<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>İslam Metafiziği, Tasavvuf ve İbn-i Arabî Bölüm 2 yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2009/03/04/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-2/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/04/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-2/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Sun, 12 Feb 2012 12:18:20 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>bi dost tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/04/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-2/#comment-70925</link>
		<dc:creator>bi dost</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 May 2011 17:52:19 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3714#comment-70925</guid>
		<description>&lt;strike&gt; &lt;code&gt; &lt;em&gt; &lt;/em&gt;&lt;/code&gt; &lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/strike&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strike> <code> <em> </em></code> <strong></strong></strike></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/04/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-2/#comment-26818</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2009 10:14:26 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3714#comment-26818</guid>
		<description>estagfirullah olur mu öyle şey. çok teşekkürler yorumlar ve önerileriniz için. 
sevgiyle</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>estagfirullah olur mu öyle şey. çok teşekkürler yorumlar ve önerileriniz için.<br />
sevgiyle</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>bora tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/04/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-2/#comment-26817</link>
		<dc:creator>bora</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2009 10:09:11 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3714#comment-26817</guid>
		<description>ben teşekkür ederim. tereciye tere satmak gibi oldu desenize :)çalışmalarınızda başarılar dilerim.
selametle</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>ben teşekkür ederim. tereciye tere satmak gibi oldu desenize :)çalışmalarınızda başarılar dilerim.<br />
selametle</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/04/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-2/#comment-26815</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2009 10:02:00 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3714#comment-26815</guid>
		<description>fütuhat'ın ekrem demirli çevirisinin ilk 10 cildi çıktı. 3-4 ayda bir yeni cildi çıkıyor. sanıyorum 27 cilt kadar olacak. bu şimdiye kadar tasavvuf literatüründeki en büyük işlerden birisi bence. ekrem demirli'ye minnettarm doğrusu fusus'un a ekrem demirli çevisi v şerhi oldukça nitelikli zaten.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>fütuhat&#8217;ın ekrem demirli çevirisinin ilk 10 cildi çıktı. 3-4 ayda bir yeni cildi çıkıyor. sanıyorum 27 cilt kadar olacak. bu şimdiye kadar tasavvuf literatüründeki en büyük işlerden birisi bence. ekrem demirli&#8217;ye minnettarm doğrusu fusus&#8217;un a ekrem demirli çevisi v şerhi oldukça nitelikli zaten.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/04/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-2/#comment-26814</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2009 09:43:16 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3714#comment-26814</guid>
		<description>bora bey,
çok teşekkür ederim yorumlarınız için. tasavvuf dergisi ibn arabi özel sayısı bende basılı halde var ve çokça faydalanıyorum da. tasavvuf dergisini zaten en baştan beri takip ederim. ibn arabi özel sayısının ikincisi de yakında çıkacak. mevlana özel sayıları da oldukça kapsamlı ve özenli hazırlanmıştı. 
çok teşekkürler değerli görüşleriniz için. 
tarkovsky'nin stalker'ının ve nostalghia'sının tam anlamıyla birer tasavvufî eser olduklarını düşünüüyorum ben.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bora bey,<br />
çok teşekkür ederim yorumlarınız için. tasavvuf dergisi ibn arabi özel sayısı bende basılı halde var ve çokça faydalanıyorum da. tasavvuf dergisini zaten en baştan beri takip ederim. ibn arabi özel sayısının ikincisi de yakında çıkacak. mevlana özel sayıları da oldukça kapsamlı ve özenli hazırlanmıştı.<br />
çok teşekkürler değerli görüşleriniz için.<br />
tarkovsky&#8217;nin stalker&#8217;ının ve nostalghia&#8217;sının tam anlamıyla birer tasavvufî eser olduklarını düşünüüyorum ben.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>bora tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/04/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-2/#comment-26799</link>
		<dc:creator>bora</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2009 02:04:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3714#comment-26799</guid>
		<description>enver bey, çalışmanızı, azminizi tebrik ederim. tasavvuf zor konu, ibni arabi ise daha da zor. Allah size kolaylık versin. haddim olmayarak size tasavvuf dergisinin ibni arabi özel sayısının linkini gönderiyorum. belki çalışmalarınızda faydası olur. http://www.tasavvufdergisi.net/?no=32&#38;bolum=dergi

birde ekrem demirli fütühatı mekkiye'yi çevirmeye başladı biliyorsunuzdur. böylece ibni arabinin bu dev eseri ilk defa tam metin olarak türkçeye kazandırılmış olacak. litera yayınlarından ciltler halinde çıkmaya başladı 10. cilde kadar geldi. bitti mi devamı gelecek mi bilemiyorum.

konu sadece mahiyet olarak değil ama hakim islami algı içinde zor. zahir alimler, fıkıhçılar tasavvufçulardan hiç bir zaman haz etmediler. hallac'ı, arabi'yi ve onların yaratmaya çalıştıkları zemin algısını kabul edemediler. oysa böyle bir zemin olmadan herşey havadadır. yerine de bir şey koyamadıkları için insanları tatmin eden bir hikmet maalesef ortadan kalktı. neyse, şikayette aslı bilen için yanlıştır aslında. 

bildiğim kadarıyla ibni arabi eserlerinde hiçbir zaman vahdeti vucud tabirini kullanmadı. onun manevi oğlu anadolu evliyası ve mevlana'nın çağdaşı ve arkadaşı sadrettin konevi'de vahdeti vucud dedi mi demedi mi bilmiyorum. cem ve tekrika olarak mevzuyu ele aldı sanırım. arabi'de ise "yaratmada vasıta olan hakk" olarak geçiyor yanlış hatırlamıyorsam. vahdeti vücud kavramı daha sonra devreye girdi. varlık birliği bu çağ insanları için aşikar olmaya daha müsaittir. insanlar uzaydan dünyanın fotoğrafını çektiler ve tek bir şey üzerinde var olduğumuz ve en azından bu itibarla birbirimizle irtibat içinde olduğumuz netleşti. muhtemelen eskiden böyle bir kavrayışa, birlikteki çokluğa varmak daha zordu. 

ibni arabi'nin öğretisinin önemli kısmının ilahi isimler ve sıfatların kavranışı olduğu yönündeki tesbitiniz doğrudur. ancak bunlar özü ve hakikati Allah'ın olan isimlerdir. yani insanı kamilin tüm isimleri yansıtması mümkün değildir. çünkü bu isimler arasında zat isimleri de vardır. insan ancak kendisinde tecelli edebilecek ve kendisi için nisbet olabilecek isimleri kısmen kuşanabilir. örneğin zengin biri kısmen gani ismini temsil edebilir ama kulluğu devam ettiği için o hiç bir zaman ihtiyaçtan münezzeh değildir yani gerçek gani değildir. bir doktor şafi ismini temsil edebilir yada bir yönetici rab ismini temsil edebilir ama bu nisbetler sadece Allah'ın sıfatlarını anlamak içindir. böylece insan çift taraflı tek'tir. bir yanıyla Allah'ın bazı isimlerinin temsilcisi, halifesi olarak ilahi, bir taraftanda bu isimlere bizzat ihtiyaç duyan olarak kuldur. Allah ise haşa böyle bir ihtiyaçtan münezzehtir. ortak isimler nelerdir yada isimler hiyerarşisi nasıldır konusunda çok ciddi inceleme yapmak gerekir sanırım. ibni arabi isimlerin anası olarak yedi isimden bahseder. bunları tam hatırlayamıyorum. ancak bu isim ve sıfatların putlaştırılması tehlikesi müslümanları bu işten uzak tutmuş gibi görünüyor. halbuki bunları ezberleyen cennet'e girer diye hadis var.

oluş ve bozuluş içinde ibni arabi'nin yaklaşımı son derece özeldir. ona göre yaratılış tecellisi her nefeste tekrarlanır ve gelen giden kadar mükemmeldir. milyarlarca canlının, feleklerin ve meleklerin bir anda işlediği iş ve onlardan eksilenler ve bu süreç sonunda ortaya çıkan eser yepyenidir. böylece alem her nefeste yeniden yaratılır. bu bana muazzam bir sanat eserinin mükemmelliğini kaybetmeden evrilmesi gibi geliyor. öyleki bir ekleme yapılmadan önce mükemmeldi, ekleme ve çıkartma yapıldıktan sonra da mükemmeldir.

tarkovski'nin tasavvuf alemine en çok yaklaştığı iki eseri, stalker ve solaris'tir. solaris insanların vicdanlarına ve içdünyalarına göre eserler,kişiler yaratıp onlara gönderen bir gezegende geçer. bu gezegen gönderdiği kişiler aracılığıyla insanlarla iletişim kurmaktadır ve elbette bu gezegen aslında dünyadır. alem böyle bir potansiyele sahiptir. yani bir şeyin değil herşeyin ruhu ile irtibat mümkündür ama insan için alıştığından fevkalade farklı bu dünya için gerekli nitelikler günümüz insanlarında malesef yoktur. insan olması sebebiyle bu potansiyel mevcut olsa da öğreti, azim, haya,cesaret vb nitelikler de gereklidir. sanıyorum tasavvuf aslında bu temas için gerekli nitelikleri kazandırmak ve onu engelleyen niteliklerden insanı kurtarmak sanatıdır.

not isimlerle ilgili yorum ve yaklaşım bana aittir yani bu konudaki hatalar tamamen benimdir. şeyhi ekbere izafe edilemez :)

çalışmanızın devamını merakla bekliyorum
sürçi lisan ettiysek affola.

selametle</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>enver bey, çalışmanızı, azminizi tebrik ederim. tasavvuf zor konu, ibni arabi ise daha da zor. Allah size kolaylık versin. haddim olmayarak size tasavvuf dergisinin ibni arabi özel sayısının linkini gönderiyorum. belki çalışmalarınızda faydası olur. <a href="http://www.tasavvufdergisi.net/?no=32&amp;bolum=dergi" rel="nofollow">http://www.tasavvufdergisi.net/?no=32&amp;bolum=dergi</a></p>
<p>birde ekrem demirli fütühatı mekkiye&#8217;yi çevirmeye başladı biliyorsunuzdur. böylece ibni arabinin bu dev eseri ilk defa tam metin olarak türkçeye kazandırılmış olacak. litera yayınlarından ciltler halinde çıkmaya başladı 10. cilde kadar geldi. bitti mi devamı gelecek mi bilemiyorum.</p>
<p>konu sadece mahiyet olarak değil ama hakim islami algı içinde zor. zahir alimler, fıkıhçılar tasavvufçulardan hiç bir zaman haz etmediler. hallac&#8217;ı, arabi&#8217;yi ve onların yaratmaya çalıştıkları zemin algısını kabul edemediler. oysa böyle bir zemin olmadan herşey havadadır. yerine de bir şey koyamadıkları için insanları tatmin eden bir hikmet maalesef ortadan kalktı. neyse, şikayette aslı bilen için yanlıştır aslında. </p>
<p>bildiğim kadarıyla ibni arabi eserlerinde hiçbir zaman vahdeti vucud tabirini kullanmadı. onun manevi oğlu anadolu evliyası ve mevlana&#8217;nın çağdaşı ve arkadaşı sadrettin konevi&#8217;de vahdeti vucud dedi mi demedi mi bilmiyorum. cem ve tekrika olarak mevzuyu ele aldı sanırım. arabi&#8217;de ise &#8220;yaratmada vasıta olan hakk&#8221; olarak geçiyor yanlış hatırlamıyorsam. vahdeti vücud kavramı daha sonra devreye girdi. varlık birliği bu çağ insanları için aşikar olmaya daha müsaittir. insanlar uzaydan dünyanın fotoğrafını çektiler ve tek bir şey üzerinde var olduğumuz ve en azından bu itibarla birbirimizle irtibat içinde olduğumuz netleşti. muhtemelen eskiden böyle bir kavrayışa, birlikteki çokluğa varmak daha zordu. </p>
<p>ibni arabi&#8217;nin öğretisinin önemli kısmının ilahi isimler ve sıfatların kavranışı olduğu yönündeki tesbitiniz doğrudur. ancak bunlar özü ve hakikati Allah&#8217;ın olan isimlerdir. yani insanı kamilin tüm isimleri yansıtması mümkün değildir. çünkü bu isimler arasında zat isimleri de vardır. insan ancak kendisinde tecelli edebilecek ve kendisi için nisbet olabilecek isimleri kısmen kuşanabilir. örneğin zengin biri kısmen gani ismini temsil edebilir ama kulluğu devam ettiği için o hiç bir zaman ihtiyaçtan münezzeh değildir yani gerçek gani değildir. bir doktor şafi ismini temsil edebilir yada bir yönetici rab ismini temsil edebilir ama bu nisbetler sadece Allah&#8217;ın sıfatlarını anlamak içindir. böylece insan çift taraflı tek&#8217;tir. bir yanıyla Allah&#8217;ın bazı isimlerinin temsilcisi, halifesi olarak ilahi, bir taraftanda bu isimlere bizzat ihtiyaç duyan olarak kuldur. Allah ise haşa böyle bir ihtiyaçtan münezzehtir. ortak isimler nelerdir yada isimler hiyerarşisi nasıldır konusunda çok ciddi inceleme yapmak gerekir sanırım. ibni arabi isimlerin anası olarak yedi isimden bahseder. bunları tam hatırlayamıyorum. ancak bu isim ve sıfatların putlaştırılması tehlikesi müslümanları bu işten uzak tutmuş gibi görünüyor. halbuki bunları ezberleyen cennet&#8217;e girer diye hadis var.</p>
<p>oluş ve bozuluş içinde ibni arabi&#8217;nin yaklaşımı son derece özeldir. ona göre yaratılış tecellisi her nefeste tekrarlanır ve gelen giden kadar mükemmeldir. milyarlarca canlının, feleklerin ve meleklerin bir anda işlediği iş ve onlardan eksilenler ve bu süreç sonunda ortaya çıkan eser yepyenidir. böylece alem her nefeste yeniden yaratılır. bu bana muazzam bir sanat eserinin mükemmelliğini kaybetmeden evrilmesi gibi geliyor. öyleki bir ekleme yapılmadan önce mükemmeldi, ekleme ve çıkartma yapıldıktan sonra da mükemmeldir.</p>
<p>tarkovski&#8217;nin tasavvuf alemine en çok yaklaştığı iki eseri, stalker ve solaris&#8217;tir. solaris insanların vicdanlarına ve içdünyalarına göre eserler,kişiler yaratıp onlara gönderen bir gezegende geçer. bu gezegen gönderdiği kişiler aracılığıyla insanlarla iletişim kurmaktadır ve elbette bu gezegen aslında dünyadır. alem böyle bir potansiyele sahiptir. yani bir şeyin değil herşeyin ruhu ile irtibat mümkündür ama insan için alıştığından fevkalade farklı bu dünya için gerekli nitelikler günümüz insanlarında malesef yoktur. insan olması sebebiyle bu potansiyel mevcut olsa da öğreti, azim, haya,cesaret vb nitelikler de gereklidir. sanıyorum tasavvuf aslında bu temas için gerekli nitelikleri kazandırmak ve onu engelleyen niteliklerden insanı kurtarmak sanatıdır.</p>
<p>not isimlerle ilgili yorum ve yaklaşım bana aittir yani bu konudaki hatalar tamamen benimdir. şeyhi ekbere izafe edilemez <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>çalışmanızın devamını merakla bekliyorum<br />
sürçi lisan ettiysek affola.</p>
<p>selametle</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/04/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-2/#comment-26639</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2009 20:44:07 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3714#comment-26639</guid>
		<description>yusuf bey,
öncelikle eleştirilerinizi doğrusu bilmek isterdim. belki bu şekilde eleştirilerinizi dikkate alarak yeni yazıları ona göre ele alabiliriz.
ikincisi, benim için bu yazı dizisi ibn arabi ontolojisi üzerine bir giriş mahiyeti taşıyor. ilk iki yazı ise bu knouya bir giriş olarak düşünüldü. bundan sonraki bölümlerde ibn arabi'den hareketle vahdetu'l vücûd ontolojisini ele almayı amaçlıyorum. niyetim bu yazıyı tarikatlerin pratiği konusuna getirmek değil açıkçası. bu konu belki başka bir yazı konusudur ama bu yazı dizisinin konusu değil. ibn arabi ontolojisini karşılaştrmalı olarak ele aldıktan sonra belki son yazıyı tasavvuf ,sanat ve varoluşçu felsefe ilişkisini ele almak olabilir. ama eleştirileinizi duymak isterdim doğrusu.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>yusuf bey,<br />
öncelikle eleştirilerinizi doğrusu bilmek isterdim. belki bu şekilde eleştirilerinizi dikkate alarak yeni yazıları ona göre ele alabiliriz.<br />
ikincisi, benim için bu yazı dizisi ibn arabi ontolojisi üzerine bir giriş mahiyeti taşıyor. ilk iki yazı ise bu knouya bir giriş olarak düşünüldü. bundan sonraki bölümlerde ibn arabi&#8217;den hareketle vahdetu&#8217;l vücûd ontolojisini ele almayı amaçlıyorum. niyetim bu yazıyı tarikatlerin pratiği konusuna getirmek değil açıkçası. bu konu belki başka bir yazı konusudur ama bu yazı dizisinin konusu değil. ibn arabi ontolojisini karşılaştrmalı olarak ele aldıktan sonra belki son yazıyı tasavvuf ,sanat ve varoluşçu felsefe ilişkisini ele almak olabilir. ama eleştirileinizi duymak isterdim doğrusu.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>YUSUF KLINÇ tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/04/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-2/#comment-26610</link>
		<dc:creator>YUSUF KLINÇ</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2009 12:47:26 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3714#comment-26610</guid>
		<description>Öncelikle çalışmanız için tebrik ediyorum ancak beni eleştirmek istediğim yerler olacak yalınız yazınızın devamı olacağını yazılarınızdan anladığımdan dolayı sonraki yazıları beklemek gibi bir zaruretimin olduğuna inanıyorum.İkinci olarak tasavvufun tarikatleşmesi yani kurumsal ve hiyerarşik bir tarikat olgusunun oluşum ve gelişimi ile ilgili bir yazınızın olup olmayacağını merak ediyorum.Görüşmek dileği ile enver bey</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle çalışmanız için tebrik ediyorum ancak beni eleştirmek istediğim yerler olacak yalınız yazınızın devamı olacağını yazılarınızdan anladığımdan dolayı sonraki yazıları beklemek gibi bir zaruretimin olduğuna inanıyorum.İkinci olarak tasavvufun tarikatleşmesi yani kurumsal ve hiyerarşik bir tarikat olgusunun oluşum ve gelişimi ile ilgili bir yazınızın olup olmayacağını merak ediyorum.Görüşmek dileği ile enver bey</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/04/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-2/#comment-26535</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2009 12:22:13 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3714#comment-26535</guid>
		<description>arif ve mustafa bey,
sadece "eyvallah" diyebiliyorum güzel katkılarınıza. gerçekten bu konuda yazmakla yazmamak arasında uzun süredir tereddüt yaşıyordum. sonuçta kabuktan içeriye öze  bakmaya çalışan bir insanım ben. umarım sürç-i lisan etmem. teşekkürler</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>arif ve mustafa bey,<br />
sadece &#8220;eyvallah&#8221; diyebiliyorum güzel katkılarınıza. gerçekten bu konuda yazmakla yazmamak arasında uzun süredir tereddüt yaşıyordum. sonuçta kabuktan içeriye öze  bakmaya çalışan bir insanım ben. umarım sürç-i lisan etmem. teşekkürler</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>arif tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/04/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-2/#comment-26533</link>
		<dc:creator>arif</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2009 12:14:13 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3714#comment-26533</guid>
		<description>Ete kemiğe büründüm/Yunus diye göründüm...
Rivayet odurki Mevlana hazretlerinin Mesnevisini okuduğunda; Yunus sözü uzun tutmuşsun, ben olsam iki dizeye sığdırırdım yazdıklarını deyip yukarıdaki dizeleri söylemiş. Bu elbette bir rivayet ve gerçeklik payı yok. Ancak Tasavvufun kal-söz-ilmi değilde, hal ilmi olduğu tespitiyle örtüşen bir hikaye. İnsanın nefis motivasyonu, ulaştığı birkaç kulak hırsızlığı bilgisiyle tanrılık ve kibir taslamasına da yol açmıştır geçmişte. Edep çizgisinden uzaklaşmış bir tanrılık iddiası ile karıştırılan, Allah'tan bir nefha taşındığının keşfi; zaman zaman belaları davet edegelmiştir. Bu nedenlede islam mutasavvıfları bu konuda konuşma ve yazılarına çok dikkat etmişler, sığ ve art niyetli kimselerin düşmanlığından sakınmışlardır. Hülasa öğrendikçe karışan, kavradıkça kuşatılamayan, söyledikçe bilinemeyen, bildikçe söylenemeyen bir konuda yazılanlar, yinede çok faydalı olacaktır kanımca. İlgi uyandırıp derununa girdikçe içindeki-içimizdeki cevherle tanışma şansına sahip olabileceğimiz bir alan tasavvuf. Köşeleri törpüleyen, ötekine kendi gibi bakmayı sağlayan, celal ve cemal sıfatının Allah'tan olduğunu anlayıp; yaşanan her çatışmanın bir cilve boyutu olduğunu sezdiren bir çabadır. Hülasa hayatın gerçek dialektiği için tasavvuftur diyebiliriz. Zıtların çatışmasındaki birliğin örtüldüğü neşedir. Sırların keşfine giden yoldur ve bu sırların dil ehline uygun bir lisanla anlatımıdır. Sözü kendiside bir Mevlevi dedesi olan Şeyh Galib'e bırakalım;
Merteben aynı müsemmadadır esma sanma
Merciin Haliki eşyadadır eşya sanma.
Gördüğün emri muhakkakları rüya sanma
Başkasın kendini suretle heyula sanma
Keşf ile sabit olan manayı dava sanma.
Hoşça bak zatına ki zübde-i alemsin sen
Merdumei dide-i ekvan olan ademsin sen...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ete kemiğe büründüm/Yunus diye göründüm&#8230;<br />
Rivayet odurki Mevlana hazretlerinin Mesnevisini okuduğunda; Yunus sözü uzun tutmuşsun, ben olsam iki dizeye sığdırırdım yazdıklarını deyip yukarıdaki dizeleri söylemiş. Bu elbette bir rivayet ve gerçeklik payı yok. Ancak Tasavvufun kal-söz-ilmi değilde, hal ilmi olduğu tespitiyle örtüşen bir hikaye. İnsanın nefis motivasyonu, ulaştığı birkaç kulak hırsızlığı bilgisiyle tanrılık ve kibir taslamasına da yol açmıştır geçmişte. Edep çizgisinden uzaklaşmış bir tanrılık iddiası ile karıştırılan, Allah&#8217;tan bir nefha taşındığının keşfi; zaman zaman belaları davet edegelmiştir. Bu nedenlede islam mutasavvıfları bu konuda konuşma ve yazılarına çok dikkat etmişler, sığ ve art niyetli kimselerin düşmanlığından sakınmışlardır. Hülasa öğrendikçe karışan, kavradıkça kuşatılamayan, söyledikçe bilinemeyen, bildikçe söylenemeyen bir konuda yazılanlar, yinede çok faydalı olacaktır kanımca. İlgi uyandırıp derununa girdikçe içindeki-içimizdeki cevherle tanışma şansına sahip olabileceğimiz bir alan tasavvuf. Köşeleri törpüleyen, ötekine kendi gibi bakmayı sağlayan, celal ve cemal sıfatının Allah&#8217;tan olduğunu anlayıp; yaşanan her çatışmanın bir cilve boyutu olduğunu sezdiren bir çabadır. Hülasa hayatın gerçek dialektiği için tasavvuftur diyebiliriz. Zıtların çatışmasındaki birliğin örtüldüğü neşedir. Sırların keşfine giden yoldur ve bu sırların dil ehline uygun bir lisanla anlatımıdır. Sözü kendiside bir Mevlevi dedesi olan Şeyh Galib&#8217;e bırakalım;<br />
Merteben aynı müsemmadadır esma sanma<br />
Merciin Haliki eşyadadır eşya sanma.<br />
Gördüğün emri muhakkakları rüya sanma<br />
Başkasın kendini suretle heyula sanma<br />
Keşf ile sabit olan manayı dava sanma.<br />
Hoşça bak zatına ki zübde-i alemsin sen<br />
Merdumei dide-i ekvan olan ademsin sen&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mustafa tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/04/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-2/#comment-26486</link>
		<dc:creator>Mustafa</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2009 16:39:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3714#comment-26486</guid>
		<description>yazinizi tebrik ederim. Hiristiyanlikta ve yahudilikte eski ahitdede insanin Allahin suretinde yaratildigi. Velakin hiristiyanlar burda durmayip Hz.Ademin yasak meyveden yeyisini insanligin topyekun o ilk seviyesinden düsüse sebeb olmus. Ontolojik bir günaha sahib olmuslar ve ancak hiristiyanliga vaftiz edilerek gecince bu kötü durumdan kurtulabilirmis. Aydinlik felsefi akimlar ise mesela Kantda insanin kendisinde ölcü ile ölcülemeyen izzeti oldugundan hareket eder. Insanin özü ve hür iradesi (determinist)tabiat aleminin disinda kaldigindan ölcüsüz kiymet ve izzetden yol alir Kant. 

Bu konuda bir adasimin yazisi:

Islamiyetde Insanın izzeti ve şerefi 


Yüce dinimiz Islamiyet insanın yerini tarif ediyor „en şerefli mahluk“ ve „halife“ gibi muhteşem tariflerle en güzel ifadeler yerini buluyor. Insanın irade, davet ve fırsat verilmesi ile Hakikate yaklaşma Rabbine yaklaşma imkanına sahibdir. Veya tersine edebi olarak azab içine düşebilenlerden olabilir. Insan için birçok alim „alem-i sağir“ demişler yani „küçük kainat“ ve „büyük kainatın“ bir topluluğu halindedir. Insanın doğumu ve ölümü büyük kainatında başlangıcı ve sonunun göstergesi gibidir. Her insan günahsız ve yüce bir fıtrat ile dünyaya gelmekte. Bir alimin ölümü bir kainatın ölümü gibi kabul ediliyor Islamiyetde. Ve bir insanı öldükmek ile insanlığı öldürmek gibidir deniliyor. Insana akıl verilmiş ve bunu kullanıp, iman edib, nefsini tanıyıp, alemleri tanıyıp, Rabbini tanıyıp melekleri bile hayran bırakabilecek seviyeye çıkabilir. Kalbini hakiki aşka açabilir ve bu yüce aşka kavuşabilir. Insanoğlunda irade ve akıl vardır ve bunlarla beraber mesuliyeti vardır. Insanın Allahü tealanın „suretinde“ yaratıldığını anlatan hadis-i şerifi mecazi şekilde okuyoruz ve insanın sıfatlarının diğer mahluklara nazaran ileri olduğunu „ilim“, „irade“ gibi ve ilahi sifatlara „daha yakın“ denilebilinir. Tabi ilahi sifatlar sonsuz ve kıyas edilemez. Beşeri sıfatlar mahluktur ve sınırlıdır. Yüce dinimiz islamiyetde ahlaki ölçülere uymak Allah için Allahü tealanın rızasını kazanmak için ve buda ayni zaman insanın seadeti içindir. Allahü tealaya ibadet ayni zamanda ilim ve irfan ile ve marifet ile aydınlanmayı kapsıyor ve Allahü tealaya ibadet insana hakiki hürriyeti ve seadeti getiriyor, insanın ilime yönelip cehaletin esaretinden kurtulması misali gibi, kıyas caiz ise.


Immanuel Kantda Insanın izzeti

Yeni çağda alman filozofu Immanuel Kantın “Menschenwürde” (Insanın izzeti) felsefesi hakimdir artık birçok hukuk sistemlerinde. Alman anayasasının birinci maddesine tüm diğer maddeler dayanmaktadır. Yunanistan, Italya, Portekiz, Ispanya, Isveç, Finlanda, Irlanda, Isviçre, Güney Afrika ve Belçika anayasalarında ve yeni AB anayasasında “izzet” geliyor. Yeni avrupa anayasasındada ön görülüyor. Almanya anayasası birinci Maddesi şöyle :
“Insanın izzetine dokunulamaz.Ona saygi beslemek ve korumak bütün devlet güçlerinine gerektir.”
Kant insanın “değer” olmadığını yani herhangi bir şey için alet olamamasi gerektiğini savunur. Kanta göre tabiat tabiat kanunları altında sabittir ve deterministlik yani zorunluluk vardır. Kantdaki tabiat anlayışı modern fen ilimlerinin tabiat anlayışından farklı olarak eski aristotelik tabiat felsefesinin etkisi var. Insanda bu dünyada olduğuna göre insanın içinde maddi olmayan “kendisi” (subject) bu zorunluluk deterministlikden ayrı düşüyor çünkü hür irade sahibidir. Bu hür irade sahibliğine Kant izzeti dayandırıyor. Insan kendisi kendine kaide ve ölçü koymaktadır. Kısaca dayanak ne dinde ne tabiat felsefelerinde nede hukuk sistemlerinde. Insanın izzeti Kantda:
• „doğuşdan var“ var ve kaybedilemez.
• Bütün insanların izzeti var ve geçerlidir.
• Insan hür, gayeli, akli davranışlardan ve ifadelerden kaynaklanıyor.
• Umumi universel geçerlilik var başka insanın izzeti tanınmasında.

Alman anayasasında devletin birinci görevi insanın izzetini (Menschenwürdeyi) korumaktır. „Menschenwürde“ hukukun kaynağı görülmektedir. Üstelik Insan haklarıda Menschenwürde için var oldugu kabul ediliyor.
Izzet hakkında Kant diyorki :
„Gayeler dünyasında herşeyin ya bir fiyatı var ama izzetde yok. Fiyatı olan şeyin yerine başka şey konulabilinir es değer olarak, ama her fiyatin üzerinde olan ve eşdeğeri olmayanın izzeti var.“ (Tüm eserler, IV, 434)
Kantda tabiat ve insanın özü bir kutup teşkil ediyor. Iki ayrı dünya. „Autonomie“ yani hür irade ve buna olarak tabiata etkilemek insanın ve her akli tabiatın izzetisinin temelidir.
ABD kurulduğunda 1776 senesinde 4.Temmuzda ilan edilen Bağımsızlık yazısında insanların „hayat ve hürriyet ve seadet peşinde gayret“ haklarını „vazgeçilmez“ olarak kabul ediliyor. Fransa Kant felsefesinden habersiz insan haklarıni öne sürdü ve insan hakları almanya gbi devletlerde birinci maddede değil sonraki maddelerde yerini buldu.
Görülüyorki belirli bir felsefe en azından o felsefenin çekirdeğini daima devlet korumagı ve öğretmeği his etmektedir. Yazıda maksadım Izzet tarifini Kant felsefesinde yerini göstermek ve geniş etkisini. „Yazılan teoridir ve teoriktir“ diyecekseniz ve uygulamaya da bakmak lazım derseniz „Haklısınız“ derim. Evet insanın dili çok şeyler söyleyebilir ama tatbikat çok daha mühimdir. Elbette her husus hakkında geniş izahatlar ihtiyacı his edilebilinir velakin bu mevzular herhalde bir kitab hacimli olur ve makale çapını aşar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>yazinizi tebrik ederim. Hiristiyanlikta ve yahudilikte eski ahitdede insanin Allahin suretinde yaratildigi. Velakin hiristiyanlar burda durmayip Hz.Ademin yasak meyveden yeyisini insanligin topyekun o ilk seviyesinden düsüse sebeb olmus. Ontolojik bir günaha sahib olmuslar ve ancak hiristiyanliga vaftiz edilerek gecince bu kötü durumdan kurtulabilirmis. Aydinlik felsefi akimlar ise mesela Kantda insanin kendisinde ölcü ile ölcülemeyen izzeti oldugundan hareket eder. Insanin özü ve hür iradesi (determinist)tabiat aleminin disinda kaldigindan ölcüsüz kiymet ve izzetden yol alir Kant. </p>
<p>Bu konuda bir adasimin yazisi:</p>
<p>Islamiyetde Insanın izzeti ve şerefi </p>
<p>Yüce dinimiz Islamiyet insanın yerini tarif ediyor „en şerefli mahluk“ ve „halife“ gibi muhteşem tariflerle en güzel ifadeler yerini buluyor. Insanın irade, davet ve fırsat verilmesi ile Hakikate yaklaşma Rabbine yaklaşma imkanına sahibdir. Veya tersine edebi olarak azab içine düşebilenlerden olabilir. Insan için birçok alim „alem-i sağir“ demişler yani „küçük kainat“ ve „büyük kainatın“ bir topluluğu halindedir. Insanın doğumu ve ölümü büyük kainatında başlangıcı ve sonunun göstergesi gibidir. Her insan günahsız ve yüce bir fıtrat ile dünyaya gelmekte. Bir alimin ölümü bir kainatın ölümü gibi kabul ediliyor Islamiyetde. Ve bir insanı öldükmek ile insanlığı öldürmek gibidir deniliyor. Insana akıl verilmiş ve bunu kullanıp, iman edib, nefsini tanıyıp, alemleri tanıyıp, Rabbini tanıyıp melekleri bile hayran bırakabilecek seviyeye çıkabilir. Kalbini hakiki aşka açabilir ve bu yüce aşka kavuşabilir. Insanoğlunda irade ve akıl vardır ve bunlarla beraber mesuliyeti vardır. Insanın Allahü tealanın „suretinde“ yaratıldığını anlatan hadis-i şerifi mecazi şekilde okuyoruz ve insanın sıfatlarının diğer mahluklara nazaran ileri olduğunu „ilim“, „irade“ gibi ve ilahi sifatlara „daha yakın“ denilebilinir. Tabi ilahi sifatlar sonsuz ve kıyas edilemez. Beşeri sıfatlar mahluktur ve sınırlıdır. Yüce dinimiz islamiyetde ahlaki ölçülere uymak Allah için Allahü tealanın rızasını kazanmak için ve buda ayni zaman insanın seadeti içindir. Allahü tealaya ibadet ayni zamanda ilim ve irfan ile ve marifet ile aydınlanmayı kapsıyor ve Allahü tealaya ibadet insana hakiki hürriyeti ve seadeti getiriyor, insanın ilime yönelip cehaletin esaretinden kurtulması misali gibi, kıyas caiz ise.</p>
<p>Immanuel Kantda Insanın izzeti</p>
<p>Yeni çağda alman filozofu Immanuel Kantın “Menschenwürde” (Insanın izzeti) felsefesi hakimdir artık birçok hukuk sistemlerinde. Alman anayasasının birinci maddesine tüm diğer maddeler dayanmaktadır. Yunanistan, Italya, Portekiz, Ispanya, Isveç, Finlanda, Irlanda, Isviçre, Güney Afrika ve Belçika anayasalarında ve yeni AB anayasasında “izzet” geliyor. Yeni avrupa anayasasındada ön görülüyor. Almanya anayasası birinci Maddesi şöyle :<br />
“Insanın izzetine dokunulamaz.Ona saygi beslemek ve korumak bütün devlet güçlerinine gerektir.”<br />
Kant insanın “değer” olmadığını yani herhangi bir şey için alet olamamasi gerektiğini savunur. Kanta göre tabiat tabiat kanunları altında sabittir ve deterministlik yani zorunluluk vardır. Kantdaki tabiat anlayışı modern fen ilimlerinin tabiat anlayışından farklı olarak eski aristotelik tabiat felsefesinin etkisi var. Insanda bu dünyada olduğuna göre insanın içinde maddi olmayan “kendisi” (subject) bu zorunluluk deterministlikden ayrı düşüyor çünkü hür irade sahibidir. Bu hür irade sahibliğine Kant izzeti dayandırıyor. Insan kendisi kendine kaide ve ölçü koymaktadır. Kısaca dayanak ne dinde ne tabiat felsefelerinde nede hukuk sistemlerinde. Insanın izzeti Kantda:<br />
• „doğuşdan var“ var ve kaybedilemez.<br />
• Bütün insanların izzeti var ve geçerlidir.<br />
• Insan hür, gayeli, akli davranışlardan ve ifadelerden kaynaklanıyor.<br />
• Umumi universel geçerlilik var başka insanın izzeti tanınmasında.</p>
<p>Alman anayasasında devletin birinci görevi insanın izzetini (Menschenwürdeyi) korumaktır. „Menschenwürde“ hukukun kaynağı görülmektedir. Üstelik Insan haklarıda Menschenwürde için var oldugu kabul ediliyor.<br />
Izzet hakkında Kant diyorki :<br />
„Gayeler dünyasında herşeyin ya bir fiyatı var ama izzetde yok. Fiyatı olan şeyin yerine başka şey konulabilinir es değer olarak, ama her fiyatin üzerinde olan ve eşdeğeri olmayanın izzeti var.“ (Tüm eserler, IV, 434)<br />
Kantda tabiat ve insanın özü bir kutup teşkil ediyor. Iki ayrı dünya. „Autonomie“ yani hür irade ve buna olarak tabiata etkilemek insanın ve her akli tabiatın izzetisinin temelidir.<br />
ABD kurulduğunda 1776 senesinde 4.Temmuzda ilan edilen Bağımsızlık yazısında insanların „hayat ve hürriyet ve seadet peşinde gayret“ haklarını „vazgeçilmez“ olarak kabul ediliyor. Fransa Kant felsefesinden habersiz insan haklarıni öne sürdü ve insan hakları almanya gbi devletlerde birinci maddede değil sonraki maddelerde yerini buldu.<br />
Görülüyorki belirli bir felsefe en azından o felsefenin çekirdeğini daima devlet korumagı ve öğretmeği his etmektedir. Yazıda maksadım Izzet tarifini Kant felsefesinde yerini göstermek ve geniş etkisini. „Yazılan teoridir ve teoriktir“ diyecekseniz ve uygulamaya da bakmak lazım derseniz „Haklısınız“ derim. Evet insanın dili çok şeyler söyleyebilir ama tatbikat çok daha mühimdir. Elbette her husus hakkında geniş izahatlar ihtiyacı his edilebilinir velakin bu mevzular herhalde bir kitab hacimli olur ve makale çapını aşar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

