<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Sanayisiz Osmanlı yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Thu, 24 May 2012 05:57:27 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Resoman tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-39500</link>
		<dc:creator>Resoman</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Oct 2009 21:19:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-39500</guid>
		<description>&#60;blockquoteBatı’daki sermaye birikiminin veya tarihsel kapitalizmin arkasında üç temel unsur yatmaktadır. Bunlar da sömürgecilik, köle ticareti ve faizin sistemin bir parçası olarak iş görmeye başlamasıdır.

Batı'da uygulanan ve kapitalizmin gelişmesine etken olan bu unsurlar, Osmanlı'nın iktisadi, siyasi ve sosyal hayatında da, önemli yer tutmuş ve uygulanmıştır. Ancak, Osmanlı deleti, avrupalı devletler gibi sanayi gelişimini tamamlayamamış ve bu yarışta geri kalmıştır. Yine belirtmekte fayda var, yukarıda bir yorumcunun açıkladığı gibi, Osmanlı fetih hareketine kalkıştığı ülkelerde ki insanlara refah, islamiyeti götürme gibi ütopik ve romantik düşünceler içerisinde olmamıştır. Amaç, fetih edilen yerleri kolonileştirmek ve siyasi, askeri ve iktisadi menfaat temin etmektir. Osmanlı kendi toprakları içerisinde yaşayan tebaalarına vergilerini ödedikleri müddetçe, tolerans göstermiştir ve günlük yaşantılarına, dini inançlarına müdahele etmemiştir. Bunlar doğrudur, ama Osmanlı devleti topraklarında yaşayan ulusların bağımsızlık mücadelesine girmesini de açıklamıyor. Burada yaşayan halklar, Osmanlı idaresinden çok memnundular ama bu aynı halklar içinde bulundukları, bu çok mutlu yaşantılarını riske atarak neden böyle bir mücadele içerisine girmiş olabilirler acaba?

Osmanlı devletinde, Türkler ilk dönemler hariç hiç bir zaman çoğunluk olmamışlardır. Müslümanlaştırma politikası da biraz acımasızca uygulanmıştır, gayri müslimler ağır vergiler ile ezilirken, müslüman olan halklar olabildiğince, vergi muafiyetinden istifade etmişlerdir. Bu politikanın sonucu olarak da, bir kısım halk istemeyerek de olsa islamiyeti kabul etmiş veya öyle gözükmüşlerdir. 

Osmanlı Devleti'nin tebaasına uygulamaları her ne kadar, toleranslı olarak gözüksede, neticede aykırı sesler yükseldiği zaman bu sesleri güç ve şiddet kullanarak,  bastırmakta tereddüt etmemiştir. Bu sebepler, ve başka sebepler, Osmanlı devleti içerisinde değişik ulusların bağımsızlık mücadelesine girmesine yol açmıştır. 

Kolonileşme ile ilgili olarak, tabii ki koloniciliğin savunulur tarafı yoktur. Bir güçlü ülke'nin diğer bir ülke'nin veya ülkelerin doğal kaynaklarını ve emeğini kendi  iktisadi menfaatlaeri için sömürmesi hoş bir şey değildir. Fakat bu noktada, bunun tam tersini savunmak da sorunu çözmüyor.
Bunun için, özellikle Afrika kıtasında, kolonileşmenin sona erdiği, özellikle 2. Dünya savaşı sonrasındaki süreci iyi incelemek lazım.

Bir çok Afrika ülkesi ve insanları, maalesef koloni olarak yaşadıkları dönemleri mumla arar duruma gelmişlerdir. Bugün de bu durum bir çok eski sömürge ülkesi için geçerlidir. 

Bağımsızlık güzeldir, ama tek başına bağımsızlık günlük yaşayan insanlar için yeterli olmuyor. Sömürgeci ülkelerin, sömürge ülkeleri bırakıp kolonileşme sürecini bitirdikten sonra, oralarda olan kıyımların, katliamların sorumlusu sömürgeciler ile beraber sömürülen ülke insanlarına da aittir.

Umarım olmaz ama, ABD'nin, Irak'tan çekilme süreci tamamlandığı zaman, orada meydana gelecek siyasi ve askeri hesaplaşma ve iktisadi paylaşmanın hangi boyutlarda olacağını da görmek de şimdiden mümkün. Evet, emperyalistlerin bu kaosta tabii ki önemli payı var, ama orada birbirine acımasızca saldıran nerede ise yok etme safhasına getiren halkların hiç mi bunda payı yok?

Bu halkları bilinçli olarak geri bırakan ve cehaleti sanki bir devlet politikası olarak sürdüren yöneticiler ile bu yöneticileri sürekli iktidara getiren halkların da bunda payı olması gerekir. 

Hala Osmanlı dönemini özleyenler içinde bir son söz;

Bugün, Osmanlı devletinin yeniden kurulması, boşa çıkacak bir çabadır. Yıkılması, kurulmasından daha çabuk olacaktır. Devie değişti, bugün varolan monarşiler ayakta sallanıyor, dizlerinin üzerlerine çökmeleri de yakındır. Suudi Arabistan başta olmak üzere, İran ve diğer teokratik devletler son çabalar ile ayakta durmaya çalışıyorlar, ama değişime direnemeyecekleri ortada. Dünya da sınırların giderek gevşediği global bir yapıda bu ülkeler de değişecekler.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&lt;blockquoteBatı’daki sermaye birikiminin veya tarihsel kapitalizmin arkasında üç temel unsur yatmaktadır. Bunlar da sömürgecilik, köle ticareti ve faizin sistemin bir parçası olarak iş görmeye başlamasıdır.</p>
<p>Batı&#8217;da uygulanan ve kapitalizmin gelişmesine etken olan bu unsurlar, Osmanlı&#8217;nın iktisadi, siyasi ve sosyal hayatında da, önemli yer tutmuş ve uygulanmıştır. Ancak, Osmanlı deleti, avrupalı devletler gibi sanayi gelişimini tamamlayamamış ve bu yarışta geri kalmıştır. Yine belirtmekte fayda var, yukarıda bir yorumcunun açıkladığı gibi, Osmanlı fetih hareketine kalkıştığı ülkelerde ki insanlara refah, islamiyeti götürme gibi ütopik ve romantik düşünceler içerisinde olmamıştır. Amaç, fetih edilen yerleri kolonileştirmek ve siyasi, askeri ve iktisadi menfaat temin etmektir. Osmanlı kendi toprakları içerisinde yaşayan tebaalarına vergilerini ödedikleri müddetçe, tolerans göstermiştir ve günlük yaşantılarına, dini inançlarına müdahele etmemiştir. Bunlar doğrudur, ama Osmanlı devleti topraklarında yaşayan ulusların bağımsızlık mücadelesine girmesini de açıklamıyor. Burada yaşayan halklar, Osmanlı idaresinden çok memnundular ama bu aynı halklar içinde bulundukları, bu çok mutlu yaşantılarını riske atarak neden böyle bir mücadele içerisine girmiş olabilirler acaba?</p>
<p>Osmanlı devletinde, Türkler ilk dönemler hariç hiç bir zaman çoğunluk olmamışlardır. Müslümanlaştırma politikası da biraz acımasızca uygulanmıştır, gayri müslimler ağır vergiler ile ezilirken, müslüman olan halklar olabildiğince, vergi muafiyetinden istifade etmişlerdir. Bu politikanın sonucu olarak da, bir kısım halk istemeyerek de olsa islamiyeti kabul etmiş veya öyle gözükmüşlerdir. </p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nin tebaasına uygulamaları her ne kadar, toleranslı olarak gözüksede, neticede aykırı sesler yükseldiği zaman bu sesleri güç ve şiddet kullanarak,  bastırmakta tereddüt etmemiştir. Bu sebepler, ve başka sebepler, Osmanlı devleti içerisinde değişik ulusların bağımsızlık mücadelesine girmesine yol açmıştır. </p>
<p>Kolonileşme ile ilgili olarak, tabii ki koloniciliğin savunulur tarafı yoktur. Bir güçlü ülke&#8217;nin diğer bir ülke&#8217;nin veya ülkelerin doğal kaynaklarını ve emeğini kendi  iktisadi menfaatlaeri için sömürmesi hoş bir şey değildir. Fakat bu noktada, bunun tam tersini savunmak da sorunu çözmüyor.<br />
Bunun için, özellikle Afrika kıtasında, kolonileşmenin sona erdiği, özellikle 2. Dünya savaşı sonrasındaki süreci iyi incelemek lazım.</p>
<p>Bir çok Afrika ülkesi ve insanları, maalesef koloni olarak yaşadıkları dönemleri mumla arar duruma gelmişlerdir. Bugün de bu durum bir çok eski sömürge ülkesi için geçerlidir. </p>
<p>Bağımsızlık güzeldir, ama tek başına bağımsızlık günlük yaşayan insanlar için yeterli olmuyor. Sömürgeci ülkelerin, sömürge ülkeleri bırakıp kolonileşme sürecini bitirdikten sonra, oralarda olan kıyımların, katliamların sorumlusu sömürgeciler ile beraber sömürülen ülke insanlarına da aittir.</p>
<p>Umarım olmaz ama, ABD&#8217;nin, Irak&#8217;tan çekilme süreci tamamlandığı zaman, orada meydana gelecek siyasi ve askeri hesaplaşma ve iktisadi paylaşmanın hangi boyutlarda olacağını da görmek de şimdiden mümkün. Evet, emperyalistlerin bu kaosta tabii ki önemli payı var, ama orada birbirine acımasızca saldıran nerede ise yok etme safhasına getiren halkların hiç mi bunda payı yok?</p>
<p>Bu halkları bilinçli olarak geri bırakan ve cehaleti sanki bir devlet politikası olarak sürdüren yöneticiler ile bu yöneticileri sürekli iktidara getiren halkların da bunda payı olması gerekir. </p>
<p>Hala Osmanlı dönemini özleyenler içinde bir son söz;</p>
<p>Bugün, Osmanlı devletinin yeniden kurulması, boşa çıkacak bir çabadır. Yıkılması, kurulmasından daha çabuk olacaktır. Devie değişti, bugün varolan monarşiler ayakta sallanıyor, dizlerinin üzerlerine çökmeleri de yakındır. Suudi Arabistan başta olmak üzere, İran ve diğer teokratik devletler son çabalar ile ayakta durmaya çalışıyorlar, ama değişime direnemeyecekleri ortada. Dünya da sınırların giderek gevşediği global bir yapıda bu ülkeler de değişecekler.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>çuvaldız tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-39438</link>
		<dc:creator>çuvaldız</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 15:01:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-39438</guid>
		<description>&lt;strong&gt;Liberal fetva arkadan gelir!&lt;/strong&gt; Ali Bulaç/zaman 

İktisat tarihçileri, bizi bir fikre inandırmaya çalışırlar. Onlara göre, tarihte önce teoriler gelişir, arkasından maddi ve ekonomik yapılar teşekkül eder. 
Bu, aynı zamanda Batı'nın ekonomik ve teknolojik gelişmesinde rol oynayan bilgi ve düşünce üretiminin Batı'ya ebedi üstünlük kazandırmasının da meşruiyet çerçevesini ima eder. İster liberalizm, ister sosyal devlet veya sosyalizm olsun, teori ve ideolojilerin piyasayı belirlediği tezi doğru değildir. Özellikle Batı tarihi söz konusu olduğunda, bu hiç doğru değildir. Nasıl doğru olabilir ki! İnsanı ve insan iradesini tarihsel şartların ve toplumsal durumların ürünü kabul eden bir dünyada, insan başlamış bulunan maddi bir gelişmenin arkasından yürür ancak. Fikirler etkileyicidir, ama belirleyici değildir. Önce sosyal veya ekonomik bir olay meydana gelir, arkasından bilim adamları, filozoflar bunu anlamaya, anlamlandırmaya, teorik bir çerçeveye oturtmaya çalışırlar. 

Şu soru önemlidir: Batı'daki maddi zenginliğin arkasında liberal felsefeler mi var, yoksa liberal fikirler maddi zenginliğin ortaya çıkmasından sonra mı teşekkül etti? Tarihsel gelişmeler, ikinci görüşün doğruluğuna işaret etmektedir. Şöyle ki: 

&lt;strong&gt;Batı'daki sermaye birikiminin veya tarihsel kapitalizmin arkasında üç temel unsur yatmaktadır. Bunlar da sömürgecilik, köle ticareti ve faizin sistemin bir parçası olarak iş görmeye başlamasıdır.&lt;/strong&gt;
 Sömürgecilikle Batı, Batılı olmayan dünyanın tabii kaynaklarını, altınlarını, gümüşlerini ve değerli madenlerini yağmaladı, anavatana taşıdı. Bu, başlı başına bir zenginlik yoluydu, ilk sermaye birikimi bu şekilde gerçekleşti. 

İkinci önemli faktör emektir. Batı, başlangıçta emeği kölecilikten elde etti. Bazı antropologlara göre 100 milyon civarında Afrikalıyı taşıdılar, yerlerinden ettiler. 12 ile 25 yaş arasındaki genç insanları topluyor, gemilere doldurup Londra veya Boston Limanı'na getiriyorlardı. Üstelik bu limanlara gelindiğinde geminin dörtte üçündeki siyahî köleler yolda ölmüş oluyordu. Köleleştirilmiş bu insanlar, karın tokluğuna ve çok zor şartlar altında çalıştırılarak söz konusu sermaye terakümü sağlanmış oldu.

 Faiz, daha çok Yahudi tüccarların, sarrafların geliştirip sisteme soktuğu bir işlemdir. Yahudiler devamlı yerinden göç etmek tehdidi ve korkusuyla karşı karşıya olduklarından, taşınabilir, yükte hafif pahada ağır banknota önem verdiler. Sonrasında da banka sistemi ve faiz gelişip sermaye birikiminin en etkili yolu oldu. Bugün de kapitalizm veya sermaye birikimi dediğimiz zaman akla faiz gelmektedir. 

Tarihsel kapitalizmin teşekkülünde devletler de belirleyici roller oynadılar. Modern ulus devlet ortaya çıkmasaydı kapitalizm de olmazdı. Devletler bir coğrafi bölgeyi -kilisenin ve papanın hâkimiyetine karşı- Hıristiyan ümmetinin elinden aldı, böylelikle milli sınırlar çizilmiş oldu. Dahası devletler, milli sınırlar içinde burjuvaziyi hem polisi hem askerleriyle korudu. Bunun göz ardı edilmemesi gereken belirleyici bir faktör olduğunu unutmamak lazım. Şöyle ki: 

Kıta olarak Avrupa, yeraltı ve yerüstü zenginliklere sahip değil. Tarihte Avrupa kendi kendini besleyemedi, kendi iç kaynaklarıyla herhangi bir zenginlik üretemedi. Dünyanın zengin petrol, doğalgaz, altın-gümüş yatakları Avrupa'da bulunmuyor. Özellikle altın ve gümüş sermaye birikiminin teşekkülünde önemliydi. Bunu Avrupalılar, hep dışarıdan, Afrika, Asya ve Amerika kıtasından sömürgecilikle elde ettiler. Bu çabada devletlerin ne kadar belirleyici rol oynadığını sömürge savaşlarından biliyoruz. Toprağı laikleştirip "vatan" fikrini çıkaran, prensleri ve kralları zaman içinde ulus devletlerin mutlakiyetçi idarecilerine dönüştüren bu sömürge savaşları ve dışarıdan yapılan yağma ve talanlar olmasaydı ilk büyük sermaye birikimi olan kapitalist zenginlik nasıl teşekkül edebilirdi? Kapitalizmi hangi felsefeler veya serbest piyasalar ortaya çıkardı? Liberalizm dahil, önce olaylar yaşanmış, arkasından fetva tedarik edilmiştir.. a.bulac@zaman.com.tr

 
12 Ekim 2009, Pazartesi</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Liberal fetva arkadan gelir!</strong> Ali Bulaç/zaman </p>
<p>İktisat tarihçileri, bizi bir fikre inandırmaya çalışırlar. Onlara göre, tarihte önce teoriler gelişir, arkasından maddi ve ekonomik yapılar teşekkül eder.<br />
Bu, aynı zamanda Batı&#8217;nın ekonomik ve teknolojik gelişmesinde rol oynayan bilgi ve düşünce üretiminin Batı&#8217;ya ebedi üstünlük kazandırmasının da meşruiyet çerçevesini ima eder. İster liberalizm, ister sosyal devlet veya sosyalizm olsun, teori ve ideolojilerin piyasayı belirlediği tezi doğru değildir. Özellikle Batı tarihi söz konusu olduğunda, bu hiç doğru değildir. Nasıl doğru olabilir ki! İnsanı ve insan iradesini tarihsel şartların ve toplumsal durumların ürünü kabul eden bir dünyada, insan başlamış bulunan maddi bir gelişmenin arkasından yürür ancak. Fikirler etkileyicidir, ama belirleyici değildir. Önce sosyal veya ekonomik bir olay meydana gelir, arkasından bilim adamları, filozoflar bunu anlamaya, anlamlandırmaya, teorik bir çerçeveye oturtmaya çalışırlar. </p>
<p>Şu soru önemlidir: Batı&#8217;daki maddi zenginliğin arkasında liberal felsefeler mi var, yoksa liberal fikirler maddi zenginliğin ortaya çıkmasından sonra mı teşekkül etti? Tarihsel gelişmeler, ikinci görüşün doğruluğuna işaret etmektedir. Şöyle ki: </p>
<p><strong>Batı&#8217;daki sermaye birikiminin veya tarihsel kapitalizmin arkasında üç temel unsur yatmaktadır. Bunlar da sömürgecilik, köle ticareti ve faizin sistemin bir parçası olarak iş görmeye başlamasıdır.</strong><br />
 Sömürgecilikle Batı, Batılı olmayan dünyanın tabii kaynaklarını, altınlarını, gümüşlerini ve değerli madenlerini yağmaladı, anavatana taşıdı. Bu, başlı başına bir zenginlik yoluydu, ilk sermaye birikimi bu şekilde gerçekleşti. </p>
<p>İkinci önemli faktör emektir. Batı, başlangıçta emeği kölecilikten elde etti. Bazı antropologlara göre 100 milyon civarında Afrikalıyı taşıdılar, yerlerinden ettiler. 12 ile 25 yaş arasındaki genç insanları topluyor, gemilere doldurup Londra veya Boston Limanı&#8217;na getiriyorlardı. Üstelik bu limanlara gelindiğinde geminin dörtte üçündeki siyahî köleler yolda ölmüş oluyordu. Köleleştirilmiş bu insanlar, karın tokluğuna ve çok zor şartlar altında çalıştırılarak söz konusu sermaye terakümü sağlanmış oldu.</p>
<p> Faiz, daha çok Yahudi tüccarların, sarrafların geliştirip sisteme soktuğu bir işlemdir. Yahudiler devamlı yerinden göç etmek tehdidi ve korkusuyla karşı karşıya olduklarından, taşınabilir, yükte hafif pahada ağır banknota önem verdiler. Sonrasında da banka sistemi ve faiz gelişip sermaye birikiminin en etkili yolu oldu. Bugün de kapitalizm veya sermaye birikimi dediğimiz zaman akla faiz gelmektedir. </p>
<p>Tarihsel kapitalizmin teşekkülünde devletler de belirleyici roller oynadılar. Modern ulus devlet ortaya çıkmasaydı kapitalizm de olmazdı. Devletler bir coğrafi bölgeyi -kilisenin ve papanın hâkimiyetine karşı- Hıristiyan ümmetinin elinden aldı, böylelikle milli sınırlar çizilmiş oldu. Dahası devletler, milli sınırlar içinde burjuvaziyi hem polisi hem askerleriyle korudu. Bunun göz ardı edilmemesi gereken belirleyici bir faktör olduğunu unutmamak lazım. Şöyle ki: </p>
<p>Kıta olarak Avrupa, yeraltı ve yerüstü zenginliklere sahip değil. Tarihte Avrupa kendi kendini besleyemedi, kendi iç kaynaklarıyla herhangi bir zenginlik üretemedi. Dünyanın zengin petrol, doğalgaz, altın-gümüş yatakları Avrupa&#8217;da bulunmuyor. Özellikle altın ve gümüş sermaye birikiminin teşekkülünde önemliydi. Bunu Avrupalılar, hep dışarıdan, Afrika, Asya ve Amerika kıtasından sömürgecilikle elde ettiler. Bu çabada devletlerin ne kadar belirleyici rol oynadığını sömürge savaşlarından biliyoruz. Toprağı laikleştirip &#8220;vatan&#8221; fikrini çıkaran, prensleri ve kralları zaman içinde ulus devletlerin mutlakiyetçi idarecilerine dönüştüren bu sömürge savaşları ve dışarıdan yapılan yağma ve talanlar olmasaydı ilk büyük sermaye birikimi olan kapitalist zenginlik nasıl teşekkül edebilirdi? Kapitalizmi hangi felsefeler veya serbest piyasalar ortaya çıkardı? Liberalizm dahil, önce olaylar yaşanmış, arkasından fetva tedarik edilmiştir.. <a href="mailto:a.bulac@zaman.com.tr">a.bulac@zaman.com.tr</a></p>
<p>12 Ekim 2009, Pazartesi</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Keşifler Çağı ve Uyuyan Osmanlı : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-38227</link>
		<dc:creator>Keşifler Çağı ve Uyuyan Osmanlı : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2009 22:11:14 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-38227</guid>
		<description>[...] 1. Sanayisiz Osmanlı  [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] 1. Sanayisiz Osmanlı  [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>alper ecer tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-34201</link>
		<dc:creator>alper ecer</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 13:45:45 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-34201</guid>
		<description>Aziz bey, neden geri kaldığımızla nasıl ileri gideceğimiz bence birbirinden farklı konular, ilkinin cevabının tersini yaparak ikincisine ulaşabileceğizi düşünmek dogru degil. Geliri düşük düzeyli insanların %90'inin gelirinin düşük olmasının sebebi ailelerinin düşük gelirli olmasıdır. Benim icin bu cok acik, bunu geri dondurebilir miyiz, cocuklugumuza donup ana rahmine geri girip baska aileden dogmayi secebilir miyiz? Hayir, buradan sonra bunu yapamayiz. Fakir insanlarin cogunun kendilerinde hic bir ozel problem yoktur emin olun, ama kendileri dovunuyor olabilirler, "hep benim salakligimdan, hep ben hata yaptigim icin bu durumdayim, ilkokuldayken butun derslerim pekiyiydi, sonradan calisma azmimi kaybettigim icin oluyor hep butun bunlar." gibi mantiklarla, ama bunlar yanlistir. Nerede duruyorsak bunun %90'ini ailemize borcluyuz ve degistirmemiz cok zor. Yaygin inanislarin tersine hayatta yaptigimiz iyi seylerin cogunun karsiligini gormeyiz, basimiza da elimizde olmayan ve haketmedigimiz (ama kaderimizde olan) bir suru rastgele kotuluk gelir, ailemiz de bunlardan biri olmus olabilir. Bunlari dusunmeyip kendini suclamak sadece psikolojik sorunlara yolacar. Tipki bunun gibi Islam dunyasi da psikolojik bir problemle ugrasiyor, travma geciriyor ve kendini sucluyor. Buna en cok inanmadigini iddia edenleri bile "biz iyiydik, pust olmadigimiz icin kaybettik" demeye getiriyor kibarca ve tersinden ayni seyi soyluyor. Iste bu ideolojidir, sizin elinizde olan ve olmayan seyleri bilmemek ve ayiramamaktir.

        Ben de bunu anlatmaya calisiyorum, yoksa sizin bugun nasil zengin olacaginiza iliskin bir aciklama getiremem, oyle bir seyin "getirilebilir" olduguna da cok inanmiyorum zaten, inanmam soylediklerimle celiskili olurdu. Bu bir recete isi degil cunku. Turkiye olabilecegin en iyisi her neyse, ancak oraya varabilir, onun da ne oldugunu anlamak icin daha objektif ve daha az romantik degerlendirebildigimiz cevre ulkelere bakalim, Yunanistan, Bulgaristan, Gurcistan, Ermenistan, Iran, Irak, Suriye. Biz bu ulkelerin bandindayiz, hangi bolgemiz hangisine yakinsa o bolgemiz onun gibi olacaktir. Belki bunlarin uzerine bir arti eklenebilir, bizim cografi konumumuz petrol ve dogalgaz gibi kaynaklara ulasmak isteyen insanlar acisindan denizlere acilan bir noktada. Bu bakimdan Iran veya Yunanistan'in tek basina yapamayacagi turden bir fonksiyon ifa edebiliriz, gene ayni bolgelere yakin oldugumuz icin petrol ve dogalgaz'a ihtiyac duyan ulkeler bu bolgede bizim yardimimiza muhtac olabilirler ve bu yuzden bizi kendi bloklarina katmak isteyebilirler. Milli guvenlik derslerinde cok sozu edilen jeopolitik konumumuz onemli gibi gorunuyor. Falan, ama aslinda bunlar zaten burdaki herkesin de bildigi seylerdir muhtemelen, daha da bir sey olacagi yok ve er gec parlak zamanlarin gelecegini dusunmek yanlis bir sanridir.

        Onun otesinde Osmanli devleti'nin neden geri kaldigi probleminin bugunku ekonomik problemlerden bagimsiz, kendi basina bir degeri var, bu konuya iliskin fikir yuruturken de maddi ve gercekci sebeplere dayanmak gerekir. Ben bunu bugune iliskin bir recete sunmak icin degil, sunulan recetelerden bir cogunun neden ideolojik ve yanlis oldugunu anlatmak icin anlatiyorum. Ayakkabinizin vurdugunu soyleyebilmeniz, ayakkabici oldugunuz anlamina gelmez ve bunu da gerektirmez.

        Alintiladiginiz bolumde uslubumun satasmaci oldugunu dusunebilirsiniz. Hic de oyle degil. Ortada fiziksel sartlara indirgenemeyen ve kulturu bir secim olarak tanimlayabilen, sonra da kulturel kurumsallasmanin, iktisadi kurumsallasmayi dogurdugunu, bunun da sanayilesmeye dogrudan sebep oldugunu anlatan ve dogal kaynaklar olmasaydi da bu boyle olacakti diyebilen birisi varsa ben de dinlemeyi cok isterim dogrusu. Ama goremedim ve goremedigimi de soyledim, bence bu cok normal bir ifade. Kimseye de yonelik degil.

Tartismaktan sonuc bekleyen bir insanim, sonucsuzluk degil. Bu sartla her zaman devam edebilirim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Aziz bey, neden geri kaldığımızla nasıl ileri gideceğimiz bence birbirinden farklı konular, ilkinin cevabının tersini yaparak ikincisine ulaşabileceğizi düşünmek dogru degil. Geliri düşük düzeyli insanların %90&#8242;inin gelirinin düşük olmasının sebebi ailelerinin düşük gelirli olmasıdır. Benim icin bu cok acik, bunu geri dondurebilir miyiz, cocuklugumuza donup ana rahmine geri girip baska aileden dogmayi secebilir miyiz? Hayir, buradan sonra bunu yapamayiz. Fakir insanlarin cogunun kendilerinde hic bir ozel problem yoktur emin olun, ama kendileri dovunuyor olabilirler, &#8220;hep benim salakligimdan, hep ben hata yaptigim icin bu durumdayim, ilkokuldayken butun derslerim pekiyiydi, sonradan calisma azmimi kaybettigim icin oluyor hep butun bunlar.&#8221; gibi mantiklarla, ama bunlar yanlistir. Nerede duruyorsak bunun %90&#8242;ini ailemize borcluyuz ve degistirmemiz cok zor. Yaygin inanislarin tersine hayatta yaptigimiz iyi seylerin cogunun karsiligini gormeyiz, basimiza da elimizde olmayan ve haketmedigimiz (ama kaderimizde olan) bir suru rastgele kotuluk gelir, ailemiz de bunlardan biri olmus olabilir. Bunlari dusunmeyip kendini suclamak sadece psikolojik sorunlara yolacar. Tipki bunun gibi Islam dunyasi da psikolojik bir problemle ugrasiyor, travma geciriyor ve kendini sucluyor. Buna en cok inanmadigini iddia edenleri bile &#8220;biz iyiydik, pust olmadigimiz icin kaybettik&#8221; demeye getiriyor kibarca ve tersinden ayni seyi soyluyor. Iste bu ideolojidir, sizin elinizde olan ve olmayan seyleri bilmemek ve ayiramamaktir.</p>
<p>        Ben de bunu anlatmaya calisiyorum, yoksa sizin bugun nasil zengin olacaginiza iliskin bir aciklama getiremem, oyle bir seyin &#8220;getirilebilir&#8221; olduguna da cok inanmiyorum zaten, inanmam soylediklerimle celiskili olurdu. Bu bir recete isi degil cunku. Turkiye olabilecegin en iyisi her neyse, ancak oraya varabilir, onun da ne oldugunu anlamak icin daha objektif ve daha az romantik degerlendirebildigimiz cevre ulkelere bakalim, Yunanistan, Bulgaristan, Gurcistan, Ermenistan, Iran, Irak, Suriye. Biz bu ulkelerin bandindayiz, hangi bolgemiz hangisine yakinsa o bolgemiz onun gibi olacaktir. Belki bunlarin uzerine bir arti eklenebilir, bizim cografi konumumuz petrol ve dogalgaz gibi kaynaklara ulasmak isteyen insanlar acisindan denizlere acilan bir noktada. Bu bakimdan Iran veya Yunanistan&#8217;in tek basina yapamayacagi turden bir fonksiyon ifa edebiliriz, gene ayni bolgelere yakin oldugumuz icin petrol ve dogalgaz&#8217;a ihtiyac duyan ulkeler bu bolgede bizim yardimimiza muhtac olabilirler ve bu yuzden bizi kendi bloklarina katmak isteyebilirler. Milli guvenlik derslerinde cok sozu edilen jeopolitik konumumuz onemli gibi gorunuyor. Falan, ama aslinda bunlar zaten burdaki herkesin de bildigi seylerdir muhtemelen, daha da bir sey olacagi yok ve er gec parlak zamanlarin gelecegini dusunmek yanlis bir sanridir.</p>
<p>        Onun otesinde Osmanli devleti&#8217;nin neden geri kaldigi probleminin bugunku ekonomik problemlerden bagimsiz, kendi basina bir degeri var, bu konuya iliskin fikir yuruturken de maddi ve gercekci sebeplere dayanmak gerekir. Ben bunu bugune iliskin bir recete sunmak icin degil, sunulan recetelerden bir cogunun neden ideolojik ve yanlis oldugunu anlatmak icin anlatiyorum. Ayakkabinizin vurdugunu soyleyebilmeniz, ayakkabici oldugunuz anlamina gelmez ve bunu da gerektirmez.</p>
<p>        Alintiladiginiz bolumde uslubumun satasmaci oldugunu dusunebilirsiniz. Hic de oyle degil. Ortada fiziksel sartlara indirgenemeyen ve kulturu bir secim olarak tanimlayabilen, sonra da kulturel kurumsallasmanin, iktisadi kurumsallasmayi dogurdugunu, bunun da sanayilesmeye dogrudan sebep oldugunu anlatan ve dogal kaynaklar olmasaydi da bu boyle olacakti diyebilen birisi varsa ben de dinlemeyi cok isterim dogrusu. Ama goremedim ve goremedigimi de soyledim, bence bu cok normal bir ifade. Kimseye de yonelik degil.</p>
<p>Tartismaktan sonuc bekleyen bir insanim, sonucsuzluk degil. Bu sartla her zaman devam edebilirim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mert Nuhoğlu tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-33983</link>
		<dc:creator>Mert Nuhoğlu</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2009 11:06:36 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-33983</guid>
		<description>Kişisel bir gözlemimi paylaşmak istiyorum: Alper Ecer'in kullandığı yaklaşım şekliyle, Mustafa Armağan ve Mehmet Bahadır'ın kullandığı yaklaşım şekli arasında önemli bir farklılık gözlemliyorum. 

Mustafa Armağan ve Mehmet Bahadır'ın kullandığı yaklaşım şeklinin varmak istediği temel nokta, Osmanlının Batıdan ahlaken üstün olduğunu ispatlamak. Osmanlı geri kalmış olsa da, bunun dahi ahlaki bir üstünlükten kaynaklandığı mesajını alıyor okuyucu.

Alper Ecer'in kullandığı yaklaşım ise, Osmanlının sanayileşememişlik probleminin arkasında bir üstünlük açıklaması aramaya teşebbüs etmiyor. Ne Osmanlı üstündür mesajını veriyor, ne de Batı üstündür mesajını veriyor. Bu problemin oldukça karmaşık bir çok etkenin geri beslemeli ve öngörülemeyen etkileşimleri sonucu oluştuğunu açıklamaya çalışan bir araştırma içinde.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Kişisel bir gözlemimi paylaşmak istiyorum: Alper Ecer&#8217;in kullandığı yaklaşım şekliyle, Mustafa Armağan ve Mehmet Bahadır&#8217;ın kullandığı yaklaşım şekli arasında önemli bir farklılık gözlemliyorum. </p>
<p>Mustafa Armağan ve Mehmet Bahadır&#8217;ın kullandığı yaklaşım şeklinin varmak istediği temel nokta, Osmanlının Batıdan ahlaken üstün olduğunu ispatlamak. Osmanlı geri kalmış olsa da, bunun dahi ahlaki bir üstünlükten kaynaklandığı mesajını alıyor okuyucu.</p>
<p>Alper Ecer&#8217;in kullandığı yaklaşım ise, Osmanlının sanayileşememişlik probleminin arkasında bir üstünlük açıklaması aramaya teşebbüs etmiyor. Ne Osmanlı üstündür mesajını veriyor, ne de Batı üstündür mesajını veriyor. Bu problemin oldukça karmaşık bir çok etkenin geri beslemeli ve öngörülemeyen etkileşimleri sonucu oluştuğunu açıklamaya çalışan bir araştırma içinde.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Aziz Yılmaz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-33903</link>
		<dc:creator>Aziz Yılmaz</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jun 2009 20:26:12 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-33903</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Oysa ortaya konmus alternatif bir dusunce, alternatif bir iktisat tarihi aciklamasi yok su ana dek. Yani “her sey bundan ibaret degil” diye bir iktisat tarihi yaklasimi da olmamasi gerekir, birisi bir sey ifade etse de ben de sorsam “Peki ya su, peki ya bu” diye, celiskiler yakalasam, dunyanin her yerinden ornekler bulsam da sorsam falan. Bu sozum genele Onur bey, yani size ozel degil, kim baska ustune alinirsa.&lt;/blockquote&gt;

Alternatif bir düşünce size göre yoktur.Her düşünce bir alternatiftir.Ama siz kendi düşünceleriniz dışındaki her görüşe tepeden bakarsanız tabii ki size göre "altenatifsizlik"olur.Oysa sizinkiler de dahil ben her yorumu keyifle okudum.Ayrıca kimsanin düşüncelerinize katılmak gibi bir zorunluluğu yok.Verilecek cevabınız yoksa bari laf sokarak kaçak güreşmeyin.Burası bir tartışma platformu,sizin kadar herkesin söz hakkı var,bunu da unutmayın.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Oysa ortaya konmus alternatif bir dusunce, alternatif bir iktisat tarihi aciklamasi yok su ana dek. Yani “her sey bundan ibaret degil” diye bir iktisat tarihi yaklasimi da olmamasi gerekir, birisi bir sey ifade etse de ben de sorsam “Peki ya su, peki ya bu” diye, celiskiler yakalasam, dunyanin her yerinden ornekler bulsam da sorsam falan. Bu sozum genele Onur bey, yani size ozel degil, kim baska ustune alinirsa.</p></blockquote>
<p>Alternatif bir düşünce size göre yoktur.Her düşünce bir alternatiftir.Ama siz kendi düşünceleriniz dışındaki her görüşe tepeden bakarsanız tabii ki size göre &#8220;altenatifsizlik&#8221;olur.Oysa sizinkiler de dahil ben her yorumu keyifle okudum.Ayrıca kimsanin düşüncelerinize katılmak gibi bir zorunluluğu yok.Verilecek cevabınız yoksa bari laf sokarak kaçak güreşmeyin.Burası bir tartışma platformu,sizin kadar herkesin söz hakkı var,bunu da unutmayın.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>alper ecer tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-33871</link>
		<dc:creator>alper ecer</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 21:49:35 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-33871</guid>
		<description>Merhaba Onur bey
 
        Kisa yazma yetenegim olmadigi ve son zamanlarda da cok vakit bulamadigim icin, bu cevap bu kadar gecikti, bu basliga 2 yazi daha gelince artik bitirmem gerektigini anladim. gecikme icin kusura bakmayin. 
        "Nufus egrisini" aciklama yapabilmek amaciyla ortaya attigimi, cunku bunun dogal kaynaklardan bagimsiz oldugunu soyluyorsunuz. Fakat burada bir yanlis anlama var. Nufus degiskeninden ilk basta degil sonradan bahsettim, burasi dogru. Ama bunun sebebi, bu nedeni onceden bilmemem degil, tartismaya ilk basladigimda bu kadar genis bir alana yayilacagini dusunmemis olusum, her konuda fikir belirtmek ve her sorunsali birden cevaplamak gibi bir amacim olmayisi, Osmanli Avrupa kalkinmalari arasindaki temel farkin da nufus olmamasi, bu yuzden nufus konusuna deginmeden gectim. Fakat tartisma Osmanli Avrupa ozelinden cikip bu perspektifin kendisine yonelik bir sinamaya donusunce, ve bu amacla, Ingiltere-Amerika gibi karsilastirmalar ile denenmeye baslayinca ben de nufus degiskeninden bahsetmek durumunda kaldim. Ama o an aklima  gelen kulp o oldugu icin degil, sadece daha once bahsetmemi gerektirecek bir ornek uzerinde tartismadigimiz icin. Yoksa bir iktisat tarihi tartismasinda "nufus" en onemli degiskenlerden biridir. Eger soruyorsaniz tipki nufus gibi buraya dek hic bahsetmedigim baska faktorler de vardir. Mesela komsularin zengin ulkeler olmasi madenler ya da balikcilik gibi kendi basina bir dogal kaynak degildir, fakat bir ulkenin ticaret hacmini fazlasiyla arttirir. Iktisat tarihi dusunulurken her zaman bu da bir faktor olarak kullanilir, ama yeri gelmedi, ben de bahsetmedim. Simdi bundan fayda gormus bir ulkenin durumu konusulsa bahsetmek zorunda kalirim ve "kulp" aciklama durumuna duser, oysa degil. Ya da mikroplar, veba ornegindeki gibi, bizatihi cok onemli roller oynamislardir dunya tarihinde, sadece Avrupa'da degil, Afrika'da ve her yerde. Bundan da pek bahsetmedim. Baska seyler de var.
 
        Belki bastan beri "insan faktoru" olarak adlandirdigim seyi acmam gerekiyor. "Insan faktoru" dedigim, literaturde "iktisadi davranis" ya da "rasyonalite" denilen olgu, yani bizim "homo economicus" tipi davranis gostermemizi kastediyorum. Davranis kaliplarinin iktisadi acidan "rasyonel" tanimina uymasi ve bunun kalkinmayi olumlu yonde etkilemesini yani. Soru su: "Sanayilesmissek, bunun sebebi, iktisadi acidan "rasyonel", yani durmadan daha fazla isteyen, kanaatkar olmayan, homo economicus bireyler olusumuz mudur", ya da "Sanayilesemediysek bunun sebebi "homo economicus" olmamamiz, buna engel olan bir toplumsal kulture sahip olmamiz midir?" Ben "insan faktorunun etkisi yoktur" derken literaturdeki bu tartismada bulundugum tarafi kast ediyordum.
 
        Iktisadi acidan "rasyonel" davranis gostermek veya gostermemek ancak bireysel temelde anlamlidir, yoksa toplumsal temelde bakiyorsak her toplumda iktisadi duyarliliga sahip olan ve olmayan yeterince insan vardir ve bu yuzden de toplumlarin ve ulkelerin kalkinmasi bununla aciklanamaz, bununla aciklamaya kalkisan da toplumu bir insan karakteriyle tanimliyor ve dolayisiyla antropomorfik bir hata yapiyor demektir. Insan faktoru derken kast ettigim bu rasyonalitenin varligi veya yoklugu uzerinden beyhude iktisat tarihi okumasina girisme cabalaridir. Benim dogal kaynaklar faktoru-insan faktoru diye ikiye ayirirken cizgiyi cektigim yer de burasi: "Rasyonel, yani amacli davranislar ve onlarin verdigi amaca uygun sonuclari bilerek hareket etme durumu... Amaci iktisadi cikar olan davranislari iceren ahlak anlayisi, ya da bu amaclarla bilincli olusturulan stratejiler sonucunda kalkinma gerceklesmesi, ve/veya butun insanlarin bireysel hedefleri zenginlik oldugu icin kalkinmak" diye bir seylerin varolup olmadigi.
 
        Amaclanmamis fakat gene de "insanla ilgili" sinirlayici baska olgular yok degildir, mesela insanlarin omurlerinin 70 yil civarinda olusu, surekli yeni bireylerin dogumunu ve bunlarin adapte olusunu, senelerce bakilmasini gerektiriyor ve sonuc olarak da cok ciddi bir maliyet doguruyor, ya da bir kadinin omru boyunca doguracagi maximum cocuk sayisi sinirlidir, bu farkli olsaydi dunya tarihi bambaska olurdu belki. Ama bu ve benzeri "insan tarafindan bir amac dogrultusunda degistirilebilir" nitelikte olmayan, hatta insanlarin ve tum kulturlerin hic sorgulamadan adapte olduklari ve alternatifleri hakkinda bile dusunmedikleri olgular ve onlarin amaclanmamis sonuclari insanla ilgili olsa bile endojen degiskenler degildir ve bu yuzden "rasyonelitenin degistirebilecekleri" kapsamina girmezler. Veba pislikten kaynaklanir, ama "pis olalim da olelim" gibi bir mantikla ozel olarak pis kalan yoktur, ama beklenmedik bir sonuc olarak (=unintended consequence) Avrupa'daki fazla nufusun ortadan kalkmasina ve Avrupa'nin kalkinmasina yardimci olmustur, dolayisiyla burada "rasyonalite" ya da "iktisadi acidan cikarci davranis" olarak nitelendirilebilecek bir sey yoktur. Her kulturdeki insan pis olmamaya ve vebadan olmemeye cabalar, bundan oturu toplumu 200 yil sonra nufusta bogulacak ve geri kalacak bile olsa, zaten bunu da bilmez, bilse de umursamaz, kendi dogrusunu yapar.
        Amerikadaki yerli nufusunun ilk basta az olusunun sebebi de bu tur exojen bir olgu. Yani nufusun ne oldugu insanlarin secimlerine bagli bir sey degil, gorunus olarak farkli ve dogal kaynaklardan bagimsiz bir olguymus gibiyse de degil ve ben nufus'tan bahsederken hic bir zaman bagimsiz bir degisken oldugunu soylemedim. Butun yazilarimda "tarim toplumu" ile baglantili olarak ele aldim, dogal kaynaklari verimli kullanabilmek icin nufusun gerekli oldugunu soyledim. Bu nufusun dogal kaynaktan bagimsiz oldugu anlamina gelmez, oyle olsaydi collerde de her yerdeki kadar insan yasayabilmesi gerekirdi. Ben nufusn butun dunyada tarim toplumlarinda ayni cizgiyi takip ettigini ve yavastan baslayarak arttigini soyledim. Col toplumunda ya da antartika'da nufus artmaz, cunku zaten kimse buralara yerlesmez. Dogal kaynak nerede varsa birileri gider oraya yerlesir, tipki yere dokulen balin etrafina toplanmis karincalar gibi dedim yukarida. "Nufusu bal belirler" dedim, ilk yorumlarimdan birinde hem de. Tabii ki koca Avusturalya kitasina 5 aile giderseniz koca kitada bir medeniyet kuramazsiniz ve o dogal kaynaklari isleyemezsiniz, ama bu demek degil ki cole gitseydiniz orada yasayabilirdiniz, elbette yasayamazdiniz ve varkalmaniz oranin ciftcilige uygunluguyla dogrudan ilgili. Buna karsilik nufusunuz arttigi olcude orayi da daha iyi kullanabilmeye baslarsiniz, ama nufusunuz milyonlara vardiginda birden bir dogal afetle butun topraklar cole donusse, sular yokolsa milyonlarca kisi birden olur gidersiniz. Nufus da elbette dogal kaynaklarin ve fiziksel sartlarin bir sonucudur, Antartika'da ya da merkur'de insan yasamiyorsa sadece kaynaklar acisindan yeterli bolgeler olmadigi icin. Bir egri var ve her yerde ayni egrinin farkli asamasinda yasaniyor. Ingiltere'de az cok bi nufus varken Hindistanin isi bitmisti mesela, Amerika daha yeni basliyordu. Bu egriyi insan veya kultur kontrol etmez, her kulturdeki insan tarim toplumuyla baslar ve tarim toplumunda cok cocuk yapilir, yapmayan varsa zaten onun nesli tukenir, yapanin nesli ve cok cocuk yapma kulturu yayilir. Dolayisiyla Amerika'daki nufusun az olmasi oradaki insanlarin bilincli tercihlerinin veya ozgun kulturlerinin bir sonucu degildir, zaten o zaman nufus sayimi yapilmasi gibi bir olgu da yoktu, ve her biri ayri kabileler seklinde hayatta kalmaya calisiyorlardi, birbirlerinden dahi haberleri olmayacak olcude azdilar. Ingiltere'nin 40 kati kadar bir alanda ingiltere'nin yarisi kadar bir nufus. Bu nufusun iki katina cikmasi icin gerekli zaman bir insan omrune denk olsa (ki bu cok ciddi bir artista ancak sozkonusu olur) nufus artisinin yararini gozlemleyip bunu rasyonel bir tercih olarak surdurebilmeleri icin kac nesil gecmesi gerektigini siz dusunun, demek ki nufus da burada exojen sebeplerden etkilenen bir olgu, bu toplumlar da muhtemelen tarihsiz idiler, yani zaman diye bir kavramin farkinda olmadan hep ayni devirde yasiyorlardi.
        Zaten bu spekulasyonlarin otesinde ingiltere ile benzer dogal kaynak yapisina sahip olan her yerde ayni nufus yogunlugunda insan ortaya cikmaz ki, insanlar toprakta yetismiyor ki ayni verimlilikte ve genislikte iki ovada ayni sayida insan bitmesi gerekirdi diye dusunelim. Antropoloji bilgilerimize gore insanlik hemen hemen kesin bicimde Afrika ya da Avrasya'da bir yerlerde dogdu ve dunyanin geri kalanina yayildi. Bu insanlarin Amerika kitasina gecmis olabilecekleri tek yerin genisligi 90 km olan Bering Bogazi oldugu saniliyor, ama bu Bogazin bagladigi bolgeler Sibirya ve Alaska oldugu icin o bolgenin soguguna dayanabilecek yasama teknolojisinin de gelistirilmis olmasi gerekiyordu, insanlarin Amerika'ya neden Avrupa'dan Avrupa'dan ancak onbinlerce yil sonra gecebildigini ve amerika'da nufusun neden cok daha az oldugunu iste antropologlar bu fiziksel imkansizliklarla acikliyorlar. Bunlar da nufus isimli degiskenin bir "secim" olmadigini gosteren baska bulgular. Siz "nufus" olgusunu bagimsiz bir "degisken" olarak aliyorsaniz eger hata yapiyorsunuz, herhangi bir bolgede nufusun nasil artacagi da o bolgeden disariya nasil goc verilecegi ya da iceri goc alinacagi da dogrudan fiziksel sartlarla ilintili. bkz. Orta Asya'nin kurumasi, bkz mezopotamyanin kurumasi.
        Ama aslinda farketmezdi, tesadufi ve "kast edilmemis" sebeplerle Amerika kitasina o zamana dek ingiltere yogunlugunda insan yerlesmemis olabilir, tipki lamalarin, ineklerin, zebralarin, develerin tamamen dogaya tabi, akildan, insan faktorunden, amacli davranislardan, kulturden tamamen yoksun olmalarina ragmen gene de dunyanin her yerinde topraktan ayni sayida bitmemeleri, cesitli bolgelerde farkli nufus yogunlugunda olmalari gibi. Hayvanlar da mevsimlik gocler yaparlar, bazi iklimlere daha uyumlu olabilirler, ve bizim icin artik o kadari onemli olmayan (fakat "insan faktoru" ya da "rasyonel tercih" ile aciklanmasi asla mumkun olmayan) dogal sebeplerle farkli bolgelerde farkli sayidadirlar. Diger bir deyisle dogal faktorlere tabi olmak her yerde ayni nufus yogunlugunda olmayi gerektirmiyor ki bunu bir celiski olarak ortaya koyalim.
 
        Ingiltere'deki derebeylerinin imzalamasi icin kralin burnuna Magna Carta'yi dayayabilmelerini saglayan da onlara guc veren topraktan gelen zenginlikleriydi, yani bu anlasma Kralin isteyerek "daha iyi bir toplum olalim, temel haklara, bireye saygili" falan diye kendiliginden imzaladigi bir sey degildir, alttan gelen bir tepkinin ve zorlamanin urunudur. Hak verilenler de duz vatandaslar degildir, vassallar ve kilisedir, cunku bastiran, cunku bastirabilenler onlardir, cunku mulkiyet onlardadir. Siz o donem Ingiltere en zengin ulke miydi diye soruyorsunuz, degildi, ama en zengin ulkelerden biriydi, mesela donemin Finlandiya'sindan, Danimarka'sindan, Norvecinden, Hollanda'sindan ve bugun varolanlarin atasi olan hemen hemen her ulkeden cok cok daha iyi durumdaydi, ama Fransa ve Almanya ve Italya uclusuyle henuz basabas degildi mesela, (cunku Ingiltere bir adadir ve Ingiltere'ye nufus yerlesimi kita Avrupa'sindan cok sonra olmustur, Amerika orneginin benzeri bir durum, henuz surecin gerisindeler). Buna karsilik o donem ayni zamanda hacli seferlerinin de yasandigi donemdir, ve siyasi karisikliklar had safhadadir, Magna Carta da bu karisikliklardan birine rastlar ve Ingiliz baronlar da bunu kacirmazlar. Bu tip lokal olaylar her zaman ufak roller oynarlar, ama bunlar insan faktorunun etkili oldugu seklinde yorumlanmaya acik degildir. Cunku tarih deterministik degildir, satranc gibi ilerlemez, tavla gibi ilerliyor diyebiliriz belki. Yani kisa vadede bir suru sey olur, uzun vadede de olmasi gereken neyse o olur, sans veya lokal faktorlerin anlik etkileri minimize olur. Mesela Ronesans'in merkezi Italyaydi, Ilk yikilan monarsi Fransiz ihtilaliyle oldu ve Katolisizme karsi Protestanlik da ilk Almanya'da ortaya cikti, bunlarin da hepsi ayni surecin parcalari ve hepsi hepsinde olabilirdi, kismen de hepsinde tekrarlari olmustur zaten. O yuzden Magna Carta niye Ingiltere'de oldu da Fransa'da olmadi sorusunun bir cevabi olmayabilir. Cevabi olan soru neden Ingiltere'de olup Beyaz Rusya'da olmadigi. Sizin bir cevabiniz varsa tartisalim.
        Bunu anlatan bir baska ornek vereyim. Mesela Kristof Kolomb Portekizlilerden de para istedi, alamadi. 2. Beyazittan yani Osmanli'dan para istedi, gene alamadi, Ingiliz Krali 7. Henry de kendisini inandirici bulmadi ve Kolomb gitti o zaman Ispanyollardan para aldi, ve Amerikayi onlar adina fethetti. Sagda solda bi cok saf insan gorursunuz, "Keske 2. Beyazıt kabul etseydi de Amerika simdi Turk olacakti, goruyo musun hep bu Padisahlar, ordunun basinda sefere gitmekten vazgectikleri yetmiyomus gibi bi de Kolombu da reddetmisler; zaten bizim milletin zihniyeti boyle, kucuk olsun benim olsun" diyen. Halbuki Ingilizler de reddetmisti de ne oldu ki? Ispanyollar kesfetti de ne oldu? Ispanyollar baska, Osmanli baska, Portekiz baska yere savrulurken kita gene donup dolasti Ingiliz Somurgesi oldu, ilk kimin kesfettigi uzun vadede hic bir etki yapmadi. Hatta kita, uzerinde yasayanlara oyle bir guc bahsetti ki 2. Magna Carta da orada yasandi, Amerika Ingiltere'nin, yani kralin kendi uzerindeki hegemonyasini sinirlamak icin kendisinin de Ingiliz Parlamentosunda temsilcisi olmasini talep etti. Ingiltere buna yanasmayinca da isyan basladi, ABD Ingiltere'yi tinmadi ve kurulup bagimsizlik ilan etti, uzerinde gunes batmayan, dunyayi elinin altinda tutan imparatorlugun gucu de bu sefer sokmedi. Benim icin Magna Carta'dan bir farki yok bunun, cevre eger zengin olursa merkezi otorite'yi takmamaya ve kendi otonomisini kurmaya basliyor.
 
        Sonuc olarak bunlarin hepsi iktisadi rasyonalite'nin bir toplumsal karakter olarak kalkinmaya ya da sanayilesmeye etkisi olmadigini gosteriyor, ben su ana dek bunu anlatirken zorlanmadim. Tabii bu yorulmadigim anlamina gelmiyor, buyuk oranda kendimi tekrara girmek zorunda da kaliyorum, bundan oturu de kusura bakmayin. Ama acikcasi alternatif dusunce nedir, bunu da ben merak ediyorum. Yani neden mesela dunyada ulkeler geri gider, ileri gider, kalkınır, surunur? Ben sorulan her seye cevap vermeye calisiyorum, ama oyle bir duruma geldi ki 100 soyledigimden bir tanesinde bir bosluk bulunup soyledigim her sey gecersiz kilinmaya calisiliyormus hissine kapiliyorum, bir yontem olarak bosluk bulunmaya calisiliyorsa bunlarin en azindan karakterizasyonumun cekirdegine yonelik olmasi gerekir, ama bunlarda pek oyle olmadi.

        Oysa ortaya konmus alternatif bir dusunce, alternatif bir iktisat tarihi aciklamasi yok su ana dek. Yani "her sey bundan ibaret degil" diye bir iktisat tarihi yaklasimi da olmamasi gerekir, birisi bir sey ifade etse de ben de sorsam "Peki ya su, peki ya bu" diye, celiskiler yakalasam, dunyanin her yerinden ornekler bulsam da sorsam falan.  Bu sozum genele Onur bey, yani size ozel degil, kim baska ustune alinirsa.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba Onur bey</p>
<p>        Kisa yazma yetenegim olmadigi ve son zamanlarda da cok vakit bulamadigim icin, bu cevap bu kadar gecikti, bu basliga 2 yazi daha gelince artik bitirmem gerektigini anladim. gecikme icin kusura bakmayin.<br />
        &#8220;Nufus egrisini&#8221; aciklama yapabilmek amaciyla ortaya attigimi, cunku bunun dogal kaynaklardan bagimsiz oldugunu soyluyorsunuz. Fakat burada bir yanlis anlama var. Nufus degiskeninden ilk basta degil sonradan bahsettim, burasi dogru. Ama bunun sebebi, bu nedeni onceden bilmemem degil, tartismaya ilk basladigimda bu kadar genis bir alana yayilacagini dusunmemis olusum, her konuda fikir belirtmek ve her sorunsali birden cevaplamak gibi bir amacim olmayisi, Osmanli Avrupa kalkinmalari arasindaki temel farkin da nufus olmamasi, bu yuzden nufus konusuna deginmeden gectim. Fakat tartisma Osmanli Avrupa ozelinden cikip bu perspektifin kendisine yonelik bir sinamaya donusunce, ve bu amacla, Ingiltere-Amerika gibi karsilastirmalar ile denenmeye baslayinca ben de nufus degiskeninden bahsetmek durumunda kaldim. Ama o an aklima  gelen kulp o oldugu icin degil, sadece daha once bahsetmemi gerektirecek bir ornek uzerinde tartismadigimiz icin. Yoksa bir iktisat tarihi tartismasinda &#8220;nufus&#8221; en onemli degiskenlerden biridir. Eger soruyorsaniz tipki nufus gibi buraya dek hic bahsetmedigim baska faktorler de vardir. Mesela komsularin zengin ulkeler olmasi madenler ya da balikcilik gibi kendi basina bir dogal kaynak degildir, fakat bir ulkenin ticaret hacmini fazlasiyla arttirir. Iktisat tarihi dusunulurken her zaman bu da bir faktor olarak kullanilir, ama yeri gelmedi, ben de bahsetmedim. Simdi bundan fayda gormus bir ulkenin durumu konusulsa bahsetmek zorunda kalirim ve &#8220;kulp&#8221; aciklama durumuna duser, oysa degil. Ya da mikroplar, veba ornegindeki gibi, bizatihi cok onemli roller oynamislardir dunya tarihinde, sadece Avrupa&#8217;da degil, Afrika&#8217;da ve her yerde. Bundan da pek bahsetmedim. Baska seyler de var.</p>
<p>        Belki bastan beri &#8220;insan faktoru&#8221; olarak adlandirdigim seyi acmam gerekiyor. &#8220;Insan faktoru&#8221; dedigim, literaturde &#8220;iktisadi davranis&#8221; ya da &#8220;rasyonalite&#8221; denilen olgu, yani bizim &#8220;homo economicus&#8221; tipi davranis gostermemizi kastediyorum. Davranis kaliplarinin iktisadi acidan &#8220;rasyonel&#8221; tanimina uymasi ve bunun kalkinmayi olumlu yonde etkilemesini yani. Soru su: &#8220;Sanayilesmissek, bunun sebebi, iktisadi acidan &#8220;rasyonel&#8221;, yani durmadan daha fazla isteyen, kanaatkar olmayan, homo economicus bireyler olusumuz mudur&#8221;, ya da &#8220;Sanayilesemediysek bunun sebebi &#8220;homo economicus&#8221; olmamamiz, buna engel olan bir toplumsal kulture sahip olmamiz midir?&#8221; Ben &#8220;insan faktorunun etkisi yoktur&#8221; derken literaturdeki bu tartismada bulundugum tarafi kast ediyordum.</p>
<p>        Iktisadi acidan &#8220;rasyonel&#8221; davranis gostermek veya gostermemek ancak bireysel temelde anlamlidir, yoksa toplumsal temelde bakiyorsak her toplumda iktisadi duyarliliga sahip olan ve olmayan yeterince insan vardir ve bu yuzden de toplumlarin ve ulkelerin kalkinmasi bununla aciklanamaz, bununla aciklamaya kalkisan da toplumu bir insan karakteriyle tanimliyor ve dolayisiyla antropomorfik bir hata yapiyor demektir. Insan faktoru derken kast ettigim bu rasyonalitenin varligi veya yoklugu uzerinden beyhude iktisat tarihi okumasina girisme cabalaridir. Benim dogal kaynaklar faktoru-insan faktoru diye ikiye ayirirken cizgiyi cektigim yer de burasi: &#8220;Rasyonel, yani amacli davranislar ve onlarin verdigi amaca uygun sonuclari bilerek hareket etme durumu&#8230; Amaci iktisadi cikar olan davranislari iceren ahlak anlayisi, ya da bu amaclarla bilincli olusturulan stratejiler sonucunda kalkinma gerceklesmesi, ve/veya butun insanlarin bireysel hedefleri zenginlik oldugu icin kalkinmak&#8221; diye bir seylerin varolup olmadigi.</p>
<p>        Amaclanmamis fakat gene de &#8220;insanla ilgili&#8221; sinirlayici baska olgular yok degildir, mesela insanlarin omurlerinin 70 yil civarinda olusu, surekli yeni bireylerin dogumunu ve bunlarin adapte olusunu, senelerce bakilmasini gerektiriyor ve sonuc olarak da cok ciddi bir maliyet doguruyor, ya da bir kadinin omru boyunca doguracagi maximum cocuk sayisi sinirlidir, bu farkli olsaydi dunya tarihi bambaska olurdu belki. Ama bu ve benzeri &#8220;insan tarafindan bir amac dogrultusunda degistirilebilir&#8221; nitelikte olmayan, hatta insanlarin ve tum kulturlerin hic sorgulamadan adapte olduklari ve alternatifleri hakkinda bile dusunmedikleri olgular ve onlarin amaclanmamis sonuclari insanla ilgili olsa bile endojen degiskenler degildir ve bu yuzden &#8220;rasyonelitenin degistirebilecekleri&#8221; kapsamina girmezler. Veba pislikten kaynaklanir, ama &#8220;pis olalim da olelim&#8221; gibi bir mantikla ozel olarak pis kalan yoktur, ama beklenmedik bir sonuc olarak (=unintended consequence) Avrupa&#8217;daki fazla nufusun ortadan kalkmasina ve Avrupa&#8217;nin kalkinmasina yardimci olmustur, dolayisiyla burada &#8220;rasyonalite&#8221; ya da &#8220;iktisadi acidan cikarci davranis&#8221; olarak nitelendirilebilecek bir sey yoktur. Her kulturdeki insan pis olmamaya ve vebadan olmemeye cabalar, bundan oturu toplumu 200 yil sonra nufusta bogulacak ve geri kalacak bile olsa, zaten bunu da bilmez, bilse de umursamaz, kendi dogrusunu yapar.<br />
        Amerikadaki yerli nufusunun ilk basta az olusunun sebebi de bu tur exojen bir olgu. Yani nufusun ne oldugu insanlarin secimlerine bagli bir sey degil, gorunus olarak farkli ve dogal kaynaklardan bagimsiz bir olguymus gibiyse de degil ve ben nufus&#8217;tan bahsederken hic bir zaman bagimsiz bir degisken oldugunu soylemedim. Butun yazilarimda &#8220;tarim toplumu&#8221; ile baglantili olarak ele aldim, dogal kaynaklari verimli kullanabilmek icin nufusun gerekli oldugunu soyledim. Bu nufusun dogal kaynaktan bagimsiz oldugu anlamina gelmez, oyle olsaydi collerde de her yerdeki kadar insan yasayabilmesi gerekirdi. Ben nufusn butun dunyada tarim toplumlarinda ayni cizgiyi takip ettigini ve yavastan baslayarak arttigini soyledim. Col toplumunda ya da antartika&#8217;da nufus artmaz, cunku zaten kimse buralara yerlesmez. Dogal kaynak nerede varsa birileri gider oraya yerlesir, tipki yere dokulen balin etrafina toplanmis karincalar gibi dedim yukarida. &#8220;Nufusu bal belirler&#8221; dedim, ilk yorumlarimdan birinde hem de. Tabii ki koca Avusturalya kitasina 5 aile giderseniz koca kitada bir medeniyet kuramazsiniz ve o dogal kaynaklari isleyemezsiniz, ama bu demek degil ki cole gitseydiniz orada yasayabilirdiniz, elbette yasayamazdiniz ve varkalmaniz oranin ciftcilige uygunluguyla dogrudan ilgili. Buna karsilik nufusunuz arttigi olcude orayi da daha iyi kullanabilmeye baslarsiniz, ama nufusunuz milyonlara vardiginda birden bir dogal afetle butun topraklar cole donusse, sular yokolsa milyonlarca kisi birden olur gidersiniz. Nufus da elbette dogal kaynaklarin ve fiziksel sartlarin bir sonucudur, Antartika&#8217;da ya da merkur&#8217;de insan yasamiyorsa sadece kaynaklar acisindan yeterli bolgeler olmadigi icin. Bir egri var ve her yerde ayni egrinin farkli asamasinda yasaniyor. Ingiltere&#8217;de az cok bi nufus varken Hindistanin isi bitmisti mesela, Amerika daha yeni basliyordu. Bu egriyi insan veya kultur kontrol etmez, her kulturdeki insan tarim toplumuyla baslar ve tarim toplumunda cok cocuk yapilir, yapmayan varsa zaten onun nesli tukenir, yapanin nesli ve cok cocuk yapma kulturu yayilir. Dolayisiyla Amerika&#8217;daki nufusun az olmasi oradaki insanlarin bilincli tercihlerinin veya ozgun kulturlerinin bir sonucu degildir, zaten o zaman nufus sayimi yapilmasi gibi bir olgu da yoktu, ve her biri ayri kabileler seklinde hayatta kalmaya calisiyorlardi, birbirlerinden dahi haberleri olmayacak olcude azdilar. Ingiltere&#8217;nin 40 kati kadar bir alanda ingiltere&#8217;nin yarisi kadar bir nufus. Bu nufusun iki katina cikmasi icin gerekli zaman bir insan omrune denk olsa (ki bu cok ciddi bir artista ancak sozkonusu olur) nufus artisinin yararini gozlemleyip bunu rasyonel bir tercih olarak surdurebilmeleri icin kac nesil gecmesi gerektigini siz dusunun, demek ki nufus da burada exojen sebeplerden etkilenen bir olgu, bu toplumlar da muhtemelen tarihsiz idiler, yani zaman diye bir kavramin farkinda olmadan hep ayni devirde yasiyorlardi.<br />
        Zaten bu spekulasyonlarin otesinde ingiltere ile benzer dogal kaynak yapisina sahip olan her yerde ayni nufus yogunlugunda insan ortaya cikmaz ki, insanlar toprakta yetismiyor ki ayni verimlilikte ve genislikte iki ovada ayni sayida insan bitmesi gerekirdi diye dusunelim. Antropoloji bilgilerimize gore insanlik hemen hemen kesin bicimde Afrika ya da Avrasya&#8217;da bir yerlerde dogdu ve dunyanin geri kalanina yayildi. Bu insanlarin Amerika kitasina gecmis olabilecekleri tek yerin genisligi 90 km olan Bering Bogazi oldugu saniliyor, ama bu Bogazin bagladigi bolgeler Sibirya ve Alaska oldugu icin o bolgenin soguguna dayanabilecek yasama teknolojisinin de gelistirilmis olmasi gerekiyordu, insanlarin Amerika&#8217;ya neden Avrupa&#8217;dan Avrupa&#8217;dan ancak onbinlerce yil sonra gecebildigini ve amerika&#8217;da nufusun neden cok daha az oldugunu iste antropologlar bu fiziksel imkansizliklarla acikliyorlar. Bunlar da nufus isimli degiskenin bir &#8220;secim&#8221; olmadigini gosteren baska bulgular. Siz &#8220;nufus&#8221; olgusunu bagimsiz bir &#8220;degisken&#8221; olarak aliyorsaniz eger hata yapiyorsunuz, herhangi bir bolgede nufusun nasil artacagi da o bolgeden disariya nasil goc verilecegi ya da iceri goc alinacagi da dogrudan fiziksel sartlarla ilintili. bkz. Orta Asya&#8217;nin kurumasi, bkz mezopotamyanin kurumasi.<br />
        Ama aslinda farketmezdi, tesadufi ve &#8220;kast edilmemis&#8221; sebeplerle Amerika kitasina o zamana dek ingiltere yogunlugunda insan yerlesmemis olabilir, tipki lamalarin, ineklerin, zebralarin, develerin tamamen dogaya tabi, akildan, insan faktorunden, amacli davranislardan, kulturden tamamen yoksun olmalarina ragmen gene de dunyanin her yerinde topraktan ayni sayida bitmemeleri, cesitli bolgelerde farkli nufus yogunlugunda olmalari gibi. Hayvanlar da mevsimlik gocler yaparlar, bazi iklimlere daha uyumlu olabilirler, ve bizim icin artik o kadari onemli olmayan (fakat &#8220;insan faktoru&#8221; ya da &#8220;rasyonel tercih&#8221; ile aciklanmasi asla mumkun olmayan) dogal sebeplerle farkli bolgelerde farkli sayidadirlar. Diger bir deyisle dogal faktorlere tabi olmak her yerde ayni nufus yogunlugunda olmayi gerektirmiyor ki bunu bir celiski olarak ortaya koyalim.</p>
<p>        Ingiltere&#8217;deki derebeylerinin imzalamasi icin kralin burnuna Magna Carta&#8217;yi dayayabilmelerini saglayan da onlara guc veren topraktan gelen zenginlikleriydi, yani bu anlasma Kralin isteyerek &#8220;daha iyi bir toplum olalim, temel haklara, bireye saygili&#8221; falan diye kendiliginden imzaladigi bir sey degildir, alttan gelen bir tepkinin ve zorlamanin urunudur. Hak verilenler de duz vatandaslar degildir, vassallar ve kilisedir, cunku bastiran, cunku bastirabilenler onlardir, cunku mulkiyet onlardadir. Siz o donem Ingiltere en zengin ulke miydi diye soruyorsunuz, degildi, ama en zengin ulkelerden biriydi, mesela donemin Finlandiya&#8217;sindan, Danimarka&#8217;sindan, Norvecinden, Hollanda&#8217;sindan ve bugun varolanlarin atasi olan hemen hemen her ulkeden cok cok daha iyi durumdaydi, ama Fransa ve Almanya ve Italya uclusuyle henuz basabas degildi mesela, (cunku Ingiltere bir adadir ve Ingiltere&#8217;ye nufus yerlesimi kita Avrupa&#8217;sindan cok sonra olmustur, Amerika orneginin benzeri bir durum, henuz surecin gerisindeler). Buna karsilik o donem ayni zamanda hacli seferlerinin de yasandigi donemdir, ve siyasi karisikliklar had safhadadir, Magna Carta da bu karisikliklardan birine rastlar ve Ingiliz baronlar da bunu kacirmazlar. Bu tip lokal olaylar her zaman ufak roller oynarlar, ama bunlar insan faktorunun etkili oldugu seklinde yorumlanmaya acik degildir. Cunku tarih deterministik degildir, satranc gibi ilerlemez, tavla gibi ilerliyor diyebiliriz belki. Yani kisa vadede bir suru sey olur, uzun vadede de olmasi gereken neyse o olur, sans veya lokal faktorlerin anlik etkileri minimize olur. Mesela Ronesans&#8217;in merkezi Italyaydi, Ilk yikilan monarsi Fransiz ihtilaliyle oldu ve Katolisizme karsi Protestanlik da ilk Almanya&#8217;da ortaya cikti, bunlarin da hepsi ayni surecin parcalari ve hepsi hepsinde olabilirdi, kismen de hepsinde tekrarlari olmustur zaten. O yuzden Magna Carta niye Ingiltere&#8217;de oldu da Fransa&#8217;da olmadi sorusunun bir cevabi olmayabilir. Cevabi olan soru neden Ingiltere&#8217;de olup Beyaz Rusya&#8217;da olmadigi. Sizin bir cevabiniz varsa tartisalim.<br />
        Bunu anlatan bir baska ornek vereyim. Mesela Kristof Kolomb Portekizlilerden de para istedi, alamadi. 2. Beyazittan yani Osmanli&#8217;dan para istedi, gene alamadi, Ingiliz Krali 7. Henry de kendisini inandirici bulmadi ve Kolomb gitti o zaman Ispanyollardan para aldi, ve Amerikayi onlar adina fethetti. Sagda solda bi cok saf insan gorursunuz, &#8220;Keske 2. Beyazıt kabul etseydi de Amerika simdi Turk olacakti, goruyo musun hep bu Padisahlar, ordunun basinda sefere gitmekten vazgectikleri yetmiyomus gibi bi de Kolombu da reddetmisler; zaten bizim milletin zihniyeti boyle, kucuk olsun benim olsun&#8221; diyen. Halbuki Ingilizler de reddetmisti de ne oldu ki? Ispanyollar kesfetti de ne oldu? Ispanyollar baska, Osmanli baska, Portekiz baska yere savrulurken kita gene donup dolasti Ingiliz Somurgesi oldu, ilk kimin kesfettigi uzun vadede hic bir etki yapmadi. Hatta kita, uzerinde yasayanlara oyle bir guc bahsetti ki 2. Magna Carta da orada yasandi, Amerika Ingiltere&#8217;nin, yani kralin kendi uzerindeki hegemonyasini sinirlamak icin kendisinin de Ingiliz Parlamentosunda temsilcisi olmasini talep etti. Ingiltere buna yanasmayinca da isyan basladi, ABD Ingiltere&#8217;yi tinmadi ve kurulup bagimsizlik ilan etti, uzerinde gunes batmayan, dunyayi elinin altinda tutan imparatorlugun gucu de bu sefer sokmedi. Benim icin Magna Carta&#8217;dan bir farki yok bunun, cevre eger zengin olursa merkezi otorite&#8217;yi takmamaya ve kendi otonomisini kurmaya basliyor.</p>
<p>        Sonuc olarak bunlarin hepsi iktisadi rasyonalite&#8217;nin bir toplumsal karakter olarak kalkinmaya ya da sanayilesmeye etkisi olmadigini gosteriyor, ben su ana dek bunu anlatirken zorlanmadim. Tabii bu yorulmadigim anlamina gelmiyor, buyuk oranda kendimi tekrara girmek zorunda da kaliyorum, bundan oturu de kusura bakmayin. Ama acikcasi alternatif dusunce nedir, bunu da ben merak ediyorum. Yani neden mesela dunyada ulkeler geri gider, ileri gider, kalkınır, surunur? Ben sorulan her seye cevap vermeye calisiyorum, ama oyle bir duruma geldi ki 100 soyledigimden bir tanesinde bir bosluk bulunup soyledigim her sey gecersiz kilinmaya calisiliyormus hissine kapiliyorum, bir yontem olarak bosluk bulunmaya calisiliyorsa bunlarin en azindan karakterizasyonumun cekirdegine yonelik olmasi gerekir, ama bunlarda pek oyle olmadi.</p>
<p>        Oysa ortaya konmus alternatif bir dusunce, alternatif bir iktisat tarihi aciklamasi yok su ana dek. Yani &#8220;her sey bundan ibaret degil&#8221; diye bir iktisat tarihi yaklasimi da olmamasi gerekir, birisi bir sey ifade etse de ben de sorsam &#8220;Peki ya su, peki ya bu&#8221; diye, celiskiler yakalasam, dunyanin her yerinden ornekler bulsam da sorsam falan.  Bu sozum genele Onur bey, yani size ozel degil, kim baska ustune alinirsa.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>metin okan tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-33795</link>
		<dc:creator>metin okan</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2009 13:37:58 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-33795</guid>
		<description>2 sene öncesine kadar "osmanlı benim yıktığım bir devlettir, ben onun devamı değilim" derdim.. ama bugün osmanlının devamıyım diyorum.

gelmiş geçmiş ve belki de gelecek en mükemmel devletlerden biri idi!!

tarihi incelerken sağını solunu kesip bir parçasını alıp onu incelemek, o dönem içinde kıyaslamalarda bulunmak insanı hataya sürükler. 150-200 yıllık bir süreç tarih içinde çok kısa bir süreçtir. genelde hep bu hataya düşeriz ve tarihten bir kesit alıp inceleriz. mesela osmanlının çöküş döneminden başlarız bugüne geliriz. farkındamısınız o kadar kısa bir süre ki! bunun çok öncesi de var. orta çağ var! orta çağ karanlık ama öncesi aydınlık!!! bugün uygar gelişmiş dünya dediğimiz dünya bir kaç yüz sene önce "yoktu!"

dünyayı sömürerek büyüyen toplumların sömürülerek çökmeyeceklerini kim söyleyebilir? 100 yıllık uygarlık 10 yıl sonra ne olacak? kesin bir şey söyleyebilen var mı?

halbuki gerçek uygarlıklara baktığımızda en başından en sonuna kadar belli! inkalar, çin, mısır, yunan, sümerler.. o uygarlıklarda çok ileri bir teknoloji vardı, artık biliniyor. ama sömürünün o uygarlıklarda olmadığı hatta akıllarına bile gelmediği de biliniyor!

bugün tartışmalarımızda konuşmalarımızda yazılarımızda kullandığımız çoğu sonu "izm" olan kelime topu topu kaç yıldır var dünyada?

insanlığın bir kısmı sanayileşmeyi keşfetti! sömürmeyi keşfetti! büyüdüler. istanbulun bir semti kadar olan ülkeler bugün çok zengin.

peki nereye kadar? paranın esiri yaptılar kendilerini. 1 tek krizlik işleri var.

osmanlının nesi vardı peki? hala daha etkisi çok güçlü olan çok sağlam bir devlet yapısı vardı. yüzlerce yıl bir imparatorluğu üstelik akdenizi göl haline getirebilmiş bir imparatorluğu ayakta tutmak kolay mı?

bence müthiş bir sistem.. mükemmel bir işleyiş.. çökmesi bile yüzyıldan uzun süre alan bir dev!!

üzgünüm!!! ama bu sistem, bu devlet anlayışı bizde hala daha var.. farkında olmayabiliriz ama "bence" var ve çok sağlam.. bakmayın sadece bugüne.

eskinin sömürgecileri bugünün sözde uygar dünyası aynen 6 lıdan trilyon kazanmış bir sonradan görme durumu yaşıyor bugün!

kendi icatları olan bir takım "izm" ler başlarını yiyor aslında! aslında o kadar kolay ki çökmeleri! isveçli danimarkalı resmen can sıkıntısından ve bir türlü ölememekten şikayetçi! o kadar büyük bir sorun ki bu!! afrikanın aç insanının yaşadığı sorun kadar büyük neredeyse. "izm" leri paranın kölesi yaptı uygar dünyayı.. tarih içinde bilinmeyen alışılmamış bir değişik çöküş olacak.. 

ileride yazacak kitaplar: neden çöktüler? eee şey, amerikada falanca banka bunalıma girmişti!! dünya çökmüştü!! olacak..

tarihe çok yukarıdan etraflıca bakmak lazım.. o zaman daha net görülüyor.. bu yazdığım aynen olacak: zenginlikten çöktüler.. 

komik ama ne yapayım bendeki bilgi bu kadar, kehanet gibi:)..

ama bizim böyle bir derdimiz yok! neden? çünkü vaktinde sömürgecilik yapmadık.

yine böyle bir derdimiz yok çünkü ecevit kafasını kullandı da bereket girmedik aet ye..

tarihe çok tepeden bakıp iyi analiz etmesi gereken bir unsur da kürtlerdir..

bir kez daha yazayım çok önemli bulduğum konuyu: osmanlının yaşadığı çöküş süreci kadar bir süreç dahi yaşamadı o sömürgeciler henüz!! 

ben bu yazıyı pek anlamadım, mehmet bahadırdan özür dilerim ama gerçekten anlamadım. yani ne anlatmak istiyor onu anlamadım.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>2 sene öncesine kadar &#8220;osmanlı benim yıktığım bir devlettir, ben onun devamı değilim&#8221; derdim.. ama bugün osmanlının devamıyım diyorum.</p>
<p>gelmiş geçmiş ve belki de gelecek en mükemmel devletlerden biri idi!!</p>
<p>tarihi incelerken sağını solunu kesip bir parçasını alıp onu incelemek, o dönem içinde kıyaslamalarda bulunmak insanı hataya sürükler. 150-200 yıllık bir süreç tarih içinde çok kısa bir süreçtir. genelde hep bu hataya düşeriz ve tarihten bir kesit alıp inceleriz. mesela osmanlının çöküş döneminden başlarız bugüne geliriz. farkındamısınız o kadar kısa bir süre ki! bunun çok öncesi de var. orta çağ var! orta çağ karanlık ama öncesi aydınlık!!! bugün uygar gelişmiş dünya dediğimiz dünya bir kaç yüz sene önce &#8220;yoktu!&#8221;</p>
<p>dünyayı sömürerek büyüyen toplumların sömürülerek çökmeyeceklerini kim söyleyebilir? 100 yıllık uygarlık 10 yıl sonra ne olacak? kesin bir şey söyleyebilen var mı?</p>
<p>halbuki gerçek uygarlıklara baktığımızda en başından en sonuna kadar belli! inkalar, çin, mısır, yunan, sümerler.. o uygarlıklarda çok ileri bir teknoloji vardı, artık biliniyor. ama sömürünün o uygarlıklarda olmadığı hatta akıllarına bile gelmediği de biliniyor!</p>
<p>bugün tartışmalarımızda konuşmalarımızda yazılarımızda kullandığımız çoğu sonu &#8220;izm&#8221; olan kelime topu topu kaç yıldır var dünyada?</p>
<p>insanlığın bir kısmı sanayileşmeyi keşfetti! sömürmeyi keşfetti! büyüdüler. istanbulun bir semti kadar olan ülkeler bugün çok zengin.</p>
<p>peki nereye kadar? paranın esiri yaptılar kendilerini. 1 tek krizlik işleri var.</p>
<p>osmanlının nesi vardı peki? hala daha etkisi çok güçlü olan çok sağlam bir devlet yapısı vardı. yüzlerce yıl bir imparatorluğu üstelik akdenizi göl haline getirebilmiş bir imparatorluğu ayakta tutmak kolay mı?</p>
<p>bence müthiş bir sistem.. mükemmel bir işleyiş.. çökmesi bile yüzyıldan uzun süre alan bir dev!!</p>
<p>üzgünüm!!! ama bu sistem, bu devlet anlayışı bizde hala daha var.. farkında olmayabiliriz ama &#8220;bence&#8221; var ve çok sağlam.. bakmayın sadece bugüne.</p>
<p>eskinin sömürgecileri bugünün sözde uygar dünyası aynen 6 lıdan trilyon kazanmış bir sonradan görme durumu yaşıyor bugün!</p>
<p>kendi icatları olan bir takım &#8220;izm&#8221; ler başlarını yiyor aslında! aslında o kadar kolay ki çökmeleri! isveçli danimarkalı resmen can sıkıntısından ve bir türlü ölememekten şikayetçi! o kadar büyük bir sorun ki bu!! afrikanın aç insanının yaşadığı sorun kadar büyük neredeyse. &#8220;izm&#8221; leri paranın kölesi yaptı uygar dünyayı.. tarih içinde bilinmeyen alışılmamış bir değişik çöküş olacak.. </p>
<p>ileride yazacak kitaplar: neden çöktüler? eee şey, amerikada falanca banka bunalıma girmişti!! dünya çökmüştü!! olacak..</p>
<p>tarihe çok yukarıdan etraflıca bakmak lazım.. o zaman daha net görülüyor.. bu yazdığım aynen olacak: zenginlikten çöktüler.. </p>
<p>komik ama ne yapayım bendeki bilgi bu kadar, kehanet gibi:)..</p>
<p>ama bizim böyle bir derdimiz yok! neden? çünkü vaktinde sömürgecilik yapmadık.</p>
<p>yine böyle bir derdimiz yok çünkü ecevit kafasını kullandı da bereket girmedik aet ye..</p>
<p>tarihe çok tepeden bakıp iyi analiz etmesi gereken bir unsur da kürtlerdir..</p>
<p>bir kez daha yazayım çok önemli bulduğum konuyu: osmanlının yaşadığı çöküş süreci kadar bir süreç dahi yaşamadı o sömürgeciler henüz!! </p>
<p>ben bu yazıyı pek anlamadım, mehmet bahadırdan özür dilerim ama gerçekten anlamadım. yani ne anlatmak istiyor onu anlamadım.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-33787</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2009 11:16:26 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-33787</guid>
		<description>Alper bey,

Bir hayli tespit yapmışsınız. Bunları biraraya getirip derli toplu bir yazı haline getirebilirseniz ve paylaşırsanız çok iyi olur. 

Yanlış giden neydi sorusuyla ilgili bir değerlendirme de bildiğiniz gibi Bernard Lewis'e ait. Bazı noktalara katılmasam da, doğru bir çerçeve çizdiğini düşünüyorum:
http://www.derindusunce.org/2008/02/29/muslumanlar-islama-ne-yaptilar/</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Alper bey,</p>
<p>Bir hayli tespit yapmışsınız. Bunları biraraya getirip derli toplu bir yazı haline getirebilirseniz ve paylaşırsanız çok iyi olur. </p>
<p>Yanlış giden neydi sorusuyla ilgili bir değerlendirme de bildiğiniz gibi Bernard Lewis&#8217;e ait. Bazı noktalara katılmasam da, doğru bir çerçeve çizdiğini düşünüyorum:<br />
<a href="http://www.derindusunce.org/2008/02/29/muslumanlar-islama-ne-yaptilar/" rel="nofollow">http://www.derindusunce.org/2008/02/29/muslumanlar-islama-ne-yaptilar/</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Son 30 günde en çok okunan : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-33564</link>
		<dc:creator>Son 30 günde en çok okunan : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2009 12:19:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-33564</guid>
		<description>[...] Sanayisiz Osmanlı [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Sanayisiz Osmanlı [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Onur Cobanoglu tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-33443</link>
		<dc:creator>Onur Cobanoglu</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2009 14:35:07 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-33443</guid>
		<description>Sayin Alper Ecer,

Sizin 'kulp' olarak adlandirdiginiz &lt;em&gt;ad hoc&lt;/em&gt; aciklamalarla bilimsel gelisme saglanmayacagi konusunda size katiliyorum, ama bilimin nihai amaci bir sureci/olguyu olabildigince az degiskenle aciklamak degildir (kuskusuz, bu bilimin amaclarindan &lt;em&gt;biridir&lt;/em&gt;). Bilimin nihai amaci eldeki verilerle tutarli aciklamalar ve yeni veriler hakkinda dogru ongoruler saglamaktir. Sizin yama hipotezi dediginiz seyler, ad hoc olmadigi surece bilimde kusur degil normdur.

Bu acidan bakildiginda, siz de yeterince indirgemeci davranamadiniz. Dogal kaynaklarin belirleyiciliginden dem vuruyorsunuz, ama kuzeydogu ABD'deki kizilderililerin Ingilizlerle ayni cografya ve dogal kaynaklara sahip olmasina ragmen onlarin niye sanayilesemedigi konusunda nufus aciklamasini getirdiniz. Nufus her ne kadar dogal kaynaklarin cokluguyla sinirlanmis olsa da, dogal kaynaklarin fonksiyonu olan bir degisken degil, cunku dedigim gibi Kuzeydogu ABD ve Ingiltere ayni cografya ve dogal kaynaklara sahip ama zamana gore ayni nufus egrisine sahip olmadilar. Ama nufus degiskenini kullanmakta israr ediyorsunuz, demek ki dogal kaynaklarin fonksiyonu olmayan bir degisken eklemis oldunuz.

Ayni sekilde demokrasinin ortaya cikisi da oyle. Demokrasiyi zenginligin fonksiyonu olarak gosterdiniz. Ben Magna Carta donemiyle ilgili zenginlik/nufus orani sorusunu sorunca, bu sefer feodaller krallara gorece olarak gucluydu dediniz. Feodaller niye krallara gore daha gucluydu? Zenginlik/nufus oranina indirgemediniz bunu. Demek ki yine bir ek degisken var.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayin Alper Ecer,</p>
<p>Sizin &#8216;kulp&#8217; olarak adlandirdiginiz <em>ad hoc</em> aciklamalarla bilimsel gelisme saglanmayacagi konusunda size katiliyorum, ama bilimin nihai amaci bir sureci/olguyu olabildigince az degiskenle aciklamak degildir (kuskusuz, bu bilimin amaclarindan <em>biridir</em>). Bilimin nihai amaci eldeki verilerle tutarli aciklamalar ve yeni veriler hakkinda dogru ongoruler saglamaktir. Sizin yama hipotezi dediginiz seyler, ad hoc olmadigi surece bilimde kusur degil normdur.</p>
<p>Bu acidan bakildiginda, siz de yeterince indirgemeci davranamadiniz. Dogal kaynaklarin belirleyiciliginden dem vuruyorsunuz, ama kuzeydogu ABD&#8217;deki kizilderililerin Ingilizlerle ayni cografya ve dogal kaynaklara sahip olmasina ragmen onlarin niye sanayilesemedigi konusunda nufus aciklamasini getirdiniz. Nufus her ne kadar dogal kaynaklarin cokluguyla sinirlanmis olsa da, dogal kaynaklarin fonksiyonu olan bir degisken degil, cunku dedigim gibi Kuzeydogu ABD ve Ingiltere ayni cografya ve dogal kaynaklara sahip ama zamana gore ayni nufus egrisine sahip olmadilar. Ama nufus degiskenini kullanmakta israr ediyorsunuz, demek ki dogal kaynaklarin fonksiyonu olmayan bir degisken eklemis oldunuz.</p>
<p>Ayni sekilde demokrasinin ortaya cikisi da oyle. Demokrasiyi zenginligin fonksiyonu olarak gosterdiniz. Ben Magna Carta donemiyle ilgili zenginlik/nufus orani sorusunu sorunca, bu sefer feodaller krallara gorece olarak gucluydu dediniz. Feodaller niye krallara gore daha gucluydu? Zenginlik/nufus oranina indirgemediniz bunu. Demek ki yine bir ek degisken var.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Aziz Yılmaz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-33438</link>
		<dc:creator>Aziz Yılmaz</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2009 13:17:59 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-33438</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Burada yazildigi baglam itibariyle Osmanli devletinin sanayilesme sureci de bu sekilde yorumlanmalidir, “sanayilesmenin el kitabi” ya da “10 derste nasil sanayilesirsiniz” diye bir manuel yoktur, cunku bu bir manuelle asilabilecek bir sorun degildir, toplum soyle degil boyle olaydi bu sorun yasanmazdi diye bir sey yoktur. Sanayilesmesi mumkun bir cografyada dogmussunuzudur, ya da daha az mumkun ya da imkansiz bir cografyada dogmusunuzdur. Hepsi bu. Oncelikle bunun ayirdina varmazsaniz sanayilesmeyi de yanlis yerde ararsiniz.&lt;/blockquote&gt;

Alper bey merhabalar,

Yazınızı bağladığınız son paragrafı alıntıladım diye geri kalanını geçtiğimi sanmayın:))

Ancak son tahlilde söydeikleriniz bir anlamda tüm görüşlerinizin bir özeti gibi.Bir başka  deyişle sanayileşme üzerine bizlerle paylaştığınız tezlerin ısrarla arkasında durarak sunmuşsunuz.Bu konuya fazla girmeyeceğim.Gördüğüm kadarıyla ortaya attığınız bütün görüşlerin mutlak doğruluğuna kendinizi inandırmışsınız.Ben de öyle olduğunu kabullenerek noktalıyorum.

Lakin içimde ukde kalacak.Madem görüşlerini okuduğunuz katılımcıların bütün yorumları anlamsız değişkenler(böyle değerlendirdiğiniz anlaşılıyor)üzerine kurululu olduğunu düşünüyorsunuz.İnsan faktörü,toplum faktörü falan diye bir şey yok...Tek doğru,bir kaç iktisatçının ortaya attığı fikirlerden ibaret,e peki bizlere neyi kanıtlamaya çalışıyorsunuz?Durum,sizin ifade ettiğiniz şekilde"sanayileşmenin el kitabı"ya da "10 derste nasil sanayileşirsiniz"diye bir yol ile açıklanamayacak ölçüde "umutsuz vaka" ise-ki bunu yorumcuların birikimine bağlayan hafif alaycı bir dille ima etmişsiniz- bunca zahmete ne gerek vardı?Öyle ya,"toplum şöyle değil böyle olsaydı bu sorun yaşanmazdı diye bir şey yok"şeklinde bir yargı belirtmişken biz o zaman neyi konuşalım.Zaten,&lt;strong&gt;ya sanayileşmesi mümkün olmayan bir coğrafyada doğmuşuzdur,ya daha az mümkün ya da imkansız bir coğrafyada doğmuşuzdur&lt;/strong&gt;...O halde bu saatten sonra yapabileceğimiz hiçbir şey yok.Çünkü her nerede doğmuşsak oranın sanayileşmeye müsait durumuna göre ilerleyip gerileyeceğiz,hep aynı kadere mahkum olacağız ve bu böyle alnımıza nasıl yazılmışsa hep öyle kalacak.Tamam ne yapalım,kaderimize küselim ve şu sanayileşme dediğimiz defteri kapatalım.Ne de olsa treni baştan kaçırmışız.Yok eğer bir umut var diyorsanız,bi zahmet sanayileşmiş ülkelerin geldiği seviyeye nasıl geleceğimizin-varsa-bir yolunu gösterin.Bizim için doğa yeniden tasarlanamayacağına ve kömür,demir rezervelerine boğulacak bir mucize de yaşanmayacağına göre hesabıbımızı neye göre yapalım.Daha doğrusu neyin ayırdına varmamızı istiyorsunuz lütfen oraya gelin.Ha,"çok da fakir bir coğrafyada doğmadık her şey daha farklı olabilirdi" diyorsanız buradan devam edilebilir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Burada yazildigi baglam itibariyle Osmanli devletinin sanayilesme sureci de bu sekilde yorumlanmalidir, “sanayilesmenin el kitabi” ya da “10 derste nasil sanayilesirsiniz” diye bir manuel yoktur, cunku bu bir manuelle asilabilecek bir sorun degildir, toplum soyle degil boyle olaydi bu sorun yasanmazdi diye bir sey yoktur. Sanayilesmesi mumkun bir cografyada dogmussunuzudur, ya da daha az mumkun ya da imkansiz bir cografyada dogmusunuzdur. Hepsi bu. Oncelikle bunun ayirdina varmazsaniz sanayilesmeyi de yanlis yerde ararsiniz.</p></blockquote>
<p>Alper bey merhabalar,</p>
<p>Yazınızı bağladığınız son paragrafı alıntıladım diye geri kalanını geçtiğimi sanmayın:))</p>
<p>Ancak son tahlilde söydeikleriniz bir anlamda tüm görüşlerinizin bir özeti gibi.Bir başka  deyişle sanayileşme üzerine bizlerle paylaştığınız tezlerin ısrarla arkasında durarak sunmuşsunuz.Bu konuya fazla girmeyeceğim.Gördüğüm kadarıyla ortaya attığınız bütün görüşlerin mutlak doğruluğuna kendinizi inandırmışsınız.Ben de öyle olduğunu kabullenerek noktalıyorum.</p>
<p>Lakin içimde ukde kalacak.Madem görüşlerini okuduğunuz katılımcıların bütün yorumları anlamsız değişkenler(böyle değerlendirdiğiniz anlaşılıyor)üzerine kurululu olduğunu düşünüyorsunuz.İnsan faktörü,toplum faktörü falan diye bir şey yok&#8230;Tek doğru,bir kaç iktisatçının ortaya attığı fikirlerden ibaret,e peki bizlere neyi kanıtlamaya çalışıyorsunuz?Durum,sizin ifade ettiğiniz şekilde&#8221;sanayileşmenin el kitabı&#8221;ya da &#8220;10 derste nasil sanayileşirsiniz&#8221;diye bir yol ile açıklanamayacak ölçüde &#8220;umutsuz vaka&#8221; ise-ki bunu yorumcuların birikimine bağlayan hafif alaycı bir dille ima etmişsiniz- bunca zahmete ne gerek vardı?Öyle ya,&#8221;toplum şöyle değil böyle olsaydı bu sorun yaşanmazdı diye bir şey yok&#8221;şeklinde bir yargı belirtmişken biz o zaman neyi konuşalım.Zaten,<strong>ya sanayileşmesi mümkün olmayan bir coğrafyada doğmuşuzdur,ya daha az mümkün ya da imkansız bir coğrafyada doğmuşuzdur</strong>&#8230;O halde bu saatten sonra yapabileceğimiz hiçbir şey yok.Çünkü her nerede doğmuşsak oranın sanayileşmeye müsait durumuna göre ilerleyip gerileyeceğiz,hep aynı kadere mahkum olacağız ve bu böyle alnımıza nasıl yazılmışsa hep öyle kalacak.Tamam ne yapalım,kaderimize küselim ve şu sanayileşme dediğimiz defteri kapatalım.Ne de olsa treni baştan kaçırmışız.Yok eğer bir umut var diyorsanız,bi zahmet sanayileşmiş ülkelerin geldiği seviyeye nasıl geleceğimizin-varsa-bir yolunu gösterin.Bizim için doğa yeniden tasarlanamayacağına ve kömür,demir rezervelerine boğulacak bir mucize de yaşanmayacağına göre hesabıbımızı neye göre yapalım.Daha doğrusu neyin ayırdına varmamızı istiyorsunuz lütfen oraya gelin.Ha,&#8221;çok da fakir bir coğrafyada doğmadık her şey daha farklı olabilirdi&#8221; diyorsanız buradan devam edilebilir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>alper ecer tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-33434</link>
		<dc:creator>alper ecer</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2009 11:22:54 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-33434</guid>
		<description>Merhaba herkese
 
        Son gunlerde kimse yazmadi, ben de bu tartismaya cok onem verdigini bastan beri deklare eden birisi olarak bir kac son soz soylemek istedim. Benim buradaki amacim Osmanli geri kalisina Turkiye'de getirilen tuhaf ve alternatif aciklamalarin daha evrensel kriterlerle sinanabilecegini gostermekti, diger insanlari bilmiyorum, ama benim cabam buydu. Bundan da umudum, "Musluman oldugumuz icin geri kaldik, laikleselim; Musluman olamadigimiz icin geri kaldik, gercek Muslumanliga geri donelim." cekismesinin ne kadar anlamsiz oldugunu, kalkinmanin, sanayilesmenin ve onun otesinde ilerlemenin bu degiskenle ne kadar ilintisiz oldugunu gostermekti. Bunda da buyuk olcude basarili oldugumu dusunuyorum acikcasi. 

Fikirlerini okudugum bir cok insan oldu, konunun saatli maarif takvimi arkasi jargonla yapilan tarihsel aciklamalara yonelmesindense ispanya gibi orneklerden bahsedilmesi, deteminizm tartismasi ve Marx'tan hareketle ortaya atilan eski solcularin çok önemsediği ATÜT'ün konuya dahil edilmesi bence konunun doğru minvale girdiğinin ve iktisadi düzlemde tartışıldığının birer göstergesiydi. Bu duzlemde tartisilarak ortaya cikarilacak sonuclar su veya bu sekilde bizi daha dogruya goturecektir.

        Gene de bir kac konuya deginmek istiyorum. Son mesaj itibariyle bir epistemoloji tartismasina acilmis gibi konu, o bakimdan acik kalmasini istemiyorum. Ben dogal kaynaklar derken burada tekil ve sonuca etkide bulunan "herhangi" bir degiskenden bahsetmiyorum, bir modelden ve denklemin, surecin kendisinden bahsediyorum, bu bastan sona bir iktisat tarihi aciklamasi, bundan oturudur ki siyasal olgularin ve egemenliklerin nasil degistigine de aciklama getirebiliyor. Diger bir deyisle ben, siyasal olgular ve egemenlik tipleri, rejimler ve insan faktoru gibi "diger degiskenler" oldugu iddia edilen seyleri oylece birakmiyorum ve kendi bahsettigim degiskene "bagli degiskenler" olarak, dogal kaynaklarin birer fonksiyonu olarak tanimliyorum. Yani "farkli rejimler" diye bir seyin olmadigi, farkli rejimlerin zenginlikten kaynaklanan farkli iktisadi modellerle aciklanabilecegini soyledim. Ayni sekilde "farkli toplumlar" diye bir seyin de olmadigini, ortalamada butun toplumlarin ayni oldugunu, iktisadi motiflerle hareket eden yeterince insanin her toplumda bulundugunu ve onlar oldugu surece iktidar iliskilerinin de o dogrultuda sekillenecegini yazdim,. Diger bir deyisle benim yaptigim, degiskenlerden herhangi birine "dikkat cekmek" ve sonrasinda bu dikkat cekme isini fazla abartmak degil. Farkli sanilan diger degiskenlerin aslinda ayni tekil degiskenin, yani dogal kaynaklarin birer fonksiyonu oldugunu soylemek. Dolayisiyla burada bana bir indirgemecilik elestirisi getirilmeden once bu bagintilarla ilgili, onun oyle olmadigina dair bir aciklama getirilmesi gerekir. Sirf cogulculuk olsun diye bir cok baska degiskenden bahsetmek anlamli bir yaklasim degildir eger ortada bunu dogrulayan veri yoksa.

        Ki boyle bir veri de zaten olamaz. Cunku dogal kaynaklari tekil bir degisken olarak almayan birisinin bile kabul etmesi gereken sey bunun olculebilir ve analitiklestirilebilir bir cerceve sundugu. Yani mesela uygarliklarin hepsinin kuzey yarimkurede iliman kusakta, protein zengini tahillarin yetisip, en cok ise yarayan buyukbas hayvanlarin yasadigi bolgede ortaya ciktigi spekulatif bir bilgi degil. Somurgeciligin ve balikciligin denize kiyisi olan tarim ulkelerinde gelistigi, sanayi devriminin bu denize kiyisi olan ulkelerden demir ve komuru, dolayisiyla celigi olan ulkelerde gelistigi, petrolun ve enerjinin bu ulkelerde ihtiyac haline geldigi ve bundan oturu de bu ulkeler arasinda petrol savaslari ciktigi biliniyor, biz maalesef tarim asamasina bile gecemeden buradan koptuk, degil sanayi, denizcilik. Gunumuzde de en buyuk gerilimlerin gene petrol ve orta asya dogalgazi ile ilgili yasandigi bir dunyadayiz. Bu durum gelecege de yansitilabilir, nerede henuz kesfedilmemis petrol kaynaklari varsa orasi onem kazanacaktir, nerede tarimsal araziler henuz bakirse orasi onem kazanacaktir, nerede verimini kaybediyorsa onem de kaybedecektir, gibi gibi. Ya da bunlardan bunlarin tuketicisi olan bolgelere giden yollar uzerindeki ulkeler ve ulasim stratejik onem kazanacaktir, sadece jeopolitik konumlarindan oturu vs vs. Bunlar bakin hep olculebilir kiyaslanabilir olgulara dayaniyor, hangisinin nerede oldugu konusunda netlik oldugu andan itibaren bize basarili ve olculebilir, elle tutulabilir duzlemde bir cerceve sunuyor olaylari aciklamak icin, ve zaten dunyada da herkes dis politikasini, stratejik hesaplarini bunlar uzerine kuruyor, yani tekil bir degisken olmasi ongoru yapmaya imkan veren onermeler ortaya cikmasini engellemiyor, neyin olacagi veya neyin olmayacagi konusundaki spekulasyonu basarili bicimde daraltiyor. Bilimden beklenen amacin "degisken cogulculugu" degil de bu olmasi gerekir, degiskenleri cogaltmak kendi basina anlamli degildir, anlamli olan farkli degiskenlerin arasindaki bagintilari bulup onlari "bagimli degiskenler" haline getirmek ve arkalarindaki "tekil" degiskeni ve tekil sureci anlamaktir. Tekil surecin ne oldugunu anlamayan hizmet etmeyen, diger degiskenlerle baglantilari kurulamayan fazladan degiskenler gercekte olaylari aciklamaya degil aciklayamadigini gostermemeye yarayan gecici yama hipotezleridir. Bir marxist tutarli bicimde kapitalizmin gelisimini aciklayabilir, bir Weberci de tersinden aynisini tutarli bicimde yapabilir. Bu ikisi de "tekilci" cerceveler sunar. Burada "bence ikisi de dogru zaman zaman" ya da "tekil degiskenlere indirmemek lazim" denemez, hangisi ne zaman dogru, niye o zaman o dogru de digeri degil, hangi degisken ne zaman devreye giriyor o cok degiskenden gibi sorularin bir cevabi olmasi lazim. Bilimde butun hipotezler "sinirli" sayida varsayimdan hareketle "butun her seyi" aciklamak uzere ortaya atilirlar, ve ortaya o sinirli varsayimi yanlislayan ornekler ciktiginda hipotez "genel olarak" curur, ya da bazi varsayimlari degismeye zorlanir. Bu anlamda "butun her seyi aciklamaya kalkismayan" bir bilim yaklasimi olamaz, o sadece bir henuz hipoteze donusmemis bir gozlemler butununden ibarettir ve ancak ortadaki hipotezleri curutur, yeni bir bagintilar ailesi, yani "tekil" yaklasim sunmaz. Bir hipoteze donusebilmesi icin kendi gozlemlerinin hepsini birden dogrulayan bir baginti ailesine ihtiyac duyar. Kaldi ki pek yanlislayici ornege de rastlamadim tartismalarda verilen cevaplarda.

        Boyle bakinca "insan faktoru" isimli elle tutulamaz, gozle gorulemez diger butun "degisken" oldugu iddiasi fazla spekulatif gorunuyor. Boyle bir faktorun oldugunu iddia edenler, Insan faktoru nedir ve ne zaman devreye girer, nereye kadar dogal kaynak devrededir, nerede insan faktoru devreye girer gibi sorularin cevabini netlestirmiyorlar. Eger aralardaki bagintilari kurmaz ve degiskenlerin arkasindaki tekil cerceveyi cizemezseniz Ingiltere'yi komur, Almanya'yi Felsefi ustunlugu kalkindirdi, Osmanli saray harcamalarinin coklugu ve padisahlarin musrifliginden geri kaldi, Japonlar disiplinli bir millet olduklari icin cok calisti zengin oldu gibi cok degiskenli aciklamalar yapariz, sonra da "Eski Misir'daki piramitleri yapan teknolojiyi de uzaylilar vermisti" diye devam ederiz ve hic biri de "oha bu kadar da olmaz" denebilecek seyler degildir, temelde ayni derecede dogrudur. Osmanli Japonlar kadar caliskan niye olmadi, Japonya'da komur yok muydu, Neden Ingilizler musrif davranip komurden kazandiklarini bitirmemisler, ama osmanli bitirmis, felsefeyle cok ugrasan Almanlar neden geri kalmamis gibi binlerce ayri aciklama yapmak zorunda kaliriz. Cunku bunlari tekil bir surecin birbiriyle bagintili degiskenleri olarak aciklamis degilizdir, zaten bunlar aslinda surecle ilgili birer degisken degil dogru durust bir aciklama bulamadigimizda ortaya attigimiz birer "kulp"tur. Bu "kulplarin" coklugu da spekulasyona acik alani azaltir gibi gorunse de aslinda sadece gizler. Dolayisiyla insan faktorunun etkilerinden bahseden birisi bunun ne zaman, kalkinmayla ilgili surecin hangi aninda nasil devreye girdigini, ya da ulkeden ulkeye bu degisiyorsa hangi ulkelerde degistigini de aciklamak durumundadir. Bunun testi de basit, ne zaman bir cerceveden hareket etmek yerine aciklayamadiginiz ulkeyle ilgili "Demek ki bu sefer su degisken devreye girmis" gibi sonuctan gitmek zorunda kaliyorsaniz o zaman bahsettiginiz sey anlamli bir degisken degil bir "kulp"tur, yok sureci genel olarak tanimliyorsaniz ve ongoru yapmaya imkan veriyorsa sureciniz o zaman soylediginiz sey anlamlidir, ama ben bugune dek insan faktorunden bahseden hic kimsenin bu faktoru dogru durust ve dogal cevrel faktorlere oncesiz olarak tanimlayabildigini gormedim, bu konuyu insanlarla da cok tartistim, ama kimse bunu yapamadi. Yapan birisini bulup bir seyler ogrenmeyi ben de cok istiyorum.
        Bunun otesinde normalde iyi olduguna inandiginiz bir toplumsal ahlak sistemine sahip bir ulkenin sanayilesememesi de "insan faktoru" olgusunun kalkinmaya etkisi olmadiginin bir kanitidir, hadi diyelim bizim ahlak anlayisimiz yanlis, ama farkli dinlere ve ahlak anlayislarina mensup bir suru dunya halki ayni anda sanayilesemiyor, kaldi ki sanayilesenler Avrupa'da Hristiyandi, ve belki tarihin en koyu dini otoritesince yonetiliyordu. Demek ki "baska bir sey" degisti ve o baska sey bu otoriteyi bile ezip gecti. Iste bunlar insan faktorunun onemsizligini ve baska degiskenlere "tabi" oldugunu gosterir. Ve iste buna ragmen konu, insan faktoru gibi bir spekulatif degiskenin etkili olabilecegi iddiasina cekilince belirsizligin ve bilimdisiligin, keyfi onermelerin yolu da acilmis oluyor, cunku herkes bunun etkili oldugunu iddia ediyor, ama kimse bunun nasil etkili olduguna iliskin bir yol yordam soylemiyor, sonra da hemen yok, "Bati Muslumanligin ozunu aldi, biz seklinde kaldik" yok su, yok bu gibi elle tutulamaz, gozle gorulemez, cogu da sebeple sonucu birbirinden ayirt edemeyen insanlarca ortaya atilmis spekulasyonlar ortaligi kapliyor. Sanmayin ki "fikir ozgurlugu kalkinma getirdi, onu da mulkiyet hakki ve Magna Carta ortaya cikardi" gibi yaklasimlar bundan azade, onlar da protestanliga kalkindirici misyon yuklemek de bunun icinde. Insan faktorcu yanilgi batili jargonda ifade edilince de dogrulasmiyor. Demokrasinin ve ozgurlukculugun sadece bati kulturunde yeserebilecek olgular oldugu seklindeki "Avrupalilarin kulturu" merkezli gorus de bugun anlamli degildir.
        Burada yazildigi baglam itibariyle Osmanli devletinin sanayilesme sureci de bu sekilde yorumlanmalidir, "sanayilesmenin el kitabi" ya da "10 derste nasil sanayilesirsiniz" diye bir manuel yoktur, cunku bu bir manuelle asilabilecek bir sorun degildir, toplum soyle degil boyle olaydi bu sorun yasanmazdi diye bir sey yoktur. Sanayilesmesi mumkun bir cografyada dogmussunuzudur, ya da daha az mumkun ya da imkansiz bir cografyada dogmusunuzdur. Hepsi bu. Oncelikle bunun ayirdina varmazsaniz sanayilesmeyi de yanlis yerde ararsiniz.

Jeffrey Sachs'in bir sozuyle bagliyorum: "Africa's governance is poor because Africa is poor."</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba herkese</p>
<p>        Son gunlerde kimse yazmadi, ben de bu tartismaya cok onem verdigini bastan beri deklare eden birisi olarak bir kac son soz soylemek istedim. Benim buradaki amacim Osmanli geri kalisina Turkiye&#8217;de getirilen tuhaf ve alternatif aciklamalarin daha evrensel kriterlerle sinanabilecegini gostermekti, diger insanlari bilmiyorum, ama benim cabam buydu. Bundan da umudum, &#8220;Musluman oldugumuz icin geri kaldik, laikleselim; Musluman olamadigimiz icin geri kaldik, gercek Muslumanliga geri donelim.&#8221; cekismesinin ne kadar anlamsiz oldugunu, kalkinmanin, sanayilesmenin ve onun otesinde ilerlemenin bu degiskenle ne kadar ilintisiz oldugunu gostermekti. Bunda da buyuk olcude basarili oldugumu dusunuyorum acikcasi. </p>
<p>Fikirlerini okudugum bir cok insan oldu, konunun saatli maarif takvimi arkasi jargonla yapilan tarihsel aciklamalara yonelmesindense ispanya gibi orneklerden bahsedilmesi, deteminizm tartismasi ve Marx&#8217;tan hareketle ortaya atilan eski solcularin çok önemsediği ATÜT&#8217;ün konuya dahil edilmesi bence konunun doğru minvale girdiğinin ve iktisadi düzlemde tartışıldığının birer göstergesiydi. Bu duzlemde tartisilarak ortaya cikarilacak sonuclar su veya bu sekilde bizi daha dogruya goturecektir.</p>
<p>        Gene de bir kac konuya deginmek istiyorum. Son mesaj itibariyle bir epistemoloji tartismasina acilmis gibi konu, o bakimdan acik kalmasini istemiyorum. Ben dogal kaynaklar derken burada tekil ve sonuca etkide bulunan &#8220;herhangi&#8221; bir degiskenden bahsetmiyorum, bir modelden ve denklemin, surecin kendisinden bahsediyorum, bu bastan sona bir iktisat tarihi aciklamasi, bundan oturudur ki siyasal olgularin ve egemenliklerin nasil degistigine de aciklama getirebiliyor. Diger bir deyisle ben, siyasal olgular ve egemenlik tipleri, rejimler ve insan faktoru gibi &#8220;diger degiskenler&#8221; oldugu iddia edilen seyleri oylece birakmiyorum ve kendi bahsettigim degiskene &#8220;bagli degiskenler&#8221; olarak, dogal kaynaklarin birer fonksiyonu olarak tanimliyorum. Yani &#8220;farkli rejimler&#8221; diye bir seyin olmadigi, farkli rejimlerin zenginlikten kaynaklanan farkli iktisadi modellerle aciklanabilecegini soyledim. Ayni sekilde &#8220;farkli toplumlar&#8221; diye bir seyin de olmadigini, ortalamada butun toplumlarin ayni oldugunu, iktisadi motiflerle hareket eden yeterince insanin her toplumda bulundugunu ve onlar oldugu surece iktidar iliskilerinin de o dogrultuda sekillenecegini yazdim,. Diger bir deyisle benim yaptigim, degiskenlerden herhangi birine &#8220;dikkat cekmek&#8221; ve sonrasinda bu dikkat cekme isini fazla abartmak degil. Farkli sanilan diger degiskenlerin aslinda ayni tekil degiskenin, yani dogal kaynaklarin birer fonksiyonu oldugunu soylemek. Dolayisiyla burada bana bir indirgemecilik elestirisi getirilmeden once bu bagintilarla ilgili, onun oyle olmadigina dair bir aciklama getirilmesi gerekir. Sirf cogulculuk olsun diye bir cok baska degiskenden bahsetmek anlamli bir yaklasim degildir eger ortada bunu dogrulayan veri yoksa.</p>
<p>        Ki boyle bir veri de zaten olamaz. Cunku dogal kaynaklari tekil bir degisken olarak almayan birisinin bile kabul etmesi gereken sey bunun olculebilir ve analitiklestirilebilir bir cerceve sundugu. Yani mesela uygarliklarin hepsinin kuzey yarimkurede iliman kusakta, protein zengini tahillarin yetisip, en cok ise yarayan buyukbas hayvanlarin yasadigi bolgede ortaya ciktigi spekulatif bir bilgi degil. Somurgeciligin ve balikciligin denize kiyisi olan tarim ulkelerinde gelistigi, sanayi devriminin bu denize kiyisi olan ulkelerden demir ve komuru, dolayisiyla celigi olan ulkelerde gelistigi, petrolun ve enerjinin bu ulkelerde ihtiyac haline geldigi ve bundan oturu de bu ulkeler arasinda petrol savaslari ciktigi biliniyor, biz maalesef tarim asamasina bile gecemeden buradan koptuk, degil sanayi, denizcilik. Gunumuzde de en buyuk gerilimlerin gene petrol ve orta asya dogalgazi ile ilgili yasandigi bir dunyadayiz. Bu durum gelecege de yansitilabilir, nerede henuz kesfedilmemis petrol kaynaklari varsa orasi onem kazanacaktir, nerede tarimsal araziler henuz bakirse orasi onem kazanacaktir, nerede verimini kaybediyorsa onem de kaybedecektir, gibi gibi. Ya da bunlardan bunlarin tuketicisi olan bolgelere giden yollar uzerindeki ulkeler ve ulasim stratejik onem kazanacaktir, sadece jeopolitik konumlarindan oturu vs vs. Bunlar bakin hep olculebilir kiyaslanabilir olgulara dayaniyor, hangisinin nerede oldugu konusunda netlik oldugu andan itibaren bize basarili ve olculebilir, elle tutulabilir duzlemde bir cerceve sunuyor olaylari aciklamak icin, ve zaten dunyada da herkes dis politikasini, stratejik hesaplarini bunlar uzerine kuruyor, yani tekil bir degisken olmasi ongoru yapmaya imkan veren onermeler ortaya cikmasini engellemiyor, neyin olacagi veya neyin olmayacagi konusundaki spekulasyonu basarili bicimde daraltiyor. Bilimden beklenen amacin &#8220;degisken cogulculugu&#8221; degil de bu olmasi gerekir, degiskenleri cogaltmak kendi basina anlamli degildir, anlamli olan farkli degiskenlerin arasindaki bagintilari bulup onlari &#8220;bagimli degiskenler&#8221; haline getirmek ve arkalarindaki &#8220;tekil&#8221; degiskeni ve tekil sureci anlamaktir. Tekil surecin ne oldugunu anlamayan hizmet etmeyen, diger degiskenlerle baglantilari kurulamayan fazladan degiskenler gercekte olaylari aciklamaya degil aciklayamadigini gostermemeye yarayan gecici yama hipotezleridir. Bir marxist tutarli bicimde kapitalizmin gelisimini aciklayabilir, bir Weberci de tersinden aynisini tutarli bicimde yapabilir. Bu ikisi de &#8220;tekilci&#8221; cerceveler sunar. Burada &#8220;bence ikisi de dogru zaman zaman&#8221; ya da &#8220;tekil degiskenlere indirmemek lazim&#8221; denemez, hangisi ne zaman dogru, niye o zaman o dogru de digeri degil, hangi degisken ne zaman devreye giriyor o cok degiskenden gibi sorularin bir cevabi olmasi lazim. Bilimde butun hipotezler &#8220;sinirli&#8221; sayida varsayimdan hareketle &#8220;butun her seyi&#8221; aciklamak uzere ortaya atilirlar, ve ortaya o sinirli varsayimi yanlislayan ornekler ciktiginda hipotez &#8220;genel olarak&#8221; curur, ya da bazi varsayimlari degismeye zorlanir. Bu anlamda &#8220;butun her seyi aciklamaya kalkismayan&#8221; bir bilim yaklasimi olamaz, o sadece bir henuz hipoteze donusmemis bir gozlemler butununden ibarettir ve ancak ortadaki hipotezleri curutur, yeni bir bagintilar ailesi, yani &#8220;tekil&#8221; yaklasim sunmaz. Bir hipoteze donusebilmesi icin kendi gozlemlerinin hepsini birden dogrulayan bir baginti ailesine ihtiyac duyar. Kaldi ki pek yanlislayici ornege de rastlamadim tartismalarda verilen cevaplarda.</p>
<p>        Boyle bakinca &#8220;insan faktoru&#8221; isimli elle tutulamaz, gozle gorulemez diger butun &#8220;degisken&#8221; oldugu iddiasi fazla spekulatif gorunuyor. Boyle bir faktorun oldugunu iddia edenler, Insan faktoru nedir ve ne zaman devreye girer, nereye kadar dogal kaynak devrededir, nerede insan faktoru devreye girer gibi sorularin cevabini netlestirmiyorlar. Eger aralardaki bagintilari kurmaz ve degiskenlerin arkasindaki tekil cerceveyi cizemezseniz Ingiltere&#8217;yi komur, Almanya&#8217;yi Felsefi ustunlugu kalkindirdi, Osmanli saray harcamalarinin coklugu ve padisahlarin musrifliginden geri kaldi, Japonlar disiplinli bir millet olduklari icin cok calisti zengin oldu gibi cok degiskenli aciklamalar yapariz, sonra da &#8220;Eski Misir&#8217;daki piramitleri yapan teknolojiyi de uzaylilar vermisti&#8221; diye devam ederiz ve hic biri de &#8220;oha bu kadar da olmaz&#8221; denebilecek seyler degildir, temelde ayni derecede dogrudur. Osmanli Japonlar kadar caliskan niye olmadi, Japonya&#8217;da komur yok muydu, Neden Ingilizler musrif davranip komurden kazandiklarini bitirmemisler, ama osmanli bitirmis, felsefeyle cok ugrasan Almanlar neden geri kalmamis gibi binlerce ayri aciklama yapmak zorunda kaliriz. Cunku bunlari tekil bir surecin birbiriyle bagintili degiskenleri olarak aciklamis degilizdir, zaten bunlar aslinda surecle ilgili birer degisken degil dogru durust bir aciklama bulamadigimizda ortaya attigimiz birer &#8220;kulp&#8221;tur. Bu &#8220;kulplarin&#8221; coklugu da spekulasyona acik alani azaltir gibi gorunse de aslinda sadece gizler. Dolayisiyla insan faktorunun etkilerinden bahseden birisi bunun ne zaman, kalkinmayla ilgili surecin hangi aninda nasil devreye girdigini, ya da ulkeden ulkeye bu degisiyorsa hangi ulkelerde degistigini de aciklamak durumundadir. Bunun testi de basit, ne zaman bir cerceveden hareket etmek yerine aciklayamadiginiz ulkeyle ilgili &#8220;Demek ki bu sefer su degisken devreye girmis&#8221; gibi sonuctan gitmek zorunda kaliyorsaniz o zaman bahsettiginiz sey anlamli bir degisken degil bir &#8220;kulp&#8221;tur, yok sureci genel olarak tanimliyorsaniz ve ongoru yapmaya imkan veriyorsa sureciniz o zaman soylediginiz sey anlamlidir, ama ben bugune dek insan faktorunden bahseden hic kimsenin bu faktoru dogru durust ve dogal cevrel faktorlere oncesiz olarak tanimlayabildigini gormedim, bu konuyu insanlarla da cok tartistim, ama kimse bunu yapamadi. Yapan birisini bulup bir seyler ogrenmeyi ben de cok istiyorum.<br />
        Bunun otesinde normalde iyi olduguna inandiginiz bir toplumsal ahlak sistemine sahip bir ulkenin sanayilesememesi de &#8220;insan faktoru&#8221; olgusunun kalkinmaya etkisi olmadiginin bir kanitidir, hadi diyelim bizim ahlak anlayisimiz yanlis, ama farkli dinlere ve ahlak anlayislarina mensup bir suru dunya halki ayni anda sanayilesemiyor, kaldi ki sanayilesenler Avrupa&#8217;da Hristiyandi, ve belki tarihin en koyu dini otoritesince yonetiliyordu. Demek ki &#8220;baska bir sey&#8221; degisti ve o baska sey bu otoriteyi bile ezip gecti. Iste bunlar insan faktorunun onemsizligini ve baska degiskenlere &#8220;tabi&#8221; oldugunu gosterir. Ve iste buna ragmen konu, insan faktoru gibi bir spekulatif degiskenin etkili olabilecegi iddiasina cekilince belirsizligin ve bilimdisiligin, keyfi onermelerin yolu da acilmis oluyor, cunku herkes bunun etkili oldugunu iddia ediyor, ama kimse bunun nasil etkili olduguna iliskin bir yol yordam soylemiyor, sonra da hemen yok, &#8220;Bati Muslumanligin ozunu aldi, biz seklinde kaldik&#8221; yok su, yok bu gibi elle tutulamaz, gozle gorulemez, cogu da sebeple sonucu birbirinden ayirt edemeyen insanlarca ortaya atilmis spekulasyonlar ortaligi kapliyor. Sanmayin ki &#8220;fikir ozgurlugu kalkinma getirdi, onu da mulkiyet hakki ve Magna Carta ortaya cikardi&#8221; gibi yaklasimlar bundan azade, onlar da protestanliga kalkindirici misyon yuklemek de bunun icinde. Insan faktorcu yanilgi batili jargonda ifade edilince de dogrulasmiyor. Demokrasinin ve ozgurlukculugun sadece bati kulturunde yeserebilecek olgular oldugu seklindeki &#8220;Avrupalilarin kulturu&#8221; merkezli gorus de bugun anlamli degildir.<br />
        Burada yazildigi baglam itibariyle Osmanli devletinin sanayilesme sureci de bu sekilde yorumlanmalidir, &#8220;sanayilesmenin el kitabi&#8221; ya da &#8220;10 derste nasil sanayilesirsiniz&#8221; diye bir manuel yoktur, cunku bu bir manuelle asilabilecek bir sorun degildir, toplum soyle degil boyle olaydi bu sorun yasanmazdi diye bir sey yoktur. Sanayilesmesi mumkun bir cografyada dogmussunuzudur, ya da daha az mumkun ya da imkansiz bir cografyada dogmusunuzdur. Hepsi bu. Oncelikle bunun ayirdina varmazsaniz sanayilesmeyi de yanlis yerde ararsiniz.</p>
<p>Jeffrey Sachs&#8217;in bir sozuyle bagliyorum: &#8220;Africa&#8217;s governance is poor because Africa is poor.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Bizim Dünyamız : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-33238</link>
		<dc:creator>Bizim Dünyamız : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2009 20:33:37 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-33238</guid>
		<description>[...] ve dünyayı kan gölüne çevirmekten başka bir işe yaramamıştır. Yine daha önceki yazımızda belirttiğimiz üzere dünyada kapitalizm&#8217;e geçiş de çok ağır bedeller karşılığında [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] ve dünyayı kan gölüne çevirmekten başka bir işe yaramamıştır. Yine daha önceki yazımızda belirttiğimiz üzere dünyada kapitalizm&#8217;e geçiş de çok ağır bedeller karşılığında [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Tarik tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-33112</link>
		<dc:creator>Tarik</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2009 10:48:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-33112</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;bi ispanya konusu geçti, ispanya tabii iyi bi örnek, özellikle islam fetihlerinin hiç bir zaman dağlık balkanları ya da dağlık iberik yarımadasını ne kadar zorlasalar da geçemediklerini güzel anlatıyor.
ayrıca ispanyanın ileri gitmesi ve geri kalması da osmanlıyı hayli andırır. osmanlı’nın ganimet ekonomisine dayalı olması gibi onlar da açık deniz korsanlığı ve ticarete dayalı bir ekonomi yürütüyorlardı

ve aslında ispanyol ekonomisi bir fetih ekonomisiydi, bu getirdikleri altın evrensel anlamda değerli bir madendi ve bununla sadece tüketim yapabiliyorlardı, tüketimi de ingiltereden satın alarak yapabiliyorlardı, çünkü kendi başlarına üretim yapabilecek bir kaynakları yoktu. aynı şekilde amerikayı da ispanyollar keşfetti ve kesinlikle denizcilik açısından çok başarılıydılar, ama üretim çağı geldiğinde imparatorlukları ingiltere karşısında çöktü.&lt;/blockquote&gt;

İspanya-Portekiz konusunu özellikle vurguladım. Sizin tespitlerinizin konu itibariyle önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü Avrupa-Asya, Doğu-Batı, Hristiyanlık-İslam gibi büyük ikili karşıtlıkların şu halleriyle aslında fiktif, genel geçer yargılardan kaynaklandıklarına işaret ediyorlar.

&lt;blockquote&gt;bu konuları bir zihniyet ya da vizyon meselesi olarak kabul etmek mümkün değil. dünyada gelişmiş ya da geri kalmış toplumlar diye bir şey yok. gelişmiş ya da geri kalmış coğrafi bölgeler var&lt;/blockquote&gt;

Gelişmiş ya da geri kalmış coğrafi bölgeler de aynı şekilde. Herhangi bir problem yok.

&lt;blockquote&gt;ingiltere ispanya karsilastirmaniz da cok dogru bir bakis acisi, deniz egemenliginin onemli oldugu donemde ispanya ve portekiz dunyanin en buyuk devletleri arasinda, zaten amerika’yi da ispanyollar kesfediyor, guney amerikayi da vs. ama sanayilesme ile desteklenmeyince bir anda geriye dusuyorlar. keske sanayiyle destekleselerdi, niye gorememisler anlamiyorum, bunlar fabrika acsa, padisahlar da ordunun basinda sefere gitse meydan ingiltere’ye kalmazdi, hay allah, goruyo musunuz, iste vizyon farki. :)&lt;/blockquote&gt;

İspanya, Portekiz, İngiltere ve Hollanda ardı ardına kolonicilik dönemini başlatıyorlar, nüfus ihracı, hammadde transferi paralel ilerliyor  ama İspanyol ekonomisi bir "fetih", "ganimet" ekonomisi olarak üretime yönelmiyor. O aşamada kalıyor. Hollanda ve İngiltere; Latin Amerika, Endonezya ve Hindistan'da ilk plantasyon ekonomilerini kurarak, "ganimet ekonomisinden" üretime, talandan kar amacıyla kapitalist yatırıma geçiyorlar. Talandan beslenen ispanyol ekonomisi, manifaktür ihracıyla 18nci yüzyıl sonlarına doğru,  İngiltere ve Hollanda'ya bağımlı hale geliyor. Yüzyıl sonunda, hammadde alanlarının tükenmesiyle ekonomi çöküyor. Buradan itibaren başka bir dünya başlıyor ve Osmanlı gibi İspanya'nın da o dünyada büyükler arasında yeri yok. Evet, hristiyan-müslüman ayrımı olmadığı bariz. Ama İngiltere ve Hollanda'nın, İspanya'ya nazaran "koloni" (sömürge) kaynaklarını kullanma biçimleri arasında bir fark görünüyor. 

İlkinde kaynaklar, İspanyol ekonomisi içerisinde tüketime, diğeri "yatırıma" gidiyor. 

Aynı anda birden fazla düzlemi, her bir ülkenin kendi tekillliği içerisindeki faktörlerle ele almak gerektiğini düşünüyorum. Coğrafya birincil belirleyen ama tek başına bu denli "evrensel" bir soruya tek düzlemli, kesin ve tarihsiz bir yanıt bulmak bence imkansız. Epistemolojik olarak da olanaklı değil, çünkü "kesinlik" için başka düzlemlerdeki belirleyenleri görmezden gelmemiz gerekir. Örnekler çoğaldıkça, belirleyenlerin de çoğalması kaçınılmaz.

&lt;blockquote&gt;Yalniz Wittfogel’in “Asya’daki hidrolik despotizmin Bati Avrupa’ya kadar sokulmasi” tezi cok sacma geldi. Tabii kaynagindan okumak lazim. &lt;/blockquote&gt;

Küçük bir parantezle kapatıyorum: 

Wittfogel'in meselesi, Rusya ve Çin'in olabildiğince Marksist kavramlarla Komünist olmadığını ispat etmekti bence. O yüzden biraz fazla kestirimci yargıları var ve sonunda doğu bloğunun çökmesiyle artık bir siyasal karşılığı da olmadığı için cazibesini büyük ölçüde yitirdi. Ama 80'lerden 2000'lere kadar bizde de yürüyen sivil toplum tartışmaları içerisinde biryerde, sol jakobenizm eleştirisi için hala kullanışlı bence.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>bi ispanya konusu geçti, ispanya tabii iyi bi örnek, özellikle islam fetihlerinin hiç bir zaman dağlık balkanları ya da dağlık iberik yarımadasını ne kadar zorlasalar da geçemediklerini güzel anlatıyor.<br />
ayrıca ispanyanın ileri gitmesi ve geri kalması da osmanlıyı hayli andırır. osmanlı’nın ganimet ekonomisine dayalı olması gibi onlar da açık deniz korsanlığı ve ticarete dayalı bir ekonomi yürütüyorlardı</p>
<p>ve aslında ispanyol ekonomisi bir fetih ekonomisiydi, bu getirdikleri altın evrensel anlamda değerli bir madendi ve bununla sadece tüketim yapabiliyorlardı, tüketimi de ingiltereden satın alarak yapabiliyorlardı, çünkü kendi başlarına üretim yapabilecek bir kaynakları yoktu. aynı şekilde amerikayı da ispanyollar keşfetti ve kesinlikle denizcilik açısından çok başarılıydılar, ama üretim çağı geldiğinde imparatorlukları ingiltere karşısında çöktü.</p></blockquote>
<p>İspanya-Portekiz konusunu özellikle vurguladım. Sizin tespitlerinizin konu itibariyle önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü Avrupa-Asya, Doğu-Batı, Hristiyanlık-İslam gibi büyük ikili karşıtlıkların şu halleriyle aslında fiktif, genel geçer yargılardan kaynaklandıklarına işaret ediyorlar.</p>
<blockquote><p>bu konuları bir zihniyet ya da vizyon meselesi olarak kabul etmek mümkün değil. dünyada gelişmiş ya da geri kalmış toplumlar diye bir şey yok. gelişmiş ya da geri kalmış coğrafi bölgeler var</p></blockquote>
<p>Gelişmiş ya da geri kalmış coğrafi bölgeler de aynı şekilde. Herhangi bir problem yok.</p>
<blockquote><p>ingiltere ispanya karsilastirmaniz da cok dogru bir bakis acisi, deniz egemenliginin onemli oldugu donemde ispanya ve portekiz dunyanin en buyuk devletleri arasinda, zaten amerika’yi da ispanyollar kesfediyor, guney amerikayi da vs. ama sanayilesme ile desteklenmeyince bir anda geriye dusuyorlar. keske sanayiyle destekleselerdi, niye gorememisler anlamiyorum, bunlar fabrika acsa, padisahlar da ordunun basinda sefere gitse meydan ingiltere’ye kalmazdi, hay allah, goruyo musunuz, iste vizyon farki. <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p></blockquote>
<p>İspanya, Portekiz, İngiltere ve Hollanda ardı ardına kolonicilik dönemini başlatıyorlar, nüfus ihracı, hammadde transferi paralel ilerliyor  ama İspanyol ekonomisi bir &#8220;fetih&#8221;, &#8220;ganimet&#8221; ekonomisi olarak üretime yönelmiyor. O aşamada kalıyor. Hollanda ve İngiltere; Latin Amerika, Endonezya ve Hindistan&#8217;da ilk plantasyon ekonomilerini kurarak, &#8220;ganimet ekonomisinden&#8221; üretime, talandan kar amacıyla kapitalist yatırıma geçiyorlar. Talandan beslenen ispanyol ekonomisi, manifaktür ihracıyla 18nci yüzyıl sonlarına doğru,  İngiltere ve Hollanda&#8217;ya bağımlı hale geliyor. Yüzyıl sonunda, hammadde alanlarının tükenmesiyle ekonomi çöküyor. Buradan itibaren başka bir dünya başlıyor ve Osmanlı gibi İspanya&#8217;nın da o dünyada büyükler arasında yeri yok. Evet, hristiyan-müslüman ayrımı olmadığı bariz. Ama İngiltere ve Hollanda&#8217;nın, İspanya&#8217;ya nazaran &#8220;koloni&#8221; (sömürge) kaynaklarını kullanma biçimleri arasında bir fark görünüyor. </p>
<p>İlkinde kaynaklar, İspanyol ekonomisi içerisinde tüketime, diğeri &#8220;yatırıma&#8221; gidiyor. </p>
<p>Aynı anda birden fazla düzlemi, her bir ülkenin kendi tekillliği içerisindeki faktörlerle ele almak gerektiğini düşünüyorum. Coğrafya birincil belirleyen ama tek başına bu denli &#8220;evrensel&#8221; bir soruya tek düzlemli, kesin ve tarihsiz bir yanıt bulmak bence imkansız. Epistemolojik olarak da olanaklı değil, çünkü &#8220;kesinlik&#8221; için başka düzlemlerdeki belirleyenleri görmezden gelmemiz gerekir. Örnekler çoğaldıkça, belirleyenlerin de çoğalması kaçınılmaz.</p>
<blockquote><p>Yalniz Wittfogel’in “Asya’daki hidrolik despotizmin Bati Avrupa’ya kadar sokulmasi” tezi cok sacma geldi. Tabii kaynagindan okumak lazim. </p></blockquote>
<p>Küçük bir parantezle kapatıyorum: </p>
<p>Wittfogel&#8217;in meselesi, Rusya ve Çin&#8217;in olabildiğince Marksist kavramlarla Komünist olmadığını ispat etmekti bence. O yüzden biraz fazla kestirimci yargıları var ve sonunda doğu bloğunun çökmesiyle artık bir siyasal karşılığı da olmadığı için cazibesini büyük ölçüde yitirdi. Ama 80&#8242;lerden 2000&#8242;lere kadar bizde de yürüyen sivil toplum tartışmaları içerisinde biryerde, sol jakobenizm eleştirisi için hala kullanışlı bence.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>fatih y. abbas tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-33095</link>
		<dc:creator>fatih y. abbas</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2009 04:51:11 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-33095</guid>
		<description>"hazir devlet guvencesi varken, sen manyak misin,sonra  cok pisman olursun" vb vb bir suru uyari ve nasihat aldim son aylarda.  
 
devlet memuriyetinden, askerlik gorevinden  istifa edip, ticaretle veya baska bir serbest meslekle ugrasan, o kadar cok sayida insan var ki. 

sbf, odtu, itu mezunu olmak, harb okulu okumak, ilanihaye, memur olarak calismaya, devlet imkanlariyla hizmet uretmeye mecburiyet mi var? oyle yada boyle tahsil yaptik diye, illa o alanda memur olmak, bir doga yasasi midir, ilahi emir midir, ahlaki yasa midir? 
 
memurluktan baska "topluma hizmet" ve "gecim ve kazanc" yolu yok mu?

ustelik de kendi paramla ticari is ve hizmet  yapip, kendi calismamla hizmet verip gecimimi temin etmek istersem neresi kotu? 

Iyi ve duzgun is yapmak, yeni ve guzel faydali seyler satip,insanlardan tesekkur almanin tek ve yegane yolu devlet kapisi mi olmali? ... 

Memur olmadan, ticaretle ugrasmak, cok mu illegal ve gayri mesru bir ugrasidir? 
 
Bu isleri hep memrular ve siyasetciler yapmak zorunda midir? 
 
(*)cok isim sayabilirim.  2007 yilinda, bizim donem veya bir oncesi donem arkadaslardan,   vali yardimcisi   mesut yilmaz da memuriyetten istifa etmisti. simdi ticaretle mesgul oldugunu, duyuyoruz. cok sayida ornegi var.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;hazir devlet guvencesi varken, sen manyak misin,sonra  cok pisman olursun&#8221; vb vb bir suru uyari ve nasihat aldim son aylarda.  </p>
<p>devlet memuriyetinden, askerlik gorevinden  istifa edip, ticaretle veya baska bir serbest meslekle ugrasan, o kadar cok sayida insan var ki. </p>
<p>sbf, odtu, itu mezunu olmak, harb okulu okumak, ilanihaye, memur olarak calismaya, devlet imkanlariyla hizmet uretmeye mecburiyet mi var? oyle yada boyle tahsil yaptik diye, illa o alanda memur olmak, bir doga yasasi midir, ilahi emir midir, ahlaki yasa midir? </p>
<p>memurluktan baska &#8220;topluma hizmet&#8221; ve &#8220;gecim ve kazanc&#8221; yolu yok mu?</p>
<p>ustelik de kendi paramla ticari is ve hizmet  yapip, kendi calismamla hizmet verip gecimimi temin etmek istersem neresi kotu? </p>
<p>Iyi ve duzgun is yapmak, yeni ve guzel faydali seyler satip,insanlardan tesekkur almanin tek ve yegane yolu devlet kapisi mi olmali? &#8230; </p>
<p>Memur olmadan, ticaretle ugrasmak, cok mu illegal ve gayri mesru bir ugrasidir? </p>
<p>Bu isleri hep memrular ve siyasetciler yapmak zorunda midir? </p>
<p>(*)cok isim sayabilirim.  2007 yilinda, bizim donem veya bir oncesi donem arkadaslardan,   vali yardimcisi   mesut yilmaz da memuriyetten istifa etmisti. simdi ticaretle mesgul oldugunu, duyuyoruz. cok sayida ornegi var.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Onur Cobanoglu tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-33092</link>
		<dc:creator>Onur Cobanoglu</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2009 03:45:45 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-33092</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Şu amca: 

http://www.marxists.org/archive/mattick-paul/1958/04/wittfogel.htm&lt;/blockquote&gt;

Tesekkurler Tarik bey,

Hidrolik toplumlar ve hidrolik despotizm kavramlarina asinaydim ama, kaynagini bilmiyordum tabii. Ogrendigim iyi oldu. Yalniz Wittfogel'in "Asya'daki hidrolik despotizmin Bati Avrupa'ya kadar sokulmasi" tezi cok sacma geldi. Tabii kaynagindan okumak lazim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Şu amca: </p>
<p><a href="http://www.marxists.org/archive/mattick-paul/1958/04/wittfogel.htm" rel="nofollow">http://www.marxists.org/archive/mattick-paul/1958/04/wittfogel.htm</a></p></blockquote>
<p>Tesekkurler Tarik bey,</p>
<p>Hidrolik toplumlar ve hidrolik despotizm kavramlarina asinaydim ama, kaynagini bilmiyordum tabii. Ogrendigim iyi oldu. Yalniz Wittfogel&#8217;in &#8220;Asya&#8217;daki hidrolik despotizmin Bati Avrupa&#8217;ya kadar sokulmasi&#8221; tezi cok sacma geldi. Tabii kaynagindan okumak lazim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>alper ecer tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-33091</link>
		<dc:creator>alper ecer</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2009 00:51:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-33091</guid>
		<description>benim esin kaynağım marxizm değil, onu baştan söyleyeyim, marx'ın yaptığı bir iktisat tarihi denemesiydi, dolayısıyla o da aynı dilden konuşuyor, ama söylenenler farklı.

bi ispanya konusu geçti, ispanya tabii iyi bi örnek, özellikle islam fetihlerinin hiç bir zaman dağlık balkanları ya da dağlık iberik yarımadasını ne kadar zorlasalar da geçemediklerini güzel anlatıyor.
ayrıca ispanyanın ileri gitmesi ve geri kalması da osmanlıyı hayli andırır. osmanlı'nın ganimet ekonomisine dayalı olması gibi onlar da açık deniz korsanlığı ve ticarete dayalı bir ekonomi yürütüyorlardı ve denizlerin en önemli kaynak olduğu devirde dünyanın ilk denizaşırı imparatorluğunu kurmuşlardı. mesela gidip atlas okyanusunun öteki kıyısında, pizarro isimli birinin öncülüğündeki 168 kişilik çapulcudan bozma bir ispanyol asker güruhu 80 bin kişilik inka ordusuna saldırıyordu, kendilerinin burnu bile kanamadan 7 bin inka askerini kılıçlarla buğday biçer gibi doğrarlarken geri kalan inkalar kaçışıyor ve biraz sonra milyonlarca güney amerikalının tanrı imparatoru atahualpa halkının önünde çocuk gibi esir düşüyordu. ya da cortez meksika'da koca bir aztek medeniyetini az sayıdaki adamla talan ediyordu. o ülkeler katolik olup ispanyolca öğrenirken bu kişiler böyle fetihlerle tonlarca altına el koyup götürüyorlardı ve döndüklerinde de bunu tanrı'nın onların iyi hristiyanlığına bir karşılığı ve hükümdarlarının vizyonu olarak anlattıkları kitaplar yazıyorlardı. oysa sadece silah teknolojileri üstündü.
ve aslında ispanyol ekonomisi bir fetih ekonomisiydi, bu getirdikleri altın evrensel anlamda değerli bir madendi ve bununla sadece tüketim yapabiliyorlardı, tüketimi de ingiltereden satın alarak yapabiliyorlardı, çünkü kendi başlarına üretim yapabilecek bir kaynakları yoktu. aynı şekilde amerikayı da ispanyollar keşfetti ve kesinlikle denizcilik açısından çok başarılıydılar, ama üretim çağı geldiğinde imparatorlukları ingiltere karşısında çöktü.

bu konuları bir zihniyet ya da vizyon meselesi olarak kabul etmek mümkün değil. dünyada gelişmiş ya da geri kalmış toplumlar diye bir şey yok. gelişmiş ya da geri kalmış coğrafi bölgeler var. abd ile kanada benzer gelişmişlikte, avrupa ülkeleri birsürü toplumdan oluşmalarına rağmen birine benzer gelişmişlikte, ortadoğu iran türk, kürt ve arap olan bir sürü topluma rağmen birbirine benzer gelişmişlikte. yani ben soruyorum neden toplumsal faktörler bu kadar etkiliyse "ortadoğu"'da mesela diğerlerine kat kat fark atan mesela bir "suriye" yok. neden suriye 45 bin dolar gelir seviyesinde, öteki 2 bin, daha öteki 17 bin değil de hepsi yaklaşık aynı, neden geçişler hep yumuşak ve ülke sınırlarında bıçak gibi kesilmiyor, yükselip alçalmıyor, hep yumuşak yükselip yumuşak alçalıyor, mesela neden türkiyeden itibaren batıya doğru gidildikçe gittiğiniz ölçüde düzenli olarak gelir düzeyi yükseliyor? birbirine yakın coğrafi bölgelere birbirine yakın yöneticiler ya da toplumsal zihniyetler mi veriyor Allah? mesela ermenistan doğulu bir hristiyan toplumu, peki neden bunca kültür farkına rağmen diğer ortadoğu toplumlarından ileri veya geri değil, neden aynı bantta. neden iranlılar köken olarak hint avrupa ırkıyken, yani hem dil hem de ırk olarak avrupa ile akrabayken bizimle ve diğer ortadoğu ülkeleriyle aynı banttalar?
neden antartika'da medeniyet kurulmamış? neden afrika'da kurulmamış? neden dünyanın bütün ama bütün büyük medeniyetleri ve ilk sanayileşen bölgeleri kuzey yarımkürede ılıman kuşakta? 

http://en.wikipedia.org/wiki/File:World_map_temperate.svg

çünkü asıl belirleyici faktör her zaman coğrafya. daha önceki mesajımda yazdığım gibi yönetim modellerini de zaten coğrafya belirliyor.

onur bey, magna carta ile ilgili olarak o dönemki ingiltere'de zenginlik/nüfus oranının dünyadaki en ileri seviyede olup olmadığını sormuşsunuz. böyle bir rakamdan bahsetmedim, ama belki de öyledir bilmiyorum. şunu demek istiyorum, eğer iki taraf karşılıklı kapışıyorsa ve bir güçler dengesiyle bir zorunlu noktaya varılıyorsa orada "evropanın zihniyeti farklı mirim" mantığı doğru olamaz değil mi, çünkü ortada iki farklı yönetim anlayışı var ki çatışıyorlar, öyle toplumsal ve homojen bir "zihinsel üstyapı" yok yani. ve görülüyor ki çıkarlarının arkasında adamlarıyla durabilecek, kralı masaya oturtabilecek güçlü derebeyler var ülkenin bir sürü yerinde, ve bunlar sadece ve sadece kendi çıkarları için, en ufak bir toplumsal kaygı gözetmeksizin, ve en ufak bir bu ülke böyle yönetilmeli düşüncesine kapılmaksızın, sırf kendileri için belirli haklar, özerk iktidar alanları ve vergi indirimleri istiyorlar. kralın, yani merkezi yönetimin çıkarıysa daha farklı, o hakları tanımamak, o vergileri de arttırabilirse daha da arttırmak. ama iki taraf toslaşıyor ve kral tırsarak magna carta'yı imzalıyor. bu anlaşmayı mesela anayasal demokrasinin ilk işareti olarak gösterirler, doğrudur bir yerde de öyle olduğu. ama sonra gitgide bu laf yön değiştirmeye başlar, burada da mesela serkan çekiç'te örneğini gördüğümüz gibi özgür düşünceye imkan verdiler de o sayede kalkındılar noktasına gelir. çünkü özgür düşünce ve bireylere özerk alanlar bırakılması da birer anayasal haktır ya sonuçta, işte o kontenjandan sanki bir ulvi avrupalılık ruhu var ve o ruh özgür düşünceyi bilimi, insan haklarını garanti etmek gibi bir ulvi amaç peşinde, insanlara bu tanınıyor da kahraman mıucitler de öyle öyle buhar makinesini icad ediyor falan. avrupa özgür düşünceyle kalkınıyor, doğulu barbar toplumlar ataerkil oldukları için geri kalıyor. 

(ataerkillik bile çeliğin, sanayi devriminin,manüfaktürün ve nihayet şehirleşmenin sonucunda kalkmıştır ortadan. ne zaman sanayi devrimi oluyor ve eski durağan köy toplumu yerini şehir toplumuna bırakıyor, o zaman insanlar başka insanlarla ettikleri rekabet sebebiyle önce çekirdek ve masrafsız aileye geçiyorlar, sonra gelirleri arttırmak için kadınların da çalışması gündeme geliyor ve (çünkü modern toplumun sonucu ortaya çıkan "ev kadını" tiplemesi de iktisadi açıdan kocaya bir yüktür sadece) kadınlar da çalışmaya başlıyor ve buradan itibaren de ataerkillik sekteye uğruyor. sanayi devrimi olmasa, herkes köyünde olsa ataerkil yapıda bir değişme olur muydu? tabii ki olmazdı, şu an bile köye gitseniz bir değişiklik yoktur. işte doğal kaynaklar sosyolojik yapı üzerinde bu derece etkilidir.)

yani avrupa'nın farklı zihniyetiyle özgür düşüncenin yolunu açması falan, bunlar hep mitoloji, yok böyle bir şey, bunu demek istiyorum. niye dün değil de bugün özgür düşünceye kapılarını açmadılar, nedir sebep? ben kendi açımdan tarihsel işaret fişeğini basitçe defalarca nüfus olrak anlattım, nüfus bir seviyeye gelince kalkınma başlıyor, eğer doğal kaynak varsa başlıyor, yoksa yerinde kalıyor dedim. nedir, özgür düşünce ortamı sağlamak için kim niye beklemiş, bir açıklaması var mı? madem iş zihniyette, niye beklenmiş?
 orada ellerindeki güçle krala boyun eğdirebilen bir grup insan var ve onların öyle olabilmesi o hakların tanınması için yeterli. zihniyet işi değil bu. sorunuzun cevabını da vereyim, ingiltere'nin zenginlik/nüfus oranının dünyanın en yüksek ülkesi olması gerekmiyor bunun için. sadece zenginlik/nüfus oranının kendi krallarının gücüne oranının en yüksek olduğu ülke olması yeterli. :)

bir de baştan beri söylüyorum, her toplumda her tür zihniyetten insan vardır, bunlar arasında iktisadi açıdan daha anlamlı olanı söyleyen birisi varsa onun toplum içi iktidarı ele geçirmesi çok kolaydır. dünya tarihi de bunun örnekleri olan devrimlerle doludur. dolayısıyla kullanılabilecek bir kaynak varsa, bunun zihniyetten ötürü kullanılamaması da atıl kalması diye bir şey olamaz. 5 kişi birlikte bir yere gidiyorsunuz, bir taneniz yaşça büyük ve yarım adım önde yürüyor diyelim. ama az ilerde yerde bir altın gördünüz, hemen koşar alırsınız, ya da başka biri koşar alır, altın varsa o saygıyı kimse devam ettirmez. eğer yerde bir altın sandığı görseniz bu adam "bırakalım, bize ne, bunu mu taşıyacağız" dese onu dinler misiniz? hayır, dinlemez ve onu liderlikten atmış olursunuz, zihniyet değişir yani ve altını sizinle birlikte olanlarla sırtlanırsınız. toplumlarda da bu böyledir, iktisadi çıkar varsa, iktidar da zihniyet de gerektiği şekilde çok kolayca değişir. ama yoksa o zaman kim güçlüyse ona tabi olmak zorunda kalırsınız.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>benim esin kaynağım marxizm değil, onu baştan söyleyeyim, marx&#8217;ın yaptığı bir iktisat tarihi denemesiydi, dolayısıyla o da aynı dilden konuşuyor, ama söylenenler farklı.</p>
<p>bi ispanya konusu geçti, ispanya tabii iyi bi örnek, özellikle islam fetihlerinin hiç bir zaman dağlık balkanları ya da dağlık iberik yarımadasını ne kadar zorlasalar da geçemediklerini güzel anlatıyor.<br />
ayrıca ispanyanın ileri gitmesi ve geri kalması da osmanlıyı hayli andırır. osmanlı&#8217;nın ganimet ekonomisine dayalı olması gibi onlar da açık deniz korsanlığı ve ticarete dayalı bir ekonomi yürütüyorlardı ve denizlerin en önemli kaynak olduğu devirde dünyanın ilk denizaşırı imparatorluğunu kurmuşlardı. mesela gidip atlas okyanusunun öteki kıyısında, pizarro isimli birinin öncülüğündeki 168 kişilik çapulcudan bozma bir ispanyol asker güruhu 80 bin kişilik inka ordusuna saldırıyordu, kendilerinin burnu bile kanamadan 7 bin inka askerini kılıçlarla buğday biçer gibi doğrarlarken geri kalan inkalar kaçışıyor ve biraz sonra milyonlarca güney amerikalının tanrı imparatoru atahualpa halkının önünde çocuk gibi esir düşüyordu. ya da cortez meksika&#8217;da koca bir aztek medeniyetini az sayıdaki adamla talan ediyordu. o ülkeler katolik olup ispanyolca öğrenirken bu kişiler böyle fetihlerle tonlarca altına el koyup götürüyorlardı ve döndüklerinde de bunu tanrı&#8217;nın onların iyi hristiyanlığına bir karşılığı ve hükümdarlarının vizyonu olarak anlattıkları kitaplar yazıyorlardı. oysa sadece silah teknolojileri üstündü.<br />
ve aslında ispanyol ekonomisi bir fetih ekonomisiydi, bu getirdikleri altın evrensel anlamda değerli bir madendi ve bununla sadece tüketim yapabiliyorlardı, tüketimi de ingiltereden satın alarak yapabiliyorlardı, çünkü kendi başlarına üretim yapabilecek bir kaynakları yoktu. aynı şekilde amerikayı da ispanyollar keşfetti ve kesinlikle denizcilik açısından çok başarılıydılar, ama üretim çağı geldiğinde imparatorlukları ingiltere karşısında çöktü.</p>
<p>bu konuları bir zihniyet ya da vizyon meselesi olarak kabul etmek mümkün değil. dünyada gelişmiş ya da geri kalmış toplumlar diye bir şey yok. gelişmiş ya da geri kalmış coğrafi bölgeler var. abd ile kanada benzer gelişmişlikte, avrupa ülkeleri birsürü toplumdan oluşmalarına rağmen birine benzer gelişmişlikte, ortadoğu iran türk, kürt ve arap olan bir sürü topluma rağmen birbirine benzer gelişmişlikte. yani ben soruyorum neden toplumsal faktörler bu kadar etkiliyse &#8220;ortadoğu&#8221;&#8216;da mesela diğerlerine kat kat fark atan mesela bir &#8220;suriye&#8221; yok. neden suriye 45 bin dolar gelir seviyesinde, öteki 2 bin, daha öteki 17 bin değil de hepsi yaklaşık aynı, neden geçişler hep yumuşak ve ülke sınırlarında bıçak gibi kesilmiyor, yükselip alçalmıyor, hep yumuşak yükselip yumuşak alçalıyor, mesela neden türkiyeden itibaren batıya doğru gidildikçe gittiğiniz ölçüde düzenli olarak gelir düzeyi yükseliyor? birbirine yakın coğrafi bölgelere birbirine yakın yöneticiler ya da toplumsal zihniyetler mi veriyor Allah? mesela ermenistan doğulu bir hristiyan toplumu, peki neden bunca kültür farkına rağmen diğer ortadoğu toplumlarından ileri veya geri değil, neden aynı bantta. neden iranlılar köken olarak hint avrupa ırkıyken, yani hem dil hem de ırk olarak avrupa ile akrabayken bizimle ve diğer ortadoğu ülkeleriyle aynı banttalar?<br />
neden antartika&#8217;da medeniyet kurulmamış? neden afrika&#8217;da kurulmamış? neden dünyanın bütün ama bütün büyük medeniyetleri ve ilk sanayileşen bölgeleri kuzey yarımkürede ılıman kuşakta? </p>
<p><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/File:World_map_temperate.svg" rel="nofollow">http://en.wikipedia.org/wiki/File:World_map_temperate.svg</a></p>
<p>çünkü asıl belirleyici faktör her zaman coğrafya. daha önceki mesajımda yazdığım gibi yönetim modellerini de zaten coğrafya belirliyor.</p>
<p>onur bey, magna carta ile ilgili olarak o dönemki ingiltere&#8217;de zenginlik/nüfus oranının dünyadaki en ileri seviyede olup olmadığını sormuşsunuz. böyle bir rakamdan bahsetmedim, ama belki de öyledir bilmiyorum. şunu demek istiyorum, eğer iki taraf karşılıklı kapışıyorsa ve bir güçler dengesiyle bir zorunlu noktaya varılıyorsa orada &#8220;evropanın zihniyeti farklı mirim&#8221; mantığı doğru olamaz değil mi, çünkü ortada iki farklı yönetim anlayışı var ki çatışıyorlar, öyle toplumsal ve homojen bir &#8220;zihinsel üstyapı&#8221; yok yani. ve görülüyor ki çıkarlarının arkasında adamlarıyla durabilecek, kralı masaya oturtabilecek güçlü derebeyler var ülkenin bir sürü yerinde, ve bunlar sadece ve sadece kendi çıkarları için, en ufak bir toplumsal kaygı gözetmeksizin, ve en ufak bir bu ülke böyle yönetilmeli düşüncesine kapılmaksızın, sırf kendileri için belirli haklar, özerk iktidar alanları ve vergi indirimleri istiyorlar. kralın, yani merkezi yönetimin çıkarıysa daha farklı, o hakları tanımamak, o vergileri de arttırabilirse daha da arttırmak. ama iki taraf toslaşıyor ve kral tırsarak magna carta&#8217;yı imzalıyor. bu anlaşmayı mesela anayasal demokrasinin ilk işareti olarak gösterirler, doğrudur bir yerde de öyle olduğu. ama sonra gitgide bu laf yön değiştirmeye başlar, burada da mesela serkan çekiç&#8217;te örneğini gördüğümüz gibi özgür düşünceye imkan verdiler de o sayede kalkındılar noktasına gelir. çünkü özgür düşünce ve bireylere özerk alanlar bırakılması da birer anayasal haktır ya sonuçta, işte o kontenjandan sanki bir ulvi avrupalılık ruhu var ve o ruh özgür düşünceyi bilimi, insan haklarını garanti etmek gibi bir ulvi amaç peşinde, insanlara bu tanınıyor da kahraman mıucitler de öyle öyle buhar makinesini icad ediyor falan. avrupa özgür düşünceyle kalkınıyor, doğulu barbar toplumlar ataerkil oldukları için geri kalıyor. </p>
<p>(ataerkillik bile çeliğin, sanayi devriminin,manüfaktürün ve nihayet şehirleşmenin sonucunda kalkmıştır ortadan. ne zaman sanayi devrimi oluyor ve eski durağan köy toplumu yerini şehir toplumuna bırakıyor, o zaman insanlar başka insanlarla ettikleri rekabet sebebiyle önce çekirdek ve masrafsız aileye geçiyorlar, sonra gelirleri arttırmak için kadınların da çalışması gündeme geliyor ve (çünkü modern toplumun sonucu ortaya çıkan &#8220;ev kadını&#8221; tiplemesi de iktisadi açıdan kocaya bir yüktür sadece) kadınlar da çalışmaya başlıyor ve buradan itibaren de ataerkillik sekteye uğruyor. sanayi devrimi olmasa, herkes köyünde olsa ataerkil yapıda bir değişme olur muydu? tabii ki olmazdı, şu an bile köye gitseniz bir değişiklik yoktur. işte doğal kaynaklar sosyolojik yapı üzerinde bu derece etkilidir.)</p>
<p>yani avrupa&#8217;nın farklı zihniyetiyle özgür düşüncenin yolunu açması falan, bunlar hep mitoloji, yok böyle bir şey, bunu demek istiyorum. niye dün değil de bugün özgür düşünceye kapılarını açmadılar, nedir sebep? ben kendi açımdan tarihsel işaret fişeğini basitçe defalarca nüfus olrak anlattım, nüfus bir seviyeye gelince kalkınma başlıyor, eğer doğal kaynak varsa başlıyor, yoksa yerinde kalıyor dedim. nedir, özgür düşünce ortamı sağlamak için kim niye beklemiş, bir açıklaması var mı? madem iş zihniyette, niye beklenmiş?<br />
 orada ellerindeki güçle krala boyun eğdirebilen bir grup insan var ve onların öyle olabilmesi o hakların tanınması için yeterli. zihniyet işi değil bu. sorunuzun cevabını da vereyim, ingiltere&#8217;nin zenginlik/nüfus oranının dünyanın en yüksek ülkesi olması gerekmiyor bunun için. sadece zenginlik/nüfus oranının kendi krallarının gücüne oranının en yüksek olduğu ülke olması yeterli. <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>bir de baştan beri söylüyorum, her toplumda her tür zihniyetten insan vardır, bunlar arasında iktisadi açıdan daha anlamlı olanı söyleyen birisi varsa onun toplum içi iktidarı ele geçirmesi çok kolaydır. dünya tarihi de bunun örnekleri olan devrimlerle doludur. dolayısıyla kullanılabilecek bir kaynak varsa, bunun zihniyetten ötürü kullanılamaması da atıl kalması diye bir şey olamaz. 5 kişi birlikte bir yere gidiyorsunuz, bir taneniz yaşça büyük ve yarım adım önde yürüyor diyelim. ama az ilerde yerde bir altın gördünüz, hemen koşar alırsınız, ya da başka biri koşar alır, altın varsa o saygıyı kimse devam ettirmez. eğer yerde bir altın sandığı görseniz bu adam &#8220;bırakalım, bize ne, bunu mu taşıyacağız&#8221; dese onu dinler misiniz? hayır, dinlemez ve onu liderlikten atmış olursunuz, zihniyet değişir yani ve altını sizinle birlikte olanlarla sırtlanırsınız. toplumlarda da bu böyledir, iktisadi çıkar varsa, iktidar da zihniyet de gerektiği şekilde çok kolayca değişir. ama yoksa o zaman kim güçlüyse ona tabi olmak zorunda kalırsınız.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Tarik tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-33081</link>
		<dc:creator>Tarik</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2009 20:53:57 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-33081</guid>
		<description>Şu amca: 

http://www.marxists.org/archive/mattick-paul/1958/04/wittfogel.htm</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Şu amca: </p>
<p><a href="http://www.marxists.org/archive/mattick-paul/1958/04/wittfogel.htm" rel="nofollow">http://www.marxists.org/archive/mattick-paul/1958/04/wittfogel.htm</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Tarik tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/#comment-33079</link>
		<dc:creator>Tarik</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2009 20:46:38 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=5065#comment-33079</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Cin ve Hindistan (en azindan belli yerleri) tarimsal acidan dunyanin en zengin yerlerinden ikisidir (topragin ve iklimin potansiyeli acisindan). &lt;/blockquote&gt;

Onur bey,

Karl Witfogel'in Hidrolik Toplumlar diye bir tezi vardı. Marx'ın Atüt'ünü Sovyetler Birliği'ni açıklamakta kullanıyordu. Bizdeki sivil toplumculuk tartışmalarında bir dönem kullanılmış 80 öncesi. 

Tez bu ülkelerde, tarımda sulama için devlet aygıtının kırsal toplulukların
büyük sulama projeleriyle desteklemesi gerekliliği üzerine. Oryantal despotizm dediği siyasal durumun kökenini böyle bir ihtiyaçtan hareketle açıklıyordu.

Sivil toplumun gelişmemesi, toprakta mülkiyet hakkının yokluğu, devlet bürokrasisinin toplum üzerindeki ağırlığı, ve benzeri faktörleri açıklamakta kullanılır böyle bir coğrafi determinizm. 

Çin ve Hindistan gerçekten öyle midir bilmiyorum ama böyle tartışan isimler de var yani..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Cin ve Hindistan (en azindan belli yerleri) tarimsal acidan dunyanin en zengin yerlerinden ikisidir (topragin ve iklimin potansiyeli acisindan). </p></blockquote>
<p>Onur bey,</p>
<p>Karl Witfogel&#8217;in Hidrolik Toplumlar diye bir tezi vardı. Marx&#8217;ın Atüt&#8217;ünü Sovyetler Birliği&#8217;ni açıklamakta kullanıyordu. Bizdeki sivil toplumculuk tartışmalarında bir dönem kullanılmış 80 öncesi. </p>
<p>Tez bu ülkelerde, tarımda sulama için devlet aygıtının kırsal toplulukların<br />
büyük sulama projeleriyle desteklemesi gerekliliği üzerine. Oryantal despotizm dediği siyasal durumun kökenini böyle bir ihtiyaçtan hareketle açıklıyordu.</p>
<p>Sivil toplumun gelişmemesi, toprakta mülkiyet hakkının yokluğu, devlet bürokrasisinin toplum üzerindeki ağırlığı, ve benzeri faktörleri açıklamakta kullanılır böyle bir coğrafi determinizm. </p>
<p>Çin ve Hindistan gerçekten öyle midir bilmiyorum ama böyle tartışan isimler de var yani..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

