çok ta hayati.  </p>
<p>Üslubunuz, -Emre Er’in Recep İvedik’in  sosyo-kültürel yönünü ele aldığı yazısına binaen o öfkesini dizginleyememiş hatta yazara had bildirir  yorumlarınız  dışında-   hep anlamaya çalışan, hep  incelikli.   </p>
<blockquote><p>En zevk alarak, en akarak yazdığım yazılar sinema yazılarım. Zira bir boyunduruk, entelektüel bir kapan içinde hissetmiyorum kendimi sinema(ve sanat) yazıları yazarken.</p></blockquote>
<p>Demişsiniz ya, ne güzel! Siz hep yazın biz hep okuyoruz zaten.<br />
Bir de  yorumunuzda tüm yazılarınızı tek oturumda yazdığınızı belirtmişsiniz. Ne diyebiliriz üstat,  hırkamızın fermuarını çektik ve  sustuk. Sustuk. </p>
<p>Saygılar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/06/05/tasavvuf-sinema-iliskisinde-ruya-tarkovskyden-kaplanogluna-kisa-bir-bakis/#comment-43619</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Jan 2010 14:37:06 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5137#comment-43619</guid>
		<description>ş.y. öncelikle bu yazıya ilk yorum yazan kişi(ve muhtemelen baştan sonra kadar okuyan ender kişilerden birisi) olmanız hasebiyle teşekkür ederim. bana derindüşüncedeki yüze yakın yazınıda en çok değer verdiğiniz yazı hangisidir diye sorsalar hiç düşünmeden bu yazı derdim zaten..
uzunluğa gelince; doğrusu ben yazının uzunluğunu yayımlanma uzunluğuyla bir tutmayı seviyorum. yani eğer yazıyı parçalı değil de bir defada yazmışsanız (benim tüm yazılarım tek oturumda yazılıyorlar) bunun yayımının da tek defada olması gerektiğini düşünüyorum. yani yazmak bir doğum eylemi ise şayet, doğumu gerçekleştirilen şeyin bütünlüğünü bozup parçalamanın alemi yok diye düşünüyorum. 

işin gerçeği ben bu ve bunun gibi yazıların çok fazla okunmayacağını biliyorum. ama birgün ihtiyaç duyular da bir kişi "gerçekten" okursa benim için yeterlidir diye düşünüyorum. tekrar teşekkürler. yorumunuz ve önerileriniz için.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>ş.y. öncelikle bu yazıya ilk yorum yazan kişi(ve muhtemelen baştan sonra kadar okuyan ender kişilerden birisi) olmanız hasebiyle teşekkür ederim. bana derindüşüncedeki yüze yakın yazınıda en çok değer verdiğiniz yazı hangisidir diye sorsalar hiç düşünmeden bu yazı derdim zaten..<br />
uzunluğa gelince; doğrusu ben yazının uzunluğunu yayımlanma uzunluğuyla bir tutmayı seviyorum. yani eğer yazıyı parçalı değil de bir defada yazmışsanız (benim tüm yazılarım tek oturumda yazılıyorlar) bunun yayımının da tek defada olması gerektiğini düşünüyorum. yani yazmak bir doğum eylemi ise şayet, doğumu gerçekleştirilen şeyin bütünlüğünü bozup parçalamanın alemi yok diye düşünüyorum. </p>
<p>işin gerçeği ben bu ve bunun gibi yazıların çok fazla okunmayacağını biliyorum. ama birgün ihtiyaç duyular da bir kişi &#8220;gerçekten&#8221; okursa benim için yeterlidir diye düşünüyorum. tekrar teşekkürler. yorumunuz ve önerileriniz için.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ş.y. tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/06/05/tasavvuf-sinema-iliskisinde-ruya-tarkovskyden-kaplanogluna-kisa-bir-bakis/#comment-43618</link>
		<dc:creator>ş.y.</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Jan 2010 13:51:46 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5137#comment-43618</guid>
		<description>Yazının tamamını anlamaya çalışarak  okumam bir buçuk saatten daha fazla zamanımı aldı. Değdi mi? Hiç şüphesiz evet, ama bu yazının uzunluğunun okurun sabrını zorlar nitelikte olduğu gerçeğini değiştirmiyor malesef. 

Naçizane önerim, sayın yazarın bu denli araştırma, inceleme ve harmanlamayla örülü yazılarını daha okunur kılmak adına bir kaç bölüm/dizi halinde yayınlaması sanki daha isabetli olabilir. 

Sinemayla ilgisini her düzeyde sürdürmeye çalışan biri olarak kendisine teşekkür etmek ise boynumuzun borcu.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yazının tamamını anlamaya çalışarak  okumam bir buçuk saatten daha fazla zamanımı aldı. Değdi mi? Hiç şüphesiz evet, ama bu yazının uzunluğunun okurun sabrını zorlar nitelikte olduğu gerçeğini değiştirmiyor malesef. </p>
<p>Naçizane önerim, sayın yazarın bu denli araştırma, inceleme ve harmanlamayla örülü yazılarını daha okunur kılmak adına bir kaç bölüm/dizi halinde yayınlaması sanki daha isabetli olabilir. </p>
<p>Sinemayla ilgisini her düzeyde sürdürmeye çalışan biri olarak kendisine teşekkür etmek ise boynumuzun borcu.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

