<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Qatsi Üçlemesi&#8217;nden İnsanlığa Tutulan Ayna yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2009/05/09/qatsi-uclemesinden-insanliga-tutulan-ayna/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/09/qatsi-uclemesinden-insanliga-tutulan-ayna/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Thu, 24 May 2012 05:17:06 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Ayıp sanat olur mu? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/09/qatsi-uclemesinden-insanliga-tutulan-ayna/#comment-36461</link>
		<dc:creator>Ayıp sanat olur mu? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2009 08:28:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4680#comment-36461</guid>
		<description>[...] Qatsi Üçlemesi’nden İnsanlığa Tutulan Ayna  [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Qatsi Üçlemesi’nden İnsanlığa Tutulan Ayna  [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>sevim tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/09/qatsi-uclemesinden-insanliga-tutulan-ayna/#comment-31156</link>
		<dc:creator>sevim</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2009 11:07:45 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4680#comment-31156</guid>
		<description>İnsanlığa tutulan aynalar güzel de galiba aynaya bakmaya pek gönüllü değiliz.Kaçıyoruz aynalardan her nedense.Önümüze konulan abur cuburları iştahla tüketirken ayna mayna pek gelmiyor aklımıza.Velhasıl kendimizden kaçarken özgürlüğümüzden de kaçıyoruz.

Elinize sağlık Enver bey içinde boğulduğumuz çılgın dünyaya bir ayna da siz tuttuğunuz için.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığa tutulan aynalar güzel de galiba aynaya bakmaya pek gönüllü değiliz.Kaçıyoruz aynalardan her nedense.Önümüze konulan abur cuburları iştahla tüketirken ayna mayna pek gelmiyor aklımıza.Velhasıl kendimizden kaçarken özgürlüğümüzden de kaçıyoruz.</p>
<p>Elinize sağlık Enver bey içinde boğulduğumuz çılgın dünyaya bir ayna da siz tuttuğunuz için.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Aziz Yılmaz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/09/qatsi-uclemesinden-insanliga-tutulan-ayna/#comment-31154</link>
		<dc:creator>Aziz Yılmaz</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2009 10:53:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4680#comment-31154</guid>
		<description>Teşekkürler Enver bey bana ayırdığınız zaman ve ek bilgiler için.Üçlemeyi yeniden izleme şansım olur mu bilmiyorum ama üyesi olduğum kablolu tv.den filmin tekrarını dört gözle bekleyeceğim.Aslında dvd leri de temin edilebilir ancak biraz hazırcı olduğumdan tv.de pişip ağzıma düşmesini beklemekmek gibi bir kolaycılığa kaçıyorum.Anlayacağınız benimkisi tipik bir sinemaseverlik örneği:))</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Teşekkürler Enver bey bana ayırdığınız zaman ve ek bilgiler için.Üçlemeyi yeniden izleme şansım olur mu bilmiyorum ama üyesi olduğum kablolu tv.den filmin tekrarını dört gözle bekleyeceğim.Aslında dvd leri de temin edilebilir ancak biraz hazırcı olduğumdan tv.de pişip ağzıma düşmesini beklemekmek gibi bir kolaycılığa kaçıyorum.Anlayacağınız benimkisi tipik bir sinemaseverlik örneği:))</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/09/qatsi-uclemesinden-insanliga-tutulan-ayna/#comment-31152</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2009 10:28:04 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4680#comment-31152</guid>
		<description>aziz bey,
burada da yayımlanan kieslowski ve dekalog üzerine yazdığım yazıyı yazmadan önce, kieslowski'yi ele alırken acaba dekalog mu yoksa renk üçlemesini mi odağa alsam diye çok düşünmüştüm. çünkü benim için dekalog da, renk üçlemesi de kieslowski'nin başyapıtları. doğrusu renk üçlemesi(belki biraz daha zayıf gördüğüm beyaz harici) benim için çok önemli filmlerdir ve gerçekten de insanlığa tutulan aynadır bu anlamda. 

bu dizinin (bir yönetmen bir başyapıt) bir kötü tarafı var. bir yönetmeni ele aldıktan sonra sanki onun başka bir filmini ele alamazmışım gibi düşündürüyor:)) mesela tarkovksy'nin, bergman'ın, bresson'un, kieslowski'nin vs. başka filmleri de var, hakkında yazmak istediğim. ama sonra da bekleyen o kadar yönetmen var haksızlık olmasın diyor ve vazgeçiyorum(sanki o yönetmenler, benim,haklarında yazmamı bekliyorlarmış gibi:)))) 

filmler üzerine yazma stilime gelince. açıkçası filmler üzerine yazılan yazıları sadece sinema içinde tutan yazıları pek beğenmemişimdir oldum olası. sinema bir düşünme biçimidir ve bu yönüyle çok önemlidir. o yüzden sinema ile dinin, kültürün, insan denen varlığın ilişkisi üzerine geniş kapsamlı bir bakış gerçekleştirilemiyorsa o filmde, yok oyuncunun başarısı, yok konunun anlatımı falan çok önemli olduğunu düşünmüyorum. mesela avrupa sanat sneması olarak adlandırabilecğeimiz janrın filmlerini incil anlaşılmadan anlamak neredeyse imkansızdır. çünkü ister inansın ister inanmasın avrupa'nın büyük yönetmenleri incil'in labirentlerinde kurarlar filmlerini. bir arkadaşım (kendisi azerbaycan'da sinema eleştirmenidir) bana "senin film yazıların konuları anlatmak yerine izlenimci bir görünüm veriyor, yazdıklarından filmin konusunu bile anlamyorum çoğunluk" demişti biraz da sitem ederek:)) ben de doğrusu tam da istediğim bu demiştim ona. ben bir filmin benim ruhumda yarattığı değişiklikleri ve etkiyi kaleme almayı seviyorum. bu anlamda cidden de izlenimciyim her halde. 

özlem hanımın sorusuna gelince. doğrusu yazmak eyleminin kendisi çok uzun sürmüyor. ibn arabi ve liberalizm üzerine yazılan uzun yazılar gibi birkaç yazı harici hemen hiçbir yazımın yazması 2-3 saati geçmedi. tabii bir ömür+(2-3) saat demek daha doğru:)) film izlemeye ve okumaya gelince bunların daha çok uzun yıllara dayanan bir birikim olduğunu düşünüyorum. hakkında yazdığım filmlerin, yeni gösterime girenler hariç (ki onlar hakkında filmi izledikten sonra 1 saat zaman ayırmak yazı için yetiyor zaten...sıcağı sıcağına olduğu için)hepsini daha önce seyretmişliğim var. kimisini tekrar dvd'den seyretme ihtiyacı duyuyorum. ama zaten az uyuyan bir insan olduğum için sorun yok:))</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>aziz bey,<br />
burada da yayımlanan kieslowski ve dekalog üzerine yazdığım yazıyı yazmadan önce, kieslowski&#8217;yi ele alırken acaba dekalog mu yoksa renk üçlemesini mi odağa alsam diye çok düşünmüştüm. çünkü benim için dekalog da, renk üçlemesi de kieslowski&#8217;nin başyapıtları. doğrusu renk üçlemesi(belki biraz daha zayıf gördüğüm beyaz harici) benim için çok önemli filmlerdir ve gerçekten de insanlığa tutulan aynadır bu anlamda. </p>
<p>bu dizinin (bir yönetmen bir başyapıt) bir kötü tarafı var. bir yönetmeni ele aldıktan sonra sanki onun başka bir filmini ele alamazmışım gibi düşündürüyor:)) mesela tarkovksy&#8217;nin, bergman&#8217;ın, bresson&#8217;un, kieslowski&#8217;nin vs. başka filmleri de var, hakkında yazmak istediğim. ama sonra da bekleyen o kadar yönetmen var haksızlık olmasın diyor ve vazgeçiyorum(sanki o yönetmenler, benim,haklarında yazmamı bekliyorlarmış gibi:)))) </p>
<p>filmler üzerine yazma stilime gelince. açıkçası filmler üzerine yazılan yazıları sadece sinema içinde tutan yazıları pek beğenmemişimdir oldum olası. sinema bir düşünme biçimidir ve bu yönüyle çok önemlidir. o yüzden sinema ile dinin, kültürün, insan denen varlığın ilişkisi üzerine geniş kapsamlı bir bakış gerçekleştirilemiyorsa o filmde, yok oyuncunun başarısı, yok konunun anlatımı falan çok önemli olduğunu düşünmüyorum. mesela avrupa sanat sneması olarak adlandırabilecğeimiz janrın filmlerini incil anlaşılmadan anlamak neredeyse imkansızdır. çünkü ister inansın ister inanmasın avrupa&#8217;nın büyük yönetmenleri incil&#8217;in labirentlerinde kurarlar filmlerini. bir arkadaşım (kendisi azerbaycan&#8217;da sinema eleştirmenidir) bana &#8220;senin film yazıların konuları anlatmak yerine izlenimci bir görünüm veriyor, yazdıklarından filmin konusunu bile anlamyorum çoğunluk&#8221; demişti biraz da sitem ederek:)) ben de doğrusu tam da istediğim bu demiştim ona. ben bir filmin benim ruhumda yarattığı değişiklikleri ve etkiyi kaleme almayı seviyorum. bu anlamda cidden de izlenimciyim her halde. </p>
<p>özlem hanımın sorusuna gelince. doğrusu yazmak eyleminin kendisi çok uzun sürmüyor. ibn arabi ve liberalizm üzerine yazılan uzun yazılar gibi birkaç yazı harici hemen hiçbir yazımın yazması 2-3 saati geçmedi. tabii bir ömür+(2-3) saat demek daha doğru:)) film izlemeye ve okumaya gelince bunların daha çok uzun yıllara dayanan bir birikim olduğunu düşünüyorum. hakkında yazdığım filmlerin, yeni gösterime girenler hariç (ki onlar hakkında filmi izledikten sonra 1 saat zaman ayırmak yazı için yetiyor zaten&#8230;sıcağı sıcağına olduğu için)hepsini daha önce seyretmişliğim var. kimisini tekrar dvd&#8217;den seyretme ihtiyacı duyuyorum. ama zaten az uyuyan bir insan olduğum için sorun yok:))</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Aziz Yılmaz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/09/qatsi-uclemesinden-insanliga-tutulan-ayna/#comment-31144</link>
		<dc:creator>Aziz Yılmaz</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 May 2009 22:11:35 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4680#comment-31144</guid>
		<description>Enver bey bu arada unuttum.Yazının başlığı, Kieslowki'nin Üç Renk Üçlemesini çağrıştırdı.Bilmiyorum bu filmlere bakışınız nedir?Bunu merak etmemin nedeni ise,sizinle diğer film eleştirmenleri arasındaki farkettiğim bakış açısına dayanıyor.Yazılarınızı okuyalı beri alışılageldiğimiz kritiğin(buna bir bakıma standart eleştiri kalıbı da diyebiliriz)farklı bir algı ve dil kullanmanız.Bunu iltifat amacıyla söylemiyorum,gerçekten de sizin, alışık olduğumuz eleştiri kalıpları dışında sinema yapıtları içerisinde farklı noktaları deştiğinizi görüyorum.Ve inanın buraya taşıdığınız her filmi bu manada tekrar izleme ihtiyacı duyuyorum.Belki buna bir nevi şartlanma da diyebirsiniz ama benim açımdan bu bir gerçek.Bilmiyorum,üzerinde konuşuldukça sanki yapıt ile seyirci arasında yeni bir ilişki doğma gereksinimi doğuyor...nasıl anlatsam,sanki ilk defa izlenen bir filmin heyecenıyla yeni keşifler doğar gibi bir his bu(en azından benim için bu böyle).

Gerçi Özlem hanımın da belirttiği gibi,sizin 72 saatlik yoğun temponuzun arasına bu talepte bulunmak haksızlık olacak ama kısa kısa da olsa bu üçleme üzerine düşündüklerinizi paylaşırsanız çok makbule geçecek.
Sevgiler.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Enver bey bu arada unuttum.Yazının başlığı, Kieslowki&#8217;nin Üç Renk Üçlemesini çağrıştırdı.Bilmiyorum bu filmlere bakışınız nedir?Bunu merak etmemin nedeni ise,sizinle diğer film eleştirmenleri arasındaki farkettiğim bakış açısına dayanıyor.Yazılarınızı okuyalı beri alışılageldiğimiz kritiğin(buna bir bakıma standart eleştiri kalıbı da diyebiliriz)farklı bir algı ve dil kullanmanız.Bunu iltifat amacıyla söylemiyorum,gerçekten de sizin, alışık olduğumuz eleştiri kalıpları dışında sinema yapıtları içerisinde farklı noktaları deştiğinizi görüyorum.Ve inanın buraya taşıdığınız her filmi bu manada tekrar izleme ihtiyacı duyuyorum.Belki buna bir nevi şartlanma da diyebirsiniz ama benim açımdan bu bir gerçek.Bilmiyorum,üzerinde konuşuldukça sanki yapıt ile seyirci arasında yeni bir ilişki doğma gereksinimi doğuyor&#8230;nasıl anlatsam,sanki ilk defa izlenen bir filmin heyecenıyla yeni keşifler doğar gibi bir his bu(en azından benim için bu böyle).</p>
<p>Gerçi Özlem hanımın da belirttiği gibi,sizin 72 saatlik yoğun temponuzun arasına bu talepte bulunmak haksızlık olacak ama kısa kısa da olsa bu üçleme üzerine düşündüklerinizi paylaşırsanız çok makbule geçecek.<br />
Sevgiler.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>özlem tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/09/qatsi-uclemesinden-insanliga-tutulan-ayna/#comment-31141</link>
		<dc:creator>özlem</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 May 2009 20:34:21 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4680#comment-31141</guid>
		<description>Benim merakım(henüz ne yazıyı ne yorumları okuyacak zaman bulamadım) Enver Bey sizin gününüz 72 saat falan mı. Hangi arada derede bu kadar okuyacak, yazacak,işinizi yapacak, sinema seyredip yorum yapacak zamanı buluyorsunuz. Haset etmeye başladım. 
Şaka değil gerçekten nasıl yapabiliyorsunuz. Mutlaka belli bir birikimin de etkisi vardır ama gene de aklım almıyor. Çoğu gün üç beş sayfa okuyamıyorum, ben yazana kadar aklımdakiler küfleniyor. Bir püf noktası var mıdır bu işin:)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Benim merakım(henüz ne yazıyı ne yorumları okuyacak zaman bulamadım) Enver Bey sizin gününüz 72 saat falan mı. Hangi arada derede bu kadar okuyacak, yazacak,işinizi yapacak, sinema seyredip yorum yapacak zamanı buluyorsunuz. Haset etmeye başladım.<br />
Şaka değil gerçekten nasıl yapabiliyorsunuz. Mutlaka belli bir birikimin de etkisi vardır ama gene de aklım almıyor. Çoğu gün üç beş sayfa okuyamıyorum, ben yazana kadar aklımdakiler küfleniyor. Bir püf noktası var mıdır bu işin:)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/09/qatsi-uclemesinden-insanliga-tutulan-ayna/#comment-31131</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 May 2009 16:59:12 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4680#comment-31131</guid>
		<description>aziz bey,
bir yazıda tarkovsky'den bir alıntı yapmıştım. tarkovsky "Sanat, bir insanın muktedir olduğu en iyi şeyi, yani umudu, inancı, aşkı, güzelliği ya da istediği ve umduğu en iyi şeyi güçlendirir. Yüzme bilmeyen bir insan suya atladığında vücudu - kendisi değil - kendini kurtaracak içgüdüsel hareketler yapmaya başlar. İşte sanat da suya atılmış bir insan bedeni gibidir, insanlığın manen boğulmasını engelleyecek bir içgüdüdür. Sanatçı, insanlığın manevi içgüdüsünün bir temsilcisidir. " diyordu. ben sanatı içinde boğulmakta olduğum çılgınlık ve cinnet toplumundan bir kurtuluş çaresi olarak görüyorum. bu yüzden çok önemsiyorum. ancak tüketim toplumu ve modern kapitalizm, içinde boğulunan bu cinnet halini parlak ve çekici gösterecek her türlü araca sahip olduğu için, insanların çoğunluğu bu boğulma halini bir tür amnezi ile karşılıyorlar. yani boğulmaktan kurtulmayı dileyen ve çabalayan yok! dolayısıyla o boğulmanın karşısına sanatçı duruşuyla dikilen sanat eserlerinin de talep edicisi çok fazla olmuyor diye düşünüyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>aziz bey,<br />
bir yazıda tarkovsky&#8217;den bir alıntı yapmıştım. tarkovsky &#8220;Sanat, bir insanın muktedir olduğu en iyi şeyi, yani umudu, inancı, aşkı, güzelliği ya da istediği ve umduğu en iyi şeyi güçlendirir. Yüzme bilmeyen bir insan suya atladığında vücudu - kendisi değil - kendini kurtaracak içgüdüsel hareketler yapmaya başlar. İşte sanat da suya atılmış bir insan bedeni gibidir, insanlığın manen boğulmasını engelleyecek bir içgüdüdür. Sanatçı, insanlığın manevi içgüdüsünün bir temsilcisidir. &#8221; diyordu. ben sanatı içinde boğulmakta olduğum çılgınlık ve cinnet toplumundan bir kurtuluş çaresi olarak görüyorum. bu yüzden çok önemsiyorum. ancak tüketim toplumu ve modern kapitalizm, içinde boğulunan bu cinnet halini parlak ve çekici gösterecek her türlü araca sahip olduğu için, insanların çoğunluğu bu boğulma halini bir tür amnezi ile karşılıyorlar. yani boğulmaktan kurtulmayı dileyen ve çabalayan yok! dolayısıyla o boğulmanın karşısına sanatçı duruşuyla dikilen sanat eserlerinin de talep edicisi çok fazla olmuyor diye düşünüyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Aziz Yılmaz tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/05/09/qatsi-uclemesinden-insanliga-tutulan-ayna/#comment-31111</link>
		<dc:creator>Aziz Yılmaz</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 May 2009 08:49:04 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=4680#comment-31111</guid>
		<description>Bu tarz sinema yapıtlarına ne kadar ilgi duyuluyor ya da merak edip seyretmek isteyen biri sonuna kadar izleme sabrını gösterebilir mi bilmiyorum.Gördüğüm ve bildiğim kadarıyla sinema sanatına duyulan ilgiyi belirleyen de -sizin konu olarak buraya taşıdığınız-hızlı teknoloji,modernizm ve bir şekilde parçası olduğumuz çağımızın kapitalist ilişkileri belirliyor.

Zira modern yaşamda teknolojinin bizlere sunduğu yararlar(!)sanat anlayışı ve algımıza da yansıyor(ya da varolan toplumsal yapı ve ilişkiler bir şekilde bizi buna itiyor).Biraz klişe bir belirleme olacak ama bu,kapıldığımız "tüketim çılgınlığı"nın farklı bir tezahürüdür.Dolayısıyla günümüzün modern yaşamında sanatın da bir tüketim nesnesine dönüşmesi kaçınılmaz oluyor.

Sinema ilgisi açısından bakarsak,bizi derinlemesine düşünmeye itebilecek,yeniden sorgulatacak,kafa yorduracak bir yapıt yerine,varolanı gözümüzün içine sokan klişe filmlerin daha rağbet gördüğünü kestirmek hiç de zor olmasa gerek.Dev oyuncu kadrosuyla,-hele marka olmuş bir yönetmenin elindenden de çıkmışsa-ve büyük bütçelerle kotarılmış bir film,bu anlamda çağımızın tüketim alışkanlıkları/kalıplarını daha doyurucu bir şekilde karşılayabiliyor.ABD sinema endüstrisinin bu denli talep görmesinin altında bu tüketim kalıplarının büyük rolü olduğunu düşünüyorum.

Sonuç itibariyle,özelinde modernizmin,genelinde ise kapitalist işleyişin,sadece yaşam biçimimizi,dünyaya bakış açımızı şekillendirmekle kalmayıp,fakat aynı zamanda içsel dünyamıza ve sanat algımıza da hükmettiğini söylemek zannedersem abartılı olmaz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu tarz sinema yapıtlarına ne kadar ilgi duyuluyor ya da merak edip seyretmek isteyen biri sonuna kadar izleme sabrını gösterebilir mi bilmiyorum.Gördüğüm ve bildiğim kadarıyla sinema sanatına duyulan ilgiyi belirleyen de -sizin konu olarak buraya taşıdığınız-hızlı teknoloji,modernizm ve bir şekilde parçası olduğumuz çağımızın kapitalist ilişkileri belirliyor.</p>
<p>Zira modern yaşamda teknolojinin bizlere sunduğu yararlar(!)sanat anlayışı ve algımıza da yansıyor(ya da varolan toplumsal yapı ve ilişkiler bir şekilde bizi buna itiyor).Biraz klişe bir belirleme olacak ama bu,kapıldığımız &#8220;tüketim çılgınlığı&#8221;nın farklı bir tezahürüdür.Dolayısıyla günümüzün modern yaşamında sanatın da bir tüketim nesnesine dönüşmesi kaçınılmaz oluyor.</p>
<p>Sinema ilgisi açısından bakarsak,bizi derinlemesine düşünmeye itebilecek,yeniden sorgulatacak,kafa yorduracak bir yapıt yerine,varolanı gözümüzün içine sokan klişe filmlerin daha rağbet gördüğünü kestirmek hiç de zor olmasa gerek.Dev oyuncu kadrosuyla,-hele marka olmuş bir yönetmenin elindenden de çıkmışsa-ve büyük bütçelerle kotarılmış bir film,bu anlamda çağımızın tüketim alışkanlıkları/kalıplarını daha doyurucu bir şekilde karşılayabiliyor.ABD sinema endüstrisinin bu denli talep görmesinin altında bu tüketim kalıplarının büyük rolü olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Sonuç itibariyle,özelinde modernizmin,genelinde ise kapitalist işleyişin,sadece yaşam biçimimizi,dünyaya bakış açımızı şekillendirmekle kalmayıp,fakat aynı zamanda içsel dünyamıza ve sanat algımıza da hükmettiğini söylemek zannedersem abartılı olmaz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

