<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Qua Vadis Ümmet? yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 12:57:32 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Aleviler Ama Namuslu İnsanlar (Cafer Solgun İle Röportaj) : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/#comment-52906</link>
		<dc:creator>Aleviler Ama Namuslu İnsanlar (Cafer Solgun İle Röportaj) : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2010 08:54:20 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5069#comment-52906</guid>
		<description>[...] hemen hemen 1 yıl kadar önce yazdığım, Qua Vadis Ümmet başlıklı yazımın giriş kısmında; din gibi bir olguya sahip-talip olma isteğinin beraberinde [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] hemen hemen 1 yıl kadar önce yazdığım, Qua Vadis Ümmet başlıklı yazımın giriş kısmında; din gibi bir olguya sahip-talip olma isteğinin beraberinde [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/#comment-38478</link>
		<dc:creator>Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2009 22:12:45 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5069#comment-38478</guid>
		<description>[...] Qua Vadis Ümmet? (Cemile Bayraktar) [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Qua Vadis Ümmet? (Cemile Bayraktar) [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ayy bu yazınız çok uzun, hiç vaktim yok! : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/#comment-33926</link>
		<dc:creator>Ayy bu yazınız çok uzun, hiç vaktim yok! : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2009 10:54:06 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5069#comment-33926</guid>
		<description>[...] göz atmak isterse bu süre 3 veya 4 ile çarpılabilir. Meselâ Cemile Bayraktar&#8217;ın &#8220;Qua Vadis Ümmet?&#8221; enfes çalışması üzerinde kolaylıkla 2 saat geçirebilir ve ardından [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] göz atmak isterse bu süre 3 veya 4 ile çarpılabilir. Meselâ Cemile Bayraktar&#8217;ın &#8220;Qua Vadis Ümmet?&#8221; enfes çalışması üzerinde kolaylıkla 2 saat geçirebilir ve ardından [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/#comment-32597</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2009 12:35:49 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5069#comment-32597</guid>
		<description>haydar bey,

&lt;blockquote&gt;Bu bağlamda Amerikan stratejik araştırma kurumu Rand Corporation’ın yayınladığı rapordan bazı bölümleri dikkatinize sunmak istedim&lt;/blockquote&gt;
Yayınladığı raporun orjinalinin linkini verir misiniz?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>haydar bey,</p>
<blockquote><p>Bu bağlamda Amerikan stratejik araştırma kurumu Rand Corporation’ın yayınladığı rapordan bazı bölümleri dikkatinize sunmak istedim</p></blockquote>
<p>Yayınladığı raporun orjinalinin linkini verir misiniz?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>cemile bayraktar tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/#comment-32558</link>
		<dc:creator>cemile bayraktar</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2009 19:42:22 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5069#comment-32558</guid>
		<description>Mustafa bey,

&lt;blockquote&gt;Bu site farkli düsüncelere yer veriyor ve bu olgunlugu tasiyor. Maksadim ikna veya red falan degil. Hedefimde sizin cikardiginiz neticeler degildi. Düsünceye yeni kapi acmak bu konularda. Okuyucuya bazi noktalarda farkli yol sunmak.&lt;/blockquote&gt;

Kesinlikle katılıyorum.Siz de bu olgunluktan payınızı almışsınız.Düşünceye yeni kapı açmak konusunda da üstünüze düşeni yapmışsınız.Elbet ana kaynaktan sapmadan farklı düşünebileceğiz.Paylaşımlarınız için teşekkür ederim,saygılar...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Mustafa bey,</p>
<blockquote><p>Bu site farkli düsüncelere yer veriyor ve bu olgunlugu tasiyor. Maksadim ikna veya red falan degil. Hedefimde sizin cikardiginiz neticeler degildi. Düsünceye yeni kapi acmak bu konularda. Okuyucuya bazi noktalarda farkli yol sunmak.</p></blockquote>
<p>Kesinlikle katılıyorum.Siz de bu olgunluktan payınızı almışsınız.Düşünceye yeni kapı açmak konusunda da üstünüze düşeni yapmışsınız.Elbet ana kaynaktan sapmadan farklı düşünebileceğiz.Paylaşımlarınız için teşekkür ederim,saygılar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mustafa tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/#comment-32557</link>
		<dc:creator>Mustafa</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2009 19:11:24 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5069#comment-32557</guid>
		<description>uzunca cevab yazdim ve gönderdim velakin yazi cikmadi. 2-3 defa tekrarladim yine olmadi. Hayirdir insallah.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>uzunca cevab yazdim ve gönderdim velakin yazi cikmadi. 2-3 defa tekrarladim yine olmadi. Hayirdir insallah.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MUstafa tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/#comment-32541</link>
		<dc:creator>MUstafa</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2009 12:39:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5069#comment-32541</guid>
		<description>Bu site farkli düsüncelere yer veriyor ve bu olgunlugu tasiyor. Maksadim ikna veya red falan degil. Hedefimde sizin cikardiginiz neticeler degildi. Düsünceye yeni kapi acmak bu konularda. Okuyucuya bazi noktalarda farkli yol sunmak. Tercih okuyucundur fikir oundur. Elbette kendi uslubumuz ve kelimelerimiz ile fikir yoguralim. Kendimi yorum yazmamaktan alikoyamadim hassas oldugum konulari karsimda buldugum icin. Din tarihimize dinimize cok haksizlik yapildi cok sacma seyler söylendi ideolojik maksatlar veye degisik gayeler icin ilmi zihniyete uymayan haller cok oldu. Önümüzde bir yigin dolusu "yorumlar" var islami anlatiyor iddiasi ile ve temel eserleri bloke ediyorlar. Misal vereyim. Bundan bir müddet evvel bir yazar Imam Gazaliyi ve Ibni Rüsdü kiyaslar ve islam dünyasinin teknikte ilimde geri kalmasini Imam Gazalinin eserlerine baglar. Ibni Rüsdü benimsemis olsa idik öyle olmaz imis. AYni iddia bircok yerde okumak mümkün. Bunun kökü Munk isimli 18.yüzyilin baslarinda yazmis oldugu eserindeki görüsün tekraridir. Mevzuyu ve bu iki alim ve filozofun hic okumayarak veya anlamayarak anlasilan kopye ederrek fikirleri takdim etmek sözkonusu. Nitekim aslinda tam tersi...Iyiki Ibni Rüsdcülük gelmedi bize. Ibni Rüsd aristocudur. Aristonun ilim anlayisi tamamen felsefiktir. Empirik ve tecrübi ilimler ona göre ilim degildir. Ilim statüsü yoktur. Tecrübi ilimler dogru bilgi getirmez ve sadece felsefenin getirdigi hakikatleri gösterme acisindan faydalidir. Avrupada önce eflantunculuk yaygin idi sonra kilisede aristonun etkileri artti. Sonra Francis Bacon ve digerleri ile empirik ve tecrübi ilimler ile yeni ilmi anlayis ile aristocu ilim anlayisi demonte oldu. Bu aristoculuktan arinma ta Einstein zamanina kadar sürdü. Einstein bile bir takim aristocu fikirleri ile bogusmak zorunda kaldi.Imam Gazali ise fen ve teknik ilimleri kücümseyen yazisi yoktur aksine yüksek tutar deger verir. Eflancunculuga karsi aristoculuk "ilerleme" kabul edildigi icin illa bizdede zoraki sablonu pres ederler. Uymaz ise uydururlar (!). Bu adamlar ne Gazaliyi ciddi sekilde okudular nede Ibni Rüsdü. 


Acizane yaygin olan selef-i salihin, kelam alimleri ve sufiler hakkinda görüsleri sübhe ile karsiladim. 
Kimi oryantalist yazarlar veya acikcasi cogu esariligin hanbelilik ve mutezilik arasinda orta yolda gittigini ve sadece bu degil mutezilikten etkilenip dogdugunu ifade veya ima ederler. Ehli sünnet yazarlar orta yol oldugunu kabul eder velakin mutezilikten etkinin akidevi olmadiginin altini cizer. Bu cok mühim. Sekil ve metodda etki ise mahiyetde degildir ama bu sekil ve metodda etki bile tartisabilinirdir. 
Kelamda karsit görüslerin iddialari ve sistemleri önce tanitilir ifade edilir aciklanir sonra akli veya nakli kritigi yapilir. Akli kritik mutezililer yaptigi icin ve kendisinin eskiden mutezili oldugu icinmi yapti Imam Esari yoksa akli kritigin zaten yasak olmadigi icinmi ehl-i sünnetde uyguladi Imam Esari? Benzerlik illa genetik bagimlilik getirmez. Peygamberler, Peygamber efendimiz ve sahabe yeri gelince akli metodu uygularlar. KUrandaki genc Hz.Ibrahimin menkibesini hatirlatirim mesela. Veya Peygamber efendimizin Necran hiristiyanlari ile munazarasi. Veya Ibni Abbasin Haricilere yaptigi "kelam" ve neticesinde haricilerin bir bölümünün davalarindan vaz gecmeleri. Mutezililer yüzünden degil zamanin zaruretinden kelam silahinin kullanilmasi sart olmustu. Ne zaman ayriliklar cok az veye toplumda önemsiz derecede olursa kelam silahi susuyor veya geriye birakiliyor. Ibni Haldun kelamin kendi zamaninda pek gerekli olmadigini yaziyor. 

Akli tevil olub olmamasi farkliliklari izah eden mevzu degildir cünkü ehl-i sünnetde akli tevili bilir uygular. Burda can alici nokta aklin sahasi meselesi. Yani aklin üzerinde olan aklin ulasamadigi sahada kesin hüküm verenler ile öbür tarafta kesin hüküm vermeyip sünnetin cogulcu yoldan gelen akidelere sahib cikmalari. Akila önem ve selefin yolu ayri kutuplar veya tamamen farkli seyler oldugu nerden cikmadirki? Var midir öyle sey acaba? Var diyenler bana Ibni Kudameyi öne sürmüslerdi. Kendisi hanbeli alimi. Eserinde kelam alimlerine sert bicimde kiziyor sucluyor. Kelamcilar diye kasdettigi ise acaba kimler ? Kendisi onlarin vasflarini veriyor. Bunlarin arasinda : sünneti kabul etmemek. Sünnete ters bilgilere inanmak. Bu ise Hanbelilerin eski devr alimlerin uslubunu lisanini kullandiklarini gösteriyor. Yani Kelam deninince mutezili kelami anlasilan ilk devrler. Ibni Kudame metodu ise aynen Esarilikteki gibi. Kelamin metodunu uyguluyor. Yani kendiside kelamci. Akli argumentasyonlar akli isbatlar veya redler ileri sürüyor. Bu konular kolayca anlasabilinecek iken onu hiristiyan kilise babalarindan Tertulliana benzeten Oryantalist (tercüme eden) yazar var karsimizda (!) Tertullian "Akla zit oldugu icin inanmak lazim" diyen veya bu manada cümleleri olan Kilise babasidir. Hanbelilerin asiri kanadi olan mücessime denilen ehl-i sünnet disi akimdan etkilenen grub disinda (ki bu "Hanbeliler" tabaka kitablarinda "Hanbeli" seklinde yazilsalar bile aslinda ehl-i sünnet degildir) hepsinde öyle veya böyle kelam vardir. Ehl-i sünnet kendini rasyonel bulur akli bulur ama aklin sahasini gecip spekulatif sahada kesin hüküm vermezler mutezililer gibi. Akli olmak ile akilcilik arasindaki fark. Akli herseye her sekilde ölcü almak mutlak sekilde rasyonalizmdir. Hayatin icindeki insanin dünyadaki hayati icinde akil ile yapilmaya calisilan akilcilik. (Mutezililer tamamen akilci degildiler).Ehli sünnet ise derki "Islam akil dinidir" ama burda kasdedilen akil akl-i selimdir. Mukemmel akil. Imam Gazali miskat ul envarda bu önemli farki anlatmakta. Insanin bu dünya hayatindaki akli cevrilmis sekildedir. Unutkanlik, hayal, his organlarin etkisi, duygular vesaire bütün bunlar akil ile beraberdirler ve nüfuzlari vardir ve akli her yönü ile hür birakmiyorlar. Insan ölünce bu perdeler kalkiyor. Peki ölmeden evvel yol yokmu aklin gelismesi icin ? Imam Gazali derki : var. Tasawwuf yolu. Tasawwuf yolu mistikcilikle alakasi yoktur. Bunu sadece Imam Gazalimi yaziyor ? Imam Rabbani Mektubatindada yaziyor. Imam Ahmet Rufaide ve hicbir büyük sufi alimin akil düsmanligi yaptigini duymadim okumadim. Akilcilik yapanlara yaptiklari kritigi akla yapilmis gösterene acaba ne demeliyiz ? Tasawwuf alimleri Kelam ilminin temel eserlerini bilirledi okurlardi. 

"Selefiye" kelimesini bizde izmirli Islamil Hakki bey ortaya atmisti ilkin. Selef-i salihin denilen ilk 3-4 jenerasyon ilk müslümanlar ile "selefiye" denilen reform hareketi esit degildir. Selef-i salihinin yolu inancta ve amelde ehli sünnetin yolu biliriz sünni olarak. Bu yolda yeri geldimi kelamda olur tasawwufda. Zaten tasawwuf bir yana tasawwufsuz Islam öbür yana diye ayirimda mümkün degil. Kelimelerdeki ayrim esasta ayrim getirmiyor. Islam ahlaki Tasawwufun temelidir. Ahlak ise fikihinda sahasi. Önce bir takim oryantalistler sonra selefi denilen bazi Misirda yazarlar basladilar selef-i salihin ile esariligi farkli görmeye ve tasawwufu olmadigi gibi empoze etmege. 

Sünniligi olmayan bir katoliklik gibi görüb var olamayan islami protestanligi bu hayallerdeki "katoliklige" cevab sundular. Dini sahada kalem oynatsalarda kaynak aslinda baska yerlerdendir. Batidaki teknik gelisme ve toplumlarin refahi ve düzeni ve kurduklari sistemler ve ayni zamanda tek tek islam diyarlarin elden cikmasi...ve benzer konular insanin psikolojisine etki yapar. Kimi baslar sebebi dinde aramaya. Dine acikca saldiri olamadigi icin Islamin yüzde 90ni olan "kelam, mezheb, sufi Islami" denilen Islama catarlar ve bunlarin "sapik" olduklarini iddia ederler. Selef-i salihini kendilerine benzetmek isterler. 

Halbuki akidede mahiyetde esarilik ve maturidilik selef-i salihinin yolu ile aynidir. Temel mesele olan mütesabih nasslarin tevili konusunda tenzihi benimseyip ic manalari Allaha havale etmek selef-i salihinin yolu ve halef denilen sonrakiler bu nasslari üstelik hipotetik tevil yapmislar yani Allahin muradi kesinlikle söyle veya böyle bu konularda demediler acik biraktilar ve dolayisi ile birinci usule celiski arz etmediler selefin yolunu devam ettiler. Cevher ve araz gibi konulari isleselerde bu konular akideyi genisletmez hatta olmasada olur. Akidenin parcasi degildir etkilemez.   

Akademik teolojinin ilahiyatin yaninda Medrese-Akademi karisimi özerk yüksek okullar sarttir. Müslümanlar asagi yukari 100 seneden beri Medreseden yoksundurlar ve din gitgide yüzeysellesmekte cesit cesit cok sayida akimlar meydana gelmekte. Bunun toplumu ve neticede devleti tehdid eder asiri akimlarin zamanla meydana gelmesine sasmamak lazim. Fikir ve inanc hürriyeti oldugu halde batida büyük kiliseye öncülük veren ve cesitli imkanlar veren hukuki sistemleri mevcuttur.Kilisenin kendine ait ve kendi din alimlerini yetistiren yüksek okullari vardir devletin ilahiyat fakülteleri haric. Yahudilerdede öyle hamamlarin yetistirildikleri yüksek okullari vardir. Dini sistematik bilen aydinlarimiz pek olmadigindan anlama ve kavrama karmasiklari olmayan yermi var Türkiyede ? Türkiyedeki Ilahiyat bin yildan fazla olan muhtesem ilmi mirasi henüz tasiyacak mahiyetde degildir. Istisnalar haric alim degil "ilim adamlari" yetisiyor. Kelam tarihi henüz hakki ile yazilmadi. 

Laf uzadi hakkinizi helal edin. Fikirlerimi acik ve net ifade edemedim. Uzadikca uzamasinada icim razi olmadi. Bir yerde nokta koymak lazim. 
Süleyman Uludag kiymetli Profesörlerimizdendir. Fakat gözümüzü yumarak ona dayanmak olmuyor veya ben sahsen yapamam. http://www.darulhikme.org.tr/?sf=yazar&#38;haberid=100&#38;ktg=27
 
Selamet ile...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu site farkli düsüncelere yer veriyor ve bu olgunlugu tasiyor. Maksadim ikna veya red falan degil. Hedefimde sizin cikardiginiz neticeler degildi. Düsünceye yeni kapi acmak bu konularda. Okuyucuya bazi noktalarda farkli yol sunmak. Tercih okuyucundur fikir oundur. Elbette kendi uslubumuz ve kelimelerimiz ile fikir yoguralim. Kendimi yorum yazmamaktan alikoyamadim hassas oldugum konulari karsimda buldugum icin. Din tarihimize dinimize cok haksizlik yapildi cok sacma seyler söylendi ideolojik maksatlar veye degisik gayeler icin ilmi zihniyete uymayan haller cok oldu. Önümüzde bir yigin dolusu &#8220;yorumlar&#8221; var islami anlatiyor iddiasi ile ve temel eserleri bloke ediyorlar. Misal vereyim. Bundan bir müddet evvel bir yazar Imam Gazaliyi ve Ibni Rüsdü kiyaslar ve islam dünyasinin teknikte ilimde geri kalmasini Imam Gazalinin eserlerine baglar. Ibni Rüsdü benimsemis olsa idik öyle olmaz imis. AYni iddia bircok yerde okumak mümkün. Bunun kökü Munk isimli 18.yüzyilin baslarinda yazmis oldugu eserindeki görüsün tekraridir. Mevzuyu ve bu iki alim ve filozofun hic okumayarak veya anlamayarak anlasilan kopye ederrek fikirleri takdim etmek sözkonusu. Nitekim aslinda tam tersi&#8230;Iyiki Ibni Rüsdcülük gelmedi bize. Ibni Rüsd aristocudur. Aristonun ilim anlayisi tamamen felsefiktir. Empirik ve tecrübi ilimler ona göre ilim degildir. Ilim statüsü yoktur. Tecrübi ilimler dogru bilgi getirmez ve sadece felsefenin getirdigi hakikatleri gösterme acisindan faydalidir. Avrupada önce eflantunculuk yaygin idi sonra kilisede aristonun etkileri artti. Sonra Francis Bacon ve digerleri ile empirik ve tecrübi ilimler ile yeni ilmi anlayis ile aristocu ilim anlayisi demonte oldu. Bu aristoculuktan arinma ta Einstein zamanina kadar sürdü. Einstein bile bir takim aristocu fikirleri ile bogusmak zorunda kaldi.Imam Gazali ise fen ve teknik ilimleri kücümseyen yazisi yoktur aksine yüksek tutar deger verir. Eflancunculuga karsi aristoculuk &#8220;ilerleme&#8221; kabul edildigi icin illa bizdede zoraki sablonu pres ederler. Uymaz ise uydururlar (!). Bu adamlar ne Gazaliyi ciddi sekilde okudular nede Ibni Rüsdü. </p>
<p>Acizane yaygin olan selef-i salihin, kelam alimleri ve sufiler hakkinda görüsleri sübhe ile karsiladim.<br />
Kimi oryantalist yazarlar veya acikcasi cogu esariligin hanbelilik ve mutezilik arasinda orta yolda gittigini ve sadece bu degil mutezilikten etkilenip dogdugunu ifade veya ima ederler. Ehli sünnet yazarlar orta yol oldugunu kabul eder velakin mutezilikten etkinin akidevi olmadiginin altini cizer. Bu cok mühim. Sekil ve metodda etki ise mahiyetde degildir ama bu sekil ve metodda etki bile tartisabilinirdir.<br />
Kelamda karsit görüslerin iddialari ve sistemleri önce tanitilir ifade edilir aciklanir sonra akli veya nakli kritigi yapilir. Akli kritik mutezililer yaptigi icin ve kendisinin eskiden mutezili oldugu icinmi yapti Imam Esari yoksa akli kritigin zaten yasak olmadigi icinmi ehl-i sünnetde uyguladi Imam Esari? Benzerlik illa genetik bagimlilik getirmez. Peygamberler, Peygamber efendimiz ve sahabe yeri gelince akli metodu uygularlar. KUrandaki genc Hz.Ibrahimin menkibesini hatirlatirim mesela. Veya Peygamber efendimizin Necran hiristiyanlari ile munazarasi. Veya Ibni Abbasin Haricilere yaptigi &#8220;kelam&#8221; ve neticesinde haricilerin bir bölümünün davalarindan vaz gecmeleri. Mutezililer yüzünden degil zamanin zaruretinden kelam silahinin kullanilmasi sart olmustu. Ne zaman ayriliklar cok az veye toplumda önemsiz derecede olursa kelam silahi susuyor veya geriye birakiliyor. Ibni Haldun kelamin kendi zamaninda pek gerekli olmadigini yaziyor. </p>
<p>Akli tevil olub olmamasi farkliliklari izah eden mevzu degildir cünkü ehl-i sünnetde akli tevili bilir uygular. Burda can alici nokta aklin sahasi meselesi. Yani aklin üzerinde olan aklin ulasamadigi sahada kesin hüküm verenler ile öbür tarafta kesin hüküm vermeyip sünnetin cogulcu yoldan gelen akidelere sahib cikmalari. Akila önem ve selefin yolu ayri kutuplar veya tamamen farkli seyler oldugu nerden cikmadirki? Var midir öyle sey acaba? Var diyenler bana Ibni Kudameyi öne sürmüslerdi. Kendisi hanbeli alimi. Eserinde kelam alimlerine sert bicimde kiziyor sucluyor. Kelamcilar diye kasdettigi ise acaba kimler ? Kendisi onlarin vasflarini veriyor. Bunlarin arasinda : sünneti kabul etmemek. Sünnete ters bilgilere inanmak. Bu ise Hanbelilerin eski devr alimlerin uslubunu lisanini kullandiklarini gösteriyor. Yani Kelam deninince mutezili kelami anlasilan ilk devrler. Ibni Kudame metodu ise aynen Esarilikteki gibi. Kelamin metodunu uyguluyor. Yani kendiside kelamci. Akli argumentasyonlar akli isbatlar veya redler ileri sürüyor. Bu konular kolayca anlasabilinecek iken onu hiristiyan kilise babalarindan Tertulliana benzeten Oryantalist (tercüme eden) yazar var karsimizda (!) Tertullian &#8220;Akla zit oldugu icin inanmak lazim&#8221; diyen veya bu manada cümleleri olan Kilise babasidir. Hanbelilerin asiri kanadi olan mücessime denilen ehl-i sünnet disi akimdan etkilenen grub disinda (ki bu &#8220;Hanbeliler&#8221; tabaka kitablarinda &#8220;Hanbeli&#8221; seklinde yazilsalar bile aslinda ehl-i sünnet degildir) hepsinde öyle veya böyle kelam vardir. Ehl-i sünnet kendini rasyonel bulur akli bulur ama aklin sahasini gecip spekulatif sahada kesin hüküm vermezler mutezililer gibi. Akli olmak ile akilcilik arasindaki fark. Akli herseye her sekilde ölcü almak mutlak sekilde rasyonalizmdir. Hayatin icindeki insanin dünyadaki hayati icinde akil ile yapilmaya calisilan akilcilik. (Mutezililer tamamen akilci degildiler).Ehli sünnet ise derki &#8220;Islam akil dinidir&#8221; ama burda kasdedilen akil akl-i selimdir. Mukemmel akil. Imam Gazali miskat ul envarda bu önemli farki anlatmakta. Insanin bu dünya hayatindaki akli cevrilmis sekildedir. Unutkanlik, hayal, his organlarin etkisi, duygular vesaire bütün bunlar akil ile beraberdirler ve nüfuzlari vardir ve akli her yönü ile hür birakmiyorlar. Insan ölünce bu perdeler kalkiyor. Peki ölmeden evvel yol yokmu aklin gelismesi icin ? Imam Gazali derki : var. Tasawwuf yolu. Tasawwuf yolu mistikcilikle alakasi yoktur. Bunu sadece Imam Gazalimi yaziyor ? Imam Rabbani Mektubatindada yaziyor. Imam Ahmet Rufaide ve hicbir büyük sufi alimin akil düsmanligi yaptigini duymadim okumadim. Akilcilik yapanlara yaptiklari kritigi akla yapilmis gösterene acaba ne demeliyiz ? Tasawwuf alimleri Kelam ilminin temel eserlerini bilirledi okurlardi. </p>
<p>&#8220;Selefiye&#8221; kelimesini bizde izmirli Islamil Hakki bey ortaya atmisti ilkin. Selef-i salihin denilen ilk 3-4 jenerasyon ilk müslümanlar ile &#8220;selefiye&#8221; denilen reform hareketi esit degildir. Selef-i salihinin yolu inancta ve amelde ehli sünnetin yolu biliriz sünni olarak. Bu yolda yeri geldimi kelamda olur tasawwufda. Zaten tasawwuf bir yana tasawwufsuz Islam öbür yana diye ayirimda mümkün degil. Kelimelerdeki ayrim esasta ayrim getirmiyor. Islam ahlaki Tasawwufun temelidir. Ahlak ise fikihinda sahasi. Önce bir takim oryantalistler sonra selefi denilen bazi Misirda yazarlar basladilar selef-i salihin ile esariligi farkli görmeye ve tasawwufu olmadigi gibi empoze etmege. </p>
<p>Sünniligi olmayan bir katoliklik gibi görüb var olamayan islami protestanligi bu hayallerdeki &#8220;katoliklige&#8221; cevab sundular. Dini sahada kalem oynatsalarda kaynak aslinda baska yerlerdendir. Batidaki teknik gelisme ve toplumlarin refahi ve düzeni ve kurduklari sistemler ve ayni zamanda tek tek islam diyarlarin elden cikmasi&#8230;ve benzer konular insanin psikolojisine etki yapar. Kimi baslar sebebi dinde aramaya. Dine acikca saldiri olamadigi icin Islamin yüzde 90ni olan &#8220;kelam, mezheb, sufi Islami&#8221; denilen Islama catarlar ve bunlarin &#8220;sapik&#8221; olduklarini iddia ederler. Selef-i salihini kendilerine benzetmek isterler. </p>
<p>Halbuki akidede mahiyetde esarilik ve maturidilik selef-i salihinin yolu ile aynidir. Temel mesele olan mütesabih nasslarin tevili konusunda tenzihi benimseyip ic manalari Allaha havale etmek selef-i salihinin yolu ve halef denilen sonrakiler bu nasslari üstelik hipotetik tevil yapmislar yani Allahin muradi kesinlikle söyle veya böyle bu konularda demediler acik biraktilar ve dolayisi ile birinci usule celiski arz etmediler selefin yolunu devam ettiler. Cevher ve araz gibi konulari isleselerde bu konular akideyi genisletmez hatta olmasada olur. Akidenin parcasi degildir etkilemez.   </p>
<p>Akademik teolojinin ilahiyatin yaninda Medrese-Akademi karisimi özerk yüksek okullar sarttir. Müslümanlar asagi yukari 100 seneden beri Medreseden yoksundurlar ve din gitgide yüzeysellesmekte cesit cesit cok sayida akimlar meydana gelmekte. Bunun toplumu ve neticede devleti tehdid eder asiri akimlarin zamanla meydana gelmesine sasmamak lazim. Fikir ve inanc hürriyeti oldugu halde batida büyük kiliseye öncülük veren ve cesitli imkanlar veren hukuki sistemleri mevcuttur.Kilisenin kendine ait ve kendi din alimlerini yetistiren yüksek okullari vardir devletin ilahiyat fakülteleri haric. Yahudilerdede öyle hamamlarin yetistirildikleri yüksek okullari vardir. Dini sistematik bilen aydinlarimiz pek olmadigindan anlama ve kavrama karmasiklari olmayan yermi var Türkiyede ? Türkiyedeki Ilahiyat bin yildan fazla olan muhtesem ilmi mirasi henüz tasiyacak mahiyetde degildir. Istisnalar haric alim degil &#8220;ilim adamlari&#8221; yetisiyor. Kelam tarihi henüz hakki ile yazilmadi. </p>
<p>Laf uzadi hakkinizi helal edin. Fikirlerimi acik ve net ifade edemedim. Uzadikca uzamasinada icim razi olmadi. Bir yerde nokta koymak lazim.<br />
Süleyman Uludag kiymetli Profesörlerimizdendir. Fakat gözümüzü yumarak ona dayanmak olmuyor veya ben sahsen yapamam. <a href="http://www.darulhikme.org.tr/?sf=yazar&amp;haberid=100&amp;ktg=27" rel="nofollow">http://www.darulhikme.org.tr/?sf=yazar&amp;haberid=100&amp;ktg=27</a></p>
<p>Selamet ile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>cemile bayraktar tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/#comment-32504</link>
		<dc:creator>cemile bayraktar</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2009 16:35:16 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5069#comment-32504</guid>
		<description>Bora bey,

keşke bizim 'teknoloji' anlayışımız Hz. Davud kadar masumane olsaydı ama maalesef değil.Ben teknolojinin dur durak bilmeyen insanı robotlaştıran taraflarını eleştiriyorum.

A. Haydar bey,

&lt;blockquote&gt;Müminler düşmanlarını ve düşmanlarına uşaklık eden işbirlikçi liderlerini tanımadıkça bu kafirlerin kurmakta olduğu tuzaklara düşmeleri kaçınılmazdır…&lt;/blockquote&gt;

yazmışsınız...

Benim cevabımda şu 'müslümanlar sizin yaptığınız gibi ümmet içinde sizden farklı düşünen herkesi 'İŞBİRLİKÇİ' ilan edip kendi içlerinde bölündükçe o tuzaklara düşer.

Ümmet'in bir dili vardır,bu dil Rasulullah örneğinden yola çıkarak mümine yakışan 'yapıcı' bir dildir.Şiddet zalimin silahıdır ne İslam'ın ne de müslümanların dili başka tercih kalmamış olana kadar asla ve asla şiddet olamaz.Sizin gibi kardeşlerimiz 'zalim İslam' çirkin hakaretlerini haklı çıkartıyor,işte buna üzülüyorum.Keşke biraz siyer okusanız,Rasulullah'ı tanısanız.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bora bey,</p>
<p>keşke bizim &#8216;teknoloji&#8217; anlayışımız Hz. Davud kadar masumane olsaydı ama maalesef değil.Ben teknolojinin dur durak bilmeyen insanı robotlaştıran taraflarını eleştiriyorum.</p>
<p>A. Haydar bey,</p>
<blockquote><p>Müminler düşmanlarını ve düşmanlarına uşaklık eden işbirlikçi liderlerini tanımadıkça bu kafirlerin kurmakta olduğu tuzaklara düşmeleri kaçınılmazdır…</p></blockquote>
<p>yazmışsınız&#8230;</p>
<p>Benim cevabımda şu &#8216;müslümanlar sizin yaptığınız gibi ümmet içinde sizden farklı düşünen herkesi &#8216;İŞBİRLİKÇİ&#8217; ilan edip kendi içlerinde bölündükçe o tuzaklara düşer.</p>
<p>Ümmet&#8217;in bir dili vardır,bu dil Rasulullah örneğinden yola çıkarak mümine yakışan &#8216;yapıcı&#8217; bir dildir.Şiddet zalimin silahıdır ne İslam&#8217;ın ne de müslümanların dili başka tercih kalmamış olana kadar asla ve asla şiddet olamaz.Sizin gibi kardeşlerimiz &#8216;zalim İslam&#8217; çirkin hakaretlerini haklı çıkartıyor,işte buna üzülüyorum.Keşke biraz siyer okusanız,Rasulullah&#8217;ı tanısanız.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>A.haydar tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/#comment-32486</link>
		<dc:creator>A.haydar</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2009 11:18:24 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5069#comment-32486</guid>
		<description>Sayın Cemile Bayraktar;
İslam'ın ve Müslümanların  radikal,ılımlı,gelenekçi gibi bir takım kategoriler adı altında vasıflandırılmaları,kafir batının kasıtlı çabalarının bir sonucudur.İslamın radikali-ılımlısı olmayacağı gibi,müslümanında olmaz.İslam coğrafyasını parçalayabilmek için İslami Hilafete son veren İngilizler,ondan sonrada boş durmamış; Batı dünyasında bulunan çıkar mücadelesini bile söz konusu İslamla ve Müslümanlarla savaş olduğunda bir kenara bırakmışlardır..Müslümanların akidevi konularda ihtilaf etmeleri olacak şey değildir..Ancak metod ve üslupla ilgili konularda ihtilaf edebilirler.Bu ihtilaflarını da Kuran ve Sünnete götürmeleri ile aşamayacakları hiç bir engel olamaz..Bu bağlamda Amerikan stratejik araştırma kurumu Rand Corporation'ın yayınladığı rapordan bazı bölümleri dikkatinize sunmak istedim;
 
 Raporda  Müslümanları fundamentalist, geleneksel, modernist ve laik  olmak üzere dört kagoriye ayırıyor ve şöyle bir strateji öneriyor: Anti-emperyalist ve sosyalist düşüncelerinden dolayı laiklere güvenilmez. Fundamentalistlere ve geleneksel Müslümanlara da. Fundamentalist ve gelenekseller arasında oluşabilecek yakınlık engellenmeli. Birbirleriyle savaşmaları teşvik edilmeli.
&lt;strong&gt;ABD ve Avrupa için güven telkin edilenler sadece, kitleleri yönlendirmede Kur`an`ı sınırlandıran modernist Müslümanlardır. Bu grup desteklenmelidir &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Fundamentalistler zayıflatılmalı ve yok edilmelidir.&lt;/strong&gt;Deniliyor.

Yapılması gerekenler şöyle sıralanıyor: 
 1- Önce modernist ve laik Müslümanları destekle. Bunun için: Modernist liderler, modeller ve kadrolar oluştur. Eserlerini yayınla ve dağıt. Kitlelere hitap etmelerini sağla. İslami eğitimde düşüncelerini öne çıkar. Fundamentalistlere ve geleneksellere karşı onlara medya desteği ver. Gençlere İslam öncesi ve İslami olmayan tarih bilinci aşıla. Laik kültürel kurum ve etkinlikleri güçlendir. 

2- Geleneksel Müslümanları fundamentalistlere karşı destekle. Bunun için: Aralarındaki anlaşmazlıkları teşvik et. İki kesim arasında oluşacak ittifakı engelle. Modernistlerle gelenekselleri birbirini yakınlaştır. Geleneksel kurumlarda modernistlerin sayısını artır. Gelenekseller arasında farklılıklar ortaya çıkar. Hanefi mezhebi ile diğer mezhepler arasındaki farklılıkları büyüt. 

3- Fundamentalistlerle savaş. Bunun için: Onların İslam yorumunu ve çelişkilerini sorgula. Şiddet eylemlerinin sonuçlarını abart. Bu kesim içindeki liderlerin yolsuzluk gibi olumsuz durumlarını ortaya çıkarmaları için gazetecileri cesaretlendir. Bu mesajlar için gençleri, dindar geleneksel toplulukları, Müslüman azınlıkları ve kadınları hedef al. Eylemlerine sempati beslenmesini, kahramanlaşmalarını önle. Onları korkak ve düzen bozucu olarak göster. 

4- Seçici bir şekilde laikleri destekle. Bunun için: Fundamentalizmin ortak düşman olduğuna dair onları cesaretlendir. Laik Müslümanların ABD karşıtı güçlerle, milliyetçilerle ve solcularla ittifak kurmalarını engelle. &lt;strong&gt;İslam`da din ve devletin ayrı olduğu ve bunun imanı tehlikeye atmadığı düşüncesini destekle.&lt;/strong&gt; 


5- `Batılı İslam` tezini destekle. 
6- Sufizmi güçlendir. Sufi geleneğin tarihlerinin parçası olduğuna inandır. Sufi öğretileri müfredatlara sok. 



  Müminler düşmanlarını ve düşmanlarına uşaklık eden işbirlikçi liderlerini tanımadıkça bu kafirlerin kurmakta olduğu tuzaklara düşmeleri kaçınılmazdır...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Cemile Bayraktar;<br />
İslam&#8217;ın ve Müslümanların  radikal,ılımlı,gelenekçi gibi bir takım kategoriler adı altında vasıflandırılmaları,kafir batının kasıtlı çabalarının bir sonucudur.İslamın radikali-ılımlısı olmayacağı gibi,müslümanında olmaz.İslam coğrafyasını parçalayabilmek için İslami Hilafete son veren İngilizler,ondan sonrada boş durmamış; Batı dünyasında bulunan çıkar mücadelesini bile söz konusu İslamla ve Müslümanlarla savaş olduğunda bir kenara bırakmışlardır..Müslümanların akidevi konularda ihtilaf etmeleri olacak şey değildir..Ancak metod ve üslupla ilgili konularda ihtilaf edebilirler.Bu ihtilaflarını da Kuran ve Sünnete götürmeleri ile aşamayacakları hiç bir engel olamaz..Bu bağlamda Amerikan stratejik araştırma kurumu Rand Corporation&#8217;ın yayınladığı rapordan bazı bölümleri dikkatinize sunmak istedim;</p>
<p> Raporda  Müslümanları fundamentalist, geleneksel, modernist ve laik  olmak üzere dört kagoriye ayırıyor ve şöyle bir strateji öneriyor: Anti-emperyalist ve sosyalist düşüncelerinden dolayı laiklere güvenilmez. Fundamentalistlere ve geleneksel Müslümanlara da. Fundamentalist ve gelenekseller arasında oluşabilecek yakınlık engellenmeli. Birbirleriyle savaşmaları teşvik edilmeli.<br />
<strong>ABD ve Avrupa için güven telkin edilenler sadece, kitleleri yönlendirmede Kur`an`ı sınırlandıran modernist Müslümanlardır. Bu grup desteklenmelidir </strong><strong>Fundamentalistler zayıflatılmalı ve yok edilmelidir.</strong>Deniliyor.</p>
<p>Yapılması gerekenler şöyle sıralanıyor:<br />
 1- Önce modernist ve laik Müslümanları destekle. Bunun için: Modernist liderler, modeller ve kadrolar oluştur. Eserlerini yayınla ve dağıt. Kitlelere hitap etmelerini sağla. İslami eğitimde düşüncelerini öne çıkar. Fundamentalistlere ve geleneksellere karşı onlara medya desteği ver. Gençlere İslam öncesi ve İslami olmayan tarih bilinci aşıla. Laik kültürel kurum ve etkinlikleri güçlendir. </p>
<p>2- Geleneksel Müslümanları fundamentalistlere karşı destekle. Bunun için: Aralarındaki anlaşmazlıkları teşvik et. İki kesim arasında oluşacak ittifakı engelle. Modernistlerle gelenekselleri birbirini yakınlaştır. Geleneksel kurumlarda modernistlerin sayısını artır. Gelenekseller arasında farklılıklar ortaya çıkar. Hanefi mezhebi ile diğer mezhepler arasındaki farklılıkları büyüt. </p>
<p>3- Fundamentalistlerle savaş. Bunun için: Onların İslam yorumunu ve çelişkilerini sorgula. Şiddet eylemlerinin sonuçlarını abart. Bu kesim içindeki liderlerin yolsuzluk gibi olumsuz durumlarını ortaya çıkarmaları için gazetecileri cesaretlendir. Bu mesajlar için gençleri, dindar geleneksel toplulukları, Müslüman azınlıkları ve kadınları hedef al. Eylemlerine sempati beslenmesini, kahramanlaşmalarını önle. Onları korkak ve düzen bozucu olarak göster. </p>
<p>4- Seçici bir şekilde laikleri destekle. Bunun için: Fundamentalizmin ortak düşman olduğuna dair onları cesaretlendir. Laik Müslümanların ABD karşıtı güçlerle, milliyetçilerle ve solcularla ittifak kurmalarını engelle. <strong>İslam`da din ve devletin ayrı olduğu ve bunun imanı tehlikeye atmadığı düşüncesini destekle.</strong> </p>
<p>5- `Batılı İslam` tezini destekle.<br />
6- Sufizmi güçlendir. Sufi geleneğin tarihlerinin parçası olduğuna inandır. Sufi öğretileri müfredatlara sok. </p>
<p>  Müminler düşmanlarını ve düşmanlarına uşaklık eden işbirlikçi liderlerini tanımadıkça bu kafirlerin kurmakta olduğu tuzaklara düşmeleri kaçınılmazdır&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>bora tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/#comment-32466</link>
		<dc:creator>bora</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2009 02:55:15 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5069#comment-32466</guid>
		<description>cemile hanım,

ilk çağlarda insanlar daha mutlu olabilir. yada doğaya, doğala daha yakın insanlar daha huzurlu olabilir. teknolojinin eleştirilecek çok yanı olabilir. bunlara katılabilirim ancak ben islam ahlakının teknolojinin ve bilimin olumsuz özelliklerini kontrol altında tutabileceğine inanmak istiyorum. teknolojinin yan etkileri onun rekabetçi, kontrolsüz ve ahlaksız bir anlayış güdümünde geliştirilmiş olmasından kaynaklanıyor olabilir mi?

sonuçta davut peygambere, demiri işlemeyi, zırh yapmayı yani teknolojiyi öğreten Allah'tır. bu bağlamda sizce davut peygamber maddeleşip ruhundan kaybetmiş midir?

selamlar</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>cemile hanım,</p>
<p>ilk çağlarda insanlar daha mutlu olabilir. yada doğaya, doğala daha yakın insanlar daha huzurlu olabilir. teknolojinin eleştirilecek çok yanı olabilir. bunlara katılabilirim ancak ben islam ahlakının teknolojinin ve bilimin olumsuz özelliklerini kontrol altında tutabileceğine inanmak istiyorum. teknolojinin yan etkileri onun rekabetçi, kontrolsüz ve ahlaksız bir anlayış güdümünde geliştirilmiş olmasından kaynaklanıyor olabilir mi?</p>
<p>sonuçta davut peygambere, demiri işlemeyi, zırh yapmayı yani teknolojiyi öğreten Allah&#8217;tır. bu bağlamda sizce davut peygamber maddeleşip ruhundan kaybetmiş midir?</p>
<p>selamlar</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>cemile bayraktar tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/#comment-32460</link>
		<dc:creator>cemile bayraktar</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2009 21:08:45 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5069#comment-32460</guid>
		<description>Bora bey,

Paul Hazard, 'Batı Düşüncesindeki Büyük Değişme' adlı kitabında tarih öncesi devirlerde yaşayan insanların belki de daha mutlu olduğu görüşünden bahsediyor,güzel izah etmiş.Ben kısmen bu görüşe katılıyorum.Zira yaşam teknikle bütünleşince ruhlar da o tekniğe bürünüyor,maddeleşip ruhumuzdan yitiriyoruz,keşke olmasa ama oluyor...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bora bey,</p>
<p>Paul Hazard, &#8216;Batı Düşüncesindeki Büyük Değişme&#8217; adlı kitabında tarih öncesi devirlerde yaşayan insanların belki de daha mutlu olduğu görüşünden bahsediyor,güzel izah etmiş.Ben kısmen bu görüşe katılıyorum.Zira yaşam teknikle bütünleşince ruhlar da o tekniğe bürünüyor,maddeleşip ruhumuzdan yitiriyoruz,keşke olmasa ama oluyor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ali Yürekli tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/#comment-32412</link>
		<dc:creator>Ali Yürekli</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2009 10:17:17 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5069#comment-32412</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Selef’in nass ve nakilinden,Kelam’ın akılcılığından,Sufiye’nin ilhamından yeterli ölçüde edinip ‘diline’ de sahip olduktan sonra ‘Neyim?Kimim?’ sorusuna verdiği yanıt doğru olacağı gibi ‘Nereye gidiyorsun?’ sorusuna vereceği cevap da doğru olacaktır.
&lt;/blockquote&gt;
Açıkçası bu konularda derin bir bilgi birikimim yok ama bu tesbitinize katılıyorum(bütün fikirlerden beslenme fikrine)
Açıkçası bu konularda bilgim olmadığı için ben daha düşük düzeyde bir analiz yapacam. Bizim sorunumuz pergel olamamak ve onu kullanamamak. Şöyle ki; Çözümü pergelin bir ayağında arıyoruz tabi tam bir çözüm hasıl olmuyor sonra pergelin diğer ayağında çözümü arıyoruz onda da çözümü tam bulamıyoruz. Sonra pergelin iki ayağında çözüm arıyoruz bu seferde gücü eşit paylaştıramadığımız için istenen çözüm oluşmuyor.(Pergelin bir ayağına gücü fazla verirsek istenen çizim güzel olmaz mesela ben bu ayarı hiç tutturamazdım tam bir daire çizebilgiğimi hatırlamıyorum genellikle yumurta şeklini alırıdı:))Bunu başarabilmek için Pergelin iki ayağına da(ahlak ve bilim) eşit yumuşak güç kullanmak gerekiyor. Ancak o zaman muhteşem bir sonuç ürün ortaya çıkıyor.
Çözüm ne bilime sarılmakta ne de ahlaka sarılmaktadır. Bunlar birbirini tamamlıyan karı koca gibidirler. İlim tek başına topaldır ahlakta tek başına topaldır. Ancak ikisinide kullanırsak yürümeye, koşmaya başlıyabiliriz ki bu da yattığımız yerden konuşmakla olmuyor. Okumak okumak çalışmak çalışmak yaşantımıza uygulamakla mümkün. Bu da zor iş.:) 
   
  Müslümanların ve dindarların durumuna gelirsek. Şu şekillerde sıralıyabiliriz.
1-Dünyanın nimetlerine, arzu ve şehvetine esir düşmüş kendisinden başka kimseyi düşünmeyen hatta bu yolda çalıp çırpmaktan, haksızlık yapmaktan tereddüt etmeyen kesim. Zenginliğe giden her yol meşrudur yeter ki fırsat bulsun. Yaptığının yalnış olduğunu bilse de yalnış yapar vicdan azabı duymaz.Yaptım sanane der.
2-Zikzak çizen yaptığının yalnış olduğunu biliyor bunun için acı çekiyor yapmak istemiyor lakin sonuçlarına katlanmak zoruna gidiyor. Bu her konuda olabilir. Genellikle bu kesim haksız istek ve arzularını dine havale etmekte sakınca görmez. İşine gelmeyen din bilgilerini ya görmez ya da bilmez görse de bilse de. Üstünde çalışılırsa iyileşme olur. Değişime baskı uygulamaya açıktır. Bunların yüzü kızarır.
3-Olabildiğince dinini kendi halinde yaşayan etliye sütlüye karışmayan kişilerdir. Zararsızdırlar nötür. Yumuşak yüzlüdürler.(istisnalar hariç)
4-Olabildiğince dinini yaşıyan ama cahilliğin getirdiği katı, haksız ve yalnış bir kabalığı vardır. Bunlar müslümanlar arasında da sevilmezler. Bunlar dine en çok zarar verenlerin başındadır.(kötü örnek olma bakımından)
5-Dinini belli ölçüde öğrenmiş değişime açık lakin çok da temkinli olan bir kesim. Argümanlarınız çok güçlü olur korkularını giderirseniz özgülükçü olabilir. Yükselmeye elverişli.
6-Dini bilgisi olan ve ilimle harmanlamış pıragmatik ortama uyum sağlıyabilen pergelin her iki ayağına yumuşak güç kullanabilen sanayi devrimini hızlandıracak ve süper küresel güç bandına atlatabilecek kesim. Adil, hakkaniyetli osmanlı geleneğini temsil eder. Lakin insan olmaktan doğan kusurlar gözlenir.
7-Tarikat ehli büyük manevi liderleri vardır. lakin bazen müridleri cahil ve kendini geliştirememiştir. Amaç bunları zalimlikten nötür hale getirmek veya topluma ve etrafına zararı minumuma indirmektir. Umut, kendini değerli hissetme duygusu verir.
8-Uydurma tarikatlar bunlar tarikatı kullanan hırsızlardır bugünlerde en belirgin olanı  ali kankancılardır. (Eroin fabrikası çıktı.) Bu tuzağa düşmemenin en belirgin özelliği Rüya alemidir ayrıca davranışlarınızın güzele gitmesi ve sizi yalnışlardan alıkoyması, telkinlerde bulunmalarıdır. Tabi bu analizde eksik gedik olabilir. Bunun için çok geniş bir araştırmaya ihtiyaç vardır bu sadece gözlemden doğan bir analiz araştırmaya muhtaç.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Selef’in nass ve nakilinden,Kelam’ın akılcılığından,Sufiye’nin ilhamından yeterli ölçüde edinip ‘diline’ de sahip olduktan sonra ‘Neyim?Kimim?’ sorusuna verdiği yanıt doğru olacağı gibi ‘Nereye gidiyorsun?’ sorusuna vereceği cevap da doğru olacaktır.
</p></blockquote>
<p>Açıkçası bu konularda derin bir bilgi birikimim yok ama bu tesbitinize katılıyorum(bütün fikirlerden beslenme fikrine)<br />
Açıkçası bu konularda bilgim olmadığı için ben daha düşük düzeyde bir analiz yapacam. Bizim sorunumuz pergel olamamak ve onu kullanamamak. Şöyle ki; Çözümü pergelin bir ayağında arıyoruz tabi tam bir çözüm hasıl olmuyor sonra pergelin diğer ayağında çözümü arıyoruz onda da çözümü tam bulamıyoruz. Sonra pergelin iki ayağında çözüm arıyoruz bu seferde gücü eşit paylaştıramadığımız için istenen çözüm oluşmuyor.(Pergelin bir ayağına gücü fazla verirsek istenen çizim güzel olmaz mesela ben bu ayarı hiç tutturamazdım tam bir daire çizebilgiğimi hatırlamıyorum genellikle yumurta şeklini alırıdı:))Bunu başarabilmek için Pergelin iki ayağına da(ahlak ve bilim) eşit yumuşak güç kullanmak gerekiyor. Ancak o zaman muhteşem bir sonuç ürün ortaya çıkıyor.<br />
Çözüm ne bilime sarılmakta ne de ahlaka sarılmaktadır. Bunlar birbirini tamamlıyan karı koca gibidirler. İlim tek başına topaldır ahlakta tek başına topaldır. Ancak ikisinide kullanırsak yürümeye, koşmaya başlıyabiliriz ki bu da yattığımız yerden konuşmakla olmuyor. Okumak okumak çalışmak çalışmak yaşantımıza uygulamakla mümkün. Bu da zor iş.:) </p>
<p>  Müslümanların ve dindarların durumuna gelirsek. Şu şekillerde sıralıyabiliriz.<br />
1-Dünyanın nimetlerine, arzu ve şehvetine esir düşmüş kendisinden başka kimseyi düşünmeyen hatta bu yolda çalıp çırpmaktan, haksızlık yapmaktan tereddüt etmeyen kesim. Zenginliğe giden her yol meşrudur yeter ki fırsat bulsun. Yaptığının yalnış olduğunu bilse de yalnış yapar vicdan azabı duymaz.Yaptım sanane der.<br />
2-Zikzak çizen yaptığının yalnış olduğunu biliyor bunun için acı çekiyor yapmak istemiyor lakin sonuçlarına katlanmak zoruna gidiyor. Bu her konuda olabilir. Genellikle bu kesim haksız istek ve arzularını dine havale etmekte sakınca görmez. İşine gelmeyen din bilgilerini ya görmez ya da bilmez görse de bilse de. Üstünde çalışılırsa iyileşme olur. Değişime baskı uygulamaya açıktır. Bunların yüzü kızarır.<br />
3-Olabildiğince dinini kendi halinde yaşayan etliye sütlüye karışmayan kişilerdir. Zararsızdırlar nötür. Yumuşak yüzlüdürler.(istisnalar hariç)<br />
4-Olabildiğince dinini yaşıyan ama cahilliğin getirdiği katı, haksız ve yalnış bir kabalığı vardır. Bunlar müslümanlar arasında da sevilmezler. Bunlar dine en çok zarar verenlerin başındadır.(kötü örnek olma bakımından)<br />
5-Dinini belli ölçüde öğrenmiş değişime açık lakin çok da temkinli olan bir kesim. Argümanlarınız çok güçlü olur korkularını giderirseniz özgülükçü olabilir. Yükselmeye elverişli.<br />
6-Dini bilgisi olan ve ilimle harmanlamış pıragmatik ortama uyum sağlıyabilen pergelin her iki ayağına yumuşak güç kullanabilen sanayi devrimini hızlandıracak ve süper küresel güç bandına atlatabilecek kesim. Adil, hakkaniyetli osmanlı geleneğini temsil eder. Lakin insan olmaktan doğan kusurlar gözlenir.<br />
7-Tarikat ehli büyük manevi liderleri vardır. lakin bazen müridleri cahil ve kendini geliştirememiştir. Amaç bunları zalimlikten nötür hale getirmek veya topluma ve etrafına zararı minumuma indirmektir. Umut, kendini değerli hissetme duygusu verir.<br />
8-Uydurma tarikatlar bunlar tarikatı kullanan hırsızlardır bugünlerde en belirgin olanı  ali kankancılardır. (Eroin fabrikası çıktı.) Bu tuzağa düşmemenin en belirgin özelliği Rüya alemidir ayrıca davranışlarınızın güzele gitmesi ve sizi yalnışlardan alıkoyması, telkinlerde bulunmalarıdır. Tabi bu analizde eksik gedik olabilir. Bunun için çok geniş bir araştırmaya ihtiyaç vardır bu sadece gözlemden doğan bir analiz araştırmaya muhtaç.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>bora tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/#comment-32387</link>
		<dc:creator>bora</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 May 2009 13:57:35 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5069#comment-32387</guid>
		<description>"Selef’in nass ve nakilinden,Kelam’ın akılcılığından,Sufiye’nin ilhamından yeterli ölçüde edinip ‘diline’ de sahip olduktan sonra..."

sonuç umut verici olmuş. gerçekten de ekollerin, okulların birbirini tekfir etmesi islam'a dışındaki düşmanlardan daha çok zarar vermiş gibi görünüyor.

selefilerin fıkhi hassasiyeti saygı değerdir ancak dışında bıraktıkları, reddettikleri alan muazzamdır. bu alana yönelttikleri eleştiriler de kendi hayallerinde yarattıkları bir ucubeye yönelttikleri eleştiridir. insan kafasındaki en çirkin şeytana tasavvufçu der ise onu baş düşman edineceği de ortadadır. 

selefilerin tasavvufa saldırırken onun dış kaynaklı olduğu, hintten, yunandan geldiği gibi zayıf bir argumanı vardır. sanki islam'dan önce insan yoktu, akıl yoktu, dil yoktu, peygamberlerin sözleriyle şekillenmiş insan fıtratı yoktu. eğer irfani gelenek başlatılacaksa bunu Adem peygambere kadar götürmek gerekir ve insanlığın ortak zihinsel ürünü ve fıtri bir algı olanağı olarak ele almak onu yunandan başlayan bir düşünce sanmaktan daha akıllıca olacaktır. 

tasavvufi kavrayış bir "düşünce" değildir. o üzerinde pekçok düşüncenin hayat bulabileceği zihinsel bir zemindir. vahdeti vücud yada vahdeti şuhud olarak adlandırılan olgu sıradan tikel düşünceler yada düşünce öbekleri gibi değildir, bütün düşünceleri ve kavramları üzerine inşaa edebileceğiniz bir temeldir. yani örneğin marxizm, kapitalizm, selefilik vb onu kapsayamaz ama o zemin bütün bu düşünceleri taşır ve kendi perspektifinden konumlandırır. zaten buna benzer başka bir taban, zemin de yoktur. o yüzden bu alternatifi yada rakibi olan diğer düşünceler gibi ele alınamaz. zaten hemen bütün kültürlerde olması onun reddedilebilir bir düşünce değil, bambaşka bir olgu olduğunu göstermektedir. 

selefiler adeta şöyle diyor. "onlar yürüyorsa biz oturacağız." "onlarda öyle düşünceler var ise biz bunu kabul etmeyeceğiz." halbuki islam dini ayıklanması gerekeni ayıklamıştır ve yasaklananlar arasında akıl yürütme yoktur. aksine akıl yürütme teşvik edilmiştir. hatta içtihad teşvik edilmiştir. o kadar teşvik edilmiştir ki samimi bir şekilde kitaptan anlam ve hüküm çıkartmaya çalışan hata yapsa bile sevap kazanır. isabet ederse bu 2'ye katlanır. bu açıkça Kur'an okumayı ve ayetler üzerinde düşünmeyi ve okuduklarından yeni anlamlar çıkartmaya çalışmayı teşviktir. 

islamın üvey evladı sayılmış olan kelam ve felsefe (hikmet) batının ilerlemesini sağlayan dilde derinleşme ve yöntemli düşünme eğiliminin nüvesini taşır. batının ilerlemesini sağlayan; dilin, yüzeydil'den, gevezelikten başka bir kullanımınının da olduğunu anlaması ve ona hakettiği önemi vermesidir. bu sayede felsefe çekirdeği açılmış içinden bilim ağacı çıkmış ve dalları ile tekniğe kadar ayrıntılanmıştır. bu yöntemli düşünme -bilimsel yöntem- tüm alanlara tarımdan, sanayiye, ticaretten, sağlığa vb uygulanmış ve o alanların ayrıntılanmasına, aydınlanmasına, ürün vermesine sebep olmuştur. işte çöküş dönemi müslümanlarının kıymet vermediği kelam ve hikmet böyle bir potansiyele sahiptir. 

müslüman toplumlar hikmetin değerini takdir edemediğinden yöntemsiz, içgüdüsel düşünme ve inceleme alışkanlıklarını sürdürmüş, eşyayı ve kavramları böyle anlamaya çalışmış, bu tabiyatı itibarıyla zorlu çabadan gerekli verimi alamayınca da onu büsbütün bırakmış ve yüzeydil'e angaje olmuştur. müslüman toplumlar eşyanın yada kavramın bağlantılarını ortaya çıkartan "yöntemi" bulamamıştır. her şeye tatbik edilebilir tek bir basit yöntemin, küçücük bir anahtarın dünyanın tüm hazinelerini açacağı kimin aklına gelirdi ki. 

bu üzücü durum kesinlikle islam'a izafe edilemez. müslüman toplumların eksikliğidir. vahim olan şudur ki müslüman toplumlar ders almamakta, bilim ve hikmet hala üvey evlat muamelesi görmeye devam etmektedir. ve müslümanlar başkalarının yaptığı otomobil ve uçaklarla birbirlerine hava atmaya, başkalarının yaptığı bombalarla, silahlarla birbirlerini öldürmeye ve o silahları yapıp ellerine verenlere üstünlük taslamaya devam etmektedir. yazık ki müslümanlar bu şartlarda gerçek bir mücadeleyi kazanmaktan çok uzaktırlar. eğer bütün entegre teknolojiler çöker de hepbirlikte taş devrine dönersek müslüman toplumların bir şansı olabilir yoksa tek çözüm, bir an önce bilimde ve sanayide ilerlemek ve sözde islam adına bu eğilime itiraz edenlere de kulak asmamak gibi görünüyor.

selamlar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Selef’in nass ve nakilinden,Kelam’ın akılcılığından,Sufiye’nin ilhamından yeterli ölçüde edinip ‘diline’ de sahip olduktan sonra&#8230;&#8221;</p>
<p>sonuç umut verici olmuş. gerçekten de ekollerin, okulların birbirini tekfir etmesi islam&#8217;a dışındaki düşmanlardan daha çok zarar vermiş gibi görünüyor.</p>
<p>selefilerin fıkhi hassasiyeti saygı değerdir ancak dışında bıraktıkları, reddettikleri alan muazzamdır. bu alana yönelttikleri eleştiriler de kendi hayallerinde yarattıkları bir ucubeye yönelttikleri eleştiridir. insan kafasındaki en çirkin şeytana tasavvufçu der ise onu baş düşman edineceği de ortadadır. </p>
<p>selefilerin tasavvufa saldırırken onun dış kaynaklı olduğu, hintten, yunandan geldiği gibi zayıf bir argumanı vardır. sanki islam&#8217;dan önce insan yoktu, akıl yoktu, dil yoktu, peygamberlerin sözleriyle şekillenmiş insan fıtratı yoktu. eğer irfani gelenek başlatılacaksa bunu Adem peygambere kadar götürmek gerekir ve insanlığın ortak zihinsel ürünü ve fıtri bir algı olanağı olarak ele almak onu yunandan başlayan bir düşünce sanmaktan daha akıllıca olacaktır. </p>
<p>tasavvufi kavrayış bir &#8220;düşünce&#8221; değildir. o üzerinde pekçok düşüncenin hayat bulabileceği zihinsel bir zemindir. vahdeti vücud yada vahdeti şuhud olarak adlandırılan olgu sıradan tikel düşünceler yada düşünce öbekleri gibi değildir, bütün düşünceleri ve kavramları üzerine inşaa edebileceğiniz bir temeldir. yani örneğin marxizm, kapitalizm, selefilik vb onu kapsayamaz ama o zemin bütün bu düşünceleri taşır ve kendi perspektifinden konumlandırır. zaten buna benzer başka bir taban, zemin de yoktur. o yüzden bu alternatifi yada rakibi olan diğer düşünceler gibi ele alınamaz. zaten hemen bütün kültürlerde olması onun reddedilebilir bir düşünce değil, bambaşka bir olgu olduğunu göstermektedir. </p>
<p>selefiler adeta şöyle diyor. &#8220;onlar yürüyorsa biz oturacağız.&#8221; &#8220;onlarda öyle düşünceler var ise biz bunu kabul etmeyeceğiz.&#8221; halbuki islam dini ayıklanması gerekeni ayıklamıştır ve yasaklananlar arasında akıl yürütme yoktur. aksine akıl yürütme teşvik edilmiştir. hatta içtihad teşvik edilmiştir. o kadar teşvik edilmiştir ki samimi bir şekilde kitaptan anlam ve hüküm çıkartmaya çalışan hata yapsa bile sevap kazanır. isabet ederse bu 2&#8242;ye katlanır. bu açıkça Kur&#8217;an okumayı ve ayetler üzerinde düşünmeyi ve okuduklarından yeni anlamlar çıkartmaya çalışmayı teşviktir. </p>
<p>islamın üvey evladı sayılmış olan kelam ve felsefe (hikmet) batının ilerlemesini sağlayan dilde derinleşme ve yöntemli düşünme eğiliminin nüvesini taşır. batının ilerlemesini sağlayan; dilin, yüzeydil&#8217;den, gevezelikten başka bir kullanımınının da olduğunu anlaması ve ona hakettiği önemi vermesidir. bu sayede felsefe çekirdeği açılmış içinden bilim ağacı çıkmış ve dalları ile tekniğe kadar ayrıntılanmıştır. bu yöntemli düşünme -bilimsel yöntem- tüm alanlara tarımdan, sanayiye, ticaretten, sağlığa vb uygulanmış ve o alanların ayrıntılanmasına, aydınlanmasına, ürün vermesine sebep olmuştur. işte çöküş dönemi müslümanlarının kıymet vermediği kelam ve hikmet böyle bir potansiyele sahiptir. </p>
<p>müslüman toplumlar hikmetin değerini takdir edemediğinden yöntemsiz, içgüdüsel düşünme ve inceleme alışkanlıklarını sürdürmüş, eşyayı ve kavramları böyle anlamaya çalışmış, bu tabiyatı itibarıyla zorlu çabadan gerekli verimi alamayınca da onu büsbütün bırakmış ve yüzeydil&#8217;e angaje olmuştur. müslüman toplumlar eşyanın yada kavramın bağlantılarını ortaya çıkartan &#8220;yöntemi&#8221; bulamamıştır. her şeye tatbik edilebilir tek bir basit yöntemin, küçücük bir anahtarın dünyanın tüm hazinelerini açacağı kimin aklına gelirdi ki. </p>
<p>bu üzücü durum kesinlikle islam&#8217;a izafe edilemez. müslüman toplumların eksikliğidir. vahim olan şudur ki müslüman toplumlar ders almamakta, bilim ve hikmet hala üvey evlat muamelesi görmeye devam etmektedir. ve müslümanlar başkalarının yaptığı otomobil ve uçaklarla birbirlerine hava atmaya, başkalarının yaptığı bombalarla, silahlarla birbirlerini öldürmeye ve o silahları yapıp ellerine verenlere üstünlük taslamaya devam etmektedir. yazık ki müslümanlar bu şartlarda gerçek bir mücadeleyi kazanmaktan çok uzaktırlar. eğer bütün entegre teknolojiler çöker de hepbirlikte taş devrine dönersek müslüman toplumların bir şansı olabilir yoksa tek çözüm, bir an önce bilimde ve sanayide ilerlemek ve sözde islam adına bu eğilime itiraz edenlere de kulak asmamak gibi görünüyor.</p>
<p>selamlar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>cemile bayraktar tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/#comment-32381</link>
		<dc:creator>cemile bayraktar</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 May 2009 09:25:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5069#comment-32381</guid>
		<description>Mustafa bey selamlar,ben de görüşleriniz açısından saygılarımı sunuyorum...

Benim görüşüme göre,meselelerin kökenine inmek,tarihi tahliller yapmak oryantalist siyasetin etkisinde kalmak değil bilakis çözüm açısından aydınlatıcı bir yöntemdir.

Selefiye,Sufiye,Kelamiye hiç kimse ben bir ekol oluşturayım hevesi ile yola çıkmaz.Seçtikleri düşünce tarzı ve kaynak aldıkları dini emirlere göre tercihlerini yaparlar ve zaman içerisinde bu tercihler kendi içinde ayrıldığı için o isimler ile ayrılırlar bu Kilise yöntemi,Oryantalist hileler değil zamanın gelişmesi,değişmesi,ortaya çıkan güçlükler ile alakalıdır.

Kelam,Mutezile'den etkilenmiştir.Yazıda da belirttiğim gibi Mutezile'den etkilenip,Mutezileye tepki olarak gelişmiştir.Mesela,Mutezile ardından ortaya çıkan Eş'ari ve Maturidi kelamı hem bu kaynaktan etkilenmiş hem de bu kaynağa tepki olmuştur.İlerleyen zaman içerisinde Eş'ari biraz daha selefe yaklaşmış ama 'akılcılıktan' hiç kopmamıştır.İmam Hanefi mesela fıkhen kelami akılcıdır,itikadi olarak sünni ve selefe yakındır.Yani görüşler birbirinden etkilenmiştir.Bunun Kilise siyaseti ya da Oryantalist yöntemler ile alakasını ben şahsen göremiyorum.Zaman içerisinde şekillenen hatta şekil değiştiren ana kaynağını koruyan bir dinin bu gelişim sürecini işlemek nasıl Oryantalist düşünce tarzının etkisinde kalmak oluyor bunu da anlamış değilim?

Selefiye,Sufiye,Kelamiye'yi kısaca inceledik,burada bahsettiğiniz niyette bir ayrım yapmak niyeti yok.Sadece İslam'a yaklaşım şekillerini,bakış açılarını ortaya koyduk.Bu ayrımclık ya da bölünme değil durum tespitidir diye de ekledik.

Yeri gelmişken ilk üç başlığı Selefiye,Kelamiye,Sufiye'yi incelerken 'İslam Düşüncesinin Yapısı' kitabının yazarı SÜLEYMAN ULUDAĞ beyefendiden çok faydalandım kendisine sonsuz saygılarımı sunmak isterim,konuyla ilgili olarak kitabından çok istifade ettim.

Mustafa bey ayrıca;

&lt;blockquote&gt;Cünkü ne selefiye var ne kelamiye nede sufiye. Selef-i salihin kelamin kendisine degil ilk devirdeki “kelam” denildimi anlasilan mutezili kelama karsi idiler. 
&lt;/blockquote&gt;

Daha Mutezile ortada yok iken Ma'bed Cüheni,Geylan-ı Dımişki,Cehm b. Saffan gibi bazı isimler 'akla' dayanarak ilk defa nassları tevil etmişlerdir.Yani Kelam'ın Mutezile öncesinde var olduğuda bir gerçek,tabii tarihsel süreçler olduğu için farklı görüşler de olabilir.

Yineliyorum,ayrım yapılmıyor,ekollerin üslupları 'öğretmek' amaçlı inceleniyor.

Mesela şimdi sizin yazıdan çıkarttığınız Oryantalist öğretisinin yolundan gidip böyle bir ayrıma düşüldüğü ama benim anlatmak istediğim -Mehmet bey Allah razı olsun yakalamış- kendi kelimelerinle konuş' kendine dön,kendi içinden gelen ile yöntemler kur demek idi.Şimdi burada görüş ayrılığına düştük mü?Düştük.İşte o ekollerde böyle oluşmuştur,İslam'ın tepliğine yönelik çalışmalarda bu şekilde ortaya çıkmıştır.Görüş ayrılıkları.Ne yani şimdi siz ve ben de yazı üzerinde konuşurken ayrı ayrı düşündük diye oryantalist bakış açısına örnekleme mi olduk :))Bazen fazla tepki vererek asıl oryantalist bölünmelere tepki verdiğimiz halde biz o yöntemin kucağına düşmüyor muyuz?

Bir de küçük not ekleyeyim,İslam dini bilmek öğrenmek ile değil ancak yaşamak ile var olacak bir din,bir çok oryantalistin bu dini bir çok müslümandan daha iyi bildiğini ama bu dine iman etmediklerini biliyoruz.Demek ki bilmek sahip olmak demek değilmiş,sahip olmak yaşamayı gerektirir.Bu noktada dinin içinden olmayan bir düşüncenin o dine yöntemlerini sokması ve yaralaması mümkün değildir.Kürtçe bir ata sözü 'baltanın sapı ağaçtan olmasa,balta ağacı kesemezmiş' der.Biz kendimize zulmetmeyelim de...

saygılar</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Mustafa bey selamlar,ben de görüşleriniz açısından saygılarımı sunuyorum&#8230;</p>
<p>Benim görüşüme göre,meselelerin kökenine inmek,tarihi tahliller yapmak oryantalist siyasetin etkisinde kalmak değil bilakis çözüm açısından aydınlatıcı bir yöntemdir.</p>
<p>Selefiye,Sufiye,Kelamiye hiç kimse ben bir ekol oluşturayım hevesi ile yola çıkmaz.Seçtikleri düşünce tarzı ve kaynak aldıkları dini emirlere göre tercihlerini yaparlar ve zaman içerisinde bu tercihler kendi içinde ayrıldığı için o isimler ile ayrılırlar bu Kilise yöntemi,Oryantalist hileler değil zamanın gelişmesi,değişmesi,ortaya çıkan güçlükler ile alakalıdır.</p>
<p>Kelam,Mutezile&#8217;den etkilenmiştir.Yazıda da belirttiğim gibi Mutezile&#8217;den etkilenip,Mutezileye tepki olarak gelişmiştir.Mesela,Mutezile ardından ortaya çıkan Eş&#8217;ari ve Maturidi kelamı hem bu kaynaktan etkilenmiş hem de bu kaynağa tepki olmuştur.İlerleyen zaman içerisinde Eş&#8217;ari biraz daha selefe yaklaşmış ama &#8216;akılcılıktan&#8217; hiç kopmamıştır.İmam Hanefi mesela fıkhen kelami akılcıdır,itikadi olarak sünni ve selefe yakındır.Yani görüşler birbirinden etkilenmiştir.Bunun Kilise siyaseti ya da Oryantalist yöntemler ile alakasını ben şahsen göremiyorum.Zaman içerisinde şekillenen hatta şekil değiştiren ana kaynağını koruyan bir dinin bu gelişim sürecini işlemek nasıl Oryantalist düşünce tarzının etkisinde kalmak oluyor bunu da anlamış değilim?</p>
<p>Selefiye,Sufiye,Kelamiye&#8217;yi kısaca inceledik,burada bahsettiğiniz niyette bir ayrım yapmak niyeti yok.Sadece İslam&#8217;a yaklaşım şekillerini,bakış açılarını ortaya koyduk.Bu ayrımclık ya da bölünme değil durum tespitidir diye de ekledik.</p>
<p>Yeri gelmişken ilk üç başlığı Selefiye,Kelamiye,Sufiye&#8217;yi incelerken &#8216;İslam Düşüncesinin Yapısı&#8217; kitabının yazarı SÜLEYMAN ULUDAĞ beyefendiden çok faydalandım kendisine sonsuz saygılarımı sunmak isterim,konuyla ilgili olarak kitabından çok istifade ettim.</p>
<p>Mustafa bey ayrıca;</p>
<blockquote><p>Cünkü ne selefiye var ne kelamiye nede sufiye. Selef-i salihin kelamin kendisine degil ilk devirdeki “kelam” denildimi anlasilan mutezili kelama karsi idiler.
</p></blockquote>
<p>Daha Mutezile ortada yok iken Ma&#8217;bed Cüheni,Geylan-ı Dımişki,Cehm b. Saffan gibi bazı isimler &#8216;akla&#8217; dayanarak ilk defa nassları tevil etmişlerdir.Yani Kelam&#8217;ın Mutezile öncesinde var olduğuda bir gerçek,tabii tarihsel süreçler olduğu için farklı görüşler de olabilir.</p>
<p>Yineliyorum,ayrım yapılmıyor,ekollerin üslupları &#8216;öğretmek&#8217; amaçlı inceleniyor.</p>
<p>Mesela şimdi sizin yazıdan çıkarttığınız Oryantalist öğretisinin yolundan gidip böyle bir ayrıma düşüldüğü ama benim anlatmak istediğim -Mehmet bey Allah razı olsun yakalamış- kendi kelimelerinle konuş&#8217; kendine dön,kendi içinden gelen ile yöntemler kur demek idi.Şimdi burada görüş ayrılığına düştük mü?Düştük.İşte o ekollerde böyle oluşmuştur,İslam&#8217;ın tepliğine yönelik çalışmalarda bu şekilde ortaya çıkmıştır.Görüş ayrılıkları.Ne yani şimdi siz ve ben de yazı üzerinde konuşurken ayrı ayrı düşündük diye oryantalist bakış açısına örnekleme mi olduk :))Bazen fazla tepki vererek asıl oryantalist bölünmelere tepki verdiğimiz halde biz o yöntemin kucağına düşmüyor muyuz?</p>
<p>Bir de küçük not ekleyeyim,İslam dini bilmek öğrenmek ile değil ancak yaşamak ile var olacak bir din,bir çok oryantalistin bu dini bir çok müslümandan daha iyi bildiğini ama bu dine iman etmediklerini biliyoruz.Demek ki bilmek sahip olmak demek değilmiş,sahip olmak yaşamayı gerektirir.Bu noktada dinin içinden olmayan bir düşüncenin o dine yöntemlerini sokması ve yaralaması mümkün değildir.Kürtçe bir ata sözü &#8216;baltanın sapı ağaçtan olmasa,balta ağacı kesemezmiş&#8217; der.Biz kendimize zulmetmeyelim de&#8230;</p>
<p>saygılar</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/#comment-32376</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 May 2009 00:44:12 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5069#comment-32376</guid>
		<description>Mustafa Bey,
"Oryantilistlerin" sablonlari konusunda uyari yapiyorsunuz, güzel.

Zaten yazar da baskalarinin kelimeleriyle konusmak/düsünmek konusunda uyariyor insanlari. 

Sizin önerdiginiz seçenek nedir? açar misiniz?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Mustafa Bey,<br />
&#8220;Oryantilistlerin&#8221; sablonlari konusunda uyari yapiyorsunuz, güzel.</p>
<p>Zaten yazar da baskalarinin kelimeleriyle konusmak/düsünmek konusunda uyariyor insanlari. </p>
<p>Sizin önerdiginiz seçenek nedir? açar misiniz?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mustafa tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/30/qua-vadis-ummet/#comment-32374</link>
		<dc:creator>Mustafa</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 May 2009 23:46:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5069#comment-32374</guid>
		<description>Muhterem Cemile hanimefendi...yaziniza fikirlerinize saygimi sunarim. Eger Oryantilistlerin ve onlarin izinde giden yazarlarin ve teologlarin cizmis olduklari cizgileri ön kabul gibi benimserseniz muhtemelen böyle neticelere varilabilirnir. 

Köklere inerseniz bu cizgiler kaybolur. Cünkü ne selefiye var ne kelamiye nede sufiye. Selef-i salihin kelamin kendisine degil ilk devirdeki "kelam" denildimi anlasilan mutezili kelama karsi idiler. Yoksa kelamin zatina degil. Sartlar el verirse kelam silahi kullanilir ne kelam Islamin basindan beri mevcutur. Kelime en eski devirde kullanilmasada. selef-i salihinin yolu Kelam alimlerin yolu ve sufilerin yolu ayni yoldur. Sufiler rasyonelligi daima savundular ve akil hakkinda en cok en bariz sekilde akila deger verenler onlardir. Cok seyler yazilabilinir bu hususta ama burasi yeri degil.

Peki nicin suni selefiye-kelamiye-sufiye ayrimi yapiliyor? Cünkü Oryantilistler hiristiyanlikta olan sablonu ölcülerin genel karestiklerini Islamda mutlaka (!) görmek isterler. Hiristiyanliga yapilan muamele kiliseye yapilan muamele aydinlik hareketi icin mutlak modeldir. AKil ve din apayri olmalari, mistikcilikde akilciliktan uzak olmali ve akilin sahasi oldugu gibi kabul edilmemeli dinde. Bunlar hep hiristiyanligin önemli meseleleridir. Akil teslisi ve bir insanin ilahligini (Hz.Isa) akil kabul edemedigi icin iman akila ragmen olmali imis. Islamda ise dinde saf akla zir hicbir dini hüküm olamaz. Ehli sünnete göre öyle. Naklin gecerligi akla dayanir. Akil kabul eder peygamberiligi ve akla uygunluk heryerde ölcüdür. Imam Gazali, Muhasibi, Imam Razi, Ibni Cevzi, Imam Rufaii, Imam Rabbani ve niceleri aynisini derler. 
 Islamiyeti hiristiyanligin bir cesiti gibi okumak sayisiz celiskiye götürüyor.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Muhterem Cemile hanimefendi&#8230;yaziniza fikirlerinize saygimi sunarim. Eger Oryantilistlerin ve onlarin izinde giden yazarlarin ve teologlarin cizmis olduklari cizgileri ön kabul gibi benimserseniz muhtemelen böyle neticelere varilabilirnir. </p>
<p>Köklere inerseniz bu cizgiler kaybolur. Cünkü ne selefiye var ne kelamiye nede sufiye. Selef-i salihin kelamin kendisine degil ilk devirdeki &#8220;kelam&#8221; denildimi anlasilan mutezili kelama karsi idiler. Yoksa kelamin zatina degil. Sartlar el verirse kelam silahi kullanilir ne kelam Islamin basindan beri mevcutur. Kelime en eski devirde kullanilmasada. selef-i salihinin yolu Kelam alimlerin yolu ve sufilerin yolu ayni yoldur. Sufiler rasyonelligi daima savundular ve akil hakkinda en cok en bariz sekilde akila deger verenler onlardir. Cok seyler yazilabilinir bu hususta ama burasi yeri degil.</p>
<p>Peki nicin suni selefiye-kelamiye-sufiye ayrimi yapiliyor? Cünkü Oryantilistler hiristiyanlikta olan sablonu ölcülerin genel karestiklerini Islamda mutlaka (!) görmek isterler. Hiristiyanliga yapilan muamele kiliseye yapilan muamele aydinlik hareketi icin mutlak modeldir. AKil ve din apayri olmalari, mistikcilikde akilciliktan uzak olmali ve akilin sahasi oldugu gibi kabul edilmemeli dinde. Bunlar hep hiristiyanligin önemli meseleleridir. Akil teslisi ve bir insanin ilahligini (Hz.Isa) akil kabul edemedigi icin iman akila ragmen olmali imis. Islamda ise dinde saf akla zir hicbir dini hüküm olamaz. Ehli sünnete göre öyle. Naklin gecerligi akla dayanir. Akil kabul eder peygamberiligi ve akla uygunluk heryerde ölcüdür. Imam Gazali, Muhasibi, Imam Razi, Ibni Cevzi, Imam Rufaii, Imam Rabbani ve niceleri aynisini derler.<br />
 Islamiyeti hiristiyanligin bir cesiti gibi okumak sayisiz celiskiye götürüyor.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
