<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>İslam Metafiziği, Tasavvuf ve İbn-i Arabî Bölüm 1 yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2009/02/28/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-1/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/28/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-1/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Sun, 12 Feb 2012 12:17:43 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Muhsin Eraydın tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/28/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-1/#comment-27506</link>
		<dc:creator>Muhsin Eraydın</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2009 23:09:17 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3631#comment-27506</guid>
		<description>Değerli Arkadaşlar 
Ben ilim adamı değilim dolayısıyla aşağıdaki yazının ilmi bir değeri yoktur. Metafizik ile ilgili olarak doyurucu bir islami yazı aradım, ancak bulamadım. Kalemi yaradan ve ona yemin eden Rabbime sığınarak aşağıdaki yazıyı yazdım.  Değerli görüşlerinizi bekliyorum.
(muhsineraydin@hotmail.com)
Saygılarımla, 

Muhsin Eraydın

-----------------------------------------------

METAFİZİK MESELESİ


"Metafizik"...Herkes bu kelimeyi kullanır. Önemli olan kelimenin içine
kullanıcının ne doldurduğudur. Sözlükler "fizik ötesi,fizik dışı"
der kestirip  atar.  İman  dışlandığı gibi  fiziğin  ötesi de  adeta
dışlanmıştır. Modern(!)  bilimin  bu sözcüğün  içini  ne ile
doldurduğu şimdilik bizim konumuz değil. Biz burada iman
ehlinin bu sözcüğün içini ne ile doldurması gerektiği konusu
üstünde (dilimiz döndüğünce) kısıtlı dağarcığımızla anlatmaya
çalışalım.

İman ehli bu kelimeyi kullanırken daha dikkatli olmak zorunda.
"Gayb" ile "fizik ötesi" ni birbirine karıştırmaması gerekir.

Öncelikle bu fakir "fizik ötesi" teriminden ne anlıyor. Bunu
izah edelim:



Her şeye kadir olan Allah'ın, sınırsız sayıda  boyut(alem) yaratmaya da
gücü yeter. Beş duyumuzla algıladığımız ve içinde yaşadığımız bu
madde boyutu gibi sayısız madde boyutunun varlığı inkar edilemez.
Ama diğer boyutları 5 duyumuzla algılayabilmemiz mümkün değil.
Bu boyutlardan(Allah'ın zatı dışında) 3 tanesi Kuran'da haber verilmektedir." Melekler"
"cinler" ve  "ruh". Şimdilik "ruh"dan insan ruhunu anlayalım. 
Rabbimiz "ruh" ile ilgili olarak bize az bir ilim verildiğini bildirmektedir.
Bu az ilmin kıyamete kadar devam edeceği açıkça anlaşılıyor. Bunun sebebi
imtahan sırrında saklı olsa gerektir. Diğer madde boyutları ile ilgili ilmimiz
daha fazla olsa idi, bu ilim bizi otomatik tastike(yakin) götürürdü. İmanın
bir anlamı kalmazdı. Rabbimiz isteseydi bizleri giderir, yerimize (Allah'ın
izin verdiği kadarıyla diğer madde boyutlarını da algılayan) melekleri
getirirdi.

Fizikötesi(fizikdışı) içinde  fiziğin bulunmadığı  bir ortam bir  alem midir?
Bana göre böyle bir şey söylemek "yok" demekle hemen hemen aynı manada
olsa gerektir. Bazı ilahiyatcılar madde boyutunun  dışındaki boyutlara "manevi
alem" demişlerdir. Bu terimde bana göre yeterince açıklayıcı değildir. Bir boyuta
var diyeceksiniz ancak onun varlığı(Allah tarafından) fizik  kanunlarına  bağlanmış
olmayacak. Bu açıklamalar bana olası gözükmüyor. Benim tahminim her boyutun
kendine özgü fizik,kimya,biyoloji kanunları var.  Sınırsız yaratma gücüne sahip
Rabbim, her boyutun elementlerini farklı, atom yapılarını, molekül  yapılarını
farklı yaratmıştır. Ahiretteki , Cennetteki, cehennemdeki
yatadılmamız da farklıdır. İçinde yaşadığımız madde boyutunda bir insanı çok değil
5000 derecelik bir ateşin içine atsanız, 5 duyu ile görebildiğimiz maddeden
bir kaç saniye içinde eser kalmaz.  Cehennemin ateşi kat kat fazla olduğu halde
sonsuza kadar yanmaya devam etme hali, boyut(yaradılış kanunları) farkındandır.
Cennette sonsuza kadar yaşlanmama keza aynı nedendendir. Cennet ehlinin
yaşlanmaması,  meyvelerin  sürekli  devşirilmeye hazır olması , sanki, hücre ölümünün
(çürümenin) olamadığı bir ortam olduğunu gösteriyor gibi. Bu madde boyutunda sindirim,
temelde hızlı çürütmeye dayanır. Cennette çürüme yoksa sindirim kanunları da farklı
olsa gerektir.

Gayb/ Metafizik farkı: Gayb her şeyden önce içinde bulunduğumuz madde boyutu
dahil tüm boyutlarda Allahın bize bildirmediği ilim ya da bilgidir.  Önümüzdeki
nesillerin kıyamete kadar (Allahın izin verdiği kadarıyla) elde edeceği ilave ilim
bizim için gayb'dır. Geçmişte yaşayanların elde ettiği bilgilerin bazıları da bizim
için gayb olabilir. Rabbimiz binlerce yıl önceki kıssalardan bahsettikten sonra
"...işte bunlar gayb haberlerindendir..."  diyerek bildirdiği kadarını gayb kapsamından
çıkararak, bildirmedilkerinin gayb özelliğinin devam ettiğini açıklamaktadır. Ashabı Keyf
örneği bence burada çok kritik bir örnektir. Onların kaç kişi oldukları kıyamete kadar asla
kesin olarak bilinemeyecektir. (Bunun gerekçesi konumuzun dışında ayrı bir mevzudur.)

İçinde yaşadığımız boyutta henüz bilmediğimiz , ancak gelecek nesillerin öğreneceği
ilim "metafizik" midir?
İçinde yaşadığımız boyutta henüz bilmediğimiz, ancak gelecek nesillerin de (kıyamete)
kadar asla öğrenemeyeceği ilim metafizik midir?

İlk soruya rahatlıkla "hayır"  diyebiliriz.  Yukarıdaki  tarifle  metafiziği madde boyutu
farklılığı ile açıklıyorsak, ikinci soruya da "hayır" dememizin yerinde olacağını
düşünmekteyim. Çünki bu boyuttaki Rabbimizin bildirmediği ilim metafizik değil
 gayb olsa gerektir.

Madde boyutundaki (bir bilgi değilde) bir ilim, sonradan gaybın konusu içine girebilirmi?
Bu soruya evet cavabı Kuran 'da Neml-40. ayette verilmektedir.
Sebe Melikesinin tahtının göz açıp kapayıncaya kadar getirilmesinin
Rabbimizin(bildiğimiz anlamdaki) mucizeleri ile hiç bir alakası yoktur.
Hz. Süleyman molekül transferi olayına ilk defa şahid olsa da , bilge kişi
(bilim adamı) Allahın verdiği ilimle molekül transferini gerçekleştirmiştir.
Günümüzde şimdilik bunun gerçekleşmesi mümkün değildir. Çünkü;
ilmin seviyesi şimdilik Hz. Süleyman devrindeki ilime müsavi  değildir.

İlahiyatçılarımızın buyurduğu gibi maddenin ötesi "manevi" midir?
Diğer bir değişle "maddiyat" karşıtı "maneviyat"mıdır. Bu konu çok
kritik bir konu olup dikkatle incelenmelidir. Benim gibi bir ilim fakirinin
bu konunun içinden  çıkması çok zordur:

 Görmediğimiz halde görüyormuşcasına,
duymadığımız halde,  duyuyormuşcasına,  dokunmadığımız halde
dokunuyormuşcasına Allah' inanıyorsak "O" vardır.  Onun varlığı  "Hak"tır.
"O" nun tarafından yaratılanlar da  "mahlukat"tır.  "O" nun  Zatını
inceleme konusu yapmak  kimsenin haddi değil, bizim konumuz
mahlukat. Hangi boyutta olursa olsun yaratılan her şey bir kanunla
yaratılır.  Ve yaratılan her mahlukatın  bir terkibi bir madde yapısı vardır. 
Fakat biz kendi 5 duyumuzla bu maddeyi müşahade edemeyiz.
İşte maneviyat burada devreye girer. Yani maneviyat başlı başına bir
alem değil, "bilinçli varlıkların" 5 duyu dışındaki algılama kapasitesidir.
Kuran'da "kalp gözü", "akleden kalp" terimleri ile  aslında bu kapasiteden
sözedilir. İbadetlerde bu kapasiteyi arttırmaya yönelik katalizörlerdir.
Bu açıklamaların ışığı altında diğer alemlere manevi alem demek, maddesizlik
kasdediliyorsa yanlıştır. Bilinçli varlıkların ahirette üst düzeyde alemleri kesin bir bilgi
ile müşahade etmesi kasdediliyorsa bunun da adı  "yakin" dir. Ahiretteki
maneviyattan  Allahın  huzurundaki üst düzeydeki huşu ve haşyet kasdediliyorsa,
yahut Cennetteki maksimum mutmainlik, ya da cehennemdeki maksimum piş-
manlık ve utanç ve acı halleri kasdediliyorsa buna tamamen katılıyorum. Ama bunlarda zaten
"yakin" halinin tabii bir sonucudur. Hülasa " maneviyat " dünyada kıymetlidir.
Ahirette her şey kesin bilgi ile bilineceği , her şey  soyut olmaktan çıkıp somut
hale geleceği için imanın bile bir esprisi kalmayacak, akleden kalbe de ihtiyaç
duyulmayacak,  çünki  tüm  kalpler  otomatik  olarak  akledecekdir.

Şimdi şu soru akla gelebilir. Her boyutta yaratılanların terkib yönüyle birbirine
üstünlüğü varmıdır? Hemen aklımıza "Tin " suresindeki o ayetler geliyor. "Biz insanı
 mükemmel(kıvamında) yarattık. Aşağıların aşağısına koyduk". Tin suresine göre gerçekten
tek mükemmel yaratılan mahlukat bizmiyiz? Sadece bizim madde boyutumuzu
dikkate alırsak "evet" tek mükemmel yaratılan biziz diyebiliriz. Öyleyse bizim boyutumuzda
 mükemmel varlık insan ise aynı boyutta bizden başka bilinçli varlıkların bulunduğundan
söz etmek  çok zordur. Çünkü, mükemmelin "azı""çoğu""en'i" olmaz. Eğer uzayda (bizim
boyutumuzda ) başka bilinçli varlıklar varsa, onlarda "orijinaldir" kıvamındadır, mükemmeldir" .
Allah "ilk yaratmada" "kendini tekrar etmez". Allah ilk yaratmada "mükemmel" yaratır, sonra onu
tekrar eder. Terkip yönüyle üstünlük iddiası bu yönüyle abesle iştigaldir.

Yaratma gücü ve  yaratma sanatı  "Elhamdüllillah" Rabbimin nezdindedir.
 Her türlü mükemmellik"O" na aittir. İnsan (Allahın ilmi sayesinde) bir şeyler  icat eder.
Veya (onun izniyle) "eser" diye tabir ettiğimiz bir şeyler üretir.Yine insanlar bu eserleri
sınıflandırır, bu güzel olmuş, bu ondan daha güzel olmuş diyebiliriz. Biraz ileri giderek
bu eserlere ödül veririz. Fakat Allahın yarattıkları farklıdır.  Allah  yarattımı  zaten  mükemmel  yaratır.  Allah ın yaradışına  vasat, iyi,  daha  iyi,  en mükemmel gibi sınıflandırma yapmamız mümkün değildir. Bunu yapmak (Allah korusun) eksik sıfat
yüklemek anlamına gelir. Biz beşer olarak sınıflandırma yaparken eksiklik yada kusura
göre beynimizi yönlendiririz . Rabbimizin yarattıklarına bunu yapmamız  mümkün değildir.  O her türlü eksiklikten münezzehtir. O halde "Tin Suresi  bazı "meallerine
bakarak "Kainatta "en" mükemmel insan yaratılmıştır " demek son derece hatalı sonuçlara gitmek için yol açmak demektir. Burada "Kainat" kelimesinin içini ne ile doldurduğumuz çok önemlidir. "Kainat" ile tüm alemler (bütün boyutlar) anlaşılmalıdır.     Bu madde boyutunda insan mükemmel  yaratılmıştır.
 "Cin" kendi madde boyutunda keza mükemmel yaratılmıştır. "Melekler"
kendi madde boyutlarında   mükemmel yaratılmışlardır.  Mahlukatın mükemmel  olmaması , kıyasa tabi olması Allaha yakışmaz. Yaradılış kanunları gereği tüm mahlukat
kendine özgü bir mükemmelliğe sahiptir.  Zaten insanoğlunun bilgi(ilim) birikimi mukayese yapabilecek kapasitede değildir. Kıyamete kadar bu kapasiteye erişecek de değildir.
Teşbih tam olarak yerine oturmasa da konuyu  yinede bir örnekle açıklamaya çalışalım;
10 m2 lik bir yağlıboya tablo var.  Sanat  eleştirmenlerine  tablonun sadece 1cm2 si
gösteriliyor ve tablonun tamamı hakkında yorum yapmaları isteniyor. Burada isabetli yorum
yapmak mümkün müdür? Bilimadamları çok basit gibi gözüken bir "yaprak" daki sırrı bile
daha çözemediler. Fotosentezi kağıt üzerinde anlatıyorlar ancak, nasıl meydana geldiğini
tüm detayları ile açıklayamıyorlar. Tıp otoriteleri çok değil 20-25 yıl önce insan vücudunun
%30 unu çözdük demişlerdi. Bugün ise ancak %8 ini çözdük derken artık kesin bir ifade de
kullanmıyorlar.
Bu açıklamaların ışığı altında bizim boyutumuzda aynı elementler ile  yaratılmış  bizden
üstün ya da bizden üstün olmayan yaratıklar aramak ya da var saymak kıyasa tabi tutmak anlamına gelir ki bu  bana göre zulümdür.

Öyleyse "İsra" 70 ' deki  "....(biz insanoğlunu) yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık..... şeklindeki ifadenin açıklaması nedir? 

Kuran daki bu açıklama çok ilginçtir. Bizden üstün varlıkların mevcudiyetinden bahsedilmektedir. Pekiyi, yanlış yerden bakıldığı zaman çelişki gibi gözüken Tin suresi ve İsra 70  suresindeki ifadeler nasıl açıklanabilir? Öncelikle Tin Suresindeki ayetler
terkib ile ilgilidir. Kendi madde boyutumuzdaki   mükemmel(kıvamında) yaratılmayı ifade eder.
Zaten bunun aksini düşünmemiz de mümkün değildir.  İsra 70 deki  açıklamanın terkib ile alakası yoktur.   Bu sure  "Andolsun  biz  insanoğlunu  şerefli  kıldık"  açıklamasıyla
başlar. Bu açıklamadan anlıyoruz ki burada terkibden değil derecelendirmeden bahsedilmektedir. Her şeye gücü yeten Rabbim  mahlukatını  derecelendirmeye de kadirdir.  O  derecelendirmeyi  kendisine has bir bilgi ile yapar. Hatırlayalım "..Ademe
secde edin..." emrine karşılık şeytanın itiraz etmesi şeytanın terkibine güvenmesinden
kaynaklanmaktaydı. "Dumansız ateş" yani bir tür ışın'dan yaratıldığını  düşünen  ve  haraket kabiliyetini  , süratini  ön planda  tutarak  üstün olduğunu düşünüyordu. O şeytan ki göz açıp kapayıncaya kadar göğün bir üst katından haber sızdırmaya kalkışıyor, ateş toplarıyla
kovalanıyor. İçinde bulunduğumuz  Samanyolu  Galaksi'sinin  bir  ucundan  bir  ucuna  olan
mesafesinin ışık hızıyla 30 ışık yılı olduğu düşünülürse şeytanın  süratinin  akılların  kavrayamayacağı  mertebelerde  olduğunu  söyleyebiliriz. Şeytanın bu üstünlüğünün
Rabbimiz katında hiç bir önemi yok. Çünki bu özelliği şeytana veren "O". Tüm boyutlarda
mahlukatı yaratan Rabbim (yine  kendi  yarattığı  bir  ilime göre)  mahlukatını  derecelendirmeye de  kadirdir.


Allaha emanet olun.

Muhsin Eraydın</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli Arkadaşlar<br />
Ben ilim adamı değilim dolayısıyla aşağıdaki yazının ilmi bir değeri yoktur. Metafizik ile ilgili olarak doyurucu bir islami yazı aradım, ancak bulamadım. Kalemi yaradan ve ona yemin eden Rabbime sığınarak aşağıdaki yazıyı yazdım.  Değerli görüşlerinizi bekliyorum.<br />
(muhsineraydin@hotmail.com)<br />
Saygılarımla, </p>
<p>Muhsin Eraydın</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>METAFİZİK MESELESİ</p>
<p>&#8220;Metafizik&#8221;&#8230;Herkes bu kelimeyi kullanır. Önemli olan kelimenin içine<br />
kullanıcının ne doldurduğudur. Sözlükler &#8220;fizik ötesi,fizik dışı&#8221;<br />
der kestirip  atar.  İman  dışlandığı gibi  fiziğin  ötesi de  adeta<br />
dışlanmıştır. Modern(!)  bilimin  bu sözcüğün  içini  ne ile<br />
doldurduğu şimdilik bizim konumuz değil. Biz burada iman<br />
ehlinin bu sözcüğün içini ne ile doldurması gerektiği konusu<br />
üstünde (dilimiz döndüğünce) kısıtlı dağarcığımızla anlatmaya<br />
çalışalım.</p>
<p>İman ehli bu kelimeyi kullanırken daha dikkatli olmak zorunda.<br />
&#8220;Gayb&#8221; ile &#8220;fizik ötesi&#8221; ni birbirine karıştırmaması gerekir.</p>
<p>Öncelikle bu fakir &#8220;fizik ötesi&#8221; teriminden ne anlıyor. Bunu<br />
izah edelim:</p>
<p>Her şeye kadir olan Allah&#8217;ın, sınırsız sayıda  boyut(alem) yaratmaya da<br />
gücü yeter. Beş duyumuzla algıladığımız ve içinde yaşadığımız bu<br />
madde boyutu gibi sayısız madde boyutunun varlığı inkar edilemez.<br />
Ama diğer boyutları 5 duyumuzla algılayabilmemiz mümkün değil.<br />
Bu boyutlardan(Allah&#8217;ın zatı dışında) 3 tanesi Kuran&#8217;da haber verilmektedir.&#8221; Melekler&#8221;<br />
&#8220;cinler&#8221; ve  &#8220;ruh&#8221;. Şimdilik &#8220;ruh&#8221;dan insan ruhunu anlayalım.<br />
Rabbimiz &#8220;ruh&#8221; ile ilgili olarak bize az bir ilim verildiğini bildirmektedir.<br />
Bu az ilmin kıyamete kadar devam edeceği açıkça anlaşılıyor. Bunun sebebi<br />
imtahan sırrında saklı olsa gerektir. Diğer madde boyutları ile ilgili ilmimiz<br />
daha fazla olsa idi, bu ilim bizi otomatik tastike(yakin) götürürdü. İmanın<br />
bir anlamı kalmazdı. Rabbimiz isteseydi bizleri giderir, yerimize (Allah&#8217;ın<br />
izin verdiği kadarıyla diğer madde boyutlarını da algılayan) melekleri<br />
getirirdi.</p>
<p>Fizikötesi(fizikdışı) içinde  fiziğin bulunmadığı  bir ortam bir  alem midir?<br />
Bana göre böyle bir şey söylemek &#8220;yok&#8221; demekle hemen hemen aynı manada<br />
olsa gerektir. Bazı ilahiyatcılar madde boyutunun  dışındaki boyutlara &#8220;manevi<br />
alem&#8221; demişlerdir. Bu terimde bana göre yeterince açıklayıcı değildir. Bir boyuta<br />
var diyeceksiniz ancak onun varlığı(Allah tarafından) fizik  kanunlarına  bağlanmış<br />
olmayacak. Bu açıklamalar bana olası gözükmüyor. Benim tahminim her boyutun<br />
kendine özgü fizik,kimya,biyoloji kanunları var.  Sınırsız yaratma gücüne sahip<br />
Rabbim, her boyutun elementlerini farklı, atom yapılarını, molekül  yapılarını<br />
farklı yaratmıştır. Ahiretteki , Cennetteki, cehennemdeki<br />
yatadılmamız da farklıdır. İçinde yaşadığımız madde boyutunda bir insanı çok değil<br />
5000 derecelik bir ateşin içine atsanız, 5 duyu ile görebildiğimiz maddeden<br />
bir kaç saniye içinde eser kalmaz.  Cehennemin ateşi kat kat fazla olduğu halde<br />
sonsuza kadar yanmaya devam etme hali, boyut(yaradılış kanunları) farkındandır.<br />
Cennette sonsuza kadar yaşlanmama keza aynı nedendendir. Cennet ehlinin<br />
yaşlanmaması,  meyvelerin  sürekli  devşirilmeye hazır olması , sanki, hücre ölümünün<br />
(çürümenin) olamadığı bir ortam olduğunu gösteriyor gibi. Bu madde boyutunda sindirim,<br />
temelde hızlı çürütmeye dayanır. Cennette çürüme yoksa sindirim kanunları da farklı<br />
olsa gerektir.</p>
<p>Gayb/ Metafizik farkı: Gayb her şeyden önce içinde bulunduğumuz madde boyutu<br />
dahil tüm boyutlarda Allahın bize bildirmediği ilim ya da bilgidir.  Önümüzdeki<br />
nesillerin kıyamete kadar (Allahın izin verdiği kadarıyla) elde edeceği ilave ilim<br />
bizim için gayb&#8217;dır. Geçmişte yaşayanların elde ettiği bilgilerin bazıları da bizim<br />
için gayb olabilir. Rabbimiz binlerce yıl önceki kıssalardan bahsettikten sonra<br />
&#8220;&#8230;işte bunlar gayb haberlerindendir&#8230;&#8221;  diyerek bildirdiği kadarını gayb kapsamından<br />
çıkararak, bildirmedilkerinin gayb özelliğinin devam ettiğini açıklamaktadır. Ashabı Keyf<br />
örneği bence burada çok kritik bir örnektir. Onların kaç kişi oldukları kıyamete kadar asla<br />
kesin olarak bilinemeyecektir. (Bunun gerekçesi konumuzun dışında ayrı bir mevzudur.)</p>
<p>İçinde yaşadığımız boyutta henüz bilmediğimiz , ancak gelecek nesillerin öğreneceği<br />
ilim &#8220;metafizik&#8221; midir?<br />
İçinde yaşadığımız boyutta henüz bilmediğimiz, ancak gelecek nesillerin de (kıyamete)<br />
kadar asla öğrenemeyeceği ilim metafizik midir?</p>
<p>İlk soruya rahatlıkla &#8220;hayır&#8221;  diyebiliriz.  Yukarıdaki  tarifle  metafiziği madde boyutu<br />
farklılığı ile açıklıyorsak, ikinci soruya da &#8220;hayır&#8221; dememizin yerinde olacağını<br />
düşünmekteyim. Çünki bu boyuttaki Rabbimizin bildirmediği ilim metafizik değil<br />
 gayb olsa gerektir.</p>
<p>Madde boyutundaki (bir bilgi değilde) bir ilim, sonradan gaybın konusu içine girebilirmi?<br />
Bu soruya evet cavabı Kuran &#8216;da Neml-40. ayette verilmektedir.<br />
Sebe Melikesinin tahtının göz açıp kapayıncaya kadar getirilmesinin<br />
Rabbimizin(bildiğimiz anlamdaki) mucizeleri ile hiç bir alakası yoktur.<br />
Hz. Süleyman molekül transferi olayına ilk defa şahid olsa da , bilge kişi<br />
(bilim adamı) Allahın verdiği ilimle molekül transferini gerçekleştirmiştir.<br />
Günümüzde şimdilik bunun gerçekleşmesi mümkün değildir. Çünkü;<br />
ilmin seviyesi şimdilik Hz. Süleyman devrindeki ilime müsavi  değildir.</p>
<p>İlahiyatçılarımızın buyurduğu gibi maddenin ötesi &#8220;manevi&#8221; midir?<br />
Diğer bir değişle &#8220;maddiyat&#8221; karşıtı &#8220;maneviyat&#8221;mıdır. Bu konu çok<br />
kritik bir konu olup dikkatle incelenmelidir. Benim gibi bir ilim fakirinin<br />
bu konunun içinden  çıkması çok zordur:</p>
<p> Görmediğimiz halde görüyormuşcasına,<br />
duymadığımız halde,  duyuyormuşcasına,  dokunmadığımız halde<br />
dokunuyormuşcasına Allah&#8217; inanıyorsak &#8220;O&#8221; vardır.  Onun varlığı  &#8220;Hak&#8221;tır.<br />
&#8220;O&#8221; nun tarafından yaratılanlar da  &#8220;mahlukat&#8221;tır.  &#8220;O&#8221; nun  Zatını<br />
inceleme konusu yapmak  kimsenin haddi değil, bizim konumuz<br />
mahlukat. Hangi boyutta olursa olsun yaratılan her şey bir kanunla<br />
yaratılır.  Ve yaratılan her mahlukatın  bir terkibi bir madde yapısı vardır.<br />
Fakat biz kendi 5 duyumuzla bu maddeyi müşahade edemeyiz.<br />
İşte maneviyat burada devreye girer. Yani maneviyat başlı başına bir<br />
alem değil, &#8220;bilinçli varlıkların&#8221; 5 duyu dışındaki algılama kapasitesidir.<br />
Kuran&#8217;da &#8220;kalp gözü&#8221;, &#8220;akleden kalp&#8221; terimleri ile  aslında bu kapasiteden<br />
sözedilir. İbadetlerde bu kapasiteyi arttırmaya yönelik katalizörlerdir.<br />
Bu açıklamaların ışığı altında diğer alemlere manevi alem demek, maddesizlik<br />
kasdediliyorsa yanlıştır. Bilinçli varlıkların ahirette üst düzeyde alemleri kesin bir bilgi<br />
ile müşahade etmesi kasdediliyorsa bunun da adı  &#8220;yakin&#8221; dir. Ahiretteki<br />
maneviyattan  Allahın  huzurundaki üst düzeydeki huşu ve haşyet kasdediliyorsa,<br />
yahut Cennetteki maksimum mutmainlik, ya da cehennemdeki maksimum piş-<br />
manlık ve utanç ve acı halleri kasdediliyorsa buna tamamen katılıyorum. Ama bunlarda zaten<br />
&#8220;yakin&#8221; halinin tabii bir sonucudur. Hülasa &#8221; maneviyat &#8221; dünyada kıymetlidir.<br />
Ahirette her şey kesin bilgi ile bilineceği , her şey  soyut olmaktan çıkıp somut<br />
hale geleceği için imanın bile bir esprisi kalmayacak, akleden kalbe de ihtiyaç<br />
duyulmayacak,  çünki  tüm  kalpler  otomatik  olarak  akledecekdir.</p>
<p>Şimdi şu soru akla gelebilir. Her boyutta yaratılanların terkib yönüyle birbirine<br />
üstünlüğü varmıdır? Hemen aklımıza &#8220;Tin &#8221; suresindeki o ayetler geliyor. &#8220;Biz insanı<br />
 mükemmel(kıvamında) yarattık. Aşağıların aşağısına koyduk&#8221;. Tin suresine göre gerçekten<br />
tek mükemmel yaratılan mahlukat bizmiyiz? Sadece bizim madde boyutumuzu<br />
dikkate alırsak &#8220;evet&#8221; tek mükemmel yaratılan biziz diyebiliriz. Öyleyse bizim boyutumuzda<br />
 mükemmel varlık insan ise aynı boyutta bizden başka bilinçli varlıkların bulunduğundan<br />
söz etmek  çok zordur. Çünkü, mükemmelin &#8220;azı&#8221;"çoğu&#8221;"en&#8217;i&#8221; olmaz. Eğer uzayda (bizim<br />
boyutumuzda ) başka bilinçli varlıklar varsa, onlarda &#8220;orijinaldir&#8221; kıvamındadır, mükemmeldir&#8221; .<br />
Allah &#8220;ilk yaratmada&#8221; &#8220;kendini tekrar etmez&#8221;. Allah ilk yaratmada &#8220;mükemmel&#8221; yaratır, sonra onu<br />
tekrar eder. Terkip yönüyle üstünlük iddiası bu yönüyle abesle iştigaldir.</p>
<p>Yaratma gücü ve  yaratma sanatı  &#8220;Elhamdüllillah&#8221; Rabbimin nezdindedir.<br />
 Her türlü mükemmellik&#8221;O&#8221; na aittir. İnsan (Allahın ilmi sayesinde) bir şeyler  icat eder.<br />
Veya (onun izniyle) &#8220;eser&#8221; diye tabir ettiğimiz bir şeyler üretir.Yine insanlar bu eserleri<br />
sınıflandırır, bu güzel olmuş, bu ondan daha güzel olmuş diyebiliriz. Biraz ileri giderek<br />
bu eserlere ödül veririz. Fakat Allahın yarattıkları farklıdır.  Allah  yarattımı  zaten  mükemmel  yaratır.  Allah ın yaradışına  vasat, iyi,  daha  iyi,  en mükemmel gibi sınıflandırma yapmamız mümkün değildir. Bunu yapmak (Allah korusun) eksik sıfat<br />
yüklemek anlamına gelir. Biz beşer olarak sınıflandırma yaparken eksiklik yada kusura<br />
göre beynimizi yönlendiririz . Rabbimizin yarattıklarına bunu yapmamız  mümkün değildir.  O her türlü eksiklikten münezzehtir. O halde &#8220;Tin Suresi  bazı &#8220;meallerine<br />
bakarak &#8220;Kainatta &#8220;en&#8221; mükemmel insan yaratılmıştır &#8221; demek son derece hatalı sonuçlara gitmek için yol açmak demektir. Burada &#8220;Kainat&#8221; kelimesinin içini ne ile doldurduğumuz çok önemlidir. &#8220;Kainat&#8221; ile tüm alemler (bütün boyutlar) anlaşılmalıdır.     Bu madde boyutunda insan mükemmel  yaratılmıştır.<br />
 &#8220;Cin&#8221; kendi madde boyutunda keza mükemmel yaratılmıştır. &#8220;Melekler&#8221;<br />
kendi madde boyutlarında   mükemmel yaratılmışlardır.  Mahlukatın mükemmel  olmaması , kıyasa tabi olması Allaha yakışmaz. Yaradılış kanunları gereği tüm mahlukat<br />
kendine özgü bir mükemmelliğe sahiptir.  Zaten insanoğlunun bilgi(ilim) birikimi mukayese yapabilecek kapasitede değildir. Kıyamete kadar bu kapasiteye erişecek de değildir.<br />
Teşbih tam olarak yerine oturmasa da konuyu  yinede bir örnekle açıklamaya çalışalım;<br />
10 m2 lik bir yağlıboya tablo var.  Sanat  eleştirmenlerine  tablonun sadece 1cm2 si<br />
gösteriliyor ve tablonun tamamı hakkında yorum yapmaları isteniyor. Burada isabetli yorum<br />
yapmak mümkün müdür? Bilimadamları çok basit gibi gözüken bir &#8220;yaprak&#8221; daki sırrı bile<br />
daha çözemediler. Fotosentezi kağıt üzerinde anlatıyorlar ancak, nasıl meydana geldiğini<br />
tüm detayları ile açıklayamıyorlar. Tıp otoriteleri çok değil 20-25 yıl önce insan vücudunun<br />
%30 unu çözdük demişlerdi. Bugün ise ancak %8 ini çözdük derken artık kesin bir ifade de<br />
kullanmıyorlar.<br />
Bu açıklamaların ışığı altında bizim boyutumuzda aynı elementler ile  yaratılmış  bizden<br />
üstün ya da bizden üstün olmayan yaratıklar aramak ya da var saymak kıyasa tabi tutmak anlamına gelir ki bu  bana göre zulümdür.</p>
<p>Öyleyse &#8220;İsra&#8221; 70 &#8216; deki  &#8220;&#8230;.(biz insanoğlunu) yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık&#8230;.. şeklindeki ifadenin açıklaması nedir? </p>
<p>Kuran daki bu açıklama çok ilginçtir. Bizden üstün varlıkların mevcudiyetinden bahsedilmektedir. Pekiyi, yanlış yerden bakıldığı zaman çelişki gibi gözüken Tin suresi ve İsra 70  suresindeki ifadeler nasıl açıklanabilir? Öncelikle Tin Suresindeki ayetler<br />
terkib ile ilgilidir. Kendi madde boyutumuzdaki   mükemmel(kıvamında) yaratılmayı ifade eder.<br />
Zaten bunun aksini düşünmemiz de mümkün değildir.  İsra 70 deki  açıklamanın terkib ile alakası yoktur.   Bu sure  &#8220;Andolsun  biz  insanoğlunu  şerefli  kıldık&#8221;  açıklamasıyla<br />
başlar. Bu açıklamadan anlıyoruz ki burada terkibden değil derecelendirmeden bahsedilmektedir. Her şeye gücü yeten Rabbim  mahlukatını  derecelendirmeye de kadirdir.  O  derecelendirmeyi  kendisine has bir bilgi ile yapar. Hatırlayalım &#8220;..Ademe<br />
secde edin&#8230;&#8221; emrine karşılık şeytanın itiraz etmesi şeytanın terkibine güvenmesinden<br />
kaynaklanmaktaydı. &#8220;Dumansız ateş&#8221; yani bir tür ışın&#8217;dan yaratıldığını  düşünen  ve  haraket kabiliyetini  , süratini  ön planda  tutarak  üstün olduğunu düşünüyordu. O şeytan ki göz açıp kapayıncaya kadar göğün bir üst katından haber sızdırmaya kalkışıyor, ateş toplarıyla<br />
kovalanıyor. İçinde bulunduğumuz  Samanyolu  Galaksi&#8217;sinin  bir  ucundan  bir  ucuna  olan<br />
mesafesinin ışık hızıyla 30 ışık yılı olduğu düşünülürse şeytanın  süratinin  akılların  kavrayamayacağı  mertebelerde  olduğunu  söyleyebiliriz. Şeytanın bu üstünlüğünün<br />
Rabbimiz katında hiç bir önemi yok. Çünki bu özelliği şeytana veren &#8220;O&#8221;. Tüm boyutlarda<br />
mahlukatı yaratan Rabbim (yine  kendi  yarattığı  bir  ilime göre)  mahlukatını  derecelendirmeye de  kadirdir.</p>
<p>Allaha emanet olun.</p>
<p>Muhsin Eraydın</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>TSD tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/28/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-1/#comment-26795</link>
		<dc:creator>TSD</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 22:43:06 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3631#comment-26795</guid>
		<description>Tesekkurler Enver Hocam. Ben de sizin gibi dusunuyorum. İlaveten Carullah'ın ve bazı mutasavvıfların dogru bir noktayı vurguladiklarini ama herkesce bilinmesi sakincali hususlarda 'apacik' beyanda bulunma hatasina dustuklerini dusunuyorum. Biraz elitist yaklasim gibi olacak ama vaad ve vaitin halk katmanlari nezdinde onemi buyuktur bana gore.

Hz. Peygamber'in (s) bir kissasi vardir, mutlaka bilirsiniz. Evladini arayan, bulunca da bagrina basan, opup koklayan bir kadini gosterir Hz.Peygamber ve sahablerine -mealen- "Su kadin avladini atase atar mi" diye sorarak devam eder: "Allahin merhameti bu kadinin merhametinden kat be kat fazladir."  

Biz fanileri, bu gibi konularda kaygilandiracak kadar merhametle donatan, herseyin kaynagi oldugu gibi merhametin kaynagi da O(cc)'dur. Elbette bir bildiği vardır.   

Vallahu aliyyul alem.

Selam ve sevgiler.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tesekkurler Enver Hocam. Ben de sizin gibi dusunuyorum. İlaveten Carullah&#8217;ın ve bazı mutasavvıfların dogru bir noktayı vurguladiklarini ama herkesce bilinmesi sakincali hususlarda &#8216;apacik&#8217; beyanda bulunma hatasina dustuklerini dusunuyorum. Biraz elitist yaklasim gibi olacak ama vaad ve vaitin halk katmanlari nezdinde onemi buyuktur bana gore.</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in (s) bir kissasi vardir, mutlaka bilirsiniz. Evladini arayan, bulunca da bagrina basan, opup koklayan bir kadini gosterir Hz.Peygamber ve sahablerine -mealen- &#8220;Su kadin avladini atase atar mi&#8221; diye sorarak devam eder: &#8220;Allahin merhameti bu kadinin merhametinden kat be kat fazladir.&#8221;  </p>
<p>Biz fanileri, bu gibi konularda kaygilandiracak kadar merhametle donatan, herseyin kaynagi oldugu gibi merhametin kaynagi da O(cc)&#8217;dur. Elbette bir bildiği vardır.   </p>
<p>Vallahu aliyyul alem.</p>
<p>Selam ve sevgiler.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>İslam Metafiziği, Tasavvuf ve İbn-i Arabî Bölüm 2 : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/28/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-1/#comment-26480</link>
		<dc:creator>İslam Metafiziği, Tasavvuf ve İbn-i Arabî Bölüm 2 : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2009 15:33:57 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3631#comment-26480</guid>
		<description>[...] Yazının 1.Bölümü http://www.derindusunce.org/2009/02/28/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-1/ Mevlânâ üzerine konuyla ilintili bir yazı: [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Yazının 1.Bölümü <a href="http://www.derindusunce.org/2009/02/28/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-1/" rel="nofollow">http://www.derindusunce.org/2009/02/28/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-1/</a> Mevlânâ üzerine konuyla ilintili bir yazı: [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/28/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-1/#comment-26410</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2009 22:06:27 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3631#comment-26410</guid>
		<description>hocam musa carullah'ı çok kapsamlı bildiğimi söyleyemem. afgani, abduh ya da mevdudi okuduğum kadar carullah'ı okumadım. bir zamanlar fikirlerim afgani,abduh fikirlerine çok yakındı ama artık o fikirlerden çok uzaktayım. carullah'ın az çok fikirlerini bilirim. onun ilahi rahmetin herkesi kuşatacağı fikri (yani herkesin inanan ya da kafir ,sonunda mutlaka cennete gireceği diye de yorumlanabilir evrensel kurtuluş düşüncesi) çok tartışılmıştır. şeyhülislam mustafa sabri efendi ile bu konudaki tartışmalarını da biliyorum. açıkçası bu konuda kur'an'dan hem mustafa sabri efendiye, hem de carullah'a destek verecek ayetler çıkarılabilir diye düşünüyorum. ama bu konu gerçekten de çok kaygan bir zemindir, o yüzden bu konuda çok net bir sonuca vardığımı söyleyemem. ibn arabi'nin mesela "dinlerin aşkın birliği" diye yorumlanabilecek yazdıkları vardır. ya da herkesin az çok bildiği fusus'taki hz.nuh ve hz. musa kıssaları(bunları sonraki yazılarda ele almayı düşünyorum).  sonuçta ibn arabî nasıl kur'an ayetlerini bildiğimiz tarzlardan çok farklı şekilde tevil etmiş ise, carullah da benzer şekilde bir batınî yorum getimiş olabilir diye düşünyorum. "Allah'ın rahmetinin gazabını geçtiği " tasavvufun en önemli anlayışlarındandır. ama açıkçası evrensel kurtuluş ile ilgili kendimi bağlayıcı bir fikir ifade etmem gerçekten çok zor. aynen ibn arabî'nin hz.nuh ve hz. musa kıssalarında söylediklerini henüz anlamakta zorlandığım gibi...ama mesela 15 yıl önce ilk defa fusus'u okuduğumda ibn arabî'yi "şirk" ile suçlayan enver gülşen'den, bugün ondan oldukça feyz alan ve islam dininin mevlana ile birlikte özündeki inanılmaz canlılığın ve ruhun (ezeli hikmetin) temsilcilerinden olduğunu düşünüyorum. artık 15 yıl sonra ne olur bilemiyorum:))</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>hocam musa carullah&#8217;ı çok kapsamlı bildiğimi söyleyemem. afgani, abduh ya da mevdudi okuduğum kadar carullah&#8217;ı okumadım. bir zamanlar fikirlerim afgani,abduh fikirlerine çok yakındı ama artık o fikirlerden çok uzaktayım. carullah&#8217;ın az çok fikirlerini bilirim. onun ilahi rahmetin herkesi kuşatacağı fikri (yani herkesin inanan ya da kafir ,sonunda mutlaka cennete gireceği diye de yorumlanabilir evrensel kurtuluş düşüncesi) çok tartışılmıştır. şeyhülislam mustafa sabri efendi ile bu konudaki tartışmalarını da biliyorum. açıkçası bu konuda kur&#8217;an&#8217;dan hem mustafa sabri efendiye, hem de carullah&#8217;a destek verecek ayetler çıkarılabilir diye düşünüyorum. ama bu konu gerçekten de çok kaygan bir zemindir, o yüzden bu konuda çok net bir sonuca vardığımı söyleyemem. ibn arabi&#8217;nin mesela &#8220;dinlerin aşkın birliği&#8221; diye yorumlanabilecek yazdıkları vardır. ya da herkesin az çok bildiği fusus&#8217;taki hz.nuh ve hz. musa kıssaları(bunları sonraki yazılarda ele almayı düşünyorum).  sonuçta ibn arabî nasıl kur&#8217;an ayetlerini bildiğimiz tarzlardan çok farklı şekilde tevil etmiş ise, carullah da benzer şekilde bir batınî yorum getimiş olabilir diye düşünyorum. &#8220;Allah&#8217;ın rahmetinin gazabını geçtiği &#8221; tasavvufun en önemli anlayışlarındandır. ama açıkçası evrensel kurtuluş ile ilgili kendimi bağlayıcı bir fikir ifade etmem gerçekten çok zor. aynen ibn arabî&#8217;nin hz.nuh ve hz. musa kıssalarında söylediklerini henüz anlamakta zorlandığım gibi&#8230;ama mesela 15 yıl önce ilk defa fusus&#8217;u okuduğumda ibn arabî&#8217;yi &#8220;şirk&#8221; ile suçlayan enver gülşen&#8217;den, bugün ondan oldukça feyz alan ve islam dininin mevlana ile birlikte özündeki inanılmaz canlılığın ve ruhun (ezeli hikmetin) temsilcilerinden olduğunu düşünüyorum. artık 15 yıl sonra ne olur bilemiyorum:))</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>dusunceler tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/28/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-1/#comment-26409</link>
		<dc:creator>dusunceler</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2009 21:42:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3631#comment-26409</guid>
		<description>Enver hocam,

Alakasız görülebilir, bağışlayın.

Musa Carullah hakkındaki düşünceleriniz nedir? Onun 'Evrensel Kurtuluş' düşüncesi için ne diyorsunuz?  Kısaca ve mümkünse biraz kapalı olarak (konu malum) anlatabilirseniz bahtiyar olurum.

Selam ve sevgiler.

TSD</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Enver hocam,</p>
<p>Alakasız görülebilir, bağışlayın.</p>
<p>Musa Carullah hakkındaki düşünceleriniz nedir? Onun &#8216;Evrensel Kurtuluş&#8217; düşüncesi için ne diyorsunuz?  Kısaca ve mümkünse biraz kapalı olarak (konu malum) anlatabilirseniz bahtiyar olurum.</p>
<p>Selam ve sevgiler.</p>
<p>TSD</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/28/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-1/#comment-26395</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2009 15:07:52 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3631#comment-26395</guid>
		<description>Sevgili Enver,

yaziyi koyarken ilk yorum yazan da ben olayim diyordum ama kismet olmadi :)

"uzmanlik fetisizmi" demissin, çok haklisin, büyük tehlike bu. senin cesaretle girdigin bu konularda düsünmek ve tartismak hepimizin boynunun borcu. 

Suat'in isabetli örnekleri bir kez daha gösteriyor ki Hume bile olsa kimsenin elinde sihirli degnek yok, herkes tevazuyla bu sonsuz okyanusun kiyisindaki çakillarla oynamak zorunda, kimse &lt;strong&gt;"ben yüzerim, dalarim"&lt;/strong&gt; diye gezemiyor kolay kolay :)

yazinin devamini merakla bekliyorum, ALLAH razi olsun.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Enver,</p>
<p>yaziyi koyarken ilk yorum yazan da ben olayim diyordum ama kismet olmadi <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>&#8220;uzmanlik fetisizmi&#8221; demissin, çok haklisin, büyük tehlike bu. senin cesaretle girdigin bu konularda düsünmek ve tartismak hepimizin boynunun borcu. </p>
<p>Suat&#8217;in isabetli örnekleri bir kez daha gösteriyor ki Hume bile olsa kimsenin elinde sihirli degnek yok, herkes tevazuyla bu sonsuz okyanusun kiyisindaki çakillarla oynamak zorunda, kimse <strong>&#8220;ben yüzerim, dalarim&#8221;</strong> diye gezemiyor kolay kolay <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>yazinin devamini merakla bekliyorum, ALLAH razi olsun.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>arif tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/28/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-1/#comment-26383</link>
		<dc:creator>arif</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2009 08:10:48 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3631#comment-26383</guid>
		<description>Dalga denizdendir, ama deniz değildir...Tasavvufi öğretiyi İrfanın kapılarını açan bir anahtar gibi algılayabiliriz. Dikkat edilecek olursa, üzerinde derin derin düşünülebilecek bir pencere açıyor bu çalışma. Gerek yazının kendisi, gerekse yapılan yorumlar nasılda kısır bir tartışmanın boyutlarına takılmıyor ve nasıl zarif bir uyarma ve destek kritikleriyle zenginleşiyor. Tasavvufa edep disiplini denmesi boşuna değil.  Tasavvufi açılım, ilk adımda okuyarak-yazarak öğrenmeyle; ilmel yakin boyutuyla hayatımıza girecek, inşaallah daha sonrasında hikmet ve irfan boyutuyla diğer mertebelere ulaşacaktır. İbni Arabi; Tasavvufi öğretinin zirve şahsiyeti bu büyük alimin, tam olarak kavranabilmesi için, yerleşik düşünce kalıplarının dışına çıkmak gerekir. Zira yazdıkları Külli akıl ile beslenen ve cüzi aklın sınırlarını aşan şeylerdir. Yani cüzi akılı dalgaya benzetirsek, onun, Külli akıl denizinden bir eser olması, denizin bütününü kuşatmasına yetmez. Dalganın büyüklüğü kadar suyu çekip çevirebilir ancak...İşte bu noktada, İbni Arabi gibi zirvelerin keşif ile ulaştıkları bilgileri, hikmete açık gönüllere ulaştırabilmeleri beklenir ancak. Bu çalışmanın çok ilgi çekmesi temennisiyle Enver beyin nefesine kuvvet diyelim...Ha gayret...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Dalga denizdendir, ama deniz değildir&#8230;Tasavvufi öğretiyi İrfanın kapılarını açan bir anahtar gibi algılayabiliriz. Dikkat edilecek olursa, üzerinde derin derin düşünülebilecek bir pencere açıyor bu çalışma. Gerek yazının kendisi, gerekse yapılan yorumlar nasılda kısır bir tartışmanın boyutlarına takılmıyor ve nasıl zarif bir uyarma ve destek kritikleriyle zenginleşiyor. Tasavvufa edep disiplini denmesi boşuna değil.  Tasavvufi açılım, ilk adımda okuyarak-yazarak öğrenmeyle; ilmel yakin boyutuyla hayatımıza girecek, inşaallah daha sonrasında hikmet ve irfan boyutuyla diğer mertebelere ulaşacaktır. İbni Arabi; Tasavvufi öğretinin zirve şahsiyeti bu büyük alimin, tam olarak kavranabilmesi için, yerleşik düşünce kalıplarının dışına çıkmak gerekir. Zira yazdıkları Külli akıl ile beslenen ve cüzi aklın sınırlarını aşan şeylerdir. Yani cüzi akılı dalgaya benzetirsek, onun, Külli akıl denizinden bir eser olması, denizin bütününü kuşatmasına yetmez. Dalganın büyüklüğü kadar suyu çekip çevirebilir ancak&#8230;İşte bu noktada, İbni Arabi gibi zirvelerin keşif ile ulaştıkları bilgileri, hikmete açık gönüllere ulaştırabilmeleri beklenir ancak. Bu çalışmanın çok ilgi çekmesi temennisiyle Enver beyin nefesine kuvvet diyelim&#8230;Ha gayret&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/28/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-1/#comment-26321</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2009 17:04:05 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3631#comment-26321</guid>
		<description>bu arada mehmet, resim olarak deniz ve dalga resmi kullanmış. bu mutasavvıfların kullandığı çok önemli simgelerdendir. bence çok ama çok güzel bir resim olmuş. teşekkürler.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bu arada mehmet, resim olarak deniz ve dalga resmi kullanmış. bu mutasavvıfların kullandığı çok önemli simgelerdendir. bence çok ama çok güzel bir resim olmuş. teşekkürler.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>eg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/28/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-1/#comment-26319</link>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2009 17:01:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3631#comment-26319</guid>
		<description>öncelikle iki değerli yorumcuya, hem sevgili dostum suat hocama hem de mustafa beye teşekkür ediyorum.
bu yazıları açıkçası bir korku içinde yazdım. çünkü mustafa beyin dediği gibi işin terminolojisi dahi bir sorun oluşturabilir. ancak niyetim benim görüş açımdan benim için çok önemli olan tasavvuf (özelde ibn arabi) ontolojisini ele almak. bu açıdan başlangıçta kısaca kelam ve felsefecilerin metafizik konusundaki kısa görüşlerine yer vermek gerekiyordu. açıkçası bu bölüm bir giriş mahiyetinde oldu ve benim yazacağım diğer yazılar içinde de "kuru" dile sahip olanıdır. bundan sonra tasavvufun ontolojisi ve sonra da detaylıca ibn arabi'nin ontolojisini karşılaştırmalı olarak ele almayı düşünyorum. niyetim oryantalist bir dil kullanmak deil, eğer öyle olduysa da benim hatama verin. bundan sonra kullanacağım katynakların bir kısmı izutsu'nun yazdıkları, bir kısmı afifi ve konevi'nin fusus ve ibn arabi şerhleri, bir kısmı da fusus'un kendisi olacaktır. hatalar için herkes mazur görsün lütfen. 
bu arada mustafa beyin yaptığı bir eleştirinin önemli olduğunu düşünüyorum. ibn arabi düşüncesi olmaz, bu keşftir diye. elbetteki öyledir vebundan sonraki yazılarda bu keşfin mahiyetini kısaca elden geçirmek istiyorum. amacım tasavvufi tecrübenin bilinerek tecrübe edileceğini iddia etmek değil elbette. ancak en azındna literal manada bir bilgi verebilmek ve benim bu konudaki yorumlarımı aktarabilmek. okuyan dostlara sadece şunu söyleyeyim: islam dini ve tasavvuf benim için hayatımı, görüşlerimi ve sanat düşüncemi yönlendiren başlıca şeyler. bu yüzden böyle bir konuyu ele aldım. ama dediğim gib asla hatalardan azade değil. hatta hayati (ölümcül) hata bile yapabilirim, ama inanın bana niyetim sahih.

sevgiyle
enver</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>öncelikle iki değerli yorumcuya, hem sevgili dostum suat hocama hem de mustafa beye teşekkür ediyorum.<br />
bu yazıları açıkçası bir korku içinde yazdım. çünkü mustafa beyin dediği gibi işin terminolojisi dahi bir sorun oluşturabilir. ancak niyetim benim görüş açımdan benim için çok önemli olan tasavvuf (özelde ibn arabi) ontolojisini ele almak. bu açıdan başlangıçta kısaca kelam ve felsefecilerin metafizik konusundaki kısa görüşlerine yer vermek gerekiyordu. açıkçası bu bölüm bir giriş mahiyetinde oldu ve benim yazacağım diğer yazılar içinde de &#8220;kuru&#8221; dile sahip olanıdır. bundan sonra tasavvufun ontolojisi ve sonra da detaylıca ibn arabi&#8217;nin ontolojisini karşılaştırmalı olarak ele almayı düşünyorum. niyetim oryantalist bir dil kullanmak deil, eğer öyle olduysa da benim hatama verin. bundan sonra kullanacağım katynakların bir kısmı izutsu&#8217;nun yazdıkları, bir kısmı afifi ve konevi&#8217;nin fusus ve ibn arabi şerhleri, bir kısmı da fusus&#8217;un kendisi olacaktır. hatalar için herkes mazur görsün lütfen.<br />
bu arada mustafa beyin yaptığı bir eleştirinin önemli olduğunu düşünüyorum. ibn arabi düşüncesi olmaz, bu keşftir diye. elbetteki öyledir vebundan sonraki yazılarda bu keşfin mahiyetini kısaca elden geçirmek istiyorum. amacım tasavvufi tecrübenin bilinerek tecrübe edileceğini iddia etmek değil elbette. ancak en azındna literal manada bir bilgi verebilmek ve benim bu konudaki yorumlarımı aktarabilmek. okuyan dostlara sadece şunu söyleyeyim: islam dini ve tasavvuf benim için hayatımı, görüşlerimi ve sanat düşüncemi yönlendiren başlıca şeyler. bu yüzden böyle bir konuyu ele aldım. ama dediğim gib asla hatalardan azade değil. hatta hayati (ölümcül) hata bile yapabilirim, ama inanın bana niyetim sahih.</p>
<p>sevgiyle<br />
enver</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mustafa tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/28/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-1/#comment-26310</link>
		<dc:creator>Mustafa</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2009 15:10:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3631#comment-26310</guid>
		<description>Efendim. Yazinizi cidden güzel. Cok özden gitsede bircok cekirdek konulari dile getirdiniz. Kelam ilmi ve felsefe cok zor ve güc ilimlerdir. Bilmek ve anlamakta cok farklidir. Eflatunculuk ve Aristo felsefsini iyi bilen yeni-eflatunculuga yaklasabilir. Yeni-Eflatunculuk ise genis yelpazesi vardir. Farabi ve Ibni Sina yeni-eflatuncu diyebiliriz. O akimda kendilerine has yollari vardir. Yeni Eflatuncular 
Aristoya ve Eflatuna onlarin felsefelerinden degil kendi felsefelerinin ölcülerinden bakarlar ve "dogru felsefenin" onlarda oldugunu iddia ederler. Ibni Rüsd ise aristocu olmak arzusunda ama tam olarak ne aristoculuga kavusabildi nede tüm olarak yeni-eflatunculuktan uzak durabildi. Aristo ve Eflatunculuk rönesansdan sonra yavas yavas ortaya cikarildi. 
Sizin kullandiginiz dil oryantalistlerin dilidir. Onlarin terimlerini kullaniyorsunuz. Kelam ilminin en azindan itikadi konularda kendine has dili, terimleri uslubu vardir. Onlara uymak ve saygi göstermek bir müslüman icin gerektir. Sadece saygidan degil. Felsefi terimleri akaide cogu zaman yetersiz kaliyor. Yanlis anlamalara sebeb oluyor. 
Mesela metafizik,teori, mistik ve bircok diger kelimeler uymuyor mana bakimindan. (Sadece bu degil. Öyle yazarlar varki itikadi konularinda bir akideye "teori" kelimesini kullanir).Bunun yaninda Kelami tamamen "Islam düsüncesi" icinde görmek mümkün degildir. Müstesrikler genelde dil ilimlerinden gelmekteler ve felsefi ve teolojik ilimlerinde derinden bilgilere sahib degillerdi ve israr ederler islami kelimeleri "tercüme" etmeye.(Budistlikte bunu yapmiyorlar). Tercüme edlien kelimenin manasi hiristiuyan dininden veya cesitli felsefik akimlerin manalarindan renkler almakta. Okuyucu kelam alimlerinin anlatmak istediklerinden yer yer uzak kaliyor. Sonra öyle kelimeler kullaniliyorki sasmamak elde degil: "Tanri tasavvuru". Tasavvur kelimesi burda kulllanmak uygun degil.

MUstafa Sabri Efendi ve Harputlu Ishak Efendi son devir Kelam alimlerinden idiler. Onlardan bu yana genis capta Kelam ilmi henüz hiz kazanmadi (su an). Islami ilimlerin canlanmasinin ilk devrlerinde degil sonraki devrlerde kuvvet ve hiz kazanirlar. Su an enkazlari kaldirma isleri var. Kelam devri su an gelismis degil. Imam Maturidinin KItab ut Tevhid daha birkac sene evvel Türkceye tercüme edildi. Imam Esarinin eserlerinin sadece birkaci basildi simdiye kadar. 
"Esarilik" ve "Maturidilik" denilen "ehl-i sünnet"dir. Aralarinda akaidde mahiyet bakimindan fark yoktur. Ehl-i sünnet herhangi bir akimmis gibi yazmamiz mümkün degil. "falan ve filan akimin ortasinda gitti" veya "su veya bu akima yaklasti...uzaklasti..." gibi cümleler birsey izah etmiyorlar. Eger asil özellikler dile getirilmedikce. Reformculara cevab veren Mustafa Sabri Efendi yaziyor : "Islam akil dinidir." Bunu anlayabilmek icin Imam Gazalinin itikadda iktisat kitabini iyi bilmek lazim. Orda Imam yaziyor akil ile nakl bir birliktir. Bu birlik akila set cekmiyor akili ikinci plana itmiyor. akil nakil catismasi hiristiyanlikta var. Akil burda hangi akildir? Insan akli dünya hayatinda cesitli engeller ve nüfuzlar icindedir. Hayal, vehim, unutkanlik, his organlari, nefsi duygular vesaire vesaire bircok perdeler ve etkiler icindedir. Bu etkilerden nufüzlardan - mesela ahiretde - kurtuldumu akil saf ve asil halde olacak. Saf ve selim akil dinidir Islamiyet. Tasawwuf akli selim olan akla yaklastirmaktadir. Peygamberlerde selim akil olur. Bizdeki dünya sartlari icindeki akil Islam dini ile yol bulur. Felsefeciler ve mutezililer dünya sartlari icindeki akil ile o akillar akli olarak ulasilamiyacak konularda mutlak hükümlere vararak yanlis yollara saptilar. Ehl-i sünnet rasyoneldir onlara ise rasyonalist demek belki mümkün. 

Nedensellik ile kasdiniz tabiatdaki nedensellik. Fikri nedensellik ise aklin temel kurallarindandir. Tabiatdaki nedensellik tabiat felsefesi ile alakalidir. Insanlar hep Fen ilimlerin parcasi zan etmislerdi genelde. Öyle sey yok. Tabiat nedenselligi isbat etmek mümkün degildir. Bunu sadece Imam Gazali demiyor. Ehli sünnetde temel bilgilerdendir. Ilahi adetler sözkonusu zaruri determinist tabiat kanunlari yoktur. Kritik rasyonalizm bu konuda yakindir bize. David Hume hakeza. 

Ibni Arabi tasawwufi eserlerini halka yazmadi. Üstelik kaynagi fikir degil kesfdir. Icinde kalbinde buldugu anten gibi kalbinde kavustugu bilgileri kelime ve cümle kaliplarina dökmek ile aks etmesi. Bu bilgiler felsefi degildir. Saf DÜsüncenin ürünü degildir. Dolayisi ile onun "görüsleri" söz konusu degildir. 

Baska konularda insallah diger bölümleri okuyunca yazmak herhalde daha münasib olur.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Efendim. Yazinizi cidden güzel. Cok özden gitsede bircok cekirdek konulari dile getirdiniz. Kelam ilmi ve felsefe cok zor ve güc ilimlerdir. Bilmek ve anlamakta cok farklidir. Eflatunculuk ve Aristo felsefsini iyi bilen yeni-eflatunculuga yaklasabilir. Yeni-Eflatunculuk ise genis yelpazesi vardir. Farabi ve Ibni Sina yeni-eflatuncu diyebiliriz. O akimda kendilerine has yollari vardir. Yeni Eflatuncular<br />
Aristoya ve Eflatuna onlarin felsefelerinden degil kendi felsefelerinin ölcülerinden bakarlar ve &#8220;dogru felsefenin&#8221; onlarda oldugunu iddia ederler. Ibni Rüsd ise aristocu olmak arzusunda ama tam olarak ne aristoculuga kavusabildi nede tüm olarak yeni-eflatunculuktan uzak durabildi. Aristo ve Eflatunculuk rönesansdan sonra yavas yavas ortaya cikarildi.<br />
Sizin kullandiginiz dil oryantalistlerin dilidir. Onlarin terimlerini kullaniyorsunuz. Kelam ilminin en azindan itikadi konularda kendine has dili, terimleri uslubu vardir. Onlara uymak ve saygi göstermek bir müslüman icin gerektir. Sadece saygidan degil. Felsefi terimleri akaide cogu zaman yetersiz kaliyor. Yanlis anlamalara sebeb oluyor.<br />
Mesela metafizik,teori, mistik ve bircok diger kelimeler uymuyor mana bakimindan. (Sadece bu degil. Öyle yazarlar varki itikadi konularinda bir akideye &#8220;teori&#8221; kelimesini kullanir).Bunun yaninda Kelami tamamen &#8220;Islam düsüncesi&#8221; icinde görmek mümkün degildir. Müstesrikler genelde dil ilimlerinden gelmekteler ve felsefi ve teolojik ilimlerinde derinden bilgilere sahib degillerdi ve israr ederler islami kelimeleri &#8220;tercüme&#8221; etmeye.(Budistlikte bunu yapmiyorlar). Tercüme edlien kelimenin manasi hiristiuyan dininden veya cesitli felsefik akimlerin manalarindan renkler almakta. Okuyucu kelam alimlerinin anlatmak istediklerinden yer yer uzak kaliyor. Sonra öyle kelimeler kullaniliyorki sasmamak elde degil: &#8220;Tanri tasavvuru&#8221;. Tasavvur kelimesi burda kulllanmak uygun degil.</p>
<p>MUstafa Sabri Efendi ve Harputlu Ishak Efendi son devir Kelam alimlerinden idiler. Onlardan bu yana genis capta Kelam ilmi henüz hiz kazanmadi (su an). Islami ilimlerin canlanmasinin ilk devrlerinde degil sonraki devrlerde kuvvet ve hiz kazanirlar. Su an enkazlari kaldirma isleri var. Kelam devri su an gelismis degil. Imam Maturidinin KItab ut Tevhid daha birkac sene evvel Türkceye tercüme edildi. Imam Esarinin eserlerinin sadece birkaci basildi simdiye kadar.<br />
&#8220;Esarilik&#8221; ve &#8220;Maturidilik&#8221; denilen &#8220;ehl-i sünnet&#8221;dir. Aralarinda akaidde mahiyet bakimindan fark yoktur. Ehl-i sünnet herhangi bir akimmis gibi yazmamiz mümkün degil. &#8220;falan ve filan akimin ortasinda gitti&#8221; veya &#8220;su veya bu akima yaklasti&#8230;uzaklasti&#8230;&#8221; gibi cümleler birsey izah etmiyorlar. Eger asil özellikler dile getirilmedikce. Reformculara cevab veren Mustafa Sabri Efendi yaziyor : &#8220;Islam akil dinidir.&#8221; Bunu anlayabilmek icin Imam Gazalinin itikadda iktisat kitabini iyi bilmek lazim. Orda Imam yaziyor akil ile nakl bir birliktir. Bu birlik akila set cekmiyor akili ikinci plana itmiyor. akil nakil catismasi hiristiyanlikta var. Akil burda hangi akildir? Insan akli dünya hayatinda cesitli engeller ve nüfuzlar icindedir. Hayal, vehim, unutkanlik, his organlari, nefsi duygular vesaire vesaire bircok perdeler ve etkiler icindedir. Bu etkilerden nufüzlardan - mesela ahiretde - kurtuldumu akil saf ve asil halde olacak. Saf ve selim akil dinidir Islamiyet. Tasawwuf akli selim olan akla yaklastirmaktadir. Peygamberlerde selim akil olur. Bizdeki dünya sartlari icindeki akil Islam dini ile yol bulur. Felsefeciler ve mutezililer dünya sartlari icindeki akil ile o akillar akli olarak ulasilamiyacak konularda mutlak hükümlere vararak yanlis yollara saptilar. Ehl-i sünnet rasyoneldir onlara ise rasyonalist demek belki mümkün. </p>
<p>Nedensellik ile kasdiniz tabiatdaki nedensellik. Fikri nedensellik ise aklin temel kurallarindandir. Tabiatdaki nedensellik tabiat felsefesi ile alakalidir. Insanlar hep Fen ilimlerin parcasi zan etmislerdi genelde. Öyle sey yok. Tabiat nedenselligi isbat etmek mümkün degildir. Bunu sadece Imam Gazali demiyor. Ehli sünnetde temel bilgilerdendir. Ilahi adetler sözkonusu zaruri determinist tabiat kanunlari yoktur. Kritik rasyonalizm bu konuda yakindir bize. David Hume hakeza. </p>
<p>Ibni Arabi tasawwufi eserlerini halka yazmadi. Üstelik kaynagi fikir degil kesfdir. Icinde kalbinde buldugu anten gibi kalbinde kavustugu bilgileri kelime ve cümle kaliplarina dökmek ile aks etmesi. Bu bilgiler felsefi degildir. Saf DÜsüncenin ürünü degildir. Dolayisi ile onun &#8220;görüsleri&#8221; söz konusu degildir. </p>
<p>Baska konularda insallah diger bölümleri okuyunca yazmak herhalde daha münasib olur.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>dusunceler tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/28/islam-metafizigi-tasavvuf-ve-ibn-i-arabi-bolum-1/#comment-26298</link>
		<dc:creator>dusunceler</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2009 12:53:57 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3631#comment-26298</guid>
		<description>Eline saglik Enver Hocam, çok güzel bir yazı.. Devamini merakla bekliyorum.

----

Bir ara nedensellik meselesine ciddi şekilde kafayi takmıştım. Zannederim felsefenin en çetin problerinden birisi bu. (&lt;a href="http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&#38;Goster=Yazi&#38;YaziNo=260" rel="nofollow"&gt;Bu linkte&lt;/a&gt; güzel bir makale var, konuya meraklı olanlar mutlaka okumalı.)  

İnsan, hiçbir nedensel süreci, yani tabiat kanununu, herhangi bir tecrübeye dayanmadan (non-empirical), sadece aklıyla bulmamış. Tamamı tecrubîdir bulduklarının. Öteden beri varolup duran ama neden varolmak zorunda olduğu açıklanamayan ve determine edildiği şekliyle niçin süregittiği asla ispatlanamayan şeyler serisidir; tabiat kanunları ve insanın bunları keşif macerası.

Hume'un konu hakkındaki çaresizliğini anlattığı şu satırlar ne kadar manidar:  &lt;em&gt;"Zihin, sonucu olarak sözkonusu nesneye atfedilen bazı olayları kurgulamalı veya tahayyül etmelidir: Ve bu kurgunun tamamen keyfi olması gerektiği açıktır. Zihin sonucu hiçbir zaman öngörülmüş sebepte bulamaz. Çünkü sonuç sebepten bütünüyle farklıdır ve sonuç olarak, asla onun içinde keşfedilemez."&lt;/em&gt; (D. flume. An Enyuiry Concerning Human Understanding.)  

Yani, linkteki makalenin yazarı fizikçi Yamina B.Mermer'in deyişi ile &lt;em&gt;"Descartes, hiç hayatında çiçek görmeseydi ve ona bir çiçek tohumu gösterilseydi, " O tohum çiçeğe dönüşecektir" hükmünü hangi rasyonel yasaya göre bulacaktı?"  &lt;/em&gt;

B.Mermer'in bahsettiği şey, tohuma bakarak, sadece rasyonel düşünce ile, -daha önce hiç çiçek görmediğimizi kabul edersek- onda çiçeğin herhangi bir özelliğini göremeyecek ve aralarında herhangi bir biçimde neden-sonuç ilşkisi kuramayacak olmamız.  Mesela Russell da tümevarımın ispatlanmaması ve bunun olası sonuçları için &lt;em&gt;"yarın güneşin doğması için hiçbir sebep yoktur, doğmayabilir de hiçbir garantisi yoktur"&lt;/em&gt; demesi de aynı şeye dayanıyor.

K.Poper'da bu tümevarım meselesinin içinden çıkamamış ve tümevarım için, &lt;em&gt;"doğruluğu ispatlanamaz, yanlışlığı ispatlanabilir,ama şimdiye kadar kimse yanlışlığını ispatlayamadığı için geçici olarak doğruluğu kabul edilir"&lt;/em&gt; demek zorunda kalmış. Böyle çetin bir sorunsal. 

Rasyonalizm ve materyalizm yine kendi kabullerinden hareketle öyle bir çukura düşmüş oluyor ki, tüm 'bilimsel bilgi' büyüsü önemsizleşiyor. Öyle ya, herhangi bir neden-sonuç zorunluluğu ispatlanamıyor, sadece öteden beri böyle devam ettiği için 'doğruluğu kabul edilebiliyor' ise hangi bilgi-deney-tecrübe bizatihi 'önemli' olarak kalabilir ki? Hangi materyalist kabul bu yakıcı gerçeklik karşısında çaresizleşmez?

Buradan bir müslüman olarak ben, bana müthiş bir entelektüel üstünlük ve özgüven sağladığına  inandığım, İslam'ın varlık tasavvuruna geliyorum. İslam'a göre Kayyum olan Yaratıcı kainata her an "yaratma" fiili ile müdahale eder. Tüm bu nedensellikler de dahil herşey O'nun iradesindedir ve O'nun kudretiyle her an yaratılmaktadır. Tümevarımın ispatlanamamasındaki gizem de bana göre buradadır. Ve bakmasını bilen, gözleri bağlı olmayanlar için için bu Yaratıcı'nın varlığına ve (O'nun deist değil teist anlamda) bir müdahil olduğuna ilişkin çok sağlam bir delildir.

Tam burada, filozofları biraz haksız yere eleştirdiğini (bu eleştirilere İ.Rüşd çok güzel cevap vermiştir) düşünsem de Gazali'yi rahmetle ve minnetle anmak gerek ki bugünkü bilimin kuantum bağlamında geldiği noktayı o, yaklaşık 10 asır önce küçük farklılıklarla formule etmiştir neredeyse. 

Aklediyorum, inanıyorum teslim  oluyorum. İşte huzur bu..

TSD.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Eline saglik Enver Hocam, çok güzel bir yazı.. Devamini merakla bekliyorum.</p>
<p>&#8212;-</p>
<p>Bir ara nedensellik meselesine ciddi şekilde kafayi takmıştım. Zannederim felsefenin en çetin problerinden birisi bu. (<a href="http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&amp;Goster=Yazi&amp;YaziNo=260" rel="nofollow">Bu linkte</a> güzel bir makale var, konuya meraklı olanlar mutlaka okumalı.)  </p>
<p>İnsan, hiçbir nedensel süreci, yani tabiat kanununu, herhangi bir tecrübeye dayanmadan (non-empirical), sadece aklıyla bulmamış. Tamamı tecrubîdir bulduklarının. Öteden beri varolup duran ama neden varolmak zorunda olduğu açıklanamayan ve determine edildiği şekliyle niçin süregittiği asla ispatlanamayan şeyler serisidir; tabiat kanunları ve insanın bunları keşif macerası.</p>
<p>Hume&#8217;un konu hakkındaki çaresizliğini anlattığı şu satırlar ne kadar manidar:  <em>&#8220;Zihin, sonucu olarak sözkonusu nesneye atfedilen bazı olayları kurgulamalı veya tahayyül etmelidir: Ve bu kurgunun tamamen keyfi olması gerektiği açıktır. Zihin sonucu hiçbir zaman öngörülmüş sebepte bulamaz. Çünkü sonuç sebepten bütünüyle farklıdır ve sonuç olarak, asla onun içinde keşfedilemez.&#8221;</em> (D. flume. An Enyuiry Concerning Human Understanding.)  </p>
<p>Yani, linkteki makalenin yazarı fizikçi Yamina B.Mermer&#8217;in deyişi ile <em>&#8220;Descartes, hiç hayatında çiçek görmeseydi ve ona bir çiçek tohumu gösterilseydi, &#8221; O tohum çiçeğe dönüşecektir&#8221; hükmünü hangi rasyonel yasaya göre bulacaktı?&#8221;  </em></p>
<p>B.Mermer&#8217;in bahsettiği şey, tohuma bakarak, sadece rasyonel düşünce ile, -daha önce hiç çiçek görmediğimizi kabul edersek- onda çiçeğin herhangi bir özelliğini göremeyecek ve aralarında herhangi bir biçimde neden-sonuç ilşkisi kuramayacak olmamız.  Mesela Russell da tümevarımın ispatlanmaması ve bunun olası sonuçları için <em>&#8220;yarın güneşin doğması için hiçbir sebep yoktur, doğmayabilir de hiçbir garantisi yoktur&#8221;</em> demesi de aynı şeye dayanıyor.</p>
<p>K.Poper&#8217;da bu tümevarım meselesinin içinden çıkamamış ve tümevarım için, <em>&#8220;doğruluğu ispatlanamaz, yanlışlığı ispatlanabilir,ama şimdiye kadar kimse yanlışlığını ispatlayamadığı için geçici olarak doğruluğu kabul edilir&#8221;</em> demek zorunda kalmış. Böyle çetin bir sorunsal. </p>
<p>Rasyonalizm ve materyalizm yine kendi kabullerinden hareketle öyle bir çukura düşmüş oluyor ki, tüm &#8216;bilimsel bilgi&#8217; büyüsü önemsizleşiyor. Öyle ya, herhangi bir neden-sonuç zorunluluğu ispatlanamıyor, sadece öteden beri böyle devam ettiği için &#8216;doğruluğu kabul edilebiliyor&#8217; ise hangi bilgi-deney-tecrübe bizatihi &#8216;önemli&#8217; olarak kalabilir ki? Hangi materyalist kabul bu yakıcı gerçeklik karşısında çaresizleşmez?</p>
<p>Buradan bir müslüman olarak ben, bana müthiş bir entelektüel üstünlük ve özgüven sağladığına  inandığım, İslam&#8217;ın varlık tasavvuruna geliyorum. İslam&#8217;a göre Kayyum olan Yaratıcı kainata her an &#8220;yaratma&#8221; fiili ile müdahale eder. Tüm bu nedensellikler de dahil herşey O&#8217;nun iradesindedir ve O&#8217;nun kudretiyle her an yaratılmaktadır. Tümevarımın ispatlanamamasındaki gizem de bana göre buradadır. Ve bakmasını bilen, gözleri bağlı olmayanlar için için bu Yaratıcı&#8217;nın varlığına ve (O&#8217;nun deist değil teist anlamda) bir müdahil olduğuna ilişkin çok sağlam bir delildir.</p>
<p>Tam burada, filozofları biraz haksız yere eleştirdiğini (bu eleştirilere İ.Rüşd çok güzel cevap vermiştir) düşünsem de Gazali&#8217;yi rahmetle ve minnetle anmak gerek ki bugünkü bilimin kuantum bağlamında geldiği noktayı o, yaklaşık 10 asır önce küçük farklılıklarla formule etmiştir neredeyse. </p>
<p>Aklediyorum, inanıyorum teslim  oluyorum. İşte huzur bu..</p>
<p>TSD.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

