RSS Feed for This Post

Kemanın Zirvesi Farjad

Nasıl çıkarır bu sesleri, melodileri, nasıl yakar, nasıl da kavurur bizleri doğunun incisi Farjad, bu incilerden sadece bir tanesi.  
      
 Yangından ne kurtuluş vardır ne de ölüm.  Ateşin içindedir, yanıp kurtulmayı istese de bitmez sancılar, sürer gider saatlerce, yıllarca, asırlarca… damarlar değildir onca acının, sancının olduğu mekan, sancı daha da içtedir, daha da işlemiştir onun notalarına. Ağrılar, acılar melodinin bütünündedir ve bedenin her yerinde. Bildiğiniz ama bilmediğiniz yerler, gördüğünüz ama görmediğiniz renkler, tattığınız ama tatmadığınız duygular, hisler keşfedersiniz, boşlukta boğulur, dolulukta kaybolursunuz yahut tam tersi olur ama bir şey ve farklı bir şey muhakkak olur. Ve tüm bunları işte bu notalar topluluğu yapar. 
  
 Çölde hiç bulunmamışsınızdır, mecnun gibi aşık olmamışsınızdır fakat bunları yaşadığınızı, hissettiğinizi hissettirir size Farjad. Çölün kavurucu havasında içiniz, dışınız tüm varlığınız yanmış, gece soğuğunda da yine yanmışsınızdır. Bir de çöldeki sevgiliyi düşlettirir size. Fakat bir sevgili hiç yoktur belki de.
      
       Çöl yakar, çöl kavurur, çöl dondurur
       Çöldeki güzel mi? O öldürmez bile,
       Ancak perişan eder ancak süründürür…
       Bin ömrün, yüz canın olsa fark etmez
       Bir tek Leyla yeter,
       Çöldeki güzel öldürmez
       Ancak perişan eder, ancak süründürür…
 
       İşte Farid Farjad’ın melodilerini dinlerken tüm bunları hissedersiniz. Tüm bunları yaşarsınız içinizde… sanki siz değilsinizdir. Sanki kimse değildir hiç kimse. Bir kum tanesi, bir aşık, bir şair belki, belki bir mısra yahut bayağı bir zerre, bir söz, bir ünlem olursunuz…
 
 
       İşte böylesine tesirini hissettiğim Farid Farjad İran asıllı dünyaca ünlü bir keman virtüözüdür. 1938 yılında Tahran’da dünyaya gelmiş ve 9 yaşından itibaren musiki eğitimi almaya başlamıştır. Fars Halk Müziğinde geniş bir bilgi birikimi olan Farjad kemanı ile Klasik Batı Müziği üzerinde de çalışmalar yapmış ve bu  çalışmaları Fars müziğinin gelişiminde de etkili olmuştur.
 
       Şuan dünyanın en iyi keman virtüözlerinden biridir Farjad, An Roozha (O Günler) 1,2,3,4,5 olmak üzere bir albüm serisi vardır. Ve her birinde birbirinden güzel parçalarla mest eder bizleri, garip hisler uyandırır yüreklerimizde. Ayrıca Golha Orkestrası adlı kolektif bir  albüm de eserleri arasında yayımlanmıştır.
 
        An Roozha serisinin ilk dört albümünde, piyanoda kendisine Abdi Yamini eşlik eder ve  piyano ezgileri de ona aittir. Daha sonraları ise piyanoda kendisine eşlik eden başka bir isim de eşi Mitra Tavakkoli Farjad’tır.
 
         Bu kısa bilgiden sonra sanatçının  melodilerinden, parçalarından ve içeriğinden , hissettirdiklerinden bahsetmek istiyorum.  Farjad’ın sözsüz, sessiz haykırışları vardır, çığlıklar saklıdır notalarının arasında.  Kendisi için “kalpsiz, duygusuz bir insanı bile etkileyecek melodilerin insanı” benzetmesi yapılır, öyledir de. Farjad ziyadesiyle etkiler. Hangi diyarın insanı olduğunu bilmeseniz bile, notalarıyla doğunun acılı aşk anlayışını kavramış ve hatta belki de bizzat yaşamış olduğunu düşündürür size.
 
        Farjad’ı  ilk dinlediğim yaz sıcağında müziğinin tesiriyle içime karlar dolmuş, yüreğimi buzlar kaplamış fakat aynı zamanda gözyaşlarının acı tuzluluğu da yanaklarımı ve gözlerimin çevresini epeyce yakıvermişti.  Öyle tesirlidir ki birbirinin çok zıddı şeyleri aynı anda yaşattırabilir sizlere, yanarken üşüyebilir, uyanıkken uyuyabilir, rüyayla gerçek bir olabilir, gülerken ağlar, ağlarken gülebilirsiniz… kolay ile imkansızın bir arada olması gibi, sehl-i mumteni gibi… zıtlıklar,  gariplikler, tuhaflıklar… kolayca yapabilirim deyip hiçbir şey yapamamak. Çok şey hissediyorum deyip tek bir şey hissedememek…ahlar çektirir size, yanık  ve sessiz çığlıklar kopar gelir ta derinlerden. Farkında olmazsınız bile. Ta derinler bize yabancıdır, biz ta o derinlere yabancıyızdır çünkü. Farkına varamayışımız ondandır.
 
       Gecenin karanlığı, acılı ve sessiz çığlıkların buram buram yaktığı yürekten çıkan zifiri  duman iledir Farjad’ın melodileriyle. Farjad’ın melodileriyle içinizde yaralar açılır, yayın kemana dokunduğu her an daha da büyür yaralar. Hüzün denizlerinde dalgalarla savaşır, tufanlarla boğuşursunuz. Yay kemana dokunmaktan, kemanla buluşmaktan hem heyecan duyar, mutluluk duyar hem de bundan korkar, acı çeker..
       
       Varlığı, yokluğu, hiçliği, zamansızlığı hatırlatır. Nefes tüketmeyi, çekip gitmeyi, hiçlikte yok olup kaybolmayı, uzanıp sırtüstü boylu boyunca gözleri en yukarıya dikerek sadece işitmeyi istettirir bazen. Bazense… çoğu zaman yalnızlığımızı hatırlatır ve her zaman hüznü…
 
       Her yeni dinleyişte size ilk hissettirdiklerine başkalarını eklemleyerek tekrar yenileri duyumsarsınız. Belki değişen şeyler olur duygularınızda ama hüzün hiç değişmez, hiç eksilmez Farjad’da.

Farid Farjad’ın sitesinde şarkılarından örnekler dinlenebilir 

 

… Bu makale ilginizi çektiyse…

Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…

 ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” 

Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. Buradan indirin.

 

Derin Göz

 

Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.

Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …

 (Buradan indirebilirsiniz)

 

 Baudolino (Umberto Eco)  Suzan Başarslan

Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın

Trackback URL

  1. 8 Yorum

  2. Yazan:eg Tarih: Şub 25, 2009 | Reply

    “bırak planlanmış her şey gerçekleşsin.
    bırak inansınlar
    ve bırak tutkularına gülsünler.
    çünkü onların tutku dedikleri,
    aslında hissi bir enerji değil,
    sadece ruhları
    ile dış dünya arasındaki sürtünme.
    ve en önemlisi bırak kendilerine inansınlar, bırak çocuklar gibi çaresiz olsunlar,
    çünkü zayıflık büyük şey
    güç hiç bir şeydir.
    bir adam doğduğunda zayıf ve esnektir,
    ne zaman ölür güçlü ve duyarsızdır.
    ağaç büyüyorken sevecen ve esnektir,
    ama kuru ve sert olduğunda ölür.
    sertlik ve güç ölümün yol arkadaşlarıdır. esneklik ve zayıflık tazeliğin tanımlarıdır. çünkü sert olan asla kazanamaz. ”

    yazı, bana stalker’daki “lao tzu” dan alıntı bu pasajı hatırlattı. en sevdiğim yazı türü…bilgi vermenin ikinci planda olduğu, ama ruhsal bir uyarıyı amaçlayan sanatların, hakikate ulaşmada bana kalırsa sinemayla birlikte en yetkini olan müziğin, böyle bir etkisini aynı yöntemi kullanan bir yazıda görebilmek ne güzel! birden müzikle ilgili müzik gibi bir yazıdan bu pasaj aklıma geldi. çünkü müzik de işte bu ruhsal inceliği ve “zayıflığı” yüceltir, ideolojilerin tiksindirici güç yarışlarına karşıt olarak! teşekkürler yazı için. elinize sağlık.

  3. Yazan:Nuran Bayhantopçu Tarih: Şub 25, 2009 | Reply

    Kimileri sadece çalar.. Farjad yaşayarak çalanlardan. Bundandır insanın içindeki bam teline dokunması, insanın içindeki hiç zorlanmamış kapıları zorlamaya çalışması. Tabi işin farklı bir boyutu daha var, o da herkesin bunları hissetmemesi ya da daha doğrusu hissedememesidir. Hissedebilene ne mutlu!
    Selamlar…

  4. Yazan:Fulya Sürel Tarih: Şub 25, 2009 | Reply

    Canım arkadaşım kalemine ve yüreğine sağlık..Nekadarda güzel kaleme almışsın bu ustanın kemanından çıkan güzel melodilerin doyumsuz lezzetini…

  5. Yazan:amarat Tarih: Şub 25, 2009 | Reply

    Geçen seferki istanbul konseri iptal olmuştu.İl dışında oldugumdan zaten gidemeyecektim ve çok sevinmiştim.Şimdi tekrar istanbul’a konsere geliyor.Bu sefer inşallah gidecegim.

  6. Yazan:bahattin kopuz Tarih: Şub 25, 2009 | Reply

    Farjad’ı tanımayan, ama sayanizde tanıyıp dinlemek isteyen bir okuyucudan TEŞEKKÜRLER…

  7. Yazan:Kamer Yalçın Tarih: Şub 26, 2009 | Reply

    Sayın Fatma Kopuz, size teşekkürlerim sonsuz…

    İnsanın aradığı, beklediği ses varsa ben o sesi ve melodiyi bulmuş olmanın mutluluğunu yaşıyor ve doyumsuz tadını alıyorum…

    Sanatçının ODTÜ konserini sabırsızlıkla bekliyorum.

  8. Yazan:suzannur Tarih: Şub 27, 2009 | Reply

    Farjad’ı bir yıl önce keşfettim, bir arkadaşımın sayesinde ve ah neler kaçırmışım dedim ilk dinlediğimde…
    yüreğin ateş denizini daha da kavuran damlalar…
    robabeh, beyaad giti hele…
    dinlemeyenlerin dinlemelerini ve acele etmelerini tavsiye ederim ve bu yazı için sayın yazara teşekkür ederim.
    muhabbetle

  9. Yazan:ahmet ercan Tarih: Ara 9, 2009 | Reply

    süleymaniye camiinden hemen sola döndüğünüzde ara sokakta kalan muhteşem haliç manzaralı “ağa kapısı”nda sürekli çalan müziğin üstadı….b iraz ekşi vari oldu ama neyse…

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin