RSS Feed for This Post

Ekşi’nin özlemi

Başbakan Kadıköy’deyken bazı partililer “son Osmanlı padişahı Recep Tayyip Erdoğan Kadıköy’e hoşgeldiniz” diye pankart açmışlar. Bu ülkede her şey çok ciddiye alındığı için köşe yazarları da köşelerinden derin tahliller yapmaya, Türkiye Cumhuriyeti’nin arkaik ! Osmanlı’ya özlemi konulu yeni bir korku pompalamaya başladılar. Dün de Oktay Ekşi, konuyu köşesine taşımış ve Osmanlı imparatorluğu ile ilgili samimi düşüncelerini dile getirmiş. Mesela şöyle sormuş: “Merak ediyoruz, bir “Osmanlı modası” yaratmaya çalışanların derdi-veya özlemi-nedir?”

Aslında bu soru önemli. Ama bu soruyu, neden insanlar Türkiye Cumhuriyetinin kendilerine sunduğu bunca nimeti beğenmiyor da, Osmanlı’ya özlem çekiyorlar şeklinde sormak daha doğru. Ekşi, sorunun cevabını insanların cumhuriyet değerlerini özümseyememesinde bulmuş. Halbuki bence sebep çok farklı. Özellikle son senelerde en çok satan kitaplar listesine bakarsanız, insanların giderek Osmanlı tarihine daha çok ilgi duyduğunu, geçmişini öğrenmeye ihtiyaç hissettiğini görebilirsiniz.

Bunun birçok sebebi olabilir. Mesela:
1. Biz Osmanlı’yı, halkına eziyet etmekten zevk alan sadist padişahlarca yönetilen, tek derdi haremdeki cariyeleri ve kasasına attığı ganimetleri olan, sıkıldıkça kelle kestiren, yobaz, bilime ve medeniyete düşmanlık besleyen bir hanedanın yönettiği garip bir devlet olarak biliyorduk. Okullarımızda böyle öğretilmişti bize. Ama bu garip devletin nasıl olup da büyük bir imparatorluk haline geldiğinin de bir açıklaması olmalıydı. Dolayısıyla, yeni rejimin üstü kapalı cevaz verdiği bazı istisnaları oldu. Fatih, Kanuni, Yavuz, kafatası mezarından açılıp brakisefal olduğu tescillendikten sonra da Mimar Sinan’da olduğu gibi. Mesela Osmanlı’da batılılaşmayı başlatan 3. Ahmed, veya mesela 2.Mahmud, rejimin “Batılılaşma” ayağını 200 yıl önceden kapattıkları için rakip görülürler, pek sevilmezler. Kürt sorununa ve dünyanın en büyük sorunu olan İsrail meselesine 100 sene önce teşhis koymuş 2.Abdülhamid Kızıl Sultandır ama ayağının ucunu göremeyen, Musul’u Lozan’da kaptırıp Kuzey Irak Kürt devletinin kapısını açan İsmet İnönü çok selahiyetli ve ileri görüşlüdür Ekşi’ye göre. Padişahlar, hiç şüphesiz kusursuz değildi ve birçok büyük hatalar da yaptılar. Yalnız onları günümüz yöneticilerinden ayıran ve bir adım öne çıkartan bariz bir özellikleri vardı. Küçük yaştan itibaren yönetici olarak yetiştiriliyorlardı. Diğer devlet yöneticilerinin, lalaların, vezirlerin yanında staj yapıyorlar; sadrazamlar ve diğer yöneticiler ise yine küçük yaşlardan itibaren enderunda eğitim görüyorlardı. Bir padişah veya vezir için başarısızlık demek, sadece kariyerini değil, hayatını da sonlandırıyordu. Padişahlık hiçbir zaman özenilecek bir makam olmamıştır. Yatağında eceliyle ölen padişah pek yoktur. Velhasıl, Osmanlı’nın, göklere çıkartılacak kadar üstün olmasa da en azından yerin dibine sokulacak kadar da düşük olmadığını öğrenen insanlar Osmanlı’ya sempati duymaya ve geçmişiyle bağlar kurmaya başlamışlardır. Hem Osmanlı’ya özlem duymak illa padişahlara hayranlık beslemekle ilişkili olmayabilir. Bu daha çok, Osmanlı’nın adalet sistemi, geniş bir coğrafyada kurduğu yönetim sistemi, birçok ulusu tek çatı altında kaynaştırabilmesi, halkının kültürü, türküleri, sanatı, müziği, şiirleri, yaşantısına duyulan bir hayranlık da olabilir. Ayrıca insanların Osmanlı’ya hayranlık duymaları; duraklama dönemindeki hataları da sahiplenmeleri anlamına gelmez. Mesela ben Kanuni Sultan Süleyman devrine hasredebilirim özlemimi. Osmanlıspor diye bir takım var da onu tutuyor değilim ki.

2. Gerçek ortaya çıkınca, insanlar yeni cumhuriyetin sorunlarına, Osmanlı’da cevap bulma gayreti içine girdiler. Çünkü, bir ülkenin çözümleri kendi tarihi ve kültüründedir. Sorunları tarihi derinliği içinde göremezseniz, çözümü ıskalamanız kaçınılmaz olur. Kürt sorunu da, Orta Doğu’nun sorunları da, vizyonsuzluğumuz da, komplekslerimiz de, kültürsüzlüğümüz de, kimliksizliğimiz de, Osmanlı tecrübesine sırt çevirdiğimizden neşet etmiştir. Bunu görmek, birçok insana Osmanlı’yı anlamak, yeniden değerlendirmek isteği sağlamıştır.

3. Osmanlı, aynı günümüz Amerika’sı gibi çok uluslu bir yapıdaydı. Unsurları farklı din ve milliyetlere sahip olmakla birlikte, birarada, zamanı itibarıyla insancıl olarak değerlendirilebilecek koşullarda yaşıyorlardı. Türkiye Cumhuriyeti devleti ise, Türk milliyetçiliği üzerine kuruldu. Ermeni, Rum, Yahudi teba’ azınlık haline getirildi; asıl unsurlardan biri olan Kürtler, Türkleştirilmeye çalışıldı, tek tip yurttaş portresi ön plana çıkartıldı. Bu durum, ötekileştirilenler açısından olduğu gibi, terörle büyüyen, vergileri ve gelecekleri silah harcamasına aktarılan ülke çocukları için de Osmanlı’ya öykünmek için yeterli bir sebep teşkil edebilir.

4. Osmanlı, geniş bir coğrafyada hüküm sürüyordu. Irak, Suriye, Filistin, Suudi Arabistan, Ürdün, Lübnan, Mısır gibi devletler yoktu o zaman. Tek bir otorite vardı, Sultan. Arabistan’a gitmek için vize sırası beklenmiyordu, ya da Belgrad’ı ziyaret etmek için uğranılması gereken bir konsolosluk bulunmuyordu. Araplar da Osmanlı’ydı, Arnavutlar da, hatta seferlerde Sultan muvaffak olsun diye Tanrıya dua eden Ortodokslar da… Geniş bir coğrafyada sözü geçiyor olmak, cazip bir şeydir. Özellikle hiçbir sözü kale alınmayan bir ülkenin çocuklarıysanız, bu Osmanlı’ya özlem duymak için yeterlidir.

5. Kurucu tebasını, yani Türk halkını ezen, laik ve dinci diye kamplara bölen; sermayesini renklere ayıran bir ülke değildi Osmanlı. Azınlıklar, potansiyel hain olarak görülüp, arkalarından kalleşçe vurulmazdı. Sadece azınlık oldukları için varlık vergileri adı altında insanlara zulmedilmezdi. İhkak-ı hak asıldı. Dayısı olan değil, hakeden yerleştirilirdi devlet kademelerine. Sadece Osmanlı vatandaşı olmasına bakıldı, ırkı değil, hizmeti, yetenekleri asıldı. Evet, Osmanlı Türkleri hiçbir zaman kayırmadı. Hükümetini adalet üzerine kurdu. Belki de bu yüzdendir insanların Osmanlı’ya rağbetleri.

6. Tüm tarihinin üçte birini zilletle geçirdiği söylenen Osmanlı, yıkılırken duyun-u umumiye borçlarını silmek karşılığında İsrail’e yerleşmeyi talep eden Herzl’e o toprakların ücretinin, uğruna dökülen kanlar olduğunu söylüyordu. Şimdi zilletten dem vuranlar da, Tayyip Erdoğan Davos’ta gürledi diye neredeyse İsrail’den kendileri özür dileyecekler. İşte bu zillettir ki Türk insanını Osmanlı’ya özlem içinde bırakıyor.

7. Osmanlı’daki kültür ve sanat canlılığı, Cumhuriyet Türkiyesiyle birlikte ruhsuzlaşmış, kalıplaşmış, Batının kötü bir taklidi olmaya çalışmak dışında hiçbir aşama kaydedememiştir. Bu fakirleşme dilde başlamış; Osmanlıca kelimelerin üçte biri atılmış, dil fakirleştirilmiştir. Bu vehametin, dünya üzerinde başka bir örneği yoktur. Türk müziği yasaklanmış, insanlara zorla opera dinletilmeye çalışılmıştır. Bir kısım sanatlar çağdaş olarak nitelendirilirken, diğerleri gerici olarak isimlendirilmiş; insanların kendi kültürlerini yaşamalarına izin verilmemiştir. Bunun sonucunda ise; Osmanlı’da Mimar Sinan, Dede Efendi, Ali Ufki, Nabi, Nedim, Fuzuli, Levni, Mevlana, Yunus Emre yetişirken Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’yı ve İstanbul’u anlatarak Nobel ödülü almayı başaran ama hain ilan edilen Orhan Pamuk’u yetiştirebilmiştir. İşte belki de bu yüzden insanlar Osmanlı’ya özlem duymaktalar.

8. Son 100 yıllık dönemde Osmanlı’da yabancı devlet elçilerinin etkinliği malumdur. Bugün de Kıbrıs konusunda, Ermeni meselesinde, azınlık hakları konusunda, temel insani haklar konularında aynı baskılar vardır. Osmanlı padişahları maslahatı idare etmişlerdir ve istekleri pazarlık konusu yapmışlardır . Rusya ve İngiltere arasında, çıkarları doğrultusunda usta bir siyaset gözetmiş ve Osmanlı’nın yüz sene daha fazla yaşamasını temin etmişlerdir. Yeni rejim monşerleri ise daha Lozan’da Misak-ı Milli’nin dışına çıkmış, çok büyük ödünler vermişlerdir. Cumhuriyet tarihi boyunca da, hiç öyle dik başlı bir tablo görmek mümkün değil. İşte belli ki bu sebepten vatandaş, Osmanlı’nın posasını Türkiye Cumhuriyetinin asr-ı saadetine tercih ediyor…

Trackback URL

  1. 23 Yorum

  2. Yazan:Mustafa Tarih: Mar 6, 2009 | Reply

    Bir devletin yerine bir baskasi geldimi genelde eskisidevlet kötü gösterilir ki halk eski devlee meyl etmesin. Yeni devleti kabullenmede zorlanmasin diye. Bir takim abbasi tarihcilerin emevileri kötülemeleri böyle idi. Ve hatta bazi osmanli tarihcilerin Timuru kötülemeleride bu sebebden. Bikac nesil Osmanliyi kötülemeyi hedef etmisler ve yeni yeni osmanliya acilim var. Cünkü bu millet artik cok degistigi icin osmanlinin gelmesi mümkün gözükmüyor. Buna ragmen hassaslik var. Basbakan hemen memnun olmadigini söyledi o malum pankart icin. Eger gercekten osmanlilik rüzgari cikarsa büyük siyasi kriz cikabilir. Burda esas hata bu rüzgara karsi aci fren yapmak isteyenlerden cikar. Onlar kötüledikce osmanliyi sevenler gaza gelir böylece kutuplasma baslar. Osmanliyi kötüleyenlere cevab olarak sessizlik vermek gerek ve idare etmek gerek. Görüsüm kisaca bu.

  3. Yazan:snowqueen Tarih: Mar 6, 2009 | Reply

    Geniş bir coğrafyada sözü geçiyor olmak, cazip bir şeydir. Özellikle hiçbir sözü kale alınmayan bir ülkenin çocuklarıysanız, bu Osmanlı’ya özlem duymak için yeterlidir.

    – “geniş bir coğrafyada sözü geçiyor olmak” sömürgeciliktir.
    Osmanlı da bir sömürge devletiydi ve onu bizlere değil Araplara vb. sormak lazım.
    ve evet, Osmanlı Türkleri kayırdı.
    Bunun için yerel kaynaklara baktığınızda, “elit Türk yönetici sınıfın”,
    Türk olmayanlara karşı her zaman tepeden, hatta merkezden baktığını okursunuz. Osmanlı’nın modernleşmesinin önünde, “gelişmemiş Orta Doğu” tebaası, “dönüştürülmesi gereken bir engel”di.
    Osmanlılar, Araplar üzerinde Osmanlı-Türk idaresini haklı görüyordu.

    – Osmanlı’nın kültür-sanat mirasında “Mevlana, Mimar Sinan, Nedim, Fuzuli, Levni” gibi, epey zaman öncesinden bahsediyorsunuz.
    Osmanlı’nın son dönemlerinde, aynı kalemde bir miras bulabildiniz mi? Bulamazsınız çünkü, modernleşme artık başlamıştı ve Osmanlı Batı’yı ilerlemenin yurdu olarak görüyordu. Batı Müziği ve konservatuarlar, operalar çoktan kurulmuştu. Saray ahalisi, artık bu tür sanatın içine girmişti. Halka inmemişti. Şeker Ahmet Paşa, Levni minyatürü çizmiyordu, batı sanatından miras kalmış teknikleri kullanıyordu.

    Kaldı ki Osmanlı sanatı, müziği vb. kültürü dediğiniz, salt osmanlı değil, oldukça derin bir Bizans kültürü üzerine inşa edilmiştir.

    5. Kurucu tebasını, yani Türk halkını ezen, laik ve dinci diye kamplara bölen; sermayesini renklere ayıran bir ülke değildi Osmanlı

    Osmanlı’da Yezidiler ve Dürziler “sapkın” ilan edilip, epey bir katliama maruz kaldı. Aynı şekilde Aleviler de.

    —————–

    Osmanlı elbette “halkına eziyet eden sadist” bir uygarlık değildi ama
    gittiği her yerde de gül dağıtmadı. Tarihe tarafsız bir gözle bakmak lazım, Osmanlı mirasının reddetmek veya Yeni-Osmanlıcık yapmak bana hayalcilik gibi geliyor. Başkaları da “orta asya da tekrar hakim olmak” istiyordu, o derece gereksiz bir özlem.

    P.S. Recep Tayyip Erdoğan’a, “son Osmanlı Padişahı” demek, son Osmanlı Padişahlarına hakaret aslında. Çünkü bu dönem padişahları,
    oldukça iyi bir eğitimden geçmiş, yabancı dil ve nerede ne konuşulacağını bilen, sanattan anlayan adamlardı.

  4. Yazan:Aydın Rozental Tarih: Mar 6, 2009 | Reply

    “Osmanlı ile ilgili keşfediş son yıllarda başladı” şeklindeki bir görüşe kesinlikle katılmıyorum. Bundan 25 – 30 yıl önce çevrilen Battalgazi, Malkoçoğlu gibi filmlere bakın. Ta o tarihte çekilen bunlar gibi filmlerde Osmanlı övülmüyor mu ? Osmanlı padişahlarının beceriksizlikleri veya kötülükleri konulu bir tane film var mı ?
    Tarihimizde sadece son padişah Vahdettin’den iyi bahsedilmez. Osmanlı’nın gerileme dönemi ise sürekli geçiştirilir.

    Öte yandan niye Osmanlı’nın dönmeyeceği yazının içinde saklı. Çünkü Lalalar ile yönetici olmak için yetiştirilmiş yönetici adaylarımız yok.

    Mesela “Son Padişah” denilme gafletinde bulunulan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı hangi Lala eğitti ?

  5. Yazan:snowqueen Tarih: Mar 6, 2009 | Reply

    “son Osmanlı padişahı Recep Tayyip Erdoğan” pankartı açan kişinin psikoloji üzerine biraz kafa yorulması gerektiğini de düşünüyorum.
    Nasıl hayranlık duygusu beslediğine, çünkü bu “neden bu kadar militarist bir toplumuz”un da cevabı.

    İnsanlar, eşitlik, özgürlük istemiyor da “padişah”lı pankartlar açıyorlar. Türkiye-Yunanistan maçlarında da “İstanbul, since 1453” gibi pankartlar görürsünüz, “nasıl koyduk ama” şeklinde bir “osmanlı koyunca biz de koymuş olduk”okuması vardır. “Viyana kapılarına dayananların torunu”, aslında istilacı olmak neden bu kadar çekici?
    Kişi, kendinde olmasını istediğini, başkasında kahramanlaştırır.
    Demekki, yöneten, hükmeden, istiyor halkın bir kısmı, “erkekliğini” bu şekilde ispat yolunda. Bu da ataterkill militarizmin bir yasıması bence.
    Bu pankartı açana sorsanız vatan, millet, sakarya dümdüz gidecektir muhtemelen. Erginlenememiş bireylerden oluşan bir toplum. Bir de bu yönden bakmak istedim.

  6. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Mar 6, 2009 | Reply

    snowqueen,

    Eleştiriniz için teşekkür ederim. Osmanlı’nın mükemmel bir imparatorluk olduğunu düşünmüyorum ama Osmanlı torunu olmakla övünüyorum. Ben Slav kökenliyim, Boşnağım. Bizim memlekete giderseniz, her köşesinde Osmanlı’yı görürsünüz. Sömürmek, Britanya’nın, Fransa’nın vs. yaptığı gibi bir şeydir. Zaptettiğiniz yerin zenginliklerine el koyarsınız ve orayı aç, susuz, bakımsız bırakırsınız. Geniş bir coğrafyaya sahip olmak iki şekilde olur, ya Britanya örneğinde olduğu gibi sömürdüğünüz yerde olmayan ama sizde olan bir üstünlüğünüzle, silahınızla kontrol altında tutarsınız bölgeleri; ya da otonomi verirsiniz ve adil bir şekilde yönetirsiniz. İnsanlar, idarenizden memnun olurlar. Bizim memlekettekiler böyle “Türk” olmuş. Elbette ganimet için, iktidar yapılan fetihler de var. Ama bu konuda toptancı davranmak acımasızlık olur.
    Osmanlı Türk’ü kayırsa suç, kayırmasa suç. Bilemiyorum. Türk yönetici elitinin diğer unsurlarına tepeden baktığı doğrudur. Fakat anakronizm hatasına düşülmemeli. Aynı dönemde, diğer ülkelerle kıyaslanınca Osmanlı’daki Hristiyan, Yahudi, Ermeni nüfusun hakları çok daha geniştir.
    Sanatın halka inmesi diye bir kavram yanlış. Zaten sorunlar burada başlıyor. Operayı, baleyi halka indirmeye çalışırsanız böyle “Bayburt, Bayburt olalı böyle zulüm görmedi!” diye tepkiler alırsınız. Elbette halkın ve elit sınıfın sanat zevkleri, tercihleri farklı olacaktır. Osmanlı son döneminde Batılılaşma etkileri vardır ve normaldir. Kültürler arası etkileşimler olur. Osmanlı son döneminde de sanat canlıdır. Bu canlılığa roman katılmıştır, çok sesli müzik katılmıştır, portre, natürmord katılmıştır. Sanatkarlar para kazanmıştır, el üstünde tutulmuştur. Marifet iltifata tabidir. Mültefitler çok ki ortaya marifet şuaları yayılmış. Büyük annelerimiz, büyük babalarımızın sanat zevki, anlayışı şimdi hangi Cumhuriyet çocuğunda var? Var mı, kaldı mı mesela nihaventle acemaşiran makamının farkını bilen?
    Osmanlı sanatı elbette Bizanslılardan miras kalmıştır. Önemli olan mirasa sahip çıkmaktır, bunu hakkıyla yapmışlar. Resim, heykel takıntısı olmasaydı eminim birçok Leonardo da, Michalengelo da çıkardı. Ama bu da kültür meselesi, herkes her şeyi yapacak diye bir kural yok.
    Evet, Osmanlı, Şah İsmail’le çekişmesi sebebiyle az Yezidi, Alevi katletmemiştir. Ama bunlar ırkçı mülahazalardan çok siyasi hamlelerdir. Atlar tepişirken taylar ezilmiştir. Sonuçta Şah İsmail de Türktür. Konu şiilik, sünnilik de değildir; bunlar işin motivasyonudur. Olay bilek güreşinden ibarettir. Yoksa Osmanlı’yı Bektaşiler kurmuştur; Bektaşiler sayesinde Avrupa’da genişlemiştir.
    Orta Doğu’da ve Orta Asya’da merkez ülke konumunda olmak, isterseniz adını neo-Osmanlı koyun, isterseniz koymayın gereklidir. İslam dünyasını da hizaya getirirse Türkiye getirir.
    Tayyip Erdoğan’a haksızlık etmeyin. İyi şiir okur; gerçi birkaç yeni şiir öğrense fena olmaz ama… Bir de iyi hatiptir. Hem hiç öyle boylu poslu padişahımız olmamış. İngilizceyi de öğreniyor, yavaş yavaş. Ecevit biliyordu da ne oldu, Clinton’ın karşısında el pençe divan bekliyordu. Erdoğan en azından bacak bacak üstüne atıp maç muhabbetine girebiliyor. Neo-Osmanlı padişahlığı için bu kadar kriteri sağlamak yeterli.

  7. Yazan:Hasan Tarih: Mar 6, 2009 | Reply

    “Yeni-Osmanlıcılık” hiçbir yönüyle benimsenilecek bir şey değil. Osmanlı’nın bıraktığını sandığımız miras, tarihin bize öyle öğretilen yanıdır. 1980 sonrasında kontrollü olarak şişirilen Türk-İslamcılığın kutsal devlet anlayışının Tarih bilimi ve anlatımına yansıtılmasının bir sonucudur..

    Osmanlı; iyi yönleriyle ve pek çok kötü yönüyle eskide kalmış, bugün için yalnızca nostaljik bir öge olarak kalması gereken bir devlettir..

    “Dünyaya adalet dağıttığı” da hikayedir, yoktur öyle bir şey.. Biz öyle olduğunu düşünebiliriz belki; ama bir Yunan, bir Arap, bir Ermeni, bir Süryani, bir Yezidi için öyle midir?

    Değil elbette ki.

    Bunun tersi de yanlıştır. Yani “Osmanlı yağmacı, katliamcı, başıbozuk bir çadır devletiydi” de diyemeyiz.

    Zaten tarihin hiçbir dönemi ya da hiçbir devleti öyle siyah beyaz değildir..

    Haçlı Seferleri ile anamızı ağlatan da Hristiyanlardır, rönesansı falan yapan da..

    Aynı şeyler farklı kültürler için de söylenebilir.

    Mesele bugün ve yarın olmalı.

    Bugünü nasıl yaşıyoruz?

    Yarını nasıl yaşamalıyız?

    Sorulması ve cevaplanması gereken sorular bunlar..

    Laikçi kafanın, Kemalofaşizmin Osmanlı korkusu ise Batıcı ezberlerinden mütevellit sayıklamalardır..

    Bunlar zaten her şeye karşı.

    Türkiye’nin bir adım ilerleyememesinin nedeni olarak hala yüz sene evvel göçmüş bir ülkeyi gösteriyorlar..

    Böylece kendi beceriksizliklerini örtmüş oluyorlar..

    Ya da bir ipte iki kutsal devlet anlayışı oynamaz mı demeliyiz buna?

    Kutsal olan insandır, sadece insan, gerisi lafı güzaf.

  8. Yazan:snowqueen Tarih: Mar 6, 2009 | Reply

    Sayın Ekrem Senai,

    Osmanlı idaresinden memnun olduklarını biz söylüyoruz, bize öyle öğretiildi. Siz Balkanların müslüman kısmındansınız acaba Yunanlılar
    o kadar memnun muydu?

    Sanatı halka inmesi derken ben “köy enstitülerinin” başarılı olduğunu düşünüyorum mesela. Bunun için katı kemalist olmaya gerek yok. Aşık Veysel’in bile eğitmenlik yaptığı bir yerde devam edilseydi özgün ve yerli sanat yapıtları çıkardı bence. “böyle sanatın içine tükürürüm” diyen idareciden yeğdir.
    Opera, balenin de böyle taşlanmasını hiç anlamam, Leyla Gencer’le gurur duymayı öğrenemedik hala bir de taşlıyoruz. Osmanlı’da da operetler vardı, yerel ve Osmanlı dediğiniz müzik türleri ve enstrümanlar yerel mi gerçekten, sanat evrenseldir , Mozart’ta ‘Türk Marşı”nı yapmasaydı o halde. Opera ve baleyi yerel olana uyarlayan sanatçılar da yetişti. Sinema da batı icadı diyelim öyleyse.

    Osmanlı son zamanlarında Bizans mirasına sahip çıkmaya başlamıştı.
    (gerçi çok eserimizin yurdışına kaçırılmasına zemin hazırladılar).
    Son dönem dünya fuarlarında Osmanlı-Türk eserleri yanında Bizans
    kültürü de sergileniyordu. Bugün sistemli olarak Bizans’ı yok ediyoruz.
    80 sonrası Türk-İslam sentezi’nin şişirilmiş Battaloğlu klişeleriyle yapıyoruz bunu. “son osmanlı padişahlari” böyle davranmazdı.

    islam dünyasını neden Türkiye hizaya getirmek zorunda? Her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkına ne oldu? İşte bu sömürgeci bir yaklaşımdır. Fransızların, Mısır’ı hizaya getirmek istemesi gibi.
    Neden böyle bir ABD’nin Ortadoğu karakolu rolünü benimseyelim? Neo-Osmanlıcılık tam da bu olmuyor mu?

    Tayyip Erdoğan’a haksızlık etmeye gelince, okuduğu şiirleri çok özür dilerim ama kolormatik gözlüklü imam hatip öğrencisinden hallice. 🙂
    Bu gazlara gelmemeli bence, Erdoğan ve heyeti anca Arap şeyhinin
    oteldeki odasında ayağına gider. Bacak bacak üstünde maç muhabbeti yapsa kaç yazar.

    Ayrıca Davos çıkısını beğeniyordunuz ama Sudan Katliam sanığı Beşir’in, Türkiye’de krallar gibi ağırlandığını hatırlatmak isterim.

  9. Yazan:mer'A-KIL Tarih: Mar 6, 2009 | Reply

    Sn.snowqueen,

    Osmanlı’nın son dönemlerinde, aynı kalemde bir miras bulabildiniz mi? Bulamazsınız çünkü, modernleşme artık başlamıştı ve Osmanlı Batı’yı ilerlemenin yurdu olarak görüyordu. Batı Müziği ve konservatuarlar, operalar çoktan kurulmuştu. Saray ahalisi, artık bu tür sanatın içine girmişti. Halka inmemişti. Şeker Ahmet Paşa, Levni minyatürü çizmiyordu, batı sanatından miras kalmış teknikleri kullanıyordu.
    ***
    Kaldı ki Osmanlı sanatı, müziği vb. kültürü dediğiniz, salt osmanlı değil, oldukça derin bir Bizans kültürü üzerine inşa edilmiştir.
    ***
    P.S. Recep Tayyip Erdoğan’a, “son Osmanlı Padişahı” demek, son Osmanlı Padişahlarına hakaret aslında. Çünkü bu dönem padişahları,
    oldukça iyi bir eğitimden geçmiş, yabancı dil ve nerede ne konuşulacağını bilen, sanattan anlayan adamlardı.
    ***
    Tarihe tarafsız bir gözle bakmak lazım, Osmanlı mirasının reddetmek veya Yeni-Osmanlıcık yapmak bana hayalcilik gibi geliyor. Başkaları da “orta asya da tekrar hakim olmak” istiyordu, o derece gereksiz bir özlem.

    Osmanlı’nın son dönemleri; modernleşmenin(!) başladığı, oldukça iyi eğitimden geçmiş,yabancı dil ve nerede nasıl konuşulacağını bilen,sanattan(!) anlayan,Batı’yı ilerlemenin yurdu olarak gören,Bizans kültürü üzerine inşa edildiği için salt Osmanlı da ol(a)mayan saray(!) ahalisi sayılabilecek bir kısım insanın reddettiği miras neydi o halde?

    -“geniş bir coğrafyada sözü geçiyor olmak” sömürgeciliktir.

    Salt Osmanlı dedirtmeyecek ölçüde bir kültüre nüfuz edebilmiş olmak da “sözü geçen” olunduğunun en önemli delili değil midir?Bizans Kültürü üzerine inşa edilmiş dediğiniz Osmanlı’nın bu durumda ancak ve ancak bir “sömürülen” olduğunu söylüyor olmalısınız!

    Askerine,padişahına,sanatçısına kadar batılılaşmış bir Osmanlı mevcutken neden batı hukuku,yönetim sistemi,kıyafetleri vb. için devrimler yapıldı o halde?

    ”Yukarıdakilereya” bu kadar etki etmiş bir kültür zamanla “halka da inmez(!)” miydi?Acele etme sebebi neydi?

    Halka “inmemişlik” cümlesi ardında işaret edilerek söylenmek istenen nedir?Batı kültürü, Osmanlı bünyesine,zihniyetine bu kadar nüfuz edebilmişken,halka inmekte “eksik” kaldığı yada bu eksikliğe neden olarak görülüp,yok edilmek için devrimlere müracaat edilen halkın sahip olmaktan vazgeçmediği “köstek” ne idi?Batılılaşmış Padişahlık zihniyeti mi?

    Bu değişim için harekete geçen “bazılarının” yukarıdakilere benzemek isteyen aşağıdakilerin içinden çıkmış olduğunu söylemek mümkün müdür yoksa bu eylem adamı“bazılarının” saray ahalisinden daha yoğun dozda batı kültürü almış ve bu uğurda her şeyi göze alabilecek kadar kendilerini “son osmanlı padişahlarından” bile daha “batılı” görenler oldukları söylenebilir mi?

    Şimdi tarafsız gözle yada sizin bakmayı tercih ettiğiniz yerden tarihe bakarsak bu gerçekleşen değişim/dönüşüm/devrim/kuruluş (artık adına ne demek isterseniz) Osmanlı mirasını reddetme sadece “hayalcilik” olarak adlandırılabilir mi?Yada siz bu hayalciliğe belki devrimci “halka indirme” gayreti de diyebilirsiniz!

    Önerdiğiniz tarafsız bakış açısı ile yapılan bu tarz bir değerlendirme örneği size göre “Yeni Osmanlıcılık” olarak nitelendirilebilir mi?

    ”Özlem” olup olmadığı konusu ise bu durumda muğlaklaşır,öyle değil mi?

  10. Yazan:mer'A-KIL Tarih: Mar 6, 2009 | Reply

    Sn.Snowqueen,

    Sanatı halka inmesi derken ben “köy enstitülerinin” başarılı olduğunu düşünüyorum mesela. Bunun için katı kemalist olmaya gerek yok. Aşık Veysel’in bile eğitmenlik yaptığı bir yerde devam edilseydi özgün ve yerli sanat yapıtları çıkardı bence.

    sanat,inmek ve “bile” !?

    “bile” açıklamasına bağlı olarak;Aşık Veysel’in eserleri özgün ve yerli sanat yapıtları olarak sayılabilir mi sayılamaz mı?

  11. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Mar 6, 2009 | Reply

    snowqueen,

    Osmanlı idaresinden memnun olduklarını biz söylüyoruz, bize öyle öğretiildi. Siz Balkanların müslüman kısmındansınız acaba Yunanlılar
    o kadar memnun muydu?

    Bunu bilmiyorum ama mübadele ile Yunanistan’a gönderilen Rumların hep Türkiye’yi özlediklerini, ve diğer Yunanlılar kadar milliyetçi olamadıkları, onlar gibi iyi Rumca konuşamadıkları için ezildiklerini biliyorum. Aynı şey Ermeniler için de geçerli. İnsan, memnun olmadığı yeri özlemez.

    Sanatı halka inmesi derken ben “köy enstitülerinin” başarılı olduğunu düşünüyorum mesela. Bunun için katı kemalist olmaya gerek yok. Aşık Veysel’in bile eğitmenlik yaptığı bir yerde devam edilseydi özgün ve yerli sanat yapıtları çıkardı bence. “böyle sanatın içine tükürürüm” diyen idareciden yeğdir.

    Köy enstitülerileri ayrı bir tartışma konusu olabilir. Takdir ettiğim yönleri var. Ama, Aşık Veysel’in öğretmenliği olayı biraz Ahmet Kutsi Tecer’in kadirşinaslığı sayesindedir. Yoksa rejimin halk müziğinden pek haz etmediği, hatta bir ara yasakladığı vak’adır.

    Opera, balenin de böyle taşlanmasını hiç anlamam, Leyla Gencer’le gurur duymayı öğrenemedik hala bir de taşlıyoruz. Osmanlı’da da operetler vardı, yerel ve Osmanlı dediğiniz müzik türleri ve enstrümanlar yerel mi gerçekten, sanat evrenseldir , Mozart’ta ‘Türk Marşı”nı yapmasaydı o halde. Opera ve baleyi yerel olana uyarlayan sanatçılar da yetişti. Sinema da batı icadı diyelim öyleyse.

    Opera konusu, farklı bir zevk. Operetlik yeterli değil; sahne, ses düzeni, kostüm önemli. Türkiye’de tiyatro bile yeni yeni revaç bulan bir dal. Şeyla Göncer’le gurur duyamamamız normal bence. Şaka 🙂

    islam dünyasını neden Türkiye hizaya getirmek zorunda? Her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkına ne oldu? İşte bu sömürgeci bir yaklaşımdır.

    Bakın Amerika’da Lehmann Brothers batıyor bizim biraderler dükkan kapatıyor. Merkez ülke olmak; örnek olmaktır, koçluk yapmaktır. Demokratik, laik, çoğulcu, bireyselci bir model ortaya koymaktır. Filistin’e sahip çıkmaktır. Irak’ı işgal edecek adamlara karşı dirayet göstermektir vesselam.

    Ayrıca Davos çıkısını beğeniyordunuz ama Sudan Katliam sanığı Beşir’in, Türkiye’de krallar gibi ağırlandığını hatırlatmak isterim.

    BM güvenlik konseyi üyeliği gibi bir çıkar söz konusuydu. Ama korkunç bir adam katılıyorum, anıtkabirdeki olay da rezaletti.

  12. Yazan:snowqueen Tarih: Mar 6, 2009 | Reply

    Bizans Kültürü üzerine inşa edilmiş dediğiniz Osmanlı’nın bu durumda ancak ve ancak bir “sömürülen” olduğunu söylüyor olmalısınız!

    Osmanlı için ikisini de söylebiliriz bence. Hem sömürülen, hem de sömüren. Osmanlı olmak için bazı Arap yazarlar “dini sembolleri tekelere alarak yönetim sınıfıyla tebaa arasına EMPERYAL mesafe koymak” diyor.
    Ben onların yalancısıyım:)

    ”Yukarıdakilereya” bu kadar etki etmiş bir kültür zamanla “halka da inmez(!)” miydi?Acele etme sebebi neydi?

    İnerdi muhakkak. Ama biraz da modernizme bakmak lazım. Herşey ya siyah ya beyazdır. Birşey ya gericidir ya ilerici. O dönem Avrupa’sı da böyle. Postmodernizmin “biraz bundan koyalım, biraz da şundan, azıcık da ondan” rahatlığı yoktur ki modernizm de. Bugün bunu eleştirmek kolay tabi.

    Bunu bilmiyorum ama mübadele ile Yunanistan’a gönderilen Rumların hep Türkiye’yi özlediklerini, ve diğer Yunanlılar kadar milliyetçi olamadıkları, onlar gibi iyi Rumca konuşamadıkları için ezildiklerini biliyorum. Aynı şey Ermeniler için de geçerli. İnsan, memnun olmadığı yeri özlemez.

    Türkiye’de yaşayan Rumların, Yunanistan’la bir alakası yok. Yerli anadolu halkı onlar. Gönderilmeleri de zaten saçma sapan birşey ve başka bir konu. İnsan toprağını özler, çok normal ama bu Yunanistan karasında yaşayanların Osmanlı dönemindeki yönetimden memnun olduğunu göstermez. Bu kadar memnun idiseler, ne diye Yunan Bağımsızlık Savaşı çıktı?
    Ortadoğu’da da resmen Osmanlılar cihat çağrısı yaptı, bir kişi ciddiye aldı mı?

    Köy enstitülerileri ayrı bir tartışma konusu olabilir. Takdir ettiğim yönleri var. Ama, Aşık Veysel’in öğretmenliği olayı biraz Ahmet Kutsi Tecer’in kadirşinaslığı sayesindedir. Yoksa rejimin halk müziğinden pek haz etmediği, hatta bir ara yasakladığı vak’adır.

    Evet böyle bir yasaklama da saçmalık. Gene de Köy Enstitüleri bence başarılı bir projeydi ve yerli kültür ve sanat için bir çıkış yolu olabilirdi.
    Yerli kültür derken içine Hititinden, Frygine hepsini katıyorum tabi. Yeni-Osmanlıcılık için tarih, Fatih’in İstanbul’u alışıyla başladığı için. Osmanlı’yı da inkar den bir Osmanlıcılık bu. Nasıl oluyorsa.

    Merkez ülke olmak; örnek olmaktır, koçluk yapmaktır. Demokratik, laik, çoğulcu, bireyselci bir model ortaya koymaktır. Filistin’e sahip çıkmaktır. Irak’ı işgal edecek adamlara karşı dirayet göstermektir vesselam.

    Yani “onların iyiliği için onlar adına” kararlar vererek mi? “halka rağmen halk için” yapılan girişimlere kızıyorsunuz, peki neden aynı şeyi başka ülkeler için yapalım? Neden “büyük abi” olalım?
    ABD de bunu başka açıdan yapmıyor mu? Bence bu sakat bir model.
    Halklar kendi seçimlerini kendileri yapmalı.
    Ben o coğrafyada yaşasam, “ya bi rahat bırakın bizi kardeşim, ne sürekli herşeye çomak sokup duruyorsunuz, ne bitmez menfaatiniz varmış gözünüz doymadı” diye isyan ederdim.
    ………….

    “bile” açıklamasına bağlı olarak;Aşık Veysel’in eserleri özgün ve yerli sanat yapıtları olarak sayılabilir mi sayılamaz mı?

    “yüksek sanat” denilen mevzu bağlamında bir “bile”o, başka anlam aramayın.

  13. Yazan:snowqueen Tarih: Mar 6, 2009 | Reply

    Sayın mer’A-KIL,
    biraz daha açık yazabilirmisiniz acaba, sanırım anlayamadım.

  14. Yazan:Ali Duman Tarih: Mar 6, 2009 | Reply

    “…Osmanlı, yıkılırken duyun-u umumiye borçlarını silmek karşılığında İsrail’e yerleşmeyi talep eden Herzl’e o toprakların ücretinin, uğruna dökülen kanlar olduğunu söylüyordu. Şimdi zilletten dem vuranlar da, Tayyip Erdoğan Davos’ta gürledi diye neredeyse İsrail’den kendileri özür dileyecekler. İşte bu zillettir ki Türk insanını Osmanlı’ya özlem içinde bırakıyor”.

    Doğru söze ne denir ki? çok güzel bir çalışma ellerinize sağlık.

    Kıskançlıkları ve büyüklüğü karşısında ezilecekleri için Abdulhamit, bu ülke insanına öğretilmedi. Filistin toprakları karşısında tüm borçlarının silinmesi teklif edildiği halde “Filistin toprakları bana değil, halkıma aittir” diyerek satmayan, Ermeni ve Kürtleri, usta yönetimi ile kendine bağlı olarak yönetebilen bir Abdulhamit’ten Türkiye yöneticilerinin öğreneceği çok şey vardır.

    “Kemalist Bilinç Laboratuvarı”/Lisesi’nde iken, “bir gün Osmanlı hanedanı çıkagelirde tekrar tahta geçerse” gibi bir korku duymuştum, bugün anlıyorum ki; o korku, çarpık eğitim sisteminin ve kendine özgüveni olmayan resmi ideolojinin verdiği bir korku imiş, 85 yıllı bir fecaat olan Cumhuriyet, bu haliyle devam ederse Osmanlıya olan özlem giderek artacaktır, hem Türklerde, hem ezilen, sömürülen Arap halklarında.

  15. Yazan:Levent Cetin Tarih: Mar 6, 2009 | Reply

    Bir yanda tarihiyle barismak ugruna gunumuz Turkiye’sine ofkeliyiz, bir yanda eskiye donme korkumuzdan tarihimizi yerden yere vuruyoruz. Hepsi bizim degil mi bunlarin?

    Son Osmanli padisahi Recep Tayyip Erdogan. Ben uyduruk bir slogan uzerinde bu kadar tartisilmasina sasiyorum. Bir yandan da slogani hakli buluyorum. Sonucta Erdogan padisahlar gibi iyi bir egitim almasa da, gorevine yaklasimi acisindan padisah yetkilerini istedigi asikar.

    Recep bey siir okuyor. Ama okudugu siirin icini dolduramiyor, o siiri hissetmiyor. Her siir okuyan iyi okur diye bir sart yok.

    Iyi bir hatip oldugu dogru sanirim. Cunku hitap ettigi insanlarin duymak istedigi seyleri soyluyor. Hayatla barisik, yaptigindan heyecanlanan biri havasindansa, kronik Turk hastaligi olan bir negatif vucut dili var. Yine siyasi rakiplerinden farkli olmayarak, rakiplerinden “bunlar” diye bahsediyor. Herkese esit mesafede durmak istedigi soylenebilir belki ama bunda zorlandigi net bir sekilde hissediliyor. Genel olarak kaba biri.
    Bazi yerlerde durusunu begeniyorum. Magrur bir havasi var. Olaylara asker gibi bakmiyor, daha insansi bir yani var. Diger yandan “ofke kontrolu” dusuk biri.
    Sonra temiz politikaci olma firsatini elinden kolay kacirdi.
    Mesela ortagi oldugu sirketin kolasiyla ekranlarda reklam yapmaktan cekinmedi. Mesela oglunun yaptigi kazada (olume sebebiyet de var) delillerin ortadan kaldirilmasina goz yumdu.
    Mesela ne hikmetse cocuklarinin masraflarini Remzi Gur’e cektirip yurtdisinda okutturdu. Ne iyi adamlar var, bana akrabalarim harclik bile vermediler hem de ayni sehirde okudugum halde.
    Sonra oglu gitti nereden geldigi belli olmayan bir parayla gemi aldi. Ona da sasirilasi bir piskinlikle “gemicik” dedi.
    Hani bu kirlilik yeni degil. Demirel’de, Ozal’da, Inonu’de falan da vardi. Soylemek istedigim de o zaten, aslinda degisen bir sey yok, umutlanacak cok sey yok.
    Padisahlarla veya Osmanli ile alip veremedigimiz olmamasi gerekir. Ogunmek veye utanmak komik. Tarih ve gunumuzu bu hoyratlikla kiyas yapmak oyle kolay mi? Hangi sarti esitleyebiliriz ki olcmek mumkun olsun. Nerede kantarin topuzu.
    Sonra sanat ve sanatci her zaman vardir. Devlete, dine, orduya, baskiya, dejenerasyona ragmen. Bu gun acemasiran beste yapanin olmamasi sanat yapilmadigi anlamina gelmeyecegi gibi, Osmanli’nin resimden uzak kalmasi da sanat yapilmadigi anlamini tasimaz. Sanatci her ortamda sanatini yapar, baski ortamlarinda sanat uretkenligi azalmaz. Cunku sanat duyguyu yansitir, ismi huzur da olsa, ofke de olsa her zaman bir duygu vardir.
    Sonra memleket ozlemini orada rahat yasamakla ozdeslestirmek de o denli isabetli bir yaklasim degil. Insan illa rahat yasadigi yeri ozlemez. Bence insan dogdugu buyudugu yeri her zaman ozler. Yasadigim yerdeki son derece uygun yasam sartlarina ragmen, savasin icinden gelen insanlarin bile memleketlerini ozlediklerini gozlemliyorum. Ermenilerin kayisi agaclarini, Malatya’yi, Arabkiri’ni ozlemelerini Osmanli’ya baglamak ciliz bir tanimlamadir.
    Cumhuriyet’i yuceltmek icin Osmanli’yi yermenin de gereksiz oldugunu dusunuyorum. Kaldi ki Osmanli’nin cokus nedenlerini militarist Turkiye’nin ezberci okullarindan degil, siyaset bilimi tezlerinden, karsit goruslerle karsilastirmali ogrenmek gereklidir. Uzak ve yakin tarihimize sevgi-nefret baglaminda bakmaktansa onun kodlarini cozme baglaminda bakmak cok daha mantikli olacaktir diye gorus bildiriyorum.

  16. Yazan:modul Tarih: Mar 6, 2009 | Reply

    Padişah geyiği
    Engin Ardıç

    Malum kişiler malum tepkileri verdiler, bunun böyle olacağı da belliydi… Hemen işin geyiğine geçildi. Kullanılacak “geyik klişeleri” de belliydi: Kavuk giymiş bir başbakan, “Birinci Recep” benzetmesi, Unakıtan maliye “nazırı”, Melih Gökçek “şehremini”, falan filan…

    Hayret, bu kez takunya, ibrik, çember sakal yok!

    “Köylülük Osmanlılığa dahil” değil mi yoksa?

    Bir zevzek “padişah Erdoğan” diye pankart açınca, “karşı zevzeklerin” neler yapacaklarını da önceden kestirebiliyorsunuz.
    Daha yaratıcı gırgırlar beklerdik: Edirne postanesinden bir telgraf memuru bulup “bu sefer kimleri kesmeyi düşünüyorsunuz” diye sormak gibi falan!

    Ben bunlara şaşırmadım.

    Osmanlı’ya duydukları korkunç nefrete şaşırdım.
    Sanki yabancı ve düşman bir devletten sözediliyordu, Çarlık Rusyası gibi…
    Başbakandan mı daha çok nefret ediyorlar Osmanlı’dan mı, yoksa vergi kaçakçısı olduğu söylenen patronlarına yaranmak için mi bu gülünç gayretkeşlik, tam da çözemedim ama…
    Halkın “derin ve köklü bir refleksle” gönlünü okşayan Osmanlı hatırlatması, bu kişilerde beklenmedik bir “infial” uyandırıyor.
    Çünkü onlara öyle öğretildi, beyinleri o yönde yıkandı.

    Fransız cumhuriyetçileri Paris’in ortasında Dördüncü Henri heykelinden (hele bunun bir de lisesinden) gocunmuyorlar ama bizimkilerin şakasına bile tahammülleri yok.

    Oysa Osmanlı’nın “işlerine gelen” yanlarıyla hiç düşünmeden şişinebiliyorlar, Viyana kapılarına dayanmak, gemilerin yelkenlerini atlastan, halatlarını ibrişimden yapmak, Katerina’yı düdüklemek falan gibi!

    Asker Viyana’ya dayanırsa hoşlarına gidiyor da, işadamı elinde çantasıyla Dubai’ye dayanırsa panik başlıyor…

    Hem nefret ediyorlar, hem de turist gelsin Topkapı Sarayı’nı gezsin ve hayran kalsın istiyorlar. Kılıçdaroğlu şakadan fes giyince çok ayıp ama Kapalıçarşı’da fes satışları artsın ki döviz gelsin!

    Yavuz Selim Mısır seferinde “korkanlar karılarının yanına dönsünler” deyince büyük adam sayılıyor, Deli İbrahim Samatyalı Kaliyopi’ye sulanınca serseri…

    Çünkü memur ruhlu bunlar.

    Kırpık bıyıkları, Sümerbank kunduraları, ceketlerinin içine giydikleri düğmeli hırkalarıyla, İsmet Paşa çocukları.
    Rakı şişesinin etiketine tükenmez kalemle çentik atarlar ve Kızılay sodası içerler.
    Osmanlı onların gözünde düşmandır.
    Ruhları bozkır kavağı koktuğu için de
    “İstanbul yeniden başkent olursa…” diye ödleri patlar.

    Bizi “zevk-ü sefa” batırmıştır, yazımız da zaten “kargacık burgacıktı” …

    Bu kafayla hiçbir seçimi kazanamayacaklar, hiçbir seçimi.

  17. Yazan:Mustafa Akbas Tarih: Mar 6, 2009 | Reply

    Doğanin Eşkisinin galiba beyni Eşkimiş. Adam kafayi yimiş. Bir pankart için Evi yanmiş cingene gibi bayiriyor. Bu adamin olmamasi ülkemiz icin çok hayirli olacaktir.

  18. Yazan:anonim Tarih: Mar 6, 2009 | Reply

    ekrem bey yaziniz genel anlamda doyurucu. yalniz osmanli hakkinda yazi yazarken bence biraz daha dikkatli olmalisiniz. bu kadar hassas ve insanlarin daha cok kulaktan duyma bilgilerle ogrendigi osmanli yi anlatirken biraz daha dikkatli olmanizi oneririm. yazinizda bazi bilgi yanlislari var bunlari duzeltmeniz bence yanlis anlamaya neden olmamak icin daha uygun olur

    mevlana ve yunus emre osmanli doneminin sairleri degildir. 13. yuzyilin ilk yarisinda yasamislardir.

    kurucu tebasini laik sunni olarak degil ama alevi sunni olarak bolmustur. ozellikle kanuni doneminde artarak bugunlere kadar gelmistir.

    sultanlar genclik donemlerinde kanuni doneminden baslayarak kafes adi verilen sarayin icindeki bir bolmede egitim almaya baslamislardir. anlayabileceginiz gibi tam tesekkullu bir pratik egitim mekanizmasi degildir.

    osmanlica kelimeler dilden atilmamistir. turkce sozluklere bakarsaniz hala gorebilirsiniz. kullanilmamaktan dolayi dil kisirlasmis olabilir buna karsi degilim.

    lutfen yazinizi bunun gibi bilgi yanlislarindan ya da yanlis yorumlanmaya sebebiyet verebilecek saptamalardan arindiriniz. yoksa bu yazida unutulup gidecektir.

    saygilarimla

  19. Yazan:Hakan Cez Tarih: Mar 7, 2009 | Reply

    Osmanlı’nın özlenmesinin nedeni istemeyerek insanların elinden alınmış bir değere duyulan özlemdir kanımca. Milli Mücadele döneminde saltanatı kaldırmayı isteyenler mi çoğunluktaydı yoksa kalmasını isteyenler mi?

    Bana göre özellikle Anadolu’da yaşayan halkın yıllardır özlemini çektiği bir olgudur Osmanlı. Çünkü o dönemde savaşa katılanların çoğu savaşın kazanılması halinde Padişah’ın apar topar sınır dışı edileceğini bilmiyordu. Bilselerdi eminim o savaşlar da farklı neticelenirdi.

    İnsanların özlemesi gayet doğal hak etmedikleri şekilde ülkeyi terketmek zorunda bırakılan hanedan üyelerini unutmadı bu millet.

  20. Yazan:mer'A-KIL Tarih: Mar 7, 2009 | Reply

    ”Yukarıdakilere” bu kadar etki etmiş bir kültür zamanla “halka da inmez(!)” miydi?Acele etme sebebi neydi?(M)
    İnerdi muhakkak. Ama biraz da modernizme bakmak lazım. Herşey ya siyah ya beyazdır. Birşey ya gericidir ya ilerici. O dönem Avrupa’sı da böyle. Postmodernizmin “biraz bundan koyalım, biraz da şundan, azıcık da ondan” rahatlığı yoktur ki modernizm de. Bugün bunu eleştirmek kolay tabi.(S)

    “Her şey siyah yada beyaz” ise Osmanlı son dönmeleri de dahil olmak üzere ilerici miydi gerici miydi?Ve yine bu bakışla Osmanlı’yı “azıcık ondan birazcık şundan” mantığıyla nasıl oluyor da hem sömüren hem de sömürülen olarak nasıl tanımlayabiliyorsunuz?

    “Acele eden bazıları”nın zihniyeti için sömüren mi yoksa sömürülen zihniyeti diyebiliriz?

    Oldukça derin bir Bizans kültürü üzerine inşa edilmiş, salt Osmanlı olmayan ve Batıyı ilerlemenin yurdu olarak gören Osmanlı’nın mirası neden ve kimler tarafından reddedildi ve askerine,padişahına,sanatçısına kadar batılılaşmış bir Osmanlı mevcutken neden batı hukuku,yönetim sistemi,kıyafetleri vb. için devrimler yapıldı o halde? Bu soruya cevap verirken şu cümlelerinizi hatırlamanızı rica ederim;

    Bunun için yerel kaynaklara baktığınızda, “elit Türk yönetici sınıfın”,Türk olmayanlara karşı her zaman tepeden, hatta merkezden baktığını okursunuz.

    Osmanlı’nın modernleşmesinin önünde, “gelişmemiş Orta Doğu” tebaası, “dönüştürülmesi gereken bir engel”di.
    Osmanlılar, Araplar üzerinde Osmanlı-Türk idaresini haklı görüyordu.

    Ortadoğu’da da resmen Osmanlılar cihat çağrısı yaptı, bir kişi ciddiye aldı mı?(S)

    Sizin tarafınızdan çizilen böyle bir batılı Osmanlı profili varken sizce neden “ciddiye” alınmamış olabilirler?

    Türkiyenin Ortadoğu karakolluğundan ve ağabeyliğinden yana serzenişte bulunup bir yandan“Ben o coğrafyada yaşasam, “ya bi rahat bırakın bizi kardeşim, ne sürekli herşeye çomak sokup duruyorsunuz, ne bitmez menfaatiniz varmış gözünüz doymadı” diye isyan ederdim.”derken , diğer yandan yasaklamalarla, köy ens.aracılığı ile yerli kültür ve sanatın çıkış yolu bulabileceğini söylüyor ve böyle bir dönüştürme hareketini ”başarılı bir proje” olarak savunuyorsunuz!

    Her şey siyah yada beyazsa,bir şey de ilerici ve gericiyse Türkiye’nin ağabeyliği ilerici midir gerici mi? (Kendisi ve Ortaoğu halkı için)
    Ortadoğu halkının Osmanlının yüksek sanata vakıf olamamış,devrimlere ve çok bilen bazı ağabeylere ihtiyaç duyduğu iddia edilemez mi?

    Türkiye cumhuriyetinin reddi miras yaptığı Osmanlı kadar kültür sahibi olmadığını,Batı’yı Osmanlı kadar ilerlemenin yurdu olarak görmediğini ve en az bir batı dilini bile konuşamadığı için bu “ağabeylik” işine layık olmadığını söylüyorsanız o zaman da başka bir soru karşımıza dikilir;Türkiye de biraz ondan bira şundan mantığıyla hem sömüren hem de sömürülen midir?Türkiye reddi miras yapmasına ve geçirdiği tüm varoluş sürecine rağmen hala neden “yüksek sanatı kavrayamamış,inilememiş sizin deyiminizle “dönüştürülememiş” halk durumundadır?

    Böyle bir halk olarak aslında ”özlem” duyduğumuz nedir?Ve bunu kısaca Yeni-Osmanlıcılık diye kestirip atmak,karşı çıkmaya çalışmak mümkün müdür?
    Reddi miras yapan(bundan sonrası sizin ilk yorumunuzdaki cümlelerdir) “elit Türk yönetici sınıfın”,
    Türk olmayanlara karşı her zaman tepeden, hatta merkezden baktığını,Osmanlı’nın(bunun üzerini çizip Türkiye diye yazmak mümkün) modernleşmesinin önünde, “gelişmemiş Anadolu halkını “dönüştürülmesi gereken bir engel olarak gördüler”
    de diyebilir misiniz?

    Ve hatta modernizim biraz ondan biraz şundan değildir,her şey siyah yada beyaz,ilerici yada gericidir demeye de devam edebilir misiniz?Veyahut O, dönem Avrupası da böyle deyip işin içinden çıkabilir misiniz?

    Şu dediğinize ise tamamen katılamıyorum “bugün bunları eleştirmek kolay tabii”!!!Bildiğiniz gibi bugün bazı şeyleri eleştirmek ve hatta yerin dibine batırmak çok kolayken bazı şeyleri eleştirebilmek “hala kolay” değil( “sansürcü,yasakcı ve militarist bir zihniyet nasıl egemen olabildi”sorusu “nasıl militarist bir topluma “dönüşebildik” sorusu kadar önemli),bakın siz bile pankart açanın psikolojisi üzerine kafa yormayı daha dikkate değer bulmuş ve yazabilmişsiniz.Ekrem bey gibi onu “dönüştüren” detayları incelemeyi ve o detaylar üzerine kalem oynatmayı önemsememişsiniz.

  21. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Mar 9, 2009 | Reply

    metin bey,

    değerli eleştiriniz için teşekkür ederim. Uzman veya tarihçi değilim; sadece tarihe yeni yeni merak sarmış bir okurum. Bu yüzden çok şey beklemeyin.
    Mevlana (ks), Selçuklu döneminde yaşamış haklısınız. Fakat Yunus Emre, her iki dönemde de yaşamış. Zaten bu iki kişi semboldür. Medeniyete katkı yapan, bütün dünyaya mal olan o kadar çok mutasavvıf var ki. İbn-i Arabi’den Niyazi Mısri’ye birçok isim sayılabilir. Bu bağlamda Osmanlı’nın medeniyete “insan” üretmekte başarılı bir dönem olduğunu söylemek gerekir.
    Yukarıda bir yorumda bahsettiğim gibi Osmanlı’daki alevi ayrışması siyasidir. İran tehditi sebebiyledir. Irkçı, dinsel mütalaalarla ilgili değildir. Bektaşilik de, özellikle yeniçeriler arasında revaç gördüğü için en fazla tekkesi olan tarikatlardandır. Yeniçerilerle problemler başlayınca; bu, işi dergahların kapatılmasına kadar götürmüştür. Osmanlı idaresi monarşiye dayanır. Elbette, varlığına tehdit unsuru gördüğünde bu otoriter devlet, tehditi bertaraf etmiştir. Ama, ne bu gün demokrasiden yola çıkıp o günkü bu tutumu eleştirmek makul; ne de o günden yola çıkıp günümüzdeki ayrışmaları meşrulaştırmak. Tarihi, kendi zamaının ölçütleriyle değerlendirmek şart.
    Kafes eğitimi konusunda haklısınız. Günümüz eğitim sistemini ne kadar da andırıyor kafes eğitimi. Yine de kafes eğitimi olsa bile; yöneticilerin küçük yaştan itibaren yetiştirilmeleri önemli bir özellik. Askerlerin, İETT emeklilerinin, SSK yöneticilerinin, serbest avukatların, mühendislerin hasbelkader yönetime geçip tecrübe kazanana kadar vatandaşına çektirmediğinin kalmadığı bir sistemle kıyaslanmaz bile.
    Osmanlıca kelimeler “Arapça ve Farsça kelimelerden arındırmak”,”dilde sadeleşmek” isimleriyle TDK eliyle sözlüklerden atılmıştır. Kullanılmadığı için unutulmaktan çok, unutturulmaktan bahsetmek mümkün. Bilinçli bir çabayla unutturulmuştur. Atatürk’ün dil devrimi öncesi ve sonrası konuşmalarına bakmak; işin traji komikliğini ortaya sermeye yeter. Konuyu şu yazıda dile getirmiştik.
    Yazımın unutulmamak gibi bir kaygısı yok. Oktay Ekşi’nin yazısına karşı kızgınlıkla yazılmış, bu yüzden hiç alışkın olmadığım halde içine biraz hamaset de eklenmiş bir yazıdır. Bir insanın, geçmişinden nefret etmesi patolojik bir durumdur bence. Doğrular, yanlışlar değerlendirilebilir ama veled-i zina gibi çöp tenekesine atmak en mutedil tabirle ayıptır. Cehalet, işte tam da böyle bir şeydir. Küçük kızımla çizgi film seyrederken bana “kimin kötü, kimin iyi” olduğunu soruyor. Çünkü filmler, bu zıtlıklar üzerinden kurgulanıyor. Ona, kötülüğün ve iyiliğin her insanın içinde bulunabileceğini; salt kötü ve salt iyi olmadığını öğretiyorum. Huysuzluk yaptığın zaman sen de “cadılaşıyorsun” diyorum. Oyuncaklarını arkadaşlarınla paylaşmadığın zaman sen de “jokerleşiyorsun” mesela. Veya, cadı ama iyi espri yapıyor; canavar ama farenin sözüne kanacak kadar yufka yürekli diyorum. Kızıma anlatınca anlıyor. Birileri Oktay Ekşi’ye de anlatmalı.

  22. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Mar 9, 2009 | Reply

    Levent bey,

    Tüm yazdıklarınıza katılıyorum.

    Sonra sanat ve sanatci her zaman vardir. Devlete, dine, orduya, baskiya, dejenerasyona ragmen. Bu gun acemasiran beste yapanin olmamasi sanat yapilmadigi anlamina gelmeyecegi gibi, Osmanli’nin resimden uzak kalmasi da sanat yapilmadigi anlamini tasimaz. Sanatci her ortamda sanatini yapar, baski ortamlarinda sanat uretkenligi azalmaz. Cunku sanat duyguyu yansitir, ismi huzur da olsa, ofke de olsa her zaman bir duygu vardir.

    Yalnız buradaki problem, zaten bahsettiğiniz gibi biraz duygusallikla ilgili. Totaliter rejimlerde duygulara yer yoktur. Milli menfaatler uğruna yaşayan neferlerdir vatandaşlar. Geçen National Geographic’de Kuzey Kore’yi gösteriyordu. Çok güzel, ritmik bir şekilde dans ediyor K.Kore vatandaşları. Hepsi birbiriyle son derece uyumlu ve ne zaman hangi hareketi yapacakları belirli. Sunucu “siz, hep aynı hareketleri mi yapıyorsunuz? Serbestçe dans etmiyor musunuz, rap, rock filan bilmez misiniz?” deyince hepsi aval aval sunucuya bakıyorlardı. Totaliter rejimde sanat böyle bir şeydir; ruhsuzdur, insanın içinden geleni dışa vurmasına imkan vermezler. Sanat, özgürlükle ilgilidir.
    Ayrıca, dünya çapında da özellikle 1990’lardan sonra sanat farklılaştı. Aşk öldü, duygular öldü. Ne şiiri şiir, ne müziği müzik. Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada böyle. Justin Timberlake, Eminem, Britney Spears… Bizde Keremcan, Gülben Ergen, Hande Yener, Serdar Ortaç filan… Yani, evet bu da sanat. Duygular bitmediği için sanat da sürüyor ama zaten sorun duygularda galiba.
    Acemaşiran olmasın eyvallah ama farklı bir şeyler olsun Allah rızası için !

  23. Yazan:bilal asker Tarih: May 10, 2012 | Reply

    1. maddenin ilk 3 cumlesinde yazanlar hangi ders kitabinda yaziyormus soylyinde bilelim. okullarda bunlarin ogretildigi yalan. hadi birleri bu yalanlari siraliyor da bu millet okula da mi gitmedi. her soyleneni kabulleniyor. ayiptir. gunahtir.

  24. Yazan:Ekrem Senai Tarih: May 11, 2012 | Reply

    Bilal bey,

    Siz tarih dersini kopyayla geçtiniz galiba. Veya çok gençsiniz. Biz, tarih ders kitabında Atatürk’ün Samsun’a eski bir taka içinde çıktığının anlatıldığı zamanda okuduk. Şimdi çok düzelme var. Ama Vahdettin hala haindir değil mi? Lale devri de hala zevk u sefa devridir. 1.dünya savaşında da hala Almanlar yenildiği için biz de yenik sayıldık masalları anlatılıyor.
    Biz, Atatürk’ün “ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri!” sözünü ezberleyen ama ordunun Akdeniz’de ne işi olduğunu anlayamadan okul bitirmiş nesildeniz. Çerkes Ethem’in, Şeyh Said’in, Kazım Karabekir’in hain olarak anlatıldığı bir devrin çocuklarıyız. Siz sabisiniz galiba. Ne mutlu.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin